ATATÜRKÇÜLÜĞÜN LAİKLİK İLKESİ (5): EŞİTLİK - Prof. Dr. Cihan DURA - TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi - http://www.turansam.org









ATATÜRKÇÜLÜĞÜN LAİKLİK İLKESİ (5): EŞİTLİK - Prof. Dr. Cihan DURA
Tarih: 16.12.2010 > Kaç kez okundu? 2086

Paylaş


www.cihandura.com

-Atatürkçülüğün on ilkesi Bilimcilik, Sosyal Ahlâk, Millî Egemenlik, Tam Bağımsızlık, Cumhuriyetçilik, Laiklik, Milliyetçilik, Halkçılık, Devletçilik ve Devrimcilik’tir.

-Bir Atatürkçü Laiklik İlkesi için, hayatında hangi ortam ve koşulda olursa olsun, burada verilen öğütleri öğrenir ve uygular. Atatürkçüler bir araya geldikleri zaman birbirlerini bu öğütler bakımından bilgilendirir, aralarında bu öğütleri konuşur, tartışır, işler ve yayar.

-Bir Atatürkçü ancak bu öğütleri uyguladığı derecede Atatürkçüdür. Kim ki bu öğütlerin hepsini bilir, üzerinde düşünür, uygular, anlatır, açıklar, yorumlar, başkalarına ulaştırır, yayar, ancak o “ben tam bir Atatürkçüyüm” diyebilir.

Okuduğunuz yazı Laiklik İlkesi’nin -son konusu olan- “Eşitlik” bahsi üzerine bir ders denemesidir.



EŞİTLİK

5.1- Ey dost! Unutup gittiğimiz daha ne önemli gerçekler var. Ancak O da var, Atatürk de var, bak nasıl hatırlatıyor bize onları: En basit bir dinsel gerçek olarak bilelim ki bizim dinimizde özel bir sınıf yoktur. İslam dini ruhbanlığı, dinde tekeli reddeder. Halkı aydınlatma görevi mutlaka din adamlarına ait değildir, kesinlikle yasaklar bunu dinimiz. O halde diyemeyiz ki bizde özel bir din sınıfı vardır, onun dışındakiler din bakımından aydınlatma hakkından yoksundur. Böyle düşünürsek, kabahat bizdedir, cehaletimizdedir. Ben bunlara karşı önlemler aldım. Kendilerini özel bir sınıftanmış gibi gösteren habisleri engelledim. Ancak sonra, her şey gibi bu önlemi de gevşetti benden sonra gelenler. Bakıyorum, o ayrıcalık düşkünleri yeniden kaplamış ortalığı, giderek güçleniyorlar da. Sakın meydanı onlara bırakmayın. Mücadele edin onlarla, bilimle, ahlakla, omuz omuza! Gerçek kimliklerini, verdikleri zararları halkımıza gösterin.

5.2- Müslümanların toplumsal hayatında, hiç kimsenin özel bir sınıf olarak varlığını sürdürmeye hakkı yoktur. Kendilerinde böyle bir hak görenler *dinî hükümlere aykırı hareket etmiş olur. Bizde ruhbanlık yoktur, hepimiz eşitiz ve dinimizin hükümlerini eşit olarak öğrenmeye mecburuz. Her birey dinini, diyanetini, imanını öğrenmek için bir yere muhtaçtır, orası da okuldur. Müslümanlığın okullarda topluma en fazla yarar sağlayacak şekilde öğretilmesine katkıda bulun.

5.3-Hoca olmak için, dinsel gerçekleri halka telkin etmek için, mutlaka din kisvesi koşul değildir. Her sarıklı hoca değildir, hoca olmak akılladır, sarıkla değil. Bizim yüce dinimiz, her Müslüman erkeğe ve kadına araştırmayı farz kılar; erkek ve kadın Müslüman, dindaşlarını aydınlatmakla yükümlüdür. Sen de din kültürünü artır, gerçek din âlimlerini ara, onları tanı, oku. Hakikî dini sahtesinden ayır, halkına da göster ikisi arasındaki farkı.

5.4- Çare öğretim birliğidir, çare aydın din adamları yetiştirmektir! Bir olmalıdır Türkiye’nin bilim yuvaları. Bütün çocuklarımız, kız ve erkek aynı şekilde çıkmalıdır oralardan. Nasıl ki ülkemizde her alanda yüksek meslek sahipleri ve uzmanlar yetiştiriyoruz, aynı şekilde dinimizin gerçeklerini araştıracak, bilimsel ve teknik olarak telkin kudretine sahip seçkin ve gerçek din adamları da yetiştiriyoruz. Biz Atatürkçüler onları bağrımıza basarız, onları kendimizden biliriz.



UYGULAMA

A) Temel Kavramlar

Laiklik İlkesinin “Eşitlik” bahsinde karşımıza çıkan temel kavramlar şunlardır:

Ruhbanlık, dinî hükümler, din kisvesi, hoca, öğretim birliği.

Aşağıda tanımlamaya, açıklamaya çalıştığım bu kavramları ne kadar iyi öğrenirsek, öğrendiklerimizi unutmazsak, Atatürkçülüğü bir düşünce sistemi olarak o kadar kolay öğrenir, o kadar kolay anlatır, ondan o kadar fazla istifade eder, onu o kadar verimli işler, geliştiririz.



1) RUHBANLIK

Ruhban “rahipler” demektir. Dilimize Arapça’dan geçmiştir. Ruhbanlık (ruhbaniyet) “rahip, din adamı olma durumu, kurumu, statüsü” demektir. Daha çok Hıristiyanlık’la ilgili olarak kullanılır: Rahiplerin hayat tarzı, manastır yaşayışı, “dünya nimetlerine sırt çevirip inzivaya çekilme” anlamlarına gelir.

Daha geniş bilgi için EK 2’ye bakınız.



2) DİNÎ HÜKÜMLER

Dinler, dolayısıyla İslam da bir takım kurallardan, hükümlerden oluşur. Müslümanlık’da bu hükümlerin bazıları Kur’an kaynaklı, bazıları (gerçek ya da uydurulmuş) hadis kaynaklıdır. Bazıları ise sonradan, zamanın önde gelen din adamları tarafından, çeşitli saiklerle ya doğrudan doğruya ya da muhakeme yoluyla oluşturulmuştur. Âhiret ve Âhiret hayatı ile, dünya ile, insanın yaşamı, tutum ve davranışları ile ilgilidirler.



3) DİN KİSVESİ

Türkçe sözlük “kisve” ile ilgili olarak şu anlamları veriyor: -Kılık kıyafet. -Hacıların Kâbe’de giydikleri beyaz üstlük. “Kisvesi altında” “herhangi bir nitelikte veya biçimde” anlamına gelir. (Örnek: Sevgi kisvesi altında nefret tohumları ekmekten vazgeçmeliyiz.). Görüleceği gibi metindeki anlamı “kılık kıyafet”tir.



4) HOCA

Türkçe sözlüğe göre: -Müslümanlıkta din görevlisi, -Öğretmen, -(Eskiden): Medresede öğrenim gören sarıklı, cüppeli din adamı. -(Mecazi olarak): Akıl öğreten, öğüt veren kimse.

Metindeki anlamı, birincisidir: Din görevlisi…



5) ÖĞRETİM BİRLİĞİ

3 Mart 1924 Öğretim Birliği Kanunu (Tevhid-i Tedrisat Kanunu)’nun kabulü ile her çeşit eğitim ve öğretim kurumu devlet denetimi altına girmiştir. Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlanan bu kurumlar böylece tek elde toplanmış oldu. Kanun’un yürürlüğe girmesinden sonra medreseler kapatıldı. Bu kurumlar hem dinamizmini kaybetmiş, hem de çağın ihtiyaçlarını karşılayamaz hale gelmişti. 1926′da Maarif Teşkilatı Hakkındaki Kanun kabul edildi. Buna göre devletin izni olmadan hiçbir okulun açılamayacağı hükmü getirildi. Müfredat programları çağdaşlaştırıldı.

Avukat Muammer Aydın’ın bir panelde yaptığı açılış konuşması, öğretim birliği hakkında çok değerli bilgiler içermektedir (Bakınız: EK 1)



B) Yardımcı Kavramlar

Atatürkçü düşünce sistemi insanın bireysel hayatıyla ilgili bazı esaslar koymakla birlikte, toplum hayatı ile çok daha fazla ilgilidir. Gerçekten, Atatürkçülüğün On İlkesi esas itibariyle toplum ve devlet hakkındadır. Bu sebepledir ki toplumsal yaşamla ilgili bazı kavramları, uzmanlık alanımız ne olursa olsun, genel olarak öğrenmek zorundayız. Yoksa, Atatürkçü Düşünce’yi anlamakta zorlanırız, tam olarak anlayamayız; bu yüzden de gerçek bir Atatürkçü olamayız. Laiklik ilkesinin “Eşitlik” kesimi kapsamında bilmemiz gereken başlıca yardımcı kavramlar şunlardır:

Sınıf, tekel, ayrıcalık

Bu kavramların anlamlarını ilgili sözlüklere bakarak, halk için yazılmış kitaplara, ansiklopedilere başvurarak öğrenebiliriz, uzmanlara sorabiliriz. Birkaç arkadaş bir araya gelerek, “imece” yoluyla araştırır, birbirimizi bilgilendirebiliriz.



C) Sorular

Atatürkçü sürekli sorar ve sorusuna yanıt arar. Öyleyse aşağıdaki 6 soru üzerinde kafa yorunuz. Siz kendiniz de başka sorular oluşturabilirsiniz.

Her soruyu yanıtlamaya çalışınız. Size yol gösterecek, bilgi sağlayacak kaynaklara başvurunuz. Arkadaşlarınıza sorunuz, ortaklaşa yanıt arayınız, tartışınız. Bazı sorular için verdiğim ipuçlarını kullanınız. Çabalarınızı zamana yayınız, örneğin bugün, 2 soru üzerinde, yarın diğer 2 soru üzerinde durunuz, kalan sorular için de böyle yapınız.

Soruları, yanıtları çok iyi öğreniniz. Bunu sağlamak için geri dönüşler yapınız. Özet çıkarınız. Sorular ve yanıtların içerdiği bilgileri birbirinize anlatınız, başkalarına aktarınız.



1) Atatürk “kendilerini özel bir sınıftanmış gibi gösteren habisleri, aldığım önlemlerle engelledim” diyor. Aldığı önlemler hangileridir? Açıklayınız.

2) “Müslümanlığın okullarda topluma en fazla yarar sağlayacak şekilde öğretilmesi”ne nasıl katkıda bulunabiliriz?

3) Hakikî dini sahtesinden nasıl ayırabiliriz, ikisi arasındaki farkı halkımıza nasıl gösterebiliriz?

Atatürk ayırma ölçütünü vermiştir: Akla ve bilime uyan, gerçek dindendir; uymayan sahte dindendir. Bu ikisi arasındaki farkı halkımıza kolay anlaşılır ifadeler kullanarak, somut, canlı, ilginç örnekler vererek gösterebiliriz.

4) Bugün Türkiye’nin bilim yuvaları bir midir? Bütün çocuklarımız, kız ve erkek oralardan aynı şekilde mi yetişip çıkmaktadır? Bu konuyla ilgili bir kaynak araştırması yapınız.

Soru “öğretim birliği ile, öğretim birliği ilkesinin günümüzdeki durumu ile ilgilidir. Kısa ve özlü bilgiyi EK 1’de bulabilirsiniz.





EK 1: TEVHİDİ TEDRİSAT PANELİ AÇILIŞ KONUŞMASINDAN (3.3.2010)



Av. Muammer Aydın İstanbul Barosu Başkanı

Cumhuriyet Kültürü, bilindiği üzere Avrupa'yı etkisi altına alan ve kıta üzerine bir güneş gibi doğan Aydınlanma Devrimi’ni, Anadolu insanıyla buluşturmayı amaçlamış ve bunu büyük ölçüde de başarmıştır. Elbette bu kolay olmamış, uzun bir zaman gerekmiştir. Avrupa'nın yüzyılda çözmeye çalıştığı sorunlar, bizde Atatürk'ün derin öngörüsü ve azmiyle daha kısa sürede aşılmıştır. 3 Mart 1924 tarihi bu süreçte Cumhuriyetimiz için bir dönüm noktasıdır.

İnsanlık tarihini anlayabilmek için 'Türk Aydınlanma Devrimi'ni bütün boyutlarıyla bilmek zorunludur. Bunlar nelerdir diye bakacak olursak, İnsan Hakları Bildirisi’nin yayımlanması, Laikliğin ulusça benimsenmesi, Yurttaşlık bilincinin aşılanması, Demokrasinin işlerlik kazanması gibi aklımıza gelebilecek birçok yenilik Aydınlanma Devrimi'yle gerçekleşmiştir. Aydınlanma, tarihte ilk kez, inanca dayalı kilise egemenliğini yıkan yeni sınıfların türediği Avrupa'da oluşmuştur.

3 Mart 1924 günü Türk insanı için bir uyanışın da simgesidir aynı zamanda. Bu tarihte neler olduğunu dilerseniz kısaca anımsayalım. Atatürk'ün siyasal devrimleri içinde bulunan Hilafet'in kaldırılması 3 Mart 1924 tarihinde TBMM tarafından kabul edildi. 1 Kasım 1922'de Saltanat'ın kaldırılması ile Sultan‐ Halife gibi, çifte görevi olan Osmanlı hükümdarının elinden, devlet yetkileri alındı. Hükümet, TBMM'nin seçtiği Halife'yi sadece Müslümanların Halifesi unvanını kullanmasını istemişti. Ancak 3 Mart 1924 tarihli, "Hilafet'in ilgasına dair kanun" ile Hilafet de kaldırıldı. Hilafet'in kaldırıldığı 3 Mart 1924 günü, bir diğer kanunla da Şer'iye ve Evkaf Vekâleti (Bakanlığı) kaldırılmıştı. Böylece bu vekâlet tarafından yönetilen okullar ve medreseler de kaldırılmış oldu. Bu kurulun kaldırılmasının ardından Tevhid‐i Tedrisat Kanunu kabul edilmiş ve eğitimdeki iki başlılık ortadan kaldırılmıştır.

Bu çıkarılan yasalarla birlikte ümmet yerine "ulus", kul yerine de "birey" kimliğinin

oluşmasının en büyük adımları atılmış oldu. 3 Mart 1924 tarihini yani Hilafetin kaldırılmasıyla eğitimdeki çok başlılığın kaldırılması Türk Aydınlanma Devrimi için mihenk taşı niteliğindedir.

Cumhuriyet öncesi dönemde amaçsal olarak farklı insan tipleri yetiştirmek isteyen eğitim sistemi; geleneksel, azınlıklar ve yabancı okulları ile modern okullardan oluşmaktaydı. Bu eğitim sistemi, Cumhuriyet döneminde büyük önder Mustafa Kemal ile değişmek zorundaydı.

Çünkü Atatürk'ün düşüncesindeki insan, cemaat ve ümmetten; düşünen ve sorgulayan

insana dönüştü. Hurafelerle doldurulmuş bellekleri modern eğitim ile bağnazlıktan

kurtararak özgün düşünen bireyler yetiştirilmesi amaçlanmıştı. Endüstride, sanayide, bilimde, icatta, eğitimde, ziraatta, çağdaş, laik, demokratik ve halk egemenliğine dayalı bir hukuk devleti olma yolunda öncelikli olan eğitim devrimi gerçekleştirilmeliydi. Aynı zamanda devrimlerin içselleştirilmesi korunması ve geliştirilmesi için de eğitim devrimi gerekliydi. Böylece yeni eğitim sisteminin amacı da ortaya çıkmış oldu.

Akla, gözlem ve deneye dayanan bu yeni dönemde, eğitim ve öğretimde birlik ilkesi olmazsa olmazdı. Bu nedenle 3 Mart 1924'de yasalaşarak yürürlüğe giren kanunlar arasında Tevhidi Tedrisat Kanunu da kabul edilmiştir. Bir ülkede birden fazla eğitim sistemi demek, birden farklı zihniyette birey yetiştirmek anlamına gelir. Elbette ki bir eğitim sisteminde amaç tek tip insan yetiştirmek değildir. Ancak aklı ve bilimi kendisine rehber edinmiş, Cumhuriyet'in değerlerini kavrayıp sahip çıkacak nesiller yetiştirmek, bir ulusun var olması için en temel koşullardan birisidir. Bu eğitim sistemi ile bilgisizlik ve cehalet ortadan kaldırılarak eğitimde birliği esas alan ulusal ve laik bir eğitime geçiş sağlanmıştır.

Ne acıdır ki günümüzde eğitim birliği yasasından tavizler verildiğini üzülerek görmekteyiz. Ülkemizin imam ve hatip gereksinimini karşılamak için açılan imam hatip liselerine imam olamadıkları halde kız öğrenciler alınmakta ve bu liselerden mezun olanların hukuk, siyasal gibi fakültelere girmeleri amaçlanmaktadır. Yüksek öğretime girişte uygulanan ve okulunu bitirdikten sonra hazır mesleğini elinde tutan meslek liselerine karşın, bu olanaktan yoksun olan düz lise mezunlarına haksızlık olmaması için getirilen katsayı uygulaması, YÖK tarafından "hukuku dolanarak" adeta korsan yöntemlerle giderilmeye çalışılmaktadır. İstanbul Barosu'nun başvurusu ile Danıştay tarafından verilen katsayı kararları, bu anlamda tevhidi tedrisat yasasına uygun bir karardır.

Bu yasanın bir diğer önemli yanı da din eğitiminin doğru bir biçimde ülke insanına devlet eliyle nasıl öğretileceğini düzenlemesidir. İnsanı kâinatın merkezinden dışlayan hurafelerle doldurulmuş bir din anlayışından, kadına, çocuğa, komşuya, yoksula, yolda kalmışa, dara düşmüşe önem veren, ilmi ön plana çıkaran ve insanı merkez kabul eden din anlayışı ile gericilik ve bağnazlıktan kurtulabilecekti.

Günümüzde yaşanan din eğitimi konusundaki tartışmaları çözmek için Cumhuriyet'in ilk yıllarından örnek alınması yararlı olacaktır. Bu konuda AİHM tarafından verilen kararlara da uymak Anayasal bir zorunluluktur. Bu üstün ve ileri görüşlü düşüncelerle Cumhuriyet'in hamurunu yoğuran ulu önder Mustafa Kemal Atatürk'ü ve Cumhuriyet'in ilk dönem eğitim bakanlarından olan, Dünya Klasiklerini dilimize kazandıran Hasan Ali Yücel ile Köy Enstitüleri'nin kurucusu İsmail Hakkı Tonguç'u da burada rahmetle ve saygıyla anmak isterim. Çünkü bu iki devlet adamı ve eğitim çınarı sayesindedir ki, eğitim birliği yasası başarıyla uygulandı ve zihinleri berrak kuşaklar yetişti.





EK 2: RUHBANLIK

… Hz. İsa (a.s)’dan 200 yıl sonrasına kadar Hıristiyanlarda ruhbanlık diye bir şey yoktu. Ancak başlangıcından beri insanların anladığı şekliyle Hıristiyanlık, bünyesinde ruhbanlık gibi bir sapmanın doğmasına müsait bir takım özellikler taşıyordu.

İnzivaya çekilmek, dünyaya sırtını çevirerek yaşamak, hiç evlenmemek, aile hayatı kurmamak, ahlâken mükemmel olmak için çalışmak şeklindeki ruhbanlığın temel özellikleri ve bu tür eğilimleri, daha Hıristiyanlığın başlangıcında mevcuttu. Bilhassa, bekâr kalmak, Hıristiyanlıkta bir kutsallık kazanmıştı. Evlenmek ve çoluk çocuk sahibi olmak her ne kadar kiliseye hizmet edenler için uygun görülmüşse de, üçüncü asra girerken, bu tür eğilimler bir fitne şeklinde gelişmiş ve ruhbanlık adeta salgın bir hastalık gibi, yayılmaya başlamıştır. Hıristiyanlıktaki ruhban anlayışını altı ana grupta toplamak mümkündür:

1. Çeşitli ibadet, murakabe ve çilelerle insan vücuduna eziyet veren ruhban sınıfı;

2. Pis ve pasaklı olan, temizliği, Allah’a tapma ve O’nu sevmeye aykırı bularak vücut temizliğini ruhun cenabeti sayan ruhban sınıfı;

3. Bekârlık, cinsel ilişkiden kaçınma, meşru evlilikten uzaklaşma ve bir köşeye çekilmeyi en güzel ahlâki değer şeklinde yorumlayan ruhban sınıfı;

4. Anne, baba, kardeş ve çocuklar arasındaki sevgi ve saygıya dayanan her türlü ilişkinin yasaklanmasıyla Allah rızasının kazanılacağına inanan ruhban sınıfı;

5. Her türlü dünya zevkini, insanî ilişkileri, para hırsı ve zenginliği günah sayan, ancak bütün bunları kendileri için meşru gören ruhban sınıfı;

6. Başkalarına iffet ve namuslu olmayı telkin ettikleri halde manastırlarda yapılan ibadet, zikir ve ayinlerde her türlü cinsel ilişkiyi mubah gören ruhban sınıfı.

***

İslam’da ise ruhbanlığın hiçbir çeşidi yoktur. Nitekim Rasulüllah (sav) “İslamda ruhbanlık yoktur”, “Her peygamberin bir ruhbanlığı vardır. Bu ümmetin ruhbanlığı da yüce Allah yolunda cihâddır (uğraşma, didinme, mücadele)” buyurmuştur. Tamamıyla kendini ibadete verip dünyadan el etek çekmek uygun olmadığı gibi tamamıyla dünyaya dalıp ahireti unutmak da büsbütün felâkettir. Nitekim bu hususta Abdullah ibn Amr şu hadisi naklediyor:

“Allah’ın Resulü buyurdu: ‘Ey Abdullah, senin geceleri namaz kılıp gündüzleri oruç tuttuğunu haber almadım mı sanki?’ ‘Evet, öyle yapıyorum’, dedim. ‘Eğer böyle yaparsan gözün kanlanır, zayıflarsın. Senin üzerinde nefsinin de karının da hakkı vardır. Namaz kıl ama uyu da. Oruç tut fakat iftar da et’ buyurdu.”

Hz. Peygamber’in hadislerini ve hayatını incelediğimizde ruhbanlığa kesinlikle izin vermediğini görmekteyiz. Bir defasında Hz. Peygamber (sav), ihtiyar birinin iki oğluna tutunarak yürüdüğünü görünce, oradakilere bu hal nedir? diye sormuş, onlar da ‘yürümeyi nezretti’ (adadı) deyince, Peygamberimiz: ‘Bu adamın kendisine azap etmesine Allah’ın ihtiyacı yoktur’ diyerek ona binitine binmesini emretmiştir.

Sahabilerden üç genç aralarında sözleşirler ve onlardan biri; gündüzleri hep oruçla geçireceğini, diğeri; geceleri hep ibadet edeceğini, üçüncüsü de kadınlardan uzak duracağını söyler. Durumu öğrenen Allah Rasulü şöyle buyurmuşlardır: “Sizin şöyle şöyle söylediğinizi duyuyorum. Bakın, yemin ederim ki ben, Allah’a hepinizden çok saygılıyım. Bununla birlikte oruç tuttuğum günler de olur, tutmadığım günler de. Namaz da kılarım uyku da uyurum. Kadınlarla da evlenirim… Kim benim sünnetimden yüz çevirirse benden yüz çevirmiş olur.”

Bu hadislerde de görüldüğü gibi İslam, her türlü aşırılığı yasaklamıştır. Dinde aşırılık, dini amacından saptırır. Zira dinin amacı, insanı her türlü hurafeden kurtarıp özgür bir şekilde insanı sadece Allah’a tertemiz kul yapmaktır. Tasavvuf dışı süslemekle olmaz, asıl tasavvuf ruhu süsleme yöntemidir. Allah’ın Elçisi (sav), “Dinde aşırılıktan sakının. Çünkü sizden öncekiler, dinde aşırı gittiklerinden ötürü helak oldular” buyurmuştur.



KAYNAK: Prof. Dr. Mehmet SOYSALDI, “Tasavvuf Ruhbanlık Değildir”, ss. 2-3.

http://web.firat.edu.tr/msoysaldi/tasavvufruhbanlik.pdf (30.11.2010)







Yorumlar








Aktif Ziyaretçi 13
Dün Tekil 767
Bugün Tekil 228
Toplam Tekil 1637289
IP 54.161.130.145






TURAN-SAM PRINTED ISSN: 1308-8041
TURAN-SAM ONLINE ISSN: 1309-4033
Journal is indexed by:

































































5 Rebiü'l-Evvel 1438
Aralık 2016
P
S
Ç
P
C
Ct
P
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31


Üstümüze kılıç çekilmedikçe, ülkemize girilmedikçe, teb'ama cefa edilmedikçe Bizden kimseye zarar gelmez. (Fatih Sultan MEHMET)


Ekle Çıkar









Anasayfa - Amaç - Misyon - Vizyon - Faaliyetler - Tüzük - Yönetim - Yasal Uyarı - İletişim

Her Hakkı Saklıdır © 2007 - 2017 TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi
Sayfa 1.502 saniyede oluşturulmuştur.

TURAN-SAM rssTURAN-SAM rss
Google Sitemap

Sayac

"Bu site en iyi mozilla firefox'ta 1280x960 çözünürlükte görüntülenir."

Turan Portal v1.3 | Tasarım TURAN-SAM , Kodlama Serkan Aygün

Turan Nedir?, Bilimsel Dergiler, En popüler Bilimsel Dergi, Endeksli Bilimsel Dergiler, Saygın Bilimsel Dergi, Türk Dünyasının en popüler ve en saygın Bilimsel Hakemli Dergisi, SSCI, SCI, citation index, Turan, Türk Devletleri, Türk Birligi, Türk Dünyası, Türk Cumhuriyetleri, Türki Cumhuriyetler, Özerk Türkler, Öztürkler, Milliyetçi, Türkçü, Turancı, Turan Askerleri, ALLAH'ın askerleri, Turan Birliği, Panturan, Pantürk, Panturkist, Türk, Dünyası, Stratejik, CSR, SAM, Center for Strategical Researches, Araştırma, Merkezi, Türkiye, Ankara, İstanbul, Azer, Azeri, Azerbaycan, Bakü, Kazakistan, Alma-Ata, Astana, Kırgız, Bişkek, Kırgızistan, Özbekistan, Özbek, Taşkent, Türkmen, Türkmenistan, Turkmenistan, Aşxabad, Aşkabat, Ozbekistan, Kazakhstan, Uzbekistan, North, Cyprus, Kıbrıs, MHP, AKP, CHP, TURKEY, Turancılık, KKTC, Vatan, Ülke, Millet, Bayrak, Milliyet, Cumhuriyet, Respublika, Alparslan Türkeş, Atatürk, Elçibey, Bahçeli, Aytmatov, Bahtiyar Vahabzade, Yusuf Akçura, Zeki Velidi Togan, İsmail Gaspıralı, Gaspırinski, Nihal Atsız, Alptekin, Kürşad, Tarih, Kardeş, Xalq, Halk, Milletçi, Milliyetçi, Yürek, Ürek, Türklük, Beynelxalq, Arbitrli, Elmi, Jurnal, Nüfuzlu