HUKUK’U DOLANMAK; ŞAİBE, ŞEAMET VE İHANET - Mustafa Nevruz SINACI - TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi - http://www.turansam.org









HUKUK’U DOLANMAK; ŞAİBE, ŞEAMET VE İHANET - Mustafa Nevruz SINACI
Tarih: 07.05.2011 > Kaç kez okundu? 2158

Paylaş


Bir ülke geri kalabilir. Yoksul da olabilir. İşsizlik insanların belini kırıp, hükümetleri iki büklüm, halkı aç ve muhtaç edebilir. Hatta devletlerin bazen, yetersiz, yeteneksiz, aciz, hortumcu ve hırsız yöneticiler elinde 70 sente muhtaç hale düşmeleri de mümkün olabilir…

Gam değil, bunların hepsi geçer. Hepsi de aşılabilir.

Nitekim biz, “Türk Milleti olarak” aşmadık mı?

Elbette aştık.. Acaba İstiklâl Harbi’nin ahval ve şeraiti ne idi?

Sonra Cumhuriyetin ilk yılları..

Derken; 1939 -1950 ve 1960 -2010 yalan ve talan yılları!…

Hükümetler namuslu-dürüst-demokrat, adalet ahlâkına sahip ve hukukun üstünlüğüne saygılı oldukça mesele yok. Yahut “devlet idaresinde, millet iradesi hükümran; kuvvetler ayrılığı hakkıyla kavi (sağlam) ve lâyıkıyla hayat bulursa, yine problem olmaz. En önemlisi de; Fertlerin akıl sağlığı, ortak akılla doğru düşünme, demokrasi ve uzlaşma kültürü temelinde dürüst karar verme; kararlarını “birlikle” şahsiyetli ve haysiyetli bir duruşla uygulama istek ve iradelerini muhafaza etmeleridir. Çünkü bu ilkeler, doğuştan var olan ve sonradan edinilen bilumum insan hakları, adalet ahlâkı, hak, hukuk, namuskârlık, karşılıklı barış, saygı ve dürüstlük yaşadıkça; Başka bir deyişle “medeniyet” ümran oldukça milletler yaşar.

Bunun Türk medeni siyasetindeki adı: “İnsan-ı yaşat ki, devlet yaşasın”dır!.

Tarihin ve tabiatın fazilet timsali Türk Milleti, bu değerleri varlığında muhafaza ettiği; Yüksek karakter ve üstün meziyetlerinden feragat etmediği ve Mustafa Kemâl AtaTürk’ün;

“Türk demek: Türkçe düşünmek, Türkçe konuşmak ve Türkçe yaşamak demektir. Ne mutlu Türk’üm diyene..” İrşâdı, özlü söz ve ilmi vecizesini müdrik olarak diri tuttuğu (yaşattığı) sürece ebed - müddet insanlık âleminin önderi, demokrasinin bânisi ve medeniyetin hamisi olarak kalabilir.

Ancak, Milli Şair Mehmet Akif Ersoy’un işaret ettikleri gibi; Türk Milletinin en büyük düşmanı tefrikadır ve şimdi bu amansız düşman atakta, saldırı ve teyakkuz halindedir. İktidar, bu şeamet karşısında “adalet, hak ve hukuktan yana” muktedir olma kabiliyetini yitirmiş, acze düşmüş; Topyekün muhalefet ise; gaflet ve dalalete sürüklenmiş, ataletle malul olarak dumura uğramış bulunmaktadır.

HELE ŞU HALE BAKINIZ!..

Hükümet ettikleri iddiasında olanlar; "Büyük ekonomi” diyor ve çılgınca projeler ileri sürüyorlar. Ama Türkiye yolsuzlukta ikinci, yoksullukta üçüncü.

OECD yoksul nüfus oranı, genelde yüzde 11,1. Bu oran Türkiye'de yüzde 17.

En yüksek gelir eşitsizliği olan üç ülke ise: Şili, Meksika ve Türkiye"

Şu hale nazaran: İktidar sahiplerinden yıllardır “ekonominin ne kadar iyiye gittiğini”, “refahın ve yaşam kalitesinin ne kadar arttığını” deyip durmaları doğru değil. Peki; gerçek böyle mi? Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü (OECD), “Bir Bakışta Toplum” başlıklı bir raporunu açalım, inceleyeli ve değerlendirelim:

OECD üyesi otuz ülkeyi kapsayan raporda Türkiye gerçekleri şöyle:

En yüksek gelir adaletsizliğine sahip ülkeler Şili, Meksika ve Türkiye...

En düşük istihdam oranına sahip ülke; Türkiye...

İşsizlikte ikinci; Yoksullukta üçüncü ülke; Türkiye...

Çocuk eğitimine en az para harcayan ülke; Türkiye...

Bebek ölümlerinde birinci ülke; Türkiye...

İnsanlarının en kısa ömürlü olduğu ülke; Türkiye... (1)

Bu yoksulluğu, sefaleti, ayıbı kime, nasıl anlatacağız?

Bu fotoğrafın anlamı kısaca şaibe, şeamet, ihanet ve hukuku dolanmaktır. Biline!..

(1) Mustafa Mutlu, Gazete Vatan – 16 Nisan 2011

***

UTANMAZLIK, AYMAZLIK VE

PİŞKİNLİK!..

Mustafa Nevruz SINACI

Bu net, açık ve utanç verici hakikatlere karşın, “Milli Gelir’i 3 Bin dolardan aldık, 10 Bin dolara çıkarttık; Enflâsyonu % 68’den, % 4.8’e düşürdük; İhracatı 25 milyar dolardan 114 milyar dolara yükselttik; (TÜİK, Türkiye'nin 2010 yılı ihracatı bir önceki yıla göre yüzde 11,5 artarak 113 milyar 930 milyon dolar; İthalatı ise yüzde 31,6 artarak 185 milyar 493 milyon dolar) Ekonomiyi yılda % 8.9 büyüttük…” gibi fütursuz yalanlar söylemek; Türk Milletine şov yapmak, iftira etmek, aymazlık, utanmazlık ve şımarıklıktır!...

Sürekli aldatmak, halkı aptal yerine koymak veya sistematik ajitasyon yahut asimetrik sosyolojik, psikolojik savaşla; Beyinleri iğfal ederek, milli hassasiyetler ile mâşeri vicdanı, yani, “kamu vicdanını” uyuşturmaktır. Bunun adına: Millet, devlet ve rejime muhalefet denir.

Bir iktidar partisi için “millete, devlete ve rejime muhalefet” felâkettir.

Örneğin: Anarşi, terör ve tedhiş örgütünün mahpus başı ile görüşmek; Hukuk dışı bağ, yardım, yataklık ve yaltaklık unsurlarına taviz; Müesses nizamın Ordu, yargı ve bürokrasi gibi temel kurumlarını ıslah; Görevi kötüye kullanma, hırsızlık-yolsuzluk ve suiistimal faillerinden ayıklayıp, arındırmak yerine; Güçsüz kılınmaları, dumura uğratılmaları, “siyasi kadrolaşma” vasıtasıyla bir nevi, asli fonksiyonlarından uzaklaştırılmak suretiyle, iktidar partisinin emir ve hizmetine ilhaka kalkışmaları bu meyandadır.

ALÇAKLIK VE KÜSTAHLIK

Bundan çok daha vahim hakikatler, vukuatlar, görevi ihmal ve suiistimaller var.

Nisan ayı’nın 20’sinde Bener isimli vatandaş şöyle feryât ediyor: “56 yıl sonra yeniden; Dikkat!... 6-7 Eylül 1955 olaylarının provası dün (19 nisan2011) de yapılmıştır.

O zamanki gibi taşradan getirilen yüzleri güneş yanığı insanlar İstanbul sokaklarında polisin gözü önünde halka saldırmıştır. Uyarıyorum hâkim ülkelerin hükümetleri ve bazı mafya bozuntularıyla dans edenler bir gün hesap vermek için o sandalyeye oturacaklardır. Halkı galeyana getirip Rusların Ermeni’lere uyguladıkları bugün, doğulu vatandaşlara uygulanmak isteniyor. Bu hassas dengelerin altında kalmadan hemşehrilerinize sahip çıkın... Aksi takdirde hesabı yine siz ödersiniz.”

ŞAİBE VE ŞEAMET

Bu feryâda o gün şöyle cevap vermişiz:

“Sayın Bener ve değerli muhataplar; Şurası mutlaka bilinmelidir ki; Sadece İstanbul değil, Ankara, Diyarbakır, Hakkâri, Van, Şırnak, Mersin ile diğer il ve ilçeler dahil olmak üzere, 18-19 Nisan 2011 Pazartesi-Salı günü meydana gelen saldırı, cinnet ve kalkışmalar; Türkiye'de bir "Kürt sorunu” iddiası ve ihdası ile "rant seferberliği" ilân etmiş güruh, dönme-devşirme ve sabetayların TC vatandaşlarını "gasp, irtikap, soygun-vurgun" ve harici bedhah yandaşlarına peşkeş çekme harekâtının alçaklık, küstahlık ve aleni düşmanlık yüzüdür.

Aksi taktirde; ülkemizde asla bir Kürt sorunu yoktur.

Apaçık görüleceği üzere, "vardır" diyenlerin, bölücü örgüt ve elebaşısı dâhil aralarında "bir tek Kürt yoktur". Bu organize serseri takımı, dahili bedhah ve sergerdelerin tamamı her ne kadar TC vatandaşı olsalar bile; Hakikatte Ermeni, Rum ve İbrani asıllı dönme-devşirme, ajan provokatör ve kripto olup; AB-ABD'nin, beyinleri iğfal edilmiş, ihanet erbabı, göbekten düşmana bağlı, bindirilmiş kıt'alardır. Bunun çok iyi bilinmesi; Mustafa Kemâl AtaTürk'ün ifadesi ile: "Ülkemizin en asil soy ve kadim boylarından olan" Kürt kardeşlerimiz ile; Barış, karşılıklı itimat, onurlu-sorumlu işbirliği, akrabalık, sadakat ve samimiyete dayalı insicamın özenle korunması ve bu menfur unsurlara karşı "İTTİHAD VE TEVHİD" yapılarak birlikte mücadele edilmesi gerekir. Zira "6-7 Eylül" olayları da bu güruhların tertibi olup; 27 Mayıs 1960'da bu melânetlerin işi ve eseridir. Artık, TC vatandaşları kendine gelmeli; Kendinde olmalı ve bu melânetlere; Tek bir bilek ve tek bir yürek olarak "Yeter artık dur" demelidir.”

MERNİS yangını konusu da “bu bağlamda” mütalâa olunup araştırılmak zorundadır.

Basın özgürlüğünde 106. sıraya düşen Akredite / Kartel ve Milli medya unsurları da artık hadlerini bilmeli (hadleri bildirilmeli) ve kendilerine gelmelidirler!...

ALENİ DÜŞMANLIK VE TAM İHANET

Güya bu yıl, bir Mayıs “İşçi/Emekçi” Bayramı; Ülke geneli ve adı “Kızıl Meydan” a çıkan Taksim’de sorunsuz olarak kutlandı öyle mi?.. Üstelik AB dayatmaları doğrultusunda düzenlenen “Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu” engeline takılmadan.. Özgürce veya eylemcilerin tavrına bakılırsa haince, alçakça, şerefsizce ve küstahça!..

Bir Mayıs’ta, özellikle İstanbul/Taksim, Diyarbakır, Mersin, Güney Doğu’nun büyük bölümü ve nispi olarak diğer yerlerde yaşanan “aleni düşmanlık, tam ihanet, alçaklık, adilik ve küstahlık”; İktidar’ın ileri sürdüğü açılım, yeni demokrasi ve insan hakları göstergesi falan değil; Tam aksine aczin, iradesizlik, güçsüzlük veya terör odaklarına yardım ve yaltakçılığın iğrenç görüntüsü idi!.. Bu bir zaaf da olamaz!.

Ortada devletin hakkını gasp, hukuku engelleme ve güvenlik zaafı var.

Madalyonun diğer yüzü de çok kirli. Şöyle ki:, Muhtelif görevler için: Genç Türkiye Cumhuriyeti’nin Kurtarıcısı ve Kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve O’nun ilkeleri ve inkılâplarını (devrimlerini) koruyacaklarına yemin edenler (bunlar kendilerini iyi bilirler), 1 Mayıs 2011 Pazar günü; Sözde “İşçi-Emekçi Bayramı” kutlamaları sırasında onun heykeline çıkarak, alçakça, şerefsizce, soysuzca ve haince “taciz-tecavüz ve hareketlerde bulunanlara” müdahale etmediler. Devlet adına orada bulunan Polis de müdahale etmedi. Oysa bunlar terör örgütü kisvesine bürünerek istismarı iyice tırmandırmaya ve alenen tahrike çalışmışlardır.

Şimdiye kadar bu melânetlerin, Kürtçülük faaliyeti ve TSK ya karşı saldırıları dışında ATATÜRK' e karşı bir eylemlerine rastlanmamıştır. Bu vahim ve açık tahrik nitelikli saldırı karşısında, devlet güvenlik teşkilâtının sessiz ve kayıtsız kalmasından hayrete, dehşete düşen bazı vatandaşlar şöyle konuştular ve yazdılar: “Manzarayı görenler arasında Bunlar olsa olsa, İmam Hatipten yetişme Din Bezirgânları olup, Çapkının emrindeki Tarikat - Cemaat üyeleri olmalıdır. Güya Anıtın etrafında barikat kurarak Ata’yı savunmaya çalışmışlar. Herhalde bir istihbarat var ki buna ihtiyaç duyulmuş..”

Bunu yazan ve konuşanlara şöyle cevaplar verildi:

“O zaman neden sivil giyinmiş, vurduğu yerden ses getiren Görevliler kullanılmadı?.. Çünkü Mustafa Kemal Atatürk ve O’nun bu memlekete yaptığı hizmetleri unutturmak ana görevleri olmaktadır. Hem de utanmadan bunların çıkmasına göz yumulmuş, her hangi bir işlem yapıldığına şahit olunmamıştır. O ahlaksızlar, ATAMIZIN yüzüne ve başına o kahrolası ellerini sürerek, V işareti yaparak, Bebek katilinin resmini ve renkli pisliklerini asarak, her türlü ahlaksızlığı yapmışlardır. Bunları görüp, mani olmayan, bütün görevlileri Lanetliyoruz - kınıyorum. Bize göre 1 MAYIS Kutlaması, sadece Propaganda ve Provakasyonun yapıldığı bir toplantı olmuştur. Bu duruma neden olanların, Allah Belasını Versin.”

DEVLET OLMAK NE DEMEKTİR!...

Siyaset bilimi, felsefe ve sosyoloji de “hükümet olmak” hüküm etmek anlamına gelir. Bunun en mükemmel açılımı; “Devlet kurma ve devlet olma” sanatının binlerce yıldır banisi ve rakipsiz zirvesi Türk Milli siyaseti tarafından yapılır. Mustafa Kemal Atatürk’ün, insanlık düşmanı, alçak ve aşağılık emperyalistlere karşı verdiği mücadelede “bunu” açıkça görürüz.

Buna göre: Devlet için; Ismarlama, dayatma, zata mahsus ve uyduruk “yasa” nam düzenlemeler bir anlam ifade etmez. Asıl olan, adalet ahlâkı ve evrensel hukuktur. Devlet cihazlarının esas, usul ve şiarı buna göre kaimdir. Yani: Devlet adına tasarruf hakkına sahip olan herkes ve her kurum: Evrensel hukuk, kamu vicdanı ve doğrusal yönde kişilik haklarına uymak ve bunları her şeye rağmen korumak, korutmak zorundadır. Dolayısıyla hükümetler adaletle hükmetmek zorunda ve durumundadır. Hükümetler, devletin diri cihazı el, ayak ve kollarıdır. Bu sıfatla:, Evrensel hukuk, genel ahlâk ve kamu vicdanı cihetiyle “suç teşkil eden her teşebbüs, eylem ve kalkışmayı” anında önlemek hükümetin görevidir.

Aksi takdirde hükümet “keellem yekün” yok hükmündedir.

DİKKAT!.. İletişim için ::

e.POSTA :: gercek.demokrat@hotmail.com





Yorumlar








Aktif Ziyaretçi 18
Dün Tekil 828
Bugün Tekil 565
Toplam Tekil 1638454
IP 54.163.92.62






TURAN-SAM PRINTED ISSN: 1308-8041
TURAN-SAM ONLINE ISSN: 1309-4033
Journal is indexed by:

































































6 Rebiü'l-Evvel 1438
Aralık 2016
P
S
Ç
P
C
Ct
P
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31


Türk Devletinin yenilmez, zinde hayat gücü ve Türk Milletinin teminatı ve istikbali gençliktir.
(Alpaslan TÜRKEŞ)


Ekle Çıkar









Anasayfa - Amaç - Misyon - Vizyon - Faaliyetler - Tüzük - Yönetim - Yasal Uyarı - İletişim

Her Hakkı Saklıdır © 2007 - 2017 TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi
Sayfa 1.621 saniyede oluşturulmuştur.

TURAN-SAM rssTURAN-SAM rss
Google Sitemap

Sayac

"Bu site en iyi mozilla firefox'ta 1280x960 çözünürlükte görüntülenir."

Turan Portal v1.3 | Tasarım TURAN-SAM , Kodlama Serkan Aygün

Turan Nedir?, Bilimsel Dergiler, En popüler Bilimsel Dergi, Endeksli Bilimsel Dergiler, Saygın Bilimsel Dergi, Türk Dünyasının en popüler ve en saygın Bilimsel Hakemli Dergisi, SSCI, SCI, citation index, Turan, Türk Devletleri, Türk Birligi, Türk Dünyası, Türk Cumhuriyetleri, Türki Cumhuriyetler, Özerk Türkler, Öztürkler, Milliyetçi, Türkçü, Turancı, Turan Askerleri, ALLAH'ın askerleri, Turan Birliği, Panturan, Pantürk, Panturkist, Türk, Dünyası, Stratejik, CSR, SAM, Center for Strategical Researches, Araştırma, Merkezi, Türkiye, Ankara, İstanbul, Azer, Azeri, Azerbaycan, Bakü, Kazakistan, Alma-Ata, Astana, Kırgız, Bişkek, Kırgızistan, Özbekistan, Özbek, Taşkent, Türkmen, Türkmenistan, Turkmenistan, Aşxabad, Aşkabat, Ozbekistan, Kazakhstan, Uzbekistan, North, Cyprus, Kıbrıs, MHP, AKP, CHP, TURKEY, Turancılık, KKTC, Vatan, Ülke, Millet, Bayrak, Milliyet, Cumhuriyet, Respublika, Alparslan Türkeş, Atatürk, Elçibey, Bahçeli, Aytmatov, Bahtiyar Vahabzade, Yusuf Akçura, Zeki Velidi Togan, İsmail Gaspıralı, Gaspırinski, Nihal Atsız, Alptekin, Kürşad, Tarih, Kardeş, Xalq, Halk, Milletçi, Milliyetçi, Yürek, Ürek, Türklük, Beynelxalq, Arbitrli, Elmi, Jurnal, Nüfuzlu