SÜT BOZULURSA KAYMAK ÜSTE KALIR MI? - Dr. Yener ORUÇ - TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi - http://www.turansam.org









SÜT BOZULURSA KAYMAK ÜSTE KALIR MI? - Dr. Yener ORUÇ
Tarih: 25.11.2010 > Kaç kez okundu? 2556

Paylaş


Anımsadığımız kadarıyla AKP’nin 2002 seçim beyannamesinde bedelli askerlik yoktu. Ancak işbaşına geldiği günden beri AKP hükümetinin gündeminden bedelli askerlik düşmemiştir.

“Bedelli askerlik çıkmadığından 400 bin kişi mağdur oluyormuş! Bedelli ödemeleriyle askeri harcamalar azaltılacakmış” gibi ya da “ Askerlik süresi ile bireysel kayıplar toplamı ülkenin genel kayıplarına mal olmaktadır.” gibi gerekçelerle sürekli gündeme getirilmiştir.

Ulusal birliğimizin ortak paydalarından biri olarak vatani hizmet mefhumunun, kişisel kayıp kavramına dönüştürülerek; bu kaybın satın alınabilen bir değere dönüştürülmesi bu ortak paydada çatlak yaratmak demek değil midir?

Gerçekten uluslaşmış bir halk mıyız sorusuna evet demek mümkün değilken; bizleri ulus kavramına yönelten en ortak noktamızda bu yarayı açmak neden?

AKP en çok şehit verdiğimiz bir dönemin iktidarı olarak sakınmayıp, ağızlarına dahi almamaları gereken bedelli askerliğin gündem tutmasına izin vermesini ve hatta seslendirebilmesini; sade vatandaşın “ Kendi çocuklarını askerlikten kurtarmak istiyorlar” ya da “400 bin kişinin oyu uğruna gündemde tutuyorlar” yorumuyla değerlendirilemeyeceği açıktır.

400 bin kişinin çok üzerinde bir oy potansiyelince tepki alan bedelli askerlik konusu üstelik Genel Kurmay’ın teknik olarak haklı muhalefetine karşın niçin sürekli gündeme alınıyor?



Bedelli askerlik, gündeme gelen “Sözleşmeli Erlik “ için bir yol açıcı mıydı?

Konuyu irdelemek için gelişmeleri sıralarsak; bedelli askerlik, o olmayınca askerlik süresinin düşürülmesi ve nihayet bağlı olarak sözleşmeli erlik sıralamasını bir arada yürütüldüğünü görürüz. Ancak ivedi olarak irdelenmesi gereken sözleşmeli erlik teklifidir.

Öncelikle mevcut vatan hizmeti tertibiyle oluşturulan er kadroları ile bu hizmetin sonrasında teklif edilecek sözleşmeli erlik arasında az önce değindiğimiz ulusal payda yönüyle bakarsak sözleşmeli erliğin bu payda dâhilinde olmadığı ve bu nedenle asla önü açılmaması gerektiği açıktır.

Subay, Astsubay formasyonu çok farklı oluşturulduğundan görev ve savaşı kabullenme psikolojisi açısından da sözleşmeli erliğin, ulusal savunma kavramıyla alınan şimdiki er psikolojisine göre bir üstünlüğü olmadığı gibi iki kanalın yani normal askerlik hizmetindeki erler ve sözleşmeli erler arasında sancılı bir birlikteliği de söz konusu olacaktır. Uzman Erbaşlık uygulamasında dahi kimi sıkıntılar kulağa gelirken; ayrılıkçı terörle mücadele eden bir ordunun yeniden biçimlendirilmesi doğru değildir. Dereyi geçerken at değiştirmektir.

İşte bu noktada bedelli askerliğin koçbaşı olarak kullanıldığı da ortadadır.

Bedelli olmuyorsa; vatanî hizmet süresini sözleşmeli erlikle kısaltalım demek ulusal savaşma kabiliyetinin düşmesi demektir. Bu kimin işine yarar? Elbette kafasında bir işgal planı olanlar ile ayrılıkçı terörün. Bu noktada yakın tehlike ayrılıkçı terördür. Çünkü bölge halkı sürekli provoke edilip, siyasallaştırılıp, militarize edilirken; daha deneyimli olacaklar teziyle sözleşmeli erlik teklif ve uygulamasının terör örgütünün ekmeğine yağ sürecek iki sonucu olacaktır.

Birincisi kısaltılmış vatani hizmet ile bu kadroların savaş kabiliyetindeki düşüş olacaktır. Bu düşüşün nedeni sadece askeri eğitime ayrılan zaman değildir. Askeri ruh, disiplin, intibak, dirayet gelişimi için gereken fiili görev süresindeki azalmayla algılanmış askerlik süreci bu düşüşün diğer nedenlerinden bazılarıdır.

İkincisi ise bölgede sözleşmeli erliğin ağırlıklı olarak kullanılması itibarıyladır. Profesyonel/ sözleşmeli erlerin bünyesinde olduğu bir ordu sanki emperyalist bir güçmüş gibi terör örgütü tarafından bölge halkına algılatmasıyla mikro milliyetçilik daha geniş bir tabana ulaşacaktır. Bunun sonucu bölge halkının ulus anlayışının değişmesidir.

Zaten PKK’nın amacı da bu değil midir?

Durumu Mustafa Balbay’ın ibret verici bir tanımlamasıyla açıklamak sanırım daha kolay olacaktır: “ TRT şeş Kürtleri birleştirirken; Türkleri bölmektedir.”

Profesyonel bir orduyla çatışan tarafta siyasallaşma ve militarizasyon kolaylaşacak ve hız kazanacaktır. Terörle bağlantısı yok ancak profesyonel orduyla bağlantılı olarak Vietnam’da kim yenildi sorusunu sormak gerekiyor. Sonuç ortadadır. Yenilen profesyonel ordudur.



Sözleşmeli erlik teklifi bir kültürel yıkımdır.

Şahadet ve gazi kültürünün var olduğu ulusumuza ve ordusuna gelenek dışı profesyonel asker yani sözleşmeli erlik teklifi bir kültürel yıkımdır. Çünkü sözleşmeli erlerin kayıplarından başlayarak ordunun can kayıpları, o kültürün sıfatlarıyla anılamayacak bir noktaya doğru sürüklenecektir. Amiyane tabirle bu şehitlerimizin “kelle”leştirilmesidir. İşte o zaman ulusal üst kimlik kavramı yok edilmiş olunacaktır.

Askerlik süresini azaltarak ulusun toplam savaş kabiliyeti düşürülmüş olunduğu bu ortamda yarı profesyonel bir ordunun öncelikli olarak kusurlu yapılanması ve yapılandırılmasındaki sancılı dönemin oluşturduğu düzlem, ayrılıkçı terör için bir fırsat sahası olacaktır.

Tehlike sadece ayrılıkçı terör üzerinden de düşünülmemelidir. Askerlik süresinin düşürülmesi bahanesiyle sözleşmeli olsun olmasın askere katılacakların oranındaki ani değişiklik ve bu esnanın yarattığı boşluğa sadece ayrılıkçı terör yönüyle bakılmaması gerekmektedir. Özellikle ertelenmiş askerlik yükümlülerinin kim oldukları sorusuyla yaklaşmak gerekmektedir. Neden bu kadar ertelenmiş askerlik yükümlüsü birikti! Bu soru bu birikmenin bir bireysel toplam mı yoksa bir organizasyon olup olmadığı üzerinden yanıtlanmalıdır.

Beyana tabii ifade olarak “bedelli bekliyorum” diyenlerin beyanı ne kadar tabii ve samimidir. Yaklaşık 600 bin eratın kademeli de olsa 400 bininin kısaltılmış askerlik paralelinde değişmesi nasıl bir süt sağlayacaktır! Ve kaymak üste kalacak mıdır? Bu soru da ünlemle sonlandırılması gereken bir sorudur. Aynı soru sözleşmeli erlik teklifi üzerinden de sorulmalıdır.

Mevcut durum itibarıyla ordunun biçimlendirilmesi doğru olmadığı gibi ulus devletimizi dağıtma aşamasıdır. Çünkü Türk Ordusu Cumhuriyetimizin kurucu unsurlarından biri ve temelidir. Ve görülmelidir ki bedelli askerlik meselesi planlı olabilecek bir bütünlüğü arz edici özelliktedir. Kapana giden yolda ilk yem; bedelli askerlik teklifi, ikincisi düşürülecek askerlik süresi ve kapanın içinde hapı yutturacak son lokma da sözleşmeli erlik midir?

Sözleşmeli erlikte geçecek süre ve şimdilik 50 binlik yığınsallığıyla konu değerlendirildiğinde bu kadrolar önceden tasarlanmış ya da sonradan tasarlanacak sivil uzantılı köprülere açıktır. Bu nedenle biçimlendirilmesi söz konusu olabilecek bir kitleden söz etmeyi kuşkuculuk ile itham etmek doğru olmayacaktır. Sözleşmeli erlik kadrolarındaki isimlerin uzun süre vatani tertip kadrolarımızla devre devre teması sivil köprülerin etki alanını askeri koşulların grup psikolojisi içinde arttıracaktır. Bu sivil köprülerin devreden sözleşmeliye, sözleşmeliden devreye iki yönden kurulabileceği, etkileşme olasılığı olabileceği de düşünülmelidir. Tüm aktarımı bir cümle ile özetlersek; Aşağıdan yukarıya doğru bir biçimlendirme modeline tabii bir plan varlık göstermektedir. Plan tuttuğunda süt, kaymağı üstünde tutmayacaktır.

Konuya bir de sözleşmeli erliğin ekonomisinden bakalım. İşsizlik oran ve rakamlarını düşündüğümüzde iyi bir iş sahası gibi görülse de katma değer üretmeyen bir iş sahası olarak artan vergiler ve daralan istihdam kaynak transferi olarak bakmak doğru olacaktır. Fakat daha dikkat çekici bir nokta olarak; asgari ücretin 3 katı teklif edilirken bu kadrolar kendini vatani hizmet tertiplerinde olduğu gibi devlete mi yoksa bu uygulamanın mucidine mi bağlılık duyguları üstündür, sorusunu soralım. Sorulacak çok şey var. Hani askeri harcamalar çoktu da bedelli ile tasarruf sağlanacaktı! Kesenin ağzı niye açıyor ona iyice bakmak gerekiyor. On yıldan sonra devlet birimlerinde iş güvencesi de olan sözleşmeli erliğin bir kadrolaşma hareketine dönüştürülmesi olasılığı yok mudur? Yine bir başka nokta da sözleşmeli erlik için ilköğrenimin yeterli görülmesidir. Bu öğrenim düzeyinin siyasal duruşta nereye yakın durduğu anketlerle sabittir. Bir belirsizlik noktası da sözleşmeli erlerin oy kullanıp kullanmayacağıdır.



Her Türk asker doğmaya devam edecektir.

Her şeyden önce şunu bilmek gerekir ki profesyonel orduların moral üstünlüğü yoktur. Teknik üstünlükle de psikolojik savaşta üstün gelmek söz konusu olamadığı gibi “sözleşmeli askerliğin” sivil yaşama dönüşte “Vietnam Sendromu”na açılan bir kapı olduğu da unutulmamalıdır. Geleneksel ordu yapımız ve kültürümüz bir iki vaka dışında bu kapıyı hep kapalı tutmuştur. Ancak az önce belirttiğimiz Şehit ve Gazi kavramlarının tahrip olduğu bir zeminde “Vietnam Sendromu “ nun güç kazanacağı açıktır. Bu kültürel yıkımın daha çok sivil sahasını ilgilendiren bir boyutudur.

Sonuç olarak; Türk Ordusu’nun şu ya da bu nedenle biçimlendirilmesi ulusal güç yitimi ile sonuçlanacak bir siyasi sürece sahiptir.

Emperyalistlerin ve işbirlikçilerinin şifreleri kırılmıştır. “Damarlarda Türklüğün belindeki gelin kuşağı, al çağlamış Sakarya’dan asalet, yüreklerde İnönü düzünün çeliğe su verecek kılıç soğuğu” ile Mustafa Kemalin askerleri nöbettedir ve yine her Türk asker doğacaktır.

Türk Ordusunu biçimlendirme plânı ana plânın önemli bir parçasıdır. Ana plân; Anadolu üzerinde en uzun süre bayrak dalgalandıran Türk Ulusunun bu hâkimiyetinin aleyhine olarak hangi sınırlarda bayrağına yel dolduracağının şekillendirilmesidir.

Giderek artan değeriyle bu coğrafyada bin yıldır bayrak dalgalandırmanın sırrı ise Türklerin ordu millet- millet ordu genlere sahip oluşudur. Eski deyişle bu genlerin adı “Milleti Müsellaha”dır. Anadolu’yu karış karış gezen Alman General Moltke’nin teşhisi bu doğrultudadır.

Türklerin, en zor koşullarda dahi devlet kurma becerisini de bu özellik sağlaya gelmiştir. Bu nedenle ordu millet arasına yazıda dahi olsa tire, virgül vs konulmaz demek hiç de abartılı bir ifade değildir.

“Her Türk Asker Doğar” cümlesinin bir askeri hamaset olmadığını aymazlar dışında herkes farkındadır. Türklerin ordu millet- millet ordu genleri her zaman devlet dolayısıyla yurt kavramı bileşkesindedir.

Bu toprakların siyasi şekillendirmesi ancak bu genin mutasyona tutularak dumura uğratılması sonrası gerçekleştirilebilir. Bu nedenle askerlikten soğutacak yönlendirilmiş, abratılmış haberler medyada yer almakta, liselerden Milli Güvenlik dersi kaldırılmak istenmekte, “Türk’üm, Doğruyum “ sözleriyle başlayan İlköğretim Andı kaldırılsın talebi nihayet İstiklal Marşı kaldırılsın aşamasına dönüşmüştür.

Ancak hiç kimse unutmasın ki bu ülkede her yaştan askerlik yeminine üstünde üniforma olsun olmasın sadık vatan evlatları vardır ve onların yeminleri her zaman al sancağa kalkan olacaktır.



Dr. Yener ORUÇ, ANTALYA / 18 Kasım 2010









Yorumlar








Aktif Ziyaretçi 9
Dün Tekil 828
Bugün Tekil 369
Toplam Tekil 1638258
IP 54.205.87.3






TURAN-SAM PRINTED ISSN: 1308-8041
TURAN-SAM ONLINE ISSN: 1309-4033
Journal is indexed by:

































































6 Rebiü'l-Evvel 1438
Aralık 2016
P
S
Ç
P
C
Ct
P
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31


Türk Devletinin yenilmez, zinde hayat gücü ve Türk Milletinin teminatı ve istikbali gençliktir.
(Alpaslan TÜRKEŞ)


Ekle Çıkar









Anasayfa - Amaç - Misyon - Vizyon - Faaliyetler - Tüzük - Yönetim - Yasal Uyarı - İletişim

Her Hakkı Saklıdır © 2007 - 2017 TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi
Sayfa 2.193 saniyede oluşturulmuştur.

TURAN-SAM rssTURAN-SAM rss
Google Sitemap

Sayac

"Bu site en iyi mozilla firefox'ta 1280x960 çözünürlükte görüntülenir."

Turan Portal v1.3 | Tasarım TURAN-SAM , Kodlama Serkan Aygün

Turan Nedir?, Bilimsel Dergiler, En popüler Bilimsel Dergi, Endeksli Bilimsel Dergiler, Saygın Bilimsel Dergi, Türk Dünyasının en popüler ve en saygın Bilimsel Hakemli Dergisi, SSCI, SCI, citation index, Turan, Türk Devletleri, Türk Birligi, Türk Dünyası, Türk Cumhuriyetleri, Türki Cumhuriyetler, Özerk Türkler, Öztürkler, Milliyetçi, Türkçü, Turancı, Turan Askerleri, ALLAH'ın askerleri, Turan Birliği, Panturan, Pantürk, Panturkist, Türk, Dünyası, Stratejik, CSR, SAM, Center for Strategical Researches, Araştırma, Merkezi, Türkiye, Ankara, İstanbul, Azer, Azeri, Azerbaycan, Bakü, Kazakistan, Alma-Ata, Astana, Kırgız, Bişkek, Kırgızistan, Özbekistan, Özbek, Taşkent, Türkmen, Türkmenistan, Turkmenistan, Aşxabad, Aşkabat, Ozbekistan, Kazakhstan, Uzbekistan, North, Cyprus, Kıbrıs, MHP, AKP, CHP, TURKEY, Turancılık, KKTC, Vatan, Ülke, Millet, Bayrak, Milliyet, Cumhuriyet, Respublika, Alparslan Türkeş, Atatürk, Elçibey, Bahçeli, Aytmatov, Bahtiyar Vahabzade, Yusuf Akçura, Zeki Velidi Togan, İsmail Gaspıralı, Gaspırinski, Nihal Atsız, Alptekin, Kürşad, Tarih, Kardeş, Xalq, Halk, Milletçi, Milliyetçi, Yürek, Ürek, Türklük, Beynelxalq, Arbitrli, Elmi, Jurnal, Nüfuzlu