Laik Anti-Laik Çatışmasında Kurumsal Bir Çözüm - Dr. Feridun Yıldız - TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi - http://www.turansam.org









Laik Anti-Laik Çatışmasında Kurumsal Bir Çözüm - Dr. Feridun Yıldız
Tarih: 31.12.2008 > Kaç kez okundu? 2206

Paylaş


Lâiklik, devlet ve din işlerini birbirinden ayıran bir devlet anlayışıdır. Yani dinin devlet yönetiminde direkt etkili olmaması ve dinin bireye özel olmasıdır.

Aynı zamanda da Devletin bireyin özel dini anlayışlarına karışmaması anlamını taşımaktadır. Fransızca’dan dilimize geçmiş olan "laik" sözcüğü, "din adamı olmayan kimse; din adamı dışında kalan halk" anlamına gelen Latince "laicus" sözcüğünden gelmektedir.

Ortaçağ’da Hıristiyanlık Avrupa devlet ve devletçiklerinin hayatında birinci derecede rol oynuyordu. Başta Papa olmak üzere, din adamlarının devlet hiyerarşisinde statüsü kral ve prenslerin üstünde olduğu gibi din adamları devlet yönetiminin yanı sıra bireylerin yaşantılarını düzenlemede de birinci derecede söz sahibiydi. Din adamları ayrı bir sosyal sınıf teşkil ediyordu ve ellerinde aforoz gibi bireyleri toplum dışına itebilen ve en ağır şekilde cezalandırılabilmelerini sağlayan bir silah vardı.

Rönesans ve Reform hareketleri sonucunda Avrupa’da Aydınlanma Çağı başlayınca devlet adamları ve bireyler din adamlarının baskısı altında kendi konumlarını sorgulamaya başladılar. Din adamlarının yürüttükleri “Tanrı” merkezli bir dünya yerine “insan” merkezli bir dünya arayışının mücadelesi başladı. Geleneksel toplum birimi olan cemaatler çözüldü, nüfus hareketlerinin, iletişim ve ulaşımın gelişmesiyle daha büyük toplum birimleri ortaya çıktı. Dağılan cemaatlerin yerini siyasî daha büyük ve kapsayıcı bir cemaat yani "millet" aldı. Meşru bir yönetim biçimi olan demokrasi ile birlikte din adamları yönetim dışına atılırken “modernite”nin devlet kurumları olan “milli devlet(ulus devlet)”ler ortaya çıktı.

Türk toplumunda laiklik kavramının gelişmesi Batı toplumuna benzemez. Her şeyden önce Türklerin mensup olduğu din olan İslamiyet’te Hıristiyanlık’ta olduğu gibi bir “ruhbanlık” anlayışı yoktur. Hıristiyanlığın ve din adamları ruhban sınıfının kesin hükümlerinden oluşan Ortaçağ Avrupası’nın hukuk sisteminin karşılığında Osmanlı’da şer’i, hâkânî ve örfî hukuk anlayışına bağlı lâik bir hukuk sistemi vardır. Batı yönetilenleri devlerin ve hâkim sınıflarının kölesi olarak görürken bizde; Mehmet Sadık Rıfat Paşa’nın, "Hükümetler halk içün mevzu olup, yoksa halk hükümetler için mahlûk değildir"( Mehmed Sadık Rıfat Paşa, Müntehabat-ı Asar, Hazırlayan Rauf Bey (Paşa), İstanbul, 1290) sözlerinde özünü bulan “hâdim-i millet(milletin hizmetçisi)” devlet anlayışı vardır.

Osmanlı Devleti, temelini adaletten alan monarşik bir devletti. Devletin toplum yapısını oluşturan –resmi ifade ile- Osmanlı Milleti Müslüman olan milletlerden oluşan “millet-i hâkime” ile gayri Müslim milletlerden oluşan “millet-i mahkûme”den teşekkül etmekteydi. Atatürk’ün önderliğinde başlatılan, kuruluş felsefesini “Türk Milliyetçiliği”nden alan Türkiye Cumhuriyeti millî devleti, Osmanlı’nın çok hukuklu sistemi yerine kendi “millî hukuk”unu tesis etmek zorundaydı.

Bu amaçlar doğrultusunda Türkiye Cumhuriyeti, dini, bireylerin anayasal bir hakkı olarak devlet koruması altına alan, ancak devlet idaresini “milli hukuk” şemsiyesi altında laik bir yapıda kuruldu. Atatürk, steril bir lâiklik anlayışını değil, insanların dini inanışlarını hür bir ortamda, devlet güvencesi altında ifade bulabilecekleri bir anlayışı öngörmekteydi. Bu amaçla iki önemli devlet kurumu olan “Genelkurmay Başkanlığı” ve “Diyanet İşleri Başkanlığı” aynı gün, birbirini takip eden kanunlarla kuruldu.

Bugüne kadar süregelen zaman içerisinde iki ihtilâl ve iki müdahale ile devlet yönetiminde gücünü hissettiren Genelkurmay Başkanlığı sistem içerisindeki gücünü kuvvetlendirerek korurken, Diyanet İşleri Başkanlığı siyasi iktidarların manipülasyonları ile gücünü kaybetti.

Bugün, askerî personelin atanma ve yükselmeleri, siyasi iktidarların tasarrufunda değil, bağımsız bir kurum olan “askerî şûra”nın elindedir. Hâkim ve savcılarla ilgili pek çok işlem bağımsız bir kurum olan “hâkim ve savcılar yüksek kurumu”nun tekelindedir. Üniversiteler siyasi iktidara değil, bağımsız bir kurum olan YÖK’e bağlıdır.

Ancak lâik bir devlet olmamıza rağmen, Müslüman olmayan din adamlarının işlemleri kendi cemaatlerinin tekelinde iken Müslüman din adamlarının bütün resmi işlemleri, başta Diyanet İşleri Başkanı olmak üzere siyasi iktidara bağlıdır. Eğer din ve vicdan hürriyeti anayasa teminatı altında ise ve eğer dinin siyasete alet edilip, toplumun “laik” ve “anti-laik” olarak bölünmesini istemiyorsak bazı kurumsal düzenlemelere ihtiyaç vardır.

Anayasa teminatı altında özerk “Din İşleri Yüksek Kurumu” gibi anayasal bir kuruluş kurulabilir. Bu kuruluş Türkiye Cumhuriyeti’nde insanların inandığı bütün din ve mezhepleri temsil eder. Bu kurumun üyelerinin adedi ve sahip olması gereken vasıflar kanunla belirlenebilir. Başta Diyanet İşleri Başkanı olmak üzere Türkiye’deki bütün din adamlarının atamaları ve sicillerinin takibi bu kurum tarafından yapılır. Böylelikle din siyasal sürecin dışına çıkartılmış olur ve siyasete alet edilmez. Hiçbir din adamı da siyasetçiye ihtiyaç duymaz.

Böyle bir kurumun teknik ayrıntıları uzmanları tarafından belirlenebilir ve olgunlaştırılabilir, ama ben inanıyorum ki böyle bir din teşkilatı Türkiye’de laik, anti-laik toplumlum kırılmasının önüne geçecektir.





Yorumlar








Aktif Ziyaretçi 18
Dün Tekil 880
Bugün Tekil 819
Toplam Tekil 1642054
IP 54.161.168.21






TURAN-SAM PRINTED ISSN: 1308-8041
TURAN-SAM ONLINE ISSN: 1309-4033
Journal is indexed by:

































































10 Rebiü'l-Evvel 1438
Aralık 2016
P
S
Ç
P
C
Ct
P
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31


Yüksel Türk; senin için Yüksekliğin Hududu Yoktur. (Mustafa Kemal ATATÜRK)


Ekle Çıkar









Anasayfa - Amaç - Misyon - Vizyon - Faaliyetler - Tüzük - Yönetim - Yasal Uyarı - İletişim

Her Hakkı Saklıdır © 2007 - 2017 TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi
Sayfa 1.907 saniyede oluşturulmuştur.

TURAN-SAM rssTURAN-SAM rss
Google Sitemap

Sayac

"Bu site en iyi mozilla firefox'ta 1280x960 çözünürlükte görüntülenir."

Turan Portal v1.3 | Tasarım TURAN-SAM , Kodlama Serkan Aygün

Turan Nedir?, Bilimsel Dergiler, En popüler Bilimsel Dergi, Endeksli Bilimsel Dergiler, Saygın Bilimsel Dergi, Türk Dünyasının en popüler ve en saygın Bilimsel Hakemli Dergisi, SSCI, SCI, citation index, Turan, Türk Devletleri, Türk Birligi, Türk Dünyası, Türk Cumhuriyetleri, Türki Cumhuriyetler, Özerk Türkler, Öztürkler, Milliyetçi, Türkçü, Turancı, Turan Askerleri, ALLAH'ın askerleri, Turan Birliği, Panturan, Pantürk, Panturkist, Türk, Dünyası, Stratejik, CSR, SAM, Center for Strategical Researches, Araştırma, Merkezi, Türkiye, Ankara, İstanbul, Azer, Azeri, Azerbaycan, Bakü, Kazakistan, Alma-Ata, Astana, Kırgız, Bişkek, Kırgızistan, Özbekistan, Özbek, Taşkent, Türkmen, Türkmenistan, Turkmenistan, Aşxabad, Aşkabat, Ozbekistan, Kazakhstan, Uzbekistan, North, Cyprus, Kıbrıs, MHP, AKP, CHP, TURKEY, Turancılık, KKTC, Vatan, Ülke, Millet, Bayrak, Milliyet, Cumhuriyet, Respublika, Alparslan Türkeş, Atatürk, Elçibey, Bahçeli, Aytmatov, Bahtiyar Vahabzade, Yusuf Akçura, Zeki Velidi Togan, İsmail Gaspıralı, Gaspırinski, Nihal Atsız, Alptekin, Kürşad, Tarih, Kardeş, Xalq, Halk, Milletçi, Milliyetçi, Yürek, Ürek, Türklük, Beynelxalq, Arbitrli, Elmi, Jurnal, Nüfuzlu