Birinci Dâvâ Su ve Toprak Kaynaklarının Muhafazası ve Geliştirilmesidir Hiçbir Parti Asıl Meselemizi Bilmiyor - Dr. Lütfü ŞAHSUVAROĞLU - TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi - http://www.turansam.org









Birinci Dâvâ Su ve Toprak Kaynaklarının Muhafazası ve Geliştirilmesidir Hiçbir Parti Asıl Meselemizi Bilmiyor - Dr. Lütfü ŞAHSUVAROĞLU
Tarih: 21.04.2011 > Kaç kez okundu? 2113

Paylaş


“Su, yaşamın vazgeçilmez unsuru ve yerine bir başka şeyin ikame edilemeyeceği doğal bir kaynak”tır. “Su, canlılara hayat veren ve hayatı sürdürebilir kılan temel bir unsurdur. Susuz hayat düşünülemez”.

Su imparatorlukların inşasına veya yıkılmasına sebep olan en stratejik varlıktır. Koca Mısır ve Roma İmparatorlukları, Sümer ve Akad medeniyeti su kıtlığından battı. Nil’in çekilmesiyle Firavunlar yıkıldı. Roma’nın Mısır’ı bırakıp Avrupa’nın ormanlarını yakarak askerini besleyebilmek şart olan buğdayı üretmek için toprak kazanma çabası da Nil’in sularının oynadığı bir oyundur.

‘Altınızdan suyu çekersek size kim su verebilir’ ayeti suyun devlet ve millet varoluşu için ilahi hükmü ne de açık ortaya koyuyor.

Ama anlayan kafalar nerede?

Medeniyetin beşiği olarak adlandırılan bölgeler hep su havzalarının yakınında kurulmuş, medeniyet suyun hayat verdiği topraklarda yeşermiş, su adeta medeniyete de hayat vermiştir Ancak, su ve toprak kaynaklarının yanlış kullanımı da tarihte birçok uygarlığın ortadan kalkmasına ve tarih sahnesinden silinmesine neden olmuştur

Yaşadığımız çağda su kaynakları artık küresel boyutlarda önemli sorunlarla karşı karşıyadır. Dünya nüfusu hızla çoğalmakta, beslenme ve kullanma ihtiyacına bağlı olarak, su ihtiyacı da hızla artmaktadır.

Bu bağlamda, su kıtlığı, belirgin ve yaygın bir sorun haline gelmekte; su kalitesi hemen hemen her ülkede hızla bozulmakta ve bu sorunlar, sosyal ve ekonomik açıdan zincirleme pek çok soruna da neden olmaktadır.

Bu durum, su kaynaklarına olan baskının her geçen gün artmasına, meydana gelen çevre kirliliği nedeniyle su kalitesinin bozulmasına yol açmaktadır.

Suya olan ihtiyaç arttıkça, su daha stratejik bir kaynak olmaya başlamıştır. Artık geleceğe ilişkin senaryolar içerisinde, ülkeler arasında sudan kaynaklanan ihtilaflar önemli yer tutmaktadır.

Ancak, bu forum’un ana temasında olduğu gibi, “suyun toplumları ve insanları ayrıştıran değil, farklılıkları birleştiren unsur olması” temel yaklaşımımızdır.

Günümüzde su kıtlığı çeken ve gelecekte çekeceği düşünülen ülkelerin büyük bölümü, kuzey yarım kürede aynı enlem kuşağındaki Afrika ve Ortadoğu ülkeleri ile bu kuşağın devamında yer alan yüksek nüfuslu Asya ülkeleridir.

Gelecekte, nüfus artışı nedeniyle kişi başına düşen su miktarının azalacağı ve su kaynakları kıt olan bölgeler başta olmak üzere birçok bölgede, su kıtlığı yaşanacağı düşünülmektedir.

FAO’ ya göre 1995 yılında su kıtlığı ve su stresi yaşayan nüfusun dünya nüfusuna oranı sırası ile %29 ve %12 iken; 2025 yılında bu oranlar %34 ve %15’e yükselecektir. Aynı tahminlere göre, 2050 yılına gelindiğinde su sıkıntısı çeken ülke sayısının 54’e, bu şekilde yaşamak zorunda kalan insanların sayısı ise 4 milyara yükselecektir.

Yaşadığımız çağda su kaynakları artık küresel boyutlarda önemli sorunlarla karşı karşıyadır. Su kıtlığı, belirgin ve yaygın bir sorun haline gelmekte; dünyanın pek çok yerinde sel felaketleri yaşanmakta; su kalitesi hemen her ülkede hızla bozulmakta ve bu sorunlar, sosyal ve ekonomik açıdan zincirleme pek çok soruna da neden olmaktadır.

Bu sorunların en önemlisi ekosistemlerdeki yaşamın sürdürülebilirliğinin tehdit altında olmasıdır. Bu sorunlar, su kaynaklarının geliştirilmesi, denetimi ve yönetiminde yeni yaklaşımlara gereksinim olduğunu ortaya koymaktadır.



Kıt Su Kaynakları Yönetimine Geçilmeli

Türkiye bilinenin aksine su zengini bir ülke değildir. Bölge ülkelerine oranla daha göreceli olarak daha çok su kaynağına sahip olmasına rağmen, kişi başına düşen su miktarı bakımından dünya ortalamasının altında yer almaktadır.

Türkiye’nin kişi başına düşen kullanılabilir su potansiyeli; 1500 m3/yıl’dır. Bu değer, su varlığı bakımından diğer bazı ülkeler ve dünya ortalaması ile karşılaştırıldığında, dünya ortalaması olan 7.600 m3 ile su zengini ülkeler için belirtilen 10 000 m3 sınırının çok gerisinde olunduğunu ve su kısıtı bulunan ülkeler arasında yer aldığı görülmektedir.

Mevcut verilere göre; 2025 yılında nüfusumuzun 80 milyon olacağı hesaplanmaktadır. Bu durumda kişi başına düşen kullanılabilir su miktarı, 2030 yılında 1000 m3’e düşeceği öngörülmektedir.

Mevcut büyüme hızı, su tüketim alışkanlıklarının değişmesi gibi faktörlerin etkisi dikkate alındığında su kaynakları üzerine olabilecek baskıları tahmin etmek mümkündür.

Ayrıca tüm bu tahminler mevcut kaynakların anılan tarihe kadar hiç tahrip edilmeden aktarılması durumunda geçerli olabilecektir. Dolayısıyla Türkiye’nin gelecek nesillerine sağlıklı ve yeterli su bırakabilmesi için kaynaklarını çok iyi koruyup, akılcı olarak kullanması gerekmektedir.

Artık bütün su konferanslarında ve 5. Dünya Su Forumunda da dile getirildiği gibi su bütün dünya için kıt bir kaynaktır ve yeni bir su yönetimine ve mevzuatına ihtiyaç vardır.

Küresel Isınma ve Kuraklığın Anadolu’ya Etkileri

Tüm bunlara ilave olarak, son yıllarda, etkisini daha fazla hissettiğimiz iklim değişmesi, belirli bir alan veya dönemde, kuraklığa neden olabilmektedir. Buna göre, kuraklık olgusu, iklim değişikliği ile birlikte ele alınmalıdır.

Küresel ısınma ve kuraklık, su kaynaklarına doğrudan etkisi nedeniyle, en fazla tarım sektörünü etkilemektedir. Zira su kaynaklarının 4/3’ü, dünya genelinde olduğu gibi, ülkemizde’ de tarımsal sulamada kullanılmaktadır.

Kuraklık ve buna bağlı olarak ortaya çıkan su sıkıntısı, ülkemizin pek çok bölgesinde, tarımsal üretimi sınırlayan, en önemli faktör hâline gelmiştir

Türkiye, son yıllarda, en kurak mevsimlerini yaşamaya başlamıştır. Kuraklık trendinin artacağına ilişkin tahminler, ilgili kuruluşlarca yapılmaktadır.

Ülkemizin kuzey yarı kürede, bir geçiş bölgesi olması ve karmaşık bir iklim yapısı arz etmesi nedeniyle, küresel ısınmaya bağlı bir iklim değişikliğinden, en fazla etkilenen ülkelerden birisi olacaktır.

Dolayısıyla, Türkiye’nin farklı bölgelerinin, iklim değişikliğinden farklı biçimde ve değişik boyutlarda etkileneceği, bilim adamları tarafından bildirilmektedir.

Örneğin, sıcaklık artışından daha çok, çölleşme tehdidi altında bulunan Güney Doğu ve İç Anadolu gibi, kurak ve yarı kurak bölgelerle, yeterli suya sahip olmayan yarı nemli Ege ve Akdeniz bölgelerinin, daha fazla etkileneceği tahmin edilmektedir.

Nitekim, 2007 yılında, Türkiye son dönemlerin en kurak ve sıcak yılını geçirmiştir. Ülke genelinde, toplam yağış’ta % 17 bir azalma olmasına karşın, Ege, Marmara ve İç Anadolu bölgeleri, kuraklıktan en fazla etkilenen bölgelerimiz arasında yer almışlardır. Ülkemizin bazı önemli hububat üretim merkezlerinde, ürün kayıplarının % 40-50 oranına ulaştığı tespit edilmiştir. Ülke genelinde ise buğday üretimi, 20 milyon ton dan 17,2 milyon ton’a düşmüştür.

2008 yılında ise kuraklıktan en fazla etkilenen bölgemiz Güneydoğu Anadolu Bölgesi olmuştur.

Bugün Konya ve Aksaray ovaları herkesin çıplak gözle göreceği biçimde çölleşmeye başlamıştır. Kaçak kuyular ve yanlış sulama bütün iç Anadolu bölgesinin ilerde çöl olacağının bugünden işaretlerini vermiştir. Artık yerüstü değil yer altı depolama sistemleri düşünülmelidir. Yer altı Barajlarını en ucuz ve en yararlı bir su muhafaza ve geliştir me sistemi olarak Türkiye’nin gündemine taşımalıyız.

Yer altı barajları toprağımızın altındaki boşalan akiferleri dolduracak ve ucuz depolama sistemi ile su kaynaklarımızın buharlaşma ve diğer yollarla israf edilmesinin önüne geçecektir.

Fakat Türkiye’yi kurtaracak bu projeden hiçbir siyasi partinin haberi bile yoktur.

Seçim beyannamelerinde bu konu yoktur.

Türkiye’nin kuraklıkla mücadelesi, su ve toprak kaynaklarının muhafazası ve geliştirilmesi meselesi birinci meseledir.

Bu mesele ülkenin bölünmesinden bile önemlidir. Zira bu meseleyi bilen ve çözümleyen bir Türkiye’nin bölünme diye bir problemi olmadığı gibi otomatik olarak büyüyeceğini söyleyebilirim.

Birincil meselelerin yani hakiki meselelerin kavranmadığı ülkelerde, hayali meseleler kamuoyunu meşgul etmekle kalmaz, devlet aygıtını fuzuli mesai ile uğraştırır.

Şu anda Türkiye mühendislerin değil gazeteci, yargıç, stratejist, sosyal bilimci, siyasetçi, ya da asker ve din adamı gibi toprakla, suyla, üretimle yani hakikat ile ilgisi olmayan elinde yorulmakta, sömürülmektedir.

hedefler

Gıda üretiminde kendi kendimize yeterli hale gelmek için; toprak ve su kaynaklarımızın etkin, sürdürülebilir ve çevreyle uyumlu kullanılmasına yönelik stratejiler geliştirmek ve bunları uygulama alanına koymak hedeflerimiz arasında olmalıdır.

Türkiye, asıl meselemiz etrafında hiç bir şey yapmamış değildir. Türkiye, politika geliştirilmesi, mevzuat ve yeniden yapılanma ve AR-GE konularında bazı adımlar atmıştır. Bunlar;

Kuraklığın etkilerinin izlenmesi ve bu etkilerin asgari düzeye indirilmesi için stratejiler geliştirmek üzere tüm ilgili kuruluşların katılımının sağlandığı kuraklık koordinasyon kurulu oluşturuldu,

Araştırma Enstitülerimizde tarımda suyun etkin kullanımı ve kuraklığa toleransı yüksek çeşit geliştirmeye yönelik araştırmalara hız kazandırıldı.

Sıfır toprak işlemeli tarım desteği yürürlüğe konuldu. Bu uygulama ile toprakta daha çok suyun muhafazası, girdi ve maliyetlerde tasarruf sağlanmaktadır.

Damlama ve yağmurlama gibi su tasarrufu sağlayan modern sulama sistemlerinin kullanımını teşvik etmek ve desteklemek amacıyla Bakanlığımız öz kaynağı olan üreticileri %50 hibe kredi ile, öz kaynağı olmayan üreticiler ise 0 (sıfır) faizli kredi kullandırmaya başlanmıştır.

Damlama sulamaya geçiş için hayli masraf yapıldı. 257.615 dekar alana yapılan damla ve yağmurlama sulama projeleri için 68.537.000 TL hibe desteği sağlandı.

Yine, 31.12.2009 tarihi itibariyle, T.C. Ziraat Bankası tarafından 41.569 üreticiye 1.275.000 dekar alana yapılan damla ve yağmurlama sulama projeleri için 574.000.000 TL sıfır faizli kredi kullandırılmıştır.

Kuraklık ve suyun etkin kullanımı yönünde, Tarım bakanlığınca uygulamaya konulan diğer bir önlem ise, “Tarım Havzalarının tespit edilmesi ve Havza Bazlı Üretim Modeli”ne geçilmesi konusunda yapılan çalışmalardır.

Bilindiği gibi, kaynakların korunması ve en uygun kullanımı bütünsel planlamalarla mümkün olmaktadır.

Tarım Havzaları, tarımsal üretim bölgelerinin iklim özelliklerine ve doğal kaynak varlıklarına göre belirlenmesi esasına dayanmaktadır. Bu proje ile ürünlerin potansiyel uygunluk alanlarının belirlenmesi ve üreticilere katkı sağlayabilecek en uygun ürünlerin desteklenmesi hedeflenmektedir.

Tarım havzalarının su havzaları ile ilintili olması, bütün projelerin bütüncül ve multi disipliner çerçevelerinin gözetilerek hayata geçirilmesi sonucu Anadolu’nun tek bir havza olarak mütalaası kalkınma perspektifimizin nirengi noktasıdır. Anadolu’nun da Balkanlar, Kafkaslar ve Ortadoğu ile daha geniş bir havza doktrinine merkez teşkil ettiğine; bu merkezin sadece tarımsal, iktisadi, sınai, sosyolojik ve tarihsel değil teknik olarak da itici faktör analizi ihtiva ettiğine kuşku yok.

Su Savaşlarına Karşı Su Barışı

Bölgemizde su savaşları olacağına dair çok spekülasyon yapıldı, yapılıyor. Ama tam tersine bir su barışı için umutlarımız da, imkân ve kabiliyetlerimiz de daha fazladır.

Su kıt bir kaynaktır. Mar del Plata’dan, Helsinki’den beri bu gerçek Ulasal, bölgesel ve evrensel olarak dünya yüzündeki herkesi daha fazla bilinçli olmaya, daha hakça ve akil su kullanımına mecbur kılıyor.

Kıt su kaynakları yönetimi, stratejisi ve eylem planı günümüzün en önemli konusu…

Ne yapabiliriz:

FAO’nun da önerdiği biçimde sulama sistemlerinde iyileşmeden tutun, uygun ürün desenine, veri paylaşımından stratejik ortaklığa, her türlü su ve sulama yatırımlarının koordinasyonundan suyun geri dönüşümünde de işbirliği imkânlarının araştırılması gündemimizdedir. Öte yandan çiftlik bazında suyun verimli kullanılması, küçük ölçekli projelerin desteklenmesi, çiftçi katılımının artırılması ve en önemlisi kıt su kaynakları yönetiminin hayata geçirilmesi zaman geçirilmeden uygulamaya konulması gereken faaliyet alanlarıdır.

Sadece kuraklıkla mücadele programı açısından değil, artık genel olarak da suyun yönetiminin bir kıt kaynak yönetimi olduğu bilincindeyiz. Bu bakımdan arz yönetimine uygun olarak bir talep yönetimi, havza bazında uygun ürün deseni için tarımsal destekleme programı, kıt su kaynaklarının korunması ve geliştirilmesi için destekleyici programlar, damlama sulama sistemlerinin yaygınlaştırılması ve bütün bu strateji için mevzuat, finansman, örgüt, eğitim ve yayım ile çiftçi katılımı temel fonksiyonlar olarak planlanmaktadır.

Su kaynaklarının muhafazası ve geliştirilmesi, toprak kaynaklarının muhafazası ve geliştirilmesi stratejisinden ayrı düşünülemez.

Toprak, su, tarımsal üretim ve insan gücü entegre ve sürdürülebilir bir kalkınma programının mütemmimleridir. Su havzaları ile tarımsal havzalarımızın uyumlaştırılması, aynı zamanda Çevre ve Orman Bakanlığı ile Tarım ve Köyişleri Bakanlığının daha yakın işbirliğini zorunlu kılmakta, bölgesel ve ülkesel hedeflerin paylaşımını öne çıkarmaktadır.

Su ve toprak kaynaklarının yönetiminin dört boyutu vardır: küresel su ve toprak kaynaklarının yönetimi, bölgesel su ve toprak kaynaklarının yönetimi, ülkesel su ve toprak kaynaklarının yönetimi ve mahalli su ve toprak kaynaklarının yönetimi…

Stratejik bir yaklaşım süreci için önce hazırlık ve adaptasyon, sonra önceliklerin tespiti, sonra politika ve strateji uyumu, yönetim entegrasyonu ve karar alıcı mekanizmaların geliştirilmesi, fırsat maliyeti karşılaştırması, insan kaynaklarının geliştirilmesi ve gerekli yasa ve yönetmeliklerin çıkarılması gereklidir.

Entegre Bir Su Yönetimi ve Bilinci Geliştirilmeli

Hazırlık ve adaptasyon için önce milli toprak ve su kaynakları koruma programı ve eylem planı hazırlayacağız. Ülkesel bir toprak ve su politikası, çerçeve bir toprak-su yasası ve verilerin paylaşımından sonra önceliklerin tespitine sıra gelmektedir.

Alt yapı iyileştirmeleri, su toplama havzalarının geliştirilmesi, yerinden yönetimin güçlendirilmesi, talep yönetimi, uygun ürün deseni, su pazarlarının oluşumu, su fiyatlandırması, arazi toplulaştırması taleplerinin yaratılması, uygun toplulaştırma, özel sektör katılımcılığı, çiftçi katılımı, su kalite standardlarının geliştirilmesi, araştırma ve eğitim, tuzlanma, kirlilik ve su kalitesi, yer altı su kaynaklarının yönetimi, acil koruma tedbirlerinin seçimi(mesela Konya kapalı havzası, Kızılırmak, Sakarya, Amik, Akçakale ve Menderes gibi), sanayideki su kullanımında geri dönüşün ve her çeşit tasarrufun hayata geçirilmesi ve en önemlisi de bir türlü –belki de Türkçe olmadığı için- uygulayamadığımız koordinasyonun gerçekleştirilmesi gibi başlıklar arasından öncelikleri seçmeliyiz.

Sulama ve su sağlama teknolojisinin uyarlama araştırmaları ve yaygınlaştırılması, havza bazında tarımsal destekleme programımızın geliştirilmesi, uygun ürün deseninin ortaya konması, su talebinin yönetilmesi, gerekli toprak ve su araştırma ve eğitiminin sürdürülmesi bakanlığımın yürüttüğü politikaların başındadır. Fakat su ve toprak kaynaklarının birlikte yönetimi, su arzının planlanması ve şu anda Dünya su forumunun ele aldığı konuların bakanlığımın programlarıyla uyumlaştırılması birinci öncelik olmalıdır.

Günümüzde yüzey sularının depolanması ve dağıtımı kadar önemli bir konu da yer altı barajlarının devreye sokulması ve aküferlerin akıbetidir. Bunda da multi-çoklu disiplin çerçevesinde stratejik bir yaklaşım ortaya konmalıdır. Tarımsal sulamadan dönen sular ile denizlerimize akıp giden yüzey sularımızın, sulak alanların ve su havzalarının yer altı sularının yönetimi ile ilişkisi biz tarımcıları, sadece Çevre ile değil jeodezi ve jeoloji, jeofizik mühendisliği ile de daha yakın mesaiye itmektedir.

Son olarak sınıraşan sularla ilgili olarak da bazı fikirlerimi paylaşmak istiyorum. Geçen asırda petrolden ötürü çok yangın çıktı. Ama su yangın söndürücü vasfıyla da bir barış gerekçesi ve inşacısıdır. Sınıraşan sularımız bazı senaristlerin öngördüğü gibi bölgede bir savaşın gerekçesi değil; köklü tarihsel bağlarımıza ilave bir barış öngörüsüdür. Türkiye’nin üç aşamalı planı yanında komşularıyla her zaman sürdürdüğü iyi ilişkiler Fırat ve Dicle havzasında kötü niyetlilerin arzuladığı çatışmayı hiçbir zaman dünyanın gündemine getirmeyecektir. Öte yandan tarım ile, toprak ile ilişkisini hatırladığımızda uluslar arası çerçevede su politikamız bir su barışını inşa edici kabiliyettedir. Suların hakça ve akil kullanımı doktrini açısından da Türkiye komşularıyla su barışını tesis edebilecek kudrettedir. Bir hektar alanı sulamaya açmak için Türkiye’de 8000 ABD doları masraf gerekirken Suriye’de 33 bin dolar gerekmektedir. Halihazırda 8,5 milyon hektar sulanabilir arazimizin ancak 2,5 milyon hektarını sulayabiliyoruz. Tarımsal üretimin, komşuların tarımsal hammadde ihtiyaçlarının, gümrük tarife sistemlerinin, ithal ikamesinin ve daha birçok envanterin ulusal su ve toprak politikamızla bölgesel su ve toprak politikalarının uyumunu sağlamada üç ülkeye de imkânlar sunmaktadır.

Sınıraşan sular mevzuunda da demek ki tarımsal üretim ile toprak ve su kaynaklarının birlikte değerlendirilmesi bölge barışına önemli katkılar sunmaktadır.

O halde su otoriteleri, su ile ilgili akademi dünyası ve resmi-sivil diğer ilgililer, tarım sektörünü bir kenara koyarak hiçbir sonuç alamazlar.

Çağımızın en önemli ortak eylemi su ve toprak kaynaklarının muhafazasıdır. Bunda da sektörel işbirliği kaçınılmaz ödevdir.

Sonuç olarak; su kaynaklarının korunması, etkin ve sürdürülebilir kullanımı ile gelecek nesillere bırakılması toplumlar için ortak bir sorumluluk haline gelmiştir. Bu sorumluluğun yerine getirilmesinde toplumun her kesimine görev düşmektedir.

Su medeniyetine beşiklik etmiş coğrafyamız, bir su kültürü yaratmış edebiyatımız suyu her şeyden aziz bilir. Fuzuli’nin natı su kasidesidir. Peygamberini su ile eşdeşleştiren bir kültür, herhalde suya olan hörmetinin icabını bugün de yapacaktır.

Değerli konuklar, sözlerimi ülkemizde çok kullanılan bir öz deyişle bitirmek istiyorum

Su gibi mütevazı ,

Su gibi kıymetli,

Su gibi tertemiz,

Su gibi temizleyici,

Kısaca su gibi aziz olmak dileği ile!





* Bu konuşmayı 5. Dünya Su Forumu’nda yapmıştım. Seçim öncesi seçmen bilsin istedim.





Yorumlar








Aktif Ziyaretçi 17
Dün Tekil 790
Bugün Tekil 358
Toplam Tekil 1639900
IP 54.159.189.139






TURAN-SAM PRINTED ISSN: 1308-8041
TURAN-SAM ONLINE ISSN: 1309-4033
Journal is indexed by:

































































8 Rebiü'l-Evvel 1438
Aralık 2016
P
S
Ç
P
C
Ct
P
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31


Benim Hayatta yegane fahrim, servetim Türklükten başka bir şey değildir.
(Mustafa Kemal ATATÜRK)


Ekle Çıkar









Anasayfa - Amaç - Misyon - Vizyon - Faaliyetler - Tüzük - Yönetim - Yasal Uyarı - İletişim

Her Hakkı Saklıdır © 2007 - 2017 TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi
Sayfa 2.598 saniyede oluşturulmuştur.

TURAN-SAM rssTURAN-SAM rss
Google Sitemap

Sayac

"Bu site en iyi mozilla firefox'ta 1280x960 çözünürlükte görüntülenir."

Turan Portal v1.3 | Tasarım TURAN-SAM , Kodlama Serkan Aygün

Turan Nedir?, Bilimsel Dergiler, En popüler Bilimsel Dergi, Endeksli Bilimsel Dergiler, Saygın Bilimsel Dergi, Türk Dünyasının en popüler ve en saygın Bilimsel Hakemli Dergisi, SSCI, SCI, citation index, Turan, Türk Devletleri, Türk Birligi, Türk Dünyası, Türk Cumhuriyetleri, Türki Cumhuriyetler, Özerk Türkler, Öztürkler, Milliyetçi, Türkçü, Turancı, Turan Askerleri, ALLAH'ın askerleri, Turan Birliği, Panturan, Pantürk, Panturkist, Türk, Dünyası, Stratejik, CSR, SAM, Center for Strategical Researches, Araştırma, Merkezi, Türkiye, Ankara, İstanbul, Azer, Azeri, Azerbaycan, Bakü, Kazakistan, Alma-Ata, Astana, Kırgız, Bişkek, Kırgızistan, Özbekistan, Özbek, Taşkent, Türkmen, Türkmenistan, Turkmenistan, Aşxabad, Aşkabat, Ozbekistan, Kazakhstan, Uzbekistan, North, Cyprus, Kıbrıs, MHP, AKP, CHP, TURKEY, Turancılık, KKTC, Vatan, Ülke, Millet, Bayrak, Milliyet, Cumhuriyet, Respublika, Alparslan Türkeş, Atatürk, Elçibey, Bahçeli, Aytmatov, Bahtiyar Vahabzade, Yusuf Akçura, Zeki Velidi Togan, İsmail Gaspıralı, Gaspırinski, Nihal Atsız, Alptekin, Kürşad, Tarih, Kardeş, Xalq, Halk, Milletçi, Milliyetçi, Yürek, Ürek, Türklük, Beynelxalq, Arbitrli, Elmi, Jurnal, Nüfuzlu