Osmanlı Ağırlığında Bir Taş - Mustafa BARLAS - TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi - http://www.turansam.org









Osmanlı Ağırlığında Bir Taş - Mustafa BARLAS
Tarih: 09.09.2010 > Kaç kez okundu? 2271

Paylaş


MUSTAFA BARLAS "CÜMLE KAPISI"

Osmanlı Ağırlığında Bir Taş

share

MUSTAFA BARLAS "CÜMLE KAPISI"

Perşembe, 09 Eylül 2010 00:31



Son dönemlerde özellikle bu Ramazan ayında ayyuka çıkan bir Osmanlı modasıdır gidiyor.



Osmanlı kıyafetleri, Osmanlı sofrası…



Osmanlı yemekleri yapan pahalı restoranlar. Nevzuhur, türedi-cemaatçi zenginlerin gösterişli iftar yemeklerine mekânlık eden bu ticarethanelerde her türlü göz bağcılık da mevcut. Ney sesi, fıskiyeler, şadırvanlar, güllaçlar, en zengin menüler, türlü malzemeler. Heybeler, kilimler, fesler fisebilillah…



Yılış yılış, yapış yapış yakasız mintan giymiş, kırılıp dökülen, pop şarkıcısından bozma ilahiciler… Ramazan’da Lale devri manzaraları tezahür ederken diğer yanda da gariban insanlar iftariyelik zeytin ve peynir bulamıyordu.



Geçelim.



***



Şimdiye dek hem milliyetçi hem de İslamcı kesimde ve muhafazakâr çevrelerde Osmanlı dendiği zaman akan sular durur ve Osmanlı, bâtılın mefhum-u muhalifi bağlamında “Hâk” olarak kabul ve itibar olunurdu. Bu itibar ve entelektüel dokunulmazlık, Osmanlı başlığı altında ne verirsen, ne kadar bölücü yıkıcı propagandayı ne kadar su dökersen pilavın kaldıracağı o kadar su gibi çaktırmadan yedirmenin bir yöntemine dönüşmüştür. Suret-i haktan görünmenin bir başka çeşididir artık Osmanlıcılık. Takiyyenin, kuzu postuna bürünmenin adıdır Osmanlıcılık.



Osmanlıcılık, “kapitülasyonculuk, ekümeniklik ve özerklik” görünümünde böğrümüze sokulmaya çalışılmaktadır.



Günümüzde maalesef “Osmanlı” her türlü gayrimeşru fikir ve propagandanın meşrulaştırma eylem ve çabasının bir aracı haline bürünmüştür.



***



Said-i Nursi, Mektubat adlı eserinde Hazret-i Ali’nin, adalet-i mahzâyı (Mutlak Adaleti) esas alıp o esas üzerine gitmek için içtihad ettiğini, muârızlarının (Muaviye) ise zamanın değişiminden dolayı adalet-i mahzânın uygulanmasının mümkün olmadığını mürur-u zamandan (zamanın geçmesinden) dolayı adalet-i mahzânın uygulanmasının çok zor olduğu, “ehven-i şerri ihtiyar” (kötünün iyisini seçmek) anlamına gelen “adalet-i nisbiye” (nisbi adalet) esası üzerine içtihad ettiklerini, Hazret-i Ali’nin içtihadının doğru, Muaviye’nin içtihadının ise yanlış olduğunu belirtmektedir. Yazar bu doğru tespitlerden sonra şöyle devam etmektedir: “Bir cemaatin selâmeti için, bir ferdin rızası bulunmadan, hayatı ve hakkı feda edilmez. Hamiyet namına, rızasıyla olsa, o başka meseledir. Adalet-i izafiye ise, küllün selâmeti için cüz’ü feda eder. Cemaat için, ferdin hakkını nazara almaz. Ehvenüşşer diye bir nevi adalet-i izafiyeyi yapmaya çalışır. Fakat adalet-i mahzâ kâbil-i tatbik ise, adalet-i izafiyeye gidilmez. Gidilse zulümdür. İşte, İmam-ı Ali Radıyallahü Anh, adalet-i mahzâyı Şeyheyn zamanındaki gibi kâbil-i tatbiktir deyip, hilâfet-i İslâmiyeyi o esas üzerine bina ediyordu. Mukabilleri ve muarızları ise, “Kabil-i tatbik değil; çok müşkülâtı var’ diye, adalet i izafiye üzerine içtihad etmişler. Tarihin gösterdiği sair esbab ise, hakikî sebep değiller, bahanelerdir.” (1)



Yazarın yukarıdaki tespitlerine şunu ekleyebiliriz: Osmanlı Devleti, Muaviyenin içtihadı üzerine hükmetmiştir. Ancak, bu içtihadın uygulanma şartı olan “ezmânın tebeddülü” (dönemin/zamanın değişmesi) veyahut mürur-u zaman (zaman aşımı) unsuru gerçekleşmiş olmaktadır. Adalet-i mahza (mutlak adalet) yerine adalet-i nisbinin uygulanmış olması Osmanlı bakımından doğrudur denilebilir.



Osmanlı’nın Türk Milleti’nin “Devlet-i Ebed Müddet” ülküsüne kilitlenen ve 600 küsur yıl devam eden hâkimiyet alanı olarak Ortadoğu, Balkanlar ve Kafkasya’nın büyük bölümüne hükmetmiş olması söz konusu içtihadın isabetle uygulandığına delalet etmektedir. Keza, Osmanlı ile Türk’ün ayniyet kazanması ve birbirinin yerine anılır olması dünyada Müslüman olan bazı milletlerin de Müslüman olduktan sonra “-Biz ‘Türk’ olduk.” dedikleri bilinmektedir. Osmanlı’nın, Nihal Atsız ve Osman Turan’ın “Büyük Türk Hakanlığı” teorilerini doğrulayacak şekilde İslamiyet ve Türklüğe hizmetleri kuşkusuzdur. Ancak ne var ki, mesela Yıldırım Beyazıt ve Emir Timur’un savaşı gibi konularda etnosantrik (bizci) bir bakış açısı ile tek taraflı olarak meselelerin Osmanlı lehine yontularak yorumlanması da doğru değildir.



***



Necip Fazıl’ın “Altun silsile” adını verdiği Sadât- Kiram’ın yetiştiği Semerkant ve Buhara gibi Türkistan şehirlerinden ve beldelerinden kopup gelen Timurlu devletinin kurucusu ve sultanı olan Emir Timur(2) ile Osmanlı’nın ilk dönemlerindeki Padişahı Yıldırım Ebâyezid arasında yaşanan savaşa ilişkin birçok tarihi yanlışlar ve yönlendirmeler bulunmaktadır. Bu nedenle, ben de bu konuda Necip Fazıl’ın:



“İnanmıyorum bana öğretilen tarihe, sebep ne mezardansa bu hayatı tercihe?”



dizesinde dile getirdiği “inanmama hakkımı” kullanıyorum. Çünkü Emir Timur, itikadî bakımdan da İslam inancının ana damarını yansıtan Maturidî’nin akılcı ve aşırılıktan uzak görüşlerini desteklemektedir. Kaldı ki kelam bahsinde bu Maturidî görüşleri Türkler arasında tarih boyu en çok rağbet gören öğreti olmuştur. Türk Milletinin arı duru ve dinin özünü oluşturan inançlarının istikrarlı olarak bugünlere kadar gelmesinde Timur’un katkısı da büyüktür.



Emir Timur (1336-1405) yaşadığı devr-i saltanatında Bâba Semmâsi (Ö.1354) Seyyid Emir Külal (Ö.1370) ve Muhammed Bahaeddün-i Buharî (1318-1389) nam-ı diğer Şah-ı Nakşibend gibi Saadat-ı Kiram’ın ileri gelenleriyle sağlıklarında meclis ve sohbetlerinden tefeyyüz ederek ve ölümlerinden sonra da onların türbe ve makamlarını ihya ederek hiçbir zaman saygı ve hürmette kusur etmemiştir. Keza, âlimleri yanında bulundurup her zaman onlarla meşveret halinde olmuştur. Diğer yandan bu yukarıda zikrettiğimiz Sâdât-ı Kirâmın uluları şeriat ve marifet dengesini gözeten mutedil (ortayolcu) bir çizgiyi benimsemişlerdir. Tasavvufta bulundukları yer ezoterik (Batıni) çizgideki sapkınlıktan uzak bir noktadır. Kuşeyri ekolüne yakın, Mevlananın (Celaleddin-Belhi veya Celaleddin-i Rumi) meşhur pergel metaforundaki gibi şeriatı mihenk noktasına koyarak marifete yol bulan bir anlayışı temsil etmektedir. (3)



***



Netice-i kelam; Büyük Türk Milleti Osmanlı’dan önce de vardı, Osmanlı’dan sonra da var olmaya devam edecektir.



Ramazan Bayramınız Kutlu ve Türk Milletine HAYIRLI olsun!



_________________________________







(1) Said-i Nursi, Mektubat, 15. Mektup, http://www.erisale.com/#risaleContentId_482355199



(2)Mustafa Armağan, Timur’un Laneti, Enver Paşa Dergisi, http://www.enverpasadergisi.com/index.php?option=com_content&view=article&id=118:timurun-laneti&catid=1:makaleler&Itemid=4



(3) Altın Miras, Emir Timur Vakfı,



http://www.altinmiras.com/Icerik.ASP?ID=157





Yorumlar








Aktif Ziyaretçi 13
Dün Tekil 861
Bugün Tekil 725
Toplam Tekil 1635431
IP 54.205.140.252






TURAN-SAM PRINTED ISSN: 1308-8041
TURAN-SAM ONLINE ISSN: 1309-4033
Journal is indexed by:

































































2 Rebiü'l-Evvel 1438
Aralık 2016
P
S
Ç
P
C
Ct
P
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31


Ey Türk Beyleri, Milletim, İşitin! Yukarıda Gök Çökmedikçe aşağıda yer delinmedikçe, TÜRK Ulusu senin ülkeni kim alabilir? Töreni kim Bozabilir?
(Bilge KAĞAN)


Ekle Çıkar









Anasayfa - Amaç - Misyon - Vizyon - Faaliyetler - Tüzük - Yönetim - Yasal Uyarı - İletişim

Her Hakkı Saklıdır © 2007 - 2017 TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi
Sayfa 1.788 saniyede oluşturulmuştur.

TURAN-SAM rssTURAN-SAM rss
Google Sitemap

Sayac

"Bu site en iyi mozilla firefox'ta 1280x960 çözünürlükte görüntülenir."

Turan Portal v1.3 | Tasarım TURAN-SAM , Kodlama Serkan Aygün

Turan Nedir?, Bilimsel Dergiler, En popüler Bilimsel Dergi, Endeksli Bilimsel Dergiler, Saygın Bilimsel Dergi, Türk Dünyasının en popüler ve en saygın Bilimsel Hakemli Dergisi, SSCI, SCI, citation index, Turan, Türk Devletleri, Türk Birligi, Türk Dünyası, Türk Cumhuriyetleri, Türki Cumhuriyetler, Özerk Türkler, Öztürkler, Milliyetçi, Türkçü, Turancı, Turan Askerleri, ALLAH'ın askerleri, Turan Birliği, Panturan, Pantürk, Panturkist, Türk, Dünyası, Stratejik, CSR, SAM, Center for Strategical Researches, Araştırma, Merkezi, Türkiye, Ankara, İstanbul, Azer, Azeri, Azerbaycan, Bakü, Kazakistan, Alma-Ata, Astana, Kırgız, Bişkek, Kırgızistan, Özbekistan, Özbek, Taşkent, Türkmen, Türkmenistan, Turkmenistan, Aşxabad, Aşkabat, Ozbekistan, Kazakhstan, Uzbekistan, North, Cyprus, Kıbrıs, MHP, AKP, CHP, TURKEY, Turancılık, KKTC, Vatan, Ülke, Millet, Bayrak, Milliyet, Cumhuriyet, Respublika, Alparslan Türkeş, Atatürk, Elçibey, Bahçeli, Aytmatov, Bahtiyar Vahabzade, Yusuf Akçura, Zeki Velidi Togan, İsmail Gaspıralı, Gaspırinski, Nihal Atsız, Alptekin, Kürşad, Tarih, Kardeş, Xalq, Halk, Milletçi, Milliyetçi, Yürek, Ürek, Türklük, Beynelxalq, Arbitrli, Elmi, Jurnal, Nüfuzlu