Ekonomide “Yapı” Nedir, Neden Önemlidir? (II) - Prof. Dr. Cihan Dura - TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi - http://www.turansam.org









Ekonomide “Yapı” Nedir, Neden Önemlidir? (II) - Prof. Dr. Cihan Dura
Tarih: 10.01.2009 > Kaç kez okundu? 2172

Paylaş


Yazımın bundan önceki kısmında ekonomik teori ve politikada geniş ölçüde kullanılan “yapı” kavramını tanıtmaya çalışmış, tanımlanması, yöntemsel değeri, yapı değişmelerinin mahiyeti üzerinde durmuş, yapı analizinin faydalarını vurgulamaya çalışmıştım.

Bu son kısmında ise yapı ve politika ilişkisi, yapısal bakış eksikliğinin sakıncalarını anlatacak, ulaştığım başlıca sonuçları sunacağım.

I) YAPI VE POLİTİKA İLİŞKİSİ

Ekonomi politikaları (amaçlar ve araçlar) belirlenirken ve uygulanırken, ilgili ülkenin yapısal özelliklerini kesinlikle hesaba katmak gerekir. Neden? Bir örnekle açıklayalım.

Tablo 2’de üç ülke (A,B,C) ekonomisi ve bunların üretimleri göz önüne alınmıştır. Her ülkede üretimin üç ögeden (tarım, sanayi ve hizmet üretimlerinden) oluştuğu kabul edilmiştir. Buna göre yapısal oranlar hesaplanmış ve tabloda yüzde olarak sunulmuştur. Örneğin, toplam üretimde A’da tarımın payı %3, B’de sanayiin payı %20, C’de hizmetlerin payı %30’dur.

Tablo 2: Üç Hipotetik Ülkenin Üretim Yapısı (% olarak)

Sektörler - A - B - C

Tarım - 3 - 5 - 60

Sanayi - 25 - 20 - 10

Hizmetler - 72 - 75 - 30

Toplam - 100 - 100 - 100

A ve B ülkeleri, üretim yapısı açısından, birbirine çok benziyor (Örneğin, her iki ülkede tarımın payı yaklaşık %4, sanayinin payı %23 civarında...). Denebilir ki bunlar aynı gelişme düzeyinde olan ülkelerdir. A ülkesinde uygulanan bir politikanın B ülkesinde, B ülkesinde uygulanan bir politikanın da A ülkesinde aynı sonuçları vereceği söylenebilir.

Ancak C ülkesinin yapısı, A ve B ülkesinden tamamen farklıdır. O ülkelere göre toplam üretimde tarımın payı çok yüksek (ortalama %4’e karşı %60), sanayininki düşük (ortalama %23’e karşı %10), hizmet sektörünün payı çok azdır. O ülkelerle, kesinlikle aynı gelişme düzeyinde değildir. A ya da B ülkesinde uygulanan politikalar, C ülkesinde aynı sonuçları vermeyecektir. Demek ki bir ülkede başarılı olan bir politika önlemi, başka bir ülkede mutlaka başarılı olmayabilir. Örneğin, devalüasyon her ülkede ihracatı artırmaz; çünkü ülkelerin ihracat yapıları farklı olabilir.

Eğer biz herhangi bir ekonomi politikasının- her üç ülkede de aynı sonucu vereceğini düşünürsek, olaya global olarak, kabaca bakmış oluruz. Bu tutum, yapısal yaklaşım eksikliğini gösterir. Oysa, ekonomi politikalarını uygularken, ülkelerin yapılarını karşılaştırmak ve hesaba katmak gerekir.

II) İHMALİN BEDELİ

Türkiye’de bütün önemine rağmen en az bilinen kavramlardan biri “yapı” (bünye, structure” kavramıdır. Aydınlarımız, iş adamlarımız, politikacılarımız, yöneticilerimiz büyük çoğunluğuyla yapı gerçeğinden, onun ne anlama geldiğinden ve stratejik öneminden habersizdir. Peki, neden? Tahminim, en önemli sebep eğitim sistemimizde, üniversitelerimizde gençlere yapı olgusunun öğretilmemesi, bir ders konusu olarak okutulmamasıdır.

Türkiye’de çoğu karar alıcı yapı gerçeğini, bunun önemini bilmediklerinden, yabancı bir ülkeye -daha doğrusu bir Batı ülkesine- gittiklerinde, orada neyi görürlerse birer ayran budalası kesilip olduğu gibi Türkiye’ye aktarmaya kalkışırlar. Ülkelerin karşılıklı yapı durumlarına bakmazlar, yapısal farklılığı hesaba katmazlar. Bu tutum zaten beklenir onlardan, çünkü yapı bilinci yoktur kafalarında. Tabii sonuç kesin başarısızlık, bir fiyasko olur.

İsmet Paşa’nın Amerika’yı memnun edeceğim diye apar topar “demokrasi”ye geçişi, AB’ye üye olacağız diye hükümetlerin her şeyimizi değiştirmeye kalkışmaları bu kapsamda birer örnek olarak verilebilir.

Yapı farklılığını ve bunun önemini tek Atatürk görmüş ve kararlarını ona göre almıştır. O çağdaşlaşmayı millî kültür üzerinde yükseltmek istemiştir. “Biz bize benzeriz” demiştir. Bu“biz başka ülkelerden farklıyız” demektir. Peki sonra ne oldu da kişiliksiz bir “Avrupa maymunu”na dönüştük? Neden bu sapma? Çünkü Atatürk’ten sonra millî kültürümüz (yani kendimize özgü yapılarımız) göz ardı edilerek, yerine Yunan Latin kültürü (yani Batı’nın, yabancı olanın yapıları) dayatıldı. Ancak ben işin bu yönünü aşağıda değerli romancılarımızdan Kemal Tahir’e bırakarak, önce somut, ekonomik bir örnek vereceğim yapısal farklılığın ihmaline ve bunun sonucuna.

A) Mine Kışlalı ve Fikret Berkes’in “Çevre ve Ekoloji” kitabını gözden geçirirken, son derece çarpıcı bir pasaj[1] dikkatimi çekti; şöyle:

Meksika’dan getirilen yüksek verimli Sonora buğdayının Anadolu’da ilk denenmesi 1966; ilk kez geniş şekilde ekimi ise 1967 yılına rastlar. 1967-68’de başarılı bir bir üretim yılı geçirildikten sonra, 1968-69’da beklenen büyük artış gerçekleşmediği gibi, Meksika buğdayının ekildiği alanlarda patlak veren sarı pas hastalığı önemli kayıplara sebep olmuştur. İşler niye umulduğu gibi gitmemişti?

Yanıt: Meksika’dan getirilen buğday Meksika’daki koşullara göre geliştirilmiş bir çeşitti. Yüksek üretim özelliğine ağırlık verilerek bitki ıslah teknikleriyle yetiştirilmişti. Meksika’da sarı pas hastalığı sorun olmadığı için, bu hastalığa dayanıklılık özelliği yoktu. Oysa Türkiye’de sarı pas, yaygın ve önemli bir hastalıktı. Tabii, durum anlaşılınca Meksika buğdayının ekiminden vazgeçildi. Kendi tarım ıslah programımızda kendi buğday genetik kaynaklarımızı kullanmaya başladık. Anadolu’nun öz ekolojik koşullarına uygun yüksek verimli çeşitler geliştirilmesi yoluna gidildi. Bu da büyük ölçüde başarılı oldu.

Bu örnek olayda şuna dikkat edelim: Söz konusu buğday türü, Meksika’nın koşullarına, yapısına göre geliştirilmiş. Orada sarı pas hastalığı sorun teşkil etmiyor. Türkiye’de tam tersi durum var. Ama bu türü Türkiye’ye getirenlerin bundan haberi yok. Çünkü kafalarında yapısal farklılık bilinci yok; olsa, önce gerekli yapısal analizleri yapıp ona göre karar vereceklerdi: Ya Meksika buğdayını Türkiye’ye getirmekten baştan vazgeçecekler ya da önce gerekli tedbirleri alacaklar, ondan sonra buğdayı getirme yoluna gideceklerdi.

Diyeceksiniz ki tek bir olay bu, ne çıkacak bundan? Hayır, tek bir olay değil, binlerce, 196o’lardan beri böyle belki onbinlerce yanlış kararlar alındı, hem de her alanda. Ve çok şey kaybettik ve kaybediyoruz bu bilgisizlikten. Sade bu olayla kalsa iyi, o zamandan beri ve günümüzde bu tür hatalar hemen her alanda işlendi ve işleniyor.

Hiç çekinmeden şu örneği de vereceğim: Demokrasi rejimi de, mevcut şekliyle yapımıza uygun değil. Çok şey kaybediyoruz, hatta devletimizin bütünlüğü bile tehlike altında bu yüzden. Demokrasi bir ninni aracıdır Türkiye için.

B) Kemal Tahir konuşmalarında[2] toplumlar arasındaki yapısal farklılığa, bunun anlam ve önemine büyük bir isabetle dikkatimizi çeken aydınlarımızdan. Değerli romancımız “batılılaşma” bağlamında bakın nasıl dile getiriyor bu sorunu, özetliyorum.

“Biz Batı’dan gördüklerimizi alırız, almakla da kendi malımız olur” düşüncesi çok yanlıştır. Batı’dan gördüğünü alamazsın!... Alırsın ama, sindiremezsin içine, çıkarırsın!... Çünkü Batı esvabı dikenlidir. Onu giyebilmek için gergedan derisi ile kaplı bir sırtın olması gerekir. Oysa senin kelebek kanadı gibi incecik bir derin var.

1) Bizde feodalite ile derebeyi birbirine karıştırılır. Derebeyinin bileği güçlüdür, pazusu kuvvetli, kılıcı keskindir; bu yüzden haraç toplar. Hiçbir meşruiyeti yoktur. Hiçbir zaman kurumlaşamamıştır. Feodalitede ise bir meşruiyet vardır. Kılıcı ile kendi halkını korur, halkı da ona boyun eğer. Ama bundan sonrası ise bir rezilliktir.

Batılı feodal, halkının kayıtsız şartsız sahibidir. Halkının tek tek ne yapacağını, ne kadar çalışacağını, ne alacağını o belirler. Hiç kimse feodalin izni olmadan oturduğu yeri yaptığı işi değiştiremez, başka bir feodale kaçıp sığınamaz. Ortaçağ Batı’da -ve Japonya’da da- bu düzen içinde geçmiştir. Dünyanın başka yerinde bu rezillik yoktur.

Batı insanı özgürlüğüne kavuşmak için insanlığından vazgeçmek zorunda kalmıştır. Toprağa bağlı kölelik çekilir rezillik değildir. Yaşamanın yolu özgürlüğün satın alınmasından geçer. Orta çağ kölesinin bütün hayatı senyörün elindedir. Kendisine ancak yaşayacağı kadar yiyecek verilir. Mülkiyet hakkı mutlak olduğundan yiyeceğin saklanması, biriktirilmesi serbesttir. İşte Batı insanı, bu ortamdan yararlandı. Feodalin kendisine verdiği yiyeceğin bir kısmını biriktirdi. İpek yolundan gelen baharat ve kumaşları satın almak için feodalin paraya ihtiyaç duyduğu anda, biriktirdiği parayla özgürlüğünü satın aldı. Sonra da yine gıdım gıdım biriktirip toprak sahibi oldu.

Bu yüzden Batı insanı özgürlüğünün değerini bilir, gerekirse canını verir özgürlüğü için…

Mülkiyet fikri de böyledir. Batı’da mülkiyet fikrinin tarihi iki bin yıllıktır Onu da, dünya üzerine yürüse savunur. Çünkü ele geçirmesi hiç de kolay olmamıştır. Sonraları burjuva olmuş, kapitalist, sömürgeci [ve emperyalist, cd] olmuştur; ancak bir türlü insan olamamıştır.

Batı’nın ahlâkı egoisttir. Batıdaki insan, kendini sınıfının içinde savunur, Batı devlet düzeni, sınıfların dengeli yaşamasını sağlamak için kurulmuştur. Batı’nın sınıflar arası dengeyi sağlamaya yönelik demokratik bir yapısı vardır. Bugün onda gördüğümüz gaddarlık ve kıyıcılık, ona Ortaçağ mirasıdır. Batı’nın toplum yapısı aşağı yukarı budur.

2) Batı’nın toplum yapısı ile Doğu’nun toplum yapısını şöyle karşılaştırabiliriz:

-Batı ailesi ile, kurumları ile, devleti ile bize benzemez.

-Batı’nın ahlâkı bencil, Doğu’nun ahlâkı özgecidir.

-Batıda mülkiyet fikri iki bin yıllık, Doğu’da, Batı anlamındaki mülkiyet fikri yüz elli yıllıktır.

-Batıdaki insan, kendini sınıfının içinde savunur, Doğudaki insan ailesinin içinde savunur.

-Batı devlet düzeni, sınıfların dengeli yaşamını sağlamak için kurulmuştur; Doğudaki devlet ailelerin gelişmesini sürdürmek için ayaktadır.

Hangi açıdan bakarsanız bakınız, bu iki toplum yapısı birbirine benzemez. Bize böylesine benzemez olan Batı’dan her şeyi nasıl alabiliriz? Eğer alırsak, aldığımız sosyal kurum ya da ürün bizde nasıl kök salıp yaşayabilecek?

Öyleyse biz ne yapacağız? Kolaya kaçmayacağız, yolun kestirmesine imrenmeyeceğiz.

Önce, yasalarımızı Batı’dan aktarmayacağız. Halka dayalı yönetim biçimini benimseyeceğiz ama, Batı’nın sınıflar arası dengeyi sağlamaya yönelik demokrasi yapısını sindiremeyeceğimizi bileceğiz. Batı’dan hiç mi bir şey almayacağız? Alacağız elbette! Ama aldığımız şeyin, Batı toplumunun hangi koşullarından (yani kendine özgü yapılarından, cd) kaynaklandığını belirleyeceğiz. Öte yandan onun, kendi toplumumuzun sosyal, ekonomik ve psikolojik yapılarına ne ölçüde uyacağını, ne gibi aksamalara yol açacağını bilip ona göre gözden geçireceğiz, kendi dünyamızda onu âdeta yeniden kuracağız.

Asla unutmayalım: Gerçekler ayrıntıda gizlidir, ayrıntıya bizi yapı analizi götürür. Bu işin teorik yönü; bir de pratik yönü vardır, öyleyse şunu da unutmayalım:

Rekabet ilkesi, serbest mübadele, karşılıklılık ilkesi, liberal demokrasi … Eğer bir yanda demir pazulu Batı, bir yanda da henüz pazuları tam gelişmemiş bir ekonomi, örneğin Türkiye varsa; bu saydığım kurallar çerçevesinde oyuna girmek o ülke için, örneğin Türkiye için -en hafif deyimiyle- saflıktır ve bir intihardır.

Çünkü oyunun kurallarında; tarafların, rekabete giren ülkelerin yapısal farklılığı hesaba katılmamaktadır.

Emperyalizm’in, her zaman “kolay lokma” arayan “canavar”ın istediği de budur.



[1] Mine Kışlalı ve Fikret Berkes, Çevre ve Ekoloji, Remzi Kitabevi, İst., 1990, ss. 15-17.

[2] İsmet Bozdağ, Kemal Tahir’in Sohbetleri, Bilgi Yayınevi, İst., 1980, ss. 135-142.





Yorumlar








Aktif Ziyaretçi 34
Dün Tekil 936
Bugün Tekil 493
Toplam Tekil 1642664
IP 54.197.150.143






TURAN-SAM PRINTED ISSN: 1308-8041
TURAN-SAM ONLINE ISSN: 1309-4033
Journal is indexed by:

































































11 Rebiü'l-Evvel 1438
Aralık 2016
P
S
Ç
P
C
Ct
P
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31


Yabancı kültürlere girmek demek, onun hakimiyetine girmek demektir.
(Mete'nin Oğlu)


Ekle Çıkar









Anasayfa - Amaç - Misyon - Vizyon - Faaliyetler - Tüzük - Yönetim - Yasal Uyarı - İletişim

Her Hakkı Saklıdır © 2007 - 2017 TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi
Sayfa 1.597 saniyede oluşturulmuştur.

TURAN-SAM rssTURAN-SAM rss
Google Sitemap

Sayac

"Bu site en iyi mozilla firefox'ta 1280x960 çözünürlükte görüntülenir."

Turan Portal v1.3 | Tasarım TURAN-SAM , Kodlama Serkan Aygün

Turan Nedir?, Bilimsel Dergiler, En popüler Bilimsel Dergi, Endeksli Bilimsel Dergiler, Saygın Bilimsel Dergi, Türk Dünyasının en popüler ve en saygın Bilimsel Hakemli Dergisi, SSCI, SCI, citation index, Turan, Türk Devletleri, Türk Birligi, Türk Dünyası, Türk Cumhuriyetleri, Türki Cumhuriyetler, Özerk Türkler, Öztürkler, Milliyetçi, Türkçü, Turancı, Turan Askerleri, ALLAH'ın askerleri, Turan Birliği, Panturan, Pantürk, Panturkist, Türk, Dünyası, Stratejik, CSR, SAM, Center for Strategical Researches, Araştırma, Merkezi, Türkiye, Ankara, İstanbul, Azer, Azeri, Azerbaycan, Bakü, Kazakistan, Alma-Ata, Astana, Kırgız, Bişkek, Kırgızistan, Özbekistan, Özbek, Taşkent, Türkmen, Türkmenistan, Turkmenistan, Aşxabad, Aşkabat, Ozbekistan, Kazakhstan, Uzbekistan, North, Cyprus, Kıbrıs, MHP, AKP, CHP, TURKEY, Turancılık, KKTC, Vatan, Ülke, Millet, Bayrak, Milliyet, Cumhuriyet, Respublika, Alparslan Türkeş, Atatürk, Elçibey, Bahçeli, Aytmatov, Bahtiyar Vahabzade, Yusuf Akçura, Zeki Velidi Togan, İsmail Gaspıralı, Gaspırinski, Nihal Atsız, Alptekin, Kürşad, Tarih, Kardeş, Xalq, Halk, Milletçi, Milliyetçi, Yürek, Ürek, Türklük, Beynelxalq, Arbitrli, Elmi, Jurnal, Nüfuzlu