Huban Arığ Kadın Yiğitlik Destanı - Timur B. Davletov - TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi - http://www.turansam.org









Huban Arığ Kadın Yiğitlik Destanı - Timur B. Davletov
Tarih: 01.01.2009 > Kaç kez okundu? 6678

Paylaş


HAKAS TÜRKLERİNİN KAHRAMANLIK MASALLARI VE HUBAN ARIĞ KADIN YİĞİTLİK DESTANI

Çok zengin ve paha biçilmez bir sözlü edebiyata sahip olan Hakas Türklerinin binlerce yıl boyunca kendi duygularını, düşüncelerini, hayat algılayışlarını, mücadelelerini, tarihlerini ve hayattan beklentilerini kahramanlık destanlarına (alıptığ nımah, yani “alplık masal”) yansıtmış ve hatta içerisine kodlamış olduğu söylenebilir. Bu bağlamda diğer Türk destanları gibi Hakas kahramanlık destanlarının da halkın hayat, edebiyat ve bilgelik ansiklopedisi olduğu söylenebilir.

Tarihte ilk kez Fin bilim adamı, etnograf ve dilbilimcisi Dr. Matias Aleksanteri Castrén (1813-1852) tarafından bilim dünyasında Hakas Türklerine ait kültürün bir parçası olarak tanıtılan ve bilimsel olarak kayda alınan Hakas kahramanlık destanlarının araştırılması, kayda alınarak korunması ve günümüze kadar ulaşmasında Hakas Türklerinden çıkan, Türklük bilgisi alanında dünya çapında üne sahip bilim adamlarından Kazan Üniversitesi Profesörü Nikolay Födoroviç Katanov (1862-1922) ile St. Petersburg Bilimler Akademisi üyesi Friedrich Wilhelm [Vasiliy Vasilyeviç] Radloff (1837-1918) tarafından ortaya konulan bilimsel çalışmaların önemi son derece büyüktür.

Genelde destanları günümüze kadar kuşaktan kuşağa aktaran kişilere Hakas Türkçesinde haycı adı verilmektedir. Haycılar geleneksel Türk şarkı söyleme sanatı olan gırtlaktan söylemeyi millî çalgılarımızdan çathanın eşliğinde icra eden ve aynı zamanda destanı ozanlar gibi anlatan halk kültür ve sanatının canlı arşividir. Kökleri çok eski zamanlara inen bu gelenek günümüzde de Hakas Türklerinde (Altay ve Tıva Türklerinde olduğu gibi) devam etmektedir. V.Y.Maynogaşeva, yaptığı araştırmalarının sonucunda geleneksel olarak haycıların destanı Hakas millî çalgısı çathan (yadağan/yatha/cedigen) ya da homıs (kopuz) eşliğinde ara sıra metni gırtlaktan söylemek suretiyle dinleyenleri adeta büyüleyerek birkaç gece boyu (beş ve daha da çok gece) devam ettirip icra ettiklerini; ayrıca, haycıların icra ettiği Hakas kahramanlık destanların büyüklüğünün 1500 ile 30 bin dize arasında değiştiğini ve hatta bu hacmi bile aşan uzunlukta destanların olduğunu ortaya koymuştur.

Poltava’da I. Petro tarafından mağlubiyete uğratılan İsveç ordusu subayı Alman asıllı Philip Johan Tabbert Strahlenberg (1677-1747)’in eşlik ettiği ilk Sibirya araştırmacı bilim adamı Alman asıllı botanikçi ve Tıp Doktoru Daniel Gottlieb Messerschmidt (1685-1735)’in Rusya ve dünya bilim tarihinde ilk kez 1721 yılının Ağustos ayında eski Türk yazıtlarını Hakas topraklarında keşfetmiş ve ilk bilimsel incelemelerde bulunmuş olduğu bilinmektedir . Türklerin ilk yurdu olduğu bilimsel olarak kabul edilen Sayan-Altay dağları ve Hakas-Minusinsk (Bengü Su) Vadisi topraklarında M.Ö. IV.yy’a kadar indiği tespit edilen eski Türk yazısının bütün Türk boyları arasında ortak bir yazı sistemi olarak kullanılmış olması bir gerçektir. Bu gerçek olmasaydı zaten Türk dilinde yazmak, yazı ve buna benzer sözcüklerin bulunması beklenemezdi. Öte yandan bu gerçek, kültürün sözlü edebiyat aşamasına geçtiği daha sonraki devirlerde de yitmeyerek günümüze kadar ulaşabilmiştir. İşte bunun için Hakas Türklerine ait kahramanlık destanları örnek olarak alındığında destanların içinde yer alan kahramanların okur-yazar olmasından öte çok hızlı yazdığı ve hatta gizli yazı sistemine de vakıf olduğu anlatılmaktadır. Bu ise, atalarımızın kültürün en yüksek göstergesi olan yazıya sahip olduğu gibi bu gerçeği yazıyı yitirdiği dönemlerde bile sözlü edebiyat örneklerinde koruyup sakladığını açıkça göstermektedir.

“Huban Arığ” kahramanlık destanı da yukarıda anlatılanlara tamamen uyum göstermekte, çünkü içindeki kahramanlardan Huban Arığ ile anası Hıyan Arığ ve babası alp Hara Han yazıyı ve gizli yazıyı bilmektedir. Akrabalarının da yazı kültürüne sahip olduğu bu destanda ayrıca gizli ve sihirli kitaptan da bahsedilmektedir.

Destanda işlenen sanat çizgisine gelince, başkahraman ile diğer alp yiğitlerin sanat yönünden de çok güçlü olarak tasvir edildikleri söylenebilir. Erkek ve kadın alplar türkü söyleyip ezgi çalabilmektedir. Bunu yaparken, Hakas Türklerinin geleneğine göre, kahramanların kaygısı kesinlikle sanatsal değer ya da gayret değildir, çünkü bu destanda görüldüğü üzere alplar şarkı ve ezgilerini insanlar için icra etmeyip sanatlarını yüce doğa için sunmaktadır. Doğa ise onların bu hüzün dolu şarkı ve ezgilerinin etkisiyle ağlayan ve üzülen insanlar, yırtıcı hayvanlar ve kanat çırpan kuşlarla karşılık vermektedir. Doğa için icra ettikleri sanatları o denli etkilidir ki, onun etkisiyle kurumuş ağaçlarda bile yaprak çıkmakta, evrenin bütün üç dünyasının sakinlerinin yürekleri sızlamakta, erimekte ve parçalanmaktadır. Kısaca, destanda kahramanlar şarkı ve ezgi icra etmeye başladığında bütün doğa onlarla birlikte üzülmekte ya da sevinmekte, onların güzel ses ve ezgilerine hayran kalmaktadır.

Ana hat itibariyle bir çekirdek ailenin iki kuşak boyunca hayatını konu edinen “Huban Arığ” kahramanlık destanının özgün tarafı, başkahramanın kadın olmasıyla ilgilidir. Başkahraman olan Huban Arığ babasından sonra halkına kağanlık yapmakta, düşmanlara karşı korumakta, ülkeyi yönetmekte ve halkın sosyo-ekonomik durumunu idare etmektedir. Bu durum yalnızca “Huban Arığ” destanıyla sınırlı kalmayıp birçok Hakas kahramanlık destanında (örneğin: “Altın Arığ”, “Ay Huuçin” vs.) görülen bir özelliktir.

Onurlu halkının yöneticisi olarak Huban Arığ tarafından tıpkı atasında olduğu gibi sosyo-ekonomik siyasetinde en önemli vurgu toplumun içerisinde ekonomik açıdan zayıf düşen kesimlere devlet tarafından sosyal desteğin sağlanması üzerine konulmuştur. Aç olanların yemeklerin en lezzetlisiyle beslenmesi, giyeceği olmayanların giyeceğin en iyisiyle donatılması, at sahibi olmayanların ise atların en iyisine bindirilmesi vs. hep bu tutumun yansımalarıdır. Burada aç, giyimsiz ve atsız olanların yalnızca gereksinimlerinin karşılanmadığı, aynı zamanda bu yapılırken de “en” iyi şekilde yerine getirilmeye çalışıldığı da göze çarpmaktadır. Bununla beraber bu destanda “yokluk içinde eşitlik” anlayışından bambaşka bir hayat felsefesi olan her ne kadar göreli de olsa “varlık içinde eşitlik” ya da diğer bir ifadeyle “sosyal adalet” kavramlarının işlendiğini açıkça görebilmek olanaklıdır. Çünkü destandan da anlaşılacağı üzere, toplumun içinde ülke yöneticileri tarafından aslında gelirin yeniden dağılımının gerçekleştirildiği söylenebilir. Bunun yanı sıra, öksüz ve yetim kalanların toplum tarafından sahiplenmesi, toplum içinde iç huzur ve uzlaşmanın sürdürülmesi gibi konularla da devlet yöneticileri hep ilgilenmektedir. Önemli olan bir başka nokta da, bu destanda kahramanların yalnızca siyah-beyaz ikilemi ve karşıtlığı üzerinden çizilmeyip, tam tersine her türlü kahramanın kendi halkını düşünen ve sorunlarını çözen, yardım ve destekte bulunan bir yönetici yönünden tasvir edilmesidir.

Destanda, ayrıca, sözü edilen ülkelerde yaşayan toplumların sosyo-kültürel dokularına da ışık dökülmektedir. Toplum içi dayanışma, ülke yönetimine yönelik tutum ve davranış örnekleri sergilenmektedir. Toplumsal kurumlar olan aile, toplum, inanç vs. sosyal müesseseler çerçevesinde ilişkiler çizilmekte, yöneten ve yönetilenlerin arasındaki münasebetler resmedilmektedir. Yani, kısmen de olsa, toplum içi ve toplum harici ilişkiler örüntüsü konusunda bilgi verilmektedir.

Savaş ve barış zamanında, günlük konuşma ve kanlı kapışma esnasında kahramanların birbirlerine karşı bütün konuşmalarına hep “canı arı olan...” ifadesiyle başladıkları da dikkat ve ilgiyi çeken bir başka noktadır. Yani, sözgelimi, düşman ölmek üzereyken bile kendini bu dünyadan koparan kimseye hitaben bu sözcükleri kullanabiliyor, hatta alkış (hayır dua) okuyabiliyor. Bu itibarla, bu destanda kahramanların arasında cereyan eden hitabet biçimlerinin çok derin bir hayat bilgeliğinin izlerini taşıdığını ifade etmek yerindedir. Bununla birlikte, bulundukları eylemlerinin özelliğine ve tasvir edildiklerinin gereği sahip oldukları niteliklerine bakılmaksızın bu dünyadan ayrılıp öteye geçince, bu destanda yer alan bütün kahramanlar özelde ve ölen insanlar genelde Kara Üzüt ülkesi, ardından Sarı Üzüt ülkelerinden geçmek suretiyle Ak Üzüt ülkesine gitmektedir. Bu Ak Üzüt ülkesinde ise altın ve bakır zırhlı alplar yargı yürütmektedir. Bu yargıda ise küçük çocuklar hariç olmak üzere aslında hiç kimsenin günahsız olmadığı ortaya çıkmaktaymış. Kısaca, bu destandan yola çıkarak, esas itibariyle kahramanların ölüm sonrası yolculuklarının belirli, keskin bir ayrıma tabii tutulmadığını söylemek olanaklıdır. Bu da, Kamlık inancının tesirlerinden biri olsa gerek.

Ak Üzüt kimi yerde ülke, kimi yerde ise bir kahraman adı olarak geçer. Ak Üzüt’ün, ölen insanların sürün adıyla bilinen ruhlarını ülkesinde denetleyen dokuz oğlu ve dokuz kızı var. Bu çocuklarının bilmediği ve sezemediği bir şey de yokmuş. Hatta bunların bildikleri Alt dünyada yaşayan yedi Erlik’ten dahi üstün olduğuna ilişkin sözler mevcuttur.

Başkahraman destan boyunca hep en güçlü ve en cesur olarak gösterilmeye de çalışılmamıştır. Gelişmeler içerisinde başkahramanın başa çıkamadığı alp yiğitlere karşı yardımcıları olan altın tüylü ak köpek, bindiği atı ya da altın kistik olarak bilinen kadın hançerinde yaşayan üçgen çıplak oğlan mücadeleye girişmekte ve üstün gelmektedir. Zaten, destanın sonuna doğru da başkahraman ölmektedir. Dolayısıyla, bu anlatımın içeriği ve bu içerikteki başkahraman çizgisinin aslında daima en güçlü ve hiç yenilmez birisinin imajından uzak olduğu belirtilebilir. Ayrıca, destanda yer alan kahramanların cesur olduklarının altını çizilse de, onların kesinlikle korku duygusuna yabancı oldukları da vurgulanmamakta. Nitekim düşmanca bir tutum içerisinde bulunan güç karşısında kahramanların iç dünyalarında hissettikleri korku ve buna bağlı yaşadıkları ruh ve fizik düzlemindeki hâllerinden açıkça söz edilmektedir. Bu ise destana gerçeklik çerçevesini katmaktadır. Yani, kahramanlar hiçbir zaman gözü kapalı ve duygusuz bir biçimde olayların karşısında kalmamaktadır. Dolayısıyla, bu destanda gerçek cesaretin, kahramanların korku duygusu içerisinde bulunulmasına karşın verilmeyen tavizle, geri atılmayan adımla ve korkuyu bastırarak meydan okumaları karşılamak üzere düşmana karşı gerçekleştirilen atılımla ölçüldüğünü görebilmekteyiz.

Okurlara sunulan bu özgün edebiyat yapıtında yer alan kahramanların birkaç kez ölüp dirildiğini de görmek mümkün. Bu da aslında yeniden doğuşa ilişkin inancın bir tezahürüdür. Bununla birlikte, kimin kaç kez ölüp dirileceğini belirleyen üst güçler de mevcuttur. Kahramanların iyileştirilmesinde im (em/ilaç) ve tom (iksir) kullanılmaktadır. Bu da alp yiğitlerin sağaltıcılık konusunda da ciddi bir birikime sahip olduğunu açık bir biçimde göstermektedir.

Birçok savaşın ve kahramanlığın yaşandığı bu destanda ulusunun koruyucu güçleri seferdeyken halk tutsak edilip malları ile birlikte düşmanlar tarafından yabancı ülkelere sürüldüğünde ülke yönetimi derhâl buna karşı eyleme geçmekte, sefere çıkmaktadır. Yani, barış ve savaşın esasında yan yana yaşadığı bu destan dünyasında devlet refleksi son derece gelişmiştir. Burada şunun da altının önemle çizilmesi gereklidir, düşman ülkesine gidip özgürlüğüne kavuşturulan halk ve mal yurtlarına geri döndürülmekte, yalnız düşmanın mal varlığına ve halkına dokunulmamaktadır. Bu ise mal ile ilgili haklar bağlamında mülkiyet konusunun da bu halk eserinde işlendiğini gözler önüne sermektedir.

Çok sayıda savaş ve dövüş taktiklerinin verilmesinin yanı sıra destanda asıl vurgunun barış ve halkın huzurlu bir yaşama yönelik özlemi üzerine yapılması da çok önemlidir. Nitekim destanın sonunda barış kurulmakta, ırak ve yakın çevre halklarıyla dostane ilişkiler çerçevesinde yaşama geçilmektedir, ancak, bu barışın kurulmasında yine en önemli unsurun güç olduğu açıkça belirtilmektedir. Nitekim destanın sonunda bütün düşmanları yenen, halklarını özgürlüğe kavuşturan ve ülkelerini bağımsız kılan kahraman kardeşler (Huban Arığ’ın ana tarafından dedesinin oğulları Ah Öleñ ile Kök Öleñ) güçlü oldukları için bu durum düşmanlarını kendilerine karşı savaşa girişmekten caydırmakta, dolayısıyla da barış yerleşmektedir. Bu durum tespitinden hareketle kültür ve barış etkileşimi bağlamında barışın sonunda tesis edilmesine ve kaçınılmaz olmasına ilişkin olarak verilen önemli mesaj günümüzdeki dünyada da güncelliğini yitirmemektedir. Kısaca, şiddet, barış ve uzlaşma kültürlerinin çok etkili bir biçimde anlatıldığı bu destanda insanların geleneksel bir ortamda belirli davranış örüntüleri tasvir edilmektedir.

İnsanın ve doğanın bir uyum içinde var olduğunu vurgulaması bakımından da bu destan çok önemlidir. Hayvanlar âlemine mensup kahramanlar (örneğin: atlar, köpekler ya da boğalar vs) kimi durumlarda insan kahramanlara yardıma koşuyor, gerektiğinde bilge öğütler veriyor, “kişi diliyle” konuşuyor, insan alpların hayatını kurtarıyor. Bunun yanı sıra destanların, bu destanların sahibi olan insan toplumu için esin kaynağı ve toplumsal psikolojisini olumlu ve sağlam düzeyde sürdürmeye imkan veren araçların içerisinde önemli bir yere sahip olduğu da bilinmektedir.

“Huban Arığ” destanında hayvanlar âleminin temsilcisi olan atlara özel bir vurgu yapılmıştır. Bu ise, eski Türk geleneğinin doğrudan bir uzantısıdır. Çünkü bu geleneğe göre, at ve alp adları aslında bir bütün olarak vardır. Bunun nedeni ise atın, aslında sahibi olan alpın adının ayrılmaz bir parçası olmasıyla birlikte alp karakterinin ve imajının bütünlük ve tamamlanmışlık durumuna katkıda bulunmasıdır. Belki de burada alp ile onun yardımcı ruhu olan atın birlikteliğini görebilmek olanaklıdır. Bu durum ise insan ve hayvan dünyasının doğada bir uyum içinde varlıklarını sürdürdüğünü açıkça gösterir niteliktedir.

Metnin içinde geçen doğadaki yangınlar, yer sarsıntıları, dağların ezilmesi, göklerin yarılması, güneş ve ayın dumanlarla uzun süreliğine kaplanması vs. gibi olgular aslında doğada meydana gelmiş ve böylece insanları destana yansıyacak derecede etkilemiş olaylara işaret etmektedir. Kahramanlık destanlarının derinlemesine anlam çözümleme odaklı araştırmalar için engin bir alan oluşturduğunun da burada belirtilmesinde yarar vardır.

Kısaca değinilmeden geçilemeyecek başka bir özellik ise bu destanda “Çayaan” (Yaratan) ve “Huday” (Tanrı) sözcüklerinin yer almasıdır. Ne var ki destanın kimi yerlerinde Tanrı’dan tekil, yani “yalnız Tanrı” ve “yalnız Yaratan” biçiminde söz edilirken, kimi yerlerde de “Ulu [Büyük] Tanrı”, “Küçük Tanrı”, “Tanrılar” ya da “Yaratanlar” biçiminde de bahis olunmaktadır. Tanrılara karşı “günah işlemek” sözleri de geçmektedir. Bütün bunlar aslında Hakas Türklerinin inanç ve maneviyat dünyalarının ne denli karmaşık olduğunun gözler önüne serilmesi için önemlidir. Buradaki karmaşıklık, inanç ve maneviyat alanında birçok etkinin izlerini taşımasından ileri gelmektedir. Bununla birlikte, ülüs (Yaratan tarafından belirlenen yazgı kavramı) tabiri de çok yaygın olarak destan kahramanlarınca kullanılan bir ifadedir. Bu ise, Hakas Türklerinde önceden çizilmiş yaşam yazgısına olan inançtan söz etmemize olanak tanımaktadır.

Hakas Türklerinin ataları olan Yenisey Kırgızları zamanından beri süregelen geleneksel dünya görüşüne göre hayat sonsuzdur. Bu sonsuz hayat ise bahar (doğum) ve güz (ölüm) dönemlerini içeren bir süreç olup dikeylik boyutunda iç içe geçmiş bulunan ve böylece bir bütünlük arz eden ve hiçbir hiyerarşi belirtisi göstermeyen Alt, Orta ve Üst dünyadan oluşan evrende geçmektedir. Sonsuz hayatın sınırı ise işte bu evrenin sınırsızlığıdır. Bu destanda da kahramanlar, ağırlıklı olarak Orta ve Alt dünya olmasıyla birlikte, üç dünya seviyesinin tümünde de eylemde bulunabilmektedir.

Dünya yönleri de bu destanda çok önemli bir yer tutmaktadır. Yabancı ülkeler ki bu çok ilginçtir, hep kider (arka yön), yani batı yönünde gösterilmekte, ata ve ana yurdunun (yurt için hem ata hem de ana yurt sözcük birliğinin kullanıldığı dikkat çekicidir) ise hep isker (ön yön), yani güneşin doğduğu doğu yönünde olduğu belirtilmektedir. Buradan yola çıkılarak, Türklerin tarihte yoğunluklu olarak göç ettiği batı yönüyle bu destanda da bir paralellik kurulabilir. Bunun dışında, doğudan batıya doğru olan hareket güneşe de mahsus olduğu için, bu hareket tarzı saat yönündeki hareket tarzıyla örtüşmektedir. Bu hareket ise güneş merkezli bir harekettir. Nitekim bütün kamlık ayinlerinde gerçekleştirilen hareketler saat yönünde olup güneş merkezli bir dünya algılayışına işaret etmektedir. Görüldüğü üzere, destanda gerçekten de bir halkın yaşam ve düşüncesine, algılayış ve eylemlerine ilişkin birçok ipucu ya da açık imge bulmak olanaklıdır.

Destanın anlatımsal bir biçimde sözlü olarak icra edilmesinin yanı sıra aynı metni çathan çalgısı ve hay olarak bilinen geleneksel Türk gırtlaktan şarkı söyleme sanatı eşliğinde anlatılmasının aslında özel bir anlamı vardır, çünkü bilindiği gibi destanlar birer kodlanmış bilgi ve bilgelik kaynağıdır. Dolayısıyla, müzik ve hay eşliğinde icrasının da mutlaka bir anlamı vardır. Tanıdığım besteci Metin Yılmaz”a göre müzikal bellek insan belleğinin içerisinde en önemli yer işgal etmekle birlikte en uzun dönem boyu bilgi varlığını muhafaza edebilen bellek türü olması nedeniyle aslında çok etkili bir kültürel hazine aktarım aracıdır. Bu konuyu uzatmadan geleneksel destan anlatımının bireysel ve toplumsal düzeydeki işlevleri konusunda yapılacak araştırmaların bizler için daha çok yenilik ve keşiflerle dolu olacağını söyleyebiliriz. Tarih derinliğinden gelen bu yenilik ve keşifler insanlığı geleceğe götüren gelişme yolunda büyük bir potansiyel taşımaktadır.

Daha önceki dönemlerde hep kalıp bir ifade hâline gelen “Rus kültürü üzerinden dünya kültürüyle tanışma” ibaresinin aksine diğer Türk halkları gibi Hakas Türklerinin kültürlerinin de aslında dünya kültüründen kopuk olmadığı, tam tersine dünya kültürünün ayrılmaz bir parçası olduğunu da burada ifade etmekte yarar görüyoruz. Dolayısıyla, dünya kültür hazinesinin zenginliğine kendi özgünlüğüyle ayrı bir anlam ve özel bir renk katan Hakas Türklerinin kültürünün dünya kültürüne ulaşmaya gereksinim duymadığı, bunun yerine kendisinin bir dünya kültürü olduğu çok daha benimsenebilir bir olgudur.

Toplam 16 bin civarında dizeden oluşan iki bölümlük “Huban Arığ” adlı yiğitlik destanının Hakas Türkçesinden Türkiye Türkçesine aktarılması, tarafımızdan bütün titizlikle gerçekleştirilmiştir. Aktarım esnasında mümkün olduğunca son notlar biçiminde kahramanların adlarının anlamları, ayrıca kimi sözcüklerin açıklamaları verilmeye çalışılmıştır. Bu doğrultuda verilen anlam açıklamaları, ulaşılabilen bütün kaynaklar tarandıktan sonra konulmuştur. Bu yönde en çok yararlanılan kaynakların başında ilk Uluslararası TÜRKSOY Ödülü sahibi Hakas bilim adamı, etnograf, tarihçi Prof. Dr. V.Y. Butanayev’in “Hooray-Orıs Tarhın-Etnografya Söstigi” (Abakan, 1999) ile D.M.Pataçakova, Y.M.Sagalakova ve A.İ.Torbostayeva’nın “Hakas-Orıs Söstigi” (Abakan, 1994) gibi eserler gelmektedir. Bunun yanı sıra, bu çalışmada aktaran tarafından destanda yer alan bütün kahramanlarla ilgili açıklama ve onların ad dizini yapılmıştır. Dizinin oluşturulması için destanda yer alan bütün dizeler numaralandırılmış, dolayısıyla dizindeki numaralar dize numaralarına tekabül edecek biçimde dizilmiştir. Dizindeki dize numaralarının sayesinde destanda hangi kahramanın adının en çok geçtiği ve anıldığını görebilmek olanaklıdır. Örneğin, bu destanda başkahraman olarak karşımıza çıkan Huban Arığ toplam 667 kez anılmıştır. Huban Arığ”ın babası Hara Han’ınn adı tam 253 kez geçmiştir. Annesi Hıyan Arığ ise yalnızca 43 kez anılmıştır. Hatta Huban Arığ’ı güç durumlardan çok kez kurtaran Altın tüylü ak köpeğin adının 98 kez geçtiği bu destanda Huban Arığ’ın yakın dostu Kök Nincil’in adı tam 110 kez anılmıştır. Güç durumlarda Huban Arığ’ın yardımına yetişen Üçgen çıplak oğlan’ın adının geçtiği düzey toplam 68’dir (49 kez Üçgen çıplak oğlan olarak, 19 kez ise gerçek adı Altın Hus olarak anılmıştır). Bu sayısal dökümlerden yola çıkarak kahramanların arasında anılma yoğunluğu derecesini, kahramanların bir çeşit ilgi toplama düzeylerini, ayrıca destanda kapladıkları yerlerinin önemini ortaya çıkarmak, ya da bu konuda yorumda bulunabilmek mümkündür. Kahramanların birlikte anıldığı atlarının listesi de kitabın en sonunda eklenmiştir. Bütün bunların okur ve araştırmacılar için önemli ölçüde kolaylık sağlayacağı düşülmektedir.

Hakas topraklarında bulunan ilk eski Türk yazıtlarının keşfedilişinden beri tam 285 yılın geçtiği bu yıl içerisinde Hakas Türklerine ait kadın kahramanlık destanı “Huban Arığ”ın Anadolu Türk topraklarında yayımlanıp gün ışığı görmesi Uluslararası TÜRKSOY Teşkilatı için ayrı bir sevinç ve onur kaynağıdır. Çünkü Rusçaya bile çevirisinin hâlâ bulunmadığı bu destanın Anadolu Türkçesine aktarılması ve yayımlanması bir ilktir. Bu çalışmanın Türk halklarının karşılıklı tanıma ve tanıtılması sürecine dayalı diyalog köprüsüne katkısı olacağı inancındayız.

“Huban Arığ” kahramanlık destanını çağımıza ulaştıran kişi, tanınmış Hakas halk usta ve haycısı S.İ. Şulbayev’tir. İrili ufaklı yirmiden çok destanı belleğinde insanları hayrete düşürecek kadar titizlikle koruyan bu halk ozanından anılan bu destanı kaydeden ve böylece okurların yararlanmasına sunan tanınmış Hakas bilim kadını, araştırmacı A.K. Maytakova’nın adının burada haycı S.İ. Şulbayev ile birlikte özel şükran sözleriyle anılması, bir vefa borcudur.

Bu çalışmanın kitap olarak Türkiye Türkçesinde ebedîleşmesi sürecinde katkıları olan Hakas Kültür Bakanı Svetlana Okolnikova, Hakas Yazarlar Birliği Başkanı Galina Kazaçinova, TÜRKSOY Genel Müdürü Prof. Polad Bülbüloğlu, TÜRKSOY Genel Müdür Yardımcısı Dr. Mustafa Balçık, TÜRKSOY Uzmanı Sançar Mülazımoğlu, Hatice Şengül, Korhan Elbaşı ve aktarım metninin başından sonuna dek okuyup düzeltisini yapan Mesut Mahmutoğlu başta olmak üzere emeği geçen bütün arkadaşlarıma en derin minnettarlığımı ifade etmekten onur duyar, aktarımdan doğan bütün olası yanlışlıkları peşinen kabul ettiğimi belirtirim.





Yorumlar








Aktif Ziyaretçi 24
Dün Tekil 863
Bugün Tekil 506
Toplam Tekil 1639258
IP 54.166.112.64






TURAN-SAM PRINTED ISSN: 1308-8041
TURAN-SAM ONLINE ISSN: 1309-4033
Journal is indexed by:

































































7 Rebiü'l-Evvel 1438
Aralık 2016
P
S
Ç
P
C
Ct
P
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31


TÜRK, Yıldırımdır, kasırgadır, Dünyayı aydınlatan güneştir
(Mustafa Kemal ATATÜRK)


Ekle Çıkar









Anasayfa - Amaç - Misyon - Vizyon - Faaliyetler - Tüzük - Yönetim - Yasal Uyarı - İletişim

Her Hakkı Saklıdır © 2007 - 2017 TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi
Sayfa 2.193 saniyede oluşturulmuştur.

TURAN-SAM rssTURAN-SAM rss
Google Sitemap

Sayac

"Bu site en iyi mozilla firefox'ta 1280x960 çözünürlükte görüntülenir."

Turan Portal v1.3 | Tasarım TURAN-SAM , Kodlama Serkan Aygün

Turan Nedir?, Bilimsel Dergiler, En popüler Bilimsel Dergi, Endeksli Bilimsel Dergiler, Saygın Bilimsel Dergi, Türk Dünyasının en popüler ve en saygın Bilimsel Hakemli Dergisi, SSCI, SCI, citation index, Turan, Türk Devletleri, Türk Birligi, Türk Dünyası, Türk Cumhuriyetleri, Türki Cumhuriyetler, Özerk Türkler, Öztürkler, Milliyetçi, Türkçü, Turancı, Turan Askerleri, ALLAH'ın askerleri, Turan Birliği, Panturan, Pantürk, Panturkist, Türk, Dünyası, Stratejik, CSR, SAM, Center for Strategical Researches, Araştırma, Merkezi, Türkiye, Ankara, İstanbul, Azer, Azeri, Azerbaycan, Bakü, Kazakistan, Alma-Ata, Astana, Kırgız, Bişkek, Kırgızistan, Özbekistan, Özbek, Taşkent, Türkmen, Türkmenistan, Turkmenistan, Aşxabad, Aşkabat, Ozbekistan, Kazakhstan, Uzbekistan, North, Cyprus, Kıbrıs, MHP, AKP, CHP, TURKEY, Turancılık, KKTC, Vatan, Ülke, Millet, Bayrak, Milliyet, Cumhuriyet, Respublika, Alparslan Türkeş, Atatürk, Elçibey, Bahçeli, Aytmatov, Bahtiyar Vahabzade, Yusuf Akçura, Zeki Velidi Togan, İsmail Gaspıralı, Gaspırinski, Nihal Atsız, Alptekin, Kürşad, Tarih, Kardeş, Xalq, Halk, Milletçi, Milliyetçi, Yürek, Ürek, Türklük, Beynelxalq, Arbitrli, Elmi, Jurnal, Nüfuzlu