ÖRNEK İNSAN İSA KAYACAN - Gülser BÜLBÜL - TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi - http://www.turansam.org









ÖRNEK İNSAN İSA KAYACAN - Gülser BÜLBÜL
Tarih: 24.03.2011 > Kaç kez okundu? 2335

Paylaş


KONUK YAZAR:



ÖRNEK İNSAN İSA KAYACAN

Gülser BÜLBÜL

TEMA Vakfı Burdur Temsilcisi



Çok değerli büyüğümüz, gazeteci, yazar, şair, araştırmacı Prof Dr.İsa KAYACAN gelecek kuşakların örnek almaları gereken bir vatandaşlık örneği sergiliyor. Okuyan, yazan, çalışkan, üretken, memleketini, Burdur’u, Burdurluyu, köyünü unutmayan, (ECE Köyüne kütüphane açarak) Burdur’un adını her fırsatta duyuran, ‘’Herkes beni Ankara’da sanır, Burdur’da bir dam çökse içim parçalanır.’’diyerek Burdur’u Sevdiğini söyleyen, zamanını, enerjisini, bilgi birikimini toplum yararına harcayan örnek kişi.

Burdur Araştırmacı Yazar ve Şairler Derneği’nin onursal başkanı,

Doğa gönüllüsü, çevre dostu,

Ağaç, orman ve çevre konularında araştırma, makale ve yayınları bulunan,

TEMA Vakfı Burdur Temsilciliği olarak yaptığımız etkinliklere Ankara’dan gelerek

Bizleri destekleyen, (Toprağa Saygı yürüyüşü, Dünya Su Günü, 5 Haziran Çevre Günü) bizim yaptığımız çalışmaları Budur ve başka illerin gazetelerinde duyurarak bizlere güç veren, , Yayınladığı kitaplardan, yazılarından bizlere göndererek TEMA Kitaplığımızı zenginleştiren, TEMA Vakfı Burdur Temsilciliğinde, yaptığımız çalışmaların farkında olan, Emeğe, yapılana değer veren değerli insan.

Burdur’a hizmet edenleri yazdığı gazete köşelerinde tanıtıp, incelediği şiir ve yazıları sahiplerine ulaştıran, şiir ve yazı yazanlara destek olan, Anadolu’nun birçok ilinde köşe yazıları yazan, binlerce makale, yüzlerce kitabı bulunan, Burdur’un tüm yerel gazetelerinde köşe yazıları yazan önder insan.

İsa KAYACAN hocamızın Guinness Rekorlar kitabına girmesinin haklı olduğunu düşünüyor, kendisine Sağlıklı, mutlu bir ömür diliyorum. (19.03.2011)















































KÖŞE YAZAR:



Muhteşem bir yazar: Prof. Dr. İsa Kayacan….

NEJAT TAŞKIN

Yıllardan beri yazılarıyla tanıdığım ve bu yazıları içinde onun güzel duygularıyla tanıştığım, bu insanımızın bir yazar olarak, “GUİNNESS REKORLAR KİTABINA” girmesi için yapılan girişimi desteklememek, elbette mümkün değildir.

Postadan adıma yazılı bir zarf içinde çıkan bu duygulu yazarın yazı hayatının değerlendirilmesi ve bu yazıların onun hayatının hikâyesine dönüşen, binlerce yazısının elbette yazılmasında ki büyük gayretinin bu şekilde değerlendirilmesi bence kutlanacak bir durumdur. Konuyu ele alanları ve değerlendirenleri bu vesileyle kutlamak ve tebrik etmek istiyorum.

Onlarca gazetenin köşe yazılarını yıllardan beri aksatmadan yürüten ve her gün bir duyguyu, bir heyecanı yansıtan ve bu yansıttığı güzel fikirleri etrafında ki insanların bu gününü ve yarınını dile getiren, bu insanımıza ve bu değerli yazarımıza işte tek kelimeyle “MUHTEŞEM YAZAR” diyor ve rekorlar kitabında mutlaka yer almasını istiyorum.

Çünkü böylesi bir yazarın ülkemizde ve aramızda bulunması ve onun yazarken bu tür kitaplarda yer alması bizim ülke olarak, övünmemizi ve gururlanmamızı sağlar. Bu bakımdan bir an evvel bu girişimin noktalanması ve vakit geçirilmeden verilmesi gerek, diye düşünüyorum.

Prof. Dr. İsa Kayacan kimdir, nedir soruları üzerinde durmadan ve onun nereli olduğunu dahi sorgulamadan onun için tek deyim; kullanmak mecburiyetindeyiz. O Bir Türk insanıdır ve Türkiyelidir. Çünkü, nereden bakarsanız bakınız daima o baktığınız ilde ve ilçede onu görmeniz mümkündür. Bu görüntü, yılın 24 ayında yansıtıldığına göre, Sayın Kayacan’ı başka türlü anlatmak lüzumunu duymak bile istemiyorum.

Onun için lütfen yazılanlara bakınız ve birde onun yansıttığı yazılarını inceleyiniz. Hayatı boyunca yalnız yazmış ve yansıtmış. Köyde yazmış, kasabada yazmış, ilde yazmış ve yazdıkça da binlerce onbinlerce makaleleri kitaplaştırarak sevdiklerine ulaştırmış. Hiç bir erinme söz konusu olmadan, yazı hayatının bu renkli kişisini her vesileyle alkışlamak ve kutlamak gerekir ,diye düşünüyorum.

Onunla benimde yazı yazdığım gazetelerde buluştuğumda onun renkli kişiliğini ve duygularını daha iyi anlıyor ve bu güzel insana rekorlar kitabında yer verilmesini canı gönülden istiyorum.

Yeter ki onu değerlendirme altına alan insanların doğru karar vermeleri ve onun bu güzel özelliklerini bire bir değerlendirmeleri gerekir. Bu gereklilik içinde işte İsa Kayacan şimdi karşımızda ve sizlerden hak ettiği bir karara imza atmanızı istiyor. Bu istek yalnız onun değil ayni zamanda onu sevenlerinin de isteğidir.

Çünkü o, parlayan bir yıldız gibi bizden sonraki nesillere aktarılacak ve işte bir İsa Kayacan vardı, dendiğinde değerlendirilmesini onu okuyan nesiller yapacaktır. O halde, şimdi karşınızda güçlü bir kalem ve bu Kalemin sahibi sayın Prof. Dr. İsa Kayacan var.

Hala içinizde acabanız varsa, bir kere yazı alanında ki ve iş sahasında ki başarılarına bakınız ve karşınızda pürüzsüz hiç leke katılmamış bir yazar göreceksiniz.

İsa Kayacan’ ı çalışmalarını araştırma ve değerlendirme komisyonunun, bu girişimini tekrar tekrar kutluyor ve sevgili yazar arkadaşıma uzun ömürler dileğimle sağlıklı günler temenni ederek, onu rekorlar kitabında şimdiden görmenin hayallerini kurarak, bu rüyaların gerçekleşmesini diliyor, onu selamlıyor ve alkışlıyorum.Gazanız mübarek olsun ve tarih kitapları bir kere değil, bin kere Sevgili Prof. Dr. İsa Kayacan ,diye yazsın!…







KONUK YAZAR:



OSMANLI ŞEYHÜSLAMLARINDAN

ANKARAVİ MEHMET EMİN EFENDİ



Dr. Kazan DAĞYAKALI



Osmanlı İmparatorluğu’nun ilk yıllarında ilmiye sınıfı içindeki en büyük memuriyet kazaskerlikti. İkinci Murad döneminde müftü diye adlandırılan şeyhülislâmlık makamı ortaya çıktı. Fatih Kanunnamesi’nde şeyhülislâmlık bütün ulemanın reisi ve bütün müderrisler, yani üniversite hocaları arasında en büyük mevki olarak zikredilmektedir.

Şeyhülislamlık Kanuni devrinde Ebussuud Efendi’yle birlikte zirveye çıktı. Osmanlı İmparatorluğu’nda dinî meseleleri yürütmekle görevli en üst düzey devlet görevlisi oldu. Ebussuud Efendi’den itibaren şeyhülislamlar, kadı ve müderrislerin tayinlerinde yetkili kılındı.

Halk, aklına gelen her konuyu İstanbul’da şeyhülislâma, taşrada da müftülere sorardı. Kanuni Sultan Süleyman’ın meşhur şeyhülislâmı Ebussuud Efendi, bir gün sabah namazından ikindi namazına kadar, adamlarıyla birlikte ne kadar fetva yazdıklarını hesapladığında, ortaya 1413 rakamı çıkmıştır.

En ilginç fetva yöntemi, Yavuz Sultan Selim ve Kanuni Sultan Süleyman dönemlerinde 23 yıl şeyhülislâmlık yapan Zenbilli Ali Efendi’ye aittir. Şeyhülislâm Ali Efendi, fetva isteyenlerin sorularını yazdıkları kâğıtları koyabilmeleri için evinin penceresinden devamlı olarak bir zembil denilen bir sepet sarkıtırmış. Soruları sepete koyanlar, cevaplarını da zembilin içerisinden alırlarmış. Şeyhülislâm bu alışkanlığından dolayı, halk tarafından “Zembilli Müftü” olarak adlandırılmıştır.

Osmanlı İmparatorluğu’nda herhangi bir devlete savaş açılacağı zaman şeyhülislâmdan fetva alınırdı. Padişahlar yaptıkları işlere dini bir meşruiyet kazandırmak için mutlaka şeyhülislamdan fetva almaya çalışırlardı. Eğer şeyhülislâm zayıf kişilikli biri olursa sultanın istediği her konuda fetva verirdi. Tam tersine sağlam iradeli olanlar da padişahların yanlış yapmalarını engellerlerdi. Şeyhülislâm Zembilli Ali Efendi, Yavuz Sultan Selim gibi sertliğiyle meşhur bir padişahın haksız yere birçok kişiyi öldürtmesini defalarca önlemiştir.

Osmanlı döneminde şeyhülislam veziriazamdan sonra protokolde ikinci sıradaydı. Törenlerde veziriazam, kazasker gibi görevliler etek öperken şeyhülislam ise padişahın önünde eğilir ve elini öperdi. Şeyhülislam padişah hocası ise protokolde veziriazamın önüne geçer ve 1. sırada olurdu.

İkinci Mahmud döneminde askeri sistemdeki değişim ve dönüşüm süreci seraskerliğin statüsünü ve önemini artırdı. 1836′daki teşrifat, yani protokol düzenlemesiyle serasker, protokol bakımından şeyhülislam ve sadrazamla denk hale geldi. 19. yüzyılın ortalarından itibaren devlet teşkilatının yeniden düzenlenmesinden sonra şeyhülislamlar Meclis-i Vükela, yani Bakanlar Kurulu üyesi oldular.

İstifa edenler haricinde ilk 19 şeyhülislam ömür boyu görev yapmışlardır. İlk defa azledilen şeyhülislam 1587-1589 yılları arasında yaklaşık iki sene görev yapan Müeyyedzâde Abdülkadir Şeyhi Efendi’dir. Beylerbeyi Vak’ası adı verilen isyan sırasında 2 Nisan 1589′da diğer devlet adamlarıyla birlikte azledilmiştir.

Osmanlı İmparatorluğu’nda 131 şeyhülislâm görev yapmıştır. Osmanlı tarihinde en uzun süre görev yapan şeyhülislâm 29 yılla Kanuni ve İkinci Selim dönemlerinin şeyhülislâmı Ebussuud Efendi’dir. İkinci Murad ve Fatih dönemi şeyhülislamı Molla Fahreddin Acemi 24, Zembilli Ali Efendi ise 23 yıl görev yapmıştır. En kısa süre görev yapan şeyhülislam ise 5 Mart 1656′da bir isyan sırasında şeyhülislamlığa tayin olunan ve sadece 13 saat görevde kalan Memekzâde Mustafa Efendi’dir.

Şeyhülislam ya da Şeyh-ül İslam dini konularda en yüksek derecede bilgi ve yetkiye sahip olan kimse anlamına gelmektedir. Osmanlı Devleti zamanında şeyhülislam dini konularda en yüksek yetkiye sahip devlet görevlisiydi. Gerektiği zaman dini sorunlarla ilgili görüşlerini fetva yayınlayarak açıklardı. Bu fetvalar kanun niteliği taşırlardı. 1920 yılında Ankara'da kurulan Meclis Hükümetinde bu makam Şeriye ve Evkaf Vekaleti adıyla "Bakanlık" olarak yer almıştır. Cumhuriyetin ilanından kısa bir süre sonra 1924 yılında laiklik ilkesinin kabul edilmesi sonucu bu bakanlık kaldırıldı. Yerini Diyanet İşleri Başkanlığı almıştır.

Şeyhülislamlık 1424'de Molla Fenârî'ye bu unvanın verilmesiyle, son Osmanlı Şeyhülislâmı Medenî Nuri Efendi'nin 1922'de kabinesiyle birlikte istifa etmesi arasındaki 498 yıl boyunca sürmüştür. 1424-1922 yılları arasında 131 şeyhülislam 175 defa bu makama tayin edilmiştir. 131 şeyhülislamın yalnızca 9'u Türk asıllı değildir. (Arap, Boşnak Gürcü, Çerkez, Arnavut'tur.) Şeyhülislamlar içinde müstesna bilginler, yazarlar, şairler, hattatlar, bestekârlar ve hukukçular vardır. Bir çok şeyhülislam verdikleri fetvaları toplayarak hem İslamî ilimler, hem de Osmanlı hukuk tarihi bakımından değerli eserler bırakmışlardır.

Osmanlı tarihinde sadrazam olmak için eğitim aranmazdı ama şeyhülislam olmak hatta bunun ilk basamağı olan kadılık, müftülük ve müderrislik için bile, medreselerin en yükseğini bitirmiş olmak gerekmektedir. Bu durum; Osmanlının, şeyhülislamlığa verilen değeri göstermesi açısından oldukça önemlidir.

ANKARAVİ MEHMET EMİN EFENDİ

Osmanlı şeyhülislamlarının kırk dördüncüsü olup Hanefî mezhebi fıkıh âlimlerinden olan Mehmet Emin Efendinin asıl ismi Muhammed bin Hüseyin'dir. Ankaravî nispetiyle veya Ankaralı Mehmet Emin Efendi diye meşhur olmuştur. 1619 senesinde Ankara'da doğmuş. İlk tahsilini âlim bir zat olan babası Hüseyin Efendiden yaptıktan sonra İstanbul'a gelen Mehmet Emin Efendi¸ burada aklî ve naklî ilimleri öğrenmiş. Şeyhülislam Yahya b. Zekeriya’nın hizmetinde bulunup mülazım (stajyer müderris) olmuş. Belli bir ilmî üstünlüğe ulaştıktan sonra¸ bazı medreselerde müderrislik yapmıştır.

Mehmet Emin Efendi¸ Sultan IV. Mehmet zamanında sırasıyla Yenişehir¸ Bursa¸ Mısır¸ İstanbul kadılığı yapmış. Daha sonra Anadolu Kazaskerliğine yükseltilmiştir. Altı sene kadar bu vazifede kaldıktan sonra Ankara Kadılığına tayin olmuş. Orada hem kadılık¸ hem de ilim öğretmekle meşgul olmuş. 1686 senesinde¸ Şeyhülislam Çatalcalı Ali Efendi vazifeden alınınca¸ onun yerine Şeyhülislamlık makamına getirilmiş. Bu şerefli ve yüksek vazifeyi bir sene bir ay yürüttükten sonra 1687'de İstanbul'da vefat etmiştir.

Ankaralı Mehmet Emin Efendi¸ din ve fen ilimlerinde yüksek derece¸ fıkıh ilminde de özel ihtisas sahibi bir kişidir. Bir hükmü vermeden önce bütün fetvaları ve nakilleri araştırır ve hükmünü öyle vermiştir. Cömert ve kerem sahibi olan Mehmet Emin Efendi¸ İstanbul'da bir medrese inşa ettirmiş. Şeyhülislamlığı ve kadılığı esnasında adalet ve doğruluk üzere hükmetmiş¸ tevazu sahibi bir âlimdir.

Fıkıh ilminde yüksek otorite sahibi olan Mehmet Emin Efendinin Fetava el-Ankaraviyye ve Mecmua-i Fetava adıyla bilinen fetvalarını topladığı bir eseriyle birlikte¸ Tefsiru Ayet-il-Kürsi adlı bir eseri vardır. Tenvir-ul-Ebsar adlı esere yazdığı haşiyesi de meşhurdur. 1707 yılında yaptırdığı medrese İstanbul Büyükşehir Belediyesi Saraçhane binasının arkasında yer almaktadır.





Yorumlar








Aktif Ziyaretçi 17
Dün Tekil 767
Bugün Tekil 716
Toplam Tekil 1637777
IP 54.87.119.171






TURAN-SAM PRINTED ISSN: 1308-8041
TURAN-SAM ONLINE ISSN: 1309-4033
Journal is indexed by:

































































5 Rebiü'l-Evvel 1438
Aralık 2016
P
S
Ç
P
C
Ct
P
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31


Üstümüze kılıç çekilmedikçe, ülkemize girilmedikçe, teb'ama cefa edilmedikçe Bizden kimseye zarar gelmez. (Fatih Sultan MEHMET)


Ekle Çıkar









Anasayfa - Amaç - Misyon - Vizyon - Faaliyetler - Tüzük - Yönetim - Yasal Uyarı - İletişim

Her Hakkı Saklıdır © 2007 - 2017 TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi
Sayfa 1.502 saniyede oluşturulmuştur.

TURAN-SAM rssTURAN-SAM rss
Google Sitemap

Sayac

"Bu site en iyi mozilla firefox'ta 1280x960 çözünürlükte görüntülenir."

Turan Portal v1.3 | Tasarım TURAN-SAM , Kodlama Serkan Aygün

Turan Nedir?, Bilimsel Dergiler, En popüler Bilimsel Dergi, Endeksli Bilimsel Dergiler, Saygın Bilimsel Dergi, Türk Dünyasının en popüler ve en saygın Bilimsel Hakemli Dergisi, SSCI, SCI, citation index, Turan, Türk Devletleri, Türk Birligi, Türk Dünyası, Türk Cumhuriyetleri, Türki Cumhuriyetler, Özerk Türkler, Öztürkler, Milliyetçi, Türkçü, Turancı, Turan Askerleri, ALLAH'ın askerleri, Turan Birliği, Panturan, Pantürk, Panturkist, Türk, Dünyası, Stratejik, CSR, SAM, Center for Strategical Researches, Araştırma, Merkezi, Türkiye, Ankara, İstanbul, Azer, Azeri, Azerbaycan, Bakü, Kazakistan, Alma-Ata, Astana, Kırgız, Bişkek, Kırgızistan, Özbekistan, Özbek, Taşkent, Türkmen, Türkmenistan, Turkmenistan, Aşxabad, Aşkabat, Ozbekistan, Kazakhstan, Uzbekistan, North, Cyprus, Kıbrıs, MHP, AKP, CHP, TURKEY, Turancılık, KKTC, Vatan, Ülke, Millet, Bayrak, Milliyet, Cumhuriyet, Respublika, Alparslan Türkeş, Atatürk, Elçibey, Bahçeli, Aytmatov, Bahtiyar Vahabzade, Yusuf Akçura, Zeki Velidi Togan, İsmail Gaspıralı, Gaspırinski, Nihal Atsız, Alptekin, Kürşad, Tarih, Kardeş, Xalq, Halk, Milletçi, Milliyetçi, Yürek, Ürek, Türklük, Beynelxalq, Arbitrli, Elmi, Jurnal, Nüfuzlu