Başörtüsü ve Laiklik Meselesi - Aziz Dolu ATABEY - TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi - http://www.turansam.org









Başörtüsü ve Laiklik Meselesi - Aziz Dolu ATABEY
Tarih: 07.10.2010 > Kaç kez okundu? 2124

Paylaş


Türkiye, uzunca bir zamandır “Başörtünü tak da gel!” diye haykıran Arif Nazımlarla, “Türkiye Laik’tir, Laik kalacak!” diye feryat eden Türkan Saylanlar arasında sürüp giden fikrî ve cebrî bir mücadeleye sahne olmaktadır. Meselenin kamuoyunda gereğinden fazla yer işgâl etmesi, dahası ‘meleklerin edep yerleri’ mevzûlu meşhur Bizans muhabbetlerini andırmaya başlaması ise çözüm yollarını tıkamakla kalmamış, meselenin çetrefil bir hâl almasına da sebep olmuştur. Üstelik ağız dalaşından öteye geçemeyen bu hengâmede okul kapılarında, kamera önlerinde, okey masalarında… konuşan, konuşturulan; yönelen veya yönlendirilen onca insandan kaç tanesinin, bir ‘sosyal, hukuk devleti’ olan Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin yasalarını açarak kılık-kıyafet ve laiklik ile ilgili maddeleri okuduğu ise bir başka girift meseledir. Zira çağımızın Dede Korkut’u kabûl edilen, Kahramanmaraşlı Abdurrahim Karakoç Bey’in de bir şiirinde yerden yere vurduğu; “Ben bilmem beyim, büyükler bilir!” mantığı, ‘Ben düşünmem beyim, benim yerime büyükler düşünür!’ kolaycılığına hatta daha da ileri giderek ‘Benim yerime büyükler dinler!’; ‘Benim yerime büyükler söyler!’ türünden aymazlıklara kadar varmıştır. Hâliyle Türk halkı, okuma; okuduğunu sorgulama yeteneğini kaybedince de olanlar olmuş ve güzel ülkemiz bir sorunlar yumağına dönüşmüştür.



Başörtüsü, dolayısı ile de vücudun bazı kısımlarının örtülmesi her şeyden önce Kur’an-ı Kerim’de işaret edilen namaz, oruç, zekât… gibi temel ve faiz yememek, yalan söylememek, ilim öğrenmek, anaya-babaya itaat etmek… gibi genel esaslara dayanan dinî emirlerden olup; daha çok ikinci terkibe (group) girmektedir. Bir namaz ibadeti kadar ağırlığı olmamakla birlikte, ‘Kur’an ahlâkı’ ile ahlâklanmak isteyen samimi bir Müslüman’ın yerine getirmesi gereken şartlardan biridir. Tabi bu bakış açısı dinî açıdan bakıldığında geçerlidir. Zira Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin dinler karşısında takındığı tavır Fransız laikliğini esas alır. Laik bir devlet olmamız hasebiyle de devlet yönetimimizde dini temâyüllere yer verilmez. En azından düşüncede (teori) bu böyledir. Oysa dinle ilgili uygulamalar tamamen farklı olmuştur ve olmaya da devam etmektedir. Söz gelimi Gâzi Mustafa Kemal’in, Elmalılı Hamdi Yazır Hoca’ya Türkçe Kur’an tefsirini sipariş ederken “Bu tefsir Hanefî fıkhı ve Maturidî itikadı üzerine kaleme alınacaktır.” diye şart koşmasından tutun da; cami imamlarının devlet memuru olmasına kadar sayısız uygulama iddiamızı doğrular niteliktedir. Aslına bakarsanız Cumhuriyet döneminde yapılan dinsel içerikli icraatların, Abdülhamit Han dönemindeki uygulamaların bir nevi devamı olduğu görülmektedir. Zira Arabistan ve Mısır gibi merkezlerden yayılan ve Türk milletinin bünyesine uymayan dini akımlara (ekol) karşı başlatılan mücadeleden tutun da; Laik eğitim veren okullara kadar bir sürü uygulamanın altında Abdülhamit Han’ın imzası bulunmaktadır. Dahası Mustafa Kemal de bu okullarda yetişmiş bir Osmanlı aydınıdır.



Günümüzde, ‘Laiklik nedir?’ sorusunun cevabını sıradan (normal) bir zekâya sahip kişiler bile kolayca verebilir. Biz yine de kendi tarifimizi (tanım) bir yapalım. Laiklik, devlet uzuvlarının (organ), özellikle de hukukunun dinî kurallara göre yapılanmaması; devletin, dinî inançlar karşısında tarafsız ve eşit mesafede kalması, böylece bir yandan milletle devleti kaynaştırırken diğer yandan da din ve vicdan özgürlüğünü sağlaması olarak tanımlanabilir. Zaten binlerce yıllık devlet geleneğimiz de bu minvâl üzere inşa edilmiştir. Bununla birlikte Laikliğin önce terim, sonra da kavram olarak hayatımıza girmesinin ise yüz küsur yıllık bir geçmişi vardır. Sözcüğün günlük hayatımıza dolayısı ile dilimize girmesi, Paris’e gidip gelmeyi iş edinmiş bir kısım maceraperest serkeşin devşirip getirmesi ile olmuştur.



Fransa’daki Laiklik uygulamaları incelendiğinde görülmüştür ki, Laiklik ilk önceleri din karşıtlığı olarak algılanmış; zamanla bu anlayış biçim değiştirerek dine kayıtsız olma hâlini almıştır. Yani neredeyse din düşmanlığı diyebileceğimiz bir durumdan, dine karşı tepkisiz kalma, muhatap olmama gibi bir uygulamaya kadar gelinmiştir. Daha doğrusu baskı ve zorlama anlamına gelebilecek reddetme, bastırma, söz hakkı vermeme… hâlinden; kabûllenme, tahammül etme, müsamaha (hoşgörü) gösterme… noktasına kadar gelmiştir. Hatta Yargıtay eski başkanlarından Sami Selçuk Bey de bir makalesinde bu süreci ayrıntılı olarak işlemiştir. Türkiye’deki sorun da bu noktada ortaya çıkmaktadır. Çünkü ülkemizdeki Laikçiler hâlâ Fransızların ilk dönem uygulamalarına benzer saplantılara takılıp kalmış olmak gibi bir garabet durumla karşı karşıyadırlar. Yeri gelmişken Laikler, İslâmcılar… gibi adlandırmaların abesle iştigâl lâkırdılar olduğu da unutulmamalıdır. Hele de söz konusu olan ülkemizin ve milletimizin esenliği ise… Söz gelimi (meselâ) bireylerin Laik olması diye bir durum söz konusu olamaz. Zira Laiklik kavramı, devlet yönetimiyle ilgili bir terimdir. Ancak devlet organları Laik olabilir. Türkiye gibi, büyük devlet olma geleneğine sahip bir devlet söz konusu ise, olmalıdır da… Zira âleme nizam verme iddiası bunu gerekli kılmaktadır. Bu hususu biraz daha açalım ve ‘Türkiye’nin en dindar depik (football) kulübü Antalyaspor’dur!’ diyerek, simgesinin Selçukludan kalma ‘Yivli Minare’ olduğunu söyleyelim. Hâliyle ‘Olur mu canım öyle şey!’ gibilerden tepki göstermeniz kaçınılmazdır. O hâlde bir kulübün, derneğin, okulun yahut fabrikanın dininin olamayacağına kanaat getiren bir akıl, nasıl olur da bir devletin dininin olacağını savunabilir ki?



Türkiye’de, özellikle de kızılca kıyametin koparıldığı yüksek öğretim kurumlarında Müslüman kadınların, kızların başörtüleriyle ilgili yasal anlamda bir yasak söz konusu değildir. Söz gelimi Yüksek Öğretim Kurumunun (YÖK) kılık-kıyafetin başörtüsü kısmı ile ilgili herhangi bir yasak maddesi bulunmamaktadır. Üstelik bir garabet durum da burada karşımıza çıkmaktadır. Şöyle ki bu vatanda yaşamayı tercih eden, bu devlete sadakatle bağlanan başörtülü bir hanımın, devletin hastanesinden, postanesinden, adliyesinden, tiyatrosundan, lojmanından, vapurundan, bankasından… diye giden sayısız kamu hizmetlerinden yararlanması yönetim (regime/rejim) sorunu olmuyor da; -üstelik- özerkliği yasalarla da sabit olan evrenkentlerde (univercity) öğrenim görmesi mi tehlike arz ediyor? Asıl tehlikenin eğitimsizlikten, bilgisizlikten (cahillik) kaynaklandığı apaçık ortada iken hem de… Dememiz odur ki, ‘dinî’dir; ‘siyasî’dir türünden kısır tartışmalarla meseleyi, Bizanslıların ‘meleklerin apış arası’ konulu muhabbetlerine çevirmenin anlamı ve gereği yoktur cancağızlar. Zira mesele bireysel hak ve özgürlükleri kullanmaya yönelik bir ‘tercih’ meselesidir. Kişi bu tercihini -dinî, siyasî, ananevî yahut da moda kaygısıyla hareket ediyor olsa bile- istediği şekilde kullanabilmelidir. Bu ise insan olmanın; insan şerefinin, haysiyetinin bir gereğidir.



Aslında Türkiye’nin temel sorunlarından biri -rahmetli Uğur Mumcu’nun da belirttiği gibi- “bilgisi yok, ama fikri var” diye tanımlayabileceğimiz bir kısım zevatın (insanlar) sebep olduğu kavram kargaşasıdır. Şöyle ki, bu tür zevat (kişiler) hiç düşünmeden çıkar, aslı astarı olmayan; akla hayâle gelmeyen bir sürü tumturaklı lâf sarf eder. Bu lâflara kulak misâfiri olma talihsizliğine yakasını kaptıran vasat zekâ sahiplerinin ise aklı hayâli durur. Misâl bugün ‘Türkçe ezan’ için yanıp tutuşan zadeler, 1950’lerde ‘ezanın Arapça olarak da okunabilmesi’ne izin veren yasanın meclisteki Demokrat Fırka ve Cumhuriyet Halk Fırkası milletvekillerince ‘el birliği’ ile kabûl edildiğini bilmezler. Hoş, ezan bir ‘namaza çağrı’ olup; Arapça, Türkçe yahut İngilizce okunmasında dinî yönden herhangi bir sakınca olmadığı da malûmunuzdur. Arapçanın tercih edilmesindeki temel kaygı olsa olsa evrensellik ile açıklanabilir. Öyle ya dilimizi bilmeyen bir Malay’ın, bir Boşnak’ın Türkçe ezandan pek de birşey anlamayacağı ortadadır. Üstelik ezana gelinceye kadar, Türkçe olması gereken o kadar çok şey varken hem de… Eğitim dilimiz, tıbbî ilâç tanıtımlarımız, işyerlerimizin tabelâları, kullandığımız arabaların adları, dahası Eurovision’da söylediğimiz şarkıların dili… Dememiz odur ki, bırakalım da imam efendi varsın, ezanı Arapça okuyuversin; isteyen başörtüsü takmaya, vakit ezanına kulak kabartmaya devam etsin. Binaenaleyh din meselesi şakaya gelmez. Ne diyordu Jiletçi Müslüm Baba: “Bu benim meselem, derin mesele; Ezelden, ebede giden mesele.” Fazla söze ne hacet? Meseleniz, ebedse; ebediniz hayır olsun cancağızlar. Serik/Sarıabalı–19.08.2008



Aziz Dolu Atabey









Yorumlar








Aktif Ziyaretçi 17
Dün Tekil 763
Bugün Tekil 143
Toplam Tekil 1636437
IP 54.158.98.119






TURAN-SAM PRINTED ISSN: 1308-8041
TURAN-SAM ONLINE ISSN: 1309-4033
Journal is indexed by:

































































4 Rebiü'l-Evvel 1438
Aralık 2016
P
S
Ç
P
C
Ct
P
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31


Ne kadar bilirsen bil; söylediklerin karşındakinin anladığı kadardır.
(MEVLANA)


Ekle Çıkar









Anasayfa - Amaç - Misyon - Vizyon - Faaliyetler - Tüzük - Yönetim - Yasal Uyarı - İletişim

Her Hakkı Saklıdır © 2007 - 2017 TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi
Sayfa 1.811 saniyede oluşturulmuştur.

TURAN-SAM rssTURAN-SAM rss
Google Sitemap

Sayac

"Bu site en iyi mozilla firefox'ta 1280x960 çözünürlükte görüntülenir."

Turan Portal v1.3 | Tasarım TURAN-SAM , Kodlama Serkan Aygün

Turan Nedir?, Bilimsel Dergiler, En popüler Bilimsel Dergi, Endeksli Bilimsel Dergiler, Saygın Bilimsel Dergi, Türk Dünyasının en popüler ve en saygın Bilimsel Hakemli Dergisi, SSCI, SCI, citation index, Turan, Türk Devletleri, Türk Birligi, Türk Dünyası, Türk Cumhuriyetleri, Türki Cumhuriyetler, Özerk Türkler, Öztürkler, Milliyetçi, Türkçü, Turancı, Turan Askerleri, ALLAH'ın askerleri, Turan Birliği, Panturan, Pantürk, Panturkist, Türk, Dünyası, Stratejik, CSR, SAM, Center for Strategical Researches, Araştırma, Merkezi, Türkiye, Ankara, İstanbul, Azer, Azeri, Azerbaycan, Bakü, Kazakistan, Alma-Ata, Astana, Kırgız, Bişkek, Kırgızistan, Özbekistan, Özbek, Taşkent, Türkmen, Türkmenistan, Turkmenistan, Aşxabad, Aşkabat, Ozbekistan, Kazakhstan, Uzbekistan, North, Cyprus, Kıbrıs, MHP, AKP, CHP, TURKEY, Turancılık, KKTC, Vatan, Ülke, Millet, Bayrak, Milliyet, Cumhuriyet, Respublika, Alparslan Türkeş, Atatürk, Elçibey, Bahçeli, Aytmatov, Bahtiyar Vahabzade, Yusuf Akçura, Zeki Velidi Togan, İsmail Gaspıralı, Gaspırinski, Nihal Atsız, Alptekin, Kürşad, Tarih, Kardeş, Xalq, Halk, Milletçi, Milliyetçi, Yürek, Ürek, Türklük, Beynelxalq, Arbitrli, Elmi, Jurnal, Nüfuzlu