SİYASİ İTTİFAK; SAHTECİLİK VE HÜLLE - Mustafa Nevruz SINACI - TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi - http://www.turansam.org









SİYASİ İTTİFAK; SAHTECİLİK VE HÜLLE - Mustafa Nevruz SINACI
Tarih: 09.04.2011 > Kaç kez okundu? 2071

Paylaş




Kendisini tarihi, kadim DP’nin devamı ve güncel lideri sanan D(y)P başkanı Namık Kemal Zeybek, “Nefsime ağır gelse de, MHP’ye (koşulsuz ittifak için) görüşme teklifinde bulundum” diyordu. (02 Mart 2011) Çok onur kırıcı bir biçimde “kaale alınmayınca” da, soluğu Saadet (!) Partisinde aldı. Üstelik 3821 sayılı kanun gereği yeniden açılmış gerçek Demokrat Parti’nin “nisyan ile malul” gaspçı-peşkeşçi başkanı Aydın Menderes’in başına gelenleri hiç duymazlıktan, bilmezlikten gelerek ve mâkus bir felâketten ders almayarak!..

Dönemin Genel Başkan Vekili olarak hatırlatayım:

Hani 1995'de Refah Partisi'nden İstanbul Milletvekili olan Aydın Menderes 1996’da aynı partinin genel başkan yardımcılığı'na getirilmiş;, “çarşıya, pazara kadar değil, mezara kadar RP’liyim” ve “RP’li olmayan cennete giremez” dediği parti kapatılınca, 1999'da yeni libasına iblâğ eden Fazilet Partisi'nden İstanbul Milletvekili çıkmış; Kayıp trilyonların kokusu ayyuku sarınca da aynı yıl Fazilet Partisinden istifa ederek, 3 Kasım 2002'de DYP'den Aydın adayı olmuştu ya!... Muhterem’in bu kalkışması sebebiyle, öfkeyle ayağa kalkan ve galeyana gelen DP camiası tarafından “haklı, doğru, yerinde olarak” ne büyük bir tel’in, tepki, nefret ve kınamaya maruz kaldığının şahidi 1995 seçim dönemi manşetleridir. İşte gelenekte ilk ihanet bu. İkincisi Çiller’in 2002 seçimlerinde MHP’li Türkeş’in oğlu ile yaptığı ittifaktır.

İlki, şimdi siyasi malül!.. Şehid Babası hürmetine Allah yardımcısı olsun.

İkinci hain ise, DYP’yi barajda boğan faildir.

TEKERRÜR EDEN TARİH

D(y)P Başkanı olunca, mal bulmuş mağribi gibi sevinen malum eşhas ve şürekası daha önce de, Saadet Partisi odaklı başkaca, parti nam marjinal gruplar ile temas, teati ve hususan ittifak görüşmeleri yapmışlardı... Fakat görünen o ki, bazı kritik sorular cevap bulamadı. Buna paralel varsayımlar (sanal sorunlar) aşılamadı.

Meselâ; Barajı aşar ve grup kurarsak, tekrar partilerimize dönüş durumu ne zaman ve nasıl olacak? Hazine yardımı beklenecek mi? Baraj aşılamaz ve fakat eğer “ittifak” % 7’den fazla oy alarak “hazine yardımına” hak kazanılırsa ne yapılacak? Dahası, adaylar hangi çatıya çatılacak, seçime hangi partinin adı ile girilecek, bu sorun aşılırsa iller itibarıyla aday dağılımı hangi esas, usul ve kriterlere göre yapılacak?.... 4 Nisan’da bunların bir kısmı çözümlendi.

LÂKİN İTTİFAK YASAK

Bu anlayışla ittifak yarışına girenlerin lügâtında; yasa/masa, tüzük/büzük ve seçim/ geçim (para, pul, şan, şöhret) demektir. İttifak ise: Hile-i şer, hukuk-u dolanmak ve maksat için maksud (dava, ideal, niyet, murat, varılmak istenen gerçek hedef)’u onursuz ve şuursuzca feda etmektir. El an, mezkür parazitlerin orijini politik-ACI olup, siyasetteki varlık nedenleri; Seçmeni iğfal ederek “sürdürülebilir menfaat” teminden başka bir şey değildir.

D(y)P’yi, büyük gayret, mücadele, teklif ve telkinlerimize rağmen; Hakiki, tarihi ve kadim “Demokrat Parti” ye iblâğ etmekten şiddetle kaçınan ve dejenere etmeye çalışan ve sonunda bir ittifakçıya terk eden Hüsamettin Cindoruk CHP’ye niye sığındı dersiniz?..

Dahası, bunlarda gaflet ve dalâlet diz boyu. Zira, 2839 sayılı milletvekili seçimi yasası ile 2820 sayılı SPK'da birden fazla partinin ortak listelerle seçime katılması, açıkça “ittifak” kesinlikle yasak ve cezayı mülzem bir suçtur. Buna rağmen yasalar, yasaklar, adalet ve hukuk cihazına meydan okumaktan kaçınmazlar.. Şu hale nazaran:

***BU BİR SUÇ DUYURUSU VE ADLİ TAKİP İSTEMİDİR

Çünkü “ittifak” bir “hukuk, adalet ve ahlâkı dolanma” hüllecilik ve sahtecilik yolu; Anayasa, SPK, S.K’nu alenen ihlâl, istismar ve suiistimale teşebbüstür. Dolayısıyla çok ucuz, fakat neticede kârlıdır. Umarım Anayasa Mahkemesi Başkanlığı ve bilhassa YCB bu menfur teşebbüs ve kalkışmaları yakından izliyordur. YSK, re’sen müdahale ve müdahilleri müsadere hakkının olduğunun herhalde farkındadır. “Gereği ve takibi hususu” buradan duyurulur.

“Yeter, Söz Milletindir” demek gerek..

Mustafa Nevruz SINACI

Malum 12 Haziran 2011 Millet (parti sahibi) vekili genel seçimlerine, aşağıda isimleri yer alan 27 parti (parça) katılma hakkına sahip. Bunlardan 3’ü çekildi. 24’ü seçime giriyor!..

"Adalet ve Kalkınma Partisi. Alternatif Parti, Bağımsız Türkiye Partisi, Barış ve Demokrasi Partisi, Büyük Birlik Partisi, Cumhuriyet Halk Partisi, Demokrat Parti, Genç Parti Demokratik Sol Parti, Doğru Yol Partisi, Emek Partisi, Eşitlik ve Demokrasi Partisi, Hak ve Eşitlik Partisi, Hak ve Özgürlükler Partisi, Halkın Sesi Partisi, Halkın Yükselişi Partisi, İsçi Partisi, Liberal Demokrat Parti, Millet Partisi., Milliyetçi Hareket Partisi, Türkiye Partisi, Milliyetçi ve Muhafazakâr Parti, Özgürlük ve Dayanışma Partisi, Saadet Partisi, Türkiye Komünist Partisi, Yeni Parti, Yurt Parti..."

Bunlardan sadece 3’ü barajı aşabilecek taban, kaynak ve potansiyele sahip.

Biri bölücü ve güdümlü, ipliği pazara çıktığı için barajı aşması artık hayal.

Diğerleri basit sulta, yetersiz ve yeteneksiz; Baraja takılıp kalacakları muhakkak..

Fakat buna rağmen, bahusus diğerleri “ne pahasına olursa olsun” parlâmentoya girmek niyetinde. Gerçekten samimi iddialı, idealist ve dürüst dava - misyon sahiplerini elbette tenzih ederim. Sözümüz; İddiasız/davasız/vizyon ve ideal kavramlarından uzak, tabir caizse piyasa takımına gelince; Bunlar, Prof. Dr. Berhan Yılmaz’ın tanımıyla, tepeden tırnağa, ‘kifayetsiz muhteris’lerden oluşan marjinal gruplar. Ya tam bir bilinçsizlikle, batı ve menfur AB’nin kıl kuyruğuna dolanmış, müsamaha istismarcısı hukuk dolandırıcıları veya sayıları az da olsa saf hayalperestlerden ibarettirler. Faaliyet gösterdikleri ortak alan, özellikle misyon tacirliği, din tüccarlığı, emanetçilik, vesayetçilik ve siyaset simsarlığıdır.

İşin en hayreti mucip tarafı şu ki; Bunların arasında eski milletvekilleri, eski bakanlar, yakın zamanların emekli müsteşar ve mütekait genel müdürleri bile var. Gerisi, baraj kaygısı olmayan partilere “parasal olarak” gücü yetmeyen ve listelerde iyi bir yer satın alamayan veya Aziz meslektaşım Yılmaz Dikbaş’ın deklare ettiği “milletvekili olma kriterlerini” taşımayan “namuslu, dürüst, demokrat, onurlu, sorumlu, kimlik, kişilik ve karakter sahibi”, sulta, dikta ve cunta memuru olamayacak kadar haysiyetli, ilkeli, iyi insan ve iyi vatandaşlar…

BARAJ SORUNU

Batı’nın, “sadece kendi öz yurttaşı için geçerli” insan hakları, adalet, hukuk ve ahlâk kriterleri bizden ileri. Onlarda her kuralın objektif dayanağı, ciddi, ilmi mantığı ve mantalitesi var. Örneğin: Baraj’ın gerekçesi olan: “Temsilde adalet ve yönetimde istikrar” kuramının ana unsuru olarak ikame edilen baraj mecliste grup sayısı ile orantılıdır. Bizdeki % 10’luk seçim barajının AB’de ki karşılığı 55 kişilik gruptur. Buna göre bizde maksimum % 4 baraj olabilir.

KURALLAR HUKUKİ, AHLÂKİ VE DEMOKRATİK DEĞİL!..

Uygulamadaki yasalar keyfi, özel hesaplara dayalı, evrensel hukuk, hakkaniyet, adalet ve demokrasiye aykırı olup; Egemenliğin kayıtsız şartsız sahibi millet; Sulta/cunta/dikta, parti sahibi, emanetçi, vesayetçi takımında atanmış adaylara “oy vermekle ve adayları onaylamakla memur ve mükellef “NOTER” rolü oynarsa; Politika arenasında manzara aynen şöyle oluyor?

Bir yanda seçim telâşı ile panikleyen “siyaset hane” sahibi ve “kifayetsiz muhterisler”, sinsi hesaplar, Bizans oyunları; Diğer taraftan yoğunlaşan, “bu işten, en kârlı çıkma” telâşı...

Oysa mevzuatta siyasi bezirgânlık ve “ittifak” (hileli ortaklık) yasak!. Millet bu hülle yoluna “dessaslık, üçkâğıtçılık ve kaypaklık” diyor, asla tasvip ve tasdik etmiyor. Özellikle “Demokrat Parti” gibi, gelenek ve gerçeğin tarihi izdüşümü bir kurumun; ittifaka kalkışması utanç vericidir. Büyük ayıp ve yüzkarasıdır.

***OLMASI GEREKEN VE BEKLENEN!..

Çok uzun ve uygun tutulan “seçim takvimi” sürecinde; Milli dava ve Milli demokrasi düzleminde “Demokrat Parti” vizyonu ile “dikta/sulta/cunta, haksızlık ve yolsuzluğa DUR” Yeter!.. Söz Milletindir., diyen tarihi amblemi altında birleşip; İttifak değil, İltihak, tevhid ve ittihad yaparak; “Hak yolunda, millet hizmetinde fazilet mücadelesi” vermektir.

HÜKÜM MUTLAK: “İdam Cezası” HAKTIR

Mustafa Nevruz SINACI

Evet, aşağıda bütün süreç ve ayrıntılarını açıklayacağım üzere; İnsan öldüren hakkında hüküm: “tüm insanlığı öldürdüğü” tarzındadır. Yani: Anarşi, terör, tedhiş, taammüden katillik veya “mutlak kaza hariç” dolaylı olarak can’a kast; İslâm ve evrensel hukuka göre kısas-a tabi olup maznun’un katli farzdır. Meşhut suç/suçüstü veya suçu sabit olma hallerinde; Muhakeme hüküm ve infaz mercii olan devletin, cezayı tatbikle maznun-u infaz etmemesi halinde, halkın katili linç ederek cezasını infazı meşru bir haktır. Bu toplumun huzur, istikrar ve insicamı için zorunludur. Dolayısıyla “nefsi müdâfaa ve kaza hariç olmak üzere” diğer hallerin tamamı için “öldürme halinde “ölüm cezası” zorunlu olmak gerektir.

BİR RAHMET-İ RAHMAN VE KAMPANYA

Merhum ve müstesna insan; Rahmet-i Rahman “Büyük Birlik Partisi” Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu, ilk manipülâsyon ile telâffuz olunduğu günden beri ölüm cezasının fesih ve ilgasına karşı idi. Bu yüzden suikast’e kurban gitti ve “kaldırılmasına karşı olduğu” ölümle cezalandırıldı. Kutsal dava, mukaddes emel ve milli ideallerinin şehidi oldu.

Allah (CC) O’ndan razı olsun, rahmet ve mağfiret eylesin.

29 Ocak 1993 tarihinde “Büyük Birlik Partisi’ni” kurarken de; “Milli birlik, medeni siyaset, bütünlük, asgari müştereklerde beraberlik ve adalet güneşinin nurlu ışığında insanlık için hak ve hukuk” temenni etmişti. Büyük Birliğin esprisi, amaç ve hedefi de buydu. Milletçe huzurlu, onurlu, sorumlu ve güvenli “ebed-müddet” bir yaşam sürmek..

İSLÂM VE HÜKÜM

O, vahşice, alçakça, hunharca, namussuzca ve zalimane cinayetlere karşı; Fakat Yüce Rab’in emri ve âyeti doğrultusunda; (“Ey iman edenler! Öldürülenler hakkında size kısas farz kılındı., Ey akıl sahipleri! Kısasta sizin için hayat vardır. Umulur ki böylece suç işlemekten sakınırsınız”., Bakara, 2/178, 179… Kur_an’ı Kerimde bu âyet aynen böyle geçmekte ve açık bir emir olarak (taammüden) öldürenin mutlaka öldürülmesi emredilmektedir.) câni (cinayet) faillerinin, millet adına yargılanarak kesinlikle “ölüm cezası” ile cezalandırılmasından yana idi. Sadece Müslümanlık/İslâmiyet için değil; Bütün insanlık âlemi için geçerli olan bu kaide, insanlı aleminin emniyet, huzur ve saadeti için gerekli, olmazsa olmaz ve zorunludur.

GEREKÇE, HER ZAMAN GEÇERLİDİR

İşte, idam cezasının bütünüyle kaldırılmasını müteakip, birkaç yıl önce Antalya’dan sökün edip, İzmir, İnegöl, Kayseri ve Bursa cinayetleri ile katlanan vahşete karşı, BBP’nce; “Çok haklı, doğru, yerinde ve isabetle” başlatılan kampanyanın manâsı ve mayasında bu var. Diğer bir deyişle, idam cezasının gerekçesi her zaman aynıdır ve daima geçerlidir.

Ancak olay bundan ibaret ve bu kadar da basit değil.

1961’den günümüze alçakça, hunharca ve kahpece katledilen 100 bin’e yakın sivil, asker, genç, ihtiyar, süt çocukları ve bebekler dâhil, vatan evlât ve ayalin kanının yerde kalması, canilerin cezalandırılmaması, meşum ve menfur bebek katilinin adeta af, mağfur ve misafir edilmesi gibi, hukuk’un tahakkuk etmemesi meselesidir.

Madalyonun bir yüzü bu… Diğer yüzü?.. Görevi ihmal, hırsızlık, yolsuzluk, namusa tasallut, ırz düşmanlığı ve suiistimal nedeniyle “ölüme sebebiyet”; Gıdalarda hile-sahtecilik, ilâç, imal, inşa ve tedavi yolsuzlukları, aleni haksızlık ve hukuksuzluklar nedeniyle hayatını kaybeden, hastalıktan ölen ve intihar eden yüz binlerce vakıa sorumluları idamla yargılanmak ve suç derecesine göre gerekirse idam edilmek zorundadırlar. Aksi taktirde, suçların kısas ile (yani tam karşılığı ile) cezalandırılmadığı toplumda sulh ve sükun beklenemez…..

İDAM CEZASI NASIL VE NE ZAMAN KALDIRILDI

Kökü dışarıda anarşi, terör ve tedhiş örgütlerinin kol gezdiği; Dönme ve devşirmelerin içten içe kin-nefret ve düşmanlığına maruz, dâhili / harici bedhahların “tüm alan ve sektörleri şamil” tuzak, hile-desise, çoğu ölümle sonuçlanan hırsızlık, yolsuzluklarına rağmen Türkiye de “idam cezasının” kaldırılması tam bir gaflet, dalâlet ve hıyanettir. Peki bu nasıl oldu?..

Aslında her şey “bebek katilinin” paketlenip Türkiye’ye iadesi ile başladı. Meş’um ve menfur katil 15 Şubat 1999’da, Bülent Ecevit’in 56. hükümetine teslim edildi ve İmralı’ya konuldu. 18 Nisan 1999’da genel seçimler yapıldı. Seçimde MHP ikinci parti olarak meclise girdi ve DSP-MHP-ANAP arasında kurulan koalisyon hükümetinin ortağı oldu. Bilindiği gibi Öcalan, ABD tarafından, Ortadoğu Bölgesi'ndeki yeni planları için teslim edilmişti. Bu teslim ediliş yahut alınışı, dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel daha sonraları "Öcalan'ı bize Amerikalılar teslim etti" demiş; Başbakan Bülent Ecevit ise "Öcalan'ı bize niçin teslim ettiler, hala anlamış değilim" biçiminde açıklamalarda bulunmuştu.

Koalisyon döneminde liderler, 12 Ocak 2000 Zirvesi'nde "Anayasa'dan ve uluslararası taahhütlerden kaynaklanan süreç tamamlandığında, terör örgütü elebaşı hakkındaki dosyanın, gereği için ivedilikle TBMM'ne gönderileceği" ne dair karar aldılar. 1 Ağustos 2002 tarihinde T.B.M.M' de Anayasadan idam cezasının kaldırılması oylandı ve onaylandı. Oylamada, MHP idam cezasının kaldırılmasına “hayır” dedi. DSP, AKP, ANAP, SP, DYP, YTP’ce 'gökkuşağı' olarak adlandırılan bir birliktelikle idam cezası kaldırarak, APO canisini kurtarıldı.

Yani kısaca: 2002'de Mesut Yılmaz, Bülent Ecevit ve Devlet Bahçeli tarafından; savaş, çok yakın savaş tehdidi ve terör suçları halleri dışındaki suçlar “idam cezası” kapsamından çıkartılarak bebek katili ölümden kurtarıldı. Alçakça ve hunharca katlettiği 35-40 bin insanın kanı yerde kaldı. Adalet ve hukuk dumura uğradı. AB uyum sürecinde; 7 Mayıs 2004’de Anayasa'nın 10, 15, 17, 30, 38, 87, 90, 131. ve 160. md.de değişiklik yapıldı, 143. madde kalktı. Nihayet, 1982 Anayasası ve Türk Ceza Kanununda yer alan “ölüm cezası” ile ilgili bütün hükümler RTE hükümeti (AKP) tarafından 2006'da tüm suçlar için kaldırıldı.

Üstüne üstlük “zina” da suç olmaktan çıkartılarak topluma en büyük darbe vuruldu.

Dahası, Anayasa'nın, 38. maddesinde yapılan değişiklik ile ölüm cezası kaldırıldığı gibi, ölüm cezası ve genel müsadere cezası da verilemeyeceği hüküm altına alındı, (ancak Silahlı Kuvvetlerin iç düzeni bakımından bu hükme kanunla istisnalar getirilebileceği şartı konuldu) Anayasa'da, ölüm cezası ile ilgili yer alan diğer hükümler de metinden çıkarıldı.

Dönemin en büyük zaaf, ihanet ve gafleti:

Temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası antlaşmalar ile TC kanunlarının çelişmesi durumu/uyuşmazlık halinde; hangisine öncelik verileceği konusundaki tereddütlerin giderilmesi amacıyla Anayasanın 90. maddesine fıkra eklenerek, bu takdirde, “milletlerarası antlaşma hükümlerinin esas alınması” hükmünün öngörülmesidir ki, bu:, TBMM’nin “Türk Milleti adına egemenlik haklarından feragat etmesi” anlamına gelir. İşte katil ABD ile AB dayatmaları sonucu organize suç örgütleri, terör-tedhiş, mafya ve bölücülere verilen en büyük prim/taviz budur. Böylece, canilerin cüreti teşvik ve can emniyetleri garantilenmiştir.

NETİCE OLARAK:

Başta, milyonlarca Türk’ü esaret altında tutan Çin olmak üzere; ABD, İran, Yemen ve Suudi Arabistan dâhil 86 ülkede idam cezası var. Uluslararası Af Örgütü’nün “2010’da İdam Cezası ve İnfazlar” raporuna göre, dünyada ölüm cezasına çarptırılmış 18 bin kişi bulunuyor. Dikkat çeken ülkeler ABD, Yemen, S. Arabistan ve İran. Dünyada en fazla infaz uygulanan ülke Çin, Çin’de 2010 yılında en az 2 bin kişinin idam edildiğini tahmin eden Uluslararası Af Örgütü, bu sayının 8 bine kadar çıkabileceğini kaydetti. Çin’deki idamların büyük bölümü de ateş açarak, kurşuna dizerek ve öldürücü iğneyle infaz şeklinde gerçekleştiriliyor. Geçtiğimiz yıl Suudi Arabistan’da 27, Amerika’da 46, İran’da 252 ve Çin’de de binlerce kişi idam edildi.

Hüküm ve hikmet adalet iledir.

Adalete uygun olmayan bir hüküm hukuki sayılamaz. Devlette huzur, emniyet, refah, insicam ve istikrarın var ve sürdürülebilir olabilmesi için: “cezaların suçlara karşılık gelmesi” adaletin süratle tecelli-i; gasp, tasallut, terör ve tecavüz gibi doğrudan öldürme; Haksızlık ve yolsuzluk gibi dolaylı olarak ölüme sebebiyet vakalarında idam cezası şarttır.

İdam olmazsa, ‘öldürenin “LİNǔ edilmesi’ halk için meşru bir haktır.

Bunun dışında hüküm, hikmete mugayirdir. Suçtur ve zulümdür.

“YAŞAMDA KALİTE ÖDÜLܔ VE ANKARA

Mustafa Nevruz SINACI

Yıl 1984. Türkiye, 12 Eylül müdahalesinden sonra ilk yerel seçimlerine gidiyor.

Yaklaşık üç yıldır “emekli askerler” tarafından yönetilen belediyeler heyecanlı..

Yeni Anayasa. Yeni siyaset, yeni yüzler ve yeni isimler; Adeta “yerel yönetimlerde” bayram var. Çünkü yepyeni bir dönem başlayacak!... Gerçektende bu seçimlerde, çok farklı bir ortam, değişik bir heyecan ve kaliteli adaylardan müteşekkil bir seçim yarışı var.

Adayların büyük bir bölümü, siyasete ilk kez adım atmakta…

Başta Ankara olmak üzere, bazı şehirlerde duayen ve devlerin yarışı gözleniyor.

Eski Bakan ve Milletvekillerinden Mehmet Altınsoy (ANAP) ile dünya çapında mimar, kadim Belediye Başkanı Vedat Dalokay (SODEP) Ankara adayı. T. Özal ve E. İnönü; “Ankara’nın mâkus talihi yenilsin ve artık iyi bir belediye başkanı gelsin” diyorlar. Ankaralı aynı fikirde… Atom Karınca’dan bıkmış, öncekilerden usanmış, yeteneksizlik ve yetersizlik kurbanı, hizmet mağduru halk, her nasılsa bu iki adaya ümit bağlamıştı.

Sonuçta yarış hızlı ve Dalokay lehine avantajla başladı.

ANAP’ın sloganını Halil Şıvgın buldu. “Büyük Şehre Büyük Başkan, Ankara’ya altın adam Mehmet Altınsoy”. Yetmedi. Oylama yaklaştıkça Dalokay sempatisi büyüdü. Seçime 10 gün kala Dr. Faruk Sükan’ın Tunus Cad. bürosunda “eski Demokratik Partililer” olarak toplandık. Altınsoy; “Ya bir çare bulun, ya da müsaade edin çekileyim” dedi. Uzun süren müzakerelerden sonra Dr. Faruk Sükan bana döndü ve “Bu işe bulsa bulsa Mustafa Nevruz bir çare bulur” diyerek; “Ne yaparsan yap, ne bulursan bul. Bu gece sabahla ve yarın buraya çare bulmuş olarak gel!..” diye emrini verdi. Ertesi gün, ikindi vakti tam kadro Faruk Bey’in bürosundaydık. Reçetemi verdim. Hayretle karşılandı, hararetle görüşüldü ve onaylandı.

“06 KİMDİR” Gerisi malum. Ankara’nın kaderi değişti. Altın adam Başkan oldu.

Bu bir şehir efsanesidir. Unutulmadı. Lâkin “Altın Çağ” uzun sürmedi. Aradan geçen yıllar içinde yine Murat Karayalçın ve Melih’e kaldı. Melül-mahzun, hantal, bakımsız, çelişkilerle dolu mağdur, mazlum ve pek ketum memurlar kentine bürünerek yürüdü geldi bu güne!...

YENİ BİR “ŞEHİR EFSANESİ” Mİ..?..

Şehirlerin kaderine genellikle belediye başkanları hâkimdir.

Bu meyanda mülki idare varlığını ve ağırlığını, hissettirse de duyuramaz. Velâyet tarihine baktığımızda, bir vilâyet ile özdeş, ileri ve özgün hizmetleri ile maruf Valiye pek rastlanamaz. Tarih itibarıyla, Ankara için de durum aynıdır.

Ancak, şu son bir yılda gördük ki, Başkent’in yüzü artık gülecek ve yıllar süren makûs talih bu defa, herhalde “sürdürülebilir” biçimde değişecek.

Demem o ki; Alâaddin Yüksel 13 Mayıs 2010 tarihinde Ankara Valisi oldu.

Biz onun, Mart ayı başında Başkentin maruz kaldığı kar felâketi ile farkına vardık.

Anlaşılan o ki, kendileri tıpkı Emniyet Genel Müdürlüğü, Trabzon, Balıkesir, İzmir, Antalya valilikleri gibi; “halka hizmetin kutsiyetini baz almış ve hak’a hizmeti kavramış” şan-şöhret ve servet gibi “kifayetsiz muhterislerin” müptelâ olduğu araza maruz kalmamış biri…

KalDer’in, “2002 Yılı Yaşamda Kalite Ödülü” ne mazhar Vali’nin Web Sitesinde yer alan; Ankaralılara selâm ve “hoş geldiniz” hitabı şöyle:

“Merhaba;

Uygarlıklar bakımından kentler uygarlıkları, uygarlıklar da kentleri sembolize eder. Bu bağlamda Türkiye Cumhuriyeti Başkenti Ankara, tarihin her döneminde küresel vizyonun önemli bir aktörü olarak rolünü devam ettiren bir dünya kentidir. Kültürlerin harmanlandığı Başkent Ankara'dan, Sizleri sevgi ve barış duyguları içerisinde selamlamaktan bahtiyarlık duymaktayım. Barış kültürüne uzanan bu büyük buluşmada, Ankaralıların üzerine düşeni layıkıyla ve samimiyetle yerine getirdiklerine herkesin inanmasını isterim.

Saygılarımla...

Alâaddin Yüksel” (devamı: Yeni Bir Şehir Efsanesi mi?)

YENİ BİR ŞEHİR EFSANESİ’Mİ

Mustafa Nevruz SINACI

Veliler diyarı Ankara’nın bir yıllık Valisi, işte böyle hitap ediyor Ankaralılara!…

“..Türkiye Cumhuriyeti Başkenti Ankara, tarihin her döneminde küresel vizyonun önemli bir aktörü olarak rolünü devam ettiren bir dünya kentidir. Kültürlerin harmanlandığı Başkent Ankara'dan, Sizleri sevgi ve barış duyguları içerisinde selamlamaktan bahtiyarlık duymaktayım. Barış kültürüne uzanan bu büyük buluşmada, Ankaralıların üzerine düşeni lâyıkıyla ve samimiyetle yerine getirdiklerine herkesin inanmasını isterim.”

Kısa sürede gerçekleştirilen hizmetler, yaşam bulan eserler ve yakın geleceğe matuf olarak plânlanan plân ve projelere baktığımızda, yukarıdaki sözlerin samimiyeti ısıtır içimizi. Bunlardan çok yeni, yepyeni bir örnek ilişir gözünüze. Buyurun, birlikte bakalım, okuyalım:

MOBİL İSTASYON

“Ankara Valiliği görevine başladığı günden itibaren hiç durmadan koşan ve “Bu şehir için hep birlikte koşmalıyız.” diyen Vali Alâaddin Yüksel, bir taraftan Ankaralıları, Ankara’yı konuşmaya davet ederken, bir taraftan da yeni projelerle herkesi şaşırtmaya devam ediyor.

Vali Yüksel’in projelerinden biri de “mobil istasyonlar”.

Mobil istasyon projesini ilk defa yakınındaki bürokratlarına açan Vali Yüksel, bürokratlarının şaşkınlığına bir anlam verememiş ve başlamış onlara projeyi anlatmaya.

Seçme ve seçilme hakkının insanların en temel demokratik hakkı olduğuna inanan Vali Yüksel, “Projenin benzeri Türkiye’de daha önce gerçekleşmemiş, ama biz Ankara’yız.” diyerek derhal sistemin devreye girmesini sağlamış.

Tam donanımlı 4 minibüs şehrin muhtelif yerlerine konuşlanmış ve başlamış hizmet vermeye… Ankara’da yüz binin üzerinde vatandaşımızın ya nüfus cüzdanının olmadığı veya kimlik numarasının bulunmadığı tespit edilmiş. Bu bağlamda vatandaşın ayağına hizmet götürülmesi gerektiğine inanılarak “Anayasa Oylaması” (12 Eylül 2010) öncesi Türkiye’de ilk defa Ankara’nın farklı noktalarında mobil nüfus ve vatandaşlık büroları oluşturulmuş ve 103.320 kişiye nüfus cüzdanını yenileme imkânı sağlanmış. Nüfus cüzdanları yenilenen vatandaşlarımızın oy kullanmaları, demokrasinin tesisi ve bekası adına sadece Ankara değil, ülkemiz için önemli bir katkı olduğu aşikârdır. Bu da etkin, verimli ve sürekli kamu hizmetine bir örnek olarak hizmetin vatandaşın ayağına götürülmesinde özgün bir Ankara projesidir.

Neticede bir güzel işe daha imzasını atmış Vali Yüksel. Herkes takdir etmiş. Bize düşen, bizim başarılı çalışmaları takdirle alkışlamamızdır. Şimdilerde vatandaşta aynı beklenti hâsıl olmuş durumda: Acaba tekrar vali bu işi yapacak mı? Bizden hatırlatması...”

KÖRDÜĞÜMLER ÇÖZÜLMELİ VE…

YAŞAM KALİTESİ YÜKSELTİLMELİ

“Ankara, küresel vizyonun önemli bir aktörü olarak rolünü devam ettiren bir dünya kentidir. Barış kültürüne uzanan bu büyük buluşmada, üzerine düşeni lâyıkıyla, samimiyetle yerine getirdiklerine herkesin inanmasını isterim.” Hitabı ile Vali; Barış’ın hakkaniyet, adalet ve hukuk ile kaim olduğunun bilinci; Devlet hikmetinin “eşitlik ve adaletle hizmet” demek olduğunun inancı, idrak, onur ve şuuru içinde olduğunu tezahür ve tebarüz ettirmektedir. İşte bu, Ankara ve Ankaralılar için büyük bir şans, tarihi bir fırsat ve nadir bir imkândır.

Gelin, Valimize sahip çıkalım.

Sahip çıkalım ki; Ankara da yaşam kalitesi “bilen-in marifetiyle” yükselsin.

İnsan hakları, adalet ahlâkı, namuslu-dürüst, onurlu ve sorumlu; Medeni toplu yaşam geleneği hayat bulsun. Hak, adalet ve ahlâka aykırı, maddi-manevi haksızlık ve suiistimaller dursun. Kanunsuzluğa alenen seyirci, sessiz ve kayıtsız kalma dönemler bitsin. Cadde, sokak ve kaldırımları dolduran “birtakım insanlık dışı yaşam formlarına ait” araçların park zulmüne son verilsin. Toplu taşım ucuzlasın, denetim artsın, rüşvet-iltimas, haksızlık ve yolsuzluk sona ersin; Ki, Başkent Ankara, gerçekten bir “barış/huzur, zenginlik ve mutluluk” kenti olsun!..



DEMOKRASİ’DEN DİKTATÖRLÜĞE!...

1982 Anayasası'nda Yapılan Değişiklikler (1)

Mustafa Nevruz SINACI

12 Eylül askeri müdahalesinin ardından hazırlanan ve 7 Kasım 1982 tarihli halk oylamasında kabul edilen; 1982 Anayasası’nın oylama sonuçları 9 Kasım 1982 günü açıklanarak Yüksek Seçim Kurulu kararları yayınlandı.

Yüksek Seçim Kurulu, 1982 Anayasası halkoylaması sonuçlarına ilişkin 2 karar yayınladı. Resmi Gazete'nin 9 Kasım 1982 tarihli sayısında (17863 Mükerrer) yayımlanan ilk kararda, 730 sandık dışındaki sonuçlar açıklandı ve Anayasa'nın kabul edildiği ilan edildi. Resmi Gazete'nin 20 Kasım 1982 tarihli sayısında da (17874) kesin sonuçlar il il açıklandı. Buna göre, 1982 Anayasası, 1.626.431 "red" (yüzde 8.63) oyuna karşılık, 17.215.559 "kabul" (yüzde 91.37) oyuyla kabul edildi.”

Bu Anayasa 1987’ye kadar orijinal haliyle yürürlükte kaldı.

17 Mayıs 1987’den itibaren; Başta AB baskısı, organize çıkar örgütleri “rant” kesimi, demokrasi, adalet ve hukuk düşmanları dayatması ve ABD’nin sistematik manipülâsyonları sonucu yoğun bir “yeniden imal/inşâ, (transformasyon) ekleme, çıkarma ve (siparişe uygun) değiştirme operasyonları ile;, Sevr doğrultusunda despotluk, diktatörlük ve “AB müktesebat sürecine paralel, istibdada geçiş süreci başlatılmış oldu.

Bunun adına, kinayeten “Demokratikleşme ve sivilleşme” denildi!..

Oysa her adım, (nadir istisnalar hariç) her değişiklik ve düzenlemede tam tersi oldu.

Lütfen, aşağıda yer alan ve adı “değişiklik operasyonu” olan; Değiştirme, yeniden yapılandırma ve Türkiye Cumhuriyetini dönüştürme sürecini dikkatle inceleyiniz…

Anayasa'da bugüne kadar tam 17 kez ek ve değişiklik yapıldı.

Bu düzenlemelerde Anayasa'nın, geçicilerle birlikte toplam 194 maddesinden 105'i değiştirildi, 4 madde yürürlükten kaldırıldı. Eklenen 3 geçici maddeden 2'si daha sonra Anayasa metninden çıkarıldı.

Böylece 1892 Anayasasının birim madde bazında % 56’sı, genel kapsam ve genel ağırlık bağlamında (üçte iki) 2/3’si değiştirilmiş oldu.

Yapılan ayarlama düzenleme ve derlemelere göre: 1982 Anayasası'nda bugüne kadar gerçekleştirilen ek ve değişiklikler sırasıyla şöyledir:

1. değişiklik:

Anayasa'da 17 Mayıs 1987 tarihinde yapılan ilk değişiklikle 67, 75. ve 175. maddeler yeniden düzenlendi, geçici 4. madde ise yürürlükten kaldırıldı. Bu düzenleme kapsamında 67. maddede yapılan değişiklikle 21 olan seçme ve halkoylamasına katılma yaşı 19'a indirildi; 75. maddenin yeniden düzenlemesiyle 400 olan milletvekili sayısı 450'ye çıkarıldı.

Anayasa değişiklikleri gibi hassas konular üzerinde titizlikle durulmasını sağlamak ve iki görüşme arasında kamuoyu fikrinin de sağlıklı bir biçimde alınmasına olanak sağlamak amacıyla (yalan, esas amaç değişiklikleri kolaylaştırmak ve basitleştirmekti) 175. maddede değişiklik yapıldı. Anayasa değişikliklerinin diğer kanunlardan farklı olarak TBMM Genel Kurulu'nda iki defa görüşülmesi şartı getirildi. Teklifin kabulünün üye tamsayısının 3'te 2 (550’ye göre: 550:3 = 183 x 2 = 367) çoğunluğu yerine, üye tamsayısının 5'te 3 (550: 5 = 110 x 3 = 330) çoğunluğunun gizli oyuyla olacağı hüküm altına alındı.

12 Eylül döneminde getirilen, siyasi partilerin ve liderlerinin siyasi yasaklarına ilişkin geçici 4. madde, yapılan referandumla yürürlükten kaldırıldı. Böylece, siyasi partilerin ve liderlerinin yasakları sona erdi.

2. değişiklik:

Anayasa'daki ikinci değişiklik 8 Temmuz 1993 tarihinde yapıldı.

Anayasa'nın 133. maddesinde yapılan değişiklikle, radyo ve televizyon istasyonları kurmak ve işletmek, kanunla düzenlenecek şartlar çerçevesinde serbest hale getirildi.

3. değişiklik:

Anayasa'daki 3. değişiklikte; başlangıç metni, 33, 53, 67, 68, 69, 75, 84, 85, 93, 127, 135, 149. ve 171. maddeleri yeniden düzenlendi. 23 Temmuz 1995 tarihinde yapılan bu değişiklikle ayrıca 52. madde de yürürlükten kaldırıldı. Başlangıç metninde yapılan düzenlemeyle yazımda bazı değişikliklere gidilerek, Anayasa'ya daha demokratik bir nitelik kazandırıldı ve 12 Eylül askeri müdahalesine yapılan atıflar ayıklandı. ''Dernek kurma hürriyetinde'' değişikliğe gidilerek, genel olarak Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (AİHS) temel hak ve özgürlüklerin sınırlanmasına ilişkin getirdiği standartlar yakalanmaya çalışıldı.

İşçiler gibi kamu çalışanlarına da toplu görüşme yapabilme hakkı tanındı.

Anayasa'nın 67. maddesinde yapılan değişiklik, yurt dışında yaşayan vatandaşların oy hakkını kullanabilmelerinin kanunla düzenlenmesini öngörüyordu. (aradan geçen 15 yıla rağmen gerçekleşmedi) ''Kimsenin kesin hüküm giymedikçe suçlu sayılamayacağı'' ilkesinden hareketle, cezaevlerindeki tutukluların oy kullanmalarına imkân sağlandı. 1987'de yapılan değişiklikle 19 olarak belirlenen seçme ve halk oylamasına katılma yaşı, bir yaş daha aşağı çekilerek 18'e indirildi.

Siyasi partilerin yurt dışında teşkilatlanıp faaliyette bulunması ile kadın ve gençlik kolları gibi yan örgütlerin kurulmasını yasaklayan hüküm Anayasa'dan çıkarıldı. Yüksek öğretim elemanlarının kanunla düzenlenme şartıyla da olsa siyasi partilere üye olabilmeleri mümkün kılındı. Siyasi partilere üye olabilmeleri mümkün olmayan yüksek öğretim öğrencilerine de bu hak tanındı. Devletin, siyasi partilere yeterli düzeyde ve hakça yardım yapması imkânı getirildi.

Milletvekili sayısı 550 oldu

''Siyasi partilerin uyacakları esaslar'' başlıklı maddede değişikliğe gidilerek, partilerin Anayasa'nın 14. maddesindeki esaslara uyması yükümlülüğü kaldırıldı; bu ilkelerin kanunla belirlenmesi esasına geçildi. Siyasi partilerin ticari faaliyete girişemeyecekleri hükmü konuldu. 1987'de yapılan değişiklikle 450'ye çıkarılan milletvekili sayısı yeni düzenlemeyle 550 olarak belirlendi.

''Milletvekilliğinin nasıl sona ereceği'' hükmüne açıklık getirildi. İstifa eden milletvekilinin milletvekilliğinin düşmesinin, istifanın geçerli olduğu TBMM Başkanlık Divanı'nca tespit edildikten sonra TBMM Genel Kurulunca kararlaştırılması uygulaması getirildi. ''Partisinden istifa eden milletvekilinin bir sonraki seçimde, başka bir partinin genel merkez organlarınca aday gösterilemeyeceği'';, ''partisinden istifa ederek başka bir partiye giren milletvekilinin milletvekilliğinin düşmesine üye tam sayısının salt çoğunluğuyla karar verilmesi'';, ''partisinden istifa ederek -seçim hükümetleri hariç- Bakanlar Kurulunda görev alan milletvekilinin milletvekilliğinin düşmesine üye tamsayısının salt çoğunluğunun oyuyla karar verilmesi'' hükümleri kaldırıldı…

Eylül olan yasama yılı başlangıcı Ekim olarak belirlendi.

127. maddede yapılan değişiklikle, mahalli idarelerin seçimlerinin 5 yılda bir yapılmasına ilişkin düzenleme korundu. Ancak, milletvekili genel veya ara seçiminden önceki veya sonraki bir yıl içerisinde yapılması gereken genel veya ara seçimlerin, milletvekili seçimleriyle birlikte yapılması hükmü getirildi. Bir siyasi partinin kapatılması gibi önemli sonuçlar doğuracak davalarda, parti genel başkanının sözlü savunması olmaksızın karar verilmesinin sağlıklı sonuçlar doğurmayacağı düşüncesiyle partinin genel başkanı ya da tayin edeceği vekilinin dinlenilmesi şartı getirildi. 52. madde ise yürürlükten kaldırıldı. Böylece sendikaların siyasi faaliyette bulunmaları, siyasi partilerden destek görmeleri ve siyasi partileri desteklemeleri önündeki engel ortadan kalktı.

4. değişiklik: Anayasa'nın 143. maddesinde 18 Haziran 1999 tarihinde yapılan değişiklikle, DGM'lerde yer alan asker üyelerin yerine sivil yargıçların atanması sağlandı.





DEMOKRASİ’DEN DİKTATÖRLÜĞE!...

1982 Anayasası'nda Yapılan Değişiklikler (2)

Mustafa Nevruz SINACI

5. değişiklik:

Anayasa'da 13 Ağustos 1999 tarihinde yapılan 5. değişiklikle 47, 125. ve 155. maddeler yeniden düzenlendi. 47. maddede yapılan değişiklikle ''özelleştirme'' kavramı Anayasa'ya girdi. Yeni düzenlemeyle kamu tüzel kişilerinin mülkiyetinde bulunan işletme ve varlıkların özelleştirilmesine ilişkin esas ve usullerin kanunla gösterilmesi hükmü getirildi. Kamu hizmeti imtiyaz sözleşme ve şartlaşmalarında doğacak uyuşmazlıkların, milli ya da milletlerarası tahkim yoluyla çözümlenebilmesine olanak tanındı. Anayasa'nın 155. maddesinde değişiklik yapılarak, 1924 Anayasası'nda benimsenen sisteme dönüldü. İmtiyaz şartlaşma ve sözleşmeleri, Danıştay'ın inceleme yapacağı konular arasından çıkarılıp, sadece görüş bildirebileceği konular arasına alındı.

6. değişiklik

Anayasa'da, 3 Ekim 2001 tarihinde yapılan 6. değişiklik, AB müktesebatına uyum çalışmaları çerçevesindeki en kapsamlı değişiklik oldu. Bu düzenlemeyle Anayasa'nın başlangıç metninin yanı sıra 13, 14, 19, 20, 21, 22, 23, 26, 28, 31, 33, 34, 36, 38, 40, 41, 46, 49, 51, 55, 65, 66, 67, 69, 74, 86, 87, 89, 94, 100, 118. ve 149. maddeler ile geçici 15. maddede değişikliğe gidildi. Başlangıç metnindeki bir cümle, ''Hiçbir faaliyetin Türk milli menfaatlerinin, Türk varlığının, Devleti ve ülkesiyle bölünmezliği esasının, Türklüğün tarihi ve manevi değerlerinin, Atatürk milliyetçiliği, ilke ve inkılâpları ve medeniyetçiliğinin karşısında korunma göremeyeceği ve laiklik ilkesinin gereği olarak kutsal din duygularının, Devlet işlerine ve politikaya kesinlikle karıştırılamayacağı'' şeklinde değiştirildi. Yakalanan ya da tutuklanan kişilerin hâkim önüne çıkarılma süreleri AİHS'ne uyumlu hale getirilerek, zanlının en geç 48 saat içinde, toplu işlenen suçlarda ise en çok 4 gün içinde hâkim önüne çıkarılması sağlandı.

''Özel Hayatın Gizliliği'' başlıklı maddede yapılan düzenlemeyle herkese, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkı tanındı. Özel hayat ve aile hayatının gizliliğine dokunulmazlık; herhangi bir kişinin üstü, özel kâğıtları ve eşyalarının aranması için yazılı emir zorunluluğu getirildi. Yazılı emir olmadıkça kimsenin konutuna girilemeyeceği, arama yapılamayacağı ve buradaki eşyaya el konulamayacağı hükme bağlandı.

Haberleşme hürriyeti

''Haberleşme Hürriyeti'' başlıklı 22. maddede yapılan düzenlemeyle, usulüne göre verilmiş hâkim kararı ve yazılı emir olmadıkça, haberleşmenin engellenemeyeceği ve haberleşmenin gizliliğine dokunulamayacağı hükmü getirildi. Ülkenin ekonomik durumu, vatandaşların yurt dışına çıkma hürriyetini sınırlayan şartlar arasından çıkarıldı. Düşünce ve anlatım özgürlüğünün sınırları genişletildi, toplumdaki dil farklılıkları sosyolojik bir gerçek olarak değerlendirildi ve bu duruma Anayasa'da getirilen engel kaldırıldı. Milli güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği ve bölünmez bütünlüğün korunması amaçlarıyla, düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin sınırlanabileceği şartı Anayasa'ya konuldu. ''Kanunla yasaklanmış olan herhangi bir dilde yayım yapılamaz'' hükmü Anayasa'dan çıkarıldı.

Kadın-Erkek eşitliği Anayasa'ya girdi

Herkesin derneklere üye olma ya da üyelikten çıkma hürriyetine sahip olmasına ilişkin hüküm Anayasa'ya konuldu. Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenlemede izin alma zorunluluğu kaldırıldı. Kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulguların delil olarak kabul edilemeyeceği hükmü getirildi. Anayasa'da, kadın-erkek eşitliğini sağlamaya yönelik olarak, ''Aile, Türk toplumunun temelidir ve eşler arasında eşitliğe dayanır'' şeklinde düzenleme yapıldı.

Kamulaştırmada, gerçek karşılıkların ödenmesi ve ödemede gecikme halinde faiz yönünden bireylerin zarara uğramamaları konusunda değişiklik yapıldı. Devlet ve kamu tüzel kişileri, kamu yararının gerektirdiği hallerde gerçek karşılıklarını peşin ödemek şartıyla özel mülkiyette bulunan tanışmazların tamamını veya bir kısmını kamulaştırmaya ve bunlar üzerinde idari irtifaklar kurmaya yetkili kılındı.

49. maddede yapılan değişiklik ile devlete, çalışanların yanı sıra işsizleri de koruma görevi verecek şekilde düzenleme yapıldı. Buna göre devlet; çalışanların hayat seviyesini yükseltmek, çalışma hayatını geliştirmek için çalışanları ve işsizleri korumak, çalışmayı desteklemek, işsizliği önlemeye elverişli ekonomik bir ortam yaratmak ve çalışma barışını sağlamak için gerekli tedbirleri almakla yükümlü oldu. Asgari ücretin tespitinde, çalışanların geçim şartları ile ülkenin ekonomik durumunun göz önünde bulundurulması hükmü getirildi.

Kadın-erkek arasında eşitsizlik oluşturduğu düşülen ''Yabancı babadan ve Türk anadan olan çocuğun vatandaşlığı kanunla düzenlenir'' hükmü Anayasa'dan çıkarıldı.

Parti kapatmaya düzenleme

Anayasa'nın, 67. maddesinde yapılan değişiklikle, TBMM'de çoğunluğu elinde bulunduranların sık sık seçim değişiklikleri yaparak kendilerine avantaj sağlamaları engellenmek istendi. Maddeye, ''Seçim kanunlarında yapılan değişiklikler, yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıl içinde yapılacak seçimlerde uygulanmaz'' hükmü eklendi.

69. maddede yeniden değişiklik yapılarak, ''odak'' hali tanımlandı, odağa kriterler getirilip kavram kargaşasına son verilmek amaçlandı.

Buna göre, bir partinin temelli kapatılmasının, sadece Anayasa'nın 68/4. fıkrasındaki eylemlerin odağı haline gelmiş olması şartıyla mümkün olacağı şartı getirildi. Temelli kapatılan bir siyasi partinin mensuplarının üye çoğunluğunu oluşturduğu yeni bir partinin de kapatılacağına ilişkin hüküm, bu durumun tespitinin oldukça güç olduğu gerekçesiyle yürürlükten kaldırıldı. Temelli kapatılan bir partinin kurucularının ve her kademedeki yöneticilerinin 5 yıl süreyle yeni bir partinin kurucusu, yöneticisi ve deneticisi olamayacağı hükmü getirildi. Yapılan değişikliklerde, siyasi partiler için kapatmanın yanı sıra Hazine yardımından yoksun bırakılma yaptırımı da öngörüldü. Böylece Anayasa Mahkemesine, bir tüzel kişiye uygulanması mümkün en ağır yaptırım olan kapatma yerine, daha hafif bir ara yaptırım uygulama imkânı verildi.

Dilekçe hakkı yabancılara da tanındı

Türk yurttaşlarının sahip olduğu TBMM'ye dilekçe ile başvurma hakkı, karşılıklılık esası gözetilmek kaydıyla yabancılara da tanındı. ''TBMM'nin görev ve yetkilerine'' ilişkin Anayasa'nın 87. maddesi, 2001 ve 2004 yıllarında iki kez değiştirildi.

Son değişikliğe göre, TBMM'nin af yetkisi ile ilgili sınır kaldırıldı

Genel veya özel af kararının TBMM'nin üye tam sayısının 5'te 3'ü ile alınabileceği hükmü getirildi. Cumhurbaşkanının kısmen veya tamamen uygun bulmadığı kanunları bir daha görüşülmek üzere TBMM'ye gönderebileceği, TBMM'nin de sadece geri gönderilen maddeleri görüşebileceği hüküm altına alındı. TBMM Başkanı seçimine yönelik düzenleme yapılarak, seçimin daha kısa sürede tamamlanması sağlandı. Milli Güvenlik Kurulu bünyesine Başbakan yardımcıları ve Adalet Bakanı da dâhil edildi; kurul kararlarının tavsiye niteliğinde olduğu vurgulandı.

Parti kapatmalar zorlaştırıldı

Parti kapatmalar zorlaştırıldı. Anayasa Mahkemesinin Anayasa değişikliklerinin iptali ve siyasi partileri kapatmada, 5'te 3 çoğunlukla karar vereceği hükme bağlandı. Anayasa'nın geçici 15. maddesinin son fıkrası yürürlükten kaldırıldı.

Böylece, 12 Eylül 1980-6 Aralık 1983 döneminde çıkarılan kanunlar, Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK) ile Anayasa Düzeni Hakkında Kanun uyarınca alınan karar ve tasarrufların Anayasa'ya aykırılığının iddia edilebilmesinin yolu açıldı.







DEMOKRASİ’DEN DİKTATÖRLÜĞE!...

1982 Anayasası'nda Yapılan Değişiklikler (3)

Mustafa Nevruz SINACI

Anayasa'nın 86. maddesinde değişiklik yapılarak, milletvekillerinin özlük ve emeklilik haklarına ilişkin madde yeniden düzenlendi. Milletvekillerinin özlük hakları ve emekliliklerinin kanunla düzenlenmesi ile milletvekili ödeneğinin aylık tutarının, en yüksek emekli sandığı iştirakçisinin görevdeyken aldığı miktardan az olamayacağı hükmü getirildi. Milletvekili emekli maaşının da ödenek ve yolluğun toplamının yarısından az olamayacağı belirtildi. Dönemin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, 2001 yılında yapılan bu Anayasa değişikliğinde yer alan, 86. madde dışındaki maddeleri onayladı; söz konusu maddedeki düzenlemeleri ise referanduma götürme kararı aldı.

7. değişiklik

Dönemin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in, milletvekillerinin özlük ve emeklilik haklarına ilişkin maddeyi referanduma götürme kararının ardından, 86. maddedeki düzenlemeyle ilgili olarak, 21 Kasım 2001 tarihinde yeniden Anayasa değişikliğine gidildi.

Söz konusu maddede değişiklik yapan yasa 1 Aralık 2001'de Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Böylece Cumhurbaşkanı Sezer'in önceki değişiklik metnini referanduma götürme kararının konusu ortadan kalkmış oldu.

8. değişiklik

Anayasa'da 26 Aralık 2002 tarihinde yapılan 8. değişiklikle 76. ve 78. maddeler yeniden düzenlendi. ''Milletvekilliği Seçilme Yeterliliği'' başlıklı maddede yapılan değişiklik ile milletvekili seçilemeyecek şartlar arasında yer alan ''ideolojik veya anarşik eylemlere'' ifadesi ''terör eylemlerine'' şeklinde değiştirildi. TBMM üyeliklerinde boşalma olması halinde, TBMM kararı ile ara seçime gidilebileceği; ancak bir ilin veya seçim çevresinin TBMM'de üyesinin kalmaması halinde, boşalmayı takip eden 90 günden sonraki ilk Pazar günü ara seçim yapılması öngörüldü.

9. değişiklik

AB'ye uyum çalışmaları çerçevesinde; 7 Mayıs 2004 tarihinde Anayasa'nın 10, 15, 17, 30, 38, 87, 90, 131. ve 160. maddelerinde değişiklik yapıldı, 143. madde yürürlükten kaldırıldı. Kadınlar ve erkeklerin eşit haklara sahip olduğu, 10. maddede yapılan değişiklik ile Anayasa'ya konuldu. Devletin, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlü olduğu da kaydedildi. Basın araçları anayasal koruma altına alındı. Basın araçlarının da basımevi ve eklentileri gibi, suç aleti olduğu gerekçesiyle zapt ve müsadere edilemeyeceği veya işletilmekten alıkonulamayacağı hükmü getirildi.

Ölüm cezası kaldırıldı

Anayasa'nın, 38. maddesinde yapılan değişiklik ile ölüm cezası kaldırıldı. Ölüm cezası ve genel müsadere cezası verilemeyeceği hüküm altına alındı, ancak Silahlı Kuvvetlerin iç düzeni bakımından bu hükme kanunla istisnalar getirilebileceği şartı getirildi.

Anayasa'da, ölüm cezası ile ilgili yer alan diğer hükümler de metinden çıkarıldı.

Temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası antlaşmalar ile kanun hükümlerinin çelişmesi halinde ortaya çıkacak uyuşmazlıkta, hangisine öncelik verileceği konusundaki tereddütlerin giderilmesi amacıyla 90. maddeye fıkra eklenerek, uyuşmazlıklarda, milletlerarası antlaşma hükümlerinin esas alınması hükmü öngörüldü.

Genelkurmay Başkanlığı'nın YÖK'e temsilci vermesi uygulamasına son verildi.

Devlet harcamalarının denetlenmesinde şeffaflığın sağlanması amacıyla 160. maddenin, ''Silahlı Kuvvetler elinde bulunan devlet mallarının TBMM adına denetlenmesi usulleri, Milli Savunma hizmetlerinin gerektirdiği gizlilik esaslarına uygun olarak kanunla düzenlenir'' fıkrası madde metninden çıkartıldı. Anayasa'nın 143. maddesi yürürlükten kaldırılarak, 1999'da yapılan değişiklik ile subay üyelerinin yerine sivil yargıçlar atanan DGM'ler kaldırıldı.

10. değişiklik

Anayasa'da 21 Haziran 2005 tarihinde yapılan değişiklikle 133. maddedeki, Radyo ve Televizyon Üst Kurulu'na (RTÜK) üye seçimine ilişkin düzenleme kabul edildi.

11. değişiklik:

Anayasa'da 29 Ekim 2005 tarihinde 11. değişiklik yapıldı.

Bu değişiklikte, 130, 160, 161, 162. ve 163. maddelerde yeni düzenlemeye gidildi.

Yeni bütçe kapsamına uyum sağlandı ve Sayıştay'ın denetim kapsamı genişletildi; bütçenin hazırlanması, uygulanması ve kontrolüne ilişkin süreç güçlendirildi. 162. maddede yapılan yeni düzenlemeyle, ''genel ve katma bütçe tasarıları'' ibaresi ''merkezi yönetim bütçe tasarısı'' şeklinde değiştirilerek, uluslararası standartlar ve AB müktesebatına uygun olarak tanımlanan yeni bütçe kapsamına uyum sağlandı.

12. değişiklik:

Anayasa'nın 76. maddesinde 13 Ekim 2006 tarihinde yapılan değişiklikle 30 olan milletvekili seçilme yaşı 25'e indirildi.

13. değişiklik:

Anayasa'daki düzenlemeler kapsamında 10 Mayıs 2007 tarihinde, Geçici 17. madde metne eklendi. Buna göre, 22 Temmuz 2007'de yapılacak seçimde; bağımsız adayların isimlerinin birleşik oy pusulasında yer almasına ilişkin düzenleme yapıldı.

14. değişiklik:

Anayasa'da 31 Mayıs 2007 tarihinde yapılan 14. değişiklikle; 77, 79, 96, 101. ve 102. maddelerde düzenlemeye gidildi; geçici 18. ve geçici 19. maddeler eklendi.

TBMM seçimlerinin, 5 yılda bir yerine 4 yılda bir yapılması kararlaştırıldı. Yüksek Seçim Kurulunun (YSK) görev ve yetkileri kapsamına, Cumhurbaşkanı seçimine ilişkin usul ve esaslar da dâhil edildi. TBMM'nin, yapacağı seçimler dâhil bütün işlerinde, üye tamsayısının 3'te 1'i ile toplanması (184) kararlaştırıldı. Ayrıca, Meclis'in, Anayasa'da başkaca bir hüküm yoksa toplantıya katılanların salt çoğunluğu ile karar vermesi, ancak karar yeter sayısının hiçbir şekilde üye tamsayısının 4'te 1'inin bir fazlasından az olamayacağı hükmü getirildi.

Cumhurbaşkanının 5 artı 5 sistemiyle ve halk oyuyla seçilmesi kararlaştırıldı;

Cumhurbaşkanı seçiminin nasıl yapılacağı da belirtildi. Anayasa'nın, ''Seçim kanunlarında yapılacak değişikliklerin, yürürlüğe girdikleri tarihten itibaren 1 yıl içinde uygulanamayacağına'' ilişkin maddesinin, Cumhurbaşkanı seçiminde dikkate alınmayacağı hükmü getirildi. Cumhurbaşkanı seçimine ilişkin getirilen yeni düzenlemelerin 11. Cumhurbaşkanı seçiminde uygulanmasını öngören düzenleme de kabul edildi. Bu düzenlemeler halkoylamasında tümüyle oylandı.

15. değişiklik

Anayasa'daki 15. değişiklik 16 Ekim 2007 tarihinde yapıldı. ''Seçim kanunlarında yapılacak değişikliklerin 11. Cumhurbaşkanı seçiminde uygulanmasına imkân tanıyan'' Geçici 18. madde ile ''Cumhurbaşkanı seçimine ilişkin getirilen yeni düzenlemelerin 11. C. Başkanı seçiminde de uygulanmasını'' öngören Geçici 19. madde Anayasa metninden çıkarıldı.

16. değişiklik

Anayasa'nın 10. maddesinde 9 Şubat 2008 tarihinde yapılan değişiklikle, ''devlet organları ve idare makamlarının, bütün işlemlerinde olduğu gibi her türlü kamu hizmetlerinden yararlanılmasında kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorunda olduğu'' hükmü getirildi.

42. maddede yapılan değişiklikle ise yükseköğretimde başörtüsünün serbest bırakılmasına ilişkin hüküm kabul edilerek, kanunda açıkça yazılı olmayan herhangi bir sebeple, kimsenin yükseköğrenim hakkını kullanmaktan mahrum edilemeyeceği belirtildi.

Ancak, bu değişikliklerin yürürlüğü, Anayasa Mahkemesi tarafından durduruldu.

DEMOKRASİ’DEN DİKTATÖRLÜĞE!...

1982 Anayasası'nda Yapılan Değişiklikler (4)

Mustafa Nevruz SINACI

17. (son) değişiklik; 12 Eylül 2010

(Toplam 26 maddeden ibaret en köklü, esaslı ve kapsamlı ek ve değişiklik; 10, 20. 23. 41. 51. 53. 54. 74. 84. 94. 125. 128. 129. 144. 145. 146. 147. 148. 149. 156. 159. 166. ve geçici 15. Madde)

KADIN-ERKEK EŞİTLİĞİ

Kadın-erkek eşitliği konusunda alınacak tedbirler, Anayasanın eşitlik ilkesine aykırı olarak yorumlanamayacak. Çocuklar, yaşlılar ve özürlüler ile harp ve vazife şehitlerinin dul ve yetimleri ile malul ve gaziler için alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı sayılmayacak.

KİŞİSEL VERİLERİN KORUNMASI

Herkes kendisi ile ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sahip olacak. Bu hak, kişinin kendisiyle ilgili kişisel veriler hakkında bilgilendirme, bu verilere erişme, bunların düzeltilmesini veya silinmesini talep etme ve amaçları doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığını öğrenmeyi de kapsayacak. Kişisel veriler ancak kanunda öngörülen hallerde veya kişinin açık rızası ile işlenebilecek.

YURT DIŞINA ÇIKIŞ YASAĞI

Yurt dışına çıkma hürriyeti, ancak suç soruşturması veya kovuşturması nedeniyle ve hakim kararıyla sınırlandırabilecek.

ÇOCUK İSTİSMARI

Her çocuk, korunma ve bakımdan yararlanma, yüksek yararına açıkça aykırı olmadıkça ana ve babası ile kişisel ve doğrudan ilişki kurma ve sürdürme hakkına sahip olacak. Devlet, her türlü istismara karşı çocukları koruyucu tedbirleri alacak.

SENDİKA VE TOPLU SÖZLEŞME

Aynı iş kolunda birden fazla sendikaya üye olunabilecek. Memurlara ve diğer kamu görevlilerine toplu sözleşme yapma hakkı tanınacak. Toplu sözleşme yapılması sırasında uyuşmazlık çıkması halinde, taraflar Kamu Görevlileri Kuruluna başvurabilecek. Kurul kararları, kesin ve toplu sözleşme hükmünde olacak. Toplu sözleşme emeklilere de yansıtılacak. Greve katılan işçilerin ve sendikanın kasıtlı veya kusurlu hareketleri sonucu grev uygulanan iş yerinde neden oldukları maddi zarardan sendika sorumlu tutulamayacak. Siyasi amaçlı grev ve lokavt, dayanışma grevi ve lokavtı, genel grev ve lokavt, iş yeri işgali, iş yavaşlatma, verim düşürme ve diğer direnişlere ilişkin yasaklar kaldırılacak.

KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU

“Kamu Denetçiliği Kurumu” (ombudsmanlık) oluşturulacak. Kurum, TBMM Başkanlığına bağlı olarak kurulacak ve idarenin işleyişi ile ilgili şikâyetleri inceleyecek. Kamu baş denetçisi TBMM tarafından gizli oyla ve 4 yıl için seçilecek.

Milletvekilliğinin düşürülmesi uygulaması kaldırılacak.

TBMM Başkanlık Divanı 2. dönem sonuna kadar görev yapacak.

YÜKSEK ASKERİ ŞURA KARARLARI

Yüksek Askeri Şuranın (YAŞ) terfi işlemleri ile kadrosuzluk nedeniyle emekliye ayırma hariç, her türlü ilişik kesme kararlarına karşı yargı yolu açılacak.

İdari yargı, idari eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlı olacak, “yerindelik denetimi” yapılamayacak.

TOPLU SÖZLEŞME HAKKI

Memurlara verilen uyarma ve kınama cezaları yargı denetimine açılacak.

Adalet hizmetleri ile savcıların idari görevleri yönünden Adalet Bakanlığınca denetimi, adalet müfettişleri ile hâkim ve savcı mesleğinden olan iç denetçiler; araştırma, inceleme ve soruşturma işlemleri ise adalet müfettişlerince yapılacak.



ASKERİ YARGI

Askeri yargının görev alanı yeniden belirlenecek. Askeri yargı, askeri mahkemeler ve disiplin mahkemeleri tarafından yürütülecek. Askeri mahkemeler, asker kişiler tarafından işlenen askeri suçlar ile bunların asker kişiler aleyhine veya askerlik hizmet ve görevleriyle ilgili olarak işledikleri suçlara ait davalara bakmakla görevli olacak.

Devletin güvenliğine, anayasal düzene ve düzenin işleyişine karşı suçlara ait davalar, her durumda adliye mahkemelerinde görülecek.

Siviller, savaş hali dışında askeri mahkemelerde yargılanamayacak.

ANAYASA MAHKEMESİNİN YAPISI

Anayasa Mahkemesi yeniden yapılandırılacak. Halen 11 asıl 4 yedek üyeli Anayasa Mahkemesi, 17 asıl üyeden oluşacak. TBMM, 2 üyeyi, Sayıştay Genel Kurulunun gösterdiği 3′er aday arasından, 1 üyeyi ise baro başkanlarının avukatlar arasından göstereceği 3 aday arasından gizli oyla seçecek.

Cumhurbaşkanı, 3 üyeyi Yargıtay, 2 üyeyi Danıştay, 1 üyeyi Askeri Yargıtay, 1 üyeyi Askeri Yüksek İdare Mahkemesince gösterilecek 3′er aday içinden; en az ikisi hukukçu olmak üzere 3 üyeyi ise YÖK’ün kendi üyesi olmayan yüksek öğretim kurumları öğretim üyeleri arasından göstereceği 3′er aday içinden seçecek. Cumhurbaşkanı, 4 üyeyi de üst kademe yöneticileri, serbest avukatlar, 1. sınıf hâkim ve savcılar ile en az 5 yıl Raportörlük yapmış Anayasa Mahkemesi raportörleri arasından belirleyecek.

Anayasa Mahkemesi iki bölüm ve Genel Kurul halinde çalışacak. Bölümler, başkanvekilinin başkanlığında 4 üyenin katılımı ile toplanacak. Genel Kurul ise mahkeme başkanının veya başkanın belirleyeceği başkanvekilinin başkanlığında en az 12 üye ile toplanacak. Bölümler ve genel kurul, kararlarını salt çoğunluk ile alacak.

Siyasi partilere ilişkin dava ve başvurulara, iptal ve itiraz davaları ile Yüce Divan sıfatıyla yürütülecek yargılamalara, Genel Kurul bakacak.

Anayasa Mahkemesi, Anayasa değişikliğinde iptale, siyasi partilerin kapatılmasına ya da devlet yardımından yoksun bırakılmasına karar verilebilmesi için toplantıya katılan üyelerin üçte iki oy çokluğuyla karar alacak.

Şekil bozukluğuna dayalı iptal davaları, Anayasa Mahkemesince öncelikle incelenip karara bağlanacak.

Anayasa Mahkemesi, Yüce Divan sıfatıyla baktığı davalar dışında kalan işleri, dosya üzerinden inceleyecek. Ancak, bireysel başvurularda duruşma yapılmasına karar verilebilecek. Mahkeme, gerekli gördüğü hallerde sözlü açıklamalarını dinlemek üzere ilgilileri ve konu üzerinde bilgisi olanları çağırabilecek, siyasi partilerin kapatılmasına ilişkin davalarda, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısından sonra kapatılması istenen siyasi partinin genel başkanlığının veya tayin edeceği bir vekilin savunmasını dinleyecek.

Anayasa Mahkemesi üyeleri arasından gizli oyla ve üye tamsayısının salt çoğunluğu ile 4 yıl için bir başkan ve iki başkanvekili seçilecek. Görev süresi bitenler yeniden seçilebilecek. Anayasa Mahkemesi üyeleri 12 yıl için seçilecek. Bir kişi 2 defa üyeliğe seçilemeyecek. 12 yıldan önce yaş sınırını dolduran üye emekliye ayrılacak.

Anayasa Mahkemesinin mevcut yedek üyeleri “asıl üye” sıfatını kazanacak.

YÜCE DİVAN

Anayasa Mahkemesine kişisel başvuru yapılabilecek.

Meclis Başkanı, Genelkurmay Başkanı, kuvvet komutanları ile Jandarma Genel Komutanı da görevleriyle ilgili suçlardan dolayı Yüce Divanda yargılanacak. Yüce Divan kararlarına karşı yeniden inceleme başvurusu yapılabilecek. Genel Kurulun yeniden inceleme sonucu verdiği kararlar kesin olacak. Askeri Yargıtay ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesi üyeleri için “hâkimlik teminatı” geçerli olacak.





DEMOKRASİ’DEN DİKTATÖRLÜĞE!...

1982 Anayasası'nda Yapılan Değişiklikler (5)

Mustafa Nevruz SINACI

HSYK’NIN YAPISI

Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) yeniden yapılandırılacak. HSYK’nın halen 7 olan üye sayısı 22′e, 5 olan yedek üye sayısı ise 12′a çıkarılacak. HSYK, 3 daire halinde çalışacak. HSYK’nın Başkanı, Adalet Bakanı olmaya devam edecek. Adalet Bakanlığı Müsteşarının Kurulda yer alması uygulaması da sürecek.

Kurulun, 4 asıl üyesi, yüksek öğretim kurumlarının hukuk, iktisat ve siyasal bilimler dallarında görev yapan öğretim üyeleri, üst kademe yöneticileri ile avukatlar arasından Cumhurbaşkanınca; 3 asıl ve 3 yedek üyesi, Yargıtay üyeleri arasından Yargıtay Genel Kurulunca; 2 asıl ve 2 yedek üyesi, Danıştay üyeleri arasından Danıştay Genel Kurulunca; 1 asıl ve 1 yedek üyesi, Türkiye Adalet Akademisi Genel Kurulunca kendi üyeleri arasından; 7 asıl ve 4 yedek üyesi, birinci sınıf olup, birinci sınıfa ayrılmayı gerektiren nitelikleri yitirmemiş adli yargı hakim ve savcıları arasından adli yargı hakim ve savcılarınca; 3 asıl ve 2 yedek üyesi idari yargı hakim ve savcıları arasından idari yargı hakim ve savcılarınca dört yıl için seçilecek. Süresi biten üyeler yeniden seçilebilecek.

Kurul üyeliği seçimi, üyelerin görev süresinin dolmasından önceki 60 gün içinde yapılacak. Kurulun “meslekten çıkarma” cezasına ilişkin kararlarına itiraz yolu getirilecek. Kurulun diğer kararlarına karşı yargı mercilerine başvurulamayacak. HSYK’nın mevcut asıl ve yedek üyelerinin görevleri, seçildikleri sürenin sonuna kadar devam edecek.



GEÇİCİ 15. MADDE

“Ekonomik ve Sosyal Konsey” Anayasa kapsamına alınacak. 12 Eylül dönemindeki Milli Güvenlik Konseyi üyeleri ile bu dönemde kurulan hükümetler ve Danışma Meclisi’nde görev alanların yargılanmasını önleyen geçici 15. maddesi yürürlükten kaldırıldı.



12 Eylül 2010 tarihli referandum “Türkiye geneli” sonuçları:



Evet: %57.94, (21,874,192) oy Hayır: %42.06, (15,878,206) oy

Toplam Sandık Sayısı:151,870 Açılan Sandık Sayısı: 151,870

Geçersiz Oy Sayısı: 713,226 Toplam Oy Sayısı: 37,752,398



Anayasa’lara ilişkin referandum hakkında genel bilgi:

Türkiye'de anayasal düzenlemelere ilişkin ilk referandum, 27 Mayıs 1960 askeri müdahalesinin ardından hazırlanan 1961 Anayasası için yapıldı.

9 Temmuz 1961'deki halk oylaması ile Anayasa yüzde 38,3 ''Hayır'' oyuna karşılık yüzde 61,7 ''Evet'' oyuyla kabul edildi.

Türkiye, ikinci kez ''1982 Anayasası'nın” halkoyuna sunulması üzerine sandık başına gitti. İkinci referandum, 1980 askeri müdahalesinin ardından hazırlanan 1982 Anayasası için 7 Kasım 1982'de yapıldı. Halkoylamasına, 18 milyon 885 bin 488 seçmen katıldı. 17 milyon 215 bin 559 seçmen ''Kabul'' (yüzde 91,37), 1 milyon 626 bin 431 seçmen de ''Red'' (% 8,63) oyu kullandı. 1982 Anayasası, sonuçların açıklanmasıyla 9 Kasım 1982'de yürürlüğe girdi.



Değişiklikler ve referandum

3. halkoylaması, 1982 Anayasası'nın Geçici 4. Maddesi ile getirilen siyasi yasakların kalkıp kalkmaması konusunda 6 Eylül 1987'de yapıldı. YSK, halkoylaması sonuçlarını 12 Eylül 1987'de açıkladı. Halkoylamasına 24 milyon 436 bin 821 seçmen katıldı. Geçerli 23 milyon 347 bin 856 oydan, 11 milyon 711 bin 461'i ''Evet'', 11 milyon 636 bin 395'i ''Hayır'' çıktı.

Böylece, Geçici 4. Madde yürürlükten kalktı.

Türkiye'nin 4. kez önüne getirilen halkoylaması sandığının konusu ise Anayasa'nın 127. maddesindeki yerel seçimlerin 1 yıl erkene alınıp alınmaması oldu. Bu halkoylaması, 25 Eylül 1988'de yapıldı. Seçmenlerin yüzde 65'i değişiklik için ''Hayır'', yüzde 35'i ''Evet'' oyu kullandı. Böylece yerel seçimlerin erkene alınması için Anayasa'nın 127. maddesindeki değişiklik kabul edilmedi ve 13 Kasım 1988 olarak öngörülen erken yerel seçim yapılmadı.

Anayasal metinlere ilişkin 5. halkoylaması ise 21 Ekim 2007'de yapıldı.

Cumhurbaşkanının halk tarafından ve 5 artı 5 sistemiyle seçilmesini öngören düzenlemenin de arasında yer aldığı Anayasa değişiklikleri, 22 Temmuz Pazar günü yapılan milletvekili genel seçimi ile halkoyuna sunuldu.



Referandum süreci durdu

Bu arada, Anayasa'nın ''Başlangıç'' metni ile 33 maddesinde değişiklik yapan yasa, 3 Ekim 2001 tarihinde TBMM'de kabul edildi. Dönemin Cumhurbaşkanı A. Necdet Sezer, yasanın 32 maddesini onayladı, yasanın ''milletvekili ödenek ve yolluklarını'' düzenleyen 27. maddesini ise halkoyuna sunma kararı aldı. Yasa, 27. madde dışında, 17 Ekim 2001'de Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Anayasa değişikliğine ilişkin yasanın 27. maddesi ise yaşanan tartışmalardan sonra 22 Ekim 2001 tarihli Resmi Gazete'de yayımlandı. Böylece, 120 günlük referandum süreci başlamış oldu.

Ancak, söz konusu madde ile ilgili olarak, TBMM'de tekrar Anayasa değişikliğine gidildi. Anayasa'nın 86. maddesinde değişiklik yapan yeni düzenleme, 1 Aralık 2001'de Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Böylece, Cumhurbaşkanı Sezer'in önceki değişiklik metnini referanduma götürme kararının konusu ortadan kalkmış oldu.





DİKKAT!.. İletişim için :: e.POSTA :: gercek.demokrat@hotmail.com



Bu makaleler; yazılı, görsel ve işitsel medya’da “yayınlanması”, mümkün olduğu kadar,( adres defterinizde kayıtlı) dost ve arkadaşlarınıza “dağıtım yapılması” ricası ile gönderilmektedir.

Teşekkürler. Selam, dua, sağlık ve başarı dileklerimizle,

______________________________________________

e.POSTA : gercek.demokrat@hotmail.com

WEB : http://mustafanevruzsinaci.blogspot.com,

POSTA : PK, 118 [06 442] Yenişehir/ANKARA

LÜTFEN DİKKAT: Kaynak göstermek şartıyla yazılar yayına izinlidir.







Yorumlar








Aktif Ziyaretçi 23
Dün Tekil 767
Bugün Tekil 469
Toplam Tekil 1637530
IP 54.205.8.87






TURAN-SAM PRINTED ISSN: 1308-8041
TURAN-SAM ONLINE ISSN: 1309-4033
Journal is indexed by:

































































5 Rebiü'l-Evvel 1438
Aralık 2016
P
S
Ç
P
C
Ct
P
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31


Üstümüze kılıç çekilmedikçe, ülkemize girilmedikçe, teb'ama cefa edilmedikçe Bizden kimseye zarar gelmez. (Fatih Sultan MEHMET)


Ekle Çıkar









Anasayfa - Amaç - Misyon - Vizyon - Faaliyetler - Tüzük - Yönetim - Yasal Uyarı - İletişim

Her Hakkı Saklıdır © 2007 - 2017 TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi
Sayfa 1.621 saniyede oluşturulmuştur.

TURAN-SAM rssTURAN-SAM rss
Google Sitemap

Sayac

"Bu site en iyi mozilla firefox'ta 1280x960 çözünürlükte görüntülenir."

Turan Portal v1.3 | Tasarım TURAN-SAM , Kodlama Serkan Aygün

Turan Nedir?, Bilimsel Dergiler, En popüler Bilimsel Dergi, Endeksli Bilimsel Dergiler, Saygın Bilimsel Dergi, Türk Dünyasının en popüler ve en saygın Bilimsel Hakemli Dergisi, SSCI, SCI, citation index, Turan, Türk Devletleri, Türk Birligi, Türk Dünyası, Türk Cumhuriyetleri, Türki Cumhuriyetler, Özerk Türkler, Öztürkler, Milliyetçi, Türkçü, Turancı, Turan Askerleri, ALLAH'ın askerleri, Turan Birliği, Panturan, Pantürk, Panturkist, Türk, Dünyası, Stratejik, CSR, SAM, Center for Strategical Researches, Araştırma, Merkezi, Türkiye, Ankara, İstanbul, Azer, Azeri, Azerbaycan, Bakü, Kazakistan, Alma-Ata, Astana, Kırgız, Bişkek, Kırgızistan, Özbekistan, Özbek, Taşkent, Türkmen, Türkmenistan, Turkmenistan, Aşxabad, Aşkabat, Ozbekistan, Kazakhstan, Uzbekistan, North, Cyprus, Kıbrıs, MHP, AKP, CHP, TURKEY, Turancılık, KKTC, Vatan, Ülke, Millet, Bayrak, Milliyet, Cumhuriyet, Respublika, Alparslan Türkeş, Atatürk, Elçibey, Bahçeli, Aytmatov, Bahtiyar Vahabzade, Yusuf Akçura, Zeki Velidi Togan, İsmail Gaspıralı, Gaspırinski, Nihal Atsız, Alptekin, Kürşad, Tarih, Kardeş, Xalq, Halk, Milletçi, Milliyetçi, Yürek, Ürek, Türklük, Beynelxalq, Arbitrli, Elmi, Jurnal, Nüfuzlu