1957 Bölükbaşı Krizi; İnsani, Medeni ve Hukuki Çözüm - Mustafa Nevruz SINACI - TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi - http://www.turansam.org









1957 Bölükbaşı Krizi; İnsani, Medeni ve Hukuki Çözüm - Mustafa Nevruz SINACI
Tarih: 11.08.2011 > Kaç kez okundu? 1847

Paylaş


Gerçekte önceden bilinen ve çok özel bir senaryonun parçası olan 12 Haziran “tutuklu vekil sendromu” benzeri, tarihi ve kadim Demokrat Parti’nin başına gelen 1957 olayı ışığında çözülebilir. Umur-u devlet, hukuk’a saygı ve adalet ahlâkı da, zaten bunu gerektirir. Başkaca bir yola tevessül, bütün kaygıları haklı çıkartır ve neticesi “vatana ihanet” suçuna varır.

Neydi Osman Bölükbaşı meselesi ve 1957 vekil krizi?..

1950’li yıllarda ülkenin hemen hemen her bölgesinde yüksek oy oranlarına sahip olan DP, 1954 genel seçimlerde Kırşehir’de ciddi bir başarısızlığa uğradı. CMP Kırşehir oylarının neredeyse tümünü alarak 5 milletvekilinin tamamını kazanmıştı. Bu beş vekilin arasında da en fazla oyu CMP lideri Osman Bölükbaşı aldı. (*)

Bu durum DP’de rahatsızlığa sebep oldu. Hükümet mecliste yaptığı bir düzenleme ile Kırşehir’i cezalandırarak, Nevşehir’e bağlı bir ilçe yaptı. Düzenleme dönemin önemli tartışma konularından biri oldu. Bölükbaşı da, hükümete muhalefetini git gide artmaya başladı.

Bölükbaşı neden ve niçin mahkum edilmişti?

1957 yılının haziran ayında, DP Kırşehir’i tekrar il haline getirecek bir kanun tasarısı hazırladı. Ancak bu kez de yapılan düzenlemede Osman Bölükbaşı’nın köyü olan Hasanlar, il haline getirilen Kırşehir’e bağlanmıyor ve Nevşehir’de bırakılıyordu. Bu düzenleme sırasında mecliste gerilim arttı. Kırşehir’in tekrar il yapılma görüşmeleri sırasında Osman Bölükbaşı’nın Cumhurbaşkanı Bayar’a ‘kindar’ ve ‘onun maskesini düşüreceğiz’ demesi, Demokrat Partilileri haysiyetsizlikle itham etmesi üzerine de mecliste kıyamet kopar. Meclis başkanı, Bölükbaşı’na 3 oturuma katılmama cezasını meclisin onayına sunar. Onay üzerine Osman Bölükbaşı öfke ile kürsüden inerek genel kurulu terk eder.

Ancak çıkışı sırasında olaylar sürer. DP vekillerinden biri ‘sen kime küfrediyorsun’ diyerek Bölükbaşı’nın üzerine yürüyünce yumruklaşma olur büyük bir kavga yaşanır. Bu olay üzerine Osman Bölükbaşı’nın dokunulmazlığı TBMM’ce kaldırılmış ve 6 gün sonra Meclise hakaretten tutuklanarak 2 Temmuz 1957 tarihinde Ankara Merkez cezaevine gönderilmişti.

Bu durum üzerine Ekim ayında yapılan seçimlere O. Bölükbaşı Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi’nin Başkanı olarak cezaevinden katıldı. Ancak Kırşehirlilerin desteği devam etti. % 62 gibi bir oranla destek verdiler. Sonuçla Bölükbaşı tekrar milletvekili seçilmiş oldu.

Şerefli ve soylu, asil bir mücadele!..

Seçim sonuçlarının resmen ilânını müteakip Osman Bölükbaşı mahkemeye başvurarak tahliye talebinde bulundu. Mahkeme, onun milletvekili seçilmesini tahliye sebebi olarak kabul etmedi. Mahkûmiyetinin devamına karar verdi. Bir yanda bu gelişmeler yaşanırken; 1 Kasım 1957 günü yeni mecliste yemin töreni yapıldı. Vekiller, il’lerine göre kürsüye çağrılırken sıra Kırşehir’e geldiğinde meclis başkanı Kırşehir’i atlayarak Bölükbaşı’nın ismini okumadı.

Osman Bölükbaşı, Hapishane de yemin etti!..

Ancak mecliste yemin töreni gerçekleşirken başka bir yerde Ankara Merkez Cezaevi 10. Koğuşu’nda da ‘tarihi’ bir yemin töreni daha yapılıyordu. Bölükbaşı radyonun başındaydı. Kırşehir’e sıra geldiğinde ayağa kalkarak sanki meclisteymiş gibi yüksek sesle milletvekili yeminini mahkûmların önünde yaptı. Heyecanla alkışlandı ve içtenlikle kucaklandı, kutlandı.

Bu yeminin ardından mahkemeye reddi hâkim talebinde bulundu. Ayrıca, ilk tahliye talebine ‘karşı görüş’ belirten savcıyı da dava etti. Sonuçta 1 Aralıkta reddi hâkim talebi kabul edildi. Yeni bir mahkeme heyeti oluşturuldu. Yeni heyet oy birliği ile Bölükbaşını tahliye etti.

Bu tahliyeden bir gün sonra Osman Bölükbaşı 2 Aralık 1957’de mecliste tekrar yemin ederek görevine başladı. O’nun mücadelesi çok onurlu, sorumlu, hukuki, insani ve medeni idi. Kimseye af veya ‘hukuku dolanma’, TCK veya Anayasa değişikliği için ricacı olmadı, ilenip yalvarmadı, tehdit etmedi. Asla halkı terör, tedhiş, anarşi ve isyana teşvik etmek gibi bir lânet, cehalet ve ihanetle malul olmadı.

Alçaklık ve küstahlığa tevessül ve tenezzül etmedi.

Demokrasi, adalet ve hukuktan ileri gelen sorunu yine; Adalet, hukuk ve demokrasi içinde, milliyetçi ve medeni bir vatandaş sıfatıyla halletti.

Partisi, seçimde % 7 oy alarak 4 vekil çıkardı. Milletvekilleri Meclisi boykot etmedi.

Oturumlara katılmamak, hükümeti tehdit, dâhili ve harici bedhahlara mihnet, devlete karşı kin ve nefret, kimsenin aklından bile geçmedi.

İşte güncel sorunun hal yolu ve esası budur.

Demokratik hukuk devletinde hak, hukuk yolundan başka bir yolla elde edilmez.

Aksi taktirde memlekette ”milli şeflik” ver demektir!..

(*) (Ömer Aymalı- Dünya Bülteni)











TBMM’nin manevi şahsiyeti; Vekâlet ve meşruiyet

Mustafa Nevruz SINACI

O’nun manevi şahsiyetinden bihaber, gaflet-dalâlet ve hıyanet içinde, dâhili bedhahlık ile malul birileri; İstiklâl Savaşı Gazisi, Peygamberlik (Halifelik) makamı “manevi şahsında” mündemiç Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne, şeref-haysiyet, din-iman, adalet ahlâkı ve fazilet cevherinden yoksun;, terörist/anarşist/hırsız/yolsuz/namussuz/şerefsiz güruhları dâhil etmek için çırpınıyorlar! Hem de güya; Cumhurun iradesi, muvafakat ve müsaadesi dairesinde tensip ve takdir edilmiş “vekil” sıfatıyla!... Yani, bu sıfatla, O kutsal mekâna münkir sokacaklar!...

EY GAFLET VE DALALET EHLİ!..

İmparatorluk bakiyesi TC’nin Meclisi; Cihanşümul adalet; vahşi kapitalizm ve mel’un emperyalizmin “insanlık/adalet/ahlâk ve hukuk düşmanlığına” karşı duran iyi-namuslu, dürüst ve demokrat halkın temsili için vardır. Bu, ütopya değil gerçektir. TBMM’de her fikre temsil hakkı tanınmasının hikmeti: Kuruluşunda var olan asalet, adalet ve yükseklikten gelen “insan” hakları, Cumhuriyet ve demokrasinin gereğidir. İdarenin gaflet, acz ve güvenlik zaafından bilistifade seçimleri istismar; baskı-dayatma ve terörle oylatılan BDP'li ‘sözde’ vekiller, güya halkın oyunu aldıkları için hapisten çıkarılmalı ve Meclis'e girmelidir sonucuna varılabilir mi?

Elbette ve kat’iyyen hayır!..

Yukarda açıklanan nevi-i şahsına münhasır tüm manâ ve muhteviyatı dışında, genel olarak Demokrasi ve Meclisler fikirlerin temsili için vardır; İhanet şebekeleri, vatan haini ve zorbaların saltanat mekânı olarak değil!.. Kaldı ki, terör-tedhiş ve anarşi bir düşünce açıklama yöntemi değildir. O nedenle teröristler, bir milletin vekili olamaz. Halk, cebren, baskı altında ve hile ile bir terör örgütü mensubuna ya da destekçisine oy vermiş olsa bile terörist Meclis'e giremez. Çünkü Meclis bir fikir kürsüsüdür, adalet hane, fazilet hanedir, terör kürsüsü değil. Ama görüyoruz ki Türkiye'de birileri çıkıp demokrasi adına teröristlere özgürlük istiyor.

Deniyor ki çıkartalım hapisten teröristleri, milletvekili yapalım. Oysa dünyanın hiçbir demokratik ülkesinde teröristler Meclis'e giremez! Değil Meclis'e girmek, seçimlerde aday bile olamaz bunlar. Bizim ülkemizde teröre her olanak ve hak sağlanmakta ve terör Meclis'te temsil hakkı bulmaktadır. Buna izin veren, müsamaha eden ve bir anlamda yardım ve yataklık yapanlar, hukuki meşruiyetlerini yitirmiş “gasp, dikta ve irtikap ehli” olsalar gerektir.

Sonuçta terör örgütü mensupları o kadar azmış ve şımarmışlardır ki artık azılı bir katili bile çıkartıp milletvekili yapmayı açıkça savunma cüretini göstermekte, münhasıran “bölgesel özerklikle” halkı ve devleti tehdit etmekte ve TBMM yerine, alenen “özerk meclis” dedikleri ve başkent olarak algıladıkları vilâyetimizde grup toplantısı (!) yapabilmektedirler..

Buna seyirci kalan yönetimin, kadim ENDÜLÜS idaresinden farkı yoktur.

Dolayısıyla şimdi Türkiye, bir demokrasi ve hukuk sınavı vermektedir. Ya gerçekten demokrasi, adalet ve hukuku savunacak ve bunları Meclis'e hiçbir şekilde sokmayacaktır ya da, teröre teslim olup teröristleri hapisten çıkaracak ve demokrasiyi kelepçeleyecektir. Çünkü Demokrasi ve terör bir arada bulunamaz. Nitekim geçtiğimiz 4 yıl boyunca Meclis'te melânet eşkıyayı açıkça savunan bir parti vardı. Sonuç ne: Terör azaldı mı arttı mı? Görüyoruz ki terör yandaşlarına verilen taviz; demokrasiyi değil, terör örgütünü güçlendirmiş!

O halde teröre karşı isek, taviz vermemeli; Demokrasiyi geliştirmek istiyorsak, terörü savunan piyonların dokunulmazlığını derhal kaldırmalıyız. Zira teröre dokunulmazlık tanıma, eşkıyanın masum halkı öldürmesine imkân tanımak demektir. Oysa Demokrasi ilkönce halkın yaşam hakkını savunur. Teröristin olduğu yerde yaşam hakkı korunamaz. O nedenle Meclis'te terörist istemiyoruz! Askerlerimiz şehit edilmesin; Vatan bölünmesin; Adalet, huzur, barış ve demokrasi olsun; Ekonomik kalkınma ve refah gelsin; istiyorsak ihaneti Meclis'e sokamayız!

Meclis yasama için vardır. İhanetin gölgesinde, tehdit altında kanun yapılamaz. Teröre kanun yapma hakkı verilemez. Teröristin Meclis'e girmesi, TBMM düşüncesinin ruhuna tecavüz; Cumhuriyete reddiye, Atatürk’ü tekzip ve İslâm’a açıkça düşmanlıktır.

Bu vahim hal içinde tek çare: Cari hukuk ve mevzuat içinde çözüm bulmaktır.











BU SORUYU SORMAK GEREK!..

Mustafa Nevruz SINACI

Acaba ülkemizde 50 yıldır bitmeyen ve her gün aramızdan gencecik canlar alan hain ve menfur terörün gerçek sebebi ne olabilir? Mustafa Kemâl Atatürk’den sonra ülkemizin en büyük devlet adamı ve dünya çapında liderlerinden; Son Başvekil Adnan Menderes, Polatkan ile Zorlu’nun, nâhak yere, alçakça, hunharca katledilmesinden sonra gelen “karanlık, kâbus ve mâkus” yılları bir kenara bırakalım. En yakın tarihe günümüze gelelim: Örneğin Aktütün sınır karakolumuza yapılan saldırı ve bu saldırıda verilen 17 şehit bu tür bir ayrışmayı mı tetikledi?

Belki bir payı vardır ama yine de yeterli bir açıklama değil. Asıl soru şu: Neden eşkıya karakolumuza saldırdığında, bu ülkenin insanları Türk-Kürt olarak iki ayrı kampa ayrılıyor? Bunun tek bir açıklaması var, herkes bal gibi de biliyor ama namussuzca saklıyor: Bu ülkede terörü destekleyen, yardım ve yataklık yapan geniş bir taban var. Onlar kendilerini Kürt diye açıklayıp tanımlıyorlar.

Elbet kendisine Kürt diyen herkes varlığını eşkıya ile bir tutmuyor belki, ama sonuçta çok geniş bir “eşkıya yanlısı” Kürt nüfusun olduğu çok abartılı bir biçimde maniple ediliyor. Şimdi kimileri “bu ülke bir mozaik, etle tırnak gibiyiz, bizi birbirimizden koparamazlar, aman bir iç savaş oyununa gelmeyelim” gibisinden hamaset nutukları atabilir. Bu hamaseti de sanki bilimsel analizlermiş gibi uzun yazılarla gazetelerde dergilerde yayınlayabilirler. Ancak, bazı sorular var ki tüm analizlerden daha etkili oluyor. Soralım o zaman...

Birinci soru: Altınova’da bu kadar Kürt’ün ne işi var?

Kimileri irkilebilir ama hiç de ırkçı bir soru değil. Zaten mesele Altınova ya da diğer sahil kent ve kasabalarımızdaki Kürtlerin çokluğu değil. Hadi diyelim ki bu olguyu, basit bir göç olarak gördük!.. O zaman ikinci soru:

Tarihi Musul Vilâyetimizin öz be öz Türk kenti Kerkük’ün bir Kürt göçüne maruz kaldığını, bunun nedeninin, kentin etnik yapısını değiştirmek olduğunu, kentin zorla Kürtlerin eline geçtiğini savunan Türk Devleti, Türk Ordusu ve Türk kamuoyu, Kerkük’le Altınova arasındaki farkı nasıl açıklar acaba? Acaba diyoruz Türkiye’nin ortasındaki bu iç göçün de tıpkı Kerkük’teki gibi bir etnik amacımı mı var? Elbette bu soruları çoğaltmamız lâzım. Son yıllarda nedense Balıkesir, İzmir, Mersin, Adana gibi şehirlerimizde bu tür olaylar yaşanıyor.

Üçüncü soru: Neden hiç bir “Kürt ilinde” böyle bir olaya rastlamadık?

Birinci sebep Türklerin çok ırkçı ve saldırgan olmasıdır, ikinci sebepse Kürtlerin çok hümanist ve barışsever. Peki, acaba şu etle tırnak gibi olmuş toplumsal mozayiğimizin Doğu kısmında, kendilerine Kürt denilen bölgenin kentlerinde ve kasabalarında acaba ben Türküm diyen bir kalabalık var mı ki, çatışma çıksın! Gerçek şu ki, bu ülkenin Batı kısmında Kürtler gelip Türklerin arasına rahatça yerleşebilmektedir. Ama tersi bir durum yoktur. Provokatörler soruyu şöyle cevaplıyor: “Elbet yok, çünkü Doğu fakir, o nedenle Türkler Doğu’ya gitmiyor.”

Hadi buna da eyvallah. O zaman başka bir şey soralım.

Dördüncü soru: Bu ülkede ister Doğuda, ister Batıda yaşasın, kendi aralarında kimi yerlerde bir kent, kimi yerlerde bir semt, mahalle oluşturan, kendilerine Kürt diyen bölgelere bir bakalım. Çok uzağa da gitmeyelim. 17 askerimizi şehit verdiğimiz Aktütün saldırısından sonra, en ufak bir tepki, hoşnutsuzluk gördünüz mü? Tüm ülke bir yas tutarken buralarda bir yas gördünüz mü? Tüm ülkede evlere bayraklar asılırken buralarda herhangi bir eve bir Türk bayrağı asıldığını gördünüz mü? Hayır. Çünkü oradaki insan tehdit altında, bayrak asarsa evi bombalanır, ocağı söndürülür de, kimsecikler sahip çıkmaz. İşte, ileri sürülen sanılan sebep!..

Oysa bu yalan, aldatmaca ve hile, apaçık düzenbazlık ve sahtekârlık.

Tıpkı bir zamanlar Manisa’nın bir ilçesinde, “Çingene açılımına çanak tutmak” için sahnelenen kirli oyun ve menfur tezgâh gibi.. İşin doğrusu: Kendisine Kürt diyen organize bir azınlık (Ermeni diyasporası) Abd/Ab’ce oluşturulan bataklıkta; AB ulufesi, uyuşturucu parası, Soros kemikçiliğine tamah sayesinde; İnsanlıktan soyutlanmış ve ihanete soyunmuş güruhun lejyonerliğinden başka bir şey değil!.. Geçmişi de, günceli de, tüm yaşananların sebebi bu!..









TÜRK ADA’LARI İŞGAL ALTINDA (*)

Mustafa Nevruz SINACI

Yunanlıların, Ege’de iki Türk adasını (Bulamaç ve Eşek) alenen işgal ederek 2004 yılından bu yana iskâna açıp, turizm amaçlı olarak kullandıklarını ilk kez D[y]P genel başkanı Namık Kemal Zeybek’ten öğrendik. (08 Mayıs 2011)

Zeybek ne demişti?..

“AKP döneminde Eşek Adası ve Bulamaç Adasını Yunanlılar İşgal Etti. (*)

Bu iki adamız, bu iktidar döneminde 2004 ten başlayarak Yunanlılar tarafından yavaş, yavaş işgal edildi. AKP iktidarının bundan haberi oldu. Ama bırakın Bulamaç’ı, bırakın Eşek Adasını, onlar Kıbrıs’tan bile vazgeçmişlerdi. Adetleri olduğu üzere, Kıbrıs’ı Yunan’a peşkeş çekiyorlardı. Şimdi Didim de, burnumuzun dibinde görünen bu iki Ada, şu anda Yunanlıların işgali altında; Ama Kardak'daki Yunan Bayrağı indirilmişti!..

Kardak kayalıklarını, Yunanlılar işgal etmeye çalıştıklarında Türkiye'de bir Başbakan vardı. Bir hanımefendi, Çiller. Kardak kayalıkları işgal edildiğinde ne demişti Tansu Çiller? 'O bayrak ya inecek, ya inecek' Hangi bayrak? Bizim kayalıklarımıza, ada değil, toprak değil, kayalıklarımıza Yunanlılar, Yunan Bayrağı çektikleri zaman Başbakan'ın söylediği sözlerdi bunlardı. 'O bayrak ya inecek ya inecek.' Ne oldu? Bayrak indi mi? İndi…

Peki, o günlerdeki milli duyarlığı, vatan toprakları konusundaki hassasiyeti hatırlayın.

Ve gerçeğe bakın. Gerçek şu: Eşek ve Bulamaç Adalarımızı Yunanlılar işgal etti..

Didim'in karşısında bize ait olan iki ada var. Biri Eşek Adası, öbürü Bulamaç Adası... Bu adalar bütün uluslararası belgelere göre bizim. İngiltere'nin yaptığı haritaya göre de bizim. Başka uluslararası anlaşmalara; Lozan'a göre de bizim. Bakınız 1947'de İngilizlerin yaptığı bir harita ve çizgi var. Eşek adası ve Bulamaç adası Türkiye Cumhuriyeti'nin...

Bunu herkes biliyor. Sadece Recep Tayip Erdoğan bilmiyor.

Bu iki adamız, AKP iktidarında 2004'ten başlayarak Yunanlılar tarafından alenen işgal edildi. İktidarının bundan haberi oldu. Ama bırakın Bulamaç'ı, Eşek Adası'nı, onlar Kıbrıs'tan bile vazgeçmişlerdi. Kıbrıs'ı peşkeş çekiyorlardı. Adetleri olduğu üzere... Şimdi ise, Didim'de, burnumuzun dibindeki bu iki Ada, Yunan işgali altında. Yunanlılar, Eşek Adası'na gittiler ve kilise yaptılar. Yunan Bayrağı çektiler. Kimsenin olmadığı daha kimsenin yaşamadığı yere önce kilise yaptılar, sonra yavaş yavaş yoklaya yoklaya baktılar, Türkiye'de acaba DP, DYP’ mi var? Yoksa başka birileri mi? Baktılar ki tepki yok, birtakım insanları oraya yerleştirdiler. Şimdi Eşek Adası'na biz gidemiyoruz. Bizi sokmuyorlar. Bulamaç Ada'sı da böyle…

Bakınız bir resim daha gösteriyorum. Adaya girdiler, rıhtım ve turistik bölge yaptılar, turlar düzenlemeye başladılar. Adaları Yunan generalleri de zaman zaman teftiş ediyor, hava sahamızı, su ve topraklarımızı ihlal ederek geliyorlar. AKP iktidarının sesi, soluğu çıkmıyor. Bir taraftan Vatan topraklarını satmaktan bahsediyoruz. Hangi satmak? Bu vatan topraklarını peşkeş çekmektir... Buna izin verecek miyiz? İzmirlilerin vicdanına sesleniyorum.

Hani bir karış toprak için kanımızı veririz derdik. Ne oldu? Bunlar gelince Türkiye'de ne değişti? Şimdi bu sözleri beni dinleyen basın yayın organları yoluyla hem Recep Tayip’e hem de bütün Türkiye'ye ilan ediyorum. "Tek başıma, pasaportsuz o adalar çıkacağım.."

Süre veriyorum. Bu süre daralacak ve sonunda Türkiye'yi yönetmek iddiasında olan TC'nin Başbakanı olduğunu; TC'ni yönettiğini iddia eden, hükümet olduğunu söyleyenler eğer gidip bizim bu adalarımızı işgalden kurtarmak için teşebbüse geçmezlerse ben tek başıma gideceğim ve oraya çıkacağım.

Hükümete uyarı: İster muhtıra desinler, eğer bütün uluslararası anlaşmalara göre bizim adalarımızı geri almak, işgalden kurtarmak için sorumlu oldukları bu suçtan geri dönmek için teşebbüse geçmezlerse, ben gideceğim ve adalara çıkacağım. Pasaportsuz, vizesiz gideceğim. 'bu ada benim adamdır' diyeceğim. Bulabilirsem kayıkla, bulamazsam yüzerek gideceğim, adaya çıkacağım. Ama biliyorum ki milletim beni yalnız bırakmayacak.”

Aradan uzun süre geçti. Zeybek adalara çıkamadı, ama AKP’den de bir ses çıkmadı.











VATANA İHANET Mİ? GAFLET Mİ? DALÂLET Mİ?

Mustafa Nevruz SINACI

Namık Kemal Zeybek; 08 Mayıs 2011 günü İzmir’de bir açıklama yaparak; Aydın ili, Didim ilçe sınırları dâhilinde bulunan ve Lozan’a göre, TC’ye ait Eşek Adası (Agathonisi) ile Bulamaç Adası (Farmakonisi)’nın; 2004 yılında Yunanistan tarafından işgal edilip, yerleşim ve turizme açıldığını iddia etti. (1)

İddia, sırasıyla; 13 Mayıs 2011 tarihinde Hürriyet Gazetesi ve İnternet sitesinde, (2)

18 Mayıs 2011 tarihinde, Yaşar Anter’in WEB TV, Gündem programında (3) pek çok ayrıntı verilerek yer aldı. Daha sonra Zeybek 25 Mayıs 2011 tarihinde yapılan D. Parti Didim mitinginde, ağırlıklı olarak konuya değindi. (4) Güvenilir ve üye sayısı yüksek e.Posta grubu “açıkistihbarat”, 01 Haziran günü ayrıntılı bir yayın/dağıtım yaparak; Adaların aidiyet, hukuki statü ve mevcut durumları hakkında ‘tatmin edici’ yayın ve açıklamalarda bulundu. (5) Tam 5 gün sonra, Araştırmacı-Yazar Ferudun Özgümüş: “Yunan toprağımızı işgal etti. Ne devlet ne muhalefet ve ne de Genelkurmaydan ses yok” (6) başlıklı bir makale yayınladı. Makalesinde, ilgili, yetkili ve sorumlu makamları hedef alıp sorguladı. Sonra Yeniçağ Gazetesi de (Ferudun Özgümüş’e atıfla) 06 Haziran 2011 tarihinde konuya değindi.

Dünya Türk Kongresi (TURKISH-FORUM)’nin web sitesinde aynı gün benim bir makalemin altına, açıklamalı bir yorum eklendi. (8) Hal böyle olunca ben, otomatikman konu ile alâkadar olmak durumunda kaldım. Zaten de olay ve iddiaları Mayıs başından itibaren takip etmekte idim. Neticede: 07 Haziran 2011 günü A Kanal’dan (Ereğli-Konya) canlı yayın konuğu olan Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’na konuyu sordum. Cevap alamadım. (9)

08 Haziran günü haber tekrar bazı ajanslar tarafından ısrarla duyuruldu. (10)

09 Haziran 2011 Perşembe günü, 4982 Sayılı Kanun gereği Aydın Valiliği’ne resmi bir başvuruda bulunarak açıklama ve bilgi talebinde bulundum. (Başvuru no. 35141) Bu gün 28 Haziran olmasına rağmen henüz bir cevap alamadım. Oysa yasal cevap süresi 15 gündür. Bana halâ cevap verilmedi. Umarım daha fazla gecikmeden cevap verilir ve konu aydınlanır.

GARİP VE EMTERESAN OLAN NE?..

Bu işin en garip, acaip ve muamma tarafı şu ki; İddianın 5 Mayıs 2011 tarihinde ortaya atılmasına, 8 Mayıs’ta kamuoyuna yansımasına, geniş kitlelere duyurulmasına, konu hakkında defalarca yayın yapılmasına, başta Başbakan, İçişleri, Dışişleri Bakanı, Genelkurmay Başkanı dâhil pek çok makam, sorumlu kişi ve mercie soru yöneltilmesine rağmen halâ alınmış açık, net, tatminkâr ve dürüst bir cevabın olmayışı!..

Bu ne iş? Ortada vahim bir iddia var. TSK ve hükümet zımmen vatana ihanetle itham ediliyor. Ortada cevap yok, iddiadan alınan, muhatap alan yok. Bu bir gaflet mi? Dalâlet mi? Yoksa gerçekten gizlenmeye ve gözlerden kaçırılmaya çalışılan menfur bir ihanet mi? Başta N. Kemal Zeybek, Demokrat Parti camiası ve bütün Türk milleti’nin bunu bilmek hakkıdır.

ÇOK ÖNEMLİ BİR KATKI & YORUM:

“1001 çeşit melânet ile aynı anda mücadele etmek zorunda bırakılan aziz milletimizin 1.derecede hassasiyeti olan Vatan Toprağı konusundaki duyarlılığınıza, kararlı girişiminize ve bilgiyi milletimizle paylaşma yönündeki şahsi gayretinize samimi teşekkürlerimi sunuyorum. Zeybekler diyarı Aydın, umarım bir valisini uğurlamak zorunda kalmaz. Ama görünen o ki, böylesine hayati bir konuda şu ana kadar sessiz ve girişimsiz kalmayı yeğleyen Sn. Vali’nin Mülki İdare Amirliği sıfatı kıytırık üç-beş Yunanlı hokkabaz tarafından düşürülmüştür. Yine umuyorum ki, tüm bu iddialar, bilgiler spekülâsyondur ve yanılan, saçmalayan ben olurum.

Yoksa diğer türlü resmi görevinin geçerliliği tartışılır hale gelen makam yalnızca vali’likle sınırlı kalmaz. İçişleri Bakanı’nı da bağlar, Milli Savunma Bakanı’nı da!. Ve pek tabii ki kabinenin başı Başbakan’ı da… G.K.B.’mızı ise dile bile getirmek istemiyorum…Bu durumda sormadan edemeyeceğim, 2004 yılında AKP iktidarında gerçekleştiği iddia edilen bu işgalin pazarlık, vaat, zorlama, tehdit veya taahhüde dayalı bir arka planı var mıdır?

Yine bu noktada dile getirilmesi şart olan bir diğer iddia da, Türkiye’ye karşı yapılan ve milat sayılan en sert operasyonun 2004 yılında gerçekleştirildiği yönünde…. Tüm bunlar olayların ve iddiaların tarafımdan yorumlanan spekülatif boyutu. Operatif tarafı ise elbette ki TÜRK MİLLETİ’NE aittir. Aynen tarihlerde yazılı olduğu gibi!.… Selam ve sevgi ile, aad”

ŞİMDİ SORUYORUM.

Başta Didim Kaymakamlığı, Aydın Valiliği, Ege Ordu Komutanlığı, İçişleri / Dışişleri Bakanlığı, Genel Kurmay Başkanlığı, Başbakanlık ve Cumhurbaşkanlığı; Yani konunun ilgili, etkili, yetkili ve sorumlu muhatapları neden bir açıklamaya yapmaz ve sorulara “tatmin edici” (ÖSYM konusunda olduğu gibi) bir cevap vermezler?

Gerçek nedir?..

Ve gerçekten olayda bir ihmal, ihanet ve hain bir pazarlık var mıdır?



Kaynaklar ve dayanaklar:

(1) Namık Kemal Zeybek, (DP) 08.05.2011 www.haberkritik.com & www.dyp.org.tr

(2) HÜRRİYET, 13 Mayıs 2011, editör & Hürriyet.com.tr

(3) (DHA) Yaşar ANTER, Gündem: 18 Mayıs 2011 + WEB TV

(4) Namık Kemal Zeybek, Didim miting konuşması, 25 Mayıs 2011, www.dyp.org.tr,

(5) E-Posta Grubu: AçikIstihbaratTürkiye www.acikistihbarat.com 01.06.2011

(6) Ferudun Özgümüş Tarih: 06 Haziran 2011 Konu: Yunan toprağımızı işgal etti. Ne devlet ne muhalefet ve ne de Genelkurmaydan ses yok.

(7) Salim Yavaşoğlu - Yeniçağ Gazetesi, 06 Haziran 2011

(8) TURKISHFORUM/ABD, 06 Haziran 2011 - wordpress@turkishforum.com.tr

(9) 07 Haziran 2011 günü Dışişleri Bakanı Ahmet Davudoğlu’na soruldu. (Konya-Ereğli, Kanal-a, canlı yayın) Yunan İşgal Etti; AKP ve Genelkurmay'dan Hiç Bir Tepki Gelmiyor?

(10) db.ajans.ankara, 08 Haziran 2011, Basın Haber Bülteni



İçişleri Bakanlığı Aydın Vali’liğine

BASIN // LÜTFEN ACİLEN CEVAP VERİNİZ.

Aydın İl sınırları içinde vaki ve kain ve valilik sorumluluğunda olan, Ege Denizi kıyı yakın şeridindeki EŞEK ve BULAMAÇ adalarının bir süredir Yunan işgali altında olduğu iddia olunmakta ve durum "açıkistihbarat grup başkanlığı tarafından ispatlanmış", DP Genel Başkanı Namık Kemal ZEYBEK başta olmak üzere, pek çok kişi ve kurum tarafından kamuoyuna açıklanmış bulunmaktadır.

Şu hale nazaran; Durumdan birinci derecede sorumlu bulunan Valilik makamınız ve bu sıfatla şahsınız yönünden resmi bilgi nedir? Belgeli ve kapsamlı bir yayın yapılacağından, mümkünse yasal süresinden önce ve ACİLEN; Değilse "yasal süresi içinde" ayrıntılı "mail ve yazılı olarak" cevap verilmesini arz ve talep ederim.

Mustafa Nevruz SINACI

Gazeteci-Hukukçu, Araştırmacı-Yazar, 09 Haziran 2011 – ANKARA

***

4982 Sayılı Kanun gereği yapılan başvurunun tarihi: 09 Haziran 2011 - Sayısı: 35141

From: info@... To: gercek.demokrat@... Date: Thu, 9 Jun 2011 17:48:51 +0300

Subject: İÇİŞLERİ BAKANLIĞI: Bilgi edinme başvurunuz hakkında

Sayın MUSTAFA NEVRUZ SINACI

09.06.2011 tarihinde Aydın Valiliği birimine Bilgi Edinme Kanunu kapsamında yapmış olduğunuz başvuru birim yetkilisine ulaşmıştır. Kanuni süreç izlenerek başvurunuza yanıt verilecektir. İçişleri Bakanlığı









DİKKAT!.. İletişim için :: e.POSTA :: gercek.demokrat@hotmail.com



Bu makaleler; yazılı, görsel ve işitsel medya’da “yayınlanması”, mümkün olduğu kadar,

(adres defterinizde kayıtlı) dost ve arkadaşlarınıza “dağıtım yapılması” ricası ile gönderilmektedir.

Teşekkürler. Selam, dua, sağlık ve başarı dileklerimizle,

______________________________________________

e.POSTA : gercek.demokrat@hotmail.com

WEB : http://mustafanevruzsinaci.blogspot.com,

POSTA : PK, 118 [06 442] Yenişehir/ANKARA

LÜTFEN DİKKAT : Kaynak göstermek şartıyla yazılar yayına izinlidir.







Yorumlar








Aktif Ziyaretçi 28
Dün Tekil 767
Bugün Tekil 816
Toplam Tekil 1637877
IP 54.205.8.87






TURAN-SAM PRINTED ISSN: 1308-8041
TURAN-SAM ONLINE ISSN: 1309-4033
Journal is indexed by:

































































5 Rebiü'l-Evvel 1438
Aralık 2016
P
S
Ç
P
C
Ct
P
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31


Üstümüze kılıç çekilmedikçe, ülkemize girilmedikçe, teb'ama cefa edilmedikçe Bizden kimseye zarar gelmez. (Fatih Sultan MEHMET)


Ekle Çıkar









Anasayfa - Amaç - Misyon - Vizyon - Faaliyetler - Tüzük - Yönetim - Yasal Uyarı - İletişim

Her Hakkı Saklıdır © 2007 - 2017 TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi
Sayfa 1.716 saniyede oluşturulmuştur.

TURAN-SAM rssTURAN-SAM rss
Google Sitemap

Sayac

"Bu site en iyi mozilla firefox'ta 1280x960 çözünürlükte görüntülenir."

Turan Portal v1.3 | Tasarım TURAN-SAM , Kodlama Serkan Aygün

Turan Nedir?, Bilimsel Dergiler, En popüler Bilimsel Dergi, Endeksli Bilimsel Dergiler, Saygın Bilimsel Dergi, Türk Dünyasının en popüler ve en saygın Bilimsel Hakemli Dergisi, SSCI, SCI, citation index, Turan, Türk Devletleri, Türk Birligi, Türk Dünyası, Türk Cumhuriyetleri, Türki Cumhuriyetler, Özerk Türkler, Öztürkler, Milliyetçi, Türkçü, Turancı, Turan Askerleri, ALLAH'ın askerleri, Turan Birliği, Panturan, Pantürk, Panturkist, Türk, Dünyası, Stratejik, CSR, SAM, Center for Strategical Researches, Araştırma, Merkezi, Türkiye, Ankara, İstanbul, Azer, Azeri, Azerbaycan, Bakü, Kazakistan, Alma-Ata, Astana, Kırgız, Bişkek, Kırgızistan, Özbekistan, Özbek, Taşkent, Türkmen, Türkmenistan, Turkmenistan, Aşxabad, Aşkabat, Ozbekistan, Kazakhstan, Uzbekistan, North, Cyprus, Kıbrıs, MHP, AKP, CHP, TURKEY, Turancılık, KKTC, Vatan, Ülke, Millet, Bayrak, Milliyet, Cumhuriyet, Respublika, Alparslan Türkeş, Atatürk, Elçibey, Bahçeli, Aytmatov, Bahtiyar Vahabzade, Yusuf Akçura, Zeki Velidi Togan, İsmail Gaspıralı, Gaspırinski, Nihal Atsız, Alptekin, Kürşad, Tarih, Kardeş, Xalq, Halk, Milletçi, Milliyetçi, Yürek, Ürek, Türklük, Beynelxalq, Arbitrli, Elmi, Jurnal, Nüfuzlu