Türkiye’de Vergi Adaleti Var mı? - Prof. Dr. Cihan Dura - TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi - http://www.turansam.org









Türkiye’de Vergi Adaleti Var mı? - Prof. Dr. Cihan Dura
Tarih: 06.01.2009 > Kaç kez okundu? 6013

Paylaş


Gelir dağılımı ile vergi yapısı arasında akla ilk gelen ilişki şu olmalı: Vergi kişilerin gelir düzeyi ölçüsünde alınır. Başka bir deyişle nispi olarak yüksek gelirliler daha fazla, düşük gelirliler daha az vergi ödemelidir.

Acaba Türkiye’de böyle mi? Yazımın konusu, gözlem verilerine dayanarak bu soruyu yanıtlamaktır.

I) Gelir Dağılımı Adaletsiz

Önce gelir dağılımına bakalım.

Türkiye’de gelir dağılımı adaletsiz. Eğer yaklaşık rakamlarla şöyle dersem, pek fazla aldanmamış olurum: Ülkemizde nüfusun en yoksul yüzde 20’lik kesimi millî gelirin yüzde 5’i ile yetinmekte, en zengin yüzde 20’lik kesim ise millî gelirin yüzde 50’sine el koymaktadır. Bu dağılım, Türkiye’nin yapısal bir özelliğidir ve son derecede adaletsiz bir gelir dağılımına işaret etmektedir.

Şimdi günümüzdeki duruma farklı istatistik verilerle bakalım.

AKP hükümetinin, bundan bir süre önce “Türkiye ekonomisi 21 çeyrektir kesintisiz büyüyor” diyerek övündüğünü hatırlıyorum. Büyüme arzu edilen, iyi bir şey. Ancak millî gelirin ya da kişi başına gelirin artması tek başına yeterli değil, bunun yanısıra gelirin hakça dağıtılması gerekir. Yani şunu da sormak lazım: Büyümenin doğurduğu ilave milli gelir kesimler (üretim faktörleri) arasında nasıl paylaşılıyor? Örneğin orta sınıfın bir üyesi olan memurlar bu ilave gelirden yeterli ölçüde pay alabiliyor mu? Yanıt kocaman bir hayır! Büyüme memurun gelirine yansımadı. İstatistiklerden anlıyoruz bu gerçeği: Örneğin, Kamu-Sen’in yaptığı bir araştırmadan memurun millî gelirden aldığı payın -konumunu muhafaza bir yana- azalmış olduğu sonucu çıkıyor: 1999’da yüzde 8.83 olan personel harcamalarının millî gelir içindeki payı, 2006’da yüzde 7.43’e geriledi.

AKP’nin kişi başına millî gelirin arttığı ve enflasyonun düştüğü yönündeki açıklamalarına karşın, memur maaşlarındaki artış, TÜFE’nin çok gerisinde. 1994 ile 2006 arasında TÜFE endeks rakamı 114 kat arttı. Buna karşılık aynı süreçte ortalama memur maaşı sadece 80 kat büyüdü.

Raporda dikkat çeken diğer bulgular şunlar:

- Bugün memurlarımızın yüzde 28.4’ü açlık sınırının altındadır. Geri kalan yüzde 66’sı açlık sınırının üstünde ama yoksulluk sınırının altında ücret almaktadır ve zorlu hayat koşulları içinde hayat mücadelesi vermektedir.

- Çıplak ücretler üzerinden yapılan hesaplamada en düşük ücretli memur ile en yüksek ücret alan memur arasında 6.5 kat fark vardır. Ödenen tazminatlar hesaba katılınca bu fark 20 katına çıkmaktadır. Oysa aynı oran Finlandiya’da 2.5, Fransa’da 2.3, Hollanda’da 2.2, İsveç’te 1.9 katıdır.

Demek ki memurdan ve benzeri düşük gelirli kesimlerden nispeten daha az vergi alınması gerekir.

Peki böyle mi yapıyor AKP hükümeti? Ne gezer…

II) Vergi Dağılımı da Adaletsiz

Vergi adaleti -bilindiği gibi- “vergi yükünün mükellefler arasında, gelir bölüşümüne göre, dengeli şekilde dağıtılmış olması”dır. Daha açık bir deyişle verginin, mükellefin ödeme gücüne göre alınmalıdır. Eğer vergi adaletini böyle anlıyorsak, Türkiye’de bu adaletin esamesi okunmuyor. Vergi politikalarımız tam tersine işlemekte, fakirden alıp zengine vermektedir. Özellikle AKP Hükümeti döneminde gelir vergisinin alt oranı değiştirilmemiş, geliri çok yüksek olanlardan alınan verginin oranı yüzde 40’tan yüzde 35’e indirilerek yıllık geliri 40 bin YTL’nin üzerinde olanların ödemekte olduğu vergiler 5 puan azaltılmıştır”. Türkiye’de vergi adaletinin olmadığını gösteren başka pek çok kanıt vardır; örneğin, DİSK AR-GE tarafından yapılan bir araştırmanın bulguları… OECD verilerinin kullanıldığı bu araştırmada işverenlerin toplam vergiye olan katkıları incelenmiş. Araştırmanın temel sonuçlarını aşağıda veriyorum[1].

a) “Yasal düzenlemelere dayalı” hesaplamaya göre işverenler üzerindeki vergi yükü yüksek görünüyor. Ancak gerçekleşmiş vergi değerlerine bakıldığında çok farklı bir durum çıkıyor ortaya. “OECD in Figures 2007” adlı çalışma, gerçekleşmiş vergi oranları açısından Türkiye’nin, OECD ülkeleri içinde son sıralarda yer aldığını gösteriyor. Şöyle ki gerçekleşmiş vergiler içinde Kurumlar Vergisi oranı sadece yüzde 8 Türkiye’de. Başka bir deyişle, işverenlerin vergi havuzuna yaptıkları katkı, toplam vergilerin 10’da 1’inden bile az. Türkiye, yüzde 9.3 olan OECD ortalamasının oldukça gerisinde.

b) Türkiye’de vergisini tam ve düzenli olarak ödeyen tek bir kesim var: Ücretliler! Vergi tabanı ise genişletilemiyor. İşverenler “kayıt dışı ekonomi”yi azaltmak için vergiler indirilsin istiyor. Bu talep işverenlerin vergi ödemekten kaçındıklarının açık bir göstergesi sayılıyor. Kayıt dışı ekonomi, “belgeye bağlanmamış ya da içeriği gerçeği yansıtmayan belgelerle gerçekleştirilen, böylece devletin bilgisi dışına taşınmış ekonomik faaliyetlerin topudur. “Yer altı ekonomisi, gizli ekonomi, vergi dışı ekonomi gibi adlarla da anılır. Türkiye bu konuda da AB ve OECD ortalamasının gerisinde, 30 OECD ülkesi içinde 22. sırada bulunmaktadır.

c) DİSK AR-GE’nin çalışmasının bir başka çarpıcı sonucu da toplam vergi gelirleri içinde dolaylı vergilerin payı ile ilgilidir. Dolaylı vergiler; gelir ve servet üzerinden alınan “dolaysız vergiler”in aksine, harcamalardan alınan, mal ve hizmetlerin satış fiyatlarına eklenerek tahsil edilen vergilerdir. Araştırmaya göre Türkiye, Meksika’dan sonra dolaylı vergiye en fazla başvuran ülke konumunda bulunuyor. OECD verilerine göre Türkiye’de dolaylı vergiler, toplam vergi gelirlerinin neredeyse yarısı düzeyindedir. Dolaysız vergilere gelince, asgari ücretle çalışanların yıllık olarak ödedikleri vergi, birçok işkolundaki işveren ve meslek sahiplerinin ödediklerinden daha fazladır.

Dolaylı vergiler vergi adaletini bozucu bir vergi türüdür. Örneğin, ekmeğe vergi koyduysanız, bu bir dolaylı vergidir: Vergi gelirden değil, ekmek tüketiminden alındığından zengin de fakir de aynı miktar vergi öder. Akaryakıt vergisi de aynı sonucu doğurur. Aslında bütün tüketim vergileri dolaylı vergi olup vergi adaletini bozucu özelliğe sahiptir.

d) Sosyal güvenlik bireylerin yaşamının ekonomik açıdan güvence altına alınmasıdır. Örneğin, fizikî çalışma yeteneğini yitirmesi, işsizlik, yaşlılık gibi sebeplerle bireyin refahındaki düşüşleri telafi için ona maddi ödeme yapılması ve sosyal hizmet sağlanması gibi. Acaba Türkiye’de patronlar -tıka basa dolu olan kasalarını açıp-sosyal güvenliğe yeteri kadar katkıda bulunuyor mu? Yanıt hayır! Çünkü aynı araştırmaya göre Türkiye’de işverenlerin sosyal güvenliğe yaptıkları katkı, toplam vergi gelirlerinin yüzde 9.5’i düzeyinde kalıyor. Oysa aynı oran AB’de ortalama yüzde 16.4, OECD ülkelerinde ortalama yüzde 14.8 oranındadır. Demek ki bu bakımdan da işverenlerimiz hayli gerilerde bulunuyor.

Analizimize şu hususları da ekleyebiliriz: TİSK’e göre “halen istihdam üzerinde %43 düzeyinde vergi ve sigorta prim yükü” bulunmaktadır. Bu OECD Ülkeler Grubu’nun en yüksek oranıdır. Gelir vergilerinin büyük bölümü çalışanlardan alınmaktadır. Asgari ücretle çalışanların yıllık olarak ödedikleri vergi, birçok işkolundaki işverenden ve meslek sahiplerinden daha çoktur.

Başbakan, ağzını açtı mı, dediği ya demokrasi, millet iradesi, ya din, insan hakları… Sormak lazım: Bu dediklerin iyi, hoş da, kırk yılda bir de hakikî sorunlarımızdan, örneğin vergi adaletinden söz et. Hiç eder mi, başarı diye gösterebileceği bir eseri yok ki. Bir sözüm de patronlarımıza… Bu kesim, başta TÜSİAD takımı, her fırsatta Avrupa’yı örnek gösterirler; peki vergi havuzuna katkıda neden Avrupa’yı örnek almıyorlar?

DİSK’in çalışmasına da ufak bir eleştirim var. DİSK, Türkiye’de işverenlerin sosyal güvenliğe yaptıkları katkıyı OECD ülkelerindeki ortalama ile karşılaştırmış. Eğer karşılaştırma devletçi politika uygulayan ülkelerle yapılsaydı, Türkiye’nin konumunun -tahminimce- çok daha kaygı verici bir düzeyde olduğu görülürdü. Hatta AB, OECD ülkeleri de kaybederdi bu karşılaştırmada.

Son olarak şu hususu da vurgulamalıyım: Avrupa Birliği’nin, işverenlerimizin sosyal güvenliğe yaptıkları katkı konusunda Türkiye’yi eleştirdiğini hiç duydunuz mu, ben duymadım. Çünkü işine gelmez. Türkiye’de kapitalizm bütün vahşetiyle uygulansın ister. İçerdeki ortaklarını kollar. İçerdekiler AB’ye katılım politikalarını boşuna mı cansiperane savunuyor?

Sonuç olarak, Türkiye’de gelir dağılımı da adaletsiz, vergi dağılımı da…

Daha somut olarak ifade edersem, memur, işçi gibi kesimlere hem millî gelirden daha az pay verilmekte, hem de vergi yükünün büyük kısmı bunların sırtına bindirilmektedir. Başka bir deyişle bu büyük halk kesimleri AKP tarafından bir değil, iki defa vurulmaktadır.

Tam bir insafsızlık söz konusu. Bu politika ne hukukla, ne ahlâkla, ne de dinle açıklanabilir.

Ancak ve ancak Batı’dan alınan vahşi kapitalizmle açıklanabilir.

[1]http://www.disk.org.tr; Evrensel, 13.10.2007.





Yorumlar








Aktif Ziyaretçi 19
Dün Tekil 813
Bugün Tekil 456
Toplam Tekil 1640811
IP 54.158.119.60






TURAN-SAM PRINTED ISSN: 1308-8041
TURAN-SAM ONLINE ISSN: 1309-4033
Journal is indexed by:

































































9 Rebiü'l-Evvel 1438
Aralık 2016
P
S
Ç
P
C
Ct
P
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31


Onlara Allah Türk Adını verdi ve Onları yeryüzüne hakim kıldı.
(Kaşgarlı MAHMUT)


Ekle Çıkar









Anasayfa - Amaç - Misyon - Vizyon - Faaliyetler - Tüzük - Yönetim - Yasal Uyarı - İletişim

Her Hakkı Saklıdır © 2007 - 2017 TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi
Sayfa 2.193 saniyede oluşturulmuştur.

TURAN-SAM rssTURAN-SAM rss
Google Sitemap

Sayac

"Bu site en iyi mozilla firefox'ta 1280x960 çözünürlükte görüntülenir."

Turan Portal v1.3 | Tasarım TURAN-SAM , Kodlama Serkan Aygün

Turan Nedir?, Bilimsel Dergiler, En popüler Bilimsel Dergi, Endeksli Bilimsel Dergiler, Saygın Bilimsel Dergi, Türk Dünyasının en popüler ve en saygın Bilimsel Hakemli Dergisi, SSCI, SCI, citation index, Turan, Türk Devletleri, Türk Birligi, Türk Dünyası, Türk Cumhuriyetleri, Türki Cumhuriyetler, Özerk Türkler, Öztürkler, Milliyetçi, Türkçü, Turancı, Turan Askerleri, ALLAH'ın askerleri, Turan Birliği, Panturan, Pantürk, Panturkist, Türk, Dünyası, Stratejik, CSR, SAM, Center for Strategical Researches, Araştırma, Merkezi, Türkiye, Ankara, İstanbul, Azer, Azeri, Azerbaycan, Bakü, Kazakistan, Alma-Ata, Astana, Kırgız, Bişkek, Kırgızistan, Özbekistan, Özbek, Taşkent, Türkmen, Türkmenistan, Turkmenistan, Aşxabad, Aşkabat, Ozbekistan, Kazakhstan, Uzbekistan, North, Cyprus, Kıbrıs, MHP, AKP, CHP, TURKEY, Turancılık, KKTC, Vatan, Ülke, Millet, Bayrak, Milliyet, Cumhuriyet, Respublika, Alparslan Türkeş, Atatürk, Elçibey, Bahçeli, Aytmatov, Bahtiyar Vahabzade, Yusuf Akçura, Zeki Velidi Togan, İsmail Gaspıralı, Gaspırinski, Nihal Atsız, Alptekin, Kürşad, Tarih, Kardeş, Xalq, Halk, Milletçi, Milliyetçi, Yürek, Ürek, Türklük, Beynelxalq, Arbitrli, Elmi, Jurnal, Nüfuzlu