Şarka Yeniden Bakış ve İslam Birliği - Haydar Hepsev - TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi - http://www.turansam.org









Şarka Yeniden Bakış ve İslam Birliği - Haydar Hepsev
Tarih: 23.01.2009 > Kaç kez okundu? 2085

Paylaş


Küçüklüğün ve Büyüklüğün Şartı

Büyük devletten küçük devlete tenzil-i rütbe edeliden beri, her şeyimiz küçülmektedir. Gönüllerimiz de mi küçülüyor? Beynimiz de mi ufalıyor? Düşüncelerimiz de mi yok oluyor? Evet, siyasetimiz, üniversitemiz, bürokrasi ve cihet-i askeriyemizde, bütün organizasyon ve müesseselerimizde bir daralma ve sıkışma vardır. Ruhen, aklen ve manen bir düşme ve yozlaşmanın neticesi olarak büyük devletten küçüğe düşüverdik. 200 senelik batıcılık maceramız bir kaybediş ve küçülüş süreğinden başka bir şey değildir.

Oysaki devlet; ruh büyüklüğünün, büyük ve kapsamlı düşüncenin, atılımcı duygu ve devamlı heyecanın birleşimiyle kurulur. Yaşatılması ve büyütülmesi ve yine bunlarla kaimdir. Cesaret yetmez, şecaat de lazımdır; bilgi yetmez, tefekkür elzemdir, heyecan yetmez, aşk ve şevk lazımdır; durmak kesinlikle olmaz, atılım üstüne atılım şarttır. Doğu’dan Batı’ya, Kuzey’den Güney’e bütün dünyanın, beyazından siyahına bütün kavimlerin, tarihin ve sosyolojinin bilgisi, siyaset ve tefekkür olmadan bir devlet şeref ve haysiyetle, onur ve övünçle yaşatılamaz.

200 yıldır (ve özellikle son 80 yıldır) tutuk ve yorgun bir halle küçülmeyi kabullenmişliğimizin ardında büyük tefekkür, büyük siyaset ve yüksek bilgi yokluğu vardır. Doğru dürüst bir doğu siyasetimiz yoktur. Batı politikamız var sanılır, lakin o da layıkıyla mevcut değildir. (Komşularımıza dair düşünce ve siyasetimizin olup olmadığından da şüphe etmek gerekir.) Değil önümüzdeki on seneye, altı aya bile bir öngörümüz yoktur. Olayların ardında kalma, gündem belirleyememe yetersizliğimiz bütün hızıyla devam etmektedir. Güçlü dış politika; tarih ve sosyoloji, şahıs ve kurumlar bilgisi, ülke ve milletlerin mizaç ve tavırlarının iyi değerlendirilmesi; onların strateji, teknoloji, ekonomi ve askeri güçlerinin iyi hesaplanmasıyla oluşturulur. Fakat hakiki bir iç siyaset olmadan dış politikanın yeterli olmayacağı bedihidir. 200 yıldır kendimize dair bilgi, fikir ve duyguların aksi ve tersine oluşumuz, dış politikadaki başarısızlığımızın da baş sebebini teşkil etmektedir. İç, kuvvetli olmadan dış, nasıl güçlü olabilecektir?

Doğudan Doğan ve Doğuya Doğan

Şark derken Ortadoğu’nun kuzeyi ve doğusunu kastediyorum. Bütün Asya ve Avrasya’yı kastediyorum. Lakin şunu da unutmuyorum: 1000 yıllık tarihimiz doğu ve batı siyasetlerinin çarkında oluşmuş ve gelişmiştir. Bugünkü durum geçicidir, yeniden dünya çapında olacağımız zamanlara yaklaşmakta olduğumuz bellidir. Hazırlığa başlamak gereklidir. İdealin gerçekleştirilmesi bir takım ön çalışma ve hazırlıklara bağlıdır. Batıya ve Doğuya yeniden bakmak, tarih ve sosyolojiden faydalanarak strateji, politika ve hedef belirleyerek, zamanın ve olayların akışı içinde bunları hayata ve pratiğe geçirmeye çalışmak gereklidir.

Ruhen hazırlığı olmayan, fikren donanımı bulunmayan, aklen ve ilmen çaba göstermeyen, olayların ve gündemlerin altında kalmaya ve yenilmeye her zaman mahkûmdur. Suriye’de Hafız Esad, Irak’ta Saddam, Ürdün’de Şerif Hüseyin rejimleri bir gün yıkılacaktır ve bu çok yakındır. (Bu satırlar, 1995 Ağustosunda yazılmıştır; yıkılanların yerine gelen/getirtilen rejimler için bu tespitler aynen geçerlidir.) Evet, ama bunu düşünen var mı, önceden gören ve hazırlanan var mı? Ortadoğu’da Osmanlı Devleti zamanında yöneticilik yapmış olan ailelerle irtibat kurmayı, onlardan istifade etmeyi düşünen bulunmakta mıdır? Yeni oluşumlar için kafa yoran var mıdır? Evet, Ortadoğu’da birleşip bütünleşmek hayal değildir; hatta zaruridir, elzemdir. Ortadoğu’daki bu oluşumun, dışa yani doğusuna ve batısına karşı takip edeceği siyasetin de şimdiden düşünülmesi ve belirlenmesi, araştırılması ve çözümlerinin üretilmesi, yerinde bir hareket olacaktır. Hayır, erken değildir, tam zamanıdır.

Şark siyaseti bizim için her zaman zorluk ve güçlüklerle dolu ve son derece çetin olmuştur. Moğol istilası, Timur işgali, Akkoyunlular, Safeviler ve Ruslarla yapılan savaşlar bunu bize en acı bir şekilde hatırlatmaktadır. Doğu politikamızda, İran ve Rusya anahtar ülkelerdir; açma zamanı gelmiştir, fakat geçmişin iyi değerlendirilmesi lazımdır. Osmanlı İran münasebetleri, Rusya’nın ortaya çıkışından sonra savaştan diplomasiye dönmüştür. İslam âleminin ve Ortadoğu’nun üzerinde, Batının kaba kuvveti olan Rusya, son üç yüz yıllık siyasetimizin en önemli unsurlarından biri olmuştur. Hem Batı ve hem Doğu ve hem de Kuzeyden bir heyula gibi çöküveren Rusya ortaya çıkmazdan evvel, Osmanlı ve İran devletleri arasında rekabet ve çatışma olması bir dereceye kadar normaldi, anlaşılır bir durumdu. Bugün böyle bir çatışma asla kabul edilir bir şey değildir.

Tarihsiz Siyaset Kördür

Tarihimizde, İttihad-ı İslam ve şark siyasetinin şampiyonu Yavuz Sultan Selim Han olmuştur ki onun politikasına, “Turan Siyaseti” denilmiştir. Âlim, şair, kahraman ve dâhi olan Yavuz Sultan Selim, Müneccimbaşı tarihine göre, Vassaf Tarihi’ni sürekli inceler ve mütalaa edermiş. Vassaf Tarihi, Moğol-İlhanlı tarihini yani Doğu’yu anlatan Farsça bir eserdir. Vassaf Tarihi, Cüveyni ve Reşidüddin tarihleri, aslında bir üçlü teşkil ederler ve maalesef tam ve eksiksiz tercümeleri Türkçemizde mevcut değildir (Bu üç tarih ve müverrihleri için İslam Ans., Diyanet İslam Ans., Ana Britannica ve Meydan Larousse’a bakmak, ilk elde faydalı olabilecektir.) Bilhassa Cüveyni’nin Tarih-i Cihan-guşası, 2,5 asır İslam âlemine kan kusturan Haşhaşi (İsmaili) terörünün Hülagu tarafından nasıl sona erdirildiğini anlatması bakımından da önemlidir. Çünkü PKK ile Haşhaşiler arasında çok büyük benzerlik ve ortak yanlar vardır. Cüveyni’nin tarihi, PKK fitnesinin ortadan kaldırılması için bize yol gösterebilecektir. (Cüveyni, aynı zamanda bir devlet adamıdır ve İlhanlıların Irak ve Kuzistan valiliğini yapmıştır.)

Hülagu’yu biz sadece Bağdad’ı yakıp yıkan bir zalim olarak tanırız; lakin aynı zamanda haşhaşi terör örgütünü önce etkisiz hale getirip sonra nasıl yok ettiğini fazla bilmeyiz. (Tarih ilminin ne kadar gerekli, bilhassa devlet adamları için elzem olduğu burada bir kez daha ortaya çıkıyor.) İsmaililer, gulat-ı Şia’ya, katı tarikat disiplinine ve kaleleri üs olarak edinen bir teşkilata dayanıyordu. PKK’nın neredeyse tıpkısı olan bu örgütle, Hülagu yalnız askeri olarak mücadele etmemiş, Cüveyni gibi âlim ve aydınları yanına alarak siyasi ve fikri çözümleri bulmasını bilmiş ve sonunda muvaffak olmuştur. Çözümlerimiz ve ipuçlarımız tarihimizde fazlasıyla mevcuttur; BASK veya İRA’ ya uygulananlar bize çok uymayabilir; kendimize, geçmişimize ve tarihimize dönüp bakarak, bakıp görerek sorunlarımızın çözüm yolunu pekâlâ bulabiliriz.

Hazar Bir İslam Denizidir

8. Cumhurbaşkanı rahmetli Turgut ÖZAL’ın girişimiyle bir “Karadeniz Ekonomik İşbirliği” örgütü kuruldu; Balkan, Kafkas ve Orta Asya Türk Cumhuriyetlerinin katılımıyla büyüdü. Kanaatimce bu organizasyon eksik kalmıştır. “Karadeniz ve Hazar Ekonomik İşbirliği Örgütü” şeklinde olsaydı daha güçlü ve etkin bir organizasyon olurdu. İran, Pakistan ve Afganistan’ında katılımıyla güçlendirilir ve bizim daha çok kendimizi göstereceğimiz bir teşkilata dönüştürülebilinirdi.

Osmanlı birçok defalar Hazar ve Karadeniz’i bir kanalla birbirine bağlamaya çalıştıysa da muvaffak olamadı. Son derece ileri görüş ve büyük bir düşüncenin atılımı olarak kabul edilen bu projenin gerçekleşmesi, Kafkasya, İran ve Doğu Anadolu’yu Rusya’nın şerrinden bütünüyle kurtarmış olacaktı. Tarihin böyle büyük fırsat ve imkânları vardır ki sonradan ne kadar yorum yaparsanız yapın, bir daha ele geçmez. Şeyh Şamil’in hareket ve mücadelesi de bunlardan birisidir. Osmanlı’nın, o sıralar Rusya ile olan dostane münasebetleri yüzünden gereği gibi sahip çıkıp desteklemediği ve bu sebeple muvaffak olmayan Şeyh Şamil’in Kafkasya’nın bütününü kurtarabilecek savaşının etkileri bugün bile sürmektedir. Lakin tarihten ibret alınmadığı da ortadadır. Çeçenistan ve Kafkasya’nın kurtuluş mücadelesine Türkiye, yeteri kadar destek verememiştir. O dönemde çok güçlü değildi ama her şeyden önemlisi Rusya’nın çöküşünü önceden görüp buna karşı hazırlık yapmış olsaydı bugün bu bölge çok daha başka bir pozisyonda olabilirdi.

Yeri gelmişken, Hazar Denizi meselesini de hatırlatmak isterim; zaten konumuzla yakın alaka içindedir; ayrıca iyi bir misal ve deneme alanı olacaktır. Petrol dolayısıyla önemi artan ve Rusya’nın hegemonyasını hissettirmek istediği Hazar Denizi, Asya ile Avrupa arasında bir kilit noktası olması bakımından da son derece stratejik bir denizdir. Dağıstan, Azerbaycan, İran, Türkmenistan, Kazakistan ve Rusya ile çevrili (suyu tuzlu ve etrafı kara ile çevrili suların en büyüğü olan) bu denize Rusya göl muamelesi yapmak ve dolayısıyla petrolün başına oturmak istemektedir. Hazar deniz bile değildir, deryadır, Farsçadaki karşılığı Derya-yı Hazar’dır; Kuzeydeki Türkmenler ona Akdeniz derler. İsmini, etrafında yerleşen ve büyük bir devlet kuran Hazar Türklerinden alan Hazar Denizi, birçok defalar Türk denizi olmuşsa da, Türklerin de Müslüman olmasından sonra, daha çok bir İslam denizi konumunda bulunmuştur. Pek az sahili bulunan Rusya’yı Hazar’da etkisiz hale getirmek için, Hazar’ı bir İslam Denizi olarak kabul ederek medya ve diplomasi yoluyla büyük bir atağa kalkmak gerekiyor. Bunun için Karadeniz ve Hazar Ekonomik İşbirliği Örgütü kurulmasını teklif ediyorum.

* * *

Bütün bu söylediklerim, İttihad-ı İslam ideali ve siyaseti meyanında Doğuyla irtibatımızı hatırlatmak gayesindedir. Mesele tabiî ki çok geniş ve kapsamlıdır; şarka yeniden bakış dedik ama daha Hind’e gelemedik, daha Çin’e ulaşamadık, daha Çin Hindine ve kardeşlerimiz Endonezya ve Malezya’ya vasıl olamadık. Daha çok bize yakın doğu üzerinde durduk ki yakın-doğumuz bizim için bir arka bahçe konumundadır. Fakat en zor konu ve mevkiler üzerinde tespit ve teşhis çalışmaları yapmaya gayret ettik.

Meselenin özü ruhtur, ruhtan hareketle ilimdir, akıl, bilgi ve cesarettir. Çalışmaktır, yükün altına girmek ve gayret sarf etmektir. Terlemeden ve yorulmadan bina kurulamaz. Sırılsıklam olmadan sel önlenemez. Ok atmadan düşman kaçmaz. Nereye ve nasıl attığını bilmeden ok hedefe asla varamaz…

www.yucedevlet.com





Yorumlar








Aktif Ziyaretçi 20
Dün Tekil 790
Bugün Tekil 776
Toplam Tekil 1640318
IP 54.161.241.199






TURAN-SAM PRINTED ISSN: 1308-8041
TURAN-SAM ONLINE ISSN: 1309-4033
Journal is indexed by:

































































8 Rebiü'l-Evvel 1438
Aralık 2016
P
S
Ç
P
C
Ct
P
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31


Benim Hayatta yegane fahrim, servetim Türklükten başka bir şey değildir.
(Mustafa Kemal ATATÜRK)


Ekle Çıkar









Anasayfa - Amaç - Misyon - Vizyon - Faaliyetler - Tüzük - Yönetim - Yasal Uyarı - İletişim

Her Hakkı Saklıdır © 2007 - 2017 TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi
Sayfa 1.788 saniyede oluşturulmuştur.

TURAN-SAM rssTURAN-SAM rss
Google Sitemap

Sayac

"Bu site en iyi mozilla firefox'ta 1280x960 çözünürlükte görüntülenir."

Turan Portal v1.3 | Tasarım TURAN-SAM , Kodlama Serkan Aygün

Turan Nedir?, Bilimsel Dergiler, En popüler Bilimsel Dergi, Endeksli Bilimsel Dergiler, Saygın Bilimsel Dergi, Türk Dünyasının en popüler ve en saygın Bilimsel Hakemli Dergisi, SSCI, SCI, citation index, Turan, Türk Devletleri, Türk Birligi, Türk Dünyası, Türk Cumhuriyetleri, Türki Cumhuriyetler, Özerk Türkler, Öztürkler, Milliyetçi, Türkçü, Turancı, Turan Askerleri, ALLAH'ın askerleri, Turan Birliği, Panturan, Pantürk, Panturkist, Türk, Dünyası, Stratejik, CSR, SAM, Center for Strategical Researches, Araştırma, Merkezi, Türkiye, Ankara, İstanbul, Azer, Azeri, Azerbaycan, Bakü, Kazakistan, Alma-Ata, Astana, Kırgız, Bişkek, Kırgızistan, Özbekistan, Özbek, Taşkent, Türkmen, Türkmenistan, Turkmenistan, Aşxabad, Aşkabat, Ozbekistan, Kazakhstan, Uzbekistan, North, Cyprus, Kıbrıs, MHP, AKP, CHP, TURKEY, Turancılık, KKTC, Vatan, Ülke, Millet, Bayrak, Milliyet, Cumhuriyet, Respublika, Alparslan Türkeş, Atatürk, Elçibey, Bahçeli, Aytmatov, Bahtiyar Vahabzade, Yusuf Akçura, Zeki Velidi Togan, İsmail Gaspıralı, Gaspırinski, Nihal Atsız, Alptekin, Kürşad, Tarih, Kardeş, Xalq, Halk, Milletçi, Milliyetçi, Yürek, Ürek, Türklük, Beynelxalq, Arbitrli, Elmi, Jurnal, Nüfuzlu