GÜNCEL - Erdal SARIZEYBEK - TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi - http://www.turansam.org









GÜNCEL - Erdal SARIZEYBEK
Tarih: 30.12.2010 > Kaç kez okundu? 2050

Paylaş






12 Eylül 2010 referandumuna halkımızın katılım oranı %73.71’dir. Katılanların %57.88’i, Erdoğan siyasetinin anayasa değişiklik paketine “evet” oyu vermiştir. Bu; bir anlamda halkımızın bu siyasete vermiş olduğu güvenoyudur ya da Erdoğan siyasetinin çıkan oylardan anladığı budur. Bu demektir ki bu siyaset, durmaksızın yola devam edecektir, yani ayrıştırma siyaseti derinleştirilerek sürdürülecektir. Ama aynı zamanda, Başbakan Erdoğan’ın söylemiş olduğu “taraf olmayan bertaraf olur” siyaseti de yürürlüğe girecek, demektir. Nasıl mı?



İŞ DÜNYASI



Daha şimdiden yargının yapısını değiştirme çabaları başlamıştır. Yargının siyaset yörüngesine alınmasıyla Erdoğan siyaseti, öncelikle kendine karşı siyasi güç olmak isteyenleri etkisiz hale getirebilmek için gayret gösterecektir, yani “karşıt olanları bertaraf etme” operasyonları başlayacaktır. Bu operasyondan herkes payına düşeni alacaktır. Bunda da, öncelikle parayı yönetenler, sermaye kullananlar yani ticaret yapanlar ilk sırayı alacaktır. Dolayısıyla bu para dünyası ilk sırada tehdit altındadır. Erdoğan siyaseti karşıtı olan ya da görünen başta iş adamları, şirket sahipleri, ithalat ihracat işleriyle uğraşanlar, hepsi ama hepsi artık tehdit altındadır.



Bunun örmeklerini çok gördük ve yaşadık biz. Odalar ve Borsalar Birliği Başkanı Rıfat Hisarcıklıoğlu “ülkede ticari işlerin iyiye gitmediğini” söylediği anda, Erdoğan siyaseti onlarca maliye müfettişiyle Hisarcıkoğlu’nun şirketlerine saldırmadı mı, teftişe almadı mı? Ne zaman ki Hisarcıklıoğlu bu söylemlerinden vazgeçti, teftiş de kalkmadı mı? Yarını daha nasıl göreceğiz ki biz, bugünden belli değil mi? Bu tür uygulamalarla, yani görev ve yetkinin kötüye kullanımıyla, Türkiye’nin ticari işleri ve hayatı Erdoğan siyasetinin emrine girecektir. Örneğin; taraf olmayan TÜSİAD ya bertaraf olacak ya da bu bu siyasetin yanlışlarına göz yumacaktır.



Bu şekilde Erdoğan siyaseti, bu mali gücü hizmetine alacak ve bunu zamanla siyasi güce dönüştürecektir. Siyasi güç demek; halkın oyları demektir. Dolayısıyla bu oylar 2011’de Erdoğan siyasetine gidecektir. Ancak tuzağın erken farkına varır da, sermaye gücü olanlar ellerindeki imkanları, örgütlü sivil toplum için kullanırsa eğer, meydan Erdoğan siyasetine bırakılmamış olacak ve plan işlemeyecektir.



DERNEKLER



Ardından sivil toplum örgütleri tehdit altındadır. Biraz daha seslerini “Erdoğan siyaseti karşıtı” olarak çıkartmaya başladıklarında siyasi yargı, siyasi polis, siyasi maliye, kısaca Erdoğan siyasetinin bütün güçleri bu sivil toplum örgütlerinin üzerine saldıracaktır. Bu durumda da ilk hedef Atatürkçü Düşünce Dernekleri olacaktır, çünkü Anadolu’da halkın, yaygın olarak sivil bir çatıda toplandığı tek yer ADD şubeleridir. Dolayısıyla bugünlerde İstanbul’daki soruşturmanın devamı olarak, ADD için yeni soruşturma başlatılırsa hiç şaşırmayınız.



Amaç; demokrasiye inanmış örgütlü toplumu yok etmektir. Bu dernekler susturulur ya da sindirilirse, Erdoğan siyaseti halkımı kolay etkilemek imkanı bulacak, bu da, oy olarak bu siyaset hanesine yazılacaktır. ADD bu tuzağın farkında olarak, toplumu bilinçlendirme faaliyetlerini daha da yoğunlaştırarak sürdürmesi halinde, en azından halkımız gerçeklerin farkına varacak ve bu siyasetin tuzağına düşmeyecektir.



ERGENEKON



Bir diğer husus da şudur; artık tüm siyasi soruşturmalar İstanbul’dan yapılacaktır, hem de kendilerine Ergenekon savcısı denilmesine ses çıkarmayan savcılar tarafından yapılacaktır. Kod adı Ergenekon olan İstanbul’daki soruşturmalar daha da siyasallaşacak, daha da kurumsallaşacaktır.



Aslında yargı siyasallaşacaktır. Bunun da anlamı şudur; siz ne savunma yaparsanız yapın, “gereği düşünüldü” denilip, “tutukluluk halinin devamına” hükmü verilecektir. Siz isterseniz dünyanın en namuslu insanı olun, sahte belgeler, sahte ses ve bilgisayar kayıtlarıyla, herkes artık soruşturma konusu yapılabilecektir. Hanefi Avcı, bu gereği bize anlatılmak için, daha geçenlerde nerdeyse beş yüz sayfalık bir kitap yazmıştır. İleri sürdüğü iddialara Genelkurmay Başkanlığı dahi tepkisiz kalamamış ve askeri savcılar konuyu incelemeye almıştır. Bu ne demektir biliyor musunuz? Türkiye’de artık kimsenin güvenliği yok, demektir. Güvenliği olmayan birey ve toplum tepkisizleşecektir. Bu da Erdoğan siyasetine yarayacaktır.



Eğer ki Cumhuriyet savcıları, yasalardan aldıkları güçle siyasetin işlemiş olduğu suçlar üzerine giderek soruşturma ve yargılama sürecini başlatmaları halinde, bilinçli toplumun direncini sağlamlaştırmış olacak, bu da halkımızın siyasetin akıntısında sürüklenmesini engelleyecektir.



MEDYA



Medya tehlikededir. Medya patronları hedeftedir. Özgür ve bağımsız kalemler, yazarlar, çizerler tehdit altındadır. Bakın işte, 12 Eylül referandumundan hemen sonra, Haber Türk gazetesinin en önemli kalemlerinden Bekir Çoşkun da işten çıkarıldı, daha önce Hürriyet’ten çıkarılan Emin Çölaşan gibi.



Bakın araştırmacı Bülent Tanla’nın referandum sonrası açıklamalarına;



“AKP bugünkünden daha yoğun bir kampanya yapacak. Medya desteği tarihimizde görülmemiş bir seviyeye ulaşacak. Buna içerik ve sahiplik de dahil. Bugün yaşadıklarımız yaşayacaklarımızın yanında meltem esintisi gibi kalabilir. Sadece reklam ve medya değil, bankalar, finans kuruluşları da bu destek konvoyuna katılacak. AKP merkez partisi olmak için bazı partileri parçalayacak ya da yolu üzerindeki bazı küçük partileri yutmaya çalışacak.[1]”



Medyanın bu durumu ağırlaşarak devam edecek, yakın gelecekte bizi tehlikelerden haberdar edecek kalem de kalmayacaktır, ekran da. Zaten sayıları azdı, daha da azalacak, belki de kalmayacaktır. Bu demektir ki, bütün ekranlar ve bütün kalemler Erdoğan siyasetinin emrine girecektir. Bunun da anlamı şudur; halkımız gerçeği göremez hale getirilecek ve 2011’de, ekran ve kalem yoluyla oylar Erdoğan siyasetine yöneltilecektir. Ancak medya, anayasal basın özgürlüğünden ve basın ahlakından alacağı güçle, siyasetin gizli plan ve projelerini açığa çıkaracak habercilik anlayışını sürdürürse, bilinçli toplum Erdoğan siyasetine fren olabilecektir.



ÖZEL YAŞAM



Artık özel yaşamımız da tehdit altındadır. Daha da ötesi, Türkiye’de herkes ama herkes fişlenecektir, AKP yanlısı AKP karşıtı gibi. Bütün iş adamları, gazeteciler, akademisyenler, sendikalar, sivil toplum örgütleri, özel sektör, bütün memurlar hatta asker ve yargı “AKP yanlısı”, “AKP sempatizanı”, “AKP karşıtı” şeklinde fişlenecektir.



Bunu zaten AKP Milletvekili Avni Doğan bunu bize açık açık ekranlardan söylemedi mi[2];



“Kahramanmaraş Milletvekili Avni Doğan, Türkiye'nin 10 yıl daha partilerine ihtiyacı olduğunu öne sürerek,´... Onun için biz desteğinizi istiyoruz.Türkiye'nin 'ye 10 sene daha ihtiyacı var. Her yerde, Karacasu'da ihtiyacı var.. Türkiye'de ihtiyacı var. Eğer biz birazcık tökezlersek, bu Ergenekoncular falan bu defa çok kötü intikam alır, halktan. Bu memlekette kimin kızının başı örtülü, hepsini fişlemişler. Kimin çocuğu İmam Hatip'e gidiyor hepsini fişlemişler. Kim muhafazakar, kim ramazanda oruç tutuyor hepsini fişlemişler. Eee şimdi biz onları fişliyoruz. 40 sene onlar bu halka yaptı, inşallah sıra bizde. Yapmaya çalıştığımız bu arkadaşlar…”



Bu ne demektir biliyor musunuz; AKP’ye karşı gurupta olanların telefonları dinlenecek, banka kayıtları, bilgisayar kayıtları, aile yaşamları, özel yaşamları didik didik edilecektir, demektir. Aslında bunlar zaten yapılmaya başlanmıştır; bakın Kod adı Ergenekon olan soruşturmaya, soruşturmanın kalmayan gizliliğine, dinlenen telefonlara, araştırılan banka kayıtlarına, hepsi hep kayıt altına alınıyor hem de yayınlanıyor.



Şimdi ise bu durum daha da organize hale gelecek ve Erdoğan siyasetinin bütün gayreti, karşıt olanları tasfiye etmek olacaktır. Bu demektir ki “insanlar tepkisizleştirilecek” ve Erdoğan siyasetinin akıntısına sürüklenip gidecektir. Bu da, bu siyasete destek anlamına gelecek ve oy olarak sandığa atılacaktır. Bununla birlikte, Cumhuriyet’in ve demokrasinin erdemine inanan bizler, bize ve başkalarına yapılması muhtemel haksızlıklara direnir isek, bu durum topluma örnek teşkil edecek ve halkımızın sağduyusu bu siyasete izin vermeyecektir.



ORDUMUZ



ABD’nin küresel BOP projesine karşı çıkan ordumuz da tehdit altındadır. Ordumuz ve yargımız üzerindeki baskılar sürdürülecek, ta ki etkisizleştirilinceye kadar devam edilecektir. Olmazsa Ergenekon devreye girecek ve yeni soruşturmalar başlatılacaktır. Etkisiz Ordu ne demektir?



Etkisiz Ordu, Erdoğan siyasetinin Kapıkulu Ordusu demektir.



Yani bu siyaset “çekil” diyecek Ordu’ya Kıbrıs’tan, çekilecek!



“Tanı” diyecek Barzani’yi, Ordumuz Barzani’nin Kürt devletini tanıyacak, tanımakla kalmayıp Barzani Ordusuna, zamanı geldiğinde bize karşı savaşması için eğitim de verecek.



” Aç” diyecekler Ermeni Kapısını, Ordumuz açacak.



“Git savaş” diyecekler Afganistan’da, ordumuz savaşacak Afganlı kardeşlerimizle.



İşte Kapıkulu olmak böyle bir şey.



Zaten bir ordu mensubu çıktı ekrana, açık açık söyledi bunu. Üstelik bu açıklamayı yapan, bir amiraldi. Amiral Ertürk açık açık söyledi, işte haykırışı;



"TSK, Atatürk ile birlikte Cumhuriyet’i kurucu unsur, Kurtuluş Savaşı ve sonrasındaki Türk devrimlerinin arkasındaki güçtür. Bu nedenle kuruluş felsefesine sımsıkı bağlıdır. Çeşitli yöntemler kullanılmasına, bazı mevziler elde edilmesine rağmen antiemperyalist yapısı, Türkiye Cumhuriyeti ve felsefesine bağlılığı, kırmızıçizgilere sahibiyet konusundaki hassasiyeti, yer yer aşılmış olsa bile kırmızı çizgiler nedeniyle Türk siyaseti üzerindeki kısmen etkinliği, liyakatı esas alan subay yapısı ve mecburi askerlik sistemiyle sahip olduğu Türk ulusuyla arasındaki organik bağ devam etmektedir. Bozulması için gayret gösterilen bu yapı, Türkiye Cumhuriyeti’ni içine alan Büyük Ortadoğu Projesi için de bu coğrafyada yapılması planlanan hedefler için de TSK bir engeldir, baş ağrısıdır."



Biz ordumuzun bu tehdit ve tehlikenin farkında olduğuna inanan insanlarız. Türk Ordusu’nun bir yandan asimetrik psikolojik savaş yöntemlerini etkisiz kılarken, bir yandan yasalarla belirlenmiş vazifesini yapacağına, bununla birlikte Türk yurdunu, Türk Cumhuriyeti’ni, Türk devletini ve milletini korumak için ön alıcı tedbirlerini geliştireceğine inancımız tamdır. Ordumuzun güvenliğimizin teminatıdır.



YAHUDİ SİYASETİ



Anayasamızın değişmez ve değiştirilmesi dahi teklif edilmez hükümleri ile devletimizin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü tehdit altındadır. Çünkü gelecek dönemde Erdoğan siyasetinin, Yahudi planına uygun olarak yürüttüğü ayrıştırma çabaları hız kazanacak, Türk-Kürt ayrımı ile Alevi-Sünni ayrımı derinleştirilerek sürdürülecektir. İnsanlar artık “ben kimim” diyerek kendini sorgular hale getirilecektir.



Bu durum, tek olan milletimizi, tek olan devletimizi, tek olan dilimizi ve tek olan vatanımızı ayrıştıracak ve yasa değişiklikleriyle bu ayrışmalar, üniter devletimizi bir yok oluş sürecine taşıyacaktır. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, inanıyoruz ki en az bizim kadar gidişatı izlemektedir, yeri ve zamanı geldiğinde anayasamızı koruyucu tedbirleri alacaktır.



TERÖR



Teröre gelince, yine bu süreçte PKK, AKP’leştirilmeye devam edilecektir. Af konusu daha sık gündeme taşınacak ve Erdoğan siyaseti, özellikle “Irak’taki lider PKK kadrosu Türkiye’ye nasıl getirebilir” sorusuna cevap bulmak için çaba harcayacaktır. Çünkü AKP’leşmeye direnen PKK’nın sözde lider kadrosudur, Karayılan’dır, Fehman Hüseyin’dir.



Eğer ki bir yol bulunup bunlar Türkiye’ye getirilebilirse ve de Doğu’da devlet yönetimimizden bunlara da pay verilirse, hele ki İmralı da çıkarılıp Başbakan yardımcısı yapılabilirse, işte o zaman PKK da bitecektir.



Eğer ki Erdoğan siyaseti, PKK’yı AKP’leştiremezse ve Irak’taki kadro da direnişini sürdürürse, işte o zaman ABD’nin ikinci planı devreye girecek, Doğu’da ağır sonuçlara yol açacak toplumsal olaylar çıkarılıp, Irak’taki kadronun sözde isyan liderleri gibi Türkiye’ye getirilmesi planına geçilecektir.



Bu tabloda, amaçları aynı ama gidiş yolları farklı olan AKP ile PKK, ne acıdır ki Doğu’da güç savaşına girecek, AKP devlet gücüyle ortaya çıkarken PKK da silahlı gücüyle halkı vuracaktır.



Bunu gören PKK, elindeki kozların tamamını kullanacaktır; halk ayaklanmasına gitmek yani Serhildan. Ancak buna ABD izin vermeyecektir. Bu durumda da yer yer çıkacak çatışmalar zaten yaratılmış olan Türk-Kürt ayrımını daha da derinleştirecektir. Türkiye’ye, başlangıçtaki adı ister “özerk yapılar” olsun, ister “federe yapılar” olsun, ister “bölgesel meclisler” olsun bölünmeye doğru gelecek yüzyıla girecektir.



Bu durum, tüm anayasal kurumlarımızın ve artık hepimizin bu vatanı ve Cumhuriyet’i nasıl koruyacağımızın hesabını şimdiden yapmamızı zorunlu kılacaktır. Bu tehlikeyi gören Banu Avar köşesinden bize haykırıyor, bu tuzağa düşmeyin, bu kapana girmeyin diyor[3];



“Dünyayı ele geçireceğiz!’ diyen küresel sermayenin komuta merkezi CFR[4] emriyle, Türkiye hızlı bir virajdan geçiyor. Sözümüz odur ki, bu virajın sonunda bu araba devrilir. Enerji anlaşmaları, uyuşturucu işleri, krom ve bakır peşkeşleri, Türkiye, İran,Suriye, Irak’ın parçalı haritaları yollara serilir…Öncelikle, Güneydoğu’da yaşayan PKK ve uzantısı ağaların elinde tarumar olmuş yöre halkı, bu baskı ve zülme ‘yeter’ diyecektir. Ortak dertlerle kavrulan ülkenin her yanında mazlumlar da giderek seslerini yükseltecektir. Bunu öngören yabancı istihbarat memurları, milli duruşu, Kürt Türk çatışmasında eritmek isteyeceklerdir. Her unsuruyla Türk halkı, tüm partilerin içindeki vatansever güçler, bir araya gelecek, başımıza örülen çorabı delik deşik edecektir. Ve tüm bunlar 1 yıldan az bir zamanda gerçekleşecektir.”



Referandumun hemen ertesi günü, PKK’nın yaptığı şu açıklama öngörülerimizi teyit açısından dikkat çekicidir;



“İspanyol El Mundo gazetesine konuşan Terör örgütü PKK'nın elebaşlarından Murat Karayılan, özerk bir bölgesel yönetim talep ettiklerini belirtti. Murat Karayılan, "Katalonya'nınkine benzer bir statü tanındığı takdirde bağımsızlık için silahlı mücadeleden vazgeçer ve silahlarımızı Birleşmiş Milletler'e teslim ederiz" dedi. Terör örgütünün elebaşı PKK'nın 20 Eylül'e kadar eylemsizlik kararı aldığını hatırlatarak, güvenlik güçlerinin operasyonlarını sürdürmesi halinde bu kararlarını iptal edecekleri tehdidinde de bulundu. Murat Karayılan, o zaman çatışmada yeni bir evreye girileceğini ve sivil itaatsizlik başlatacaklarını ileri sürdü.[5]”



Yine referandumun ertesi günü Erdoğan siyasetinin sözcüleri iş başı yapmış ve içlerindeki kini satırlarına dökmüşlerdir. Her bir kelimesi yakın gelecekteki tehlikeyi haykırıyor adeta. Yazan Ahmet Altan. Gazetenin adı Taraf. Gün 14 Eylül. Bakın şu kine, Atatürk’e ve Cumhuriyet’e duyulan;



“Gizli ve açık taraftarlarının büyük desteğine rağmen Kemalist rejim halkın güçlü sillesiyle sallandı. Aslında bu kaçınılmazdı. Kemalizm, artık bu ülkenin yaşamını sınırlandıracak güce sahip değil…,”



Referandumun daha haftası geçmeden, Diyarbakır’da Kürt Çalıştayı yapıldı ve sonuç bildirgesinde yapılan açıklamaya, Ahmet Altan’ın gözlüğü ile bir bakın;



“Kemalist resmi ideolojik dayatmaların neticesi olarak bugüne kadar binlerce insanın ölümüne ve büyük acıların yaşanmasına yol açan Kürt sorununun kaynağı doğru tespit edilmeli, inkarcı-asimilasyoncu söylem ve politikalarla kapsamlı biçimde yüzleşilmeli ve militarist vesayet reddedilmelidir.”



12 Eylül referandumdan hemen sonra ADD Genel Başkanı Tansel Çölaşan da, Hatay’da yaptığı bir konuşmada, içine düştüğümüz tehlikeyi açık açık ifade ediyor;



“Emperyalistler, Türkiye’deki yerli işbirlikçileriyle demokrasiyi getirme ayağına Büyük Ortadoğu Projesi’ni genişlettirdiler. Emperyalistler, ülkelerindeki insanların refahı için çalışırken, maalesef Türkiye’deki yerli işbirlikçileri demokrasi gelecek adı altında Türkiye’nin bölünmesi için adam atıyorlar.”



Çözüm yolunu da gösteriyor Çölaşan;



“AKP hükümetinden kurtulmak bizim elimizde, bizim oylarımızla bunu sağlarız. Eğer, oylarımıza sahip çıkarsak, önümüze gelecek sandıkta AKP’yi silip süpürürsek, Türkiye aydınlık günlere kavuşacak.”



ANADOLU’DA BİZANS SİYASETİ



Tehlike ağır ve yakındır. Türk gençliği cemaat eliyle AKP’leştirilecektir. Müslüman Türk halkı, cemaat yoluyla AKP’leştirilecektir. Türk kimliği süreç içinde yok edilecektir. Erdoğan siyasetinin ya da İmralı’nın ortaya attığı Türkiyelilik kavramı tarihsel dayanaktan yoksundur, çünkü tarihte Türkiyeli diye bir millet yoktur.



Ekonomi ve kaynak yönetimi, tam anlamıyla yabancıların eline verilecektir, adına özelleştirme denilecektir.



Erdoğan siyaseti yine bu süreçte, Irak kuzeyindeki Kürt devletinin başı olan Barzani’yi güçlendirecektir. Kürt devleti kelimenin tam anlamıyla devlet haline getirilecektir. Bu devletle anlaşmalar imzalanacaktır.



Öte yandan Dinler arası diyalog hızlanacak, önce Van’daki Ermeni Kilisesi ayine açılacak, ardından diğerleri izleyecektir. Heybeliada Ruhban Okulu açılıp papaz yetiştirilecektir. Fener Rum Patriği fiilen ekümenik olacak ve Doğu Bizans Ortodoks Kiliseleri Başı olarak yükselecektir.



Plan ve projeler bunlardır. Bunların hayata geçip geçmemesi ise bizim kararımıza bağlıdır, hepimizin; ya bu süreci seyredeceğiz ya da bu sürece izin vermeyeceğiz.



SESSİZ KALIRSAK, OLACAKLAR



Süreci uzaktan seyretmemiz halinde, 2011’e gelindiğinde, genel seçimler yapılırken Türkiye’nin görünen yüzü ise şu olacaktır;



Cemaat okulları, gençliğin yüzde elliden fazlasını kontrol eder durumdadır. Gençlik, Atatürk’ün gençliği olmaktan çıkmıştır. Bu durumda, cemaat gençliğinin oyları Erdoğan siyasetine gidecektir.



Ülkede ticari faaliyetlerin yüzde elliden fazlasını Erdoğan siyaseti kontrol eder durumdadır. Mali güç siyasi güce dönüştürülmüştür. Dolayısıyla ticari hayatın oyları Erdoğan siyasetine gidecektir.



Sivil toplum kalmamıştır. Batı’da halk AKP’leştirilmiştir, elbette biz hariç, “Biz Türk’üz, Biz Atatürk’üz, Biz Cumhuriyet’iz, Bu vatan bizimdir, bu bayrak bizim, bu insan bizim” diyenler hariç. Bu durumda, Batı’da halk ikiye bölünmüştür, oyların yarısı AKP’ye kalan yarısı da Atatürk’e gidecektir.



Doğu’da da halk ikiye bölünmüştür; AKP’leşmiş halk ile PKK’laşmış halk. Bu durumda oyların yarısı AKP’ye, kalan yarısı PKK’ya gidecektir.



Bu gidişata “dur” demez isek, 2011’de AKP yani Erdoğan siyaseti yeniden iktidara gelecektir. Erdoğan Cumhurbaşkanı olacak ve Türkiye artık başkanlık idaresini konuşacaktır.



Bu başkanlıkta her şey çok olacak ama “Türk” olmayacaktır.



Türkiye “Türklerin yurdu” olmayacaktır.



Adı “Türk” olan her şey kaldırılacaktır.



Çok bayrak, çok dil, çok din, çok ticaret ile Türkiye serbest bölge haline getirilecektir. Kürdistan kurulacak, onu Büyük Ermenistan, onu Pontus Rum, onu da Büyük İsrail izleyecektir.



Türk ordusu üzerinde oynanan oyun da budur. Milletin ordusu, sömürge ordusuna dönüştürülmek ve yabancı menfaatlerini koruyan bir güç haline getirilmek istenmektedir.



İstanbul Doğu Bizans olacak ve Fener Rum Patriği Doğu Bizans’ın Vatikan’ı olacaktır. Tüm kiliseler ibadete açılacak, halkımız yavaş yavaş Hıristiyanlaştırılacaktır.



Türkiye’nin kaynakları ve ekonomisi yabancıların denetim ve kontrolüne geçecektir, kısmi olarak değil bütünüyle. Özel okullar Türk genci değil Bizans’ın çocuğu yetiştirecektir.



Fakir halk köle durumuna getirilecektir.



Anadolu’da Müslüman Türk tarihi, Türk kimliği ve varlığı tarihten yavaş yavaş silinecektir. Üstelik tüm bunlar “ben Müslümanım diyen Erdoğan siyaseti” eliyle yapılacaktır.



Bu bir senaryo değildir. Bu bir komplo teorisi değildir, gidişat budur.



Bu gidişatı önleyecek gücümüz var mıdır? Elbette vardır...



Bakın Kurtuluş savaşına, bu sömürgeci zihniyetlere ders vermedik mi biz!



Bakın Cumhuriyet’in ilk yıllarına, yerli malı üretmedik mi biz, üretip de Osmanlı’nın borçlarını da ödemedik mi biz!



Türk malı uçak, Türk malı otomobil yapmadık mı biz!



Bakın Cumhuriyet’in ilk yıllarına, Cumhuriyet fazilettir deyip insanımızı insanca yaşatmaya karar vermedik mi biz!



Nedir şimdi bu halimiz; bir yanda ayrışıyoruz, parça parça olup gücümüzü yitiriyoruz. Kardeşler neydeyse düşman haline getiriliyor birbirlerine. Türk toplumu Türk-Kürt diye ayrıştırılıyor, Alevi-Sünni diye ayrıştırılıyor, Yahudi stratejisi bu, elimizde belgesi var, yazıyor açık açık. Öte yanda, kaynaklarımızın yönetimi yabancıların eline geçiyor, ekonomik bağımsızlığımız elimizden alınıyor, yavaş yavaş gücümüzü yitirip tam bağımlı hale geliyoruz. Bu yetmiyormuş gibi, Türk milli eğitimi cemaatin eline geçiyor, özel okullar Milli olan ne varsa yok ediyor, kendine özel çocuklar yetiştiriyor. Fakir çocuklarımız, zeki çocuklarımız elimizden alınıp bir cemaate teslim ediliyor. Hanefi Avcı’yı okuduk, Cumhuriyet polisi bir cemaat polisine, devlet cemaat devletine dönüştürülüyor. Nereye kadar gider bu iş?



Bu siyaseti, küresel güçlerin bir oyunu olan terörün bu son tuzağını, bu Kurt kapanı’nı görmeli ve bu siyaseti durdurmalıyız. Bu siyaseti tez elden değiştirmeliyiz. Ayrışmak bizim işimiz değil, birlik olmalıyız, güç olmalıyız yoksa yok olup gideceğiz Türk olarak, Müslüman Türk olarak, Anadolu’daki binlerce yıllık varlığımız ve kimliğimiz tarihten silinip gidecek, yazık bize, yazık verdiğimiz milyonlarca şehide…



Şunu baştan kabul etmeliyiz, yazık da olsa, acı da olsa, bir kere bu hale düştük biz. Kurt kapanı kuruldu artık, bu tuzağa düşüp düşmemek bize bağlı. “O suçlu bu suçlu” demenin bir yararı yok artık bu aşamada. Biz bu hale düştük ve bu halden nasıl kurtulacağız, onu konuşmamız gerekiyor. Mademki söz konusu olan vatanımız, küs isek barışmamız gerekiyor, birbirimizle konuşmamız gerekiyor.



Artık mesele, türban takıp takmamak meselesi değildir. Bu mesele, bir tarikat ya da cemaat meselesi değildir. Bu mesele, o parti ya da bu parti meselenin çok ötesine geçmiştir artık. Bu mesele, AKP’li olmak ya da olmamak meselesi de değildir. Mesele; AKP siyasetidir ve bu siyaset bizi ayrıştırmakta ve parçalamaktadır.



Dolayısıyla bugün mesele, vatan meselesidir. Vatanımız fiilen tehlikededir. Ülkemiz her an için, yabancı istihbarat örgütlerince düzenlenebilecek bir provokasyonla bir kaosa sürüklenebilir, kardeş kavgasının tam içine düşebilir, ülkemizde her an kardeşkanı akabilir. Bu duruma düştükten sonra söylenecek “ahların” bir faydası yoktur, olamaz ve kardeşkanı yerden kolayca kalkmaz.



Bu gidişatı durdurmalıyız.



Ne yapacak isek şimdi yapmalı, inandığımız demokrasi içinde bu tehlikeyi derhal savuşturmalıyız. Bunu yapabilmek için de Erdoğan siyasetini değiştirmeliyiz. Nasıl yapacağız bunu?



İster erken seçim olsun ister genel seçim, birleşeceğiz, sağduyumuzun sesini dinleyip birleşeceğiz ve sandığa birleşip gideceğiz. Önce vatan deyip, birleşeceğiz. Bu gidişata “dur” diyeceğine inandığımız siyasi partide, partilerde birleşeceğiz. Seçim tuzağı olan %10 barajını aşacağına ve bizi bu karanlıktan kurtaracağına inandığımız yerde birleşeceğiz. Birleşip güç olacağız ve bu siyaseti değiştireceğiz. Demokrasi içinde tek çıkış yolumuz budur. Bize bu toprakları vatan yapan şehitlerimizin ve Atalarımızın da bizden beklediği budur;



“Tehlikeye düştüyseniz birleşin!”



Bakınız destanlarımıza, bakınız Ergenekon ve kurtuluş savaşı destanlarına, her ikisinde de Türk milleti düşmanları tarafından kuşatılmış, her ikisinde de Türk milleti birleşip güç olmuş, düşmanlarını yenerek dünya tarihi sahnesinde layık olduğu yeri almıştır. Türk tarihi bize şunu öğütlemektedir;



“Tehlikeye düştüyseniz birleşin!”



Bakınız Bilge Kağan’a, ne diyor;



“Türk milleti sesimi işit!



Birlik olursanız sizi bu dünyada yenecek güç yoktur!”



Bakınız Şeyh Edebali’ye, ne diyor;



“Ey Oğul! Parçalanma bütünleş!”



Bakınız Pir Sultan Abdal’a, ne diyor;



“Gelin Canlar! Bir olun, güçlü olun!”



Peki, ya Mustafa Kemal ne diyor;



“Söz konusu vatansa…”



Artık söz sizindir…







Yorumlar








Aktif Ziyaretçi 13
Dün Tekil 767
Bugün Tekil 401
Toplam Tekil 1637462
IP 54.197.142.219






TURAN-SAM PRINTED ISSN: 1308-8041
TURAN-SAM ONLINE ISSN: 1309-4033
Journal is indexed by:

































































5 Rebiü'l-Evvel 1438
Aralık 2016
P
S
Ç
P
C
Ct
P
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31


Üstümüze kılıç çekilmedikçe, ülkemize girilmedikçe, teb'ama cefa edilmedikçe Bizden kimseye zarar gelmez. (Fatih Sultan MEHMET)


Ekle Çıkar









Anasayfa - Amaç - Misyon - Vizyon - Faaliyetler - Tüzük - Yönetim - Yasal Uyarı - İletişim

Her Hakkı Saklıdır © 2007 - 2017 TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi
Sayfa 2.408 saniyede oluşturulmuştur.

TURAN-SAM rssTURAN-SAM rss
Google Sitemap

Sayac

"Bu site en iyi mozilla firefox'ta 1280x960 çözünürlükte görüntülenir."

Turan Portal v1.3 | Tasarım TURAN-SAM , Kodlama Serkan Aygün

Turan Nedir?, Bilimsel Dergiler, En popüler Bilimsel Dergi, Endeksli Bilimsel Dergiler, Saygın Bilimsel Dergi, Türk Dünyasının en popüler ve en saygın Bilimsel Hakemli Dergisi, SSCI, SCI, citation index, Turan, Türk Devletleri, Türk Birligi, Türk Dünyası, Türk Cumhuriyetleri, Türki Cumhuriyetler, Özerk Türkler, Öztürkler, Milliyetçi, Türkçü, Turancı, Turan Askerleri, ALLAH'ın askerleri, Turan Birliği, Panturan, Pantürk, Panturkist, Türk, Dünyası, Stratejik, CSR, SAM, Center for Strategical Researches, Araştırma, Merkezi, Türkiye, Ankara, İstanbul, Azer, Azeri, Azerbaycan, Bakü, Kazakistan, Alma-Ata, Astana, Kırgız, Bişkek, Kırgızistan, Özbekistan, Özbek, Taşkent, Türkmen, Türkmenistan, Turkmenistan, Aşxabad, Aşkabat, Ozbekistan, Kazakhstan, Uzbekistan, North, Cyprus, Kıbrıs, MHP, AKP, CHP, TURKEY, Turancılık, KKTC, Vatan, Ülke, Millet, Bayrak, Milliyet, Cumhuriyet, Respublika, Alparslan Türkeş, Atatürk, Elçibey, Bahçeli, Aytmatov, Bahtiyar Vahabzade, Yusuf Akçura, Zeki Velidi Togan, İsmail Gaspıralı, Gaspırinski, Nihal Atsız, Alptekin, Kürşad, Tarih, Kardeş, Xalq, Halk, Milletçi, Milliyetçi, Yürek, Ürek, Türklük, Beynelxalq, Arbitrli, Elmi, Jurnal, Nüfuzlu