Komünist Zağarı Nazım Hikmetov’un Gerçek Yüzü - Abdullah Karahisarlı - TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi - http://www.turansam.org









Komünist Zağarı Nazım Hikmetov’un Gerçek Yüzü - Abdullah Karahisarlı
Tarih: 10.01.2009 > Kaç kez okundu? 3250

Paylaş


Aslında bu komünist zağarı hakkında fazla söze gerek yok hatta onun o pis ismini bile ağza almaya gerek yok ama son zamanlarda bu müptezel zevata öyle methiyeler öyle şatafatlı kasideler döşenmeye başlandı ki bu adî zevatın kişiliğinin ne kadar mülhitlik derecede aşağı olduğunu bilmeyenler onu sanki vatan şairi, istiklâl mücadelemizin şanlı neferi ve tam bir yurtsever olduğuna inanmaya başlayacaklarından dolayı aslında bilinen aşağıdaki gerçekleri birkez daha hatırlatmayı necip Türk milletinin bir üyesi olarak kendime görev addettim.

Nazım Hikmetov’un kökeni:

Nazım Hikmetov’un babası Fransız kökenli, protestan mezhebine bağlı Magdeburg’lu Karl de Trois soyuna mensup Mehmet Ali Paşa’nın torunu Hikmet Bey, annesi Celile Hanım da asıl adının Kostanty Borzecki olduğu bilinen Polonya asıllı bir Yahudi olan Mustafa Celâlettin Paşa’nın torunu olduğu bilinmektedir. Hikmetov’un bu dedeleri başarısızlıkla sonuçlanan 1848 Polonya ve Macaristan devriminden kaçarak Türkiye’ye gelip yerleşen mülteci dönmeleridir. Bu gerçekleri teyid eden şiiri de bulunan Hikmetov’un dizeleri şöyledir:

Lehistan’dan gelmiş dedelerimden biri...

Göğsümüzü kabartmıyor değil

Dedelerimden birinin lehli oluşu...

Bu dizelerinde kanıtladığı gibi Nazım Hikmetov mülteci bir aileden gelmiş olarak 1902 yılında Selanik’te doğmuş ve 1963 yılında Moskova’da ölmüştür. Yani bu vatansız müptezel Allah’a şükürler olsun ki komünist yapmak için uğraştığı büyük Türkiye’nin dışında doğmuş ve ölmüştür. Zaten böyle şerefsizleri kutsal Türk toprağı kabul etmez.

1919 yılında da Askerî Deniz Lisesi öğrencisi iken okuldan atılmıştır.

Komünizle ilk tanışması:

Nazım Hikmetov’a ilk olarak Komünizm fikrini telkin eden kişi Sadık Ahi adındaki faal bir komünisttir. “Türkiye İşçi ve Çifçi Sosyalist Fırkası”nın üyesi ve komünist “Kurtuluş” gazetesinin yazarları arasında bulunan Sadık Ahi Erzincan’a bağlı Eğin kasabasının, tanınmış varlıklı bir ailesine mensuptur. Hikmetov’la birlikte Moskova’ya kaçan Vala Nurettin’in kaleminden Hikmetov’un ilk komünizmle tanışma hikayesi şöyledir:

“1921 Ocak ortalarına kadar koyu bir milliyetçi şair olan Nazım Hikmet’in avlandığını iddia edecek değilim. Fakat gördüğüm ve şahit olduğum bir gerçeği de gizlemeyeceğim. Nazım’a İnebolu’da komünizm fikrini ilk aşılayan spartakist (Alman komünistlere verilen isim) ağabeyler arasındaki Sadık Ahi’dir. Rüzgarda yürüyorduk. O anlatıyordu.

- Böyle bir boyun atkısı takıp ihtilal nutukları söylemek, ihtilal şiirleri okumak, senin tipine, bünyene ne çok yakışacaktır Nazım.

Sadık Ahi komünizmi överken Rusya’da para ve geçim sıkıntısı olmadığını; gençliğin faaliyet gösterdiği teşkilata Konsomol, çiftliklere Kolhoz, köylülere Mujik, Lenin taraftarlarına Bolşevik dendiğini, bu sistemin er geç Türkiye’de tatbik edileceğini söylemiştir. Bu telkinlere oldukça çabuk kanan Nazım Hikmetov, aynı yıllarda İstanbul’da yayınlanan kadrosunda Sadık Ahi’nin de bulunduğu aydınlık isimli komünist derginin özel gençlik sayısında ilk defa komünizmi öven bir şiir Konsomol başlığı altında yayınlamıştır. Şiirde aynen şunları söylüyordu:



KONSOMOL

Mihverin kutbundan çıkan en sivri yerine

Uzun, ağır balyozları bellerine takarak

Keskin orakları güneşte şimşek gibi çakarak

Bekliyor pusu

Proleterya ordusu

Sende atla kızıl kamber taya

Hazır ol !

Konsomol !..

Kavgaya

Kavgada kuvvetli dinç

Bir ağızdan gelen deli bir sevinç

Sıçrar, atlar, köpüklenir, patlar

Kafanda

Hay da!

Beyaz orduları dumanlı ufuklar gibi önüne katar

Dört nal giden atın uzanan boynuna yatan

Yalın kılınç

Bir kızıl süvarisin

Gamın, kederin tüylerini bir kara tavuk gibi yol

Kuvvetli ol !

Neşeli ol !

Hayda Konsomol !..



Rusya’ya ilk kaçışı:

Nazım Hikmetov 1921 yılının Ekim ayında 19 yaşındayken İstanbul’dan Batum’a Rus Mültecisi götürmekte olan bir gemi ile gizlice Batum’a oradan da önce Tiflis’e daha sonra Moskova’ya gidiyor. Orada yabancılık çekmeyen Hikmetov’u orada karşılayanlar arasında Türk komünistler Ahmet Cevat (Emre), İsmail Hakkı (Kayserili) gibi isimler vardır. Moskova’da Bolşevikler tarafından devletleştirilen bir otele yerleştirilen Hikmetov Doğu Emekçileri Komünist Üniversitesi’ne (KUTV) kaydolmuştur.

KTUV Üniversitesini sık sık ziyaret eden ihtilalci şair Mayakoski’yi dinleyen Hikmetov ondan etkilenerek ölçü, kafiye yoksunu ihtilalcilere methiyeler düzen hilkat garibesi şiirler yazmaya başlamıştır. Bu Kızıl Üniversite de yazdığı saçma şiirlerden biri olan “Açların Gözbebekleri” adlı şiiri şudur:



Değil birkaç

Değil beş on

Otuz milyon

Aç bizim

Onlar bizim

Biz onların

Dalgalar denizin

Deniz dalgaların

Değil birkaç

Değil beş on

Otuz milyon - Otuz milyon

Açlar dizilmiş açlar

Ne erkek, ne kadın, ne oğlan, ne kız

Sıska, cılız....



Hikmetov’un okuduğu üniversitede herşeyden önce her komünistin aynı zamanda enternasyonalist olması lâzım gediği telkin edilmiş ve enternasyonalist olabilmek için ise din ve milliyet duygularına karşı gelmek öğütlenmişitir.

Nazım Hikmetov’un Türkiye’den kaçışını kendisine hocalık etmiş olan Ekber Babayev’in hazırladığı ve Sofya’da Türkçe olarak basılan “Nazım Hikmet” adlı kitapta şöyle anlatmaktadır:

“Anadolu’ya işgal altındaki İstanbul’dan geçişimde ve bilhassa Bolu’ya gelip, halkla hele köylü ile yakından temasımda, Sovyet Rusya’da olup bitenleri kulaktan duyup, Marks’ın Lenin’in isimlerini de işittiğimde şiirde yeni şeylerin, şimdiye dek söylenmemiş şeylerin ifade edilmesi gerektiğini sezdim... Bolu’dan Trabzon’a geldiğimde Sovyet Rusya’ya geçmek maksadıyla, öz, şekilden daha çok ilgilendiriyordu beni. Fakat bu özü yani inkılapçı saydığım bu özü genel sembollerle vermeye çalıştım. Batum’a geldim. Sovyet Realitesiyle temas ettim. Bir yandan da kızıl ordu şiirini yazdım. Öbür yandan da tekrar şekil meseleleri beni uğraştırdı.”

“Batum’dan Moskova’ya gelişte açlık mıntıkasından geçtik. Gördüklerim üzerimde çok tesir etti. Fakat böyle bir açlığın dahi inkılabı yıkamayacağını haykırmak istedim. Açların gözbebeklerini yazdım.”

Aynı kitabın 16. sayfasında ise Nazım Hikmetov aynen şunları söylüyor:

“O devirde Marks, Engels ve Lenin’le haşır neşirdim. Üç üstad, üç bilgin, üç devrimci değil, üç büyük ama çok büyük bir sanatkârdı benim için. Lenin’in kitaplarını doğrudan sahneye koymak istiyordum. Bu istek şiirde de beni aynı işi yapmaya götürmüştür.”

Nazım Hikmetov’a methiyeler döşeyen, onu vatan şairi olarak tanıtan zevatlara Nazım Hikmetov’un Rusya’dan komünist olarak döndüğünü ve ne gibi menfi çalışmalar içinde olduğunu kanıtlayan ifadeleri şunlarıdır:

“Memlekete döndüm. Memlekette parti faaliyetleri (yani komünist parti’sinin faaliyetleri) yüzde doksan sekiz gizli idi. Fakat bazı açık neşriyat yapma imkanı vardı. Artık şiirlerimi (Rusya’da ki gibi) tiyatro sahnesinden işçilere yüksek sesle okumam imkansızdı. Fakat onları açık olarak ve hapse girmek pahasına bastırmak imkanı vardı. Bu durum hem şiirimin muhtevasına, hem de şekline tesir etti.”

Türkiye’ye dönüş:

Türkiye’den kaçışından 3 sene sonra 1924 yılında Türkiye’ye geri dönen Nazım Hikmetov Türkiye Komünist Partisi kurucularından biri olmuş ve bu partinin üyeliğini yapmıştır. Yazdığı makale ve şiirlerde komünizm lehine propaganda çalışmaları yapmıştır. Bu çalışmalarından dolayı hapis yatmıştır.

Türkiye’ye gelmeden önce Bakü’de çıkan bir komünist gazetesinde sanki Nazım Hikmetov’un Türkiye’de yaptıkları özetleniyor: “Nazım yoldaş, inkılabın beşiği olan Rusya’ya geldi. Bu beşikte onun kulaklarına inkılabın KAN coşturucu ninnileri okundu. O proleter inkılabın meyvelerindendir. Kızıl Moskova onun damarlarındaki kanların zehirli mikroplarını öldürür. Kanını kızıllaştırır, saflaştırır. Hikmet’in varlığı inkılapçılık mayasıyla yoğrulur. Nazım Türkiye’de yüceden bağırmalıydı. Derin uykuya dalmış gençliği uykudan ayıltmalıydı. O bunu yaptı.”

Rusya’ya son kaçış:

1951 yılında çıkarılan genel af saysinde tahliye edilen Nazım Hikmetov o çok sevdiği memleketine bir Sovyet şilebi ile kaçmasından sonra Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığından çıkarılmıştır.

Nazım Hikmetov Moskova hava limanına indiğinde kendisini karşılayan Rus resmi haber ajansı İnter Tass’a aynen şu şekilde konuşmuştur:

“O kadar bahtiyarım ki! Ben bütün hayatımı, idealimi, aşkımı bu muazzam şehre borçluyum. BEN SOVYETLER BİRLİĞİNİN ÇOCUĞUYUM. Bugün memleketimin halkı Amerikan Emperyalistlerinin elinde esirdir. Türk Halkı Amerikan üniforması giydirilerek Kore’ye katil olmaya gönderilmektedir.

.....

Stalin benim için çok mühimdir. Gözümün ışığı, fikirlerimin kaynağıdır. BENİ STALİN YARATTI.. Her şeyimi ona borçluyum...”

Kendisinin Polonya ırkından geldiğini her zaman dillendiren Nazım Hikmetov Rusya’ya kaçışından sonra kendisinin gerçek kimliğinin Sovyet kimliği olduğunu söylemiştir ve Sovyet vatandaşı olmak için liderlere mektuplar yazmıştır. İşte 7 Aralık 1961 tarihli Sovyet lider Nikita Sergeyeviç’e yazdığı mektup:

Saygıdeğer Nikita Sergeyeviç

19 yaşından beri yalnızca kalbim ve kafamla değil geçmişimle de Sovyetler Biriği’ne bağlıyım.

Bolşevik Partisine ilk olarak 1923 yılında üye oldum. Ardından 1924 yılında yine Moskova’da, 1925 yılı başında Türkiye Komünist Partisi üyesi oldum. Doğu Emekçileri Komünist Üniversite’ni bitirdim ve parti işleri için Türkiye’ye gittim. 1925 yılı sonunda Ankara’da yer altı çalışmaları gösterdiğim için gıyaben 15 yıl hapis cezasına çarptırıldım.

Sonra yine Moskova’ya döndüm. 1928 yılında Türkiye’de parti işleriyle uğraştım. O zamandan 1950 yılına kadar toplam 56 yıl hapis cezasına çarptırılmama karşın toplam 17 yıl ceza evinde kaldım. Başta Sovyet halkı olmak üzere ilerici insanların mücadelesi sonucu ceza evinden çıkarıldım.Ben sayılı komünist şairlerdenim. Çok mutluyum. Çünkü büyük Ekim devriminin 5. yıl dönümünü Moskova’da kutladım. Bu nedenle şiir yazdım. SBKP’nin 22 kongresini kutladım. Bu nedenle de şiir yazdım. Artık on yıldır Moskova’da yaşıyorum. Ailem de yanımda. Bütün Sovyet halkı gibi buradaki yaşama alıştım. Saygıdeğer Nikita Sergeyeviç yardım edin, ben Sovyet vatandaşı olmak istiyorum.

En iyi dileklerimle. Saygılarımla

Nazım HİKMET

7 Aralık 1961

Vasiyeti:

Saime Göksu ile Edward Timms’in “Romantik Komünist-Nazım Hikmet’in Yaşamı ve Eseri” kitabının (Doğan Kitap) 425’inci sayfasında Hikmetov’un vasiyetine ait bir açıklama yer almıştır:

“Cenaze töreninden sonra miras sorununa çözüm getirmek gerekiyordu. Nazım 10 Eylül 1959’da Rusça kaleme aldığı vasiyetnamesinde, en değerli mirası olan eserlerinin telif hakkının üçte ikisini karım Münevver ve oğlum Mehmet’e diyerek eski ailesine, kalan üçte birini de Türkiye Komünist Partisi’ne bırakmıştı. Vasiyetnamesini Yazarlar Birliği’ne emanet etmiş ve belge onaylanmıştı. Rus kanunlarına göre karısı görünen Vera’nın adı vasiyetnamede geçmediği halde, Moskova’daki apartman dairesi ve Nazım’ın diğer bazı özel eşyaları Vera’da kalabilecekti.”

Nazım Hikmetov’un imzasının bulunduğu vasiyetnamenin metni şöyle:

Moskova şehri, 1959 yılı Eylül ayının onu.

Ben, yurttaş Hikmet-Borjentski Nazım, Moskova kentinde 2. Pesçanaya Sokak, altıncı ev, 112 dairede oturan kişi bu vasiyetname ile, ölümüm vukuunda aşağıdaki hususların yapılmasını vasiyet ediyorum:

Bütün yazınsal yapıtlarımın ve onların yeni baskılarının yazarlıktan doğan teliflerini aşağıdaki kişilere vasiyet ediyorum:

Türkiye’de İstanbul şehrinde Kadıköy’de Cevizlik Sokak 31 numarada yaşayan karım Münevver Andaç’a ve oğlum Mehmet Andaç’a gelirlerimin yüzde 75’ini bırakıyorum.

Türkiye Komünist Partisi’ne, onların temsilcilerinin şahsında gelirimin yüzde 25’ini bırakıyorum.

Sovyet Sosyalistleri Cumhuriyetleri Birliği Medeni Kanunu’nun 422’nci maddesinin içeriği noter tarafından bana okundu.

Bu vasiyetname 2 kopya olarak düzenlendi ve imzalandı.

Bunlardan birinci kopya, Dorogomilovskaya Sokak 4. binadaki Moskova 11. Devlet Noterliği Bürosu’nda muhafaza edilmektedir.

İkinci kopya da Hikmet-Borjentski Nazım’a verilmiştir.

Gerçekler:

Nazım Hikmetov’un yukarıda belirttiğim marifetlerinden (!) sonra gelelim onu vatan şairi, yurtsever gibi yalan yanlış ifadelerle öven zevatlara cevabımıza. Tabii cevabı gene Hikmetov’un kendi ifadeleriyle süsleyerek yani Hikmetov’u şahit göstererek vereceğim:

2002 yılının UNESCO tarafından “Nazım Hikmet yılı” olarak ilân ettirilmesinden sonra zaten olan ama bu ilândan sonra daha da palazlanan Nazım Hikmetov’u övme yarışmasının sebebi bence, ya Hikmetov’un müptezel kişiliğinin bilinmemesinden ya da büyük kızıl zağarlarından Lenin’in 1923 yılının 1 Mayıs işçi gününde etrafına topanan yazar ve şairlere şu öğüdüne “Bulunduğumuz memleketlerde itimat ettiğiniz, inandığınız, yoldaşlarımızdan azami istifadeyi temin edebilmek için onları mutlaka şöhrete ulaştırmanız icap etmektedir. Çünkü halk efkarı şöhretli insanlara itibar eder, saygı duyar.” uyularak yapılmaktadır.

Nazım Hikmetov’u katışıksız Türk ilân eden zevatlara gelince; Nazım Hikmetov Rusya’ya kaçtıktan sonra Sovyet lideri Nikita Sergeyeviç’e yazdığı mektupta “19 yaşından beri kalbi kafasıyla Sovyetler Birliği’ne bağlı olduğunu” yazmadı mı? Bu mu katışıksız Türklük. Türkiye’de “Ran” soyadını aldıktan sonra gerçek kimliği hatırına geldiğinden dolayıdır ki “Verzansky” veya “Borzecki” gibi soyadları kullanmıştır. Benim bildiğim katışıksız Türkler tek bir soyadı kullanır oda Türkiye Cumhuriyeti veyahut da Türk Cumhuriyetlerinden alınan soyadlarıdır.

Gelelim yurtseverline; Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu büyük önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’e küfür ettiği

...

Trabzon’dan bir motor açılıyor

Son perdeye başlıyorlar!

Burjuva, Kemal’in omuzuna binmiş

Kumandan, kahyanın cebine inmiş

Uluyorlar

Hav... hav... hak... tü.

...

bu şiir mi yoksa 1960’da Bakü’de Azerbaycan Yazarlar Birliği’nin düzenlediği bir toplantıda söylediği “Dostlarım, bir gün Türkiye de Azerbaycan gibi sosyalist bir ülke olacak. Ben görmesem bile içinizden bazıları mutlaka bunu görecek...” Türkiye’yi 1960’ın Azerbaycan’ı gibi Sovyetler Birliği’ne tâbi bir komünist ülke olmasını istemesi mi yoksa 1951 yılında Kore’de Çin uçakları tarafından Türk siperlerine atılan “Mektup” adlı şiirinde, komünist Çinlilerle savaş halinde olan Türk askerlerine “Hemen teslim ol Mehmed. Ananın başı için, teslim ol kardeşine (yani komünist Çinlilere)” diye şiirler yazması mı yoksa Kıbrıslı bir komünist olan Derviş Kavazoğlu’na yazdığı ve adeta Enosis’i destekleyin mahiyetindeki şu mektubunda “...Kıbrıs’ın anası Yunanistan ile birleşmesini engellemeyiniz. Böylece Kıbrıs savaş kundakçılarının zırhlısı haline gelmekten kurtulacaktır. İşte o zaman Ada üzerinde yaşayan Türk ve Yunan Kıbrıslılar mutlu olacaklardır...” ifadeleri mi yoksa 19 yaşında Moskova’ya kaçtıktan iki yıl sonra Moskova sefirimizin kendisini çağırıp: “Türkiye’ye bir an önce dönmelisin. Memleketin senden vazife bekliyor. Öğretmen olarak Türk çocuklarına hizmet edeceksin, senden bunu bekliyoruz” dediği zaman Nazım Hikmetov’un sefire verdiği cevap “Ruya’yı sevdim. Dönmeyi düşünmüyorum. Hem Türkiye’de 30 sümüklü çocuğu okutmayı hiç aklımdan geçirmiyorum.” diyen bu müptezel mi yurtsever, vatan şairi. Soruyorum bu komünist zağarını övenlere bu mu yani vatanseverlik bu mu gerçek vatan aşığı olmak. Tabii cevabınız yok, siz almışsınız bir zamanlar övdüğünüz o piçin yaptığı gibi arkanıza kızılları alıp rahat rahat at oynatıp istediğiniz komünisti övmeyi, istediğiniz vatan evladını da yermeyi.

Komünist zağarı Nazım Hikmetov’a (Nazım Hikmet Ran mı, Nazım Hikmet Verzansky mı, yoksa Nazım Hikmet Borzecki mi desem acaba) methiyeler düzen müptezellere karşı benim söyleyeceklerim bu kadar bundan sonrasını bu necip milletin iki büyük evladının yani gerçek vatansever iki kelâm neferinin sözlerine bırakıyorum:

Orhan Seyfi Orhon: Bu millet çok eski bir tarihten gelmiş, en çetin mücadele içinde savaşmış, yok olmamış, hür yaşamıştır. Gene öyle olacaktır. Hiç bir komünist şair bunu değiştiremez. Ortada tabir yanlışı var. Hürriyet rejimlerinde bu türlü şairlere vatan şairi denmez, vatan haini denir!

Hüseyin Nihâl Atsız: Nâzım Hikmetov Yoldaş! Sarı suratlı afyonkeş Çinlilerle kara suratlı yamyam Habeşlerin davasını güdüyorsan, haydi oraya... Yolun açık olsun. Babıâli caddesinde Habeş davası müdafaa olunamaz. Senin beğenmediğin burjuvalardan yüzlerce kişi Habeş davasını kanlarıyla korumak için kızgın kum çöllerine koştular. Sende o yürek nerede? Şimdiye kadarki susuşumuzu sakın güçsüzlüğümüze ve çekindiğimize verme. Deli Petro gibi bayrak açıp gelseniz bile bizi karşınızda Baltacı’lardan mürekkep bir ordu halinde bulursunuz. Hem bu sefer her biriniz için birer Katerin gelse de elimizden kurtulamazsınız.

Bu iki üstadın bu ifadeleri bu yanlışı yapanlara öğüt, bile bile bu kızıl zağarı öven günümüz kızıllarına da uyarı mahiyetindedir. Günümüz milliyetçileri de bu iki üstad gibi düşünmektedirler.

Tanrı Türk’ü Korusun.





Yorumlar








Aktif Ziyaretçi 17
Dün Tekil 828
Bugün Tekil 829
Toplam Tekil 1638718
IP 54.161.175.236






TURAN-SAM PRINTED ISSN: 1308-8041
TURAN-SAM ONLINE ISSN: 1309-4033
Journal is indexed by:

































































6 Rebiü'l-Evvel 1438
Aralık 2016
P
S
Ç
P
C
Ct
P
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31


Türk Devletinin yenilmez, zinde hayat gücü ve Türk Milletinin teminatı ve istikbali gençliktir.
(Alpaslan TÜRKEŞ)


Ekle Çıkar









Anasayfa - Amaç - Misyon - Vizyon - Faaliyetler - Tüzük - Yönetim - Yasal Uyarı - İletişim

Her Hakkı Saklıdır © 2007 - 2017 TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi
Sayfa 2.384 saniyede oluşturulmuştur.

TURAN-SAM rssTURAN-SAM rss
Google Sitemap

Sayac

"Bu site en iyi mozilla firefox'ta 1280x960 çözünürlükte görüntülenir."

Turan Portal v1.3 | Tasarım TURAN-SAM , Kodlama Serkan Aygün

Turan Nedir?, Bilimsel Dergiler, En popüler Bilimsel Dergi, Endeksli Bilimsel Dergiler, Saygın Bilimsel Dergi, Türk Dünyasının en popüler ve en saygın Bilimsel Hakemli Dergisi, SSCI, SCI, citation index, Turan, Türk Devletleri, Türk Birligi, Türk Dünyası, Türk Cumhuriyetleri, Türki Cumhuriyetler, Özerk Türkler, Öztürkler, Milliyetçi, Türkçü, Turancı, Turan Askerleri, ALLAH'ın askerleri, Turan Birliği, Panturan, Pantürk, Panturkist, Türk, Dünyası, Stratejik, CSR, SAM, Center for Strategical Researches, Araştırma, Merkezi, Türkiye, Ankara, İstanbul, Azer, Azeri, Azerbaycan, Bakü, Kazakistan, Alma-Ata, Astana, Kırgız, Bişkek, Kırgızistan, Özbekistan, Özbek, Taşkent, Türkmen, Türkmenistan, Turkmenistan, Aşxabad, Aşkabat, Ozbekistan, Kazakhstan, Uzbekistan, North, Cyprus, Kıbrıs, MHP, AKP, CHP, TURKEY, Turancılık, KKTC, Vatan, Ülke, Millet, Bayrak, Milliyet, Cumhuriyet, Respublika, Alparslan Türkeş, Atatürk, Elçibey, Bahçeli, Aytmatov, Bahtiyar Vahabzade, Yusuf Akçura, Zeki Velidi Togan, İsmail Gaspıralı, Gaspırinski, Nihal Atsız, Alptekin, Kürşad, Tarih, Kardeş, Xalq, Halk, Milletçi, Milliyetçi, Yürek, Ürek, Türklük, Beynelxalq, Arbitrli, Elmi, Jurnal, Nüfuzlu