ATATÜRKÇÜLÜĞÜN LAİKLİK İLKESİ (4): SAHTE DİNDARLIK VE BÂTIL İNANÇLAR - I - Prof. Dr. Cihan DURA - TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi - http://www.turansam.org









ATATÜRKÇÜLÜĞÜN LAİKLİK İLKESİ (4): SAHTE DİNDARLIK VE BÂTIL İNANÇLAR - I - Prof. Dr. Cihan DURA
Tarih: 08.11.2010 > Kaç kez okundu? 2133

Paylaş


-Atatürkçülüğün on ilkesi Bilimcilik, Sosyal Ahlâk, Millî Egemenlik, Tam Bağımsızlık, Cumhuriyetçilik, Laiklik, Milliyetçilik, Halkçılık, Devletçilik ve Devrimcilik’tir.

-Bir Atatürkçü Laiklik İlkesi için, hayatında hangi ortam ve koşulda olursa olsun, burada verilen öğütleri öğrenir ve uygular. Atatürkçüler bir araya geldikleri zaman birbirlerini bu öğütler bakımından bilgilendirir, aralarında bu öğütleri konuşur, tartışır, işler ve yayar.

-Bir Atatürkçü ancak bu öğütleri uyguladığı derecede Atatürkçüdür. Kim ki bu öğütlerin hepsini bilir, üzerinde düşünür, uygular, anlatır, açıklar, yorumlar, başkalarına ulaştırır, yayar, ancak o “ben tam bir Atatürkçüyüm” diyebilir.

Okuduğunuz yazı Laiklik İlkesi’nin “Sahte Dindarlık ve Bâtıl İnançlar” bahsi üzerine bir ders denemesidir.



SAHTE DİNDARLIK VE BÂTIL İNANÇLAR

4.1- Sen ey yolun doğrusunu arayan! O gerçek âşığını dinle, bilginin doruğunu dinle, daha neler anlatıyor: Bizim dinimiz bilince karşı, ilerlemeye engel hiçbir şey içermiyor. Temeli çok sağlam, malzemesi iyi... Fakat bina yüzyıllardır ihmale uğramış. Harçlar döküldükçe yeni harç yapıp binayı güçlendirme gereği duyulmamış. Aksine birçok yabancı unsur, yorum ve hurafe binayı daha da yıpratmış. Şimdi sor kendine: İslam nedir, nasıl bir dindir, malzemesi nedir, nasıl ihmal edilmiş, hangi yabancı unsurlar, hurafeler girmiş içine? Güvenilir kaynaklardan, gerçek din âlimlerinden öğren bunları, geçmişi ile, bugünü ile… Artır kültürünü, sonra başkalarına taşı öğrendiklerini. Onlar da başkalarını bilgilendirsin. Ulaşsın gizli kalmış gerçekler her yana dalga dalga. Bir Atatürkçü böyledir; bilgidir, akıldır, sabır ve iknadır silahı; bunlarla savunur dâvâsını yılmadan, usanmadan.

4.2- Tarihte olanları Atatürk, bak nasıl özetleyiveriyor bize: Geçmişin ürünü olan yanlış âdetler İslamiyet’in ilk parlak devirlerinde dine nüfuz edemedi bir süre. Sonra durum değişti: İslamî gerçekleri benimsemek, İslamî esaslara göre hareket etmek geri plana itildi. Geçmişin mirası olan âdet ve inançları dine karıştırmaya başladılar.

4.3- İslam kavimleri arasında biz Türklerin gelenek ve görenekleri, yanlış şeyler değildi. Pek çoğu İslamî gerçeklere uygundu, yakındı. Şüphe yok ki uluslararası temaslar milletler üzerinde etkili olur. Türkler de bulundukları alan, yaşadıkları bölgeler itibariyle İran, Arap ve Bizans milletleriyle temas halindeydiler. Oysa bu milletlerin o zamanki uygarlıkları yozlaşmaya başlamıştı. Sonuç şu oldu: Türkler onların yanlış âdetlerinden, kötü yönlerinden etkilenmekten kendilerini koruyamadılar. Bugün içimizde daha karışık, yapay, hurafelerden yani boş inançlardan ibaret bir din daha olmasının sebebi budur işte. Ey dost! Bunlar Atatürk’ün bizim hakkıyla bilmemizi istediği, sonuçları hakkında bizi ısrarla uyardığı can alıcı tarihî gerçeklerdir. Öyle dersler, alınacak öyle ibretler vardır ki onlarda! Öyleyse oku, tarihi oku, ikinci bir din nasıl oluşmuş, gör. Çevrene taşı öğrendiklerini, halkına ilet. Sonra topluma dön, görevini yerine getir.

4.4- Dünyada her olgunun bir sonucu, her hatanın bir bedeli vardır. İslam toplumları için de böyle oldu bu. Yanlış âdetleri, bâtıl alışkanlık ve inançları İslamiyet’e karıştırmanın, gerçek İslam’dan uzaklaşmanın bedelini ödediler, ödüyorlar. Gerilediler, sefalete düştüler, devletleri çöktü; tutsağı oldular düşmanlarının. Evet, yüzyıllar böyle geçip gitti. Durum farklı mı bugün, değil! Biz de, Türk milleti de, ödüyoruz hatalarımızın bedelini. İnanmış bir Atatürkçü duyarsız kalabilir mi buna? Elbette hayır! Tekrar hatırlatıyorum, sen ey gerçekleri arayan! Dine karışmış olan yanlış şeyleri araştır, güzel kitaplar oku, uzmanlara başvur, öğren; sonra yurttaşlarına aktar öğrendiklerini. Bir an geri durma halkımızı aydınlatmaktan; bir araya gel arkadaşlarınla; uğraşın, didinin her şeyinizle, bilginizle, ahlakınızla, malınız ve mülkünüzle.

4.5- Hiç yüksünür mü, hiç yorulur mu, yine aydınlatıyor, yine uyarmaya devam ediyor bizi Atatürk: Eğer fikirler anlamsız, mantıksız safsatalarla doluysa, hastadır o fikirler. Toplumda da öyledir: Sosyal yaşam, akıl ve mantıktan yoksun, faydasız ve zararlı birtakım inançlar ve geleneklerle doluysa felç olur toplum. Ey dost! Anla ve öğret ki böyle bilimsel olmayan, insanî olmayan, karmakarışık zihniyetlerdir ki çöküşümüzün de başlıca sebeplerinden biri olmuştur.

4.6- Bizi yanlış yola sevk edenler, o habisler, çoğu zaman din perdesine bürünmüşler, hep şeriat sözleriyle aldata gelmişlerdir saf ve temiz halkımızı. Tarihimizi oku, dinle, görürsün ki milleti mahveden, tutsak eden, harap eden fenalıklar hep din kisvesi altındaki küfür ve melanetten gelmiştir. Her türlü hareketi dinle karıştırmıştır onlar. Tarihte mi öyle yalnız, bugün de öyle, bugün de iş başındadır onlar! Yine sürdürüyorlar melanetlerini. Bırakma meydanı onlara, ne yaptıklarını, ne söyleyip yazdıklarını takip et. Göster tepkini, gerçek yüzlerini ortaya koy, sergile halkına. En etkili şekilde anlat, öyle ki kendiliğinden uzaklaşsın halkımız onlardan.

4.7- Bir Atatürkçünün başta gelen görevlerindendir: Softa sınıfının din simsarlığına izin vermez. Bilir ki dinden maddî çıkar sağlayanlar iğrenç kimselerdir. Şiddetle karşıdır buna, kesinlikle müsaade etmez. Şunu bilir ki laiklik sahte dinle savaştığı için gerçek dinin yolunu açar, gerçek dindarlığın gelişmesini sağlar. Laikliktir ki sahte dindarlıkla, büyücülükle mücadelenin kapısını açar.

4.8- Ey akıl sahibi, ey mürşidi bilim olan! Bilmen gereken, çok hayatî bir hususu daha nakledeceğim sana Atatürk’ten, iyi dinle beni: Milletimizin içinde gerçek din adamları vardır, onların içinde de milletimizin hakkıyla övünebileceği âlimlerimiz… Fakat buna karşılık din kisvesi altında din hakikatinden uzak, gereği kadar yetişmemiş, ilim yolunda gereğince ilerleyememiş hoca kıyafetli cahiller de vardır. Sakın birbirine karıştırma bunları. Evet, öyle aydın din adamları vardır ki en yeni bilim terbiyesini almış, sanki dünyanın en ileri bilim yuvalarında yetişmiş gibidirler. Hepsi bu olgunluk mertebesindedir, İslam ruh ve hakikatine vakıf olan din adamlarımızın. Ne var ki bu gibiler karşısında imansız ve hain din adamları da vardır. Tekrar ediyorum, çok dikkatli ol, sakın bunları diğerleriyle karıştırma.

4.9-Soracaksın bana: “Güzel de, nasıl ayırt edeceğim onları birbirinden? Gerçek olanı sahtesinden nasıl ayıracağım?” Şaşmaz ölçütleri var bunun: Onları tanı, dinle, oku. Haklarında bilgi sahibi ol. Sonra bak: Hangileri bilimlere, millî ahlaka bağlı, hangileri vatanımıza, ulusal egemenliğimize ve bağımsızlığımıza sahip çıkıyor, işte onlardır bizim gerçek din adamlarımız, saygıdeğer âlimlerimiz. İşte onlara sokul, işbirliği yap, dost ol onlarla, birikimlerinden yararlan. İyiyi böylece ayır, geriye kötüler kalır, sahteler kalır. İşte bu sonunculara karşı tedbirli ol. Onlara karşı uyar, onların şerrinden koru halkımızı.

4.10- Cumhuriyet hükümetimizin bir Diyanet İşleri makamı, bu makama bağlı müftü, hatip, imam gibi görevli memurlar vardır. Bu kişilerin ilimleri, faziletleri derecesi bilinmektedir. Ancak böyle görevli olmayan insanlar da vardır ki aynı kıyafeti giyiyor. Bunlar arasında çok cahiller, hatta okuması yazması olmayanlar vardır. Özellikle bu gibi bilgisizler bazı yerlerde halkın önüne düşüyorlar, sanki onun temsilcisiymiş gibi. Halkla doğrudan temasa adeta bir engel teşkil ediyorlar. Böylelerine rastlayınca, bu konum ve yetkiyi kimden, nereden aldıklarını sorunuz. Millete de hatırlatınız ki bu laubaliliğe müsaade etmek asla doğru değildir. Yetki sahibi olmayan bu gibi kişilerin, görevli olan kimselerle aynı elbiseyi taşımalarındaki sakınca konusunda sorumluların, hükümetin dikkatini çekiniz.

4.11- Ey milleti için canını ortaya koyan! Aklından çıkarmaman gereken bir sorunumuz daha var. Atatürk’ten öğrenelim onu da, susalım, can kulağıyla dinleyelim o Ölümsüz Ses’i: Halkın saflığından istifade ederek, milletin maneviyatına tasallut eden kimseler vardır aramızda; onların takipçileri vardır, müritleri vardır. Bunlar o cahillerdir ki Türk milleti için mezar olacak durumların meydana gelmesinde daima etken olmuşlardır. Milletimizin, önünde açılan kurtuluş ufuklarında yol almasına engel olanlar, hep bu kurumlar olmuştur, bu kurumların mensupları olmuştur. Yurttaşlara anlatın ki bunların millet bünyesinde yaptığı tahribatı görmek lazımdır. Ey dost! Kimlerin yüzünden bütün bu çektiklerimiz, görüyor musun? Daha ne kadar boyun eğilir bu duruma? Bir an bile değil diyorsun, duyuyorum. Öyleyse bu kurumları iyi tanı, amaçlarını, faaliyetlerini, yöntemlerini öğren. Milletimize verdikleri zararları araştır; tek başına, örgütlenerek... Bil ki uzun soluklu bir uğraştır bu. Halkının arasına gir, onunla bütünleş. Aydınlat onu bu konuda, bilginle, eyleminle, diğer kaynaklarınla. Öyle başarılı ol ki kendiliğinden uzaklaşsın halkımız o kurumlardan.

4.12- Türkiye Cumhuriyeti şeyhler ülkesi olamaz; dervişler, müritler, mensuplar ülkesi olamaz. Din ve Şeriat oyunlarına sahne olmaktan çok yüksektir o. Böyle oyuncular, kendilerine başka yerde sahne arasınlar. Ne var ki onların varlığını hoşgörüyle karşılayanlar vardır aramızda, hatta onlara kolaylık gösterenler... Bunlar kimlerle birdir, bilir misin? Menemen’de Kubilay’ın başı kesilirken, kayıtsızca seyredenlerle, hatta alkışlamaya cesaret edenlerle! O cahiller, o âcizler aydınlanmalıdır. Onlar ışığa yaklaşamazlarsa, kendilerini mahvetmiş demektir, mahkûm etmiş demektir. Onları kurtarmak gerekir.

Ya bugün? Bugün Türkiye yeniden dincilerin sahnesi haline gelmedi mi? Kanat germedi mi bedhah politikacılar oy uğruna, koltuk uğruna onlara? Başını eğiyor, kahroluyorsun, bakıyorum. Sen ey mürşidi bilim olan! Üzülmek hiçbir şeyi çözmez. Haydi durma, görev başına! Bırakma din oyuncularına meydanı, mücadele et onlarla. Ancak önce bilgi, önce ahlak, önce birlik… Çok iyi yetiştir kendini. Kafanda ilkelerin, yanında arkadaşların, din sömürücülerine karşı halkımızı aydınlatmayı ısrarla sürdür.

4.13- Ey dost! Atatürk uyarmaktan bıkar mı hiç, sürdürüyor çağrısını, bizi çıkmaz sokaklardan döndüren: Türkiye Cumhuriyeti’nde tekke olamaz, zaviye ve türbe olamaz. Tarikat olamaz. Şeyhlik, dervişlik, çelebicilik, halifelik yasaktır; falcılık, büyücülük, türbedarlık yasaktır. Çünkü irtica kaynaklarıdır bunlar, cehalet damgalarıdır. Türk milleti böyle kurumlara ve onların mensuplarına tahammül edemez, etmemelidir. Kapatmıştım ben bu irtica ocaklarını, yasaklamıştım hepsini. Ancak benden sonra gelenler, görüyorum, yeniden açmış önlerini. Yeniden terk etmişler halkımızı o habislerin sömürüsüne. Ey beni kendisine örnek alan! Sen her şeye rağmen, yine karşı duracaksın bu saldırıya, bir an geri kalmayacaksın mücadeleden. Nasıl dersen, Bilim İlkesi ile, Ahlak İlkesi ile, Millî Egemenlik ilkesi ile, diğer ilkelerimle! Başlıca aracın, mücadele silahın halka, her yurttaşa götüreceğin bilim meşalesi olacaktır, tabiî elbirliğiyle, güçlerinizi birleştirerek. Anlatacaksınız gerçekleri, ancak herkesin kolay anlayacağı şekilde, hep halkın diliyle, çünkü insan ancak anladığını duyar. Yönetimde, her yerde bilimi egemen kılmak için, sosyal ahlakı egemen kılmak için çalışacaksınız.

4.14- Bir Atatürkçü gerçekçidir; akla, bilime yürekten inanır. Bu dünyanın olgusunu yine bu dünyanın olgusu ile açıklar, karışmaz fizikötesine. Hiçbir olguyu gözlem dışı bir etkene, örneğin cinlere, evliyaya, yatıra bağlamaz. Ne var ki hayatta böyle midir? Bazıları için tam tersi söz konusu: Geçmişte öyleydi, bugün de öyle, üstelik bir artış var bu sapkınlıkta. Halkımız, özellikle kadınlarımız, İkinci Din’in etkisiyle bu yanlış yolda yürümekte. Sen karşı çık buna, mücadele et. Ancak asla şiddet yoluyla veya hor görerek değil, izah ve ikna ederek, her şeyin gerçek sebebini öğrenip halkına öğreterek, tatlı konuşarak, en tesirli şekilde anlatarak, tek bir geri adım da atmayarak. Bak Uyarıcımız, O Yolumuza Işık Tutan, kendi hayatından nasıl bir örnek veriyor bize: Yurt toprağını, karış karış kanını akıtarak ve canını vererek savunan Mehmetçiğin hakkını ben evliyalara kaptırmam. Kimileri benim bu davranışıma, kamunun inancını inciten yersiz bir davranış gözüyle bakmış olabilir; ama ben, hele yurdun savunmasında, güvenilecek gücün, evliyaların, yatırların “maneviyat”ı olamayacağını hatırlatmayı artık zorunlu bulmuştum. Sen de onun gibi ol, kaya gibi ol, ey Atatürkçü! Sonuna kadar kullan bilimi. Güzellikle söyle. Bu dünyanın hakkını bu dünyaya ver.

4.15- Ey mürşidi bilim olan! Bugün içinde bulunduğumuz koşullar ciddîdir, ihmale hiç gelmez. Uyanık ol, güçlü ol. Bilginle, programınla, örgütünle sürekli geliştir kendini. Sonu kolay gelmez bu mücadelenin. Çünkü insanlıkta din hakkındaki uzmanlık ve vukuf her türlü hurafeden sıyrılarak, gerçek bilim ve tekniğin nurlarıyla tertemiz ve mükemmel oluncaya kadar, din oyunu aktörlerine her yerde rastlanacaktır.

4.16- En doğru, en hakikî bir tarikattan mı olmak istiyorsun, öyleyse uygarlık tarikatından ol. İnsan mı olmak istiyorsun? Uygarlığın emrettiğini, onun talep ettiğini yap yeter.

4. 17- Bir ölçü vardır bizim dinimiz için, herkesin elinde olan... Hangi şey dinimize uygundur, hangisi değildir, kolayca anlayabilirsin onunla. Bir şey akıl ve mantığa, milletin, kamunun çıkarına, gerçek İslam’ın çıkarına uygun mu? Uygun! Öyleyse kimseye sorma, o şey dinîdir, o şey bizim dinimize de uygundur.

4.18- Hutbeden maksat halkın aydınlatılmasıdır, ona yol gösterilmesidir. Yüz, iki yüz, hatta bin yıl önceki hutbeleri okumak, insanları cehalet ve gaflet içinde bırakmak demektir. Hutbe verenlerin bilimsel nitelikleri önemlidir, özel liyakatları, dünya hallerine vukufları önemlidir. Minberlerden söylenecek sözler kolay anlaşılmalı, bilimsel ve teknik gerçeklere uygun olmalıdır. Hutbeyi verenler politik, sosyal olayları, dünyada olup biteni takip etmelidir. Bunları bilmeyenler halka yanlış telkinler yapmış olur. Dolayısıyla hutbeler zamanın gereklerine uygun olmalıdır.

4.19- Ey Atatürkçü! Bu özellikleri taşıyor mu hutbeler günümüzde? Yurttaşlarımızı aydınlatan, bilimsel, hayatın gerçeklerine uygun, Müslümanlara güç veren, zihinlerini arındıran konuşmalar mı onlar? İçin rahat mı bu bakımdan? Ey Cumhuriyetimizin bekçisi! Yine sana düşüyor görev, aydın din adamlarımıza düşüyor. Bir araya gelin, işbirliği yapın. Eksikleri belirleyin, uyarın, aydınlatın ilgilileri! Bırakmayın bu hayati sorunumuzun da peşini.



UYGULAMA

A) Temel Kavramlar

Laiklik İlkesinin “Sahte Dindarlık ve Bâtıl İnançlar” bahsinde karşımıza çıkan temel kavramlar şunlardır:

Bâtıl alışkanlık ve inançlar, Softa sınıfı, din simsarlığı, sahte din, ikinci din, tarikat, dervişlik, çelebicilik, halifelik, hurafe, falcılık, büyücülük, türbedarlık, evliya, yatır, gerçek din adamları, Kubilay.

Aşağıda tanımlamaya, açıklamaya çalıştığım bu kavramları ne kadar iyi öğrenirsek, öğrendiklerimizi unutmazsak, Atatürkçülüğü bir düşünce sistemi olarak o kadar kolay öğrenir, o kadar kolay anlatır, ondan o kadar fazla istifade eder, onu o kadar verimli işler, geliştiririz.



1) BÂTIL ALIŞKANLIK VE İNANÇLAR

“Bâtıl” Türkçe sözlüğe göre “doğru ve haklı olmayan”, “çürük, temelsiz” demektir. Bu tanımdan anlaşılıyor ki öyle alışkanlık ve inançlarımız vardır ki doğru değildir, temelsizdir, çürüktür. örnekler: Yağmur duası, adak adama, yatırdan dilekte bulunma…

2) SOFTA SINIFI

“Softa”nın eski anlamı, “medrese öğrencisi”dir. Kökü eski Grekçe’den Arapça’ya geçmiş olan “sofia” sözcüğü olabilir. Yine eskiden ilmiye sınıfından olanlara aşağılayıcı anlamda softa denirmiş. Günümüzde şu iki anlamda kullanılmaktadır:

-Bir görüşe, bir inanışa körü körüne bağlanmış olan kimse,

-Yaşadığı çağın gerisinde kalmış, geri kafalı kimse.

“Softa sınıfı” derken, bu son iki anlama uyan kimselerin oluşturduğu topluluk kastedilir.

3) DİN SİMSARLIĞI

Simsarlık “komisyonculuk”la aynı anlama gelir. Komisyon (simsariye) “bir işte aracılık yapan kimseye verilen yüzde pay” demektir. Buna göre “din simsarlığı”, dinî değerleri kullanarak, bundan kazanç sağlama” faaliyetidir. Örneğin İslam bahane edilerek insanlardan para toplanması… Akla “Deniz Feneri” davası geliyor.

4) SAHTE DİN, İKİNCİ DİN

Sahte din (ikinci din) gerçek dinin (burada gerçek İslam’ın) aslına benzetilerek yüzyıllar boyunca birçok insanın katkı ve eklemeleriyle oluşturulmuş birtakım inançların ve uygulamaların tümüdür. Adından da anlaşılacağı üzere -Yaşar Nuri Öztürk’ün ifadesiyle- Kur’an’daki İslam’la hiçbir ilgisi yoktur. Bir tür “içten olmayan”, yapmacık, sözde dindir. Gerçek İslam’a nüfuz etmiş, onunla iç içedir.

5) TARİKAT, DERVİŞLİK, ÇELEBİCİLİK, HALİFELİK, TÜRBEDARLIK, EVLİYA, YATIR

Bu terimlerin sözlük anlamlarını aşağıda veriyorum:

-Tarikat: Aynı dinin içinde kimi esaslarla birbirinden ayrılan yollardan her biri (Nakşibendilik, Bektaşilik, Mevlevilik gibi).

-Dervişlik: “Derviş” bir tarikata girmiş, onun kural ve törelerine bağlı kimsedir. Yoksulluğu, çilekeşliği benimsemiş kimse anlamına da gelir. “Dervişlik” doğal olarak derviş olma halidir.

-Çelebicilik: Eskiden, “Bektaşi ve Mevlevi pirlerinin en büyüklerine verilen unvan” anlamına gelirdi.

-Halifelik: Halife Hz. Muhammed’in vekili olarak Müslümanların imamlığını ve Şeriat’ın koruyuculuğunu yapmakla görevli kimsedir. Aynı zamanda Osmanlı padişahlarının kullandığı unvanlardan biridir.

-Türbedarlık: Türbedar bir türbede hizmet gören, türbeyi bekleyen kimse, türbe bekçisidir. “Türbe” genellikle “ünlü bir kimse için yaptırılan ve içinde o kimsenin mezarı bulunan yapı”dır.

-Evliyalık: “Evliya” karşılık olarak Türkçe Sözlük “erenler, ermişler, veliler, yatır” sözcüklerini veriyor. “Evliyalık” için “ermişlik” diyor. “Ermiş”in tanımı şöyle: Dinsel inançlara göre kendisinde olağanüstü güç bulunan kimse.

-Yatır: Belli bir yerde gömülü bulunan, olağanüstü gücü olduğuna ve insanlara yardım ettiğine inanılan ölü, evliya.

6) HURAFE, FALCILIK, BÜYÜCÜLÜK

-Hurafe: Dine sonradan girmiş boş, temelsiz inanç.

-Falcılık: Falcının işi. “Falcı” fala bakmayı kendine geçim yolu yapan kimse. “Fal” geleceği öğrenmek, şans ve kısmeti anlamak amacıyla oyun kâğıdı, kahve telvesi, el ayası gibi şeylere bakarak anlam çıkarma.

-Büyücülük: Büyücünün yaptığı iş, sihirbazlık. “Büyücü”: büyü yapan kimse, sihirbaz. “Büyü”: Doğa yasalarına aykırı sonuçlar elde etme iddiasında bulunanların başvurdukları gizli işlem ve davranışlara verilen genel ad, afsun, sihir.

7) GERÇEK DİN ADAMI

İslam dinini, Kur’an’a ve gerçek hadislere dayanarak, hurafelerden arındırılmış olarak, hiçbir çıkar beklemeden öğrenen, öğreten ve uygulayan din âlimi.

8) KUBİLAY

Yedeksubaylığını yaparken, Aralık 1930’da Menemen’de yobazlar tarafından, 24 yaşında katledilen Devrim şehidi.



B) Yardımcı Kavramlar

Atatürkçü düşünce sistemi insanın bireysel hayatıyla ilgili bazı esaslar koymakla birlikte, toplum hayatı ile çok daha fazla ilgilidir. Gerçekten, Atatürkçülüğün On İlkesi esas itibariyle toplum ve devlet hakkındadır. Bu sebepledir ki toplumsal yaşamla ilgili bazı kavramları, uzmanlık alanımız ne olursa olsun, genel olarak öğrenmek zorundayız. Yoksa, Atatürkçü Düşünce’yi anlamakta zorlanırız, tam olarak anlayamayız, bu yüzden de gerçek bir Atatürkçü olamayız. “Sahte Dindarlık ve Bâtıl İnançlar” kesimi kapsamında bilmemiz gereken başlıca yardımcı kavramlar şunlardır:

Tekke, zaviye, türbe, şeyhlik, İslamiyet’in ilk parlak devirleri, gelenek ve görenekler, zihniyet, Diyanet İşleri, hutbe, maneviyat, kurum, fizikötesi.

Bu kavramların anlamlarını ilgili sözlüklere bakarak, halk için yazılmış kitaplara, ansiklopedilere başvurarak öğrenebiliriz, uzmanlara sorabiliriz. Birkaç arkadaş bir araya gelerek, “imece” yoluyla araştırır, birbirimizi bilgilendirebiliriz.

C) Sorular

Atatürkçü sürekli sorar ve sorusuna yanıt arar. Öyleyse aşağıdaki 6 soru üzerinde kafa yorunuz. Siz kendiniz de başka sorular oluşturabilirsiniz.

Her soruyu yanıtlamaya çalışınız. Size yol gösterecek, bilgi sağlayacak kaynaklara başvurunuz. Arkadaşlarınıza sorunuz, ortaklaşa yanıt arayınız, tartışınız. Bazı sorular için verdiğim ipuçlarını kullanınız.

Çabalarınızı zamana yayınız, örneğin bugün, 2 soru üzerinde, yarın diğer 2 soru üzerinde durunuz, kalan sorular için de böyle yapınız.

Soruları, yanıtları çok iyi öğreniniz. Bunu sağlamak için geri dönüşler yapınız. Özet çıkarınız. Sorular ve yanıtların içerdiği bilgileri birbirinize anlatınız, başkalarına aktarınız.

1) İslam dinine karışan yabancı unsur, yorum ve hurafelere örnekler veriniz.

Şu kaynakta bol örnek bulacaksınız:

Yaşar Nuri Öztürk, İslam Nasıl Yozlaştırıldı: Vahyin Dininden sapmalar, Hurafeler, Bid’atlar, Yeniboyut yayınları, İst., 2008, 487 s.

2) Çöküşümüzün başlıca sebeplerinden olan bilimsel olmayan, insanî olmayan, karmakarışık zihniyetler hangileri olabilir? Tartışınız.

3) Dinden maddî çıkar nasıl sağlanır?

Kaynak veriyorum:

Yaşar Nuri Öztürk, Türkiye’yi Kemiren İhanet: Allah ile Aldatmak, Yeniboyut yayınları, İst., 2008, 398 s.

(Şu sayfalara özellikle bkz: 231 ve devamı, 238, 242.)



4) laiklik gerçek dinin yolunu nasıl açar, gerçek dindarlığın gelişmesini nasıl sağlar? Sahte dindarlıkla, büyücülükle mücadelenin kapısını nasıl açar?

5) Atatürk “öyle aydın din adamları vardır ki en yeni bilim terbiyesini almış, sanki dünyanın en ileri bilim yuvalarında yetişmiş gibidir. İslam ruh ve hakikatine vakıf tırlar” diyor. Benim kanımca günümüzde bu tür din adamlarının başında gelenlerden biri Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk’tür. Bu din bilginimiz hakkında kısa bir tanıcı yazı hazırlayınız.

6)Atatürk “ insanlıkta, din hakkındaki uzmanlık ve vukuf her türlü hurafeden sıyrılarak, gerçek bilim ve tekniğin nurlarıyla tertemiz ve mükemmel oluncaya kadar, din oyunu aktörlerine her yerde rastlanacaktır” diyor. Sizce böyle bir gün yakın mıdır, yoksa uzak mı? Böyle bir günün gerçekleşmesi neye bağlıdır?







Yorumlar








Aktif Ziyaretçi 24
Dün Tekil 936
Bugün Tekil 590
Toplam Tekil 1642761
IP 54.158.92.239






TURAN-SAM PRINTED ISSN: 1308-8041
TURAN-SAM ONLINE ISSN: 1309-4033
Journal is indexed by:

































































11 Rebiü'l-Evvel 1438
Aralık 2016
P
S
Ç
P
C
Ct
P
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31


Yabancı kültürlere girmek demek, onun hakimiyetine girmek demektir.
(Mete'nin Oğlu)


Ekle Çıkar









Anasayfa - Amaç - Misyon - Vizyon - Faaliyetler - Tüzük - Yönetim - Yasal Uyarı - İletişim

Her Hakkı Saklıdır © 2007 - 2017 TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi
Sayfa 1.883 saniyede oluşturulmuştur.

TURAN-SAM rssTURAN-SAM rss
Google Sitemap

Sayac

"Bu site en iyi mozilla firefox'ta 1280x960 çözünürlükte görüntülenir."

Turan Portal v1.3 | Tasarım TURAN-SAM , Kodlama Serkan Aygün

Turan Nedir?, Bilimsel Dergiler, En popüler Bilimsel Dergi, Endeksli Bilimsel Dergiler, Saygın Bilimsel Dergi, Türk Dünyasının en popüler ve en saygın Bilimsel Hakemli Dergisi, SSCI, SCI, citation index, Turan, Türk Devletleri, Türk Birligi, Türk Dünyası, Türk Cumhuriyetleri, Türki Cumhuriyetler, Özerk Türkler, Öztürkler, Milliyetçi, Türkçü, Turancı, Turan Askerleri, ALLAH'ın askerleri, Turan Birliği, Panturan, Pantürk, Panturkist, Türk, Dünyası, Stratejik, CSR, SAM, Center for Strategical Researches, Araştırma, Merkezi, Türkiye, Ankara, İstanbul, Azer, Azeri, Azerbaycan, Bakü, Kazakistan, Alma-Ata, Astana, Kırgız, Bişkek, Kırgızistan, Özbekistan, Özbek, Taşkent, Türkmen, Türkmenistan, Turkmenistan, Aşxabad, Aşkabat, Ozbekistan, Kazakhstan, Uzbekistan, North, Cyprus, Kıbrıs, MHP, AKP, CHP, TURKEY, Turancılık, KKTC, Vatan, Ülke, Millet, Bayrak, Milliyet, Cumhuriyet, Respublika, Alparslan Türkeş, Atatürk, Elçibey, Bahçeli, Aytmatov, Bahtiyar Vahabzade, Yusuf Akçura, Zeki Velidi Togan, İsmail Gaspıralı, Gaspırinski, Nihal Atsız, Alptekin, Kürşad, Tarih, Kardeş, Xalq, Halk, Milletçi, Milliyetçi, Yürek, Ürek, Türklük, Beynelxalq, Arbitrli, Elmi, Jurnal, Nüfuzlu