Bahreyn Krizi Ekseninde Suudi Arabistan - İran Çatışması - Doç. Dr. Abbas KARAAĞAÇLI - TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi - http://www.turansam.org









Bahreyn Krizi Ekseninde Suudi Arabistan - İran Çatışması - Doç. Dr. Abbas KARAAĞAÇLI
Tarih: 03.05.2011 > Kaç kez okundu? 2364

Paylaş


Ortadoğu ve Kuzey Afrika’yı saran devrimler ve yönetim aleyhtarı gösteriler çeşitli ülkelerde farklı sonuçlar doğurdu ve doğurmaktadır. Bu halk hareketlerinin hepsi az çok Batı medyası tarafından gündeme getirilmektedir. Halkın yönetimlere karşı isyan ve sokak hareketleri güvenlik güçlerinin tutumu, göstericilerin eylemleri an be an yazılı ve görsel medyaya yansımakta, pek çok olay, çatışma, eylem, miting vb. hareketler canlı olarak Batı medyası tarafından dünya kamuoyuna yansıtılmaktadır.







Bunun tek istisnası Bahreyn de meydana gelen halk ayaklanmasıdır. Aylardan beri Bahreyn halkı demokrasi, özgürlük, insan hakları ve siyasal özgürlük vb. masum ve haklı talepleri için kitlesel eylemler yapmaktadırlar. Yönetimi tekelinde bulunduran Alı–Halife ailesi ilk günden halkın barışçıl demokratik talep ve isteklerine zor ve şiddet kullanarak karşılık vermektedir. Olayların kitlesel bir boyut kazanması ve halkın, yönetimin baskı, ayrımcılık, rüşvet, yolsuzluk ve şiddet politikalarına karşı direniş göstermeleri kendi aralarında örgütlenerek meclisteki yasal muhalif El Vefag Partisi’ni de saflarına katmaları yönetimi zor duruma sokmuş güvenlik güçlerinin sivil vatandaşlara karşı uyguladığı sindirme baskı ve şiddet sonuçsuz kalmıştır.







Bu küçük ada devletinin halkının en büyük şanssızlıklarının başında dünyanın en önemli süper gücü Amerika Birleşik Devletleri’nin en büyük ve en önemli askeri üslerinden birisinin bu ada da konuşlandırılmış olmasıdır. Bildiğimiz gibi ABD’nin 5. Filosunun merkez üssü Bahreyn’dir. Bahreyn, Fas körfezinin en stratejik ve jeopolitik iki noktasından biridir. Körfezin kuzeyinde İran denetimindeki Hürmüz Boğazı’yla birlikte enerji kaynakları ve enerji ulaşım yollarının tam denetimini sağlayacak bir nokta da bulunmaktadır.







Ayrıca Suudi Arabistan’ın petrol hafızalarına ve körfezdeki diğer emirliklere yakınlığından dolayı büyük önem arz etmektedir. Bütün bu hususlara ülke nüfusunun %70’inden fazlasını oluşturan Şii çoğunluğun ülkedeki bütün siyasal erkten uzak tutulması bölgeyi önemli bir kriz durumuna soktuğu ortamda Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri askerlerinin yönetimin daveti üzerine ülkeyi işgal etmeleri ve silahsız halka karşı şiddet uygulamaları dünya da örneğine nadir rastlanan kutsal ibadet yerleri ve camileri yıkarak muhalifleri sokaklarda kurşunlayarak cenaze törenlerinin bile yapılmasına izin verilmeyen Bahreyn halkı tarih boyunca en büyük yaşam ve özgürlük mücadelelerini vermektedir. Bahreyn de AIı-Halife yönetimine karşı demokratik mücadeleyi sürdüren halk hareketiyle ilgili bilgileri daha önce BİLGESAM’da yayımlanan Bahreyn Krizi adlı yazımda bulabilirsiniz. (1) Bu yazımda ise Suudi ve Birleşik Arap Emirlikleri askerlerinin işgalinden sonra ülkede meydana gelen gelişmeleri ve bu gelişmeler karşısında bölge ülkelerinin tutumlarını inceleyerek değerlendirmeye tabii tutmaya gayret edeceğiz.







1979’da İran İslam Devrimi’nden sonra bu ülkede iktidara gelen bütün hükümetler İsrail Devleti ile açık bir mücadele yürütmüşlerdir. İran Devleti, İsrail Devleti’ni meşru bir hükümet olarak kabul etmemekte ve varlığını kabullenmemektedir. Buna karşılık İsrail Devleti’de İran’a kaşı açık düşmanlık yapmakta, İran’ı köşeye sıkıştırmak amacıyla bütün imkânlarını kullanmaktan geri kalmamaktadır. Üstelik uluslararası medyadaki imkânlarını da seferber ederek İran’ın imajını zedelemeye ve bu ülkeye karşı askeri harekât dahil her türlü saldırı, ambargo ve tecrit edilme politikalarını yaptırmayı temel hedefi haline getirmiştir.







Bölgemizde vuku bulan bütün siyasal gelişmeleri fırsat olarak değerlendiren İran ve İsrail devletleri doğal olarak müttefikler ve ortaklar bulma arayışı içindedirler. İsrail’le körfez ülkelerinin yönetimleri arasında öteden beri açık ve gizli ilişkilerin varlığı özellikle ortak düşman algısı yani İran ekseninde gelişme trendi göstermektedir. Kuşkusuz Suudi Arabistan başta olmak üzere Kuveyt, Umman, Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn ve diğer emirliklerin bu siyasal denklemde kendi çağdışı yönetimlerini de tehlikeye düşüren halk devrimlerinin hedefinde olduklarının farkında olup, bu isyanların önünü kesmek için müttefikler peşindedirler. Tabiatıyla ABD, İngiltere, diğer batılı güçler ve tabi ki İsrail en doğal müttefikleridir.







İsrail’in yüksek tirajlı Yedihot Aharonot Gazetesi, Körfez Arap yöneticileriyle İsrail yönetimine tavsiyelerde bulunmaktadır. Gazete haberine göre; Sonunda İsraillilerle Suudiler stratejik bir ortaklık kurma konumuna geldiler. Aynı İkinci Dünya Savaşı sonundaki Almanya’ya karşı ABD ile Sovyetler arasındaki ittifak gibi, Araplar ile İsrail, İran tehdidine karşı birleşmelidirler. Suudiler bunu bilmelidirler ki ABD’den çok İsrail’e güvenmelidirler. Nitekim Mısır’daki kriz sırasında ABD üç günden sonra Mübarek yönetimini terk ederken İsrail sonuna kader Mübarek’in arkasında durdu. Vikileaks Belgelerine göre Arap ülkelerine göre esas tehlike İran’dır. İsrail değildir. Obama hiçbir şekilde İran’a karşı askeri seçeneği düşünmediğini, oysaki İsrail kesinlikle İran’a bir askeri harekâtın yapılmasından yanadır. İsrail 1981 yılında Irak’ın 2007 yılında Suriye’nin nükleer tesislerini bombalamıştır. Oysa ABD’nin İran için böyle bir hedefi söz konusu değildir. Bağımsız bir Filistin Devleti’nin kurulması Suudiler ve İsraillilerin çıkarlarını tehlikeye düşürecektir. Zira kesinlikle Hamas’ın seçimleri kazanarak iktidara gelmesi İran’a yarayacak buna karşılık İsrail ve Suudi Arabistan bundan zarar görecektir. (2)







Bahreyn yönetiminin halkın demokratik ve özgürlük talepleri karşısında şiddet ve baskı yöntemi uygulamaları kitlesel eylemlerle sonuçsuz kalınca ABD’nin direktifiyle Suudi ve Birleşik Emirlikler askerleri bu küçük ülkeyi komandolarıyla işgal ettiler. Ülkeden gelen haberlere göre işgalci askerler halkın üzerine ateş açmakta, olaylar sırasında yaralananların tedavisine izin vermemekte, hastaneye kaldırılan yaralıların tedavisini engellemekte, olaylara yön veren lider ve ileri gelen siyasileri gözaltına alarak Suudi Arabistan’da bilinmeyen yerlere götürerek işkence ederek, olayları görüntülemek ve dünya kamuoyuna yansıtmak isteyen basın mensuplarının çalışmasını engelleyen ve Bahreyn’i bütünüyle dünyadan koparan uygulamalar yapmaktadırlar. Doğal olarak ABD’nin öncülüğünde ve teşvikiyle yapılan bu uygulamalar Bahreyn rejimini kurtarmaya yönelik olduğundan ABD’de günümüzde bulunan devletler ve bölgesel kuruluşlar bu operasyona destek vermektedirler. Özellikle Körfez İşbirliği Konseyi (3) başından beri Bahreyn halkının isyanı karşısında sert tavır almış ve Ali-halife yönetimini kurtarmaya yönelik çeşitli eylemler ve politikalar tertiplemeye çalışmış ve çalışmaktadır.







Bahreyn’de ki ABD askeri üssü ve beşinci filonun varlığı ABD için hayati önem taşımaktadır. Bahreyn’de ki olaylar bölgenin diğer ülkelerini de etkileyecektir ve halk hareketlerini tetikleyecektir. Suudi askerlerinin Bahreyn’i işgal etmeleri ABD’nin çıkarlarını korumak amacı için gerçekleştirilmiştir. Bahreyn’de yaşanan gelişmelerin İran ve Hizbullah’ın desteğiyle gerçekleştiği tezi ortaya atılmaktadır. Oysaki Bahreyn halkı da diğer Arap ülkeleri gibi demokratik taleplerle sokaklara dökülmüşlerdir. Ama yönetimin sert tepkisiyle karşılaşınca bu kez istek ve taleplerini ileriye götürerek yönetimi de sorgulamaya başlamışlardır. Bu hususta İran dış politika uzmanlarından Emir Musevi şöyle diyor: ABD Bahreyn yönetiminin zayıflamasından kaygı duyarak Suudi askerlini Ali-halife yönetimini kurtarmak için Bahreyn’e sevk etti. Aslında Suudilerin daha öncede Bahreyn’de Husiler’in isyanını bastırmak üzere Yemen’e asker sevk etmiş yalnız bu askerlerin Husi isyancılar karşısında büyük yenilgi yaşamasıyla bu operasyon hüsranla sonuçlanmıştır. Musevi’ye göre Suudiler yalnız Yemen’de değil bütün bölgede yenilmişlerdir. Lübnan’da Hariri’yi desteklediler. Hariri yönetimi devrildi, Irak’da Saddam Hüseyin’i desteklediler, devrildi, Mısır’da Hüsnü Mübarek’i desteklediler Mübarek devrildi. Şimdi ise Bahreyn de Ali-halife yönetimini desteklediler. Sonuç ortada. (4) Görüldüğü gibi İranlı uzmanlar bütün bölgede Suudilerin destek verdikleri devrilmiş yönetimleri ön plana çıkararak önümüzdeki dönemde Bahreyn yönetiminin halkın karşısında duramayarak devrileceğini düşünmektedirler.







Tahran’da faaliyet gösteren Arap Araştırmaları Merkezi (Merkeze Mutaleate Arabi) Başkanı Dr. Muhammet Seidiayn ise; Arabistan devamlı olarak bölgede mevzi kaybetmektedir. 2003 yılında Saddam Hüseyin’in devrilmesi ardından Hüsnü Mübarek yönetimini yıkılması Suudileri korkuya sevk etmiştir. Körfez ülkelerinin hepsi aynı korkuyu yaşamaktadırlar. Katar kaynaklı El-Cezire Televizyonu neden Bahreyn olaylarıyla ilgili haber vermiyor. Orada meydana gelen olayları dünyaya yansıtmıyor. Bu bütün bölge devletlerinin halklarının karşısındaki zayıf durumunu ve devrilme korkularının yansımasıdır.(5)







Bahreyn yönetimi ve işgalci askerlerin baskısına rağmen Bahreyn halkı internet ve diğer iletişim kanallarını kullanarak meydana gelen olayları dünya kamuoyuna yansıtmaya gayret etmektedirler. Kimi zaman bağımsız uluslararası kuruluşlarda bu yönde çaba göstermektedirler. Örneğin sınır tanımayan doktorların verdiği haberlere göre başkent Manama’da ki Selmaniye ve diğer hastanelerde olaylar sırasında güvenlik güçlerinin açtığı ateş sonucu yaralanan sivil Bahreynlilerin tedavisine izin verilmemekte hatta yaralıları zorla hastanelerden kaçırarak bilinmeyen yerlere götürülmektedirler. (6)







Ülke içerisinden çeşitli haberler dünya kamuoyuna yansımaktadır. Siyasi partiler, sivil toplum örgütleri, insan hakları dernekleri çeşitli kanalları kullanarak büyük bir kapalı hapishane durumuna getirilen Bahreyn’den yönetimin ve işgalci askerlerin uygulamalarını dünyaya yansıtmaya çalışmaktadırlar. Bu konuda halkın itirazı, hareketlerinin başını çeken “On Dört Şubat Hareketi” sözcülerinin yayınladıkları bildiriler ve haberlerle gerçekleri yansıtmaya çalışmaktadırlar. Örneğin hareketin son bildirilerinin birinde ülkede baskının, işkencenin adam kaçırmanın ve olaylar sırasında ölenlerin cenazelerinin yok edilmesinin yaşandığı bir ortamdan söz edilmektedir. Harekete göre bu bir siyasi krizdir. Yönetimin ve işgalci güçlerin söylediği gibi kabile veya mezhepsel bir hareket değildir. Bahreyn’de Şiiler ve Sünniler birleşik bir halktır. Biz bütün dünya halklarından Birleşmiş Milletler’den insan hakları kuruluşları, insani yardım teşkilatları ve diğerlerinden Bahreyn halkıyla dayanışmalarını ilan etmelerini talep ediyoruz. Zira bizim halkımız yönetim ve işgalci askerler tarafından topyekûn bir yok olma ve cinayetle karşı karşıyadırlar. Biz Bahreyn halkı olarak Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nden ve diğer uluslararası kuruluşlardan Bahreyn halkının Ali-halife ve işgalcilerin büyük bir soykırımına ve yok olmayla karşı karşıya kalmalarını önlemek için destek bekliyoruz. Lütfen geç olmadan dünya bizim sesimizi duysun! (7)







Öte yandan Bahreyn güvenlik güçleri ve işgalci askerler halk hareketine mezhep ve kabile rengi vererek bölgedeki diğer Sünni devletlerin desteğini kazanmaya yönelik çabalarını sürdürmektedirler. Bu doğrultuda Bahreynlilerin kutsal mekânlarına ve camilerine saldırmakta halkın dini vazifelerini yerine getirmeyi önlemektedirler. Öyle ki gelen haberlere göre son bir haftada altı Şii caminin yerle bir edildiği haberi gelmiştir. Özellikle halkın en önemli ibadet yerlerinden biri olan Hamat şehrindeki İmam Hasan Askeri Camii yine Beni Cemre kentindeki çok önemli camilerin güvenlik güçlerince yerle bir edildiği haberleri ulaşmaktadır. Bahreyn Şiilerinin en önemli dini otoritelerinden sayılan Ayetullah İsa Gasım camilerin yıkılmasına büyük tepki göstermiştir. Yine muhalif liderlerden İbrahim El Medmun da olayların mezhepsel olarak nitelendirilmesine büyük tepki göstermiştir.







Bahreyn muhalefet partilerinden biri olan El Vefag Partisi’nden Hadi El Musavi ise; Bahreyn hükümeti ve işgalci askerlerin halkın evlerinden çıkmalarına dini vecibelerini yerine getirmek için camilere ve türbelere gitmelerine izin vermediğini ve engellendiğini açıklamıştır. (8) Ülkeden gelen haberlere göre özellikle Suudi askerlerinin Şiilere karşı büyük bir hınç, nefret ve kinle yaklaştıkları, Vahabizm mezhebinin geleneklerine göre türbe ve diğer kutsal mekânların yok edilmesi ve yas törenlerinin yasak olması nedeniyle Bahreyn halkının inancı gereği kutsal mekânlarının bulunması ve dini ayin ve yas törenleri yapmalarını karşı sert önlemler aldıkları belirtilmektedir. Özellikle geçen hafta içerisinde Şiiler için büyük önem arz eden Hz. Peygamber’in kızı Hz. Zehra’nın ölüm yılı münasebetiyle düzenlenen yas törenleri yasaklanmış bu anma törenlerine iştirak eden Bahreynlilere karşı şiddet uygulanmıştır. Bütün dini tören ve yas ayinleri yasaklanmıştır. (9) Yönetim ve işgalci askerlerin bütün bu baskı ve şiddet politikaları Muhalefet liderleri tarafından sert bir şekilde eleştirilerek kınanmaktadır. “On Dört Şubat Hareketi” Sözcüsü Abdulrauf El Şeayip olayların sorumlularını caniler olarak nitelendirmekte, gelecekte bu canilerden mahkemelerde hesap soracaklarını ayrıca bütün bu şiddet zulüm ve cinayetlerden ABD‘yi sorumlu tuttuklarını açıklamıştır. (10)







Bahreyn Hükümeti olayları bastırmak için bir taraftan Suudi ve Birleşik Arap Emirlikleri askerlerinden yardım alırken siyasal ve ekonomik önlemler de almaya çalışmaktadır. Örneğin ani bir kararla meclisteki ana muhalefet partisi El Vefag Partisi’ni ve İslami Eylem (Hizbi-İslamiye Amel) Partisi’nin faaliyetlerini yasakladığını ilan etmiş daha sonra bundan vazgeçmiştir. Yine halkı susturmak üzere bazı ekonomik önlemler almaya çalışmıştır. Örneğin meclis başkanı Halife El Zehrani bütün devlet memurları ve emeklilerin aylıklarına %25 zam yaptıklarını açıklamıştır. El Vefag Partisi Sözcüsü Mezher İbrahim Mether ise demokratik taleplerinin yerine geleceğine kadar eylemlerin devam edeceğini açıklamıştır. Bahreyn yönetimi ise olaylarda dış güçlerin parmağı olduğunu ileri sürmektedir. Dışişleri Bakanı Halit Bin Hamet Ali Halife ise İran’ı isyancılara yardım etmekle suçlamıştır. Bilindiği gibi olayların başlamasından beri iki ülke arasındaki diplomatik ilişkiler kesilmiş ve büyük elçiler karşılıklı olarak geri çağrılmıştır.







Bahreyn Meclisi olağanüstü oturumunda başkent Manama’da ki İran büyükelçiliğinin temelli kapatılmasına ve elçilik arazisine el konularak bir devlet kurumuna devredilmesini ön gören kararı ana muhalefet olan El Vefag Partisi milletvekillerinin bulunmadığı toplantısında almıştır. (11) İran parlamentosunda da milletvekilleri hükümeti Bahreyn’de ki olaylara duyarlı olunması konusunda tavsiyelerde bulunmuş, Ali-halife yönetimini Müslümanlara soykırım yapmakla suçlamıştır. İran da çeşitli sivil toplum hareketleri, paramiliter güçler (besiciler) gönüllü olarak Bahreyn halkına yardım için hazır olduklarını ifade etmişlerdir. En sert tepki ise yönetime yakın yüksek tirajlı Kayhan Gazetesi başyazarı Hüseyin Şerietmedari’den gelmiştir. Şeriatmedari ayrıntılı yazısında Bahreyn ve destekçileri Körfez İşbirliği Konseyi üyelerinin Bahreyn’in askeri işgaline sert tepki göstermiş ve İran’ın bu işgal karşısında Bahreyn’e askeri müdahale yapması gerektiği tezini ileri sürmüştür. (12)







Olayların gelişmesiyle birlikte İran’la Suudi Arabistan arasındaki ilişkiler gerilmiş karşılıklı suçlamalara hatta tehditlere varan seviyeye ulaşmıştır. İranlı öğrenciler ve sivil toplum kuruluşları Başkent Tahran’daki Suudi Arabistan büyükelçiliği önünde Suudi askerlerinin Bahreyn işgalini çeşitli eylemlerle kınamaya devam ettiği bir dönemde Suudi Arabistan’ın Mısır büyükelçisi Ahmet El Gettan, El Hayat Televizyonu’na verdiği bir mülakatta İran’ı sert bir dille eleştirmiş, İran yönetimini Pers İmparatorluğu’nu kurma hayali peşinde olmakla suçlamış ve tekrar yaşatma hayalleri kurduğunu açıklamıştır. Büyükelçi El Gettan İran’ı savaşla tehdit ederken Fars körfezi kıyısındaki devletlerin güvenliğinin kendilerinin kırmızı hattı olarak göstermiştir. (13) Suudilere bir destekte Sünni âlemin en önemli dini otoritesi sayılan El Ezher Üniversitesi baş müftüsü Dr. Ahmet El Teyyib den gelmiştir. El Ezher Şeyhi İran’a Arapların iç işlerine karışmama konusunda uyarıda bulunmuştur.







Bunlara karşılık Suudilere yönelik en sert tepki Tahran’da faaliyet gösteren Hizbullah İntihar Grupları Organizasyonu Başkanı Hüseyinullah Keremi’den gelmiştir. Tahran Üniversitesi Öğretim Üyesi olan Keremi, Suudileri Müslümanlara zülüm yapmakla suçlamış ve Suudilere karşı cihat zamanının geldiğini ileri sürmüştür. (14) Tahran, Kum, Necef ve Beyrut’ta ki Şii ulema ve dini otoriteler Bahreyn olaylarına yönelik tepkilerini dile getirmişlerdir. Örneğin Hizbullah lideri Şeyh Hasan Nasrullah olayları şiddetle kınamıştır. Dini otoritelerin tepkilerinin en sert fetvası Ayetullah Abdullah Cevadiyi Amuli’den gelmiştir. Kum kentindeki dini medresesinde bir grup Bahreyn’li din adamıyla görüşen Ayetullah Amuli konuşmasında şöyle demiştir; Suudileri cami yıkma, Kuran-ı Kerimi ateşe verme ve Müslümanları öldürmelerinden dolayı dinden çıkmış kâfirler olarak nitelemiştir. Ona göre Ali-halife, Alı-suut, Kaddafi gibi yöneticiler ne Sünni’dirler ne de Şii’dirler. Onlar Siyonizm’in ve uluslararası emperyalizmin kuklalarıdırlar. Vahabi bile değillerdir. Zira vahabiler en azından Kuran-ı Kerime inanmaktadırlar demiştir. (15)







İran yönetimi ise bu çıkışlara karşın diplomatik girişimlerini sürdürmektedir. Özellikle Hüsnü Mübarek yönetiminin Mısır’da devrilmesinden sonra İran’la Mısır yönetimi arasında 30 yıldır kesik olan diplomatik münasebetlerin kurulmasına yönelik girişimlerin olumlu sonuçlanması ve yakında karşılıklı olarak büyükelçi atanma sürecine girilmesi iki ülke arasında ve İran’la Arap devletleri arasında ilişkilerin normalleşmesi sürecine girdiği bir dönemde İran yönetimi hassas davranmaktadır. İran siyasi otoriteleri ABD ve İsrail’i olayları bahane ederek İran’la Arap devletlerinin ilişkilerini bozmaya yönelik girişimlerde bulunduklarını ama asla bölgede bir Şii-Sünni çekişmesinin meydana gelmesine fırsat vermeyeceklerini açıklamışlardır. Bununla birlikte Bahreyn halkıyla olan tarihi bağları da göz önünde bulundurarak olaylara yönelik diplomatik girişimlerini sürdürmektedirler.







İran Dışişleri Bakanı Ali Akber Salihi Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki Moon’a hitaben yazdığı resmi mektupta şöyle diyor; Bahreyn güvenlik güçleri ve işgalci askerler halka karşı kabul edilmesi mümkün olmayan uygulamalar yapmaktadır. Örneğin;







- Masum vatandaşlarının evlerine saldırıyor.



- Camileri ve diğer kutsal yerleri yıkıyor.



- Muhalifleri evlerinden alarak bilinmeyen yerlere götürüyor.



- Olaylara katılan vatandaşların işlerine son veriyor.



- Hastanede yaralıların tedavilerine izin vermiyor.







Bütün bu olaylara BM tarafsız kalmıştır. Oysaki benzer konumdaki başka ülkelerde böyle davranılmamaktadır. Bahreyn halkının talepleri Mısır ve Tunus halkının taleplerinden farklı değildir. Meşru haklar için yapılan eylemlerdir. Bahreyn krizinin askeri çözümü yoktur. Hele yabancı askerlerin müdahalesi olayları daha da karmaşık hale getiriyor ve Bahreyn halkının onurunu zedeliyor. Bahreyn ve İran arasında tarihi ve kültürel bağlar bulunmaktadır. İran Bahreyn olaylarına ilgisiz kalamayacağını adil bir çözüm ve BM’nin olaylara doğrudan müdahalesini talep etmektedir. (16)







Bölgedeki olayların diğer bir cephesinin başında bulunan Suudi Arabistan da boş durmamaktadır. Bununla birlikte doğrudan doğruya İran’ı hedef alan siyasi demeçler vermekte ve İran’ın müttefiki saydıkları devletleri de istikrarsızlaştırma yönünde planlar geliştirmektedirler. Pek çok haber kaynağına göre Suudi rejimi Irak’ta Baasçıları ve El Kaidecileri destekleyerek Irak’ı istikrarsızlaştırmaya yönelik girişimlerini sürdürmektedir. “Bahreyn Net” haber kanalına göre Suudi rejimi Irak’taki Başbakan Nuri El Maliki hükümetini düşürmek, zayıflatmak ve Irak’ı kaos ortamına sürüklemek amacıyla önemli bütçeler ayırmakta ve fiilen terörist gruplara destek vermektedir. (17) Suudi yönetimi ve körfezdeki diğer yandaşları Irak yönetimini yıpratmak amacıyla bu hafta başkent Bağdat’ta yapılması düşünülen Arap Birliği zirvesinin yapılmasını önlemek amacıyla girişimlerini sürdürmüş ve sonuçta almışlardır. Günümüzde Irak’ın başkenti Bağdat’ta böyle bir zirvenin yapılması çok önemliydi ve Irak’ın normalleşme sürecini göstergesi olacaktı. Oysaki Suudiler böyle bir normalleşme sürecini arzulamamaktadırlar.







Suudilerin hedefindeki bir diğer ülke de Suriye’dir. Bildiğimiz gibi Suriye İran’ın müttefiki ve İsrail’le verilen mücadelenin ön cephesi konumundadır. Hizbullah ve Hamas gibi İsrail karşıtı örgütlerinde en büyük destekçilerinden biri konumundadır. Suudi rejimi diğer mülteci Arap yönetimlerini de yanına alarak Suriye de meydana gelen olayları fırsat bilerek Beşar Esad yönetimini devirmeye orada batı ve İsrail yanlısı bir yönetimin işbaşına gelmesini sağlamaya çaba göstermektedir. Pek çok kaynak Suudi hanedanından prens Bender’in bu hareket için Lübnan’ın eski Başbakanı Saad Hariri ile birlikte çalıştığını ortaya koymuşlardır. Avrupa’da yayın yapan El Şark Radyosu bu konuda şöyle diyor: Norveçli güvenlik ve strateji uzmanlarına göre Suriye’de ceyran eden olaylar yalnızca halkın demokrasi taleplerini kapsayan basit olaylar değildir. Bu olaylar daha önceden İsraillilerle Suudilerin Suriye Devletini istikrarsızlaştırmak ve Esad yönetimini devirmek planının bir parçasıdır. Habere göre ABD ve İngiltere bu projenin bir parçası olarak Suriye yönetimini devirerek İran ve Hizbullah’tan ayırmayı planlamaktadırlar. Habere göre Suriye’ye kurulan bu komploya karşı olan bir subayın verdiği bilgiye göre Ürdün’deki Bin Sultan limanından devamlı olarak Suriye muhaliflerine lojistik destek, silah ve cephane sevk edilmektedir. (18) Nitekim Suriye’nin çeşitli kentlerindeki olaylarda bazı provokatör çetelerin aynı anda eylemcilerle güvenlik güçlerine ateş ederek halkı polisle karşı karşıya getiren görüntülere şahit olmaktayız. Kuşkusuz bu çetelerin arkasında Suudi Arabistan, İsrail ve ABD üçlüsü yer almaktadır.







Suudi Arabistan petrol gelirlerinin büyük kısmını silahlanmaya ayırmaktadır. Özellikle son birkaç yılda ABD’nin başta Suudi Arabistan olmak üzere körfez ülkelerine yüz milyarlarca dolar değerinde silah uçak füze ve benzeri silahlar sattığı bir gerçektir. ABD silah şirketleri Arabistan ve diğer körfez ülkelerinin yer altı zenginliklerini doğrudan sömürürken silah satışı yoluyla da ülkelerin gelirlerinin büyük kısmına el koymaktadırlar. Oysaki Suudi Arabistan’ın belli başlı kentlerinin dışında olağanüstü petrol ve diğer gelirlere rağmen halk sefalet ve yoksulluk içerisinde yaşamaktadır. Özellikle ülkenin doğu bölgesindeki petrol yataklarının bulunduğu bölgede Guteyf, Carudiye ve diğer kentlerde yaşayan Şiiler ilkel şartlarda zor koşullarda yaşamlarını sürdürmeye çalışmaktadırlar. Suudi Arabistan’ın Bahreyn ve yemendeki olaylardan duyduğu rahatsızlık ve korkunun da sebebi kendi vatandaşlarının durumundan kaynaklanmaktadır. Zira Arabistan’ın doğusu, Yemen’in kuzeyindeki Husi hareketin merkezi ve Bahreyn aynı coğrafi, ekonomik ve sosyal şartları barındırdığından dolayı Suudi yönetimi Bahreyn ve Yemen’deki hareket ve eylemlerin kendisine de sirayet etmesinden korkmaktadır. Esasen bu bölgelerde çeşitli eylemler ve protestolar yapılmaktadır. Ama güvenlik güçleri acımasızca bu hareketleri bastırmaktadır.







Suudiler ülkenin bu gerçeğini unutmuş ABD ve İsrail’in planları çerçevesinde kaynaklarını aşırı silahlanmaya ayırmaktadır. Öyle ki bu yıl ABD ile Suudi Arabistan arasında imzalanan 70 milyar dolar değerindeki F-15 uçaklarının satışı ABD tarihinin en önemli ve en büyük silah satış anlaşması olarak tarihe geçmiştir. Anlaşma gereği ABD 84 adet F-15 ve 70 adet başka savaş uçağını Suudi Arabistan’a satacaktır. Aynı şekilde 2007 yılında başlayan müzakereler sonucunda ABD bu ülkeye füze savunma sistemi, hava savunma sistemi ve diğer teknolojik silah ve cephanelik satışını ön görüyor. Anlaşmalar ABD Başkanı’nın onayından sonra temsilciler meclisi ve ardından senatoda onaylandıktan sonra yürürlüğe girecektir. Yine küçük bir emirlik olan Birleşik Arap Emirlikleri 2008 yılında ABD’den satın aldığı 9 milyar dolarlık silahla ABD’nin en önemli silah müşterilerinin liste başına yerleşmiştir. Birleşik Arap Emirlikleri ABD’yle 60 milyar dolarlık bir silah satın alma anlaşması imzalamıştır. (19)







İran ile ABD, diğer batılı devletler ve İsrail arasındaki anlaşmazlıkta Suudi Arabistan ve diğer bölge ülkeleri açıktan veya gizli olarak karşı tarafın yanında yer almışlardır. Wikileaks belgelerine göre çeşitli defalarca Suudi yöneticileri ve diğer batı yanlısı hükümdarlar açıkça ABD’yi ve İsrail’i, İran’a askeri bir saldırı yapmaları konusunda teşvik etmiş ve desteklemişlerdir. Hatta bu askeri müdahalenin bir an önce yapılması için girişimlerini sürdürmüşlerdir. Bahreyn olaylarını da bahane eden Suudiler ve Körfez İşbirliği Konseyi üyeleri diğer Arap ülkelerini İran’a karşı kışkırtmaya çapa göstermişlerdir. Esasen bölgeyi tanıyan, tahmin edilmesi zor olmayan son duruma göre Suudiler İsrail’in İran’a karşı hava saldırılarını destekliyor hatta kendi hava sahalarını bu saldırılar için İsrail’in kullanımına izin vermektedir. Londra’da yayınlanan London Times gazetesinin haberine göre Suudi Arabistan İsrail savaş uçaklarının İran’a bir hava saldırısı yapması durumunda bir hava koridorunu bu uçaklara açacağını yazmıştır. (20)







Sonuç olarak küçük Bahreyn halkı günümüzde büyük sıkıntılar ve sorunlarla karşı karşıya kalmıştır. Suudi Arabistan ve bölgenin diğer batı yanlısı halktan kopuk yöneticileri kendi iktidarları ve gelecekleri de tehlikede olduğundan Bahreyn’deki değişim ve demokrasi hareketinden korkmakta ve tedirginlik duymaktadırlar. ABD ise Bahreyn’de meydana gelecek değişim sonucunda Ali-halife yönetiminin devrilmesi durumunda bu stratejik adadaki konumunu yitireceğinden ve askeri üssü ile beşinci filosunun barınma geleceğinin tehlikeye düşeceğinden korkmaktadır. Unutmayalım 1980’lerden sonra Afganistan’da Necibullah yönetiminin mücahit hareketinin karşısında aciz kalıp Sovyet ordularını mücahitleri bastırmak için ülkesine davet ettiğinde başta ABD olmak üzere bütün batı devletleri ayaklanmış Afganistan devleti ve Sovyetler Birliği’ne karşı cephe almışlardır. O dönemde ABD ve diğer batılı devletler Sovyetlerin Afganistan’ı işgalini bahane göstererek 1980 Moskova olimpiyatlarını boykot etmişlerdir. Ayrıca bütün batılı haber ajansları Afganistan’daki olayları dünyaya taraflı olarak yansıtmış, ABD ve diğer batılı güçler Sovyet yanlısı Afganistan Devleti’ni yıkmak için her türlü askeri ve maddi yardımı yapmışlardır. Bugün Suudiler ve Birleşik Arap Emirlikleri askerlerinin Bahreyn’i işgal etmeleri ve doğrudan doğruya halkın Ali-halife yönetiminin diktatörlüğüne karşı baş kaldırmaları farklı bir durum mudur? Arabistan’ın Bahreyn’i işgali Sovyetler’in Afganistan işgalinden ne farkı var?





Dipnotlar:



(1) http://www.bilgesam.org/tr/index.php?option=com_content&view=article&id=994:bahreyn-krizi&catid=77:ortadogu-analizler&Itemid=150



(2) http://www.tabnak.ir/fa/news/158686/ائتلاف-اسراییل-و-عربستان-علیه-ایران-همانند-ائتلاف-در-جنگ-جهانی-دوم!



(3) Körfez İşbirliği konseyi:25 Mayıs 1981 tarihinde Birleşik Arap Emirlikleri Suudi Arabistan, Katar,Kuveyt ve Umman tarafından ekonomik ve sosyal hedefler için oluşturulan bir topluluktur.Kuruluş anlaşması 11 Kasım 1981 yılında Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’da imzalanmıştır.



(4) http://www.irna.ir/NewsShow.aspx?NID=30337591



(5) http://www.irna.ir/NewsShow.aspx?NID=30337591



(6) http://www.irna.ir/NewsShow.aspx?NID=30341204



(7) http://www.farsnews.com/newstext.php?nn=9001190237



(8) http://www.farsnews.com/newstext.php?nn=8912170206



(9) http://www.fardanews.com/fa/news/144428/مممنوعيت-برگزاري-مجالس-عزاداري-در-بحرين



(10) http://www.tabnak.ir/fa/news/159209/%DA%A9%D8%B4%D8%AA%D8%A7%D8%B1%20%D9%85%D8%B1%D8%AF%D9%85%20%D8%A8%D8%AD%D8%B1%DB%8C%D9%86%20%D8%A8%D9%87%20%D8%AF%D8%B3%D8%AA%D9%88%D8%B1%20%D8%A2%D9%85%D8%B1%DB%8C%DA%A9%D8%A7



(11) http://www.iranpressnews.com/source/096664.htm



(12) http://tehranreview.net/articles/8439



(13) http://www.fardanews.com/fa/news/144084/عربستان-ایران-را-تهدید-به-جنگ-کرد



(14) http://www.iranpressnews.com/source/096490.htm



(15) http://www.melli.eu/1390/02/02/پس-از-آتش-زدن-قرآن-توسط-نیروهای-آل-سعود/



(16) http://ilna.ir/newsText.aspx?ID=187224



(17) http://www.farsnews.com/newstext.php?nn=9001270692



(18) http://www.irna.ir/NewsShow.aspx?NID=30337591



(19) http://www.tabnak.ir/fa/news/158686/ائتلاف-اسراییل-و-عربستان-علیه-ایران-همانند-ائتلاف-در-جنگ-جهانی-دوم



(20) http://sanagoblin.mihanblog.com/





Yorumlar








Aktif Ziyaretçi 18
Dün Tekil 863
Bugün Tekil 567
Toplam Tekil 1639319
IP 54.158.119.60






TURAN-SAM PRINTED ISSN: 1308-8041
TURAN-SAM ONLINE ISSN: 1309-4033
Journal is indexed by:

































































7 Rebiü'l-Evvel 1438
Aralık 2016
P
S
Ç
P
C
Ct
P
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31


TÜRK, Yıldırımdır, kasırgadır, Dünyayı aydınlatan güneştir
(Mustafa Kemal ATATÜRK)


Ekle Çıkar









Anasayfa - Amaç - Misyon - Vizyon - Faaliyetler - Tüzük - Yönetim - Yasal Uyarı - İletişim

Her Hakkı Saklıdır © 2007 - 2017 TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi
Sayfa 1.788 saniyede oluşturulmuştur.

TURAN-SAM rssTURAN-SAM rss
Google Sitemap

Sayac

"Bu site en iyi mozilla firefox'ta 1280x960 çözünürlükte görüntülenir."

Turan Portal v1.3 | Tasarım TURAN-SAM , Kodlama Serkan Aygün

Turan Nedir?, Bilimsel Dergiler, En popüler Bilimsel Dergi, Endeksli Bilimsel Dergiler, Saygın Bilimsel Dergi, Türk Dünyasının en popüler ve en saygın Bilimsel Hakemli Dergisi, SSCI, SCI, citation index, Turan, Türk Devletleri, Türk Birligi, Türk Dünyası, Türk Cumhuriyetleri, Türki Cumhuriyetler, Özerk Türkler, Öztürkler, Milliyetçi, Türkçü, Turancı, Turan Askerleri, ALLAH'ın askerleri, Turan Birliği, Panturan, Pantürk, Panturkist, Türk, Dünyası, Stratejik, CSR, SAM, Center for Strategical Researches, Araştırma, Merkezi, Türkiye, Ankara, İstanbul, Azer, Azeri, Azerbaycan, Bakü, Kazakistan, Alma-Ata, Astana, Kırgız, Bişkek, Kırgızistan, Özbekistan, Özbek, Taşkent, Türkmen, Türkmenistan, Turkmenistan, Aşxabad, Aşkabat, Ozbekistan, Kazakhstan, Uzbekistan, North, Cyprus, Kıbrıs, MHP, AKP, CHP, TURKEY, Turancılık, KKTC, Vatan, Ülke, Millet, Bayrak, Milliyet, Cumhuriyet, Respublika, Alparslan Türkeş, Atatürk, Elçibey, Bahçeli, Aytmatov, Bahtiyar Vahabzade, Yusuf Akçura, Zeki Velidi Togan, İsmail Gaspıralı, Gaspırinski, Nihal Atsız, Alptekin, Kürşad, Tarih, Kardeş, Xalq, Halk, Milletçi, Milliyetçi, Yürek, Ürek, Türklük, Beynelxalq, Arbitrli, Elmi, Jurnal, Nüfuzlu