YAŞAYAN BİR EFSANE: DEMOKRAT PARTİ (1) - Mustafa Nevruz SINACI - TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi - http://www.turansam.org









YAŞAYAN BİR EFSANE: DEMOKRAT PARTİ (1) - Mustafa Nevruz SINACI
Tarih: 16.09.2010 > Kaç kez okundu? 2311

Paylaş




Evet, Demokrat Parti yaşayan bir efsanedir.

Demokratik seçimler ve irade-i milliye ile geldiği iktidardan “haksız, yolsuz, hukuk ve ahlâk dışı” antidemokratik, intikam hırsı, kin, kan ve husumetle malul bir darbe ile iktidardan uzaklaştırılmış; Hukukun utancı Yassıada mahkemeleri ise, radyolardan naklen verilmiş, halk tahrik, masum ve müsemma Demokrat Partililer ise, insanlık dışı iftiralarla alçakça tezyif, rencide ve tahkir edilmiştir. Yassıda da çekilen “düşükler” filmi ve radyolardan 1 yıl süreyle canlı olarak yayınlanan “hırsızlar kervanı” dönemin utanç vesikalarıdır.

Bu, Türk siyasi hayatındaki en vahim kırılmadır.

27 Mayıs”la ülkenin üzerine mezar toprağı serpilmiş, maddi-manevi kalkınma-gelişme durmuş, milli devlet harici ve dahili bedhahların tahribatına maruz, iktisadi, siyasi, sosyal ve kültürel stabilizatörleri (doğal dengeleyicileri) bertaraf edilmiş, ilkesiz, kararsız ve korumasız bir hale düşürülmüştür. Bu yönüyle 27 Mayıs; Atatürk Cumhuriyetini dumura uğratma, zaaf, atalet ve kaos yaratılarak ülkeyi “küresel emperyalizme” doğru sürükleme operasyonudur.

Yani, milli iradeye rağmen yapılmış bir çevrim (dönüştürme ve değiştirme) hareketi.

Doğrusu 10 Kasım 1938”de saat 9”u 6 geçe düğmeye basılmış bir senaryo...

Güncel deyimi ile “karşıdevrim” Kime karşı: Elbette Atatürk ve Kemalizm”e karşı.

DP”nin yaptığı nedir ?

Yeniden Atatürk ilkeleri ve Türk inkılâbına dönmek. Atatürk” ün bıraktığı (Türkiye”yi düştüğü) yerden tekrar ayağa kaldırmak ve yeniden “muasır medeniyet seviyesine ulaşma ve aşma, azim, irade, hedef ve idealini” kararlılıkla hayata geçirmek, tarihi sürece ivme kazandırmak suretiyle, genç Cumhuriyetin en büyük kalkınma-gelişme ve demokratikleştirme hareketini gerçekleştirmek. Halka ve ülkeye 10 yıllık iktidarı boyunca asr-ı saadet dönemi yaşatmak. Milletle devleti barıştırmak. Demokrasiyi hayata geçirmek.

Daha pek çok nedenle DP yaşayan bir efsanedir.

Meş”um darbenin 47.ci sene-i devriyesinde tekrar DP”yi “doğru okumak” anlamak ve anlatmakta fayda ve zaruret vardır.

Zira, gerçek anlamda DP şu anda halâ manen iktidara sahip bir dava ve misyondur.

Günümüzde kasten yaratılan kaos ve kaotik buhrandan çıkış reçetesi de odur.

“DP”Yİ DOĞRU OKUMAK”

Demokrat Parti, yeni Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu ve kurtarıcısı Gazi, Mareşal Mustafa Kemal ATATÜRK ile en yakın silah arkadaşları, İstiklal Savaşı Gazileri ve Milli Mücadele kahramanları tarafından; (Atatürk”ün en büyük hayâl, arzu ve ideali olan demokrasi ve cumhuriyeti bütünleştirme yolunda) 1924 de “Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası” ile denenen, fakat ortam ve şartlar uygun olmadığı için başarısızlıkla sonuçlanan, ancak, bu defa 1930”larda “Serbest Cumhuriyet Fırkası” ile tekrar denenmek istenen demokratikleşme, yeniden yapılanma, çağdaşlaşma ve büyük değişim sürecinin akamete uğratılması ve “CHP ile ileri modern devlet, hürriyet, adalet ve Demokrasiye” geçmenin mümkün olamayacağının anlaşılması sonucu bir halk hareketi olarak doğmuş ve 7.Ocak.1946” da partileşmiştir..

DP Kurucuları :

Türkiye Cumhuriyetinin 3. ve ilk sivil Cumhurbaşkanı, Atatürk” ün sır dostu, silâh ve kader arkadaşı, Milli İktisat Bakanı ve Başvekili, Halk Partisi kurucusu ve bir dönem Genel Başkanı merhum Celal BAYAR, Atatürk” ün mebusu Şehit Başvekil Adnan MENDERES, Ordinaryüs Profesör Fuat Köprülü ve Milli Mücadelenin kahraman gazisi Atatürk”ün Valisi Demokrasi Şehidi Av. Refik KORALTAN” dır.

Kısaca:

1936 da İsmet İnönü” ye karşı başlayan derin güvensizlik, hükümette baş gösteren başarısızlık Halk Partisi”nin Atatürk İlkelerinden sapması, milli ve manevi, değerlere düşman, gerici, yobaz ve statükocu kesimlere taviz verilmesi, kalkınma ve gelişmenin durması, doğu ve güney doğuda hüküm süren sefalet ve cehaletin bütün ülkeye yayılma eğilimi göstermesi, tarım ve toprak reformu konusunda vaki savsaklama, başarısızlık, atalet ve zaafiyet; Sonuçta bizzat Atatürk, daha sonra en yakın arkadaşı ve İktisat vekili Celal BAYAR tarafından "Şark Meselesi" nin (Doğu ve Güneydoğuda hakim geri kalmışlık ve ihmalin) ortaya çıkartılması.

Nihayet İnönü” nün görevinden azli. 1.Bayar Hükümeti ve DP” nin orijinal programı olan "Hükümet Programının" Atatürk” ün ani ve elim vefatı ile engellenmesi, “Hayal Mahsulü” olarak nitelenip tarihe gömülmesi,. Derken Halk Partisinin kendi içinde 11 Kasım 1938 de fiilen başlayıp 18 Mayıs 1945” e kadar içten içe süren büyük mücadele.. 19 Mayıs 1945”de Cumhurbaşkanı, Halk Partisi Genel Başkanı, ebedi ve milli Şef İnönü”nün, Amerikanın bastırması üzerine demokratik düzene geçme vaadi..

Fakat, buna rağmen, şiddetini arttıran dikta ve despotizm. Bundan sonra hızla tırmanan gerilim, bunalım, iktisadi, siyasi, sosyal ve kültürel buhran... 1944 Türkçü kıyımı, esir Türkler ve Türk dünyası ile köprülerin atılması, ilişkilerin kesilmesi ve nihayet meşhur tabutluklar vahşeti. Türkiye İkinci Dünya Savaşına taraf olmadığı ve katılmadığı halde ülkede giderek ağırlaşan, geniş kitleleri ezen, halkı hayatından bezdiren ve şiddetini arttırarak hüküm süren açlık, yokluk, sefalet ve cehalet. Demokratikleşme maskesi ardında sürdürülen "Hürriyet, hukuk ve Adalet" taleplerini yok sayma, görmezlikten gelme ve reddetme girişimleri, buna mukabil yayılan ve tepkiler, yoğunlaşan talepler...

29.Mayıs.1945” de CHP”nin Başbakanı Şükrü Saracoğlu”nun 7 aylık bütçesine 7 millet vekilinin “güvensizlik oyu” vermesi. 30 Mayıs 1945 günü CHP Genel Sekreteri Memduh Şevket Esendal” ın istifası. İktisat ve Ticaret Vekilinin Bakanlık Görevinden ayrılması ve nihayet 29.Mayıs.1945 de 7 aylık ara bütçe tasarısına karşı Bayar, Menderes ve 7 arkadaşının haklı olarak ve şiddetle muhalefeti, 12.Haziran 1945 de (kısaca insan hakları, adalet ahlâkı ve hukukun üstünlüğü ve demokratikleşme talebini içeren) "dörtlü takrir" in CHP gurubuna verilişi. Aynı gün reddi. Akabinde ihraçlar ve istifaların başlaması. 21.Eylül.1945”de Adnan Menderes ve Fuat Köprülü” nün 27.Kasım.1945 günü de, Refik Koraltan” ın ihracı. M. Celal Bayar” ın 26.Eylül.1945 de mebusluktan, 03 Aralıkta da CHP” den istifa etmesi.

Sonuçta, siyasette safların ayrılarak Demokrat Parti” nin muazzam bir teşvik, heyecan, halkın desteği ve sahiplenmesi ile hızla kurulması gerçekleşmiştir.

1946-1950 DÖNEMİ:

Demokrat Parti” nin ilk karakteristiği, daha kurulur kurulmaz halk tarafından büyük bir ümit, sevinç, coşku ve heyecanla benimsenmesi, kucaklanması ve samimi bir sahiplenme ile milletin güvenini kazanmış olmasıdır. Toplam 4 yıl 4 ay sürmüş olan muhalefet döneminde DP, Türk Milletini “İrade-i Milliye” ve “Yeter, Söz Milletindir.” Biçimindeki samimi, içten ve gerçekçi sloganı, “halkın demokrasi talebi ve Egemenlik Kayıtsız Şartsız Milletindir vecizesi ile örtüşen işareti” dahil, ciddi ve ilmi-orijinal projeleri ile kucaklamış, milleti uyandırmış ve Atatürk geleneğini ayağa kaldırmış olup; Cumhuriyet tarihinin en büyük halk hareketini, diğer bir söylemle “beyaz ihtilali” ni yaratmıştır.

























YAŞAYAN BİR EFSANE: DEMOKRAT PARTİ (2)

Mustafa Nevruz SINACI

Türk Milleti, başta Atatürk” ün son Başvekili Celal BAYAR olmak üzere, Partinin 4 kurucu” sunu tam bir güven, sevgi ve heyecanla kucaklamış, umutla bağrına basmış, bütün samimiyetiyle yürekten inanmış, itimatla bağlanmış ve 14 Mayıs 1950” ye kadar efsanevi bir mücadele vererek DP” yi iktidara taşımıştır.

Bu dönem, devleti adeta gasp ve işgal etmiş bir hükümet olarak, bütün güçlerini DP ye karşı düşmanca kullanan ve hatta 1946 da genel milletvekili seçimlerini “Açık Oy–Gizli Sayım” gibi, bütünüyle ahlak ve yasadışı bir yöntemle yapan despot-işgalci ve statükocu bir zihniyete karşı verilen muhteşem bir mücadele dönemidir.

DP ilk katıldığı seçimde fiilen iktidar olduğu halde, hakim unsur (CHP) ve yerleşik statüko (Halk Partisi zihniyeti/oligarşi) tarafından kendisine ancak ve sadece 66 vekillik (milletvekilliği) kazandırılmış olup, buna rağmen; TBMM”de cumhuriyet tarihinin en büyük ve efsanevi hukuk mücadelesi başlatılmıştır.

1950 Seçimlerinde uygulanan “CHP Teminatlı” ve daha sonraki “Hakim Teminatlı ve Yargı Gözetimli /Gizli Oy Açık Sayım” usul ve sistemi (düzenleme) Demokrat Parti” nin en önemli eser ve hizmetlerindendir. Bu paralelde daha pek çok hukuki düzenleme ve iyileştirme çalışmasına katkıda bulunulmuştur.

1950-1960 Dönemi:

Bilindiği üzere Demokrat Parti,1950” de oyların %53.3 ünü, 1954”de %56.6”sını ve 1957 “de %47.3” ünü almış, 1960 ta ise, bir erken seçim sözü verilmiş iken (26 Mayıs 1960, A.Menderes Eskişehir Mitingi) dünya tarihinde eşi ve emsali görülmemiş ve doğrudan tek partiye karşı yapılmış antidemokratik ve yasadışı kara bir darbe yapılarak, cebren ve hile ile “gerici, yobaz, çağdışı ve halk düşmanı bir kesimce” iktidardan uzaklaştırılmıştır.

Bu cihetle DP, hukuken ve fiilen iktidarı devam eden ve bu durumunun resmen kabulü lazım gelen “masum ve mazlum bir misyon” mesabesindedir. (Her ne kadar hal böyle olmasa bile 30 Mayıs 1960-05 Ocak 1961 (24.) ve 05 Ocak 1961-20 Kasım 1961 (25.) dönemi Cemal Gürsel hükümetleri ile 20 Kasım 1961-25 Haziran 1962 (26.) ve 25 Haziran 1962-25 Aralık 1963 (27) ile 25 Aralık 1963-20 Şubat 1965 (28.) dönemi İsmet İnönü hükümetleri hariç olmak üzere; 20 Şubat 1965 tarihinde kurulan AP, YTP, CKMP ve MP”den oluşan Suat Hayri Ürgüplü (29.) hükümeti ile tekrar “DP” yoluna ve izine girilmiş bulunulmaktadır. Nitekim, CHP ve türevleri hariç olmak kaydı şartı ile merkez, milliyetçi, muhafazakâr, liberal ve sağ tandanslı bütün partiler kök olarak “DP dava ve misyonuna dayanmakta ve kadrolarının tabanı DP milletvekili ve teşkilâtına kadar uzanır.)

Demokrat Partinin 10 yıllık iktidar dönemi;

DP iktidarı, Türk halkının ağır sefalet, cehalet, fakirlik, kriz bunalım, buhran, yokluk, yoksulluk, açlık, işsizlik ve kıtlığın hüküm sürdüğü ve Cumhuriyet tarihinde en kritik noktaya geldiği; Devlette geri kalmışlığın iyice tabana vurduğu yerden başlar. Buna paralel olarak siyaset yozlaşmış, rüşvet, yolsuzluk, ayırma-kayırma ve su-i istimal almış yürümüş, çok katı, karanlık ve despot, dikta bir rejim halkı canından bezdirmiştir. İsmet İnönü hem CHP genel başkanı ve hem de Cumhurbaşkanıdır. Başbakanlık semboliktir. Hakim siyaset, halen de halk parti zihniyeti olarak tanımlanan seçkinci, koyu devletçi, merkeziyetçi, oligarşik-totaliter, duçe (Mussolini) modelidir. Belirgin özelliği: Atatürk”ün emrettiği “batı uygarlığının endüstri, iktisadi bilim, ticaret ve teknoloji transferi yapmak” yerine “dinsel (Fransız tipi seküler/lâiklik /dinsizlik) siyasal, sosyal ve kültürel batılılaşma (yozlaşma) yolunu seçmiş, Atatürk ilkeleri ve Türk inkılâbına sırt çevirerek, sistematik bir strateji ile aleni sosyalizm (örtülü komünizm) yolunu benimsemiş olmasıdır. Bu yol, Türk toplumunun belirgin-özgün karakterine, inancına, yüksek ahlâk ve geleneklerine (töresine) aykırı düşmüş olmakla; Dönem itibarıyla ülkemiz ve halkımız büyük bir bunalım ve buhrana sürüklenmiş bulunmaktadır.

Türkiye tıpkı bugünkü gibi yaşanamaz ve tahammül edilemez haldedir.

Dahası milli değerler ve manevi mukaddeslere karşı oluşturulan düşmanca tavır ve politikalar, prototip insan yaratma eğilimi, yok edilen köylü, esnaf ve malını çalmaya zorlanan çiftçi ile "yol vergisi + milli koruma kanunu" adı ardında belirginleşen halk partisi güdümlü jandarma zulmü.. Bunun yanında Halk Partisi saflarında yerleşen, belirginleşen ve giderek devleti bütünüyle ele geçiren ve sömüren seçkinci “mutlu azınlık” buna mukabil ezilen, üzülen ve ıstırap çeken kahir ekseriyet "çarıklı çoğunluk" yani kurucu unsur, yani HALK !..

İşte DP bütün bu olumsuzluklara, kanunsuzluk ve ahlâksızlıklara son verdi. Bu korku CHP”de büyük bir endişe, derin panik ve çekinceye yol açtığı için DP”den “DEVRİ SABIK” yaratmaması “iktidarı devir ve teslim etmenin mutlak şartı” olarak talep edildi. Bu, 11 Kasım 1938-13 Mayıs 1950 döneminde devletin talan edildiği ve çok büyük yolsuzlukların yapıldığı anlamına gelmekte idi. (Nitekim, 27 Mayıs darbesinin esas nedeni de, Anayasa hükmüne göre kurulan Tahkikat Komisyonu raporudur) Sonuç: Celâl Bayar söz verdi. Yolsuzlukların üstüne gidilmedi. Sadece, bütün yolsuzluk kaynağı ve muslukların kesilmesi ile iktifa edildi.

DP, iktidar olduğu gün Cumhuriyeti demokrasi ile buluştu. Büyük Önder Atatürk” ün en büyük hasret, hayal, emel ve ideali gerçekleşti. DP, 1938”den sonra cumhuriyet tarihinde ilk kez millet idaresini, devlet idaresine taşımak suretiyle, Atatürk”ün “Egemenlik Kayıtsız Şartsız Milletindir.” İlke, emanet, vasiyet ve vecizesini fiilen hayata geçirdi. Artık, halk devlet “le, devlet”de halkla barışmıştı. 14 Mayıs 1950, O güne kadar eşi benzeri görülmeyen büyük bir coşkuyla kutlandı ve "DEMOKRASİ BAYRAMI" olarak ilan edildi. Ayrıca;

Atatürk” ün programını bütünüyle uygulamak suretiyle, Cumhuriyet tarihinin en büyük değişim-dönüşüm, milli devlet ilke ve kriterlerine sadakatle yeniden yapılanma, kalkınma-gelişme çağdaşlaşma ve modernleşme hareketini gerçekleştirdi. İşsizlik kısa sürede sıfırlandı. Bütün ekonomik göstergeler en yüksek düzeye çıkarıldı. Türkiye, hatırı sayılır, itibarı yüksek, onurlu ve saygın bir dünya devleti haline getirildi.

Milletimiz yok olan milli, ilmi, manevi, sosyal, bilimsel-teknik ve kültürel değerlerine kavuşturuldu. Halk devlete, devlet halka güvendi. İnsan hakları, karşılıklı anlayış, barış, adalet, hukukun üstünlüğü ve demokrasi bütün kurum ve kuralları ile evrensel norm, standart ve kriterleri ile hayata geçirildi. Alevi ve Roman (Çingene) vatandaşlarımıza ilk kez Nüfus hüviyet cüzdanı verilerek kimlik ve kişilik kazandırdı. (1) Tıpkı Atatürk döneminde olduğu gibi, TL”nin kıymeti arttı. Dolar” ın değeri değişmedi. NATO normlarına göre 10 yılda 100 yıl karşılığı (dünya tarihinde eşi–emsali görülmemiş) bir kalkınma, ve iktisadi-siyasi-manevi-sosyal-bilimsel ve kültürel gelişme ve büyüme hareketini hayata geçirdi.

Sosyal/halkçı devlet, Cumhuriyet ve laiklik ilkesini çağdaş modern ve muasır düzeyde, tanım-norm-standart, kriter ve ilkelere kavuşturdu. Toplumsal barış, karşılıklı anlayış huzur, varlık, bolluk zenginlik ve refah ortamı sağladı. Sosyal adalet sağlandı. İmkân ve fırsat eşitliği umdesi hayat buldu. Refah tabana yayıldı. Ülkemizi geri, çağdışı, ilkel bir durumdan kurtarıp dönemin birinci sınıf dünya devletleri düzeyine ulaştırdı. Milli, moral ve manevi değerleri geliştirdi. İnsan Hakları, Adalet ve Hukuk fiilen yaşam boyutuna geçti.

























YAŞAYAN BİR EFSANE: DEMOKRAT PARTİ (3)

Mustafa Nevruz SINACI

DP Mefküresi;

DP, “Atatürk ilkeleri ve Türk inkılâbının hamisi sıfatıyla” (46 ruh-dava ve misyonu olarak) Türkiye Cumhuriyeti”nin, geleneksel ve evrensel bir devlet olma sürecini tamamladı. İçeride ve dışarıda onurlu, itibarlı ve muteber devlet trendini yakaladı. Dış politikada barış itimat ve istikrar dönemini başlattı Türkiye lehine en kalıcı, geleceğe yönelik anlaşma ve ittifakları oluşturdu. (BM-NATO-AET) Uluslar arası forum ve platformlara taraf oldu, katıldı. Kıbrıs konusunu çözümledi. Lozan”dan sonra tekrar “Milli Dava” düzeyine taşıdı.

Fakirlik, yoksulluk, yolsuzluk ve cehaleti yendi. İşsizliği sıfırladı. Sendikacılık, sosyal güvenlik, sigorta, emeklilik, iş güvenliği ve iş barışını temin, tesis, idame, yasal ve kurumsal bazda ikame etti. Bilimsel, endüstriyel, ekonomik ve teknolojik kalkınma ve gelişme yanında iyi insan, ilkeli, onurlu ve sorumlu vatandaşlık bilincini geliştirdi. Eğitim norm ve kalitesini yükseltti. ODTÜ dahil yeni ve büyük üniversite ve eğitim kuruluşları oluşturdu. Tarım-Ticaret ve Sanayi Odaları ile Meslek birliklerini kurdu. Dış ticareti ve turizmi geliştirdi. Özelleştirme, yabancı kredi, dış finansman gibi sözcükleri ilk defa iktisat ve ticaret hayatına ve devlet literatürüne kattı. Tarım dan enerjiye kadar akıllara durgunluk veren ve 1949 a göre %500” lere varan ve %26” ları bulan muazzam bir kalkınma, gelişme, yatırım üretim ve sanayileşme atılımını gerçekleştirdi. Devlet ve vatandaş işbirliği ile makus talih yenildi.

En büyük üniversiteleri, hastaneleri, sağlık, sosyal tesis, yardım, spor, eğitim, iktisadi teşebbüs ve kurumlarını kurdu. Türkiye”nin en büyük Camisi Kocatepe” nin projesini yaptı ve temelini attı. GAP projesini oluşturdu. Anıtkabir”i bitirerek Büyük Atatürk ün aziz naşını devlet töreni ile nakletti.Bu günkü TBMM binasını tamamlayıp hizmete açtı. O gün için hiç biri tanınmayan, bilinmeyen, akla-hayale bile gelmeyen yeni-ileri modern sektör ve kurumlar oluşturdu. Hasılı Atatürk ün 1936 da hasretle özlemle ve sık sık söylediği “Modern ve muasır kalkınmış–gelişmiş, ileri Türkiye" yi DP kurdu.

Tekrar etmekte fayda var. Jandarma zulmüne son verdi. Halkla devleti barıştırdı. Cumhuriyet ile Demokrasiyi buluşturdu. Özgür basın, özgür bilim, kaliteli yönetim, namuslu ve dürüst seçim, devlet umuru ve hukukun üstünlüğü, din ve vicdan hürriyeti adalet ve sosyal barış, bilim ve spor dahil ulusal ve uluslar arası alanda başarı, rekabet şansı ve itibarı Türkiye Demokrat parti İle yakaladı, yaşadı ve tanıdı.

Demokrat Partinin üst üste kazandığı seçimler, gerçekleştirdiği muazzam kalkınma ve gelişme, ilerleme, büyüme hareketi, milletin uyanması, dünyaya açılması, demokrasinin fiilen yaşanarak kurumlaşması, bilimin, vatandaşlık ve insanlık şuurunun-bilincin gelişmesi; İmtiyazlı zümre konum ve durumundaki halk partisi zihniyetini yok olmaya mahkum etmişti. Bu durum CHP ve yandaşlarında büyük panik yarattı. Kıskançlık haset ve körü körüne statükoya bağlılık muhalefeti içten içe kamçıladı.1952 den itibaren açıkça DP” ye karşı düşmanlık teşvik ve tahrik edildi. Yalan, fesat ve iftira yoğunlaştı. Milletin uyanması, devletin kalkınması ve gelişmesi hasetle karşılandı. Tahrikler 1948 den 1960 a olağanüstü artış ve tırmanış gösterdi. Toplumsal ve sanal olarak yaratılıp pompalanan sosyal gerilim, çok dar bir çevre ile sınırlı olsa da, malum çevreler ve medya tarafından suni olarak bütün yurda teşmil edildi. Esas karakteri itibarıyla gerici-irticai sol, yobaz mason ve fanatik-ütopik komünistler tarafından arttırıldı ve tahrik edildi.

DARBEYE ADIM ADIM

Oyunun farkında olan DP, insan ve vatan sevgisine dayalı samimi ve dürüst tedbirler aldı ise de pek yararı olmadı. Bunun üzerine, Nisan 1960 da TBMM de tahkikat komisyonu kuruldu. Tahkikat Komisyonu bu fesat, yalan, iftira, yolsuzluk ve halk düşmanlığı furyasını araştırmakla görevlendirildi. 26 Mayıs 1960 günü Başvekil Menderes Eskişehir de yüz binlerce kişiye hitaben yaptığı konuşmada “Erken seçim müjdesi” verdi. Aynı gün Tahkikat komisyonu raporunu bitirerek TBMM başkanlığına sundu.

Halk Partisi yönünden bu rapor dehşet verici ve ürperten yalan ve iftiralarla dolu idi. Gerilim, korku ve panik doruk noktaya çıktı. Bütün yalan, düzen, iftira, soygun ve tertipler ortaya çıkacak ve CHP dahil “husumet cephesi” muhtemel bir erken seçimle ebediyen silinip yok olacaktı. Bir taraftan halkın tepkisi büyüyor, diğer taraftan Menderes ve DP yaşayan bir efsane haline geliyordu. CHP ve yandaşlarını büyük bir korku ve panik içine sürüklenmişti.

VE, 27 MAYIS

Ve.... 27 Mayıs gecesi düğmeye basıldı.

Tarihin en makus, haksız ve kanlı darbesi başladı.

Malum gerici-tutucu, yobaz ve statükocu, despotik zihniyet, bir avuç askeri kullanarak ve şerefli-şanlı Büyük Türk Ordusunu da insanlık dışı ve halk düşmanı emellerine alet ederek ani, sinsi ve emrivaki bir baskınla yönetimi ele geçirdi. Bütün DP Bakan, milletvekili, Milli Savunma Bakanı ve Genel Kurmay Başkanı dahil Ordu ve Parti yöneticisi ile yüksek bürokratlar tutuklandı. Dikta ve despotluk rejimi başladı. Demokrasi sona erdi. Atatürk” ün Cumhuriyeti kesintiye uğradı, 36 yıllık 1924 Anayasası ilga edildi. Atatürkçülük askıya alındı. Demokrat Parti” nin güneşi battı. Ülkemizin üzerine adeta bir ölüm sessizliği, baskı zulüm, işkence ve korku havası çöktü. Hukukun utancı olan ve hiçbir hukuki dayanağı bulunmayan “yüksek adalet divanı” nam emir kulu, köle ve ön koşullu infaz mahkemeleri kuruldu. DP” nin bütün malvarlığı, evrak ve dosyaları aynı gün vaki bir baskınla müsadere edildi. Hepsine haksızca, hukuksuzca ve cebren el kondu. Yönetici ve üyeleri akıl almaz maddi, manevi, sosyal ve psikolojik baskı, zulüm ve işkencelere maruz kaldı.

Ebedi, kalıcı bir işkence olsun diye “27 Mayıs” Hürriyet ve Anayasa Bayramı (!) olarak ilân edildi. Bu sözde bayram yıllarca onur kırıcı bir zulüm, tahkir, tahrik, psikolojik ve sosyolojik baskı unsuru ve işkence vasıtası olarak kullanıldı.

Bundan sonra sırasıyla;

Orduda büyük bir yıkım ve tasfiye operasyonunu gerçekleştirildi. Milli savunma Bakanı İbrahim Ethem MENDERES den hemen sonra, Genel Kurmay Başkanı Orgeneral Rüştü ELDEHUN ve Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Tekin ARIBURUN ile komuta kademesinden pek çok General ve Subay görevlerinden uzaklaştırıldı.

Eylül 1960 DP siyasetten men edildi. (CHP ve diğer partilere dokunulmadı. Dünya ihtilaller tarihinde tek yönlü ve sadece tek partiye karşı yapılmış yegâne darbedir.) Bu süreçte bütün halk partisi teşkilatı bayram sevinciyle büyük kutlamalar yaptı ve DP” lilere karşı şiddet, saldırı, asılsız ihbar, tahrik ve tahkir olayları haftalarca sürdürüldü.

YASSIADA

Yassıada mahkemeleri insanlık, siyaset ve hukuk tarihinin iğrenç bir utanç tablosudur. 27 Mayıs”a hukuki meşruiyet kazandırma çabasına giren sekülarist yargıç sürüsü ile her türlü insani, askeri, ilmi, milli ve manevi değerden yoksun; Mustafa Suphi artığı, Kadrocu kalıntısı ve Nazım Hikmet Ran-Werzansky hayranı yaratıklar sayesinde görülen mahkemeler bir çadır tiyatrosu, lâkin hapishaneler, ortaçağ Avrupasında bile benzeri görülmemiş bir baskı, işkence ve zulümhaneye dönmüştür. Orada kan ve intikam, şeamet, vahşet ve dalâlet vardır. Alçaklık ve ihanet kol gezmiştir.





















YAŞAYAN BİR EFSANE: DEMOKRAT PARTİ (4)

Mustafa Nevruz SINACI

Sonuçta: DP Milletvekillerinden 39” u müebbet, 4” ü idama mahkum edildi. İçişleri Bakanı Namık Gedik işkencelere dayanamayarak intihar etti. (!) Yassıada da 7 milletvekili öldü veya öldürüldü. TC nin 3. Cumhurbaşkanı Celal Bayar yaşlılık nedeniyle tahliye edildi. Fatin Rüştü Zorlu (iki dönem Dışişleri bakanı), Maliye Bakanı Hasan Polatkan ve Başvekil Adnan MENDERES hunharca asılıp, alçakça idam olunarak şehit edildiler.

Halk partili sadist bir avukatın müracaatı nimet bilinerek, 29 Eylül 1960 tarihinde, DP Mahkeme kararıyla ve "yasal süresi içinde büyük kongresini yapmamış olmak" gibi uyduruk, düzmece ve komik bir gerekçe ile resmen kapatıldı. Ta ki bugüne kadar uzanan duraklama ve gerileme dönemi böylece başladı, ülkenin üzerine adeta mezar toprağı serpildi ve darbe ile tekrar çöreklenen makus talih bu güne kadar hükmünü sürdürdü.

İşte DP” nin ve milletle özdeş demokrasinin kısa ve özlü hayat hikayesi budur.

Peki bundan sonra ne oldu?

Önce Demokrat Parti” nin taklitleri ve fakat içten içe düşmanları türedi. Bu temiz dava ve nezih misyonun adını kullanarak milleti kandırdılar. Haksız ve hukuksuz yere mirasyedilik, din ticareti ve misyon tacirliği yaptılar. Tutmadı. Art arda müdahaleler, post modern darbeler ve ihtilallerle sarsılıp döküldüler. Parçalandılar.

Her Parçadan bir yolsuzluk, hayali ihracat hırsızlık ve hortumculuk türedi. Bankalar boşaltıldı. Ekonomi bitti, çöktü. Ülkemiz, ardı arkası kesilmeyen krizler, bunalım ve kronik buhranlar ülkesi haline geldi. Sürekli gerilim, güvensizlik, baskı, zulüm, işkence, istismar, şiddet ve terör had safhaya vardı. Nihayet, 12 Eylül de haklı olarak kapatıldılar.

Sonunda demokrasi gelir gibi oldu.

Sahipleri eski partilerine ve bunların mallarına ihtiyaç duydular 19 Haziran 1992 de; “16.10.1981 Tarih ve 2533 Sayılı Siyasi Partilerin Feshine Dair Kanunun Yürürlükten Kaldırılması ve 2820 Sayılı SPK da Değişik Yapılmasına İlişkin Kanun” TBMM” de kabul edilerek, 03.Temmuz 1992 tarih ve 3821 sayılı kanun yayınlanarak yürürlüğe girdi. Malum ve mahut çevreler bu Kanun kapsamına DP”yi katmamak için akıl almaz bir mücadele verdiler ise de; Başta merhum Turgut ÖZAL, Celâl BAYAR, Dr. Sadettin BİLGİÇ, Dr. Faruk SÜKAN ve Hasan KORKMAZCAN” ın yoğun gayretleri sayesinde bu kin, kir, menfaat ve husumet cephesi aşılıp, DP” nin de kapsama dahil edilerek açılması sağlandı.

07.Temmuz.1992”de kanun gereği; 1960” ın 27 Mayısında DP Genel İdare Kurulu Üyesi olan 14 kişiden hayatta kalan Prof. Dr. Rıfkı Salim Burçak, Muzaffer Kurbanoğlu ve Hüseyin Fırat toplandılar. Prof. Dr. Orhan MORGİL “Kurucu Genel Koordinatör” Gazeteci yazar Mustafa Nevruz SINACI” da genel koordinatör yardımcısı; Teşkilat, Basın-yayın-tanıtım ve halkla ilişkilerden sorumlu olarak görevlendirildi. Yeniden açılış çalışmalarına merhum Celal BAYAR” ın Atatürk bulvarı 215 numaralı yeşil köşkünde resmen başlandı.

08 Temmuz 1992”de başlayan yoğun çalışmalar süratle gelişti. 11 Eylül 1992 de Genel Merkez törenle açıldı. 3821 Sayılı Kanun Gereği 29 Kasım 1992 tarihinde V. Olağan Büyük Kongre yapıldı. (Ankara, Maltepe-Etap Altınel Oteli, Divan Başkanı Esat Budakoğlu) Genel Başkanlığa Eski Çalışma ve Dış İşleri Bakanı Merhum Hayrettin ERKMEN seçildi. Aydın MENDERES "devam" kararına karşı çıkarak ve kendisine önerilen genel başkanlık teklifini redderek "DP, ya bir Vakıf olmalı veya aziz bir hatıra olarak tarihe havale edilmelidir." dedi.

Merhum Turgut ÖZAL sayesinde, 22 Mayıs 1987 tarih ve 3374 sayılı kanunla Demokrat Parti bilmem kaçıncı kez kamu vicdanında beratını müteakip resmen “iade-i itibarına” kavuşturuldu. 15.16 Eylül 1990 günü Demokrasi şehitlerinin aziz naaşları Devlet Töreni ile “Anıtmezar” a nakledildi.

Demokrat Parti Dava ve Misyonunun, münhasıran merhum Özal döneminde DP” nin devamı niteliğini taşıyan ANAP lideri Turgut ÖZAL 17 Eylül günü yaptığı konuşmasında:

“Genç Demokrasimizin 27 Mayıs dönemi diye bilinen karanlık sayfasını tarihe emanet etmiş olacağız. Bu dönemden milletçe aldığımız ders ve edindiğimiz tecrübe bundan sonra ki demokratik yaşamımızda bize rehber olacaktır. ANAP” lı olarak onların eser ve hizmetlerini tamamlamaya çalışıyoruz. Yaptığımız her şeyi onlara borçluyuz.”

ATATÜRK, BAYAR, MENDERES, ÖZAL

Diyerek; ATATÜRK-BAYAR-MENDERES-ÖZAL çizgisinde oluşan “Gelenek” te ki yerini hak ederek alıyor, açıklıyor ve anlatıyordu. Bundan sonra Demokrat Parti;

Büyük Değişim Partisi ile birlikte DP” ye katılan Aydın MENDERES, merhum Yusuf Bozkurt ÖZAL ile eski İçişleri Bakanı Korkut ÖZAL, Sakarya Milletvekili Yalçın KOÇAK ve Ankara Büyük Şehir Belediye Başkanı İ. Melih GÖKÇEK” in emanetçisi sıfatıyla İsmet Hacısalihoğlu ile yoluna ve mücadelesine devam etti. Demokrasi, insan hakları, adalet ve hukuk düşmanı, siyaset soytarısı, politik-ACI, din tüccarı ve misyon tacirlerine karşı büyük bir mücadele vererek bu günlere ulaştı.(!?) Türk milletinin birliği, dirliği, kalkınması, gelişmesi ve 1950-1960 da olduğu gibi tekrar “birinci sınıf, mamur ve müreffeh bir devlet, varlıklı-huzurlu-mutlu, zengin ve güçlü bir millet” olmayı istemeyenler ve istismarcılar partiyi kapatmak ve yok etmek için çok uğraştılar. Ama muvaffak olamadılar olamayacaklar da ...

Son 10 yıl içinde Aydın MENDERES” in Büyük Değişim Partisi ve merhum Turgut ÖZAL “ın, 2. değişim programını hayata geçirmek üzere, kardeşi rahmetli Yusuf B. ÖZAL” a kurduğu Yeni Parti, Demokrat Parti ye katıldı. Liberal Demokrat Parti, Aydın MENDERES “in uzlaşmaz tutumu haset ve ihtirası yüzünden; kapanan Avrasya Partisi de, Yeni Parti ile büyük bir bölümü, DP”ye geçen bir grubun aradığını burada bulamaması ve siyasette tek beklentileri olan çıkarlarına kavuşamamaları nedeniyle “bir bölünme ve arınma biçiminde" oluşmuş ve DP den doğmuşlardır.

Manâ ve misyon olarak; Bir avuç sadık, samimi ve gerçek taraftarı ile Tarihe geçecek bir azim, yüksek ve güçlü bir irade, sabır, mukavemet ve kararlılıkla ayakta duran; Dava ve misyonundan zerrece taviz ve ivaz vermeden ve bütün sahtelerine, taklit ve mukallitlerine ve bunların ihanet ve engellerine rağmen “siyasette demokrasi, dürüstlük, saydamlık ve fazilet mücadelesini” ilkeli, onurlu, namuslu ve sorumlu bir biçimde sürdüren DP, bütün istismar, ilhak girişimleri, iltihak teşebbüsleri ve kapatma eğilimlerine rağmen bu güne kadar gelmeyi başarmış, ayakta-hayatta kalmış ve aziz Türk milleti adına geleneği korumayı şiar edinmiş eşsiz ve efsanevi bir siyaset okuludur.

Çok kısa, öz ve bir anlamda, bundan sonra yazacaklarımıza “ön söz” olarak; Türk siyaset, Devlet ve Demokrasi tarihinin yaşayan efsanesi DP” nin macerası budur.

Ancak, Türk siyaset tarihinde çok önemli, ender bir yeri ve inkâr edilemez bir değeri olmasına rağmen DP., şiddetli muarızları, öfkeli hasım ve husumetle malul “art niyetli” düşmanları nedeniyle, (yeni jenerasyonda) bir türlü kendisini anlatamamış, açıklayamamış, halis ve hakiki yönü ile tanıtamamış ve haklılığını geniş halk kitlelerine duyuramamıştır.Bu amaçla sarf edilen çok ciddi ve samimi gayretlere rağmen, maalesef engellerin aşılıp, halka ve bilimsel plâtformlara ulaşılması henüz mümkün olamamıştır.























YAŞAYAN BİR EFSANE: DEMOKRAT PARTİ (5)

Mustafa Nevruz SINACI

Temenni edilir ki; Türk Siyaset tarihinin gönüllerde yaşayan efsanesi niteliğinde olan bu ibret verici olaylar dikkatle incelenir. Akıl, mantık, siyaset bilimi, insani boyut ve; Kamu vicdanı Atatürk olan aziz Türk milletinin fikir süzgecinde değerlendirilir. Gerekli dersler alınır ve mevcut siyasi hayatın gelişmesi, müspet anlamda değişmesi, yeniden yapılanması ve kurumsallaşması yönünde doğrusal yönde bir katkıya vesile olur.

Söylenmesi gereken birkaç söz:

DP dava ve misyonu, (gelenek) halk için, halk adına ve hak yolunda, (Hakkıdır Hak”a Tapan Milletimin İstiklâl /Milli Şair Mehmet Akif Ersoy, İstiklâl Marşı) millet için bir şafaktan bir şafağa yürümek; Maddeyi manâsına kavuşturmak, geleneği sözde değil öz”de ayağa kaldırmak, özüne eriştirmek, ruhlandırmak ve sürdürmek; İnsanla özdeşleştirmektir.

Aziz milletimizi bir kez daha “46 ruh-dava ve misyon çizgisinde” ileri, ilmi, modern, çağdaş ve mükemmel bir vizyonda buluşturmak; TBMM”nin duvarlarına kazınmış bulunan “Egemenlik Kayıtsız Şartsız Milletindir” emri, emanet, vecize ve vasiyetini hayata-fiiliyata geçirmek suretiyle, “Devlet İdaresinde Millet İradesini Hakim Kılmak” muhakkaktır ki, her Cumhuriyetçinin, her Demokrat ve her onurlu-sorumlu vatandaş ve bütün şerefli siyaset kurumları için asli ve hususi bir vazifedir.

Elbette Türkiye; Sahte dervişler, sahtekâr din adamları, din tüccarları, dinsiz lâikler ve meczuplar ülkesi olamaz. Lâkin, asla ve kellâ hırsızlar, yolsuzlar, sahtekârlar ve hortumcular ülkesi hiç olamaz. İşte DP”nin siyasetteki istisnai farkı ve gerçek boyutu budur. Demokrat Partililer mutfak masraflarına kadar Yassıda mahkemelerinde hesap vermiş ve dünyanın en art niyetli mahkemelerinde aklanmış insanlardır.

Ancak, 28 Mayıs”tan bugüne yozlaşan, kirlenen, yalan ve talanla soyulan, hortumlanan devlet ve sektör hesapları kapkaradır.Bu hesaplar açıklanmak-aklanmak, saikler sorgulanmak, yargılanmak ve “DEVRİ SABIKLAR” yaratılmak; Devletin ve milletin namusu kurtarılmak zorundadır. Bu ancak DP davası, 46 ruhu ve misyonu ile kabildir.

DP OLMADAN DEMOKRASİ OLAMAZ

Cumhuriyetin olmazsa olmaz şartı demokrasi; Demokrasinin icabı namuslu, dürüst, ilkeli, onurlu, sorumlu ve saydam-şeffaf yönetim; Yönetimin şartı ise: İnsani ve ilmi kalitedir. Kalite bilgi ve ilkedir. Bilgi ve ilke tabandan tavana kalkınmayı, milletçe gelişmeyi, birlikte yükselmeyi; Adalet, hakkaniyet ve eşitliği zorunlu kılar. İste bu gelenek, gelenek ise DP”dir.

Dönem itibarıyla bu görev; Vatana, millete ve devlete onurla hizmet etme şuuruna ışık tutmak, tam bağımsız, hakim ve hükümran milli devlete öncülük ve önderlik etmek, atılım yapmak, açılım kazandırmak, millete ve devlete karşı duyulan “insani ve vicdani” sorumluluk gereğidir. AB kapılarına bağlanmak, ABD”nin emrine girmek, istiklâl ve bağımsızlıktan ödün vermek ve büyük Türk medeniyetine cephe almak değildir.

ŞİMDİ TAM ZAMANIDIR

27 Mayıs ile başlayan makus talih artık sona ermek zorundadır.

Türkiye, Cumhurbaşkanını seçememiş, siyasete fesat, hukuka ise siyaset karışmış ve küresel sermaye uşakları son kozlarını oynama noktasına gelmişlerdir. Vehamet karşısında ayağa kalkan, ihanete direnen ve Türk Bayrağına sarılan halk “Cumhuriyet Mitingleri” adı ile “Halk Partisi zihniyetince” regüle, motive ve finanse edilmekte, millet aldatılmakta ve alenen kandırılmaktadır. Ülke büyük bir emperyalist oyun ve içten işgal ile karşı karşıyadır.

Şu halde; Sağ duyu, Türklük onuru ve erdem sahibi, gerçek cumhuriyetçiler ve samimi demokratlara iş düşmektedir. Zira, Demokrat olmanın idrak, onur, şuur-bilinç ve gururu şimdi vaziyet etmeyi zorunlu kılar.

Yeniden şaha kalkmaya, dirilmeye, durulmaya, kâbustan uyanmaya, tekrar milli devlet olmaya; Milli teşebbüsün azim, irade, ümit, heyecan ve bilinci ile devlet olmaya ve gerçek demokratları meclise taşımaya başlamak zamanıdır.

Bu bağlamda DP tarafından hazırlanan; “Yeni Atılım ve Açılım Dönemi İkinci Büyük Halk Hareketi” konulu “İleri, güncel ve Çağdaş Vizyon ile Tarihi Dava, manâ ve Misyon” adlı proje ivedilikle ve seçimlerle birlikte devreye sokulmalıdır.

SON SÖZ

Demokrat Parti Gücünü Nereden Alıyordu ?..

Askeri bir darbe ile iktidardan düşürüldükten sonra yerden yere vurulan, yönetici kadrosu n┠hak yere çok ağır cezalara çarptırılan, yoğun bir propoganda ile çürütülmeye ve yok edilmeye, tarihten silinmeye çalışılan Demokrat Parti, geniş halk kitleleri yanındaki sevgi, saygı, sadakat ve sempatisini nasıl olup da kaybetmedi. 9.Temmuz.1961 tarihinde yapılan Anayasa halk oylamasından itibaren yapılan her seçimde, Demokrat Partinin politika hayatımızdaki tesir ve nüfuzunun gittikçe artan bir oranda hissedilmesinin sebepleri acaba nelerdir ? Bu, çok meraka şâyan soruların cevaplarını araştırdığımız zaman demokrasimizin çok değerli bir özelliğini ortaya çıkarmış ve aynı zamanda, Türk vatandaşının bu rejime ne kadar kuvvetli bir inanç, azim, irade ve kararlılıkla bağlı olduğunu da göstermiş ve bizzat görmüş olacağız.

Demokrat Parti iktidarının, yukarda kısaca anlatılan ve açıklanan cehennemi şartlar içinden tam bir onur ve zaferle ayrılmasının sebebini önce; DP iktidarının hizmetlerinde, sonra da o”nun devletle vatandaş ilişkilerinde getirdiği ve Türkiye”miz için pek yeni olan zihniyeti ve tutumunda aramak gerekir.

Gerçekten, DP iktidarı bu ülkeye, o tarihe (1950”ye) kadar bizim halkımızın bilmediği, görmediği, ama yıllardan beri özlemini duyduğu bir çok yeni hizmet alanları açmış ve bunun sonunda halkla devlet arasında büyük bir güven ve kaynaşma hasıl olmuştur. Hazırlanan bir kitapta yer vereceğim örneklerden Orhan Cemal Fersoy”un anılarında yazdıkları bu meyanda çok önemlidir. Zira, Cumhuriyet sadece ve yalnızca DP döneminde, Büyük ATATÜRK” ün tarif ettiği “FAZİLET REJİMİ” olabilmiştir. Adâlet ahlâkı, eşitlik, hakkaniyet ve hukukun hakim olmadığı bir cumhuriyet halka zulümdür. Muz cumhuriyetlerinden farkı yoktur.

Velhasıl, Türk milleti 1950 seçimleri ile birlikte yepyeni bir dönemin içine girmişti. O, asırlardır özlemini duyduğu şeylerin (hürriyet, adalet, eşitlik ve namuskârlığın) bu dönemde gerçekleşmeye başladığını görüyor ve Atatürk”ün gençlik ve gelecek kuşaklara gösterdiği çağdaş medeniyet seviyesine ulaşma hedefine doğru hızlı adımlarla ilerlenmekte olduğunu anlıyordu. DP”nin oy gücünün irticayı okşamadığı, aksine lâiklik ilkesinin ATATÜRK” ün arzu, emir, tanım, İslâm”ın emir, Lozan Antlaşması, ülkenin ve ilmin gerçekleri doğrultusunda algılanıp uygulandığı tarihi bir vakıadır. Sair bütün yalan ve iftiralar gibi, irticanın okşanması iddiası da gerçek dışı, yalan ve iftiradan başka bir şey değildir. Zira, DP”nin çok daha sağında bulunan partilerin oy güçlerinin çok aşağılarda oluşu bunun susturucu delili idi.

Netice olarak; Halkımızın DP”ye (geleneğe) sevgi ile bağlanmasının hakiki nedeni: Ülkemizde bir refah ve hürriyet döneminin başlamış ve ülkenin önünün açılmış olmasıydı. Türk milleti, demokratik rejimle birlikte kendi kaderinin artık değişmekte olduğunu görmüş ve bu başarılı politikayı uygulayan insanlara dört elle sarılmıştı. Gerçek demokrat olmak ve hangi konum, “parti-kurum” durum, hal ve şartlar altında olursa olsun; İnsan Hakları, Adalet, Hukuk ve illâ Demokrasi” yi yaşamak ve yaşatma çabası içinde bulunmak dileğiyle...



















DEMOKRASİ AŞIĞI, ŞEHİD BAŞVEKİL,

MERHUM ADNAN MENDERES ANISINA



“ADNAN MENDERES” (1899-1961)

1899 yılında Aydın”da doğdu. Babası İzmirli Katipzade İbrahim Ethem Bey, annesi Aydınlı Hacı Alipaşazadeler”den Tevfika Hanım” dır. Anne ve babasını küçük yaşta kaybetti. O”nu Anneannesi büyüttü. Tahsil hayatına İzmir İttihat ve Terakki Mektebi”nde başlayan Adnan Menderes, Kızılçulu Amerikan Koleji”nde okurken misyonerlerle başı derde girdiği için, çeşitli makamlara müracaat etti. Misyoner hakkında şikâyetlerde bulundu. Müracaat ettiği makamların birinin başında Celal Bayar vardı. Bu vesileyle Celâl Bayar”la böyle tanışmış oldu.

Ankara Hukuk Fakültesi”ni bitiren Adnan Menderes, Birinci Dünya Savaşı sırasında yedeksubay olarak askerliğini yaptı. Aydın”da bazı arkadaşlarıyla birlikte Kuvva-i Milliye bağlamında Ayyıldız Çetesi”ni kurdu. Daha sonra Söke”de Piyade Alay Yaveri olarak savaşa katıldı. Savaştan sonra İstiklal Madalyası aldı.

Ali Fethi Okyar tarafından 1930 senesinde kurulan ancak kısa sürede kapatılan Serbest Fırka“nın Aydın Teşkilatı”nı kurarak İl Başkanı oldu. İl Başkanı iken Mustafa Kemal ATATÜRK tarafından hususi olarak ziyaret edildi. Nezaketen ve çok kısa süreli olarak yapılan ziyaret saatlerce sürdü. Bu parti kapatılınca CHP”ye girdi ve Mustafa Kemâl ATATÜRK”ün emir ve isteği ile 1931 yılında bu partiden Aydın Milletvekili seçildi.

1945 senesine kadar TBMM”de komisyon raportörlüğü yapan Adnan Menderes, o yıl Saracoğlu Hükümeti”nin getirdiği Toprak Kanunu Tasarısı”nı şiddetle reddederek, komisyondan istifa etti. Partide yaptıkları muhalefetten dolayı, Refik Koraltan ve Fuat Köprülü ile birlikte CHP Disiplin Kurulu tarafından 12 Haziran 1945”te ihraç edildiler.

Celal Bayar da hem partiden hem de milletvekilliğinden istifa etti. Bu hareketler Demokrat Parti”nin 7 Ocak 1946”da kurulmasına sebep oldu. 1946 seçimlerinde Demokrat Parti”den Kütahya Milletvekili olarak meclise girdi. Celal Bayar“dan sonra ikinci adam durumu ve konumuna geldi.

14 Mayıs 1950 seçimlerinde DP oyların 53,5”ini alarak iktidara geldi. 10 senelik DP iktidarının tek başbakanı oldu ve o döneme damgasını vurdu. İktidarı zamanında 5 hükümet kurdu. Bu 10 senelik zaman içinde Türkiye”nin iç ve dış siyasetinde büyük gelişmeler oldu. Sanayileşme ve şehirleşme hamlesi başladı, köye makine girdi, ulaşım, enerji, eğitim, sağlık, sigorta ve bankacılık yeniden başladı. Türkiye kalkınma kavramıyla tanıştı.

27 Mayıs 1960 tarihinde yapılan askeri darbeyle iktidardan indirildi. Yassıada”ya hapsedildi. Milli Birlik Komitesi tarafından kurulan Yüksek Adalet Divanı”nca (!) idama mahkum edildi. Yassıada”da tutuklu bulunduğu sırada çok zalimce ve insanlık dışı işkencelere maruz kaldı. Duruşmalarda İzzet-i nefsi ile oynandı. Hapishanede rencide edildi.





ATATÜRK”ÜN SÖZÜ VE CHP MACERASI

Türk demokrasi tarihinin en önemli şahsiyetlerinden biri olan Adnan Menderes 1930 yılında Serbest Fırka”ya katıldı. Serbest Cumhuriyet Fıkrası feshedildikten sonra, Celal Bayar”la görüşerek, Cumhuriyet Halk Partisine girdi, en sonunda da Mustafa Kemal”in "Bugün konuştuğum genç, elbette burada bizim parti mutemetleri ile çalışamaz. Şayan-ı dikkat bir gençtir. Gün gelecek bu ülkede DEMOKRASİ”yi kurmak şerefi ona nasip olacaktır" cümlesi ile beğenisini kazanmıştı ve 1931 yılında Atatürk”ün emir ve direktifi ile CHF Aydın Milletvekili seçildi, 1945 yılına kadar CHF Milletvekilliğini sürdürdü.

Adnan Menderes o dönemi şöyle anlatıyor:

"Atatürk zamanında ben, Aydın”da Serbest Fırka”nın reisiydim. Fethi Bey bizzat Aydın”a gelerek, Serbest Fırka ile meşgul oldu. Aydın”daki belediye seçimlerini kazandım. Gayet dürüst bir mücadeleye giriştim. Halk Fırkası ileri gelenleri ile tanışıyordum. Ama Halk Partisi”ne, onların rica ve ısrarına rağmen girmemiştim... Fethi Bey”in partisi, malum şartlar altında feshedildi. Memlekete derin bir teessür hakim oldu. Halk Partisi kendisini toparlamak istedi. Vilayetlere heyetler gönderildi. Bu arada Izmir ve Aydın”a da, Celal Bayar riyasetinde bir heyet geldi...Ben gelen heyetle bir hafta temas etmedim. Nihayet, Celal Bayar tanıdığım ve hürmet ettiğim bir zattı. Vasıf Çınar Ittihat ve Terakki mektebinden hocamdı... Ve temas temin edildi. Bu muhterem zatların ibram ve ısrarı üzerine, Halk Partisine girerek, fikirlerimizi parti içinde müdafaa etmek muvafık olacaktı. O zamana kadar ve benimle beraber Halk Partisi”ne karşı çekingen tanınan arkadaşlarla, Halk Partisi”ne girdik." (Bilgin Çelik, " Toplumsal Tarih Aralık 2000", "Aydın”da Serbest Fırka ve Belediye Seçimleri )

1945 senesine kadar TBMM”de komisyon raportörlüğü yapan Adnan Menderes, o yıl Saracoğlu Hükümeti”nin getirdiği Toprak Kanunu tasarısını şiddetle eleştirerek komisyondan istifa etti.Partide yaptıkları muhalefetten dolayı bir süre sonra Refik Koraltan ve Fuat Köprülü ile birlikte CHP Disiplin Kurulu tarafından 12 Haziran 1945”te ihraç edildiler.

27 MAYIS DARBESİ





Sabah saat 04:36”da Ankara Radyosu”ndan yapılan bir anons nefesini tutan insanları bir anda heyecanlandırdı. Tek haberleşme aracı olan devlet radyosundan evlere ulaşan anonsta, ““Bugün, demokrasimizin içine düştüğü buhran ve en son müessif hadiseler dolayısıyla ve kardeş kavgasına meydan vermemek maksadıyla, Türk Silahlı Kuvvetleri, memleketin idaresini eline almıştır”“ deniliyordu ve Türk halkı ihtilalle ilk defa tanışmış oldu.

Cumhurbaşkanı Celal Bayar Çankaya Köşkü”nde; Başbakan Adnan Menderes Kütahya”da gözetim altına alınıyordu. Bakanlar Kurulu ve Tahkikat Komisyonu üyeleriyle DP milletvekilleri de bulundukları mekanlardan toplanarak Harp Okuluna gönderildiler.

Demokrat Parti iktidarı ile iyi ilişkiler içinde bulunan dönemin Genelkurmay Başkanı Rüştü Erdelhun başta olmak üzere üst rütbeli asker ve bürokratlar cezaevlerine konuldu. Ülkede ilan edilen sıkıyönetim sonucu tüm Demokrat Partili milletvekilleri, üst derecedeki bürokratlar ve polis şefleri tek tek evlerinden alındı. Tüm siyasiler, yargılanmak üzere Yassıada”ya gönderildiler. Darbecilerin emir ve kademe zinciri dahilinde cereyan eden sözde mahkeme hakkında idam hükmü verdi ve 17 Eylül 1961 tarihinde ise alçakça asılarak idam edildi. Rûhu şâd olsun.

MENDERES”İN SON DAKİKALARI

İmralı”ya gelindiğinde, memleket içinde ve dış basında sıhhi durumu hakkında türlü spekülasyonlara yol açan Menderes, iskeleden konulduğu misafir salonuna kadar çiçek tarhları arasındaki 100 metrelik yolu hiç kimsenin yardımı olmadan rahatça yürüdü. Ayrıca misafir salonu ile darağacının bulunduğu yer arasındaki 80 metrelik yolu da, gene aynı rahatlıkla katetti.

İmralı Adasının etrafında ve içinde Örfi İdare Kumandanlığınca sıkı emniyet tedbirleri alınmıştı. İmralı Adasının etrafında donanmamıza mensup tekneler, içinde de deniz, kara ve hava askerleri görülmekteydi.

Menderes”e M.B.K.”nin tasdik kararı, kendisine tahsis olunan misafir salonunda tefhim edilmiştir. Cumartesiyi pazara bağlıyan gece saat 01.30”da Zorlu ve Polatkan için yapılan formaliteler, Menderes için tekrarlandı.

Menderes Egesel”i dinlerken Polatkan derecesinde olmamakla beraber gene korku ile sarsıldı. Fakat zamanla kendisini toparladı. Oturduğu yerde kamburunu çıkararak daha da küçülmüş ve son arzusu sorulduğu zaman bir sigara istedi.

Verilen Yenice sigarasını içerken şunları söyledi:

- Dünyadan ayrıldığım şu anda, ailemi ve çocuklarımı şefkatle andığımı kendilerine bildirin. Vatanı ve milleti Allah refah içinde bıraksın.

Menderes, sabaha karşı saat 02.31”de Zorlu”nun ipe çekildiği darağacında asılmak suretiyle idam edildi. Menderes”in de, Zorlu ve Polatkan gibi darağacına götürülürken, usule uygun olarak bilekleri arkasına bağlanmıştı.

61 NOLU TEBLİĞ

Milli Birlik Komitesi İrtibat Bürosunun 17 Eylül 1961 Tarih ve 61 numaralı tebliğidir:

1- Ord. Prof. Dr. Sedat Tavat, Amiral Bristol Hastahanesi Dahiliye Servisi Şefi Dr. Nevzat Yeginsu ve Yassıada Garnizon Hastahanesi tabiplerinden Dr. Galip Bozalioğlu, Dr. Ahmet Karahaliloğlu, Dr. Zeki Kebapçıoğlu ve Dr. Sedat Yürütgen”den müteşekkil heyet tarafından düşük Başvekil Adnan Menderes”in sıhhi muayenesi yapılmış sıhhi durumunun tamamen normale döndüğü raporla tesbit edilmiştir.

2- Yüksek Adalet Divanınca verilen ve Milli Birlik Komitesi” nce tasdik edilen idam cezası hükmü infaz edilmiştir. Tebliğ olunur.



















Yorumlar








Aktif Ziyaretçi 19
Dün Tekil 767
Bugün Tekil 596
Toplam Tekil 1637657
IP 54.205.150.215






TURAN-SAM PRINTED ISSN: 1308-8041
TURAN-SAM ONLINE ISSN: 1309-4033
Journal is indexed by:

































































5 Rebiü'l-Evvel 1438
Aralık 2016
P
S
Ç
P
C
Ct
P
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31


Üstümüze kılıç çekilmedikçe, ülkemize girilmedikçe, teb'ama cefa edilmedikçe Bizden kimseye zarar gelmez. (Fatih Sultan MEHMET)


Ekle Çıkar









Anasayfa - Amaç - Misyon - Vizyon - Faaliyetler - Tüzük - Yönetim - Yasal Uyarı - İletişim

Her Hakkı Saklıdır © 2007 - 2017 TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi
Sayfa 1.716 saniyede oluşturulmuştur.

TURAN-SAM rssTURAN-SAM rss
Google Sitemap

Sayac

"Bu site en iyi mozilla firefox'ta 1280x960 çözünürlükte görüntülenir."

Turan Portal v1.3 | Tasarım TURAN-SAM , Kodlama Serkan Aygün

Turan Nedir?, Bilimsel Dergiler, En popüler Bilimsel Dergi, Endeksli Bilimsel Dergiler, Saygın Bilimsel Dergi, Türk Dünyasının en popüler ve en saygın Bilimsel Hakemli Dergisi, SSCI, SCI, citation index, Turan, Türk Devletleri, Türk Birligi, Türk Dünyası, Türk Cumhuriyetleri, Türki Cumhuriyetler, Özerk Türkler, Öztürkler, Milliyetçi, Türkçü, Turancı, Turan Askerleri, ALLAH'ın askerleri, Turan Birliği, Panturan, Pantürk, Panturkist, Türk, Dünyası, Stratejik, CSR, SAM, Center for Strategical Researches, Araştırma, Merkezi, Türkiye, Ankara, İstanbul, Azer, Azeri, Azerbaycan, Bakü, Kazakistan, Alma-Ata, Astana, Kırgız, Bişkek, Kırgızistan, Özbekistan, Özbek, Taşkent, Türkmen, Türkmenistan, Turkmenistan, Aşxabad, Aşkabat, Ozbekistan, Kazakhstan, Uzbekistan, North, Cyprus, Kıbrıs, MHP, AKP, CHP, TURKEY, Turancılık, KKTC, Vatan, Ülke, Millet, Bayrak, Milliyet, Cumhuriyet, Respublika, Alparslan Türkeş, Atatürk, Elçibey, Bahçeli, Aytmatov, Bahtiyar Vahabzade, Yusuf Akçura, Zeki Velidi Togan, İsmail Gaspıralı, Gaspırinski, Nihal Atsız, Alptekin, Kürşad, Tarih, Kardeş, Xalq, Halk, Milletçi, Milliyetçi, Yürek, Ürek, Türklük, Beynelxalq, Arbitrli, Elmi, Jurnal, Nüfuzlu