BÖLÜCÜ TERÖR İLE MÜCADELEDE GELİNEN AŞAMA - Yrd. Doç. Dr. Sait YILMAZ - TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi - http://www.turansam.org









BÖLÜCÜ TERÖR İLE MÜCADELEDE GELİNEN AŞAMA - Yrd. Doç. Dr. Sait YILMAZ
Tarih: 23.11.2010 > Kaç kez okundu? 2311

Paylaş


Giriş

1980’li ve 90’lı yıllarda Türkiye, askeri ve siyasi açıdan önemli boyutlarda dış desteğe sahip olan şiddetli ve yaygın bir terör sürecinden, askeri açıdan mücadeleyi kazanarak çıkmış ancak 2000’li yıllarda siyaset yelpazesinde Kürt etnik temeline dayalı bir akım bulmuştur. Türkiye’nin bugün içinde bulunduğu temel sorun da son zamanlarda tekrar canlandırılmaya çalışılan düşük yoğunluklu savaş sürecine rağmen içerideki ve dışarıdaki bu yapının nasıl eritileceğidir. 2007 yılına kadar Irak’ın kuzeyindeki Kürt grupları muhatap almayan Türk hükümeti artık sadece Barzani ile temsil edilen Irak’ın kuzeyindeki Kürt yönetimini değil DTP/BDP-PKK-A.Öcalan’ı da muhatap alma aşamasına geldi. 2009 yazından başlatılan demokratik açılım ile hevesleri kabaran ancak hükümetin kamuoyu tepkisinden çekinerek geri adım atması ile hayal kırıklığına uğrayan bölücü örgüt 2010 yılında eylemlerini artırarak, basının da eylemleri abartması ile isteklerini gündemde tutmaya çalışmaktadır.

2003-2007 Dönemi ve PKK’nın Yeniden Doğuşu

3 Kasım 2002’de yapılan genel seçimlerden sonra AKP’nin iktidara gelmesi ile PKK içinde yeni bir dönem başlamıştır. Örgüt bu dönemde daha büyük bir eylem sürecine başlamak için önündeki iki engelin kalktığını görmüştür; Öcalan’ın idamı ve (yaklaşan ABD’nin işgali ile) Irak’ın kuzeyindeki manevra alanındaki kısıtlamalar. PKK, 12 Şubat 2003’de Türkiye’ye karşı ‘Meşru Savunma Savaşı’ ilan etmiştir. Böylece 2003 Mart’ında Amerikan ordusunun Irak’ı işgali PKK terör örgütünün yeniden canlanması ve bugünkü yoğunluğa ulaşmasında başlangıç dönemini temsil etmiştir. 1 Mart 2003’de TBMM’de ABD ordusu ile Irak’ın kuzeyinde yapılacak operasyon için gerekli tezkerenin reddi sadece Kürt grupları değil PKK’yı da oldukça rahatlatmıştır. Tezkerenin reddedilmesinden sonra Irak’ın kuzeyinde tüm Kürt kartlarını oynamakta serbest hale gelen ABD sadece Kürdistan projesi için Kürt grupları ile değil PKK ve İran’a karşı da PJAK’ı fütursuzca desteklemeye başlamıştır. Mart 2003’de ABD’nin Irak’ı işgalini öncesinde endişelenen örgüt Irak’ın kuzeyindeki üslerini savunma bölgesi haline getirmiştir. Irak Savaşı sonrası Irak ordusundan kalan bol miktarda patlayıcı ve mayın ele geçiren PKK terör örgütü stratejisini de buna göre geliştirmiştir. Artık eylemlerin çoğu mayın ve bomba sistemleri kullanılarak 6-7 kişilik dağ kadroları ile yapılmaya başlanmıştı.

22 Eylül 2003’de Türkiye ile ABD arasında yapılan 1 milyar dolarlık hibe anlaşması ile Türkiye’nin (ABD’nin izni olmadan) Irak’a müdahale etmemeyi taahhüt etmesi PKK için Irak’ın kuzeyini tekrar cennet haline getirmiştir. 2006 yazında yapılan tüm tehditlere rağmen PKK, Irak’ın kuzeyindeki varlığını güçlendirmiş, bunda Barzani’nin hoşgörü ve desteği önemli olmuştur. PKK terör örgütü Mayıs 2007 ayında yaptığı sözde 5. Genel Kurulu’nda, başta sözde Kürdistanın 4 parçası (İran, Türkiye, Irak ve Suriye) olmak üzere örgütün tüm birimlerindeki dağınıklığı ve yetersizlikleri gidererek sürece uyum sağlamak maksadı ile yeni bir yapılanmaya gitmiş, Kürdistan Demokratik Konfederalizmi (KKK) olan adını Kürdistan Demokratik Toplum Konfederalizmi (KCK) olarak değiştirmiştir. KCK sözleşmesi, örgütü bir devlet sistemi gibi yapılandırma amacı taşıyıp terör örgütünün birimleri ve örgüt üyelerini sistematik bir yapıya kavuşturmayı amaç edinmektedir. KCK sözleşmesinin 36. maddesinde ‘PKK`nın KCK sisteminin ideolojik gücü olduğunu, önderlik felsefe ve ideolojisinin hayata geçirilmesinden sorumlu olduğu’ belirtilmektedir .

1990’lı yılların ikinci yarısında başlayan AB’ye tam üyelik süreci içinde önceleri “Kopenhag kriterleri bize yeter” diyen PKK’nın siyasi uzantıları 2005’de tam üyelik sürecinin başlaması ile birlikte söylemlerini değiştirdiler. Nitekim 2006 yılında DTP Genel Başkanı Ahmet Türk, taleplerini “genel af”, Anayasa’nın Türk tanımını içeren 3. Maddesinin değiştirilmesi, Kürtçe’nin ikinci resmi dil olarak tanınması şeklinde açıkladı. 2005 yazında Türkiye’deki terör eylemlerinde hızlı bir artış yaşanırken, PKK militanlarının sayısı Türkiye içinde 1800-1900, Irak’ın kuzeyinde 2.800-3.100’e ulaşmıştır. Bir yandan Irak’ın kuzeyinden sızan PKK ile çatışmalar devam ederken Ankara ile Washington arasında gerilim de artmaya devam etmiştir. ABD’nin PKK’ya karşı fiili olarak hiçbir şey yapmaya niyeti yoktu. 2006 yazında yapılan tüm tehditlere rağmen PKK, Irak’ın kuzeyindeki varlığını güçlendirmiş, bunda Barzani’nin hoşgörü ve desteği önemli olmuştur.

2007 Sonrası Dönem ve Terörle Müzakere Sürecinin Başlaması

2002 yılı sonunda kurulan ilk AKP hükümeti gerek PKK terörü ile mücadelede gerekse Irak’ın kuzeyi ile ilgili süregelen politikalarda 2006 yılına kadar çok önemli bir değişiklik yapmamıştır. Ancak 2006 yılından sonraki gelişmeler iktidarın önce Irak’ın kuzeyindeki Kürt yönetim bölgesi daha sonra dolaylı olarak terör örgütü temsilcilerini muhatap almaya başladığı ‘terörle müzakere süreci’ dönemi denilen bir radikal politika değişikliğini temsil etmiştir. Hükümetin, terörle müzakere politikasını üçlü saç ayağına oturtmuştu ; (1) ABD, Irak ve Irak’ın kuzeyi ile sürdürülen ‘üçlü’ gibi gözüken aslında ‘dörtlü’ olan görüşme süreci. (2) Öcalan/PKK/DTP ile dolaylı/dolaysız temas zemini. (3) Kürt (Demokratik) açılım paketi. 2008 yılı içinde Ankara ile Irak’ın kuzeyi arasındaki ilişkiler yoğunlaştı. 19 Kasım 2008’de ABD-Türkiye-Irak arasında üçlü komisyon kuruldu ve Irak’ın kuzeyindeki yönetimin de buna katılması kararlaştırıldı. Bu aşamada Barzani ve Talabani tarafından yapılan plana göre; Kandil Dağı’na tecrit uygulayacaklar (PKK kampları ve büroları kapatılmayacak), PKK’ya silah bırak çağrısı yapılacak, Türkiye’den ise PKK için kısmi af istenecekti.

Türkiye tarafında ise artık olayların akışında TSK devre dışı bırakılmış, İçişleri, Dışişleri ve MİT etkisini artırmıştı. Washington, Türkiye’nin Güneydoğu ve Irak’ın kuzeyi politikalarını beraber düşündüğünü göstermişti . Büyük pazarlığa göre; (1) Türkiye ve Irak Kürtleri samimi ve karşılıklı bağımlılığı içeren ilişki üzerinde anlaşacaklardır (Güneydoğu Anadolu ile Irak’ın kuzeyinin sosyal ve ekonomik bütünleşmesi). (2) Irak’ın kuzeyi Türkiye için bir güvenlik kuşağı olacak, PKK’ya tavır alacak ve Türkiye ile Irak Kürtleri arasında bir sorun olmaktan çıkaracaktır. (3) Kerkük, Kürt bölgesine bağlanacak ancak başkenti olmayacak, Türkmenlere özel azınlık hakları verilecektir. Bu anlaşma özet ile kısa ve orta vadede Kürdistan’a yönelik tehditlerin önlenmesini ve gelişimini, uzun vadede ise Güneydoğu Anadolu ile birlikte Büyük Kürdistan’ın kurulmasını öngörüyordu.

Başbakan Erdoğan 23 Temmuz 2009’da Kürt açılımının başlayacağını açıklarken, 1 Ağustos 2009’da Öcalan; Kürt sorununun çözümü için 15 Ağustos 2009’da bir yol haritası ortaya koyacağını açıklamıştır. AKP hükümeti Kürt açılımında ısrar ederken, PKK terörü tırmandırmış ve 27 Ağustos-2 Ekim tarihleri arasında 16 askerimizi şehit etmiştir. 19 Ekim’de ise Öcalan yeni bir oyun başlatmıştır. Kürt açılımına geri dönüş için DTP’nin muhatap olmasını kabul ederek, Habur’dan bir kısım PKK’lının dönmesini hükümet için sözde propaganda aracı haline getirmiş, Ankara bu tuzağa da düşmüştür. Ancak, istediğini alamayan Öcalan, “31 Mayıs’a kadar bekleyeceğim. Bu zamana kadar olumlu bir gelişme olmazsa artık hiç bir şeye karışmayacağım” ifadesini kullanmıştır. Bu temelde üçüncü stratejik dönemin de artık tamamlandığını ve hareket olarak dördüncü stratejik döneme girildiği söylenmeye başladı . Bu dönemin temel özelliği sözde ‘siyasi diyalogla çözüm bulma çabaları’ yerine artık ‘pasif savunma’ değil; ‘aktif savunma’ stratejisinin uygulanması olacaktı. Bu yeni saldırı döneminin başlangıcı olarak ise, PKK’nın İskenderun’daki Deniz Kuvvetleri üssüne saldırmasını gösteriliyordu.

Terörle Müzakerede Gelinen Aşama

Terör örgütü PKK, 13 Ağustos 2010 tarihinde 20 Eylül 2010 tarihine kadar saldırıları durdurma kararı aldığını açıkladı. Aslında çöküş noktasına gelmiş PKK çaresizlik içinde sivil eylemlere başvurmakta, sürekli strateji değiştirmekte ve zorunluluk gereği ateşkes ilan etmektedir. MİT Müsteşarı Hakan Fidan Ağustos ayında sessizce İmralı’ya giderek, PKK elebaşı Öcalan ile görüştü . Bu temaslar sürerken PKK da 20 Eylül’e kadar olan “eylemsizlik” kararının süresini uzattığını açıkladı. İkinci temas, Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek ve Sadullah Ergin, BDP heyeti ile TBMM’de biraraya gelmesi idi. Bu görüşmeden hemen sonra DTP’nin etkin isimlerinden Aysel Tuğluk, “avukat” sıfatıyla İmralı’ya giderek, PKK elebaşı Öcalan ile bir saatlik bir görüşme yaptı. İçerde BDP ile görüşmeler sürerken, İçişleri Bakanı Beşir Atalay, Irak’ın kuzeyinde Mesut Barzani ile görüştü. Atalay’ın Barzani ve ekibinden Kandil’deki PKK unsurlarına “doğrudan savaş açmasa da, bu unsurları provokasyondan kaçınmaları için ikna etmesini istediği” iddia edildi. Olası bir uzlaşmada sadece Irak’taki PKK’lıların değil, Türkiye’dekilerin de en azından bir süre için Irak’ın kuzeyine yerleştirilmesinin görüşüldüğü basında yer aldı.

Bölücü terörle mücadele kapsamında müzakere sürecine koordinatörlük eden İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın temel yaklaşımı ‘silah bırakılsın, tüm çözümler konuşulur’ şeklindedir. Atalay’a göre üç unsur terörle mücadelenin parametrelerini oluşturacaktır ; can kaybı olmaması (terörün bitmesi dememektedir), silahların bırakılması (kapsamı belli değildir, örneğin TSK da operasyonları durduracak mıdır?) ve her şeyin görüşülmesi (pazarlığın ucunun açık olunması). Yapılacak anayasal değişikliklerin toplumsal değişimin mecrası gereği kamuoyu tarafından kabul göreceğine inanan Atalay, çözüm sürecini genel seçimler ve yeni anayasa ile ilişkilendirmekte ve partisinin seçimden güçlü çıkması gerektiği mesajını vermektedir. İçişleri Bakanı Atalay, birkaç göstermelik kültürel hak ile terör örgütünün dağılmayacağını çok iyi bilmektedir. Terör örgütü ile pazarlığın sonucu olan gerçek tavizler seçimlerden sonra ve yeni anayasa sürecinde gündeme gelecek, kılıfına uydurulacaktır.

Unutulmaması gereken PKK’nın hangi taviz verilirse verilsin asla yok olmayacağı, verilen tavizler ile artık Türkiye içinde bölücülüğün geri dönülmez kaleler kazanacağı ve Irak’ın kuzeyinde fiilen oluşan Kürt devletinin Güneydoğu ile birleşmesinin önünün açılacağıdır. Önümüzdeki dönemde yeni Anayasa çalışmaları ile Kürt kimliğinin siyasi ve hukuki bir kimliğe dönüşmesi için Türk kamuoyu sözde ‘akan kanı durdurma’ teması ile uyutulmaya devam edilecektir. Seçmenin %6’sının oyunu alan terör örgütü ve siyasi uzantıları Türk seçmeninin %94’üne kendi çözümünü dayatmaktadır . Kültürel zeminde Türklerden kopamayacağını bilen PKK ve siyasi unsurları siyasi ve hukuki kimlik ile oluşacak zeminde bölünmenin daha kolay olacağını hesaplamaktadır. Böylece Türk-Kürt ayrışması kolaylaşacak, Kürt kimliğinin kazanımı sadece bir aşama olduğundan sıra Kürt bölgesi ve özerklik aşaması ile nihayet bağımsızlık için sözde ‘siyasi çözüm’ pazarlıklarına gelecektir.

Sonuç

PKK terör örgütü hemen her stratejik saldırısını Irak’ın kuzeyinden başlatmış, ne zaman Türkiye içinde bir darbe yese, kendisini Irak’ın kuzeyinde adeta yeniden üretmiştir. Irak’ın kuzeyindeki yaşam alanı olmadan örgüt varlığını sürdüremez ve bu nedenle; ABD tarafından sözde diğer Kürt grupları korumak adına TSK.nın bölgeye girişine ipotek konmuştur. Daha da ileri giderek bir yandan burada fiilen bir Kürt devleti kurulurken Türkiye, terörü önlemek için önce Kürt gruplara ricacı hale getirilmiş, daha sonra da başlangıçta dolaylı ancak gittikçe daha doğrudan bir şekilde PKK terör örgütü ile görüşmeye ve taviz sürecine zorlanmıştır. ABD’nin sözde PKK ile mücadele için Türkiye’ye verdiği istihbarat desteği ‘tavşan kaç-tazı tut’ örneğinden başka bir şey değildir. Bölücü terörün yok edilmesi; Irak’ın kuzeyindeki varlığının temizlenmesi ile doğrudan alakalıdır ve Türkiye’nin bu hakkı ABD aracılığı ile Barzani eşkıyasının insafına bırakılmıştır. Türkiye, Irak ve Irak'ın kuzeyindeki menfaatlerini ABD ile uyum içinde gerçekleştirmek gibi boş bir arayışın içine girmiştir. Özetle, Türkiye’nin bölücü terör ile mücadelede geldiği aşamada tek ve gerçekçi çözüm; bir kez daha PKK’nın ezilmesi ve bunun için işe Irak’ın kuzeyindeki ortamın dönüşümünü sağlayacak geniş çaplı bir harekât ile başlanmasıdır.



KAYNAKÇA

Ertan Beşe: PKK’nın Dördüncü Evresi, Star Gazetesi, (28 Haziran 2010).

Hürriyet: 4 Koldan PKK'yı Bitirme Planı, (29 Eylül 2010).

Kanal7: Beşir Atalay İle Teröre Çözüm, Başkent Kulisi Programı, (09 Ekim 2010; 11.00-12.30).

Milliyet: Terör Örgütünün 'KCK Türkiye Meclisi' Yapılanması, (28 Mayıs 2009).

Ümit Özdağ: Türk Ordusu PKK’yı Nasıl Yendi? Türkiye PKK’ya Nasıl Teslim Oluyor?, Kripto Yayınları, (Ankara, 2010), s.251.

Yasemin Çongar: ABD’nin Türkiye’ye 5 Mesajı Var, Milliyet, (06 Şubat 2007).







Yorumlar








Aktif Ziyaretçi 21
Dün Tekil 880
Bugün Tekil 821
Toplam Tekil 1642056
IP 54.161.168.21






TURAN-SAM PRINTED ISSN: 1308-8041
TURAN-SAM ONLINE ISSN: 1309-4033
Journal is indexed by:

































































10 Rebiü'l-Evvel 1438
Aralık 2016
P
S
Ç
P
C
Ct
P
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31


Yüksel Türk; senin için Yüksekliğin Hududu Yoktur. (Mustafa Kemal ATATÜRK)


Ekle Çıkar









Anasayfa - Amaç - Misyon - Vizyon - Faaliyetler - Tüzük - Yönetim - Yasal Uyarı - İletişim

Her Hakkı Saklıdır © 2007 - 2017 TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi
Sayfa 1.597 saniyede oluşturulmuştur.

TURAN-SAM rssTURAN-SAM rss
Google Sitemap

Sayac

"Bu site en iyi mozilla firefox'ta 1280x960 çözünürlükte görüntülenir."

Turan Portal v1.3 | Tasarım TURAN-SAM , Kodlama Serkan Aygün

Turan Nedir?, Bilimsel Dergiler, En popüler Bilimsel Dergi, Endeksli Bilimsel Dergiler, Saygın Bilimsel Dergi, Türk Dünyasının en popüler ve en saygın Bilimsel Hakemli Dergisi, SSCI, SCI, citation index, Turan, Türk Devletleri, Türk Birligi, Türk Dünyası, Türk Cumhuriyetleri, Türki Cumhuriyetler, Özerk Türkler, Öztürkler, Milliyetçi, Türkçü, Turancı, Turan Askerleri, ALLAH'ın askerleri, Turan Birliği, Panturan, Pantürk, Panturkist, Türk, Dünyası, Stratejik, CSR, SAM, Center for Strategical Researches, Araştırma, Merkezi, Türkiye, Ankara, İstanbul, Azer, Azeri, Azerbaycan, Bakü, Kazakistan, Alma-Ata, Astana, Kırgız, Bişkek, Kırgızistan, Özbekistan, Özbek, Taşkent, Türkmen, Türkmenistan, Turkmenistan, Aşxabad, Aşkabat, Ozbekistan, Kazakhstan, Uzbekistan, North, Cyprus, Kıbrıs, MHP, AKP, CHP, TURKEY, Turancılık, KKTC, Vatan, Ülke, Millet, Bayrak, Milliyet, Cumhuriyet, Respublika, Alparslan Türkeş, Atatürk, Elçibey, Bahçeli, Aytmatov, Bahtiyar Vahabzade, Yusuf Akçura, Zeki Velidi Togan, İsmail Gaspıralı, Gaspırinski, Nihal Atsız, Alptekin, Kürşad, Tarih, Kardeş, Xalq, Halk, Milletçi, Milliyetçi, Yürek, Ürek, Türklük, Beynelxalq, Arbitrli, Elmi, Jurnal, Nüfuzlu