EN HAYIRLISI “HAYIR” DEMEKTİR!.. (1) - Mustafa Nevruz SINACI - TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi - http://www.turansam.org









EN HAYIRLISI “HAYIR” DEMEKTİR!.. (1) - Mustafa Nevruz SINACI
Tarih: 07.09.2010 > Kaç kez okundu? 2315

Paylaş


Şimdi eğri oturup doğru konuşmak zamanıdır.

Fakat önce, kamuoyunda “dinci yazar” olarak tanınan Milli Gazete yazarı Mehmet Şevket Eygi”den bir alıntı yapalım. İşte, “evet”çi partinin yayın organında AKP”ye hitaben yazdığı 07.08.2010 tarihli makale:

***

“ALLAH BİN KERE BELÂNIZI VERSİN!..

Allah Cezanızı Versin!..

İSLAMCILIĞIN cıcığını çıkarttınız, Allah belânızı versin!..

Ben çoğunuzun o e...ski mücahitlik günlerini bilirim, ne nutuklar atıyor, mangallarda kül bırakmıyordunuz. Sonra mücahitlik postunu çıkardınız müteahhit oldunuz. Müslüman”san, hangi meşrep ve mezhepten olursan ol, mutlaka doğru ve dürüst olmak zorundasın. Siz yıllar var ki, doğruluk şişesini taşa vurup paramparça ettiniz. Allah bin kere belânızı versin!

Namaz kılıyor, günde onlarca defa Allah”tan sirat-ı müstaqime (doğru yola) kılavuzlamasını lisan ile niyaz ediyorsunuz ve hayatta tam tersini yapıyorsunuz.

Bre uğursuzlar!..

İslam”da devlet ve belediye bütçelerini hortumlamak var mıdır?

Rüşvet almak var mıdır?

Haram yemek var mıdır?

Her türlü emanete hıyanet etmek var mıdır?

Yalan söylemek, halkı aldatmak var mıdır?

Arsa ve arazileri yapılaşmaya açarak, binalara fazla kat çıkma izni sağlayarak haram komisyonlar almak var mıdır?

İhalelere fesat karıştırmak var mıdır?

Haram yollarla süper zengin olmak var mıdır?

Size beddua ediyorum. Allah belanızı versin!..

İki yakanız bir araya gelmesin!..

Haram servetlerinizi huzur içinde yiyemeyin emi!..

Müslümanların yüzünü kara çıkarttınız...

Başınız belâdan kurtulmasın.”

(Mehmet Şevket Eygi: Milli Gazete; 07 Ağustos 2010 Cumartesi)

***

Yukarda ne demiştik? Dosdoğru konuşmak ve mutlaka dürüst olmak zamanıdır.

Gerçekte bu, insanlar ve özellikle Müslümanlar için belirli bir zamanı kapsamaz.

Namuskârlık, onurluluk ve sorumluluk bütün zamanları, yani bütün hayatı kapsar..

Evet, Doğru ve dürüst olmak, iman ve amelde (eylem ve söylemde) bir olmaktır.

Zira halka konuşanların (akıl veren, yol gösterenlerin) ve yazanların, her iki âlemde de sorumlulukları pek büyüktür. Bunlar, âlimler (ulema; konuşan ve yazanlar) ile amirler (ümera; idare eden, millet memurlarına emir veren yöneticiler) olarak açıklanır ve tanımlanır.

Şu kadar ki, bu avas (okumuş-ilimle amel eden; avam”ın karşıtı) ekseriyetle namuslu, dürüst, onurlu-sorumlu; Adalet ahlâkı, hukuk ve hikmet sahibi olmaları, bizatihi milletin zikri, fikri, amel, ilim ve erdemi (yaşam biçimi) ile alakalı olup; Ulema ve Ümera milletin aynası ve dâhi tıpkısının aynısıdır.

Ne diyor Hak”te Alâ, Kur-an”ı Kerim de; Bakınız:

“Bir toplum kendilerindeki özellikleri değiştirinceye kadar Allah, onlarda bulunanı değiştirmez…” (Ra”d, Suresi: 11)

Büyük âlim, Cumhuriyetin Diyanet İşleri Başkanı (merhum) Elmalılı M. Hamdi Yazır, ayeti şöyle açıklamakta ve tefsir etmektedir: “Allah”ın bir toplumu değiştirmesi, ancak ve sadece insanların değişimi istemelerinden kaynaklanır. Güven, huzur ve emniyetin kalmadığı, dolandırıcılığın, rüşvetin, yalanın, zulmün hâkim olduğu bir toplum elbette yıkılmaya, yok olmaya ve çökmeye mahkümdur. Allah (CC)”ın koyduğu ilahi düzen bunu gerektirir. Yoksa Allah, bir toplumu hak etmedikleri halde helak (yok) etmez. (F. Razi, XIX/22) Bir başka ifadeyle Allah, bir toplumun (milletlerin) helâkini sebeplere bağlamıştır. O sebepleri de insanlar kendileri oluştururlar. (Elmalılı, Kur-an Dili, IV /2419)

Yanı sıra: Peygamberimiz Efendimiz bir hadis-i şerifinde, “Sizler nasılsanız öyle yönetilirsiniz” buyurmakta; Montesquieu ve Winston Churchill de, “Her millet lâyık olduğu şekilde yönetilir” demektedirler.

Bu kadim bir bilim, siyasi ve sosyolojik vakıa ve bütün zamanların ortak gerçeğidir.

Bir gerçek daha var ki, o”da: Akil, âlim, fazıl ve basir ulemalar ile namuslu, dürüst ve demokrat amirleri (vekil ve siyasetçileri) olan bir toplumda her değişim ve dönüşüm, terakki (ilerleme, gelişme) anlamında olup; Öncelikle sine-i millet de var olan arazı (müzmin sorun ve sıkıntıları) izaleye matuf olmak gerektir.

Aksi takdirde yapılanda, değiştirilende ve atılanın yerine konulanda hayır yoktur.

Tıpkı 27 Mayıs 1960”da, Mustafa Kemal, Türk, İslâm ve Cumhuriyet düşmanlarınca atılan (ilga edilen) Atatürk ve Kurucu Cumhuriyet Anayasasının yerini alabilecek bir başka anayasa, değişiklik ve her hangi bir düzenleme konulamadığı gibi!..

Bu zaten olamaz. Olamaz!.. Zira 1923 Cumhuriyeti orijinaldir.

Orijinalin yeri taklitle, alıntıyla, sanalla ve AB sapıklığı ile doldurulamaz…

Şimdi esasa gelelim ve “ilim, tarih ve hakikatler ışığında” soralım:

“Bu, 26 madde”den ibaret ve 12 Eylül 2010 Pazar günü halkoyuna sunulacak tasarı” millet tarafından uygun görüldüğü ve onaylandığı takdirde:

. 27 Mayıs, gasp, işgal ve tasfiye kalkışmasının hesabı sorulacak mı?

. Cumhuriyetin, yok pahasına heba edilen değerleri tekrar kazanılacak mı?

. 27 Mayıs”la gelen ve elli yıldır ülkede var olan, giderek kronikleşen, derinleşen yozlaşma, rüşvet, iltimas, ayırma-kayırma, yalan-talan, yolsuzluk, haksızlık, hukuksuzluk, suiistimal, menfur mafya tasallutları, organize suç, kaçakçılık, kayıt dışılık, kara para, hak-adalet-usul-yasa ve ahlâk dışı sarf, edinim, temlik ve tasarruflar önlenecek mi?..

. Kamu /özel, bilumum sektörleri sürekli denetlenir, hesap verir, tüyü bitmemiş yetimin hakkını korur, “devletin malını deniz bilip” kamu kurumları ve halkı her vesileyle hortumlayanlardan hesap sorulacak mı?

. Tıpkı 12 Eylül”de olduğu gibi anarşi, terör ve tedhiş bir gecede kesilecek, akabinde suç odakları, eşkıya ve sair uzantı ve bağlantıları derdest edilip Cumhuriyet Mahkemeleri önüne çıkarılacak mı?

. 1963 yılından bu güne akan kanın, tahrip ve tarümar edilen milli servet”in, izzet ve itibarı ayaklar altına alınan Milli Devlet”in; Yalanla, talanla gasp ve irtikap edilen, eşe-dosta, kardeşe-yoldaşa peşkeş çekilen Milli Servet”in hesabı sorulacak mı?

. “Demokratik özerklik ilan edeceğiz” diyen menfur dönme ve devşirmeler derhal derdest edilecek ve “tarafsız-bağımsız” yargı önüne çıkartılacak mı? Bu bedhahların yardım ve yataklık ettiği bilumum anarşist, terörist ve tedhişçiler, her tür uzantı ve bağlantıları dahil olmak üzere “şer ve şeytani, hain ve düşman” bataklıkları mutlaka kurutulacak mı?

. 13 Eylül”den itibaren ülkemizde huzur, emniyet ve sükun tam anlamıyla sağlanacak; Demokrasi, hakkaniyet, adalet ve hukuk hâkim kılınacak ve TC yargısı, diğer erk, eklenti ve bağlantılara karşı “tarafsız ve bağımsız”; Hükümet, hak, adalet ve hikmetle hükümferma; TBMM, ab-abd, parti sahipleri, vesayet ve cuntalara karşı tam bağımsız, kürsü masuniyeti hariç olmak üzere, her türlü dokunulmazlık, ayrıcalık ve imtiyazdan soyutlanmış olacak mı?

Açıkça, namusluca, dürüstçe, erkekçe söylensin..

Kesinlikle EVET”mi? Yoksa!...

Kesinlikle HAYIR!...

EN HAYIRLISI “HAYIR” DEMEKTİR!.. (2)

Mustafa Nevruz SINACI

“…Ağzınızı hayra açın. Niyet hayr, akıbet hayr!..”

27 Mayıs 1960 ile başlayan fetret devrinin en nefreti mucip, zalim ve illet tarafı, adalet ahlâkı, salt dürüstlük ve evrensel hukuk anlayışından yoksun olmasıdır.

Peki, bu “anayasada değişiklik” tasarısı 27 Mayıs”ı sorgulama ve yargılama yolunu açıyor mu? Hayır. Kendilerini “din adamı, gönül adamı, şeyh, efendi, kanaat önderi ve mürşit” gibi nam, öğe ve unvanlarla açıklayıp tanımlayan eşhas bunu (aldatmaca ve yalanı) apaçık gördükleri, bildikleri halde; Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mareşal Mustafa Kemal Atatürk TBMM”de söylediği "Her Millet layık olduğu şekilde yönetilir" sözünün günümüzde geçerli olduğunu, geçerliğini koruduğunu haykırırcasına niçin şerrin, batıl, tefrika ve yanlışın yanında yer alıyorlar..

Bunlar, öyle gafil kör ve sağır hallere düştüler ki, Peygamber efendimizin "Kendini idareden aciz milletlerin başına öyle birilerini musallat ederiz ki, gelenlerden memnun kalırlar ve gelenler de onlardan..” hadisinin bile anlamını idrak edemez, kavrayamaz oldular..

Kaldı ki, bugün ülkemizde ve kentimizde hala açlık ve işsizlik sürüyorsa ve memleketi bu duruma getirenler önemli makamlarda görev başında iseler suçu nerede aramalıyız?

Kendimizde mi? Bizi yönetenlerde mi?

Dahası; Bizi yönetenleri acaba biz mi seçtik?

Seçim ve siyasi partiler kanunları buna imkân vermekte midir?

Yoksa 50 yıl önce başlayan vesayet, cunta, sulta ve dikta neden hükümfermadır?..

Neden yolsuzluk artarak sürmektedir. Yoksuzluk haksızlık getirir.

Haksızlık, hukuksuzluk ve yolsuzluk halka bir “değişim” (transformasyon) gibi sunulmaya çalışılmaktadır. Oysa; Fiyakalı koltuklu, süslü odalı makamlarını kaybetmek istemeyenlerle; aynı makam sahiplerine yaranmaya, yahut onların yerine oturmaya çalışan, buzlanmış beyinlerin; bir türlü anlayamadığı sürekli değişim bu değişim değildir...

Gerçek değişim terakkidir. Dönüşümdür. Bu sayede taş devrinden,bu güne gelindi....

Odun parçası mı değerli, altın parçası mı değerli?- O anda ne işe yaradıklarına bağlı...

Küçük derelerdir büyük nehirleri oluşturan. Öyleyse bakalım. Kim cahil. Kim değil?

Okumuş yüksel yapmış, eğitimli insanımızın %90 nına yakını devleti hortumlamakta, yani hırsızlık yapmaktadır. Hırsızlık cahillerin işidir. Evrakta sahtecilik yapmaktadır. Sahtecilik cahillik işidir. Bankaların için boşaltmaktadır. Bu cahillerin işidir. Her türlü yalan, iftira ve dedikodu yapmaktadır. Bunlar cahillerin işidir. Bir kısmı ordu göreve diyerek darbe çağrısı yapmaktadır. Bu cahil, zayıf, korkak basiretsiz kişilerin işidir. Bunlar ihtisas sahibi olmadıkları konularda ahkâm kesmektedirler. Her konuyu bildiğini sanan cahillerdendir.

Buradan Yunus Emre ile bir cevap verelim.

İlim ilmek ilmektir/İlim kendin bilmektir/Sen kendini bilmezsin/Ya nice okumaktır.

Bunlara bir görev verildiğinde her şeyi bildiğini sanarak kimseye danışmadan, müşavere etmeden iş yapan cahillerdir. Oysa bunların cahil dedikleri okuması, yazması olmayan birine bir görev verilse ben bunu bir araştırayım, danışayım diyerek görevini en iyi şekilde yapmaya çalışan arif ve feraset sahibi insanı karşında bulursun.

Yine Yunus”un iki dörtlüğü ile bu okumuş cahillere seslenelim.

Okudum bildim deme/Çok taat kıldım deme.

Eğer Hak bilmez isen/Abes yere yelmektir.

Dört kitabın ma”nisi/Bellidir bir elifte.

Sen elifi bilmezsin/Bu nice okumaktır.

Milletimiz asla cahil değildir, milletimiz ariftir, feraset sahibidir. Milleti aldatmaya yönelik manüplasyonlara, yalanlara feraseti ile aldanmamıştır. Asıl cahil olanlar, bu milletin dişinden, tırnağından arttırarak okuttuğu ve kendisine tepeden bakan, kendisini yok sayan, değer vermeyen, alay eden, güdülecek sürü gibi görenlerdir… Allah bu milletin başına bela olan okumuş cahillere fırsat vermesin…

Anayasa değişiklik tasarıları ve referandum tarihinin en tuhaf, trajik ve antidemokratik olayı şu 12 Eylül referandumu olup; Bu bir dayatma, mecbur tutma, mahküm etme ve ataların dediği gibi “ahlâk dışı aldatma, kandırma ve hukuksuz icbar”dır.

Daha açık bir anlatımla: Hileci, üçkâğıtçı, dessas ve kurnaz manavın; Dibi çürükle dolu bir çuval inciri, tepeye serpili az miktar kaliteyle tüketiciye kazıklaması gibi bir şey… Veya AB ve ABD”den zorunlu bir alım yapmaya kalktığınızda, yanına bir sürü işe yaramaz ve ihtiyacınız olmayan mal dayatmaları misal, fırsatı ganimet bilerek yapılan bir “uyutma, aldatma, kakalama ve kandırma” yöntemi gibi...

Öyle değilse, niçin 26 madde tek tek oylamaya sunulmadı?..

Bu bir oyun. Kuralı adalet, hukuk ve ahlâk olmayan kirli bir oyun!..

İlk kez “emir ve kademe zincirine riayetle” gerçekleşen 12 Eylül;

1961”e nazaran çok daha onurlu, adil ve şereflice oluşturulan Anayasa;

Bu anayasa uyarı teşekkül eden kamu yönetimi, kurum ve kuruluşlara karşı tavır;

Ve, “12 Eylül öncesi özlemi” ile hayata geçirilmek istenen bir irtica düzenlemesi!...

Anayasası, ıslah edilmiş kurumları ve öncekine oranla “hür, hükümran, egemen ve özgür” bir Türkiye istikametinde oluşturulan mevzuata karşı Turgut Özal”dan beri süregelen düşmanlık. Bunun icrası ise, ABD partnerliği ve AB yalakalığı yoluyla yapılmakta…

Aldatmaca-kandırmaca, dayatmaca, hile ve desisenin sebep ve hikmetine gelince:

Malum 27 Mayıs, 11 Kasım 1938 karşıdevriminin ikinci aşamasıdır...

(Gerçekte 12 Mart, 12 Eylül ve 28 Şubat”da mütemmim cüz olarak planlanmıştı.)

Temel amaç: 14 Mayıs kazasını, bütün sebep ve sonuçlarıyla kökten söküp atmak; Atatürk, Türklük, Türkçülük, Milliyetçilik ve İslâm adına Türkiye Cumhuriyeti”nde her ne varsa tarihten, tabiattan ve hayattan silmek, hafızalardan kazımaktı.

Bu cihetle 27 Mayıs”ın hesabı sorulmadan, 12 Eylül ve diğerlerinin hesabı sorulamaz.

Ancak, 12 Eylül”ün milli mutfakçıları, gizli kahramanları, doğal aktörleri, umur-u hikmet ve ebed müddet devlet yanlısı, Türk Milliyetçisi samimi zinde güçleri vardı. Başta Dr. Faruk SÜKAN olmak üzere, kamu vicdanını temsil edenler bunun pek ala farkında ve şuurunda olarak hareket ettiler. Dolayısıyla 12 Eylül, devrimbazların, gerici, mürteci ve yobazların, dâhili ve harici bedhahların planladığı biçimde gerçekleşmedi.

İşte 12 Eylül”e karşı derin düşmanlığın esas nedeni ve sebebi budur.

Bu nedenle 12 Eylül”ün bir tek sebebi, fakat iki yüzü vardır.

Sebep: Şiddetle tahrik edilen kardeş kavgası, kan, kin, nefret ve intikam; Ülke ve milleti bölmeye, parçalamaya matuf fesat, ifsat, tefrika, yalan, talan, iftira!.. Hayatın her alanına sızan rüşvet, iltimas, hırsızlık, yolsuzluk, hortumculuk, kamu gücü destekli banker ve banka, döviz-faiz faciaları… Karaborsa, kıtlık, yokluk, fakirlik ve yoksulluk. Bir millet ve toplumu çürütmek, yozlaştırmak ve yok etmek için lâzım gelen bütün lânetli işler, kirli iş ve pis argümanlar!.. Tarafların aktörleri bir, baronları birdir. Kargaşa için silâh, örgütlenme için para, hep aynı kaynaktan gelir, sağa da, sola da aynı elden verilir. Oynan, kanlı, kirli, alçakça, düşmanca, menfur bir oyundur.

12 Eylül”ün en önemli sebeplerinden biri de, Hungtinton ve Prof. Bernard Levis tarafından ortaya atılan ve belirli çevreler tarafından zamanla Büyük Orta Doğu Projesi”ne (BOP) dönüştürülen “uygarlıklar çatışması” için Türkiye” de ortam hazırlama gayretlerine dayanır. Aslında bunun evveli 1957-60 yıllarını da içine alır. Ancak, DP”nin çok bilinçli, milli meselelere vakıf ve çok uyanık kadroları ülkeyi büyük badirelerden kurtarmış, ancak, hüsrana uğrattığı dış düşmanla birlikte tezgâhlanan 27 Mayıs felâketinin önüne geçmeye yetmemiştir.

Sonuç “evet” olursa; Milli Birlik ve Milli hâkimiyet sağlanıp korunacak mı?

Recep”in yüzüne karşı yükselen “özerklik” teranelerine bakılırsa,

Kesinlikle “Hayır” !........

KUTSAL BİLGİ VE DEVLET ADAMLIĞI (1)

Mustafa Nevruz SINACI

Türkiye Cumhuriyeti, bugün “kader” günlerinden birini yaşamakta…

Vaki oylama, netice itibarıyla ülkemiz ve milletimiz açısından fevkalade önemli.

Ancak, oylamanın sonucu her ne olursa olsun, akil insanlar, münevverler, kanaat önderleri ve umur görmüş, bilge devlet adamları, gerektiğinde tarihi, sabık ve kadim rollerini mutlaka üstlenerek görevlerini ifa ve icra edeceklerdir.

Peki, milletine yön veren ve onları peşinden sürüklemesini bilen gerçek Türk devlet adamlarının vasıfları neler idi? Günün önemini idrak, sonrasını soğukkanlılıkla ifa, ikmal ve değerlendirebilmek bakımından, Türk devlet adamlarının “milli beka” ve “milletlerin kaderi üzerinde“ oynadıkları roller ile vazifeleri hatırlamakta ve hatırlatmakta yarar var: .

DEVLET ADAMININ VASIFLARI:

Bilge olmalı. Asya Hunlarından beri bilinen ve “medeni siyaset ve idare de hâkim” tabirinin karşılığı olan “Bilge” sözü, Türkçenin köklü kelimelerindendir. Bir Türk hükümdarı, devlet adamı ve hatun”una “bilge” sıfatının verilmesi, bilgeliğin Türk idarecilerinden istenen başlıca şart olduğunu gösterir. “Bilge kağan cesur kağan imiş, buyruğu da bilge imiş” (1)

Akil, âlim, pratik-berrak zekâ sahibi ve bilgili; Namuslu, şerefli, yüksek karakterli, cesaretli, kuvvetli ve kahraman olmalı. Asil soydan gelmeli. Damarlarında Türk soyunun asil kanı akmalı, imanı ve ameli bir, samimi ve şuurlu Müslüman olmalı. “İki türlü asil insan vardır: Bunlardan biri bey, biri âlim, bunlar insanların başıdır.” (2)

Dürüst olmalı, doğruluktan ayrılmamalı. “Hükümdarlığın temeli doğruluktur.

Hüküm ve hikmet sahipleri doğru olursa, dünya huzura kavuşur. Güneş hiç küçülmez, bütünlüğünü daima muhafaza eder, parlaklığı hep aynı şekilde kuvvetlidir. Devlet adamının tabiatı da ona benzer, doğruluk ile doludur ve hiç bir vakit eksilmez. Saadetle yükselmek için insana doğruluk lazımdır. İnsanlık doğruluğun adıdır. İnsan nadir değil, insanlık nadirdir, insan az değil, doğruluk azdır. Amirin sözü doğru olmalı, tavır ve hareketi itimat telkin etmelidir ki, halk ona inansın ve huzur içinde yaşasın. Tanrı onları doğruluk için bu mevkie getirir, doğru olsunlar ve doğruluk ile yaşasınlar diye...

Fazilet sahibi olmalı. “Ey hükümdar yatacağın yer, şüphesiz mezardır, onu iyilikler ile süsle. Tanrının yarattıklarına karşı iyi ol ve temiz kalple muamele et.” (2)

Sözünde durmalı ve verdiği sözden dönmemeli. “Sözünde durmayan hükümdara ümit bağlama, ömrün boşuna geçer ve perişan olursun. Hükümdarın sözü ve gönlü iyi olursa, onun hizmetinde bulunanlar doğruluk yolunu tutarlar.”

Hasis olmamalı, eli açık olmalı. “Hizmetkâr darlıkta kalır ve muhtaç duruma düşerse, onun sıkıntısını duyan hükümdar ihsan fermanını göndermelidir. Hasis bir hükümdar memleketine hâkim olamaz, hasislik ile hükümdarlık birbirine düşmandır. Hasise karşı her yerde isyan edilir. Bu dünyada böyle adet olmuştur: Hasise söverler, cömerdi överler.”

Yumuşak huylu, alçak gönüllü, himmet ve hayâ sahibi, İhtiyatlı olmalı., “Bir memleketin bağı ve kilidi iki şeyden ibarettir: biri tedbir (ihtiyatlılık), biri kânun. Bunlar esastır. Hükümdarlar düşmanı ihtiyat ile vurmuşlar, ihtiyatı terk ettiklerinde ise ihmalkârlık ile hükümdarlığın bağlarını çözmüşlerdir.”

Uyanık olmalı., “Gafil olma, gafil olursan, bu hükümdarlık gider, gafil insan her iki dünyada bedbaht olur. İnsanı uyutan bu gaflettir. Uyuyan insan işini-gücünü bırakır. İnsan bu gaflete hiç düşmese idi, o melek olur ve yalnız ibadet ederdi.” İhmalkâr olmamalı.

Aceleci değil, sabırlı olmalı., “Hiç bir işte acele etme, sabret, kendini tut, kul sabırlı olursa, hükümdarlık mertebesini bulur. Sabır ve sükûnet hükümdarlık için bir ziynettir, bunlar hükümdarlığın başta gelen meziyetledir. Din işinden başka işlerde acele etme.”

Devlet adamları ve millet memurları arasında rüşvet, iltimas, haram, yalan-talan erbabı türer ve hâkim hükümet bunları talim, terbiye ve tecziye etmezse; Bil ki, bir ve beraberdirler.

(1) : Kitâbeler, (2) : Kutadgu Bilig

KUTSAL BİLGİ VE DEVLET ADAMLIĞI (2)

Mustafa Nevruz SINACI

Devlet adamlığı konusunda kutsal bilgi kaynaklı geleneksel irşat şöylece devam eder.

Zalim olmamalı., “Ey hükümdar, eğer her iki dünya hükümdarlığını istiyorsan, harama karışma, zulüm etme, insan kanı dökme, düşmanlık besleme ve kin gütme. Eğer devamlı ve ebedi hükümdarlık istiyorsan, adaletten ayrılma ve halk üzerinden zulmü kaldır. Zalim adam uzun müddet beyliğe sahip olamaz, zalimin zulmüne halk uzun müddet dayanamaz. Zulüm yanar ateştir, yaklaşanı yakar; kânun sudur, akarsa nimet yetişir. Zalim olma, zulmü kötülere karşı tatbik et, bütün memleketi kötülerden temizle.” (2)

Merhametli ve şefkatli olmalı., “Halk koyun gibidir, hükümdar onun çobanıdır, çoban koyunlara karşı merhametli olmalıdır. Ey hükümdar, memleketinde gözünü ve kulağını keskin tut, merhametini herkese ulaştır.” Yalancı olmamalı ve yalandan hoşlanmamalı.

Siyasette mahir olmalı., “Hükümdar memleket ve kânunu siyaset ile düzene koyar, halk hareketini onun siyasetine bakarak tanzim eder.” Suçluları affetmeli., “Avrupa Hun hükümdarı Attilâ 448 yılında kendisine suikast maksadı ile gelen Bizans elçilik heyetinin hiçbirine dokunmayarak affetmişti.

İnatçı olmamalı. Temiz olmalı. Takva sahibi olmalı.

Dili yumuşak (tatlı dilli) olmalı., “İnsanın gönlü bir bahçedir, onu yetiştiren su, hükümdarların sözleri ve nasihatleridir. Hangi bahçe devamlı sulanırsa, orada binlerce renkli ve kokulu çiçek açar. Hükümdar onun hakkında iyi sözler sarf ederse, halkın gönlü açılır ve yüzü güler.” Mağrur ve kibirli olmamalı., “Hükümdar mağrur, kabadayı ve kibirli olmamalı, gurûr insanı doğru yoldan çıkarır.”

Tok gözlü olmalı.

Gönlü temiz ve kalbi doğru olmalı.

Anlayışlı olmalı. Misafirperver olmalı.

Nefsine hâkim olmalı., “Ey hükümdar, nefsine kuvvetle karşı koy: onun arzusunu yerine getirip, ona zevk sürdürme. En kötü düşmanın budur. Bu dünya bir düşmandır, nefsin ise, başka bir düşmandır; bu iki düşmanın her yerde tuzağı hazırdır.”

Harama el uzatmamalı.

Tanrı”ya kulluk etmeli, ibadet etmeli., “Ölüm gelmeden sen ölüme hazırlan, hayatta iken Tanrı”nın emirlerini yerine getir, ibadette kusur etme.”

İçki içmemeli, kumar oynamamalı, fesattan uzak durmalı, “Hükümdar içki içmemeli. Hükümdarlar (sarhoş eden alkollü içki) şarabın tadına alışırsa, memleketin ve halkın bundan çekeceği çok acı olur”

Kan dökmemeli, düşmanlık besleyip kin gütmemelidir.

Kılıcı elden bırakmamalı., “Hükümdarlar kılıç ile memleketine hakim olurlar.

Kılıç ile balta memleketin bekçisidir. Kılıç sayesinde memleketler ele geçirilir. Kılıç kımıldadığı (ordular cenge hazır olduğu) müddetçe düşman kımıldayamaz. Kılıç kınına girerse, hükümdarın huzuru kaçar.”

Dünya malına değer vermemeli, dünyaya aldanmamalı ve varlığının fani olduğunu unutmamalıdır. “Ölüm olmasa ve insan baki kalsa idi, hükümdarlık ne güzel bir şey olurdu. Ey hükümdar ölüm gelmeden sen ölüme hazırlan, ölüme gafil avlanma. Ey hükümdar, sen saray ve köşkler yaptırma, kara toprak altında senin evin hazırdır. Bu dünya bir zindandır, zindan içinde endişeden başka bir şey bulunmaz. Zindanda sen fazla sevinç bekleme, sevinme ve avunma yeri ancak cennettir. Bu dünya çok eski, ihtiyar bir dünyadır. Bu haşin dünya çok hükümdarları görüp-geçirdi. Senin gibi yiğit birçok hükümdarları ihtiyarlattı, seni de uzun müddet yaşatmaz. Dünyaya nail olan nice cihan hükümdarlarını ölüm yakaladı ve onlar gözleri ile etrafında dua dilenerek gittiler.” (2)

Güler yüzlü, yakışıklı, saçı-sakalı düzgün ve orta boylu olmalı.

(1) : Kitâbeler, (2) : Kutadgu Bilig *Referandum günü ve sonrası için özel yazılar.



DİKKAT!.. İletişim için :: e.POSTA :: gercek.demokrat@hotmail.com

_________________________________________________

e.POSTA : gercek.demokrat@hotmail.com

WEB : http://mustafanevruzsinaci.blogspot.com,

POSTA : PK, 118 [ 06 442 ] Yenişehir/ANKARA

LÜTFEN DİKKAT: Kaynak göstermek şartıyla yazılar yayına izinlidir.





* Aman!.. Devlet sanayide bulunmaz, üretmez, ticaret yapmaz diyen; özelleştirme delisi “yalancı, talancı, hırsız-yolsuz, soysuz, koza, kripto, üçkâğıtçı, peşkeşçi bedhahlara” inanma, aldanma, kanma!.. Zira “AB de devlet işletmelerinin ekonomideki ortalama payı % 42; İsveç, Norveç ve Danimarka”da % 61”dir.” (2009 istatistik ve ansiklopedik veriler)



* "Muhterem milletime şunu tavsiye ederim ki; sinesinde yetiştirerek başının üstüne kadar çıkaracağı adamların; kanındaki, vicdanındaki öz cevheri, çok iyi incelemek, bilmek ve ona göre davranmak dikkatinden, bir an dahi vazgeçmesin!" (Mustafa Kemal Atatürk)



* BİL”Kİ!.. Türk İnsanı “altın değerinde” nadirden bir cevherdir. Işığa tut bak; içinde Ata-Türk, namuskârlık, doğruluk, dürüstlük, diğerkâmlık, sencillik, adalet ahlâkı, bilgelik, dindarlık ve olgunluk, onur-erdem, ilke yoksa!, kesinlikle ve mutlaka sahtedir. (2002, Mustafa Nevruz SINACI)



* Cumhuriyet fazilettir, erdemdir; Fazilet”i ahlâki”ye müstenit bir idare şeklidir. Cumhuriyet; Fikren, ilmen ve bedenen kuvvetli; Seciyeli, seviyeli, yüksek ahlak ve kavi (sağlam) karakterli muhafızlar ister. (14.10.1925, Gazi Mustafa Kemal AtaTürk)



* Yeryüzü ve kâinatta; En hakiki mürşit İlim; en değerli varlık İnsan ve en büyük eser Kültür”dür. Kültür: İnsanlık, iyilik ve adalet adına “doğrusal yönde” gelişen emeller, inşâ edilen eserler, yükselen değerler, bilim, teknoloji, bireysel ve toplumsal yaşam biçimi; yani medeniyettir. (2001, İKO Söylevi, Mustafa Nevruz SINACI)



* Türk demek: Türk”çe düşünmek, Türk”çe konuşmak ve Türk”çe yaşamaktır. Ne mutlu Türk”üm diyene… (Gazi Mareşal Mustafa Kemal Atatürk)



* İyi, namuslu, dürüst; onurlu, sorumlu ve “gerçek demokrat” olan kazansın…









Yorumlar








Aktif Ziyaretçi 14
Dün Tekil 828
Bugün Tekil 831
Toplam Tekil 1638720
IP 54.161.175.236






TURAN-SAM PRINTED ISSN: 1308-8041
TURAN-SAM ONLINE ISSN: 1309-4033
Journal is indexed by:

































































6 Rebiü'l-Evvel 1438
Aralık 2016
P
S
Ç
P
C
Ct
P
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31


Türk Devletinin yenilmez, zinde hayat gücü ve Türk Milletinin teminatı ve istikbali gençliktir.
(Alpaslan TÜRKEŞ)


Ekle Çıkar









Anasayfa - Amaç - Misyon - Vizyon - Faaliyetler - Tüzük - Yönetim - Yasal Uyarı - İletişim

Her Hakkı Saklıdır © 2007 - 2017 TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi
Sayfa 2.098 saniyede oluşturulmuştur.

TURAN-SAM rssTURAN-SAM rss
Google Sitemap

Sayac

"Bu site en iyi mozilla firefox'ta 1280x960 çözünürlükte görüntülenir."

Turan Portal v1.3 | Tasarım TURAN-SAM , Kodlama Serkan Aygün

Turan Nedir?, Bilimsel Dergiler, En popüler Bilimsel Dergi, Endeksli Bilimsel Dergiler, Saygın Bilimsel Dergi, Türk Dünyasının en popüler ve en saygın Bilimsel Hakemli Dergisi, SSCI, SCI, citation index, Turan, Türk Devletleri, Türk Birligi, Türk Dünyası, Türk Cumhuriyetleri, Türki Cumhuriyetler, Özerk Türkler, Öztürkler, Milliyetçi, Türkçü, Turancı, Turan Askerleri, ALLAH'ın askerleri, Turan Birliği, Panturan, Pantürk, Panturkist, Türk, Dünyası, Stratejik, CSR, SAM, Center for Strategical Researches, Araştırma, Merkezi, Türkiye, Ankara, İstanbul, Azer, Azeri, Azerbaycan, Bakü, Kazakistan, Alma-Ata, Astana, Kırgız, Bişkek, Kırgızistan, Özbekistan, Özbek, Taşkent, Türkmen, Türkmenistan, Turkmenistan, Aşxabad, Aşkabat, Ozbekistan, Kazakhstan, Uzbekistan, North, Cyprus, Kıbrıs, MHP, AKP, CHP, TURKEY, Turancılık, KKTC, Vatan, Ülke, Millet, Bayrak, Milliyet, Cumhuriyet, Respublika, Alparslan Türkeş, Atatürk, Elçibey, Bahçeli, Aytmatov, Bahtiyar Vahabzade, Yusuf Akçura, Zeki Velidi Togan, İsmail Gaspıralı, Gaspırinski, Nihal Atsız, Alptekin, Kürşad, Tarih, Kardeş, Xalq, Halk, Milletçi, Milliyetçi, Yürek, Ürek, Türklük, Beynelxalq, Arbitrli, Elmi, Jurnal, Nüfuzlu