Türk Sanayisine Çin Darbesi - Prof. Dr. Cihan Dura - TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi - http://www.turansam.org









Türk Sanayisine Çin Darbesi - Prof. Dr. Cihan Dura
Tarih: 15.01.2009 > Kaç kez okundu? 3465

Paylaş


1970’li yılların ilk yarısında Paris’te iktisat doktoramı yaparken, yeni yayınlanan bir kitap çekmişti ilgimi, adı şöyleydi: “Quand la Chine s’éveillera, le monde tremblera ” yani “Çin uyanınca, sarsılacak Dünya”.

Yazarın, o tarihte bakanlık da yapan Alain Peyrefite’in dediği biraz geç de olsa gerçekleşmiş bulunuyor. Bugün Çin ABD’ye rakip, büyük bir ekonomik güç olarak gerçekten sarsıyor dünyayı. Tabii Türkiye’yi de... Pazarlarımıza giren Çin malları birçok sanayimizin korkulu rüyası. Yazımın amacı bu etkinin boyutları hakkında bir fikir verebilmek. Örnek olarak üç sektörü seçtim: Tekstil ve hazır giyim, deri ve kürk, salça.

A) TEKSTİL VE HAZIR GİYİM

1) Tekstil ve hazır giyim bir zamanlar ihracatımızın gözdesi idi. Artık öyle değil. O şaşaalı günler geride kaldı. Tekstil ve hazır giyim sektörümüz bugün can çekişiyor. Hem de hangi sebeple biliyor musunuz? Kendi ithalatımız yüzünden!... Özellikle Çin’den yapılan dampingli ithalat, bu sektörü vuruyor, sektöre büyük zararlar veriyor. Başka bir deyişle tekstil ithalatında Çin başta olmak üzere “Asyalılaşma” yaşanıyor. Yani sanayici Asya’dan alıp Avrupa’ya satıyor. Çünkü -İstanbul Esnaf ve Sanatkârlar Odaları Birliği (İSTESOB), Ankara Giyim Sanayicileri Derneği (AGSD), Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Konfeksiyon ve Hazır Giyim Meclisi, ANTEKS başkan ya da başkan yardımcıları gibi- sektör temsilcilerinin belirttiği üzere Türkiye’nin başta Çin, Hindistan, Pakistan, Bangladeş, Endonezya, Ukrayna, Mısır gibi ülkelerle fiyat bazlı rekabet şansı kalmamış bulunuyor. Olay elbette yeni değil. Ülkemize kalitesiz, sağlıksız ve ucuz Çin ürünleri yıllardır giriyor: Mutfak eşyaları, çocuk oyuncakları, tekstil ürünleri, şapka, çorap, ağaç işleri, ayakkabı, deri mamulleri, cam işleri ve akla gelen her türlü araç gereç... Sonuç? Sektörde on binlerce iş yeri kapandı, kapanıyor da...

Burada bir noktayı vurgulamam gerekiyor: ABD’de ve Avrupa Birliği (AB) ülkelerinde sağlığa zararlı olduğu belirlenen Çin malları raflardan indirilirken[1], Türkiye’de kendi iş adamlarımız Uzak Doğu’ya seferler düzenleyerek Çin mallarını sadece ucuz oldukları için Türkiye’ye getirtiyorlar. İşte kapitalizm, serbest piyasa bu. Ulusça “dayanışma ruhu”nu yok ediyor. Bir ülkenin insanlarını birbirine kırdırıyor. Kendi insanının zehirlenmesine vasıta olurken, kılı dahi kıpırdamıyor; yeter ki kazansın. Böyle ithalatçı tipinin yaptığını, Çinli patron kolay kolay yapmaz.

2) Gözlem verilerimiz bunlar. Sıra açıklamada, başka bir deyişle Çin kaynaklı ithalatın etkileri nelerdir, sonu ne olabilir? Sektörün önde gelen temsilcilerine göre, “bu işin sonu felâket”. Çin’den yapılan ithalatın ülke ekonomisi ve halkımızın sağlığı üzerinde çok olumsuz etkileri var. Biraz abartılı ama kimileri “bu gidişle ekonomimizin tümüyle çökeceğini” bile ileri sürebiliyor.

En olumsuz etkilerden biri, istihdamla ilgili. Bir kaynağa göre Çin’den ithal edilen tekstil ve konfeksiyon ürünleri iç piyasada yüzlerce işletmenin kapanmasına, 600 bin çalışanın işsiz kalmasına sebep oldu. Giyim sektörü, yaşanan sıkıntılar nedeniyle yüzde 25 oranında küçüldü. 3000 iş yeri kapandı. Bir diğer etki de tekstil firmalarının Çin’le rekabet edebilmek için maliyet ve diğer avantajlar sebebiyle fabrikalarını yurtdışına taşıması. Örneğin bazı tekstil fabrikaları Mısır’a taşındı ve taşınmakta.

3) Tahribat öyle büyük boyutlardaki AKP gibi vurdumduymaz ve “süper liberal” bir hükümet bile, Gümrük Birliği Antlaşmasının koruyucu maddesini işletmek zorunda kaldı. Bilindiği gibi Türkiye Gümrük Birliği Antlaşması uyarınca, üçüncü ülkelere karşı AB’nin Ortak Gümrük Tarifesini uygulamakla yükümlü. Başka bir deyişle ülkemiz -kendi yapı ve koşullarına uygun ticaret ve gümrük politikalarını değil- AB’nin kendi çıkarlarına göre belirleyerek üçüncü ülkelere uyguladığı gümrük tarifelerini tatbik zorundadır. Öte yandan 1970 tarihli Katma Protokol’ün 60. maddesinde şu hüküm yer alıyor: “Türk ekonomisinin bir faaliyet sektörünü veya dış mali istikrarını tehlikeye düşürecek ciddî bozukluklar ortaya çıkar veya Türkiye’nin bir bölgesinin ekonomik durumunun bozulması şeklinde güçlükler belirirse, Türkiye gerekli korunma tedbirlerini alabilir.” Kısacası Türkiye bu maddeye dayanarak, Gümrük Birliği’nden kaynaklanan zararını telafi etme hakkına sahip. AB bu hakkı Türkiye’ye karşı iki kez kullanmıştır (1973’te kota koyarak, 1986’da işgücü dolaşımını rafa kaldırarak). Ancak bizim hükümetlerimizin aynı cesareti kolay kolay gösteremediği, ancak ilgili sektör batma noktasına geldikten sonra harekete geçebildiği anlaşılmaktadır. Buna göre Çin Halk Cumhuriyeti menşeli bazı tekstil ve konfeksiyon ürünlerinin ithalatına kota uygulanması gerekiyor. Dış Ticaret Müsteşarlığı’nın, Resmi Gazete’de yayımlanan “Belirli Tekstil ve Konfeksiyon Ürünlerinin İthalatında Gözetim ve Korunma Önlemleri’ne ilişkin tebliğine göre, Çin menşeli kimi tekstil ve konfeksiyon ürünlerinin ithalatında miktar kısıtlaması (kota) uygulanacak. Sözü edilen ürünler şunlar: Konfeksiyon ve tekstilde dokunmuş ve dokunmamış mensucat ve hazır eşya ile dokuma ve örmede hazır eşya, iç, dış ve spor giyim ürünleri.

4) Ancak tekstil ve giyim sektörünün sorunu yine bitmiyor. Son bir gelişme bu sektörü çok daha zor günlerin beklediğini gösteriyor. Şöyle ki: Dünya Ticaret Örgütü, serbest ticaret kuralları gereğince 2005’ten itibaren kotaların kaldırılmasını istiyordu. Ancak uygulama Çin ile Avrupa Birliği (AB) arasında yapılan bir anlaşmayla, bazı tekstil ve konfeksiyon ürünlerinde 1 Ocak 2008’e ertelenmişti. O tarihse çoktan gelmiş bulunuyor! Çin, hiçbir koruma önlemiyle karşılaşmadan mallarını 1 Ocak 2008’den itibaren Türkiye ve Avrupa pazarlarına serbestçe sokmaya başladı. Tabiatıyla bundan hemen bütün sektörlerimiz, özellikle de elektronik ve oyuncak sanayi ile tekstil ve konfeksiyon sektörünün olumsuz etkileneceği kesin.

Avrupa Birliği Türkiye için çok önemli bir pazar. Ülkemiz, hazır giyim ve tekstil ihracatının yarıdan fazlasını (yaklaşık 10 milyar dolar) AB ülkelerine yapıyor. Bunun anlamı şu: Türkiye artık AB pazarında da Çin’le rekabet etmek zorunda kalacak. Uzmanlar bu rekabette Türkiye’ye fazla şans tanımıyor. Ne var ki gelinecek nokta çok önceden biliniyordu. Buna rağmen AKP hükümeti üzerine düşeni yapmadı. Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Konfeksiyon ve Hazır Giyim Meclisi Başkanı Umut Oran’a göre, “tekstil ve hazır giyim sektörü son 3 yılda Çin’e kota uygulamasının kaldırılmasına karşı hazırlık yaptı, tasarıma yöneldi. Ancak kotaların kalkması Türkiye’yi yine de olumsuz etkileyecek. Bu gibi durumlarda hükümetlerin destek tedbirleri alması gerekiyor. Ne var ki 59. ve 60. hükümetler tekstil ve hazır giyim sektörünü dış tehditlere karşı korumak için bir strateji geliştiremedi. Oysa ihracatı ithalatından büyük olan bir sektör var karşımızda. Hükümet konfeksiyon sektörüne karşı duyarlı olsaydı, yarın ne yapacağımızı kara kara düşünmezdik.” Gerçekten AKP hükümetinin, Türkiye’nin ihracatında lokomotif görevi üstlenen tekstil ve hazır giyim sektörünü dış tehditlere karşı koruyucu önlemler almaması büyük bir hatâdır.

B) DERİ VE KÜRK SEKTÖRÜ

Çin, deri ve kürk sanayimizi de bitirdi. Bu sektör bir zamanlar toplam ihracatımızın yüzde 25’ini gerçekleştiriyordu; şu anda ise ölüm kalım mücadelesi veriyor. Benzeri bir darbeyi daha önce tekstil ayakkabı ve oyuncak sektörü de yemişti.

Deri ve kürk sektörü neden uçurumun kenarında? Coşkun Kürk Deri ve Sanayi ve Tic. Ltd. Şti. Genel Müdürü Mehmet Coşkun açıklıyor: “Bir, katledilen hayvancılık; iki, Çin menşeli ithalat!...” Sayın Coşkun şöyle devam ediyor: 1980’li yıllarda Türkiye’nin toplam ihracatı 10 milyar dolar civarındaydı. Bunun yüzde 12-25’ini deri ve kürk sektörü gerçekleştiriyordu. Şimdi ise kendimizi bile döndüremez bir haldeyiz. Sektörün bu duruma düşmesinin ana sebepleri hayvancılığın gerilemesi ile Çin menşeli ithalattır. Aslında Çin’den yapılan ithalat bütün sektörlerin başının belası haline gelmiştir. Biz, Çin mallarının ülkemizi ilk istila etmeye başladığı 8-10 yıl önce, bu ithalattan çok kötü etkilendik. Daha sonraki yıllarda da hafiflemiş de olsa etkilenmeye devam ettik. Çin’in ucuz, kanserojen madde içeren kalitesiz ürünleri bütün Türkiye’yi istila etti. Ucuz diye bu ürünlere koşan halkımız, tehlikenin farkında değildi, bugün de değil. Kanserojen madde içerikli kimyasallarla üretilen Çin mallarının ne kadar tehlikeli olduğunun halkımıza anlatılması lazım. Şunu da not edelim ki -örneğin- kalitesiz Çin ayakkabısı 10 YTL’ye kadar satılıyor. Bu olgu, deri sanayini bitirme noktasına getirdi. Çok sayıda fabrika kapandı. İstihdam da korkunç geriledi: Eskiden 100 işçi çalıştırıyorduk. Şu anda ise sadece 3-5 civarında.

İşte değerli okur, Avrupa Birliği’nin (AB) Türkiye’ye verdiği onlarca zarardan biri de bu. Eğer Türkiye AB ile Gümrük Birliği antlaşması değil de serbest ticaret antlaşması yapsaydı, bu gibi hallerde derhal önlemini alır, ithalata sınırlama getirir, ulusal sanayilerin çöküşünü önlerdi. Çünkü “serbest ticaret bölgesi” kurulması durumunda ilgili ülkeler aralarındaki ticareti tamamen serbestleştiriyorlar, ancak bölge dışında kalan ülkelere karşı kendi ulusal ticaret politikalarını uyguluyorlar. İkincisi, rekabet piyasasının temel koşullarından biri tüketicilerin bilgilendirilmesidir. Hükümet ya da görevli kuruluşlar tüketicileri Çin mallarının zararları konusunda halkı bilgilendirebilirdi. Böyle bir önlem de piyasa ekonomisine aykırı olmazdı. AB’de bilgilendirme hizmeti en etkili şekilde yerine getirilmektedir. Serbest piyasacı geçinen AKP hükümeti görevini yerine getirmemiş, halkımıza zarar vermiştir.

C) SALÇA SEKTÖRÜ

Çin’in etkilediği alanlardan biri de salça ihracatımız. Türkiye dünya salça ticaretinde yıllardır çok güçlü bir konumdaydı. Amerika ve İtalya’dan sonra üçüncü sırada yer alıyordu. Ne var ki pek çok sektörde olduğu gibi bu alanda da pazarlarını Çin’e kaptırdı. Çin, ikinci sıraya yerleşti, araya İspanya da girince Türkiye ilk üçteki yerinden oldu. Uzmanlar bu olumsuz gelişmeden başlıca iki faktörü sorumlu tutuyor. İlk ikisi kuraklık ve teşviklerin yetersizliği, üçüncüsü düşük kur. Düşük kur salça ihracatının rekabet şansını azaltıyor. Ancak Çin burada da karşımıza çıkıyor: Yerli ihracatçı salçanın tonajını 1200 dolara satabiliyor; Çin ise çok daha ucuza, 500-600 dolara!... Dolayısıyla yıllardır 150 bin ton civarında seyreden Türkiye’nin yıllık salça ihracatı, son 2 yılda 100 bin tonlara düşmüş bulunuyor. Tukaş Genel Müdürü ve Salça İmalatçıları Derneği Başkanvekili Ahmet Uysal’ın yorumu şöyle: Tarıma dayalı ticarette tüm giderler YTL bazındadır. Bu sebeple ihracatçının en büyük handikapı düşük kur oluyor. Öte yandan Çin hammadde maliyeti ve işçilikte Türkiye’ye göre çok daha avantajlı. Bu koşullarda pazarlarımızı Çin’e kaptırmamız kaçınılmaz görünüyor. Markalaşma ihtiyacı, tekstilde olduğu gibi gıdada da dış pazarlarda rekabetçi olabilmenin tek koşuludur. Türkiye Avrupa’ya markalı ürün satıyor, bu nedenle bölgedeki payımızı kaybetmedik. Ancak, Rusya, Kuzey Afrika, Ortadoğu gibi markasız ürün satılan bölgelerde Türk ihracatçı Çin ile rekabet edemiyor.

SONUÇ

Evet, Türk sanayisi Çin’in rekabeti karşısında çok zor durumda ama bunun açıklanması basit değil. Sadece Çin faktörü ile açıklayamayız, olup biteni. Ben, asıl “aşağıdaki faktörlere öncelik verilmeli” diye düşünüyorum.

1) Birincisi AB ile yapılan Gümrük Birliği antlaşması... Sanayimizin Çin’den yediği darbelerde AB ülkeleri ile gerçekleştirdiğimiz Gümrük Birliği’nin hatırı sayılır bir rolü var. Bu antlaşma gereğince AB üçüncü bir ülke ile hangi antlaşmayı yaptıysa, ona biz de uymak zorunda kalıyoruz. Örneğin AB üçüncü bir ülkeden yaptığı ithalatta, gümrükleri indirince otomatik olarak biz de indiriyoruz. Bu durumdan en çok yararlanan ülkelerden biri Çin. Tabii kaybeden biz oluyoruz. Eğer AB ile serbest ticaret antlaşması yapılsaydı Türkiye “Çin istilası” karşısında önlemlerini çok daha çabuk ve daha etkili şekilde alabilirdi.

2) İkincisi AKP hükümetinin kendisi. Bu hükümet hiçbir zaman reel, Türkiye’nin gerçeklerinden kaynaklanan bir politika geliştiremiyor ve izlemiyor. Attığı her adımda Avrupa Birliği’ne ve Korkunç Üçüzler’e bağlı. Onlarsa Türkiye’nin değil, Batı kapitalizminin çıkarlarına öncelik tanıyor.

3) Üçüncüsü bizim kendi iş adamlarımız. Onlar da hükümetten pek farklı değiller. Özgün ve yaratıcı bir çabaları yok. Yaptıkları armut piş, ağzıma düş. Tabii böyle bir felsefeyi rehavet takip ediyor, bu arada da iş işten geçmiş oluyor. Yumurta kapıya dayanınca da -gerekli zamanı harcamış olduğunuzdan- çözüm çok zorlaşıyor; ne yapsanız ağır zarar ve darbelerden kendinizi kurtaramıyorsunuz.

4) Son sebep Batı’nın, doğru öğrenilmeyince son derecede tehlikeli olan iktisat teorileri ile ilgili. Uluslararası ekonomik birleşmeler teorisine göre gümrük birliğinin dinamik etkilerinden biri, “dış rekabetin artması”dır. Gümrük birliğinin kurulmasıyla dış ticaret kısıtlamaları kaldırılacak, yerli üreticiler dış rekabetle karşı karşıya kalacaktır. Bu durumda verimliliği düşük üreticiler piyasadan çekilecek, ancak rekabete dayanacak kadar verimli üretim yapanlar faaliyetlerini sürdürecektir. Bizim hükümetlerimiz bu basit analize dayanarak, piyasalarımızı dışa açıyorlar. Teorinin varsayımlarına dikkat etmiyorlar, bu analizin “serbest rekabet piyasaları” için geçerli olduğunu unutuyorlar.

Oysa, “serbest rekabet” zihinsel bir kurgu... Gerçek hayatta “serbest rekabet” diye bir şey yok ki!...

[1] ABD’li mağazalar zinciri Wal-Mart, mağazalarında satılan Çin yapımı oyuncakları satıştan kaldırdı. Yapılan açıklamada laboratuar testlerinin, oyuncaklarda aşırı kurşun bulunduğunu gösterdiği ifade edildi.





Yorumlar








Aktif Ziyaretçi 24
Dün Tekil 936
Bugün Tekil 115
Toplam Tekil 1642286
IP 54.87.114.118






TURAN-SAM PRINTED ISSN: 1308-8041
TURAN-SAM ONLINE ISSN: 1309-4033
Journal is indexed by:

































































11 Rebiü'l-Evvel 1438
Aralık 2016
P
S
Ç
P
C
Ct
P
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31


Yabancı kültürlere girmek demek, onun hakimiyetine girmek demektir.
(Mete'nin Oğlu)


Ekle Çıkar









Anasayfa - Amaç - Misyon - Vizyon - Faaliyetler - Tüzük - Yönetim - Yasal Uyarı - İletişim

Her Hakkı Saklıdır © 2007 - 2017 TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi
Sayfa 1.502 saniyede oluşturulmuştur.

TURAN-SAM rssTURAN-SAM rss
Google Sitemap

Sayac

"Bu site en iyi mozilla firefox'ta 1280x960 çözünürlükte görüntülenir."

Turan Portal v1.3 | Tasarım TURAN-SAM , Kodlama Serkan Aygün

Turan Nedir?, Bilimsel Dergiler, En popüler Bilimsel Dergi, Endeksli Bilimsel Dergiler, Saygın Bilimsel Dergi, Türk Dünyasının en popüler ve en saygın Bilimsel Hakemli Dergisi, SSCI, SCI, citation index, Turan, Türk Devletleri, Türk Birligi, Türk Dünyası, Türk Cumhuriyetleri, Türki Cumhuriyetler, Özerk Türkler, Öztürkler, Milliyetçi, Türkçü, Turancı, Turan Askerleri, ALLAH'ın askerleri, Turan Birliği, Panturan, Pantürk, Panturkist, Türk, Dünyası, Stratejik, CSR, SAM, Center for Strategical Researches, Araştırma, Merkezi, Türkiye, Ankara, İstanbul, Azer, Azeri, Azerbaycan, Bakü, Kazakistan, Alma-Ata, Astana, Kırgız, Bişkek, Kırgızistan, Özbekistan, Özbek, Taşkent, Türkmen, Türkmenistan, Turkmenistan, Aşxabad, Aşkabat, Ozbekistan, Kazakhstan, Uzbekistan, North, Cyprus, Kıbrıs, MHP, AKP, CHP, TURKEY, Turancılık, KKTC, Vatan, Ülke, Millet, Bayrak, Milliyet, Cumhuriyet, Respublika, Alparslan Türkeş, Atatürk, Elçibey, Bahçeli, Aytmatov, Bahtiyar Vahabzade, Yusuf Akçura, Zeki Velidi Togan, İsmail Gaspıralı, Gaspırinski, Nihal Atsız, Alptekin, Kürşad, Tarih, Kardeş, Xalq, Halk, Milletçi, Milliyetçi, Yürek, Ürek, Türklük, Beynelxalq, Arbitrli, Elmi, Jurnal, Nüfuzlu