AVRASYA”DA YAŞANAN ENERJİ SAVAŞLARI SÜRECİNDE TÜRKİYE”NİN SİYASETİ NE OLMALI? - Çağrı Kürşat YÜCE - TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi - http://www.turansam.org









AVRASYA”DA YAŞANAN ENERJİ SAVAŞLARI SÜRECİNDE TÜRKİYE”NİN SİYASETİ NE OLMALI? - Çağrı Kürşat YÜCE
Tarih: 16.09.2010 > Kaç kez okundu? 4434

Paylaş


ÖZET

Geçen yüzyıl dünya devletleri arasında cereyan etmiş olan enerji mücadelesi, 21. yüzyılda daha geniş imkânlar ve daha ciddi metotlarla sürmektedir. Ayrıca yıllardır sürdürülen bu rekabetin tarafları ve yaşandığı alan genelde aynıydı. Fakat bu kez mücadelenin coğrafi alanı SSCB”nin dağılması ile birlikte genişlemiştir. Bu alanın genişlemesine sebep ise Kafkasya ve Orta Asya bölgeleridir. Yani, Türk Dünyası coğrafyasıdır.

Türkiye”nin geleceği Hazar Havzası enerji kaynaklarındadır. Önemli bir enerji pazarı ve transit ülke olan Türkiye”nin bu bölgeye ve olaylara seyirci kalması beklenmemelidir. Türkiye bölgede daha aktif olmalı ve yeni kazanımlar elde etmelidir.

Araştırmadaki amacım; Hazar Bölgesi enerji kaynaklarının yeryüzüne çıkarılması ve uluslararası pazarlara ulaştırılmasına ilişkin ülkeler ve şirketler arasında yaşanan gizli-açık rekabeti ortaya koymak ve bölgedeki enerji kaynaklarının başta bölge ülkelerine ve dünyaya nasıl etki edeceğini ortaya koymaktır. SSCB”nin dağılmasıyla birlikte Türkiye”nin değişen jeopolitik öneminin artacağına dikkat çekmek ve buna bağlı olarak da Türkiye”nin enerji koridoru olma hedefini jeopolitik gerçekler ışığında gözler önüne sermektir. Ayrıca, bu makalede, Hazar Havzası”ndaki enerji kaynakları üzerindeki güç mücadelesine ilişkin analitik ve anlaşılabilir bir analiz sunmaya da çalışılmıştır.



Anahtar Kelimeler: Avrasya, Kafkasya, Orta Asya, Enerji Savaşları, Petrol, Doğal Gaz,



Giriş:

Hazar Havzası, “Doğu-Batı Enerji Koridoru” çerçevesinde şekillenen Batı politikası ile zengin enerji kaynakları üzerindeki 70 yıllık hâkimiyetini kaybetmek tehlikesiyle karşılaşan Rusya”nın, bölgedeki etkinlik mücadelesinin önemli bir merkezi konumuna gelmiştir.

Hazar Havzası enerji kaynaklarının işletilmesi ve uluslararası piyasalara ulaştırılması konusunda güçlü devletler (ABD, Çin ve Rusya), bölgesel güçler (Türkiye ve İran) ve bölge ülkeleri (Azerbaycan, Kazakistan, Türkmenistan, Özbekistan ve Gürcistan) arasında yaşanan rekabet sadece eski Sovyet sahasıyla ilgili gelişmeler içerisinde değil dünya politikası açısından da büyük öneme sahiptir.

Türkiye, kuşkusuz Kafkasya ve Orta Asya ile en fazla ilgilenen devletlerden biridir. Bu bölgelerde çok sayıda devletlerin ortaya çıkması, Türkiye”nin dış politikasında köklü değişime neden olmuş ve bölgedeki cumhuriyetlere yönelik siyasi ve ekonomik genişlemenin yolları aranmaya çalışılmıştır. Coğrafi konumu itibari ile Kafkasya”ya ve Orta Asya”ya olan yakınlığı ve bölge devletleri ile olan ortak bağları ülkemizi bu duruma zorlamıştır.

1991 yılında dağılan SSCB ile birlikte, Kafkasya ve Orta Asya enerji kaynakları dünya gündeminin ön sıralarına gelmiştir. Ancak bu zengin enerji kaynaklarının önemi ve bölgedeki enerji yatakları üzerindeki mücadeleyi analiz eden kapsamlı çalışmaların ve tartışmaların azlığı, Türk kamuoyu açısından önemli bir kayıptır.

Araştırmanın asıl konusuna geçmeden önce Kafkasya ve Orta Asya bölgelerinin yeni jeopolitiğini, Hazar Havzası enerji kaynaklarının tarihi geçmişini ve bölgedeki petrol ve doğal gaz potansiyelini kısaca açıklamaya çalışalım.



1) Kafkasya ve Orta Asya”nın Yeni Jeopolitiği:

Tarih boyunca Avrasya”nın değişik bölgelerine yapılan kavim göçlerinin en önemli kavşak noktalarından birini oluşturan Kafkaslar, Anadolu-Akdeniz ve Step-Karadeniz nitelikli siyasi güçler arasındaki en önemli rekabet alanlarından birini oluşturmuştur. Osmanlıların Karadeniz”in kuzey bölgelerine sarktığı dönemlerde iç alanlardaki dağınıklığa rağmen istikrarlı bir bütünlük arz eden bu bölge, Rusların kuzey-güney istikametinde Karadeniz”e ulaşan su yollarını denetim altına almasından sonra, 200 yıl kadar süren bir hâkimiyet mücadelesine sahne olmuştur .

Kafkasya, 18. ve 19. yüzyıl boyunca Osmanlı İmparatorluğu, Çarlık Rusya”sı ve İran”ın nüfuz mücadelelerine sahne oldu. Osmanlıların 1877–78 savaşını kaybederek bölgeden çekilmesinin ardından, bu mücadele, Hindistan yolunu kesmek isteyen Rusya ile bu yolu açık tutmaya çalışan İngiltere arasında devam etti. SSCB”nin dağılmasından sonra bu durum, çok taraflı bir rekabet alanına dönüştü. Bugün bu rekabet içerisinde yer alan bölge devletleri Türkiye, Rusya ve İran”ın yanında bölgeye uzak olmakla beraber burada çıkarları olan ABD ve AB yer almaktadır.

Kafkasya, zengin enerji kaynaklarına sahip Hazar Havzası ile Batıyı birbirine bağlayan Doğu-Batı Koridoru özelliğindedir. Bugün, Kafkaslar üzerindeki mücadelenin asıl nedeni de bölgenin kendine has bu jeopolitik konumu oluşturur. Kafkaslar, Akdeniz”e açılan birçok kapıya sahiptir. Orta Asya”nın ticari zenginliğinin taşınması bakımından Avrupa ile Asya arasında Anadolu”ya ulaşan bir köprü niteliğindedir . Ayrıca, Basra Körfezi”ni kontrol eden stratejik konuma da sahiptir.

Petrol ve doğal gaz rezervleri açısından Kafkasya”nın, süper güçler tarafından fazla önem taşımadığını varsaysak bile, Hazar Havzası enerji kaynaklarının batıya ulaştırılmasında düşünülen muhtemel boru hatlarının üzerinde yer alması sebebiyle paha biçilmez değerdedir. Zira bölgede, petrol rafinerilerinin ve petrokimya tesislerinin yer alması stratejik ve ekonomik açıdan çok önem taşımaktadır .

Kafkasya gibi Orta Asya da, çok iyi incelenmesi gereken bir jeopolitik olgudur. Orta Asya, Soğuk Savaş döneminde olduğu gibi, günümüzde de etrafına karşı tehdit oluşturan bir bölge değil, tehdit altında ve henüz statüsü belirlenmemiş bir bölgedir. Ayrıca Orta Asya, Rusya ve Batı güç odakları için Çin tehdidine karşı bir güvenlik bölgesidir .

Orta Asya, jeopolitik ve jeostratejik açıdan çok önemli bir bölgedir. Zira Strateji Uzmanı Erol MÜTERCİMLER, Orta Asya”nın önemini şu cümleler ile anlatmıştır: “Asya Kıtası içinde Türkistan”ı (Orta Asya) dikkate almayan politika düşünülemez. Türkistan, Asya”nın tamamını ilgilendiren politikalarda öncelikle dikkate alınması gereken bölgelerden biridir” .

Orta Asya, 19. yüzyılda Rusya ve İngiltere arasında süren zorlu rekabetin ayırım hattı olduğu gibi, 20. yüzyılın ikinci yarısına egemen olan ABD-SSCB Soğuk Savaş rekabetinin ayrım hattını da oluşturmaktadır. Bu bölgenin, güney kuşağı üzerinde bulunması, bölgenin coğrafi özelliklerinden kaynaklanan jeopolitik önemini sürekli gündemde tutmuştur .

Öte yandan, Sovyetler Birliği”nin dağılmasıyla birlikte Orta Asya jeopolitiğinin önem kazanmasının ve bu bölge üzerinde küresel rekabet yaşanmasının başlıca nedeni, bölgenin zengin enerji kaynaklarına sahip olmasıdır . Özellikle petrol ve doğal gaz rezervlerinin çok fazla olması bölge ve dünya devletlerinin dikkatini çekmekte geç kalmamıştır .

Bölgede bulunan enerji kaynakları ile ilgili olarak değerli araştırmacı Haktan BİRSEL şu tespiti yapmaktadır: “Dünyanın en iyi stratejistlerinin, teorilerini oluştururken, birinci hedef olarak Orta Asya”yı göz önüne almalarının en büyük sebebi, bu bölgenin sahip olduğu zengin enerji kaynaklarıdır” .

Bölgenin, ulaşım ve iletişim ağlarının kesişme noktasında bulunması da belirtilen önemini pekiştirmektedir. Çünkü Orta Asya”nın petrol ve doğal gaz taşınan bölgelerinden güney ve doğu yönlerinde boru hatlarının inşası kaçınılmaz olarak ciddi jeoekonomik ve jeostratejik sonuçlara yol açacaktır. Hazar Havzası”nın petrol ve doğal gaz boru hattı güzergâhları, 21. yüzyılın jeopolitiğini belirleyecektir .

Özetle, Kafkasya ve Orta Asya bölgelerinin coğrafî konumları, siyasi oluşumlara ve gelişmelere, tarihin akışına çok etkili olmuştur. Tarih boyunca önemlerini her devirde koruyan Kafkasya ve Orta Asya, jeopolitik ve jeostratejik önemlerini günümüzde de devam ettirmektedirler. Ayrıca Kafkasya”da ve Orta Asya”da küresel ve bölgesel dengelerin iç içe geçtiği ve karşılıklı olarak birbirlerini etkilediği son derece hareketli jeopolitik bir yeniden yapılanma süreci söz konusudur. Bu süreç çok hızlı bir şekilde bugün de devam etmektedir.

2) Hazar Havzası Enerji Kaynaklarına Tarihsel Kısa Bakış:

Hazar Bölgesi”ndeki petrol ve doğal gaz kaynaklarının keşfi ve bölge halkı tarafından kullanımının tarihçesi milattan önceki devirlere rastlasa da denizden petrol ilk defa XVI. yüzyılda çıkarılmıştır. Yani bölgedeki enerji kaynaklarının varlığı çağlar öncesinden beri bilinmekte ve kullanılmaktadır. Petrol denince bölgede ilk akla Azerbaycan gelmektedir.

Azerbaycan tarihinde, başkent Bakû ile petrol ayrılmaz birer ikili olmuşlardır. Bakü”de 2600 yıldır insanların yanan suyun değerini bildikleri ve insan yaşamının olmadığı Hazar Bölgesi”nde elde edilen petrolle ateşler yakıldığı belirtilmektedir. Hatta petrol, Arapların kullandığı meşhur Rum ateşinin elementlerinden birisi idi. Petrol çıkarımına ilişkin ilk gerçekçi bilgiler, Bakû”nün yerleşik bulunduğu Abşeron Yarımadası”ndaki petrol çıkarımına ilişkin olarak 7. ve 8. yüzyıla kadar dayanmaktadır. Bu dönemde petrolün, çok ilkel ve doğal yollarla elde edildiği kaynaklarda belirtilmektedir .

Marco POLO, “Seyahatler” adlı kitabında, 1271–1273 tarihlerinde ziyaret ettiği Kuzey İran”ı anlatırken, neftin, Bakü”de o zamanın koşullarına göre ticarî olarak işletilmekte olduğundan bahsetmiş ve Bakü”deki bu ticaretin büyüklüğünden ne kadar etkilenmiş olduğunu kayda geçmiştir .

Bakü”de üretilen petrol, doğal olarak ticari gelişimi de beraberinde getirmiş ve doğudan batıya, kuzeyden güneye Bakü”nün çevresine kadar uzanmıştı. Büyük kaplarla yüklü deve kervanları, Bakü”de elde edilen petrolü uzun yıllar diğer ülkelere taşıdılar. Talebin artışı ile birlikte yeni petrol arama sahaları açılmış. O dönemde, kuyuların en eskileri elle kazılmıştır. Tarihi bilgilere göre, Abşeron”da 1594 yılında 35 metre derinliği olan birinci basit kuyu kazılmıştır. 1806 yılında Abşeron Yarımadası”nda 50 tane olan petrol kuyusu sayısı 1821 yılında 120 olmuştur. Artık 19. yüzyılın sonunda Bakü, dünya çapında siyah altın başkenti olarak yayılmış. Bu bölgede ilk petrol kuyusu 1847”de Bibi Eybat petrol bölgesinde, Rus mühendis Semenov tarafından sondajdanmıştır .

Azerbaycan sahillerinde petrolün aktif bir şekilde üretilmesi ve dünya piyasalarına sürülmesiyle XIX. yüzyılda Batılı petrolcülerinin akınına uğrayan bölge 1900”lü yılların başında tek başına dünya petrol üretiminin yarısını karşılamaktaydı. Hazar Denizi”nin Sovyetler Birliği”nin işgaline uğramasından sonra ilk petrol çıkarılması 1922”de Azerbaycan kıyılarında Bibi Heybet bölgesindeki İliç körfezinde yapıldı. Ancak Hazar”da asıl petrol macerası 7 Kasım 1949”da, Azerbaycan”ın “neft taşları” yatağının işletime açılmasıyla başladı . Yeni keşfedilen bu yataklarla önemli bir üretici ülke olan Azerbaycan, 1986 yılına kadar SSCB”nin denizden çıkardığı petrolün % 60”ını tek başına karşılamıştır .

Hazar”da kıyıdaş ülkelerin bağımsızlıklarını kazanmaları ve bunu takiben her keşfedilen yeni yatak ile beraber statü ve paylaşım sorunu kıyıdaş ülkelerin gündeminde daha çok yer almaya başlamıştır. Son zamanlarda ise Rusya Federasyonu, İran, Kazakistan ve Türkmenistan”ın da kendi ulusal sektörlerinde petrol ve doğal gaz arama çalışmalarına hız verdikleri gözlenmektedir.

3) Hazar Havzası”nın Petrol ve Doğal Gaz Rezervleri:

Hazar Havzası”nda yer alan Türk devletlerindeki enerji rezervleri ile ilgili tartışmalar hala sürmektedir. Değişik kaynaklarda farklı değerler ile karşılaşmamız mümkündür. Farklı değerlerin yanında, bazı araştırmacılar, bölgenin enerji potansiyelinin abartıldığını da ifade etmektedirler. Ancak bölgedeki arama çalışmalarının sürmesi ile enerji rezervlerinin sürekli değişeceği de unutulmamalıdır. Bölgedeki enerji kaynaklarının rezerv miktarlarının farklı kaynaklarda değişik oranlarda öne sürülmesinin bazı nedenleri vardır. Şöyle ki, rezervler konusunda farklı beklentisi olan oyuncuların rezervleri olduğundan yüksek ya da düşük gösterme çabaları her kes tarafından bilinmektedir. Örneğin, ülkesine yabancı yatırımcı şirketleri çekebilmek ya da imzalanacak anlaşmalarda daha iyi şartlar sağlamak isteyen üretici ülkeler, sahalardaki rezervleri, olduğundan çok daha yüksek gösterebilmektedirler. Bu durumun aksine, yatırımcı şirketler de, yine bu anlaşmalardan elde edebilecekleri karları maksimize edebilmek için rezervleri düşük gösterme çabasına girebilmektedirler.

Bölgedeki enerji potansiyelleri hakkında çok çeşitli referans kaynakları olmasına rağmen, bir fikir vermesi açısından, araştırmamızda güvenilir olan kaynaklara yer verilecektir. Bu kaynakların istatistikî verilerine genel olarak göz atacak olursak, karşımıza önemsenecek potansiyeller çıkacaktır. Şimdi bu kaynaklardan bazılarını vermeye çalışalım.

Uluslararası Enerji Ajansı”na göre, Orta Asya ve TransKafkasya”da yer alan Türk devletlerinin ispatlanmış petrol rezervleri 17–50 milyar varil arasındadır. Olası rezervler ise 186 milyar varildir (Tablo 1). Bu rakamlar, ABD Ulusal Güvenlik (eski) Danışmanları”ndan Rosemarie Forsythe”ın çalışmasında, olası ve ispatlanmış petrol rezervleri toplamı olarak belirttiği 200 milyar varil rakamı ile iyimser tahmin aralığında paralellik arz etmektedir .



TABLO 1: Türk Cumhuriyetleri”nin İspatlanmış, Olası ve Toplam Petrol Rezervleri .

PETROL

ÜLKELER İspatlanmış Rezervler

Olası Rezervler Toplam



Düşük Yüksek

Düşük Yüksek

Rezervler

(milyar varil) Azerbaycan 7 7 32 39 39

Kazakistan 9 40 92 101 132

Türkmenistan 0,55 1,7 38 38,55 39,7

Özbekistan 0,3 0,59 2 2,3 2,59

Toplam 17,2 49,7 186 203,2 235,7

Üretim

(bin varil/gün) ÜLKELER 1992 2000 2005 2010 2010

(düşük) (yüksek)

Azerbaycan 222 309 440 900 1290

Kazakistan 529 718 1.293 1.900 2400

Türkmenistan 110 157 196 165 450

Özbekistan 66 152 125 150 260

Toplam 927 1.336 2.054 3.315 4.600





























KAYNAK: EIA, Energy İnformation Administration, Caspian Sea Region: Key Oil and Gas Statistics, July-2006

2006 yılında Uluslararası Enerji Ajansı tarafından yayınlanan bölge ile ilgili rapora göre, Hazar Bölgesi”nde toplam (ispatlanmış+muhtemel) petrol rezervleri 200 milyar varilden fazladır (Tablo 1). Aynı kaynağa göre, Hazar Bölgesi”ndeki doğal gaz rezervlerinin toplam (ispatlanmış+muhtemel) 560 trilyon m3 civarında olduğu belirtilmektedir (Tablo 2).



TABLO 2: Türk Cumhuriyetleri”nin İspatlanmış, Olası ve Toplam Doğal Gaz Rezervleri .

DOĞAL GAZ

ÜLKELER İspatlanmış Rezervler Olası Rezervler Toplam Rezervler

Rezervler (trilyon metre küp) Azerbaycan 30 35 65

Kazakistan 65 88 153

Türkmenistan 71 159 230

Özbekistan 66,2 35 101

Toplam 232 328 560

DOĞAL GAZ

ÜLKELER

1992

2000

2005

2010

Üretim (trilyon metre küp/yıl) Azerbaycan 0,28 0,20 0,18 0,7

Kazakistan 0,29 0,31 0,84 1,24

Türkmenistan 2,02 1,89 2,08 3,50

Özbekistan 1,51 1,99 1,97 3,20

Toplam 4,10 4,39 5,07 8,64

KAYNAK: EIA, Energy İnformation Administration, Caspian Sea Region: Key Oil and Gas Statistics, July 2006



AIOC”nin ilk Başkanı Terrence (Terry) Adams ise, Azerbaycan ve Kazakistan”ın (Hazar civarındaki) ispatlanmış rezervler toplamını 27,5 milyar varil, olası rezervler toplamını, 40–60 milyar varil olarak belirtmektedir .

BP”nin 2005 yılı verilerine göre, Kazakistan”ın petrol rezervinin 39,6 milyar varil, Azerbaycan”ın petrol rezervlerinin 7 milyar varil olduğu; Kazakistan”ın doğal gaz rezervinin 3 trilyon m3, Türkmenistan”ın doğal gaz rezervinin 2,90 trilyon m3 ve Özbekistan”ın doğal gaz rezervinin ise 1,86 trilyon m3 olduğu göz önüne alınırsa, bölgenin cazibesinin boyutları kendiliğinde ortaya çıkacaktır (Tablo 2).

ABD Enerji Bakanlığı”nın 2005 yılı verilerine göre ise “Hazar Dörtlüsü” olarak da bilinen Türk devletlerinin toplam petrol rezervleri 17–44 milyar varil arasındadır. Gaz rezervleri ise toplam 6,57 trilyon m3 ile 8,97 trilyon m3 arasında olduğu belirtilmiştir (Tablo 3).



TABLO 3: ABD Enerji Bakanlığı ve BP Verilerine Göre Türk Cumhuriyetleri”nin Petrol Rezervleri .

ÜLKELER

(Milyar varil) ABD ENERJİ BAKANLIĞI VERİLERİ(2005) BP VERİLERİ(2005)

Düşük Yüksek

AZERBAYCAN 7 13 7

KAZAKİSTAN 9 29 39,6

TÜRKMENİSTAN 0,5 1,7 0,5

ÖZBEKİSTAN 0,3 0,5 0,6

TOPLAM 16,8 44,2 47,7

KAYNAK: ABD Enerji Bakanlığı; Caspian Sea Region Key Oil and Gas Statistics, Ağustos–2005-BP: Statistical Review of World Energy Haziran–2005 ( 1 ton=7,33 varil )



ABD Dışişleri Bakanlığı raporlarına göre, Hazar”da henüz keşfedilmemiş en az 163 milyar varil daha petrol var. Toplamı 179 milyar varili buluyor. Beklentiler 200 milyar varile ulaşılması yönündedir .

Ayrıca, dönemin ABD Başkanı Bill Clinton”un Hazar Havzası Enerji Danışmanı John Wolf, Washington”ın politikalarında etkin bir yeri olan Stratejik ve Uluslararası Etüdler Merkezi”nin (CSIS), Hazar Bölgesi için hazırladığı “olumsuz raporu” eleştirerek şunları söylemiştir: "Hazar, petrol zenginidir. Bu kurum (CSİS) geçtiğimiz yıllarda da aynı raporları yayımladı ve yanıldığı ortaya çıktı. Yeni bulunan Kuzey Kashagan petrol yataklarının büyüklüğü, bu iddiaları geçersiz kılmaya yeter” .

Hazar”a kıyısı olan ülkelerinin sahip olduğu ham petrol rezervlerinin toplam 95,7 milyar ton olduğu hesaplanmıştır. Bu rezervlerin büyük bir kısmı Kazakistan (60 milyar ton) ve Türkmenistan”ın (16,5 milyar ton) payına düşmektedir. Rusya”nın payı 2,2–5 milyar ton iken, İran”ın payı 2 milyar ton civarındadır. Azerbaycan”ın payı ise 5–12 milyar ton kadardır .

Aşağıdaki tabloda ABD Enerji Bakanlığı ve BP verilerine göre Türk Cumhuriyetleri”nin doğal gaz rezervleri verilmiştir (Tablo 4).



TABLO 4: ABD Enerji Bakanlığı ve BP Verilerine Göre Türk Cumhuriyetleri”nin Doğal Gaz Rezervleri .

ÜLKELER

(Tcf) ABD ENERJİ BAKANLIĞI VERİLERİ(2005) BP VERİLERİ(2005)

Trilyon m3

İspatlanmış (tcf) Potansiyel (tcf)

AZERBAYCAN 30 35 1,37

KAZAKİSTAN 65 88 3

TÜRKMENİSTAN 71 159 2,90

ÖZBEKİSTAN 66 35 1,86

TOPLAM 232 tcf=6,57 trilyon m3 317 tcf=8,97 trilyon m3 9,13 trilyon m3

KAYNAK: ABD Enerji Bakanlığı; Caspian Sea Region Key Oil and Gas Statistics, Ağustos–2005, BP: Statistical Review of World Energy Haziran–2005

NOT: Tcf (Trilyon Kübik Fit) Doğal Gaz Sektöründe Kullanılan Bir Birimdir. ( 1 m3 =35,31kübik fit )



Diğer bazı kaynaklarda ise Hazar Bölgesi”nde tahminen 40 milyar varil bir petrol rezervi vardır. Ancak önümüzdeki yıllarda sürdürülecek araştırmalar sonucunda keşfedilecek yeni enerji yatakları ile bu rakamın 100 ile 200 milyar varil civarında bir seviyeye çıkması beklenmektedir . Bölgede bulunan devletlerin petrol ve gaz rezervlerinin büyük bir kısmı henüz geliştirilememiş ve hatta bölgenin önemli kısmında rezerv tespiti halen yapılmamıştır.

Hazar Havzası”ndaki tahmini petrol rezervlerini, bazı ülkelerin zengin petrol rezervleri ile karşılaştıracak olursak önemli sonuçlara ulaşabiliriz. Şöyle ki, Hazar”daki petrol rezervi Irak”taki belirlenmiş petrol rezervinden 100 milyar varil daha fazladır. Dünyanın bilinen en büyük petrol yatağına sahip Suudi Arabistan”ın 261 milyar varillik petrol rezervinin üçte ikisi civarındadır .

Ayrıca Hazar Bölgesi”nin kaynakları konusunda araştırmacılar tarafından telaffuz edilen en düşük rakam bile ABD topraklarındaki (22 milyar varil) ve Kuzey Denizi”ndeki (17 milyar varil) ispatlanmış petrol rezervlerinin büyüklüğü ile yarışabilir. Başka bir ifadeyle, Hazar”ın petrol rezervlerinin Basra Körfezi bölgesindeki rezervlerin dörtte birine eşdeğer olduğu bilinmektedir .

Ayrıca, Hazar Bölgesi”nin enerji kaynakları, bu bölgenin, 21. yüzyılda ikinci bir Basra Körfezi olabileceği düşüncesinin ortaya çıkmasına yol açmıştır. Bunun nedeni, bölgedeki eski rezervlere ek olarak, zengin yeni hidrokarbon rezervlerinin keşfedilmesidir. Bazı kaynaklarda ise, bu bölgede bulunan enerji rezervlerinin dünyada üçüncü sırada yer alacak potansiyele sahip olduğu belirtilmektedir .

4) Bölgedeki Enerji Kaynaklarının Önemi:

Dünya enerji endüstrisinin internet sitelerine göz attığınızda Hazar Havzası”ndaki petrol ve doğal gaz rezerv miktarları “inanılmaz”, “muazzam” ve “devasa” gibi kelimelerle ifade edilmektedir. Bu ifadeler aslında birçok şeyi bize anlatmaktadır. Yazının başında anlatılanlara ilaveten, bölgenin önemi hakkında, konunun uzmanlarının ve yetkililerin görüşlerini de bu bölümde vermekte fayda görmekteyim.

Kafkaslar ve Orta Asya”da bulunan zengin petrol yatakları, daha önce verilen rakamlara göre, bu gün için çok zaruri veya vazgeçilmez olmamakla birlikte, önümüzdeki yıllarda Kuzey Denizi ve Kuzey Amerika”da petrol üretiminin azalmaya başlaması ile birlikte dünya enerji dengesinde önemli bir yere oturacaktır. O zaman Hazar Bölgesi petrolleri dünya ekonomisi için gerçekten önemli bir yere sahip olacaktır.

Yukarda da belirtilen bölgelerdeki enerjinin azalmasına veya bitmesine gerek kalmadan Hazar Havzası, uluslararası düzeyde bir imtiyaz mücadelesinin yaşandığı rekabet alanına dönüştü. Büyük petrol devleri ile dünyanın yükselen ekonomileri yanında bölge ülkeleri enerjideki pastadan pay alabilmek için bölgeye hücum ederek, oynanan büyük ve karmaşık oyunda yerlerini aldılar.

21. yüzyılın en stratejik enerji üretim merkezlerinden biri olmaya aday Hazar Bölgesi”nde, ham petrol ve doğal gaz üretim ve ihraç potansiyeli açısından en çok dikkat çeken ülkeler; Azerbaycan, Kazakistan, Özbekistan ve Türkmenistan”dır. Zira bu ülkelerde, 80”e yakın uluslararası şirketin yoğun ilgisini görebildiğimiz gibi, bölgede onlarca milyar dolarlık enerji antlaşmalarının yapılmış olması da Hazar Bölgesi”nin önemini ortaya koymaktadır. Bölgedeki enerji potansiyeli, trilyon dolarlarla ifade edilmektedir .

Hazar Denizi”nin büyük oranda keşfedilmemiş enerji rezervleri, uluslararası yatırımlara açılmış durumdadır. Ancak bölgedeki zengin enerji kaynakları, milyarlarca dolarlık geliştirme ve bunun ardından da taşıma yatırımlarının sonrasında gerçek anlamda bir değer ifade edecektir. Bölgedeki mevcut yatırımların sürdürülmesi, kesintisiz ihraç olanaklarının sağlanması gibi varsayımların gerçekleşmesi halinde; Azerbaycan, Kazakistan, Türkmenistan ve Özbekistan petrol üretimleri toplamının 2010 yılında 194 milyon tona, ihracatın ise 117 milyon tona ulaşması beklenmektedir .

Başka bir kaynakta ise bu durum şu şekilde ifade edilmektedir. 2015 yılı itibariyle dünya petrol tüketimi 4 milyar ton olarak tahmin edilmektedir. 2015 yılı itibariyle Hazar Bölgesi”nden dünya piyasalarına her gün ortalama 4.12 milyon varil petrol arz edebileceği ve günlük üretim hacminin ise 4,7 milyon varil olabileceği öngörülmektedir .

Batılı uzmanların görüşlerine göre 2015 yılında Hazar Denizi”nden üretilecek petrol miktarı, 1990”ların sonunda Kuzey Denizi”nden üretilen petrol miktarına ulaşacaktır. Dolayısıyla Hazar, büyük petrol üretim merkezlerinden birisi olacaktır .

Doğal gaz üretimi açısından bakıldığında, söz konusu 4 ülkenin 2010 yılı üretimlerinin (iyimser senaryo) 201 milyar m3, ihraç potansiyellerinin ise 84 milyar m3 olduğu tahmin edilmektedir. Kötümser senaryoda 2010 yılı ihraç değeri 71,6 milyar m3”tür. 2020 yılı için iyimser senaryoda 120 milyar m3, kötümser senaryoda ise 115,9 milyar m3 ihraç potansiyeli öngörülmektedir .

Öte yandan, birçok bilim adamı ve uzmanın bölgedeki enerji kaynaklarının önemini vurgulamak için bazı değerlendirmelerde bulunmuşlardır. Bunlardan bazılarını şu şekilde sıralayabiliriz: “Rusya Federasyonu, Kafkasları ve Orta Asya”yı yaşamsal çıkar alanı olarak görmekte ve buralara geri dönme çabasını devam ettirmektedir. Bunda etkili olan ise, jeopolitik kaygıların dışında, Hazar Bölgesi”nin zengin enerji kaynaklarına sahip olmasıdır . “Hazar oyunu çok büyük bir oyun. Dünyanın en güçlü ülkeleri ve en büyük şirketleri bu oyunun içerisindedir . “ABD, Büyük Ortadoğu Projesi”ni hayata geçirip Orta Doğu ve Kafkaslardaki petrol ve doğal gaz rezervlerini kontrol altına almak istemektedir” .

Son yıllarda ABD başkanlarına danışmanlık yapan strateji uzmanı Zbignew BRZEZİNSKİ”nin 1997 yılında yayımlanan “Büyük Satranç Tahtası” isimli kitabında, Hazar Havzası”nın kaynakları, “ABD”nin yeni Avrasya stratejisi içerisinde öncelikli bir alan” olarak ele alınmıştır . Bölgeyle ilgili olarak Z. BRZEZİNSKİ”nin şu sözü de çok dikkat çekicidir: “Hazar kaynakları; tarihsel iddialar ile yayılmacı özlemleri yeniden canlandıran ve uluslararası rekabeti kızıştıran hedefleri temsil etmektedir” .

Diğer yandan, Lutz KLEVEMAN”ın, “petrol ihtirası ve politikasının yeni savaş alanı” olarak nitelendirdiği Hazar Havzası, önümüzdeki yıllarda da büyük mücadelelere sahne olacağa benzemektedir. ABD Başkan Yardımcısı Dick CHENNEY 1998”de Halliburton”u temsilen katıldığı Kazakistan”da petrol şirketlerinin düzenlediği bir konferansta “Tarihin hiçbir döneminde Hazar Bölgesi kadar, bir anda, böylesi bir stratejik öneme sahip olan bir toprak parçası hatırlamıyorum.” diye sözlerine başlayarak bölgenin önemini ortaya koymuştur .

Bu konuda, araştırmacı yazar Yılmaz GÜLER, Kafkasya ve Orta Asya”da sürdürülen mücedele ile ilgili olarak, “Hazar”daki büyük devletlerin petrol kavgaları ve nüfuz kurma çabaları, 1920”li yıllardaki Orta Doğu”nun durumuna benzemektedir” demektedir.

Enerji alanında uzman olan Necdet PAMİR”in konumuz hakkındaki görüşlerini şu cümlelerle açıklamamız mümkündür: “İki binli yıllarda Hazar Bölgesi”nin dünya petrol talebinin karşılanmasında vazgeçilmez bir yeri olacaktır. Bu bölgede yeteri kadar rezerv olmadığı yönünde son dönemde yoğunlaşan görüşler, bilimsel bir derinlik ve doğruluk payı taşımamaktadır”. Ayrıca, Hazar Havzası”nda bulunan enerji kaynakları üzerinde sürdürülen mücadele ile ilgili olarak Necdet PAMİR”in yaptığı şu tespit de gerçekten önemlidir: “Bölgedeki enerji kaynaklarının aranıp üretilmesi süreçlerinde olduğu kadar, uluslararası pazara ulaştırılmalarında da büyük ve kıyasıya rekabet yaşanmaktadır. Bu rekabet, bölgesel ve küresel güç mücadelesinin ayrılmaz ve belki de en önemli halkasını oluşturmaktadır” .

Orta Asya ve Kafkasların petrol ve doğal gaz rezervleri Batı için, 21. yüzyılda jeopolitik ve ekonomik açıdan hayati bir öneme sahiptir . Zira uzmanların belirttiği gibi, “21. yüzyıl dünyası, Avrasya”da oynanacak yeni büyük oyun sonucunda şekillenecektir” .

Batılıların, Basra Körfezi”nde, uğruna savaşmayı göze aldıkları Kuveyt”teki toplam petrol rezervinin 1990 verilerine göre, 94,5 milyar varil olduğu düşünüldüğünde, uluslararası rekabet ortamında bölgenin gün geçtikçe neden daha çok önem kazandığı daha iyi anlaşılacaktır. (Amerikalı uzmanların yaptığı araştırmalar göstermektedir ki, Hazar Havzası”ndaki enerji kaynaklarının parasal değeri 4 trilyon dolara eşdeğerdir.)

5) Avrasya Jeopolitiğinde Türkiye”nin Yeni Konumu:

Türkiye”nin jeopolitik konumunu anlayabilmemiz için, jeopolitiğin değişmeyen unsurlarını ifade eden coğrafi konuma ek olarak, daha çok değişken veya değişebilir nitelikteki şu unsurları da hesaba katmamız gerekmektedir. Bunlar: Türkiye”nin birçok konuda sınır ülkesi oluşu, en önemli jeopolitik özelliğidir. Türkiye jeopolitik açıdan bir sınır ülkesidir. Türkiye, Asya ile Avrupa”nın sınırındadır ve Asya”nın Avrupa komşusu, Avrupa”nın da Asya komşusudur. NATO ile Varşova Paktı”nın sınırında bulunmaktadır. Çok partili sistemlerle tek partili sistemlerin sınırındadır. Kolektif ekonomik sistemle liberal ekonomik sistemin sınırında bulunan bir ülke olan Türkiye, Müslümanlık ile Hıristiyanlığın sınırındadır. Ayrıca Doğu kültürü ile Batı kültürünün kesişim noktasında olmakla birlikte, farklı ideolojik uygulamaların da sınırında yer almaktadır.

Dünyaya egemen iki kutuplu güç dengesi sisteminin bozulması ve bunun sonucu olarak çok kutuplu bir dünyaya doğru gelişen durum, bölgeleri, bölge politikalarını ve bölgelerin etkili ülkelerinin önemini artırmaktadır. Soğuk Savaş”la birlikte çift kutuplu dünya düzeninin sona ermesi, Türkiye”nin uzun süredir donup kalmış jeopolitik konumunu sona erdirmiştir.

Diğer taraftan, Türkiye”nin uzun yıllar izlediği dış politikaya bakacak olursak şu gerçeği görmemiz mümkündür: Stratejisini sadece uluslararası sistemin merkezindeki ABD”nin desteğine yaslayan Türkiye, bölgesel dengeleri değerlendirebilecek aktif ve esnek dış politika yerine, uluslararası güç merkezlerine ayarlı statik bir dış politika izlemektedir .

Türkiye, Sovyetler Birliği”ne komşu olmaktan dolayı Amerika için taşıdığı önemi kaybetmiş gibi görünse de, değişen jeopolitik düzen içerisinde Orta Asya”nın dünyadaki yerini alması, Türkiye”ye yeni bir stratejik önem kazandırıp, politik ve ekonomik açıdan tarihi fırsatlar sunmuştur. Sovyetler Birliği”nin dağılmasıyla, Türkiye, Moskova merkezli politikasını bırakıp, Orta Asya cumhuriyetleri ile yakın ilişki içine girmiştir.

Batı ile ilişkilerinde jeopolitik önemini vurgulamak için Sovyet Rusya ile sınırdaşlığını ön plana çıkaran Türkiye, Sovyetlerin çöküşünden sonra Batı nezdinde müttefik olarak önemi azaldı mı endişesini bir süre yaşamıştır. Ancak kısa süre de Türkiye, kendisini SSCB”nin yıkılışı ve Körfez Savaşı sonrasında Kafkasya, Balkanlar ve Orta Doğu gibi istikrarsız bölgelerin ortasında bir istikrar merkezi olarak görmeye ve göstermeye başlamıştır .

Dünyadaki bu yeni ortamda Türkiye, izleyeceği yeni politikalar ve uygulayacağı yaratıcı yaklaşımlarla Orta Doğu ve Balkan ülkeleriyle de ticaret ve ekonomik ilişkilerini daha da geliştirme ve Batı ile Orta Doğu arasında gerçek anlamda bir köprü olma olanaklarına sahip olacaktır.

Öte yandan, Sovyetler Birliği”nin dağılması Türk kökenli Müslüman cumhuriyetleri dünya politik sahnesine çekerken, Türkiye”yi de dünya politikasında ön plana doğru itmiştir. Sovyetlerin dağılmasıyla birlikte, Türkiye”nin çevresinde ve Avrasya”da yeni bir jeopolitik ortam oluştu. Bu yeni jeopolitik durum, bölgesel boyutta Türkiye”nin güvenliği bakımından daha elverişsiz koşullar getirdi. Ancak, özellikle Kafkasya”da ve Orta Asya”da bir dereceye kadar da Orta Doğu ve Balkanlar”da Türkiye”nin rolünün artmasına ve milli çıkarların geliştirilmesine olanak sağlayan yeni imkânlar ortaya çıkarmıştır .

Türkiye”ye bu tarihi oyun içinde zor görevler düşüyor. Bir taraftan doğusundaki Türk devletleri ile yüzyıllar sonraki bu tarihi karşılaşmayı iyi değerlendirmek ve ilişkilerinde karşılıklı güven ortamını yaratmak zorunda, diğer taraftan da Türk Cumhuriyetleri ile arasındaki coğrafi engelleri de hesaba katarak hareket etmek durumundadır.

6) Türkiye”nin Kafkasya ve Orta Asya Politikası:

Sovyetlerin ani dağılışıyla birlikte dünyanın iki kutuplu yapısına dayalı yaşanan Soğuk Savaş döneminin sona ermesi, uluslararası ilişkiler ve ülkelerin jeopolitiği açısında küresel düzeyde bir deprem etkisi yapmış ve buna bağlı olarak da pek çok denge yeniden oluşmuştur. Yaşanan depremin fay hatları; Kafkaslardan, Orta Asya”dan, Balkanlardan ve bir ölçüde de Orta Doğu”dan geçiyordu. Dolayısıyla bu bölgelerle pek çok bakımdan göbek bağı bulunup, anılan bölgelerin tam ortasında yer alan Türkiye, depremden en çok etkilenen ülkelerden birisi oldu. Çünkü Türkiye, kendisini, asla hazırlıklı bulunmadığı genişlikte yepyeni fırsatlar, sorumluluklar ve riskler coğrafyasının merkezinde buluverdi. Bu gelişmeler, Türkiye”nin zaten yüksek olan jeopolitik öneminin en az ikiye katlandığı anlamını taşımaktaydı .

Kafkasya ve Orta Asya bölgelerinde çok sayıda devletin ortaya çıkması, Türkiye”nin dış politikasında köklü değişime neden olmuş ve bu cumhuriyetlere yönelik siyasi ve ekonomik genişlemenin yolları aranmaya çalışılmıştır. Çünkü Türkiye, Batı ile olan ilişkileri, coğrafi konumu itibari ile Kafkasya”ya ve Orta Asya”ya olan yakınlığı ve bölge devletleri ile olan ortak bağları ülkemizi bu duruma zorlamıştır. Ayrıca Kafkasya ve Orta Asya cumhuriyetleriyle kültür, tarih, din ve dil bağları bulunan Türkiye, bağımsızlığın hemen başında hem kendisi hem de Batı tarafından, laik devlet, çoğulcu demokrasi ve serbest pazar ekonomisiyle bu cumhuriyetler için siyasal ve ekonomik bir model olarak sunulmuştur.

Kafkasya ve Orta Asya ülkeleri arasında kapsamlı bir işbirliği anlayışının gelişmesi, bölgesel barış ve istikrara da katkıda bulunacaktır. Bu çerçevede, Kafkasya ve Orta Asya ülkelerinin ekonomik kalkınmalarının özellikle kısa vadede hidrokarbon rezervlerinin işletilmesi ve Batı pazarlarına nakline bağlı olduğu düşünülmektedir. Bu durumun gerçekleşebilmesi için de, bölgede barış ve istikrar ortamının tesis edilmesi gerekmektedir.

Belirtilen istikrar ortamının önemi yakın dönemde Türkiye cumhurbaşkanlarınca değişik ortamlarda şöyle dile getirilmiştir: “Biz bölgenin zengin petrol ve doğal gaz rezervlerini sadece enerji kaynağı olarak değil, aynı zamanda bir istikrar unsuru olarak da görmekteyiz. Avrupa Birliği”nin kurucuları nasıl ki kömürü barış ve istikrarın kaynağı olarak görmüşlerse, biz de petrol ve doğal gazın bölgemizde benzer bir rol oynayacağını öngörmekteyiz” .

Sovyetler Birliği”nin dağılışının ardından kurulan yeni Türk Cumhuriyetleri ile ortak etnik ve dil bağlarını paylaşan Türkiye, kendisini Avrasya”nın merkezindeki yeni bir Türk bloğunun potansiyel lideri olarak görmüştür. Orta Asya”ya köprü olarak Transkafkasya ve özellikle Azerbaycan, Türkiye”nin jeopolitik hedefleri için çok önemlidir. Ancak Türkiye”nin bölgedeki istikrarsızlıkla, özellikle Dağlık Karabağ çatışmasıyla ve aynı zamanda kendisinin dış politika hedeflerini gerçekleştirmenin önündeki potansiyel engeller olarak Rusya ve İran”ın faaliyetleriyle uğraşması gerekmiştir .

Türkiye Cumhuriyeti hükümetlerinin Azerbaycan”da ve genel olarak Hazar Bölgesi devletlerinde en çok önem verdiği konulardan bir diğeri ise enerji konusudur. Son yıllarda Türkiye”nin bölgeye yönelik dış politikası, aslında, enerji kaynaklarına ve nakil hatlarına (Bakû-Tiflis-Ceyhan Boru Hattı) endekslenmiştir. Zira Türkiye”nin enerji ihtiyacının karşılanması konusunda karşılaştığı problemlerin yakın dönemlerde daha da derinleşmesi beklenmektedir. Gelecek on yılda Türkiye”nin enerji ihtiyacının yaklaşık iki kat daha artacağı tahmin edilmektedir .

Bölge ülkeleriyle tarihi ve kültürel bağları bulunan ve önemli bir jeopolitik konuma sahip Türkiye”nin, enerji zengini Hazar ve Orta Doğu bölgeleri ile Avrupa arasında bir köprü teşkil etmesi, ayrıca kendi ihtiyaçlarını da farklı kaynaklardan karşılaması hedeflenmiştir . Çünkü Türkiye”nin enerji gereksinimi esas olarak petrol, doğal gaz ve kömür gibi birincil enerji kaynaklarıyla karşılanmakta olup, özellikle petrol ve doğal gaz da ise tam bir dışa bağımlılık yaşanmaktadır. Geçmişte ve günümüzde yaşananlardan ders çıkarmak, merkezi ve stratejik bir planlama ile geleceği kurgulamak gerekmektedir.

Ancak Türkiye, Orta Asya cumhuriyetleriyle ilişki kurmaya başladığı tarihten bu yana, stratejik bir karışıklık içinde bulunmaktadır. Türkiye, bazı politikalar gerçekleştirmede kararlı ve Orta Asya bölgesine ilişkin hedefinde de azimli ve tutarlı olmasına rağmen, bu hedefe ulaşmak için gereken araçlar hususunda daima yetersiz kalmıştır. Aslında, bu yetersiz politikanın nedeni, Türkiye”nin belirli bir işbirliği alanı tayin etmemiş ve çok geniş boyutlu işbirliği planları geliştirmiş olmasıdır. 1991 yılından bu yana Orta Asya devletleriyle ilişkilerde bu olumsuz gerçekle yüz yüze bulunmaktayız. Geçen on sene zarfında Türkiye, bölgede çok sayıda girişim başlatmış, ancak bunlar bir sonuca ulaşamamıştır. Bu güne dek Orta Asya cumhuriyetlerine verilen sözler tam anlamıyla tutulamamış, bu durum, Orta Asya cumhuriyetlerini Türkiye”yle ilgili hayal kırıklığına uğratmıştır .

Bölgede nüfuz alanını genişletme isteğindeki çeşitli devletlerin varlığı da Türkiye ile bu cumhuriyetler arasındaki ilişkilerin düzeyini etkileyebilmektedir. Söz konusu güçlerin bu cumhuriyetlere kabul ettirmek istediği çeşitli politikalar nedeniyle Türkiye, bölgede kendi politikalarını bağımsız olarak yürütememektedir.

Tarihsel süreç içerisinde gözlemlendiğinde, Türkiye-Rusya ekonomik ilişkilerini belirleyen temel etmenin siyaset olduğu ortaya çıkacaktır. 1991 sonrasında iki ülke arasında yaşanan kimi siyasi olayların Rusya ve Türkiye”nin ekonomik ilişkilerini aynı paralellikte etkilemesi bunun en somut kanıtıdır.

1992 başlarında Türkiye, Rusya Federasyonu ile oldukça dostane ilişkiler başlatmıştır. Aynı yıl içinde iki ülke arasında üst düzeyde karşılıklı ziyaretler gerçekleştirilmiştir. İkili ilişkilerdeki bu sıcak hava Rusya”nın 1993 ortalarında uygulamaya koyduğu dış politika değişikliği ile yerini hafif bir gerginliğe bırakmıştır. Bu tarihten itibaren Rusya, Türkiye ile Orta Asya cumhuriyetleri arasındaki yakın ilişkiyi Türkiye”nin Orta Asya Bölgesi”nde etkinliğini artırmak için benimsediği bir taktik olarak algılamaya başlamıştır .

Bölgeyi kontrol etme girişimi geçmişte başarısız olan Londra”nın yerini alan Washington, tarihin rövanşını Rusya”dan almak için her yöntemi kullanıyor. Bugün ABD ile Kafkasya”da ittifaka girmeyi ulusal çıkarlarına uygun bulan Ankara ise tarihten ders alarak Moskova”yı dışlayıcı değil, bölgede uzun dönemli bir barış ve istikrarın oluşturulmasına katkıda bulunabilecek bölgesel güçlerden biri olduğunu göz önünde bulunduracak politikalar izlemenin kendi yararına olduğunu görmektedir .

Bölgedeki enerji anlaşmalarındaki payı çok düşük olan Türkiye, Bakü-Tiflis-Ceyhan Boru Hattı güzergâhının gerçekleşmesi için büyük çabalar harcamıştır. Zira Türkiye, gerçekleşecek bu hattan önemli düzeyde siyasi ve ekonomik beklentileri vardır. Bu hat sayesinde Türkiye, petrol harcamalarını azaltmış olacaktır. Daha da önemlisi, Türkiye, enerji kaynaklarının dünya piyasalarına arz edildiği ihraç yolları üzerinde kontrol gücüne ulaşmış olacaktır. Bu da Türkiye”nin dünyadaki jeopolitik önemini daha da arttıracaktır.

Türkiye, enerji alanındaki ihtiyaçları ve bölgesel ekonomik büyümeye verdiği önem çerçevesinde, başta Hazar Bölgesi olmak üzere eski Sovyetler Birliği coğrafyasında bulunan enerji rezervlerinin geliştirilmesinde ve alternatif güzergâhlara yönelik çalışmalarda aktif rol üstlenmiştir. Ancak izlemiş olduğu politikalarda zaman zaman başarısızlıklar görülmüştür.

Gelinen noktada Türkiye”nin izleyeceği politika, daha çok Bakü-Tiflis-Ceyhan Boru Hattı”nın ana petrol ihraç noktası olarak seçilmesidir. Zaten böyle de olmuştur. Boru hatları konusunda Türkiye”nin izleyeceği politika, Karadeniz”den geçecek petrol trafiğine engel olmak ve BTC seçeneğini hayata geçirmek yönünde olmuştur. Ayrıca Türkiye, Hazar”da bulunan zengin hidrokarbon yataklarından olabildiğince yüksek oranlarda paylar da almalıdır.





7) Türkiye”nin Bölgeye Yaklaşımı ve Siyaseti Ne Olmalı?

SSCB”nin dağılması neticesinde Avrasya kavramı siyasi, ekonomik ve jeopolitik bir gerçek olarak ortaya çıkmıştır. Bu yeni oluşumun Türkiye”nin önünde yeni ufuklar açtığını ve yeni sorumlulukları da beraberinde getirdiğini daha önce belirtmiştik. Bu çerçevede, Kafkasya ve Orta Asya cumhuriyetlerinin bağımsızlıklarının pekiştirilmesi ve bu ülkelerin Batı kurumlarına üyelikleri, Türkiye”nin dış politikasının ana hedefleri arasında yerini almıştır .

Petrol ve doğal gaz kaynakları açısından dışa bağımlı bir ülke olan Türkiye”nin üç tarafı da bu enerji kaynakları açısından zengin ve ihracatçı ülkeler ile çevrili durumdadır. Aynı zamanda Türkiye, ithalatçı ülkelerle de çevrilidir. Dolayısıyla Türkiye, üretici ülkelerle tüketici ülkelerin tam ortasında bulunan doğal bir enerji köprüsü konumundadır.

Sovyet Rusya”nın dağılmasıyla birlikte, petrol ve doğal gaz boru hatlarının Türkiye”den geçme ihtimali, Orta Asya ülkelerini birbirlerine ve Türkiye”ye, dolayısıyla Avrupa ekonomisine bağlayacak otoyol projelerinin gündeme gelmesi, Türkiye”yi bir anda uluslararası ilişkiler açısından bir çeşit “fırsatlar ülkesi” konumuna getirmiştir .

Diğer yandan, Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra Türkiye”nin, Kafkaslar ve Orta Asya jeopolitiği açısından bölgedeki yeri ve çıkarları özetle şu şekilde ifade edilebilir :

a- Türkiye”ye siyasi ve ekonomik alanda güç sağlamaya yönelik destek verecek potansiyel, Kafkasya”da ve Orta Asya”da vardır. Bunlar; ortak dil, din, ırk ve kültürdür.

b. Soğuk Savaş dönemi tehdit algılamaları, batı bloğu ile birlikte, Sovyetler Birliği”ne karşı idi. SSCB ile ortak sınırın kalmaması ve zayıflayan bir ideoloji açısından, Türkiye için görece bir rahatlama söz konusudur.

c. Orta Asya zenginliği yanında bölgenin Uzak Doğu”yla olan ilişkilerde bir Türkiye-Orta Asya-Uzak Doğu ekseni oluşturmasıyla, jeopolitik önemini Türkiye koruyacaktır.

d- Enerji nakil hatlarında, doğal gaz ve petrolde geçiş noktası olarak, gerek jeopolitik konum gerekse iç ekonomik koşullar ülkemiz açısından çok önemli olacaktır.

Türkiye, tüm bu belirtilen çıkarlara ulaşmada çeşitli avantajlara sahiptir. Ortak dil, din, kültür ve etnik yapının yanında, Batı”nın da desteği ile model ülke olma girişimleri söz konusu olmuştur. Bu model ülke kavramı temelde şunları içermekteydi: Demokrasi, laiklik, serbest pazar ekonomisi, Latin Alfabesi”ne geçiş, eğitim ve kültür, Batılı ülkelerle işbirliği, Batı kurum ve kuruluşlarına üyelik olarak belirlenebilecek konular en belirgin olanlarıdır.

Bölgedeki devletlerin ortak isteği ise, ortak değerlerde olduğu kadar, ekonomik olarak da ilgilenen ve destekleyen bir Türkiye idi. Ancak beklenildiği ölçüde bir ekonomik ilişkiler sağlanamadı. Hatta bazen ilişkiler öylesine gerildi ki zaman zaman kopma noktasına bile gelmiştir. Ancak bizim burada anlatmaya çalıştığımız Türkiye”nin, Hazar Bölgesi devletleri ile olan veya olması gereken ilişkilerinden ziyade, ilerde ülkemizi ne gibi tehlikelerin beklediğidir. Bu tehlikelere hazırlıklı olabilmek için Türkiye”nin, izleyeceği politikaları önceden belirlemesi gerekmektedir. Çünkü Orta Doğu ve Sibirya petrollerinden sonra üçüncü en büyük petrol yataklarına sahip olan Hazar Havzası, süper güçlerin ve dev şirketlerin iştahını kabartmaktadır. Oyuncular, Hazar”da kıyasıya savaşırken, önemli bir enerji pazarı ve transit ülke olan Türkiye”nin bu bölgeye ve olaylara seyirci kalması beklenmemelidir.

Türkiye”nin izlemesi gereken siyaset ile ilgili olarak konunun uzmanı olan Meftun METİN şu değerlendirmeyi yapmaktadır: “Kafkasya ve Orta Asya konusunda ulusal stratejiler belirlenmelidir. Ancak bu yapılırken çok yönlü bir bakış açısıyla analizler yapılabilmeli; ABD, Rusya ya da Çin eksenli değil, Türkiye eksenli politikalar üretilmelidir” .

Ayrıca, Türkiye, Hazar ile ilgili politikasını sadece boru hattına indirgeyemez. Bu siyaset çok basit ve ucuz bir siyaset olur. Belirtildiği gibi Türkiye; bölge ile ilgili çok yönlü, tutarlı, daha aktif ve uzun vadeli siyaset izlemelidir. Çünkü Türkiye”nin Kafkaslar ve Orta Asya”ya yönelik çok büyük menfaatleri olduğu kanaatindeyiz. Ayrıca Türkiye, bölgede sürdürülen büyük oyunda, dışlanan bir ülke değil, yatırım ve rezerv açısından elde edeceği payı artıran bir ülke olmalıdır.

Bu konuda, ASAM Genel Koordinatörü olan Necdet PAMİR ise şunları söylemektedir: “Türkiye”nin tepeden tırnağa enerji politikasını gözden geçirmesi lazımdır. Bu husus, sadece Enerji Bakanlığı”na bırakılmadan, mutlaka başta Dışişleri Bakanlığı ve Genelkurmay olmak üzere devletin bu konuda bilgi üretebilecek tüm kurumlarının devrede olması lazım. Maalesef böyle olmuyor. Tek bir kaynaktan çıkan bilgiler tüm kurumlara gidiyor. Mümkün olduğu kadar Türkiye”de düşünce kuruluşlarının çoğalması lazım" .

Konunun uzmanı olan Sinan OGAN da Türkiye”nin bölgeye yönelik olarak izlediği politikaları yeterli bulmayarak şunları ifade etmiştir: “Türkiye”nin genelde enerji politikası ve özelde de Hazar Havzası”na yönelik politikaları yetersizdir. Türk dış politikası, son dönemde, Irak-Kıbrıs-AB üçgenine sıkışıp kalmıştır. Türkiye enerji nakil hatlarının geçiş noktasındadır. Hükümet, hadiseye sadece doğal gaz veya petrol temini politikası olarak bakmamalı, enerji konusunu stratejik ve jeopolitik ve hatta jeoekonomik bakış açıları ile değerlendirmelidir .

Türkiye”nin Hazar Bölgesi”nde izlemiş olduğu siyasete bir başka açıdan değinecek olursak şunları söyleyebiliriz: SSCB”nin dağılmasından bu güne dek, Türkiye”nin bölgede neredeyse tamamen erittiği potansiyelini toparlamak açısından, Rusya ile ilişkilerini geliştirmesi ve bölgesel örgütlenmeler ile yakın ilişki kurması şu an için en doğru yöntem olarak değerlendirilebilir. Ancak Hazar Havzası”ndaki devletler ile Türkiye”den bölgede ticaret yapmak amacıyla bulunan iş adamları seviyesinde devam eden ilişkiler, bir an önce geliştirilmeli ve Türkiye, bölgede temelleri sağlam olan politikalar ortaya koyabilmelidir.

Ayrıca Türkiye”nin yapması gerekenlere şunları da ekleyebiliriz: Türkiye, her şeyden önce ulusal kaynaklarına öncelik veren, ithal ettiği kaynaklar açısından kaynak çeşitliliğini, kesintisiz ve güvenli akış stratejisini öne alan, kamu yararını ve ulusal çıkarlarımızı kıskançlıkla gözeten ve planlama unsurunu dikkate alan bir enerji politikasının temellerini oluşturmalıdır.

Kendi kaynaklarımızın yetersiz göründüğü, ya da dönemsel nedenlerle ithalatın zorunlu görüldüğü hallerde, kaynak (enerji kaynakları ve bu kaynakların temin edildiği ülkeler açısından) çeşitliliğinin mutlaka sağlandığı anlaşmalar imzalanmalıdır. Doğal gaz alım anlaşmalarında yaşanan olumsuz deneyimler dikkate alınarak ve bu anlaşmaların 25–30 yıl süreli olma özellikleri de anımsanarak, bu tür bağlantılarda azami özen gösterilmelidir.

Öte yandan, Orta Asya ve Kafkaslarda, çok sayıda taşıma alt yapı projesi, yatırım ve müteahhitlik hizmetine gereksinim duymaktadır. Bu alt yapı yatırımlarına, Türk müteahhitlerinin girmesi organize edilerek, bunların karşılığında nakit yerine (ya da kısmen) Orta Asya ve Kafkaslardaki çeşitli arama ya da üretim sahalarından hisse alınması da düşünülebilir. Müteahhitlik hizmetlerinde başarılı olan Türk özel sektörünün böylece yeni bir açılım alanı bulmasına katkı koyulabilir .

TPAO, uluslararası petrol arenasında dev şirketlerle rekabet edebilecek yapıda organize edilmemiştir. Petrol alanında yerli özel şirketlerimizin ise ne birikmiş sermayesi ne de yeterli teçhizatı ve elemanı vardır. Teknik eleman birikimi açısından kısa sürede uluslararası şirketlerle rekabet edebilecek yapıya ulaşabilecek olan TPAO”nun en önemli eksiği, dikey entegre yapıda olmamasıdır. TPAO”nun bir an önce; arama ve üretimin yanı sıra taşıma, rafinaj, dağıtım ve pazarlama fonksiyonları da olan, dikey entegre bir şirket olarak yeniden yapılanması sağlanmalıdır .

Türkiye, menfaatleri açısından, Kafkasya ve Orta Asya bölgelerindeki enerji kaynaklarının üretilmesi ve Akdeniz”e taşınması için daha aktif olması gerekmektedir. Bu gerekliliğin savunulması noktasında Türkiye”deki uzmanların büyük çoğunluğu hem fikirdir. Ayrıca dünya petrol ve doğal gaz rezervlerinin % 70”ten fazlasını elinde bulunduran Orta Doğu ve Hazar Bölgesi”nin komşusu olan Türkiye”de, uzun vadeli petrol ve doğal gaz politikalarının yeniden gözden geçirilmesinde büyük yararlar bulunmaktadır.

Özetle, Türkiye”nin geleceği Hazar Havzası enerji kaynaklarındadır. Önemli bir enerji pazarı ve transit ülke olan Türkiye”nin, bu bölgeye ve olaylara seyirci kalması beklenmemelidir. Türkiye bölgede daha aktif olmalı ve yeni kazanımlar elde etmelidir.



Sonuç:

Enerji kaynakları, 21. yüzyılın Yeni Büyük Oyunu”nda yine başrolü oynamaktadır. Hazar Bölgesi, Orta Doğu”nun petrollerinden ve Sibirya Bölgesi”nden sonra üçüncü en büyük petrol yataklarına sahip olması, güçlü devletlerin ve dev şirketlerin iştahını kabartmaktadır. Kuşkusuz Hazar Havzası”nın hidrokarbon rezervleri, 21.yy.da dünya enerji talebinin önemli bir kısmını karşılayacaktır.

Türkiye, coğrafi konumu itibariyle, kapalı enerji havzalarından tüketim noktalarına ulaşacak yolların kesişme noktasında bulunmaktadır. Bu nedenle Orta Doğu ve Hazar Bölgesi gibi enerji havzalarının Batıya açılması anlamında, Türkiye, kaçınılmaz bir enerji köprüsü olacaktır. Bu bağlamda Türkiye, Hazar Bölgesi”ni kontrol altında tutmak ve denetlemek isteyen güçlü devletler tarafından önemli bulunmakta ve “kilit ülke” olarak algılanmaktadır.

Türkiye, Hazar Havzası ile ilgili çok yönlü, tutarlı, daha aktif ve uzun vadeli siyaset izlemelidir. Çünkü Türkiye”nin Kafkaslar ve Orta Asya”ya yönelik çok büyük menfaatleri olduğu kanaatindeyiz. Ayrıca Türkiye, bölgede sürdürülen büyük oyunda, dışlanan bir ülke değil, yatırım ve rezerv açısından elde edeceği payı artıran bir ülke olmalıdır.





KAYNAKÇA

-ABD Enerji Bakanlığı; Caspian Sea Region Key Oil and Gas Statistics, Ağustos–2005

-AKYOL, Kürşat: “Petrol Oyunundaki Kırmızı Şapkalı Kız”, http://www.tusiad.org.tr/yayin/gorus, 12.06.2004

-ARAS, Bülent: “Türkiye ve Hazar Denizi Bölgesi Zenginlikleri”, Jeoekonomi Dergisi, Yaz-Sonbahar–99

-ARAS, Osman Nuri: “Azerbaycan”ın Hazar Ekonomisi ve Stratejisi”, Der Yayınları, İstanbul, 2000

-ARSLAN, Faruk: “Hazar”ın Kurtlar Vadisi: Petrol İmparatorluğundaki Güç Savaşları”, Karakutu Yayıncılık, İstanbul, 2005

-AVŞAR, Zakir-Ferruh SOLAK: “Türkiye ve Türk Cumhuriyetleri”, Vadi Yayınları, Ankara, 1994

-BİNAY, Mehmet: “Orta Asya Ve Hazar Petrolleri Üzerinde Poker Oyunu: I. Bölüm”, http://www.turkiye.net, 20 Ekim 2003

-BİRSEL, Haktan: “Hazar Enerji Havzası”nın Dünya Hâkimiyeti Mücadelesindeki Rolü”, 2023 Dergisi, S. 53, Eylül-2005

-BERKOK, İsmail: “Tarihte Kafkasya”, İstanbul Matbaası, İstanbul, 1958

-BOROMBAEVA, Elvira: “21. Yüzyılda Türkiye Üzerinden Dünya Pazarlarına Ulaştırılacak Hazar Petrol Boru Hatları Seçenekleri ve Türkiye”, Yüksek Lisans Tezi, Ankara Üniversitesi, SBE, Ankara, 2002

-BP: Statistical Review of World Energy Haziran–2005

-BRZEZİNSKİ, Zbignıew: “Büyük Satranç Tahtası”, Sabah Kitapları Dizisi, İst. 1998

-BULUT, Arslan: “Bakü”de 300 Milyar Dolarlık Petrol Fırtınası”, Yeniçağ Gazetesi, 30.10.2005

-EIA, Energy İnformation Administration, Caspian Sea Region: Key Oil and Gas Statistics, July 2006

-GOULİEV, Rasul: “Petrol ve Politika”, (Çev. Fatma Feran), Ar Matbaası, İstanbul, 1997

-GUBAYDULİNE, M. Ş. : “Orta Asya”nın Jeopolitik Çizgileri”, Stratejik Analiz Dergisi, Cilt 1, Sayı 6, Ekim-2000

-GÜLER, Yılmaz: “Dünya Stratejik Enerji Kaynakları, Enerji Stratejileri ve Türkiye”, Kitap Matbaası, İstanbul, 2003

-GÜNGÖR, Bayram: “Hazar Havzası Enerji Kaynakları ve Boru Hatları”, Kök Sosyal ve Stratejik Araştırmalar Dergisi, Cilt 6, Sayı 1, Bahar-2004, s. 117-129

-Harp Akademileri Komutanlığı: “Petro-Strateji”, HAK Yayınları, Harp Akademileri Basımevi, İstanbul, 1996

-ILHAN, Suat: “Türkiye”nin ve Türk Dünyası”nın Jeopolitiği”, TKAEY, Ankara, 1993

-İŞLER, Ali: “Hazar Petrolleri ve Petrol Boru Hatları Sorunu”, Yüksek Lisans Tezi, Ankara Üniversitesi, SBE, Ankara, 1999

-KALİASKAROVA, Zaure: “Hazar Denizi”nin Petrol ve Gaz Kaynakları Potansiyelinin Araştırılması”, Çev. Janar TEMİRBEKOVA, Asya-Avrupa Uluslararası İlişkiler ve Stratejik Araştırmalar Dergisi, Sayı 5, Nisan-2007, Ankara, s. 5-16

-KILIÇBEYLİ, E. Hatun: “Büyük Ortadoğu Projesi ve NATO ” Konferans Bildirgesi, 18.009.2004

-KOCAOĞLU, Mehmet: “Petro-Strateji”, Türkeli Yayınları, Ankara, 1996

-KONA, Gamze G.: “Türkiye-Orta Asya İşbirliği Stratejileri ve Gelecek Senaryoları”, IQ Kültür-Sanat Yayıncılık, İstanbul, 2002

-METİN, Meftun: “Politik ve Bölgesel Güç HAZAR”, IQ Yayınları, İstanbul, 2004

-MÜTERCİMLER, Erol: “21. Yüzyıl ve Türkiye Yüksek Strateji”, Erciyes Yayınları, İstanbul, 1997

-NARİN, Müslüme: “Türk Cumhuriyetleri Arasındaki Ekonomik İlişkilerin Geliştirilmesinde Enerji Kaynaklarının Önemi”, Türk Dünyası Araştırmaları, Ocak-Şubat 2007, Sayı 166, İstanbul, s. 109-126

-NESİPLİ, Nesip: “Doğu-Batı Ekseninde Azerbaycan”, Stratejik Analiz Dergisi, Cilt 2, Sayı 20, Aralık-2001

-NEVRUZOV, Elçin: “Azerbaycan Petrollerinin Ekonomik ve Siyasal Açıdan Değerlendirilmesi”, Yüksek Lisans Tezi, Marmara Üniversitesi, SBE, İstanbul, 2003

-OGAN, Sinan: “Yeni Global Oyun ve Hazar”ın Statüsü”, http://www.turksam.org/tr/yazilar.asp?kat1=2&yazi, 14.02.2005, Ankara, s. 1

-OGAN, Sinan: “Türkiye Arabuluculuk Rolü Üstlenmeli”, Anadolu Gençlik Dergisi, Ekim-2002, s. 43

-ÖĞÜT, Kaan: “Orta Asya”da Yeni Büyük Oyun I, Avrasya”da Güç Dengeleri Petrol-Doğal Gaz”, Aydınlanma 1923, Sayı 31, Mart-Nisan 2000, s. 42

-ÖZALP, Necdet: “Büyük Oyunda Hazar Enerji Kaynaklarının Önemi ve Konumu”, Panorama Dergisi, Şubat–2004, s. 3

-ÖZDAĞ,Ümit: www.asam.org.tr, 18.08.2004

-PAMİR, Necdet: “Hazar Bölgesi”nde Enerji Politikaları: Avrupa”nın ve ABD”nin Konseptleri” Sempozyum B., Ank., 13–14 Kasım 2000

-PAMİR, Necdet: “Kafkasya”daki Enerji Kaynaklarının Arz Güvenliği ve Kafkasya Siyasetine Etkileri, Güvenlik Boyutunda Kafkasya”nın Geleceği ve Türkiye”, Sempozyum Bildirisi, 14 Nisan 2004, s. 3

-PARLAR, Suat: “Barbarlığın Kaynağı PETROL”, Anka Yay. İst. 2003

-SÖNMEZOĞLU, Faruk-ERAYDIN, Özlem: “Değişen Dünya ve Türkiye”, Bağlam Yayınları, İstanbul, 1995

-TAVKUL, Ufuk: “Kafkasya”nın Coğrafi Konumu ve Stratejik Önemi”, http://www.caucasus.8k.com, 18.07.2005

-YÜCE, Çağrı Kürşat: “Kafkasya ve Orta Asya Enerji Kaynakları Üzerinde Mücadele”, Ötüken Yayınları, İstanbul, 2006

-YÜCE, Çağrı Kürşat: “Türk Dünyası-Temel Meseleler ve Çözüm Önerileri”, Tutibay Yayınları, Ankara, 2001

-YÜCE, Çağrı Kürşat: “1990 Sonrası Oynanan Yeni Büyük Oyun ve Hazar Havzası”nın Önemi”, Global Strateji Dergisi, Yaz-2006, Yıl 2, Sayı 6, Ankara, s.106-116





NOT: BU MAKALE, 2023 DERGİSİ”NİN EYLÜL-2007 SAYISINDA YAYINLANMIŞTIR.





Yorumlar








Aktif Ziyaretçi 18
Dün Tekil 828
Bugün Tekil 701
Toplam Tekil 1638590
IP 54.158.84.38






TURAN-SAM PRINTED ISSN: 1308-8041
TURAN-SAM ONLINE ISSN: 1309-4033
Journal is indexed by:

































































6 Rebiü'l-Evvel 1438
Aralık 2016
P
S
Ç
P
C
Ct
P
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31


Türk Devletinin yenilmez, zinde hayat gücü ve Türk Milletinin teminatı ve istikbali gençliktir.
(Alpaslan TÜRKEŞ)


Ekle Çıkar









Anasayfa - Amaç - Misyon - Vizyon - Faaliyetler - Tüzük - Yönetim - Yasal Uyarı - İletişim

Her Hakkı Saklıdır © 2007 - 2017 TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi
Sayfa 1.907 saniyede oluşturulmuştur.

TURAN-SAM rssTURAN-SAM rss
Google Sitemap

Sayac

"Bu site en iyi mozilla firefox'ta 1280x960 çözünürlükte görüntülenir."

Turan Portal v1.3 | Tasarım TURAN-SAM , Kodlama Serkan Aygün

Turan Nedir?, Bilimsel Dergiler, En popüler Bilimsel Dergi, Endeksli Bilimsel Dergiler, Saygın Bilimsel Dergi, Türk Dünyasının en popüler ve en saygın Bilimsel Hakemli Dergisi, SSCI, SCI, citation index, Turan, Türk Devletleri, Türk Birligi, Türk Dünyası, Türk Cumhuriyetleri, Türki Cumhuriyetler, Özerk Türkler, Öztürkler, Milliyetçi, Türkçü, Turancı, Turan Askerleri, ALLAH'ın askerleri, Turan Birliği, Panturan, Pantürk, Panturkist, Türk, Dünyası, Stratejik, CSR, SAM, Center for Strategical Researches, Araştırma, Merkezi, Türkiye, Ankara, İstanbul, Azer, Azeri, Azerbaycan, Bakü, Kazakistan, Alma-Ata, Astana, Kırgız, Bişkek, Kırgızistan, Özbekistan, Özbek, Taşkent, Türkmen, Türkmenistan, Turkmenistan, Aşxabad, Aşkabat, Ozbekistan, Kazakhstan, Uzbekistan, North, Cyprus, Kıbrıs, MHP, AKP, CHP, TURKEY, Turancılık, KKTC, Vatan, Ülke, Millet, Bayrak, Milliyet, Cumhuriyet, Respublika, Alparslan Türkeş, Atatürk, Elçibey, Bahçeli, Aytmatov, Bahtiyar Vahabzade, Yusuf Akçura, Zeki Velidi Togan, İsmail Gaspıralı, Gaspırinski, Nihal Atsız, Alptekin, Kürşad, Tarih, Kardeş, Xalq, Halk, Milletçi, Milliyetçi, Yürek, Ürek, Türklük, Beynelxalq, Arbitrli, Elmi, Jurnal, Nüfuzlu