ASKERİMİZİN KAFASINDAKİ ABD ÇUVALI DURUYOR - Dr. Tahir Tamer KUMKALE - TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi - http://www.turansam.org









ASKERİMİZİN KAFASINDAKİ ABD ÇUVALI DURUYOR - Dr. Tahir Tamer KUMKALE
Tarih: 06.04.2011 > Kaç kez okundu? 1994

Paylaş


Devletin içine düştüğü yok olma tehlikesinin korkunç derinliğini görmekten aciz olan zavallılar, elbette ciddi ve hakiki çareyi görmemek için gözlerini yumarlar. -Gazi Mustafa Kemâl Atatürk- (1924)







Türkçemizde çok güzel özdeyişler vardır. Kısa ve öz olup çok şey anlatan bu sözlerden yaygın olarak kullanılan ve günümüzü en güzel anlatanlardan biri de “Hafıza-i Beşer Nisyan ile Malûldür” özdeyişidir. Kanaatime göre Muallim Naci’nin "İnsan hafızasının sakatlığı unutmasıdır.” anlamına gelen bu sözünde belirttiği “unutan hafıza” bütün insanlığın değil “Türk insanının” hafızasıdır.



Gerçekten geçen olayları kısa sürede unutmak ve adeta hiç olmamış gibi görmek Türk insanının önemli zaafiyetlerinden biridir. Bu eksiklik ülkeyi yönetenler tarafından çok iyi bilinmekte ve bu yüzden insanlarımız kolaylıkla kandırılabilmektedir.



Verdiği sözün unutulmasının veya yok farz edilesinin en yeni ve somut örneklerinden biri de Libya’ya yönelik devam eden NATO operasyonlarıdır. Bizzat Başbakan Tayyip Erdoğan’ın ağzından israrla vurgulanan; “Şimdi bize basın mensupları soruyor, çok enteresan! NATO Libya'ya müdahale etmeli midir? Böyle bir saçmalık olur mu yahu? NATO'nun ne işi var Libya'da? NATO mensubu olan ülkelerden birine herhangi bir müdahale yapılması halinde böyle bir şeyi gündeme getirebilir. Bunun dışında Libya'ya nasıl müdahale edilebilir? Bakın Türkiye olarak biz bunun karşısındayız, böyle bir şey konuşulamaz, böyle bir şey düşünülemez” sözleri üzerinden üç hafta dahi geçmeden şimdi gelinen durumu anlamak mümkün değil.



Bugün NATO, Libya’ya yapılan saldırının sorumluluğunu üstlendi. Türkiye, bu saldırıya en fazla askeri birliği tahsis eden ülke oldu. Ayrıca bu saldırılar için hava sahamız ve limanlarımızı da kullandırmak dahil olmak üzere hava operasyonlarının plânlanıp yönetildiği yerin İzmir olmasını kabul etti. Libya’ bomba yağdıran BAE uçaklarının Türkiye üslerini kullanmasını sağladı.



Yani bir kere daha kolay unutan insanlarımız aldatıldı.. Söylenenler ve yapılanlar yine yok farzedildi. Bundan sonra Libya halkına barış(!) getirmek için tepelerinden ölüm yağdıran milyon dolarlık bombaların hareketlerini ve Kaddafi güçlerinin kayıtsız şartsız teslim alındığını izleyeceğiz. Bilahare bu ülkeyi bombalarla yıkanların yeniden inşa işleriyle birlikte ülkenin zenginliklerini paylaşmak için yapılan ganimet mücadelesinin yapıldığına şahit olacağız.. Ama bu defa şanslıyız. Çünkü Türkiye bütün unsurları ile galip tarafın içinde olacaktır..



Aynen bu olaydaki gibi milletçe unutmamamız gereken pek çok olay var.



Milletçe asla unutmamamız gereken olaylardan en önemlilerinden biri de 4-6 Temmuz 2003 tarihlerinde Kuzey Irak-Süleymaniye’de askerlerimizin başına çuval geçirilmesi olayıdır. Olayın üzerinden sekiz yıl geçti. İki gündür yazılı ve görsel basında bu menfur olayı kınayan haber kırıntısı dahi yoktu. Demek ki sonunda bu vahim hadise de unutturulmuştu.



4 Temmuz 2011; dostumuz (!), müttefiğimiz (!) ve de stratejik ortağımız (!) ABD’nin “Bağımsızlık Günü” olarak bilinmesine rağmen 4 Temmuz 2003 tarihi Türk askerinin başına Amerikan çuvallarının geçirildiği kara gündür. Asla unutmamamız gereken bu kara gün bilerek ve isteyerek milletimize kolaylıkla unutturulmuştur. Bu durumu; “ABD, Türk milletine karşı yaptığı psikolojik savaş saldırısını zaferle sonuçlandırmıştır” şeklinde tanımlayabiliriz.



İşte bu yazı Türk askeri tarihindeki başına çuval geçirildiği kara günü unutturmamak için kaleme alınmıştır.



Milletimizin gururu, ordumuzun gözbebeği bordo bereli 11 askerimize 4-6 Temmuz 2003’te Irak’ın Süleymaniye kentindeki karârgahlarında yapılan çirkin saldırı milletimizi derinden yaralamıştır. Bu olayda Türk askeri ile birlikte son derece pasif davranan devletimiz onarılması çok zor bir yara almıştır.



Ellerindeki gücü kullanamayan yöneticilerimizin basiretsiz ve cesaretsiz tutum ve davranışları, milletimizi ABD'nin yaptığından çok daha fazla üzmüştür. Cumhuriyet tarihimizde “Türk askerlerinin ABD askerleri tarafından esir alınarak ve başlarına çuval geçirilerek sorgulanmaları olayı” daima kara bir leke olarak hatırlanacaktır. Bu lekenin çıkarılması için mevcut yönetimin hiç bir girişimde bulunmadığı da bir gerçektir.



Çuval hadisesi ibret alınacak derslerle doludur. Dünyanın en iyi eğitimini almış, yakın muharebe tecrübesine sahip 11 rütbeli askerimiz hiç bir direniş göstermeden, önceden müttefikleri Türkiye nezdinde hiç bir resmi girişimde bulunulmadan düşman askeri gibi esir alınmışlardır. Aşağılanmışlar ve elleri bağlanarak kafalarına çuval geçirilmiştir. Türk bayrağının dalgalandığı resmi çalışma büroları talan edilmiştir. Türk yönetimince ABD yetkililerine ulaşılmaya çalışılmış ama üç gün boyunca muhatap bulunamamıştır. Sonunda istedikleri tahribatı elde ettiğini düşünen ABD askerleri tarafından lütfedilip askerlerimiz bırakılmışlardır.



Biz biliyoruz ki; ordumuz bu günler için vardır. Bu zor günlerde ordumuz gücünü gösteremiyorsa başka ne zaman gösterecektir. Hadisenin neresinden bakarsanız bakın yaşananlar bir faciadır. Anlaşmalarla o bölgede görev yapan Türk askerine karşı plânlı, programlı ve bilinçli bir şekilde gerçekleştirilen bu saldırı aslında bizzat Türkiye Cumhuriyetine karşı yapılmıştır.



Olayların gelişini biraz geriye giderek inceleyelim. ABD’nin 1991 Birinci Körfez Harekat’ını müteakip 36 paralelin Kuzeyinde kalan Irak topraklarında oluşturulan Çekiç Güç faaliyetleri çerçevesinde bölgeye yerleşen Türk askerleri Kuzey Irak’ı tamamen kontrol eden bir organizasyon meydana getirmişlerdi. Bu sıkı kontrol sonunda PKK terörü tamamen bitmese bile sıfıra yakın bir hale dönüştürülmüştü. Oysa bu bölgede PKK terör örgütüne ABD’nin şiddetle ihtiyacı vardı. Nitekim 2003’de Irak’ı ikinci kez işgal eden ABD yönetimi Kuzey Irak’ta kuracakları müstakil bir Kürt devleti oluşumuna karşı bölgede Türk askeri varlığı istememiştir. Bu husus ABD tarafı için Türk askerlerinin kafasına çuval geçirilerek aşağılanması için makul bir neden teşkil ediyordu.



Üzüntümüz ABD askerlerinin yaptıklarına değildir. Bizim yapmamız gerekipte yapamadıklarımız içindir. Gücümüz olduğu halde, güçsüz ve çaresiz bir teslimiyet anlamına gelen davranışımız içindir. Üzüntümüz 74 milyonun gözleri önünde tamamen teslimiyetçi tutum izleyen siyasi yönetim ile birlikte hareket eden ordu üst yönetiminin sergilediği davranışadır.



Bana göre “Çuval olayı” tamamen bir yönetim hatasıdır. 36 yıl asker üniforması taşıyan biri olarak bu üç gün içinde yaşananlardan dolayı halkımızdan utandım. Başımızı eğik tutanları ise asla affetmiyorum. Çünkü ne Türk halkı ve ne de halkının gözbebeği Türk askeri böyle bir davranışı hak etmemiştir.



Geçen süre içinde hâlâ cevap bekleyen ve aydınlanamayan pek çok husus vardır. Hepsi rütbeli olan özel tim mensupları neden silâhlarını kullanmamışlardır ? Neden savaşmadan teslim olmuşlardır? Bunun hesabı neden kendilerinden sorulmamıştır.? Eğer bu şekilde emir aldılar ise, bu emri verenden bunun hesabı neden sorulmamıştır?



Bir diğer önemli soru da şudur. Neden bu timin kurtarılması için telefon etmek ve toplantı yapmak dışında hiç bir ciddi eylem olmamıştır?



ABD o günlerde Irak’ta esir düşen bir kadın asker için Bağdat içinde kurtarma operasyonu yapmış ve kurtardığı bu kadın askeri milli kahraman ilan etmiştir. Biz biliyoruz ki Türk Silâhlı Kuvvetleri esir edilen askerlerini en geç bir saat içinde ABD'nin elinden alabilecek güce sahiptir. Peki bu güç neden harekete geçirilmemiştir.? Bu yetişmiş askerlerimizin kurtarılması için daha başka ne gibi aşağılayıcı durum gerekiyor du? İşte bunu anlamak mümkün değildir.



Ben bir özel tim mensubunun nasıl yetiştiğini ve savaşçılıkta dünyada benzerinin bulunmadığını yakından bilen biri olarak, 11 kişiyi teslim alacak gücün asgari 200 ölü vermesi gerektiğini biliyorum. Askerlikte hiç değişmeyen ve daima başarı vadeden bir kural vardır. Silaha karşı kullanılacak en etkili silah ayni silâhtır. Tanka tankla, topa topla, gerillaya gerilla ile karşı koyacaksın. Peki bizim askerlerimiz bunu bilmiyorlar mi? Çok iyi biliyorlar ama bu güçlerini kullanmaları bir şekilde istenmemiştir.



Olayın siyasi sorumluğunu taşıyan Ak Parti yönetimi tecrübesiz olabilir veya durumun vehametini kavrayamayabilirdi. Nitekim durumun önemini algıyamadılar ve olay süresince son derece lakayt ve ilgisiz davranış gösterdiler. Fakat binlerce yıllık tecrübeye sahip silâhlı kuvvetlerimizin esir edilen mensuplarını kurtarmak için toplantıdan başka yapacakları şeyler olmalı idi. Bunun için bir yerlerden emir ve talimat almalarına da gerek yoktu.



Başımızdaki çuval çıkana kadar ordu üst yönetimini uyarmak amacıyla ben her 4 Temmuzda aşağıda sıralanan asgari önlemler paketini hatırlatmaya devam edeceğim.



- Olay duyulur duyulmaz; Batıda konuşlanan savaş uçaklarımız derhal Güneydoğu ve Doğu Anadoludaki taktik hava alanlarına kaydırılabilir, 24 saat süre ile Irak sınırı boyunca uçaklarımız havada hazır tutulabilirdi.



- Terhisler ve izinler durdurulur, kışlalar boşaltılır, 1 nci Ordudan takviyeli 2 nci ve 3 üncü Ordu birlikleri tatbikat adı altında Irak sınırı boyunca tespih tanesi gibi dizilebilirdi.



- Kuzey Irak’taki birliklerimizi takviye olarak ilk altı saat içinde uçar birliklerle en az 20 Komando Taburu bölgeye indirilebilirdi.



- Devletler hukukuna göre çok meşru bir davranış olarak derhal Türkiyede görev yapan ABD askerlerinden yüz tanesi enterne edilebilir ve takas için girişimde bulunulabilirdi.



Askeri kesim olarak bunları yapmak en doğal hakkımızdı. Peki neden yapılmadı? Bunların cevabı da bugüne kadar verilmemiştir.



Askerlerin dışında kalan unsurların hareket tarzları askerlerden farklı değildi. O günleri bir kere daha hatırlayacak olursak;



- Devlet televizyonu TRT başta olmak üzere televizyonlarımız olayı küçümsediler ve televoleli eğlence proğramlarına devam ettiler. Halbuki olay duyulur duyulmaz derhal eğlence yayınları kesilerek milli ruh ve milli şuuru güçlendirecek özel proğram yayınlarına geçilmesi gerekiyordu.



- Siyasi partiler ve sivil toplum örgütleri meydanlara dökülerek ABD şiddetle kınanabilirdi. İşçi Partisi, BBP ve MHP'nin meydanlardaki sesi de ne yazık ki olayın vehameti yanında oldukça cılız kaldı.



- Cumhurbaşkanı acilen Milli Güvenlik Kurulunu toplantıya çağırabilir ve bizzat kendisi tarafından halkın hissiyatını yansıtacak ve onların kırılan gururlarını okşayacak bir konuşma yapabilirdi: Ama olmadı..



- TBMM derhal olağanüstü toplanıp hadise lehimize çözülene kadar görevi başında kalarak milletçe askerlerimizin arkasında durduklarını sergileyebilirdi.



Bunlar halkımızın yönetimden haklı beklentileri idi. Ama yapılmadı.



Sonuç olarak ABD; “Süleymaniye çuval hadisesi” ile Ortadoğu ve Türkiye bölge için kurguladığı senaryoyu başarı ile uygulamaya geçirmiştir. Bu bölgedeki Amerikan menfaatleri için üniter yapısını koruyan bir Türkiye ve bu yapının yılmaz savunucusu olan güçlü bir Türk ordusu istenmemektedir.



Süleymaniye çuval hadisesi ile başlayan Türk Silahlı Kuvvetlerine saldırılar o günden başlayarak giderek artmıştır. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Başbuğ’un vurguladığı Türk ordusunu hedef alan asimetrik psikolojik savaş harekatı bütün şiddeti ile devam etmektedir..



"Süleymaniye Çuval Olayı" Cumhuriyet orduları için acı bir milattır. Bu vahim hadiseden ders almamız gerekmektedir. Dost ve müttefik olarak kabul ettiğimiz ABD ile askeri ilişkilerimizde yeni bir çuval olayı ile karşılaşmamak için ciddi tedbirlerin alınması gerekirken bunun yapılmadığı açıkça görülmektedir. Bu durum ordumuzun gücünü temsil eden Ordu-Millet anlayışımızı da zafiyete uğratmaktadır.



Her yeni 4 Temmuz’da “Çuval Olayını” hatırlayarak milli gücümüzü tekrar gözden geçirmeli ve ABD ile bütün ikili ilişkilerimizi yeniden masaya yatırmalıyız.





Yorumlar








Aktif Ziyaretçi 15
Dün Tekil 825
Bugün Tekil 439
Toplam Tekil 1635970
IP 54.167.165.157






TURAN-SAM PRINTED ISSN: 1308-8041
TURAN-SAM ONLINE ISSN: 1309-4033
Journal is indexed by:

































































3 Rebiü'l-Evvel 1438
Aralık 2016
P
S
Ç
P
C
Ct
P
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31


Ben sadece asil bir ailenin evladı olmakla değil, fakat asil bir milletin evladı olmakla gururluyum.
(ATİLLA)


Ekle Çıkar









Anasayfa - Amaç - Misyon - Vizyon - Faaliyetler - Tüzük - Yönetim - Yasal Uyarı - İletişim

Her Hakkı Saklıdır © 2007 - 2017 TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi
Sayfa 1.788 saniyede oluşturulmuştur.

TURAN-SAM rssTURAN-SAM rss
Google Sitemap

Sayac

"Bu site en iyi mozilla firefox'ta 1280x960 çözünürlükte görüntülenir."

Turan Portal v1.3 | Tasarım TURAN-SAM , Kodlama Serkan Aygün

Turan Nedir?, Bilimsel Dergiler, En popüler Bilimsel Dergi, Endeksli Bilimsel Dergiler, Saygın Bilimsel Dergi, Türk Dünyasının en popüler ve en saygın Bilimsel Hakemli Dergisi, SSCI, SCI, citation index, Turan, Türk Devletleri, Türk Birligi, Türk Dünyası, Türk Cumhuriyetleri, Türki Cumhuriyetler, Özerk Türkler, Öztürkler, Milliyetçi, Türkçü, Turancı, Turan Askerleri, ALLAH'ın askerleri, Turan Birliği, Panturan, Pantürk, Panturkist, Türk, Dünyası, Stratejik, CSR, SAM, Center for Strategical Researches, Araştırma, Merkezi, Türkiye, Ankara, İstanbul, Azer, Azeri, Azerbaycan, Bakü, Kazakistan, Alma-Ata, Astana, Kırgız, Bişkek, Kırgızistan, Özbekistan, Özbek, Taşkent, Türkmen, Türkmenistan, Turkmenistan, Aşxabad, Aşkabat, Ozbekistan, Kazakhstan, Uzbekistan, North, Cyprus, Kıbrıs, MHP, AKP, CHP, TURKEY, Turancılık, KKTC, Vatan, Ülke, Millet, Bayrak, Milliyet, Cumhuriyet, Respublika, Alparslan Türkeş, Atatürk, Elçibey, Bahçeli, Aytmatov, Bahtiyar Vahabzade, Yusuf Akçura, Zeki Velidi Togan, İsmail Gaspıralı, Gaspırinski, Nihal Atsız, Alptekin, Kürşad, Tarih, Kardeş, Xalq, Halk, Milletçi, Milliyetçi, Yürek, Ürek, Türklük, Beynelxalq, Arbitrli, Elmi, Jurnal, Nüfuzlu