Küçük Asya’dan Batı Amerika’ya Türk Dünyası - Prof. Dr. Şener ÜŞÜMEZSOY - TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi - http://www.turansam.org









Küçük Asya’dan Batı Amerika’ya Türk Dünyası - Prof. Dr. Şener ÜŞÜMEZSOY
Tarih: 27.12.2010 > Kaç kez okundu? 2308

Paylaş


Mustafa Kemal yokoluşu önledi



Günümüzde Türk Dünyası’nın Türkiye’ye indirgenerek ve esas olarak da Türklerin bir millet olmadığı, derleme bir topluluk olduğu, Mustafa Kemal’in Osmanlı Barışı’nı bozarak bir Türk ulusu yarattığı tezi emperyalistlerce dile getirilerek beyin fırtınaları ve beyin yıkama yaratılma çabasındadır.



Daha önce yazımızda vurguladığımız gibi Türk imparatorluğu ve Türkiye denildiğinde çok eski değil, daha 19. yüzyılda Marks’ın ve Engels’in yazdığı Doğu Sorunu Türkiye makalelerinde Türkiye’nin Avrupa Türkiyesi, Kuzey Afrika ve Mısır’ı kapsayan Afrika Türkiyesi ve Ön Asya ve Ermenistan’ı kapsayan Türkiye olarak tanımlandığını görürüz.



Türk karşıtı olarak kaleme alınmış bu yazılarda bile Türkiye’yi ve Türkleri dünya sisteminin merkezindeki tarihsel bir ulus olarak kabul edilir. Günümüzde ise Türklük karşıtı beyin yıkama o denli ileri gitmiştir ki, Türklük kavramının reddedilmesi, Osmanlı coğrafyasından kalan son bölge Türkiye’ye barış gelebilmesinin temel koşulu olarak ileri sürülmektedir. Oysa 19. yüzyıldan önceki dönem için Türk dünya sisteminin İstanbul’u fethiyle İstanbul merkezli bir sisteme dönüştüğü, 15, 16 ve 17. yüzyıllar politik olarak küresel söylemde Paks Türkika -Türk Barışı-dönemleridir. Ve biraz geçmişe baktığımız zaman Türk ulusunu Mustafa Kemal yaratmamış, Türk ulusunun emperyalist saldırıyla yok oluşunun önünde bir set oluşturarak Türkiye’yi var etmiştir.



Bu var etme yaratma değil, yok olmanın önündeki bir engeldir. Kurtuluş Savaşı’dır.



Tatar-Türk birliği ve dağılması

Resimde ünlü Kızılderili savaşçısı Geronimo (en sağdaki), üç savaşçısı ile birlikte görülmektedir. Fotoğrafta Geronimo’nun Tatarlara has yüz yapısı açık bir şekilde farkedilmektedir.



Resimde ünlü Kızılderili savaşçısı Geronimo (en sağdaki), üç savaşçısı ile birlikte görülmektedir. Fotoğrafta Geronimo’nun Tatarlara has yüz yapısı açık bir şekilde farkedilmektedir.



20. yüzyılın başlarında Sultan Galiyev’in Tatar-Türk Turan halklarının oluşturduğu ulusal birliği Sovyetik ve sosyalist bir yapılanmayla Turan’daki Türk varlığını bütünleştirme çabası, Rus emperyalizmi tarafından sosyalizm ve Velikarus kavramı kullanılarak 20. yüzyılın sonunda yok edilmiştir.



Bu yok ediş sürecinde Türk-Tatar bir ulus olan Altın Ordu ve Çağatay ulusunu modern milletler yaratıyoruz diyerek birbirine düşman ve Türklüğünü reddeden küçük milliyetçiliklere bölmüşlerdir. Bu milliyetçiliklerin Kâbesi Moskova ve bağlı olduğu ideoloji ise Velikarus ağabeylerine tabilik olmuştur.



Bugün Kazakistan Türklüğünü inkâr ederken aynı şekilde Özbekistan Türklüğünü ve Kazakistan’la 16. yüzyılda aynı ulus olduğunu reddetmektedir. Keza Tataristan ve Başkurdistan bugün Kazakistan diye belirtilen Bozkır alanını ve bugün Özbekistan denilen Türkistan alanını yöneten Altın Ordu devletinin merkezidir. Ve tümü aynı ulustan olmasına karşılık ve Türk olmasına rağmen bugün her biri Türklüğünü inkar eden birliklere bölünmüştür. Oliver Roy’un “Ulus Yaratmak” isimli kitabında da anlatıldığı gibi Moskova, kabileleri ve dayanışma ruhlarını birbirlerine düşman kılarak, Moskova’ya bağlı Rus ağabeyinin yönetiminde Ruslaşmış bir Turan Dünyası oluşturmaya başlamıştır.



Keza aynı şekilde bugün Çin topraklarında yer alan Doğu Türkistan bölgesinde de Türklük kavramı yok sayılarak en köklü Türk halkı olan Uygurlar Türklük dışı bir topluluk olarak yorumlanmaktadır.



Keza sürekli İran yazılarımızda vurguladığımız gibi İran ve Afganistan Antik Saka ve Partların Turanlı egemenlik dönemlerini yok saysak bile 10. yüzyıldan beri yani Gaznelilerden beri Gazneliler, Selçuklular, Harzemşahlar, İlhanlılar, Timurlular, Celayirler, Akkoyunlular, Safaviler, Afşarlar ve Kaçarlar’ın egemen olduğu Türk halklarının vatanı olarak 1000 yıldan beri varlığını sürdürmüştür. Oysa 1925 yılında İngilizlerin ve Rusların İran’ı aralarında paylaşarak Azerbaycan ve İran olarak ayırıp Türk olan İran’ı Rusların egemenliğinde Azerbaycan milleti ve İngilizlerin egemenliğinde Fars milleti olarak bölmüşlerdir.



Keza aynı şekilde Hindistan ve Afganistan yani Turan’ın güneyindeki bölgelerde Gazneliler, Gurlar, Timur-Gurkaniler ve Babür yönetiminde Portekizlilerin Hindistan’ı işgaline değin iktidarlarını sürdürmüşlerdir.



Bugün Afganistan, Pakistan ve Kuzey Hindistan’daki ikinci binyıl boyunca süren Türk halklarının egemenliği İngiliz işgaliyle sonlandırılmıştır.



Görüldüğü gibi Türk tarihinin dünya sistemindeki egemen olduğu bu süreç emperyalizmin tarihsel Türk ulusunun ve halklarının Türk egemenliğindeki Antiemperyalist direncini yani İngilizlere, Ruslara, Portekizlilere karşı direncini kırarak Türk iktidarları yok edilirken Türk kimliği de bu halkların beynini yıkayarak inkar edilmiştir.



Bu anlamda Mustafa Kemal’in Türkiyesi’nin ve Türk kimliğinin önemi Türk tarihinin dönüm noktasını oluşturmasıdır. Tarihten silinmek durumunda olan Türk ulusunun bu anti Türk gidişe dur demesinin ürünüdür.



Türk dünyasının sınırları



Başlığımıza dönersek Turan coğrafyasını İran kuzeyindeki bozkır coğrafyasıyla sınırlayan Firdevsi’nin Şehname’si Türk coğrafi alanını algılamakta gerçekten yetersiz kalmıştır. Şehname’nin yazıldığı dönemde, Gazneli Mahmut döneminde, henüz Oğuz-Selçuklu Türklerinin Afganistan’ı, İran’ı ve Anadolu’yu Irak’ı ve Suriye’yi fethedip Türkleştirmediği, Türklüğün yalnızca Orta Asya’daki dönemini tanımlamaktadır. Bu durumda Turan kavramı Cengiz Han’ın Tatarlığıyla yeni bir coğrafi alana ulaşmıştır. Bütün batılı tarihçiler Cengiz Han dönemindeki yeni gelişen Türk alanı yeni Turani alanın bütünlüğünü yok saymak için Cengiz Han’ı Moğollukla sınırlamaktadırlar. Cengiz Han Moğol ortamında yaşadığı süreçte adı Türk kabileleri arasında “Kaçan Karga”dır. “Temuçin” olması ise Cengiz Han’a Nayman, Kerey, Tatar ve Merkitlerin verdiği yeni isimdir. Yani Cengiz Han’ın ana orduları Moğollar değil, saydığım dört Türk kabilesidir. Nayman, Kerey, Merkit, Tatar. Ve kültürel kimliğini ise Uygur Türklerinden almaktadır. Bu kabilelerin kuzeyde Kıpçak bozkırına doğru ilerlemesiyle Cengiz Han’ın ordularına Kıpçak, Kantlı gibi Türk kabileleri katılarak orada büyümüştür. Türkistan’a girerek ise Türkistan’daki Kalaç Türklerinin Cengiz Han ordusuna katılması söz konusu olmuştur. Görüldüğü gibi ordunun Türk coğrafyasına Turani coğrafyaya yayılmasıyla Oğuz dışı tüm Türklerin Tatar olarak isimlendirildiği bir süperetnos oluşmuştur. Bu süper etnosla Anadolu, İran’da savaşan, karşı duran diğer bir Türk etnosu ise Selçuklu Türk devleti Türkmenleridir.



Cengiz Han’ın Çoçi kolu yani büyük oğlunun kolu Altınorda, Kökorda ve Akorda olarak Sibirya’da Volga ve Ural’da, Karadeniz kuzeyi bozkırında ve Hazar Denizi doğusu bölgede yurtlara yerleşmiştir. Ve bu yurtlarda ulus taksimatı olarak tüm Türk ulusları Tatar olarak yerleşmiştir.



İlhanlı kolu ise Kubilay Han koludur. Hülagü’nün komutanlığında İran, Anadolu, Suriye fethedilmiştir. Çağatay ise Çağatay ulusu diye isimlendirilen Türkistan’ın bölümünde egemenleşmiştir.



Görüldüğü gibi Cengiz Han döneminde tüm Turan bozkırı ve İran, Anadolu alanı bütünüyle Tatar ismiyle Türkleşmişlerdir.



Türklerin Alaska üzerinden Amerika kıtasına göçü



Yazımızın başlığı olan Küçük Asya’dan Batı Amerika’ya Turan coğrafyası kavramı, Amerikalı antropolog Ethel Stewart’ın iğneyle kuyu kazan bitmez tükenmez etnolojik dinsel çalışmalarına dayanmaktadır. “Cengiz Han’dan Kaçan Türkler” isimli kitabında Cengiz Han’ın Uygurları fethetmesi döneminde yani tarımın güney bölgelerini fethetmesi döneminde buradan kaçan Uygurların Alaska’ya göçü ile Türk coğrafyasının Alaska yoluyla Kanada kıyı adaları ve kıyı yolu ve Arizona’ya ulaştığını antropolojik, etnolojik ve tarihi dilsel kayıtlarla ortaya koymuştur.



1200’li yıllarda dönemin Çin filosunun da kullanıldığı yani Çin ticaret yollarının kullanıldığı bu Cengiz Han’dan kaçma sürecinde, o dönem Tilki Adaları olarak bilinen Aleut adaları bu kaçış yolunda kullanılmıştır. Günümüzde Aleut adaları ismini alan bu ticari yolun bu kaçış dönemi öncesi belli rehberler tarafından bilindiği efsanelerle anlatılmaktadır. Bu efsanelerde bu kaçışa rehberlik eden kişinin ismi Karga olarak geçmektedir.



Alaska’ya göçen bu Uygurlar ve onların beraberindeki Nayman yöneticileri, Alaska’da De-ne ismini almışlardır. De-ne’lerin esas olan iki kolu Loucheux Kutchin’lerdir. Loucheux Güney Tibet’teki bir bölgenin ismidir. Ve bunlara Kutchin’ler ismi verilmektedir. Bunların Uygur kökeni ise isimlerindeki De-gu-the-Dene telaffuz edilerek yazılmıştır. Bunun kısaltılması ile Druh-yu, “r” sesinin yutulmasıyla Degu veya Dugu’ya dönüşmektedir. Dugu ait olan manasındadır. Ve bu anlamda De-gu-the-Dene Uygurlara ait kelime anlamındadır. Ugu, Toharca Uygurlar demektir.



Diğer kabile grubu ise Chipewyan’lardır. Yukarıda bahsedilen Ch’i-pi’lerin Uygurların Çince adıdır. Wei-yen ise Tangut diye bilinen grubun ismidir. Ve Ch’i-pi adıyla Wei-yen ismi birleşince Ch’i-pi-wy-an olmuştur. Hsi-Hsia krallığının bir parçası olan Ch’i-pi’lerin Çince adına Tibetçeleşmiş şekli Ch’i-pi-wa’dır.



Diğer bir Dene ismi Yeta-Ottine. Bu kelime ise Yeta, Yetta, Eftalit (Akhun)ların Çince şeklidir. Yeta-Ottine, Eftalit (Akhunlar) aittir demektir.



Sarı Bıçaklar, Crow ismi Kargalar olarak da bilinmektedir. Wu-sun adını Çince karga adından gelen Wusun’dan almaktadır. Wu-sun’lar Sakaların bir kolu olup günümüzde Kazakların Başkırların önemli halkları olan Usunlardır.



Kuçinlerin tarımdan kaçma dönemlerinde bunlara önderlik eden ataları Nayman olan iki kabile sözkonusudur. Bu dönemde Uygurlar Karakitanlar’a tabi olup Naymanlar güneye gelerek bu bölgede yer almıştır. Bu Naymanların Alaska’daki olan iki kabilesi Tukkudh ve Vanta’lardır. Tukkudh, Tukkut olarak görülebilir. Turk-ut’lar, Türk’ün arkaik bir ismidir. Vanta-Kutchin’ler Mac Kenzie deltasında yaşayan diğer bir Tukkut kabilesidir. Sanskritçe Vandya, Vanda, Vanta Budist rahibi babası anlamına gelir. Yani baba kavmidir. Kutchin’lerin göç liderlerinden biri Krwan. Krwan kelimesi Gurhan yani damat anlamına gelen Karakitay’larda kullanılan Türkçe bir kelimedir. Gur’un yerine Toharca “Kr” gelir. Hsi-Hsia Tibetçesinde hwon, wan güçtür, Kurhwon, K’r-won ise büyük kral anlamına gelir. Krwan-atan ise kuçinlere atalarının nayman hanını büyük kral damat diye tanımlamaktadırlar. Aynı olgu Afganistandaki veya Azerbaycandaki Oğurların Afganistanda Gurman ismi alarak Selçuklular ve Harzemşah’larla birlikte ön Asya’ya gelişi sonra Gur yerine aynı dönüşümde Kur geçerek Kurman yani giderek Kırmanç ve Kürt ismini alışını açıklamaktadır.



Alaska’daki Deneler yani Kuçinler, Tugular anakarada kalmasına karşılık kıyı adalarında yani Washington eyaletinden Californiya’ya kadar Pasifik kıyısı adalarında Dene kabileleri yer almaktadır. Bunlar Haida ve Kaganai’ler ve Teleütlerdir. Haida’lar kelime olarak hayta Çinliler “r” harfini söylemedikleri için “Tata” ismini kullanmaktadırlar. Tata dedikleri Tatarlardır. Haitata Karatatarlar anlamındadır. Karatatar bir rengi belirtmeyip vahşiliği belirtmektedir. Bunların Tilingit, Telengit gibi kelimeler de esas olarak bir Türk kabilesinin ismidir. Tereler Hunlar dönemindeki bu kabile Başkırtlarda ve Kazaklarda da yer almaktadırlar.



Ana sorun diğerleri karadayken neden bu gruplar adalardadırlar? Karadan mı adaya göçmüşlerdir, yoksa adalarda kalmışlar mıdır? 12. yüzyıl dünya ticaret sisteminde Çin gemileri tüm Pasifik’te seyahat eden gemilerdir ve Arap yarımadasından Hindistan’a Güneydoğu Asya’dan Alaska’ya kadar yol alma yeteneğinde olan bu gemiler ile bu bölgeye geldiği Dene hikayelerinde anlatılmaktadır.



Keza bu Çin gemi enkazlarına California açıklarında rastlanmaktadır. Bu gemilerin taş çıpaları incelendiğinde bunların yalnızca Lia-tung tersanelerinde kullanılan doremitten yapıldığı görülür. Bu gemilerin Asyalı gemi kalıntıları olduğu bu veriyle ortaya konulmaktadır.



Apaçilerin Türk olduklarına dair kanıtlar



Keza Kuçinlerin ismi de Turfan krallığının Çince ismi Kuççin’in Uygurca söylenişidir. 1200’lü yıllarda Alaska’da görülen Deneler, 1600’lü yıllarda Arizona’ya ulaşan Apaçilerdir. Apaçiler Arizona’ya ulaştığında burada var olan eski kabilelerin Anastazilerin zaman içinde bir bölgeye sığındığı ve daha sonra da toptan yokolduğu görülmektedir. Anastazilerin yok olmadan evvel yaptığı son yapılardaki ağaç kütükleri incelendiğinde bunların 16. yüzyıldan kalma ağaçlar olduğu ortaya çıkmaktadır. Yöntem olarak ağaç büyüme halelerinden yola çıkılarak yapılan bu tespite göre Apaçilerin bölgeye gelmeden evvel burada yaşayan eski uygarlıkların Apaçiler tarafından 1600lü yıllarda sona erdirildiği ve bunların da eski insanlar ismiyle anıldığı bilinmektedir.



Apaçilerin en önemli kabileleri Mescalero, Jikarillo, Li-pan’dır. Mescalero kelimesi tarım ve kotanda kullanılan Tibetçe iki kelimeden oluşur. Me-Skar Budist toplumu korumaktaki görevli alaylardır. Ri ve ro ise alanı, kapalı alanı, belirtilen Tibetçe kelimedir. Me-Skar “dağ vadisi” anlamındadır. Meskar ise dağ vadisi manastırını koruyan alaylardır. Me-skal’i-ro Apaçilerinin etnit ismi Se-jene’dir. Se kelimesi Türkistandaki Saka’ların söyleniş şeklidir. Jene ise Jen’den “klan” anlamına gelir. Saka klanıdır. Bu anlamıyla Mesker vadisindeki Budist tapınağını koruyan Saka alaylarıdır. Bir bitki ismi olan Budist ayinlerde kullanılan bitki özünün benzeri Meskarillolar tarafından Arizona’da kullanılmaktadır. Jikarillolar Kuzeydoğu Karahanlı Türkleriydiler. Bu Karahanlı Türkler Jikillerdi. Jikil kelimesi Çince Djuk, jik ile “köpek kavmi” olarak ifade edilir.



ABD’nin güneyindeki Jikarillo Apaçileri bu jikil yani jik köpek kavminden gelmektedirler. “Ri” Tibetçe “dağ” demektir. “Lo” ise Tibetçe “alay”dır. Yani jik-ari-llo “köpek dağ alayı”, Karahanlıların Toton bölgesindeki dağlık mıntıkayı koruyan alaylardır. Kara Kitanlar döneminde de bu görev sürmüştür.



Bu Apaçilere Kara Apaçi ismi de verilmektedir. Kara Apaçi daha önce de belirttiğim gibi rengi için değil, Çinlilerin kuzeydeki Türkler için kullandığı vahşi anlamına gelen kavramdır. Çinliler kuzey Türklerine Hei-ta, Kara Tatar diyorlardı. Kara Apaçi ise Apatsiltlizhihi’dir. Bu kelime “Apatsil-Apaçi” ve “tlizhihi-kara” kelimelerinden oluşmaktadır. “Apatsil” kelimesi Tibetçe savaşçılar demek olan “apa” kelimesiyle kotanca “su” demek olan “tsil” kelimesinden oluşur. Bu da Apaçilerin Isık Göl’deki Jikil alayları olduğunu gösterir. Apache, Tagui, Ta-gu, Toharca “pazar yerini koruyan askerler”dir.



Apaçilerle birlikte Arizona’ya ulaşan diğer bir kabile ise Navajolardır. Doğrusu ise Navaho’dur. Navaho sanskristçe “nava-yeni” ile Tibetçe “büyük” anlamında “ho”nun birleşmesinden oluşur. Bu durumda Tibetçe Budist djo kelimelerinden oluşur. Anlamı Nava-po, Nava-djo “büyük yeni şehir” anlamındadır. Çin bölgesinin kuzeyinde olan Novapo’da üçüncü yüzyılda bizim hunlar dediğimiz Tu-ku-hunlar egemen olmuştur. 7. yılda “su”lar (Soğdlar) gelmiştir.



Ethel Stewart Türk tarihini aydınlatıyor



1200 yıllarda Cengiz Han’dan kaçan bu kabileler esas olarak Soğd tacirlerinden ismini almıştır. Ethel Stewart’ın 500 sayfalık araştırmasında hem Orta Asya tarihinin üç bin yıllık dil ve etnik birikimini, bu birikimlerin yarattığı efsaneleri titizlikle inceleyerek bu veriler ışığında ve bu bilgilerle donanmış olarak Alaska’daki Dene’leri, Amerikanın Pasifik kıyısındaki adalardaki Na-dene, dene olmayanları Hai-da, Tilingitleri inceledikten sonra Arizonaya doğru 1600’lü yıllarda gelen Apaçi ve Nohoları incelemiştir. Hayretle Apaçiler arasında konuşurken Denelerle aynı dili konuştuklarını görmüştür. Bu veriler bize toptancı bir şekilde “Kızılderililer Türk’tür” söyleme hakkımızın olmadığını ama Apaçi, Noho ve Denelerin 1200 yıllarında Cengiz Han’ın saldırılarıyla ya Cengiz Han’ın ordularına katılacaklar veya oradan kaçacaklardı. Bu iki seçenekten kaçma yolunu seçen esas olarak Uygur kitlesi ve onların yönetici grubunda olan Naymanlar ve onlara ticari yolları bilen gemileri Aleut’lara kadar Alaska’ya kadar yöneten “Karga” isimli klavuzlarının olduğu bir topluluk gözükmektedir. Ve kargalar Saka tüccarlarıdır.



Denelerin anlattığı efsanelerde altı kayıkla geldiklerini, kayığın halen Alaska’da ve Apaçilerde kullandıkları kano için verilen isim olduğunu hatırlamamız anlamlı olacaktır. Bu dönemde Çin dünya sisteminde Braudel’in anlattığı bütün Hint okyanusunu ve Pasifik’i kaplayan bir ticaret filosunun olduğu bilinmektedir.



Bu ticaret filosuyla kaçan kaçaklar kültürlerini ve dillerini koruyarak apaçileri oluşturmuşlardır. Amerikan Kızılderililerinin alaskadan buzul çağında geçtiği tezinden çok farklı bir tez olan Stewart’ın tezi, Orta Asya’daki Türk ordularının diğer alanları fethederek Türkleştirmesi gibi süreci yalnız Asya’da gerçekleştirmediği, Batı Amerika kıyısı boyunca da Türk coğrafi alanının içinde olduğunu göstermektedir.



Sunay Akın’ın “Onlar Hep Oradaydı” isimli kitabında “Hoca Kızılderilileri bilmiyormuş” diye bana karşı eleştirel bir yorumu vardır. Sebebi de Reis Cochise’in “Biz Meryem zamanında da buradaydık niye bizi görmedi” sözleridir. Benim tezim ise şudur: Bana “Son Mohikan” ismi verdiklerinde, “Ben Mohikan değil Apaçi’yim, Tatar’ım. Tatarlar Cengiz Han’ın önünde Karadeniz bozkırlarına gelirken diğer bir kol da Alaska’dan Arizona’ya gitmişlerdir. Ben Apaçi Tatarım” sözlerim benim Kızılderili tanımadığımı hükmetmesine neden olmuştur. Yani Cochise’in lafıyla beni çürütmüştür. Oysa bütün Apaçi tarihini izleyen bilim adamları 1200’lü yıllarda alaska’dan başlayan göçün 1600’lü yıllarda arizonaya ulaşmasıyla apaçilerin buraya geldiğini kabul etmektedir. Ethel Stewart yalnızca Apaçilerin kimliğini değil, tüm Türk kimliğini üç bin yıllık bir süreç içerisinde izleyerek Önasyadan Arizona’ya, Sakalardan Tatarlara, Apaçilere kadar bu süreci bu kitabında aydınlatmıştır.







Yorumlar








Aktif Ziyaretçi 18
Dün Tekil 936
Bugün Tekil 685
Toplam Tekil 1642856
IP 54.197.150.143






TURAN-SAM PRINTED ISSN: 1308-8041
TURAN-SAM ONLINE ISSN: 1309-4033
Journal is indexed by:

































































11 Rebiü'l-Evvel 1438
Aralık 2016
P
S
Ç
P
C
Ct
P
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31


Yabancı kültürlere girmek demek, onun hakimiyetine girmek demektir.
(Mete'nin Oğlu)


Ekle Çıkar









Anasayfa - Amaç - Misyon - Vizyon - Faaliyetler - Tüzük - Yönetim - Yasal Uyarı - İletişim

Her Hakkı Saklıdır © 2007 - 2017 TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi
Sayfa 2.098 saniyede oluşturulmuştur.

TURAN-SAM rssTURAN-SAM rss
Google Sitemap

Sayac

"Bu site en iyi mozilla firefox'ta 1280x960 çözünürlükte görüntülenir."

Turan Portal v1.3 | Tasarım TURAN-SAM , Kodlama Serkan Aygün

Turan Nedir?, Bilimsel Dergiler, En popüler Bilimsel Dergi, Endeksli Bilimsel Dergiler, Saygın Bilimsel Dergi, Türk Dünyasının en popüler ve en saygın Bilimsel Hakemli Dergisi, SSCI, SCI, citation index, Turan, Türk Devletleri, Türk Birligi, Türk Dünyası, Türk Cumhuriyetleri, Türki Cumhuriyetler, Özerk Türkler, Öztürkler, Milliyetçi, Türkçü, Turancı, Turan Askerleri, ALLAH'ın askerleri, Turan Birliği, Panturan, Pantürk, Panturkist, Türk, Dünyası, Stratejik, CSR, SAM, Center for Strategical Researches, Araştırma, Merkezi, Türkiye, Ankara, İstanbul, Azer, Azeri, Azerbaycan, Bakü, Kazakistan, Alma-Ata, Astana, Kırgız, Bişkek, Kırgızistan, Özbekistan, Özbek, Taşkent, Türkmen, Türkmenistan, Turkmenistan, Aşxabad, Aşkabat, Ozbekistan, Kazakhstan, Uzbekistan, North, Cyprus, Kıbrıs, MHP, AKP, CHP, TURKEY, Turancılık, KKTC, Vatan, Ülke, Millet, Bayrak, Milliyet, Cumhuriyet, Respublika, Alparslan Türkeş, Atatürk, Elçibey, Bahçeli, Aytmatov, Bahtiyar Vahabzade, Yusuf Akçura, Zeki Velidi Togan, İsmail Gaspıralı, Gaspırinski, Nihal Atsız, Alptekin, Kürşad, Tarih, Kardeş, Xalq, Halk, Milletçi, Milliyetçi, Yürek, Ürek, Türklük, Beynelxalq, Arbitrli, Elmi, Jurnal, Nüfuzlu