Devlet Baba’nın Evlat Sevgisi - Aziz Dolu - TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi - http://www.turansam.org









Devlet Baba’nın Evlat Sevgisi - Aziz Dolu
Tarih: 10.01.2009 > Kaç kez okundu? 2152

Paylaş


Günümüzün çağdaş (modern) devlet anlayışında, sosyal hukuk devleti kavramı öncelikli niteliklerdendir. Yani devletin sosyal olma zorunluluğu vardır. Sosyal devlet, halktan aldığı vergilerle açları doyurmak; açıkları giydirmekle; hakkı, adaleti tesis etmekle yükümlüdür. Bir başka deyişle toplumsal dayanışmanın eşgüdümünü sağlamakla yükümlüdür. Binlerce yıllık tarihimize bir göz atacak olursanız, Türk devletlerinde, -adı konmamakla birlikte- sosyal hukuk devleti olgusunun ilkçağlardan bu yana zaten var olduğunu görürsünüz. Zira Türk’ün devlet töresi, anlayışı bir yerde sosyal hukuk (halkçılık) ilkesini temel alır.

Aslında kalemle halvetimize ‘sosyal’ sözcüğünün anlamını vermekle başlasak daha uygun (isabetli) olurdu. Sözcüğün, ‘kuzey’den inmiş bir terim olduğu, en azından o havayı verdiği söylenebilir. Daha açık bir anlatımla (ifade) sosyalizmden bozma sosyal sözcüğünün karşıladığı anlamın Türkçe karşılığı olan ‘halkçı’, ‘toplumcu’ ve/veya ‘insancıl’ gibi terimlerin kullanılması birtakım önyargıların ortadan kalkmasını, hatta hiç oluşmamasını sağlayabilirdi. Böylece kavramın içinin doldurulması kolaylaşır; en azından, içi boş küfe gibi durmasının önüne geçilirdi. Bununla birlikte sözcüklere takılıp kalmanın yersiz olacağı da bir gerçek… Yine de herkesin ‘sözde’ Atatürkçü geçindiği ülkemizde, bu kavramın, Atatürkçülüğün temel ilkelerinden olan ‘halkçı’ terimi ile yani Türkçe olarak adlandırılmasının daha hoş olacağını düşünmeden de edemiyor insan. Haliyle bizde her şey ‘sözde’ olduğu için, ünlü fikir adamımız Peyami Safa Bey’in, harika bir üslûpla kaleme aldığı “Sözde Kızlar” adlı romanında da dile getirdiği gibi; sözde kalmak, sözde gelmek, sözde demokrasi, sözde aşk, sözde arkadaş… gibi deyimleşmiş lakırdılara bir yenisi daha eklenmiş olmaktadır sadece. Demokrasi yerine, biraz sulandırılmışı olan sosyal demokrasi; adalet yerine, biraz cıvıklaştırılmışı olan sosyal adalet; güvenlik yerine, “Bindik bir alamete…” dedirten sosyal güvenlik… diye giden misallere dikkatinizi çekerim. Bu durum, yüce dinimiz İslam söz konusu olduğunda da geçerlidir. İslam yerine, ılıman İslam; hatta daha da ibretlik olan, meş’um (uğursuz) ‘radikal İslam’ söyleminde olduğu gibi…

Türkiye’nin onlarca yıldır karşılaştığı sorunlardan birisi de sosyal içerikli kavgalar çatışmalar, olmuştur. Özellikle darbe öncesi geçiş dönemlerinde ortalığın kan gölüne döndüğü olaylar azımsanamayacak kadar çoktur. Siyasî, iktisadî, kültürel… içerikli sürtüşmelerin, çatışmaların perde gerisinde her ne kadar dış odakların, özellikle de Amerika ve Avrupa gizli servislerinin olduğu ortaya çıkmış olsa da (Bu görüş, bizzat Mahir Kaynak tarafından bir ulusal kanalda dile getirilmiştir.) ülke içinden de bilerek veya bilmeyerek bu odaklara hizmet etmiş kesimlerin olduğu su götürmez bir gerçektir. Aslında Türkiye’deki sorun biraz da devlet kademelerine sızmış Batıcılar ile halkın arasına karışmış tutucuların -sırf kendi çıkarları için- devletle milleti karşı karşıya getirmekten çekinmemelerinden kaynaklanmıştır. Devlet-millet dayanışması, zaman zaman devlet-millet çatışmasına da dönüşebilmiştir. Türkiye’deki darbelere, gerginliklere bir de bu pencereden bakmak yararlı olacaktır. Bu arada tutuculuktan kastımızın İslâm ve/veya Müslümanlar olmadığı bilinmelidir. Zira bize göre kan davasından, başlık parasına; körü körüne fırkacılıktan (party), Marksçılığa, Maoculuğa; Selefçilikten, Humeyniciliğe hatta Batıcılığa kadar birey ve toplum sağlığına zarar verecek her türlü oluşum tutuculuk olarak değerlendirilebilir. Tabi bu arada, birey ve toplum sağlığını doğrudan etkileyen unsurların siyasi, iktisadi, kültürel… öğelerden oluştuğu da unutulmamalıdır.

Peki, devlet nasıl olmalı; devlet organları nasıl işlemelidir. Bu noktada devleti ve/veya devlet organlarını insan vücudu gibi düşünebiliriz. Nasıl ki ayak tabanı ile kulak memesi aynı duyarlılığa sahip olamıyor, aynı işlevi göremiyorsa; devlet organları da bu minval (yol, üslûp) üzere iş görmeyi esas almalıdır. Yani devlet organları arasında işbölümü, eşgüdüm mükemmel (super) olmalıdır. Bunlar sağlandığı takdirde Bursa ile Basra birbirine karıştırılmayacak; vatandaş da Hanya’yı, Konya’yı görmek zorunda kalmayacaktır. Böylelikle de milli şairimiz Mehmet Akif’in deyimiyle “Bir zamanlar biz de millet, hem de ne milletmişiz” diye başlayan destansı hutbeler hayal olmaktan çıkacak; geleneğin gücü, geleceğin gücünü inşa edecektir. Kısacası millet gibi millet olmamız; devlet gibi devlete sahip olmamızla mümkün olacaktır. Haliyle devlet gibi devlet de yetişmiş insan gücüne; kültüre, eğitime, bilime, teknolojiye… sahip olmakla oluşturulabilir. Haliyle devlet, bu oluşum sürecinde milleti oluşturan bireyleri yani evlatlarını koruyup, gözetmeli; her birine eşit muamelede (tutum) bulunmalı; hakkı, hukuku, adaleti tesis etmeye çabalamalıdır. Böylece devlet-millet dayanışması kendiliğinden ortaya çıkacak; huzursuzluğun yerini, huzur alacaktır. Haliyle bu sürecin en belirleyici unsuru da devlet babanın evlat sevgisi olacaktır. Çünkü sevgi olursa, saygı ve sadakat de kendiliğinden gelecektir. Karşılıklı oluşacak bu şefkat ve sadakat ise, Büyük Türkiye’nin inşasında en az dil, din, kültür kadar belirleyici unsur olacaktır. Peki, biz bunca lafı kime söylüyoruz? ‘Büyük Türkiye’ kaygısını, yüreğine nakış yapanlara tabi ki! Neyse cancağızlar, lafı fazla uzatmanın ne gereği ne de anlamı var diyor ve ekliyoruz: Hadi, kalın sevgiyle!..





Yorumlar








Aktif Ziyaretçi 19
Dün Tekil 863
Bugün Tekil 766
Toplam Tekil 1639518
IP 54.204.198.71






TURAN-SAM PRINTED ISSN: 1308-8041
TURAN-SAM ONLINE ISSN: 1309-4033
Journal is indexed by:

































































7 Rebiü'l-Evvel 1438
Aralık 2016
P
S
Ç
P
C
Ct
P
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31


TÜRK, Yıldırımdır, kasırgadır, Dünyayı aydınlatan güneştir
(Mustafa Kemal ATATÜRK)


Ekle Çıkar









Anasayfa - Amaç - Misyon - Vizyon - Faaliyetler - Tüzük - Yönetim - Yasal Uyarı - İletişim

Her Hakkı Saklıdır © 2007 - 2017 TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi
Sayfa 1.597 saniyede oluşturulmuştur.

TURAN-SAM rssTURAN-SAM rss
Google Sitemap

Sayac

"Bu site en iyi mozilla firefox'ta 1280x960 çözünürlükte görüntülenir."

Turan Portal v1.3 | Tasarım TURAN-SAM , Kodlama Serkan Aygün

Turan Nedir?, Bilimsel Dergiler, En popüler Bilimsel Dergi, Endeksli Bilimsel Dergiler, Saygın Bilimsel Dergi, Türk Dünyasının en popüler ve en saygın Bilimsel Hakemli Dergisi, SSCI, SCI, citation index, Turan, Türk Devletleri, Türk Birligi, Türk Dünyası, Türk Cumhuriyetleri, Türki Cumhuriyetler, Özerk Türkler, Öztürkler, Milliyetçi, Türkçü, Turancı, Turan Askerleri, ALLAH'ın askerleri, Turan Birliği, Panturan, Pantürk, Panturkist, Türk, Dünyası, Stratejik, CSR, SAM, Center for Strategical Researches, Araştırma, Merkezi, Türkiye, Ankara, İstanbul, Azer, Azeri, Azerbaycan, Bakü, Kazakistan, Alma-Ata, Astana, Kırgız, Bişkek, Kırgızistan, Özbekistan, Özbek, Taşkent, Türkmen, Türkmenistan, Turkmenistan, Aşxabad, Aşkabat, Ozbekistan, Kazakhstan, Uzbekistan, North, Cyprus, Kıbrıs, MHP, AKP, CHP, TURKEY, Turancılık, KKTC, Vatan, Ülke, Millet, Bayrak, Milliyet, Cumhuriyet, Respublika, Alparslan Türkeş, Atatürk, Elçibey, Bahçeli, Aytmatov, Bahtiyar Vahabzade, Yusuf Akçura, Zeki Velidi Togan, İsmail Gaspıralı, Gaspırinski, Nihal Atsız, Alptekin, Kürşad, Tarih, Kardeş, Xalq, Halk, Milletçi, Milliyetçi, Yürek, Ürek, Türklük, Beynelxalq, Arbitrli, Elmi, Jurnal, Nüfuzlu