Örtük Bir İddianın Çözümlenmesi - Yunus Emre UYAR - TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi - http://www.turansam.org









Örtük Bir İddianın Çözümlenmesi - Yunus Emre UYAR
Tarih: 17.09.2010 > Kaç kez okundu? 2652

Paylaş


Milliyet duygusunun sosyolojik temellerini içselleştirmeksizin milli duruşun yeri ve zamanı hakkında hüküm vermeye girişmek bu kutsal hissin törpülenmesi gibi elem verici bir sonucu doğuracağından milletin yaşam direnci için bir engel oluşturma çabasıyla eşdeğer görülebilir. Eğer bu densiz girişim bir de Türk milliyetçiliğinin ortaya çıkış tarihini terazisine koymamışsa iş iyice içinden çıkılmaz bir hale gelir, girişimcinin elinde milliyet hissini hedef alan bir silah oluverir. Bir televizyon programına çıkarılacak kadar saygın görülen bilgin ise sözü edilen ilimden nasiplenmemiş olamayacağına göre asli amacının zaten o silaha işlerlik kazandırmak olduğunu söylemek yersiz olmaz. Bir başka pencerenin ise işleyen akıllara kaş yaparken göz çıkarıldığını getirmesi biraz daha uzak olasılık olarak görünmektedir.



Türk milletinin son yıllarda kazanmaya başladığı geniş özgürlükler, önceden de öngörüldüğü üzere bilinçsiz bir demokratik tavrın yaygınlaşmasında başat rol oynadı. Öyle ki sırf bu özgürlükler adına Türklüğün Anadolu”da yeniden dirilme sürecinin rehberliğini yapan Türkçü düşünce, birleştirici bütünleştirici özelliği nedeniyle bölücü ayrıştırıcı kesimlerin hedefi haline getirilirken rejimin bekçileri yeterli önlemleri alamadı. 12 Eylül ile daha güçlü bir demokrasi Türkçülüğün, Türklüğün bekasını esas alan temel felsefesine duyduğu hınç nedeniyle sınırsız özgürlükler sayesinde kurucu ideolojiye düşmanlık saçan ifadelerin failleri için müthiş bir serbestlik sağlamış oldu. Artık sözü edilen güruh, köşelerinde daha serbest bir biçimde Türklüğün var oluş parolasına hücuma devam etmektedirler. Kaba bir bakışla denebilir ki bu saldırıların en genel özelliği bilim-mantık-gönül üçgeninin dışında olmalarıdır. Dayanaksız iddialarının, mantıki çelişkilerinin her biri ayrı ayrı yanıt gerektiren bu demokrasi ürünleri için başka sayfalar ayırmak gerekir. Burada sözünü ettiğimiz demokrasi sarhoşlarından birinin bu hafta katılmış olduğu bir televizyon programında savurmuş olduğu narayı yanıtlamak etkileyebileceği körpe zihinleri savunmak açısından oldukça önemlidir.



“Türk milliyetçiliği, Kürt milliyetçiliğini körükler” Bu iddia üzerine her şeyden önce sarf edilen terimler üzerinde durmak gerekir. Görüldüğü üzere iddianın sahibi Taha AKYOL, ifadesi gereği bir millet adı olan Türk ve bir etnisite adı olan Kürt kavramlarını aynı kefeye koymakla henüz işin başında ciddi bir hata yapıyor. Demokrasinin sarhoşluğundan olacak Kürt etnisitesini bir millet olarak görerek ülkemizde tek bir milli kimlik olduğu gerçeğini acımasızca çiğniyor. Bu tavrıyla Akyol, hem anayasamızdaki hem de Türk milletinin vicdanındaki millet kavramını çiğnemiştir. Bu hezeyanı sırf aynı yöntemle yanıtlamak uğruna milli vicdana bir hakaret daha savurmak yersizdir. Millet-millet arası bir hadiseyi ele almanın kolaylığından kaçınıp millet-etnisite arası hadiseyi işleyerek bu vebalden kaçınmak gerekir. Öyleyse burada Kürt milliyetçiliği yerine Kürt ırkçılığı demek en uygunu olur. Çünkü olmayan bir milletin milliyetçiliği de olamazken ancak var olan bir ırkın ırkçılığından söz edilebilir. Burada iddiayı iki biçimde ele alacağız.



İlk olarak yazarın sandığı gibi Kürtlüğü bir milli kimlik olarak varsayalım ve diyelim ki: “Türk milliyetçiliği, Kürt milliyetçiliğini körükler” Böyle bir fikri savunmak için öncelikle bu coğrafyada yönettiğimiz son imparatorluğun dağılması, Avrupa”daki milliyetçilik akımları ve imparatorluktan milli devlete geçiş süreci hakkındaki bilgileri hafızalardan silmek gerekir. Nedeni çok kısa ve nettir: İmparatorlukta milli uyanışı son geçekleştiren unsur Türklerdir. Yani Türkler imparatorluk bünyesinde yüzlerce yıl milliyetçilik yapmadıkları halde yalnızca dışarıdan gelen bir akım diğer unsurların milliyetçiliğine yol açabilmiştir. Türk milliyetçiliğinin Kürt milliyetçiliğini körükleyeceği iddiasının mantıklı bir izahı olması için her şeyden önce imparatorluktaki Türklerin milliyetçiliğe yanaşmamalarına rağmen diğer unsurların bir bir milliyetçi akımlarla organizmadan koptuğu gerçeğinin tam tersinin vuku bulması gerekirdi. Yani Türklerin nedensiz yere başlattığı bir milliyetçilik akımı ardından diğer unsurların ayrılık isyanları başlardı. Ancak tarih, yukarıdaki yersiz iddiayı haklı çıkaracak biçimde değil çürütecek biçimde cereyan etti.



Tarihten ders almak düsturu bizi şu mantıklı çıkarıma götürüyor: Milliyetçi olmayan bir Türk milleti, tebaası olan diğer milletlerin milliyetçiliğine ve sonucunda Türklerin uğradığı soykırıma engel olamadığı, ancak bir tepki olarak milliyetçiliğe sarıldığında yok olmaktan kurtulduğu gibi bugün de olmayan bir Türk milliyetçiliği değerli aydının iddia ettiği gibi Kürt milliyetçiliğinin önüne geçemeyecek ve sonucunda yine Türklerin uğrayacağı soykırıma engel olamayacaktır. Bunları söylemek için kahin olmak gerekmez, zaten bu böyle bir gerekliliğin olmadığını deneyimleriyle anlayan Türk ataları bu durum için günümüze oldukça yerinde bir söz bırakmıştır: Sözünü ettiğimiz bu durumu en güzel anlatanlardan biri Türk Ocakları Ankara Şubesi”nin 10 Aralık 2006”da Millî Kütüphane Salonunda düzenlediği “İmparatorluktan Millî Devlete Geçiş” konulu panelde Türk Ocakları genel başkanı Prof. Dr. Nuri GÜRGÜR olmuştur. Değerli hocamızın konuşmasında Türklerin ve diğer unsurların milliyet hislerinin canlanması konusunda vermiş olduğu kronoloji önemli bir kaynak olarak görünmektedir.(1) Yine Yusuf AKÇURA, Osmanlı Devleti”nin dağılmasındaki başlıca amilleri sayarken bu noktayı da işlemiştir.(2) Görüldüğü üzere egemen kesimin milliyetçiliği tabanın milliyetçiliğini körükleyecek yerde bunun tam tersi yaşanmıştır. Yani imparatorluğun dağılmasındaki hadiseler zincirinin sağlıklı bir takibi bizi söz konusu iddiayı kabullenmekten alıkoyuyor.



Yeterince anlaşılamamasından yakındığımız milliyet duygusunun yalnızca komşu milliyetlerin gidişatı doğrultusunda yön bulan basit bir reflektif tepkiden öte dış mihrakların da çabaları sonucu canlanabilecek olan bir duygu olması gerçeği bizi Türkiye içinde Türk milliyetçiliğine karşı doğacak olan bir tepki milliyetçiliğinin menşeini dışarıda da aramak gerektiğini öğütler niteliktedir. Ancak menşein dışarıda olması dalların ve gövdenin masumiyetini göstermez.



Millet kavramının ne anlama geldiğini öğrenir ve Kürtlüğün bu ülkede bir milli kimlik olmadığı gerçeğini kabullenirsek yazarın düşlerinden uzaklaşmamıza rağmen en çok ihtiyaç duyduğumuz alana, gerçeklik temelli bir sahaya varmış oluruz ki bu da sorunların çözümü için büyük katkı sağlayacaktır. Böyle bir durumda, olmayan bir milletin milliyetçiliği de olmayacağı sadece var olan bir ırkın ırkçılığı olacağı için (Kürt bir millet adı olmadığından olmayan bir milletin milliyetçiliğinden de söz edilemez; ancak Kürt bir ırkın adı olduğundan var olan ırkın ırkçılığından söz edilebilir) yazarın iddiasını şu şekilde algılamak gerekir: “Türk milliyetçiliği Kürt ırkçılığını körükler” İddianın bu gerçekçi, makyajdan arındırılmış, ört bas edilmemiş biçimi ise kendisinin inandırıcılığına büyük darbe vurur, gerçek niyeti de kendini ele vermiş olur. İddianı örtülmüş hali tarihi, sosyolojik bilgilerle çürütülürken bu gerçek hali derin ilme başvurmaya kalmadan her işleyen zihince bir kenara atılır. Zihin kendi kendine sorar: “bir milliyetçilik bir ırkçılığı neden körükler?” Bu noktada yazarın bir etnisiteyi niçin bir millet olarak göstermeye çalıştığı daha iyi anlaşılır. İddiaların mantıksal boşluklarını örtmek için sık başvurulan yöntemlerden biri kullanılmış, dinleyici kavram karmaşasına itilerek iddianın mantık süzgeciyle olan sınavı atlanmış ve bilim ile ilgili olan sınava geçirilmiştir. Bundan sonrasında da izleyicinin cehaletine sığınabileceğini düşünmüş olacak ki yazar, iddiayı sunmaktan çekinmemiştir.



Buraya dek yazarın terimler yerli yerinde kullanıldığında ulaşılan aslı “Türk milliyetçiliği Kürt ırkçılığını körükler” olan, Akyol tarafından makyajlanmış hali ile “Türk milliyetçiliği Kürt milliyetçiliğini körükler” şeklinde olan iddiasının her iki biçimini de gerektiği gibi yanıtlamış, iddianın mantık-gönül-bilgi üçgeni içine giremeyeceğini kanıtlamış olduk. Makyajlı ifadenin yanıtı için biraz tarihe göz atılmış, yıkanmış hali için Türk milletinin vicdanında oluşan ve anayasamızda da yer bulan millet tanımına göz atmak yeterli olmuştur. Bu noktada savrulan iddianın nedenini düşünmek gerekir. Bir önceki yazıda milliyet duygusunun sömürgeciliğe karşı koymadaki hayati öneminden söz etmiştik, işte bu duyguyu törpülemek yani milletimizin sömürgeciliğe karşı başarısı tescilli tek silahını elinden bırakmasını sağlamak için çevrilen dolaplardan biri de budur. Türklere milli hissiyatlarının Kürt ırkçılığını körüklediğini bunun bırakılması sonucunda terörün de biteceği iletisini yollamak isteyenler yalnızca mücadele azminden değil bilgi-mantık-gönül üçgeninden de uzak bir Türk milleti hayalindedirler. Bu yazıda bu safdillilik ürünü iddiaya yanıt için gerekli olan bilgi ve mantık unsurlarını sunduk, üçgenin son ayağı olan gönlün Türk milletinde zaten var olması umudumuzun en büyük kaynağıdır. Akyol, niyeti bilinemez ama kendisinin bilinçli ya da bilinçsiz hizmet ettiği yolun ne anlama geldiğini kavramak için şu satırlardaki basit çıkarımları ve bilindik tarihi hadiseleri es geçme olasılığı olmadığı da kesin görünüyor. Böyle olunca, Türk milletinin kimlik bunalımı doğuran cinsten söylemlerle zedelendiği, bu bunalımı aşmak için milli hissiyata en çok ihtiyaç duyduğu bu dönemde Türk milletine “milli olmama” çağrısı yapılması ister istemez akıllara bir art niyet getiriyor.



Sözü edilen örtük iddianın çözümlenmesinin, niyetlerinin ortaya koyulmasının ardından Türk milli kimliğinin dışında bir millet altı kimliği milli kimlik olarak göstermenin genel amacı hakkında bir not düşmek yerinde olur. Tek bir millet tek bir devletin sebebidir. Bir devlet içinde ikinci bir milli kimlik yaratmak, herhangi bir mezhebe, bölge halkına millet unvanı vermek, hele ki bunları kültür ayrıştırıcı politikalarla desteklemek, kısacası bir devlette iki millet ortaya çıkarmak her milletin kendi devleti olması gerektiği düşüncesine dayanılarak yeni bir devletin kurulması için haklı bir gerekçe oluşturur. O nedenle rahatlıkla söylenebilir ki Türk devletinde Türklüğün dışında ikinci bir millet kabullenmek yeni bir devlet kabullenmenin de ilk adımıdır. Hele ki bu yeni kimliğe kardeş muamelesi yapılırsa o kardeşten şu çok yerinde ve can alıcı soru gelir: “Madem ikimiz de kardeş milletiz, senin neden devletin var da benim yok?” Tıpkı bugün “Neden senin bayrağın var da benim yok sorusu sorulduğu gibi.” Bugün sorunun yanıtı basittir: “Bu devletin tek bir milli kimliği vardır, siyasi oluşumlar, dil, bayrak vb. unsurlar milli bir devleti oluşturan millete aittir, farklı bölgesel ve mezhepsel gruplara bunların verilmesi milli devlet gerçeğine ters düşer.” Ancak devlet içinde ikinci bir millet oluşturulduktan sonra hiçbir Türk insanının bu tür sorulara karşı geçerli bir yanıtı olamaz. Din kardeşliği, insanlık namı gibi sloganlar da kimseyi tatmin etmez. O nedenle Türk milletinin içinde ve Türk devletinin sınırlarında var olmayan farklı bir millet yaratma çabalarına destek değil köstek olmak, tek bir milli kimlik olduğu gerçeğine yönelen saldırıların önüne geçmek, devletin bölünmez bütünlüğü için önemli bir koşuldur.



Sabah gazetesinde 29 Haziran 2006”da şu şekilde bir haber yayınlandı. "Ulusal Alman Vakfı, okul içinde Almancadan başka dil konuşulmasını yasaklayan Berlin”deki Herbert-Hoover okuluna ülke için önemli bir adım attığı gerekçesi ile ödül verdi. Vakfın müdürü, yasağın anadili Almanca olan bir ülkede öğrenciler için önemli bir çalışma olduğunu söyledi. Almancayı teşvik ettiği gerekçesiyle 75 bin Avroluk ödülü verdi." Bu yalnızca bir örnek. İsviçre”deki minare yasağı, Fransa, Hollanda, Norveç gibi ülkelerde farklı kültürler için atılan bu tür adımlar, geniş medya ağı sayesinde herkesin bilgisi dâhilindedir.



Demokratik duruşu örnek alınan Avrupa devletleri, bütünlüklerini korumak için eğitim, dil vb. alanlarda benzeştirmeci politikalarıyla bünyelerindeki farklı milletleri egemen millete benzetme, böylelikle çok kimlikten tek bir kimlik oluşturarak tek bir devletten çok devlet peydahlanmasını önleme gayretindeyken, demokrasinin en güçlü olduğu 21. yüzyıl Türk yurdunda, demokrasi savunucuları tarafından bunun tam tersinin savunulması, olmayan milli kimlikler oldurma çabası en yakın olasılıkla bir niyet göstergesidir.







Dipnot:

1 Prof. Dr. Nuri GÜRGÜR, İmparatorluktan Milli Devlete Geçiş, sf:13,14, Türk Ocakları Ankara Şubesi Yayınları, nu:27, Ankara, 2006

2 Yusuf Akçura, Osmanlı Devletinin Dağılmasında Başlıca Amiller, http://www.nihal-atsiz.com/yazi/osmanli-devletinin-dagilmasinda-baslica-amiller-yusuf-akcura.html



Yunus Emre UYAR, 17.09.10





Yorumlar








Aktif Ziyaretçi 18
Dün Tekil 763
Bugün Tekil 146
Toplam Tekil 1636440
IP 54.158.98.119






TURAN-SAM PRINTED ISSN: 1308-8041
TURAN-SAM ONLINE ISSN: 1309-4033
Journal is indexed by:

































































4 Rebiü'l-Evvel 1438
Aralık 2016
P
S
Ç
P
C
Ct
P
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31


Ne kadar bilirsen bil; söylediklerin karşındakinin anladığı kadardır.
(MEVLANA)


Ekle Çıkar









Anasayfa - Amaç - Misyon - Vizyon - Faaliyetler - Tüzük - Yönetim - Yasal Uyarı - İletişim

Her Hakkı Saklıdır © 2007 - 2017 TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi
Sayfa 1.597 saniyede oluşturulmuştur.

TURAN-SAM rssTURAN-SAM rss
Google Sitemap

Sayac

"Bu site en iyi mozilla firefox'ta 1280x960 çözünürlükte görüntülenir."

Turan Portal v1.3 | Tasarım TURAN-SAM , Kodlama Serkan Aygün

Turan Nedir?, Bilimsel Dergiler, En popüler Bilimsel Dergi, Endeksli Bilimsel Dergiler, Saygın Bilimsel Dergi, Türk Dünyasının en popüler ve en saygın Bilimsel Hakemli Dergisi, SSCI, SCI, citation index, Turan, Türk Devletleri, Türk Birligi, Türk Dünyası, Türk Cumhuriyetleri, Türki Cumhuriyetler, Özerk Türkler, Öztürkler, Milliyetçi, Türkçü, Turancı, Turan Askerleri, ALLAH'ın askerleri, Turan Birliği, Panturan, Pantürk, Panturkist, Türk, Dünyası, Stratejik, CSR, SAM, Center for Strategical Researches, Araştırma, Merkezi, Türkiye, Ankara, İstanbul, Azer, Azeri, Azerbaycan, Bakü, Kazakistan, Alma-Ata, Astana, Kırgız, Bişkek, Kırgızistan, Özbekistan, Özbek, Taşkent, Türkmen, Türkmenistan, Turkmenistan, Aşxabad, Aşkabat, Ozbekistan, Kazakhstan, Uzbekistan, North, Cyprus, Kıbrıs, MHP, AKP, CHP, TURKEY, Turancılık, KKTC, Vatan, Ülke, Millet, Bayrak, Milliyet, Cumhuriyet, Respublika, Alparslan Türkeş, Atatürk, Elçibey, Bahçeli, Aytmatov, Bahtiyar Vahabzade, Yusuf Akçura, Zeki Velidi Togan, İsmail Gaspıralı, Gaspırinski, Nihal Atsız, Alptekin, Kürşad, Tarih, Kardeş, Xalq, Halk, Milletçi, Milliyetçi, Yürek, Ürek, Türklük, Beynelxalq, Arbitrli, Elmi, Jurnal, Nüfuzlu