Prof. Dr. Yusuf HALAÇOĞLU ile Röportaj - Yurdagül BEYOĞLU - TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi - http://www.turansam.org









Prof. Dr. Yusuf HALAÇOĞLU ile Röportaj - Yurdagül BEYOĞLU
Tarih: 05.03.2011 > Kaç kez okundu? 2346

Paylaş


Halaçoğlu: “Tarih ihtiyatsızlar için merhametsizdir”

•“Kıbrıs’ın üçte ikisi vakıf arazisidir. 1912’den sonra İngilizler tarafından Rumlara verilmiştir. Bu toprakların Rumlara verilmesini Uluslar arası hukuk engeller. O zaman işin rengi tamamen değişiyor. Rumlar bu malları ne kadar elinde tuttu, onlara baklam lazım. Esas onlar bize tazminat ödemek zorunda”

• “İsrailliler Kıbrıs’taki petrol ve doğalgaz yataklarını tespit ediyorlar. Orada petrol ya da doğalgaz çıktığında siz Kıbrıs’ı nasıl elinizde tutacaksınız? Kamuoyunu nasıl tutacaksınız? Türkiye kendi güvenliği için Kıbrıs’ta kalmak durumundadır”

• “Biz Girit’i Batının güvencesine rağmen kaybettik. Batı, “bize güvenin. Biz kimseyi sokmayacağız” demişti. Çeteler baskın yaptı, oradaki insanlar da Girit’i terk etti. Aynı şey Kıbrıs’ta da yaşanabilir. Batı güvencesiyle hareket edilemez”

• “Kıbrıs’ın Hristiyan Halkına karşı asimile olmamak ve kaybolmamak düşüncesiyle kültürlerine daha katı bir bağlılıkları vardı. Haliyle günümüz Kıbrıs Halkının psikolojik olarak, (bununda etkisi ile) İstanbul Türkçesine karşı içgüdüsel bir şekilde dillerini koruma içgüdüsü içindeler”

• “Kıbrıs adası çevresinde ortaya çıkan petrol ve doğalgaz rezervleri, tüm dünya güçlerinin bu bölgede bir takım yeni politikalar izlemesine yol açıyor ve Türkiye, Güney Kıbrıs’ın bu rezervleri işlemesinde en büyük engel gibi görülüyor. Dolayısıyla Kıbrıs’ta bir takım insanların, Türkiye’nin, Kıbrıs’tan elini çekmesi konusunda harekete geçmeleri gayet tabi olarak görülmeli”

Yurdagül BEYOĞLU

Türk Tarih Kurumu eski Başkanı Prof. Yusuf Halaçoğlu ile Kıbrıs tarihinden, Kıbrıs ağzına, Türkiye ile yaşanan son gelişmelerden, Girit Konusuna kadar her şeyi konuştuk.

Konuları engin bilgisiyle yorumlayan Halaçoğlu, Kıbrıs Halkının asimile olmak korkusuyla dillerini koruma içgüdüsü içinde olduklarını söylüyor.

Kıbrıs yerel ağzının korunmasının bir sakıncası olmadığını açıklayan Halaçoğlu, “Resmi yazışmalarda standarta gitmekte fayda var ancak halkı bu kategoriye almak doğru olmaz. Buna gerekte yoktur. Bu belki de o dilin zenginliğidir” diyor.

Ünlü tarihçi Halaçoğlu ayrıca Kıbrıs’ın Türkiye açısından, stratejik önemine değinerek, Girit örneğini veriyor. Girit’in, Batının güvencesine rağmen kaybedildiğini anımsatan Halaçaoğlu, Atatürk’ün “Tarih, ihtiyatsızlar için merhametsizdir” sözünün unutulmaması gerektiğine vurgu yapıyor.

Soru: Kıbrıs’ta yerel dilin kullanılmasını ve İstanbul Türkçesi dediğimiz Türkçenin kullanımından kaçınılmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Kıbrıs’ta konuşulan Türkçeyi, Kıbrıs Türk Halkını oluşturan Yörüklere bağlıyorum. Bugün Türkiye’de, Mut, Ermenek bölgesinde pek çok kelime Kıbrıs’taki ile aynı.

Kıbrıs’a ilk yerleştirilen insanların o bölgeden olmaları çok önemli. Kendi dünyaları ayrı. Başkalarıyla yakın ilişki kurmuyorlar. Müslümanlık ve Hristiyanlık arasında bir ayrım var. Özellikle Silifke bölgesinden gittikleri için Haçlı dönemlerinde de baskı görmüşler. Bu yüzden içten içe bir tavır var. Dillerini değiştirmeleri halinde asimile olacakmış gibi hissediyorlar. Bu yüzden de dillerini kaybetmeme konusunda büyük hassasiyet gösteriyorlar.

18. yüzyılda Kıbrıs’a gönderilenler konar-göçer dediğimiz göçmenlerden. Bunlar bazen devletin gösterdiği yaylak-kışlak arasında takip ettikleri yolların dışına çıkanlar. Bu yüzden devlet tarafından itaatsiz olarak nitelendirilen göçmenler cezalandırma gayesiyle Kıbrıs’a yerleştiriliyor. Oraya giden insanlar orada bir koloni oluşturuyorlar.

“DİL DEĞİŞİRSE ASİMİLE OLACAKLARINI DÜŞÜNÜYORLAR”

Haliyle Kıbrıs Halkı, Yörük Türkmen halkından geldiği için konuştukları taşra Türkçesi ya da halk ağzı dediğimiz bir nitelik taşıyor. Kıbrıs’ın Hristiyan Halkına karşı asimile olmamak ve kaybolmamak düşüncesiyle kültürlerine daha katı bir bağlılıkları var. Haliyle günümüz Kıbrıs Halkının psikolojik olarak, (bununda etkisi ile) İstanbul Türkçesine karşı içgüdüsel bir şekilde dillerini koruma içgüdüsü içinde olduklarını görüyorum. Bu sebeple de kolay kolay bir değişiklik olmayacak gibi görülüyor.

Soru: Kıbrıs’ta konuşulan Türkçeyi bir dil bilimci olarak nasıl değerlendiriyorsunuz?

İstanbul Türkçesi fiil çekimi olsun, gramer açısından olsun, fonetik açıdan olsun Türkçenin en güzeli. Halkın değişik bölgelerde konuştuğu Türkçe, dil kurallarına uyan bir Türkçe değil.

Tabi buradaki güzel Türkçe ile konuşulmanın ötesinde, Kıbrıs Türk Halkı, konuştukları dilden dönerlerse kendi benliklerinden uzaklaşacaklarını düşünüyorlar. “Yumurtadan çıkmış, kabuğunu beğenmez” diye bir söz vardır. Dili biraz değiştirirsen,“İstanbul’a gittin adam mı oldun” gibi laflar söylenir. Bu da çevre baskısı yaratır. İnsanlar İstanbul Türkçesiyle konuşsalar bile memleketlerine gittiğinde kendi dilleriyle konuşurlar. Kıbrıs Türkü’de o konuda çekingen.

Kıbrıs’ta konuşulan Türkçede İngilizcenin etkisi var. Türkçede soru eki mutlaka getirilir. İngilizcede de vurguyla soru haline getirebiliyorsunuz. Etkilenmesi de gayet tabi. Böylece konuşma kısaltılıyor. İnternet dilinde yapıldığı gibi. Gerçi kısaltma Türkçede de var. Allahü Alem kelimesi bazı yerlerde Ellam, bazı yerlerde Elli Alem şekline dönüşmüştür. Bu Anadolu’da sıkça kullanılan bir yöntemdir.

Soru: Dilin, kendi özelliklerini koruması mı, yoksa yenilenmesi mi daha doğru?

Bana göre, Türkçenin- tüm Türk Dünyasında ufak tefek değişikliklerine karşın- “Dünya Dili” olarak kabul edilmesi açısından düşünecek olursak, tüm gramer kurallarına uygun, fonetiği belirlenmiş bir nitelik kazanması gerekir. Bu açıdan baktığımızda en azından resmi yazışmalarda standarta gitmekte fayda var ancak halkı aynı kategoriye sokmak doğru olmayacaktır ve buna gerekte yoktur. Bu belki de o dilin zenginliğidir.

“KIBRIS’TA PETROL ÇIKTIĞINDA NASIL ELİNİZDE TUTACAKSINIZ”

Soru: Son dönemlerde KKTC ile Türkiye arasında yaşanan söz düellosunu nasıl yorumluyorsunuz?

Son dönemlerde Kıbrıs adası çevresinde ortaya çıkan petrol ve doğalgaz rezervleri, tüm dünya güçlerinin bu bölgede bir takım yeni politikalar izlemesine yol açıyor ve Türkiye, Güney Kıbrıs’ın bu rezervleri işlemesinde en büyük engel gibi görülüyor. Dolayısıyla Kıbrıs’ta bir takım insanların, bir takım grupların (geçmişte olduğu gibi) Türkiye’nin, Kıbrıs’tan elini çekmesi konusunda harekete geçmeleri gayet tabi olarak görülmelidir. Daha önce de “Türk askeri oradan çık” diyenler vardı. Şimdi bunları ekonomik sebepleri öne sürerek gündeme getirmiş olamazlar mı? Bu konuda Türkiye’nin çok sakin olması lazım. Kızarak politika yapılmaz. Sinirlerimizi aldırmış bir pozisyonda olmamız gerekiyor.

Güneyle İsrail anlaştı. Kıbrıs’taki petrol ve doğalgaz yataklarını tespit ediyorlar. Orada petrol ya da doğalgaz çıktığında siz Kıbrıs’ı nasıl elinizde tutacaksınız? Kamuoyunu nasıl tutacaksınız? Türkiye kendi güvenliği için Kıbrıs’ta kalmak durumundadır.

“KIBRIS HİÇBİR ZAMAN İNGİLİZLERE BAĞLANMADI”

Kıbrıs hiçbir zaman İngilizlere bağlanmamıştır. İngiliz, kiralama şeklinde oraya gelmiştir. Kıbrıs hiçbir anlaşma ile Yunanistan’a verilmemiştir ve ilginçtir, Kıbrıs’ın üçte ikisi vakıf arazisidir. 1912’den sonra İngilizler tarafından Rumlara verilmiştir. Bu toprakları Rumlara veremezsiniz. Uluslar arası hukuk bunu engelliyor. Takasta yapılamaz. O zaman işin rengi tamamen değişiyor. Verilen tazminatlar ne kadar tutuyor, Rumlar bu malları ne kadar elinde tuttu, onlara baklam lazım. Esas onlar bize tazminat ödemek zorunda. Tüm bunlar işlendiği zaman Kıbrıs, siyaseten ne kadar Rumlara verilebilir?

Yarın Türkiye’de kurulacak başka bir hükümet Kıbrıs Sorunun çözümüne bu açıdan yaklaşırsa Avrupa ne yapabilir? Petrol rezervleri kimler tarafından kullanılacak? O zaman çok daha farklı sorunlar ortaya çıkacaktır. Şimdiye kadar oluşturulan tüm politikalar iflas edecek. Konunun yeni baştan ele alınması da rezervlerin işletilmemesi anlamına gelir.

Bir yerde AB’ye uyum adı altında AB’nin istekleri yerine getiriliyorsa -ki AB’de uygulanmadığı halde burada uygulanmasını istedikleri şeyler var- Türkiye yöneticilerinin Batı tarafından desteklendiğini söylemek olası.

“GİRİT’İ NASIL KAYBETTİK”

Biz Girit’i nasıl kaybettik? Batının güvencesine rağmen kaybettik. Batı, “bize güvenin. Biz kimseyi sokmayacağız” demişti. Çeteler baskın yaptı, oradaki insanlar da Girit’i terk etti. 200 bin kişi göç etti. Aynı şey Kıbrıs’ta da yaşanabilir. Batı güvencesiyle hareket edilemez.

Referandumda ne dediler, ne yaptılar. Türk Tarafına ‘evet’ deyin dediler. Ne oldu? Batının Girit politikasıyla Kıbrıs Politikasını karşılaştırdığınızda aynısıdır. Aynı politikanın izlendiğini göreceksiniz. Ben nasıl güveneceğim? Zannediyorum Kıbrıslılar Rumlarla birleşirse orada tek Türk kalmayacak. Hepsi kaçacak ama Rumlaşırlarsa bir şey diyemem. Herkeste Rumlaşmayı kabul etmeyeceğine göre orada tek tük insanın kalacağını söyleyebiliriz.

Kıbrıs’ta 74’den önde Kıbrıslı Türklerin sayısı ne kadardı, 74’den sonra ne kadar oldu, dışarıda yaşayan Kıbrıslının sayısı ne kadardı, niye kaçmıştı bu insanlar ona bakmak lazım. Atatürk’ün bir sözü var. “Tarih ihtiyatsızlar için merhametsizdir” der Atatürk. Geçmişte yaşanan bu kadar olaydan sonra hala aynı şeyde ısrar ediliyorsa bu olmaz. Girit’i görsünler…













Yorumlar








Aktif Ziyaretçi 13
Dün Tekil 790
Bugün Tekil 84
Toplam Tekil 1639626
IP 54.166.112.64






TURAN-SAM PRINTED ISSN: 1308-8041
TURAN-SAM ONLINE ISSN: 1309-4033
Journal is indexed by:

































































8 Rebiü'l-Evvel 1438
Aralık 2016
P
S
Ç
P
C
Ct
P
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31


Benim Hayatta yegane fahrim, servetim Türklükten başka bir şey değildir.
(Mustafa Kemal ATATÜRK)


Ekle Çıkar









Anasayfa - Amaç - Misyon - Vizyon - Faaliyetler - Tüzük - Yönetim - Yasal Uyarı - İletişim

Her Hakkı Saklıdır © 2007 - 2017 TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi
Sayfa 1.811 saniyede oluşturulmuştur.

TURAN-SAM rssTURAN-SAM rss
Google Sitemap

Sayac

"Bu site en iyi mozilla firefox'ta 1280x960 çözünürlükte görüntülenir."

Turan Portal v1.3 | Tasarım TURAN-SAM , Kodlama Serkan Aygün

Turan Nedir?, Bilimsel Dergiler, En popüler Bilimsel Dergi, Endeksli Bilimsel Dergiler, Saygın Bilimsel Dergi, Türk Dünyasının en popüler ve en saygın Bilimsel Hakemli Dergisi, SSCI, SCI, citation index, Turan, Türk Devletleri, Türk Birligi, Türk Dünyası, Türk Cumhuriyetleri, Türki Cumhuriyetler, Özerk Türkler, Öztürkler, Milliyetçi, Türkçü, Turancı, Turan Askerleri, ALLAH'ın askerleri, Turan Birliği, Panturan, Pantürk, Panturkist, Türk, Dünyası, Stratejik, CSR, SAM, Center for Strategical Researches, Araştırma, Merkezi, Türkiye, Ankara, İstanbul, Azer, Azeri, Azerbaycan, Bakü, Kazakistan, Alma-Ata, Astana, Kırgız, Bişkek, Kırgızistan, Özbekistan, Özbek, Taşkent, Türkmen, Türkmenistan, Turkmenistan, Aşxabad, Aşkabat, Ozbekistan, Kazakhstan, Uzbekistan, North, Cyprus, Kıbrıs, MHP, AKP, CHP, TURKEY, Turancılık, KKTC, Vatan, Ülke, Millet, Bayrak, Milliyet, Cumhuriyet, Respublika, Alparslan Türkeş, Atatürk, Elçibey, Bahçeli, Aytmatov, Bahtiyar Vahabzade, Yusuf Akçura, Zeki Velidi Togan, İsmail Gaspıralı, Gaspırinski, Nihal Atsız, Alptekin, Kürşad, Tarih, Kardeş, Xalq, Halk, Milletçi, Milliyetçi, Yürek, Ürek, Türklük, Beynelxalq, Arbitrli, Elmi, Jurnal, Nüfuzlu