Türköne”ye Yanıt - Yunus UYAR - TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi - http://www.turansam.org









Türköne”ye Yanıt - Yunus UYAR
Tarih: 27.08.2010 > Kaç kez okundu? 2289

Paylaş




Bir milletin toplumsal çözümsüzlüklerden sıyrılarak fikri buhranları atlatabilmesi için, o millete yön verecek olan aydınların, sorunlara çözüm bulmak gibi kutsal bir görevi yürütürlerken ihtiyaçları olan en önemli ilkelerden biri gerçekçiliktir. Eğer çözümler için tarihin derinliklerine inilecekse de tarihi hadiseler gerçekçi olarak ele alınmalı, sırf gündelik siyasi kaygılar nedeniyle belirli kısımları örtülmek, görmezden gelinmek, duruma göre yorumlamak gibi hallerden kaçınılmalıdır. Çünkü tarih, hele ki o aydının yön vermek için var olduğunu iddia ettiği milletin tarihi yani öz tarih, derinlemesine araştırmalarla, sayısız vesikalarla, altından girilip üstünden çıkılan arşivlerle, kısaca uzun uğraşlar sonucunda yazılan tarih, milletin geleceğine de yön vermek hususunda önemli bir etmen olacaktır. O çok klişeleşmiş de olsa doğruluğunu yitirmemiş olan “geçmişten ders alıp geleceğe yön vermek” ifadesi ile dillendirilen işlevi, tarihte gerçekçi olmanın önemini oldukça arttırmaktadır. Kısaca Türk milletinin geleceğine ışık tutabilmek için ele alınan tarihi hadiselerin tüm gerçekliğiyle yansıtılması, Türk aydınlarının amaçlarına ulaşabilmeleri için hayati öneme sahiptir denebilir.

Böyle bir girişin nedeni, Türk milletinin içinde bulunduğu güncel toplumsal sorunlara eğilmek üzere okuyucularına tarihten bir sayfa açan Mümtaz”er Türköne”nin “Mankurtlar(V) Karaman Beyleri” başlıklı yazısında kimi tarihi hadiseleri ele alırken nesnellikten ve belli başlı değerlerden uzak kalmasından duyulan rahatsızlıktır. Haftalık okur sayısı beş yüz binle ifade edilen bir gazetenin yazarının söz konusu yazısında milletimize seslenmek için kullandığı bir tarihi sayfadaki kasıtlı öznel üslubu ve çıkarımları onu izleyen kitlenin boyutu düşünüldüğünde daha büyük bir tehlikeye işaret ediyor. Bir gazetenin köşe yazarı olarak güncel meselelere değinirken elbet öznel bir tavır takınılır, bu oldukça doğaldır, ancak güncel konularla tarihi olaylar ilişkilendirilirken tarihi hadiselerin nesnel olarak ele alınması şarttır. Bu, fikriyatı beslemek için tarih ilminden yararlanmanın adabıdır.

Tarihimiz söz konusu olduğunda bir başka adap da tarihi şahsiyetlere ve sülalelere saygıdır. Tarihi seyir içinde çeşitli siyasi hataları olsa da Türk milli tarihinin her değerine saygı göstermek önemli bir ahlak kuralıdır. Tarihte bir Türk devlet adamı kimi yanlışlar yapsa da, onu kendisinden yüzlerce yıl sonra okuyanlar, yorumlayanlar o kişiye milli tarihin bir değeri olduğu için saygı göstermek durumundadırlar. O çok örnek alınan Batı”da olsun, köhnemiş denen Doğu”da olsun herhangi bir milletin mensubu kendi tarihindeki en hayâsız şahsiyeti bile, onun tarihinin bir rengi bir değeri olduğundan belirli edep kuralları çerçevesinde ele alır, yorumlar. Elbette bu onun hatalarını, yanlışlarını açıkça söyleyememe anlamına gelmez. Ancak eleştirilen kişi milli tarihin mazide kalmış bir değeri olduğundan belirli bir saygı gerekir. Bu hassasiyeti gösterecek olanların Yahya Kemal”in deyişiyle “kökü mazide olan ati” olmaları gerekir. Yalnızca acımasızca hakaret ettiği mazinin aslında kendi kökleri olduğunun bilincine varan zihniyetler bu yanlıştan dönebilirler. O yüzden diyoruz ki, tarihi şahsiyetleri konuşurken belirli bir saygı gösterebilmek, anılarda kalan bu şahıslara gündelik siyasilermiş gibi davranma kolaylığından kaçınmak ancak köklerinin nerede olduğunu keşfetmekle sağlanabilir. Acımasızca sövdüğü yerin aslında kendi kökleri olduğunun bilincine varamayan bitki, bu tavırlarından rahatsızlık duymaz.

Türköne”nin söz konusu yazısında duyduğumuz rahatsızlıkları sıralayalım.

Yazar, hayasızca eleştirdiği Karamanoğulları sülalesinin kurduğu beyliğin başkenti olarak bir “Larende” ismi veriyor. Elbet doğrudur. Anadolu bir Rum diyarı iken Karaman”ın adının Larende olduğu bilinmektedir. Ancak yazar Karamanoğulları ailesine duyduğu kin nedeniyle olacak bu tarihi ailenin verdiği Karaman adını değil de Rumların adlandırması olan Larende”yi kullanmayı uygun görmüştür. Zira bir ülkenin yurtlaşması için yer adlarının da millileşmesinin önemi bilindiğine göre (Bu hayati milli eylemi en iyi anlatanlardan birisi “Diyar-ı Rum”un Türk Yurdu Haline Gelmesinde Türk Kültürünün Rolü” başlıklı akademik çalışmasıyla Salim KOCA olmuştur. 1 Ben de “Bafra Köy Adlarına Bakış” 2 başlıklı akademik çalışmamda konu üzerinde gerektiği kadar durmuş olduğum kanısındayım) Bu noktada yazarın Karamanoğulları”nın bir Rum kentini Türkleştirerek oraya bir Türkçe ad vermiş olmaları, fethedilen yerleri ismen de Türkleştirmeleri gibi hayırlı etkinlikler yazarın kinini azaltmamış olacak ki tüm bunlara rağmen o dönemin güzelim Türk kenti Karaman”a Larende demekten rahatsızlık duymuyor.

Yazının devamında Karamanoğlu Mehmed Bey”in Türkçeye ve doğrudan Türk kültürüne vermiş olduğu önemi gösteren o meşhur fermanını Türk milliyetçilerinin “mottosu” olarak göstererek Türkçemize yeni bir yabancı sözcük sokma çabasıyla kalmıyor, Türkçe konuşan herkesin göğsünü kabartan bu tarihi hadiseyi tüm Türklüğün değeri olmaktan çıkararak Türk milliyetçileriyle sınırlandırıyor. Elbet bu ferman en büyük değeri milli hassasiyetleri her şeyin önünde olan Türk milliyetçileri tarafından görmektedir; ancak içinde az da olsa milli his kalmış olan her Türkçe konuşan vatandaşın da gurur kaynağıdır. Yazar fermanına duyulan övgüyü Türk milliyetçileri çevresiyle sınırlandırarak milliyetçi olmadığını söyleyen ancak belirli bir bilinç sahibi olduğu için bu fermanla gurur duyan milyonların varlığını ört bas etmek gayesiyle ciddi bir toplum gerçeğini görmezden geliyor.

Yazar, yazı genelinde vermek istediği iletiye öylesine kilitlenmiş ki doğrusuyla yanlışıyla Türk milletinin köklerinden bir kısmını oluşturan bir sülaleye hayâsızca saldırmaktan belirli ahlak kurallarını görmezden geliyor. Bugün hiçbir vesikada yer aldığını göremediğimiz, tarihi gerçekliği olmayan, halk arasında söylenegelen abartılı masalla karışık öyküleri birer vesikaymış gibi kullanmak suretiyle beyliğe akıl almaz iftiralarda bulunuyor. Karamanlı Beyliği; yapmadığı rezillik kalmamış, Yıldırım Bayazıd”ın mezarını açıp cesedine saygısızlık etmiş, Bursa”yı talan etmiş, Temür ile işbirliği yapmış… Kısaca yazar gerçekle hayal arasındaki söylencelerle Karamanoğlu sülalesinin kimi siyasi yanlışlarını hayasızca eleştirmiştir. Yukarıda sözünü ettiğimiz kökleri mazide olamayan zihniyet için oldukça doğal olan bu durum, o mazide köklerinin bulunduğunun bilincinde olan bizler için büyük bir talihsizliktir. Burada küçük bir pencere açalım. Bu görüşlerimiz Karamanlıları sütten çıkmış ak kaşık yapmaz. Tüm bu yanlışlar da doğrular gibi her siyasinin yapabileceği türden eylemlerdir. Mümtaz Bey gibi düşünüldüğünde Osmanoğulları ile büyük savaşlar yapan Memlükleri de Dulkadiroğulları sülalesini de, Safevileri de aynı suçlamalara tabi tutmak gerekir. Tüm bu devletlerarası savaşlar, barışlar dönemin siyasetiyle ilgilidir. Böyle densizce ele alınması tarihimize saygısızlıktır. Bu yanlışlar bizi tarihi değerlerimize düşman etmemeli aksine onlar yanlışları ile tarihimizin bizlere uzak durulması gerekenleri, siyasi kaygıları milli gerçeklerin önüne geçirmemeyi vs. öğütleyici yaprakları olarak kalmalıdır. Farklı Türk siyasi yapılarının kendi aralarındaki çatışmaların böyle hayasızca eleştirilmesine yıllar önce karşı çıkan tarihçilerimizden Nihal ATSIZ”ın da belirttiği üzere 18. Asırda Almanya”da birçok prenslik vardı ve bunlar sürekli savaş halindeydi, hatta Fransa ile işbirliği yapanlar da vardı; ancak tüm bunlar bir Alman milleti, bir Alman devleti gerçeğini ortadan kaldırmaz. Aynı şekilde İtalya”daki çeşitli şehir devletleri de bir İtalyan milletinin ve devletinin varlığını yalanlamaz. 3 Bu prenslikler arasındaki kanlı çatışmalar, kirli siyasi oyunlar hiçbir İtalyan veya Alman tarihçi tarafından Mümtaz Bey gibi haksızca eleştirilmez, bir prens diğerlerine üstün kılınmaz, bir başka prens alçak olarak addedilemez. Hele ki gündelik siyasi kaygılar için bu kadar düşülmez.

Yazar, beyliğin ortadan kalkmasını anlatmak için kullandığı “Tarihte hiçbir hayırlı iz bırakmayan bu beyliği…” ifadesiyle Karamanoğlu Mehmed Bey”in o meşhur fermanını, Orta Anadolu”da Türk kültürünün yerleşmesi için verdiği çabalarını, Anadolu”nun Moğollarca istilası sırasında Sultan Baybars”ı çağırması ve yanında olmasını, Anadolu Türklüğü için yapılan bu ve benzeri hayırlı etkinlikleri hiç önemsemediğini ilan etmekle kalmayıp, konuya uzak olanların kafasında yanlış izlenimler uyandırmakla da toplum hakkına girmiştir.

“Karamanoğlu Mehmet Bey bütün dilleri yasaklayan o fermandan sonra çok yaşamadı, Beyliği hiç iyi hatıralar bırakmadı. Hiç kimseyi Mankurtlaştırmaya yeltenmeyen Osmanlı, Türkçeyi Mehmet Bey”in hayal edemeyeceği sınırlara taşıdı.” Yazının sonundaki bu satırlar ise yukarıdaki gösterdiğimiz onca ahlak kuralı çiğnenme sebebini göstermesi açısından manidardır. Görüldüğü üzere yazar PKK”nin dağa çıkma amaçlarından olan Türkçenin dışındaki dillerde eğitimin hükümet tarafından kabul edilmeye çalışılmasını haklı göstermeye çalışmak için o dönem beyliğin kurucu unsuru olan Türklerin kendi anadillerini korumak adına vermiş oldukları yansıtıcı(reflektif) tepkiyi kötülemiştir. Bir yanda etnisite temellerine dayanarak Türk devletini parçalama peşinde olan bir anlayışın arzusu, bir yanda kendi dilini yabancı dillerin etkisinden korumaya çalışan bir anlayışın arzusu. Bu ikisi yazar tarafından ustaca ancak ilkesizce aynı kefeye yerleştirilmiştir.

Asıl şok etkisi uyandıran nokta şudur: Türköne, Türk milletinin milli bütünlüğü için gerekli olan tek bir milli dilin gerekliliğini savunmayı, eğitimde tek bir dili savunmayı, Tevhid-i Tedrisat kanununu, Rus asimilasyon politikası ile bir görerek “mankurtlaştırma” olarak ifade etmiştir. Batı Türkistan”daki milyonlarca Türk”ün en doğal varlıkları olan canlarına, mallarına, kültürlerine ve doğrudan ana dillerine kastetmekle şekillenen Rus asimilasyon politikası olan “mankurtlaştırma” Mümtaz”er tarafından Türk milli kimliğinin ve dolayısıyla da devletinin bütünlüğü için tek millet varlığında ısrar eden Atatürk”ten yadigar ulus-devlet anlayışı ile eşit görülmektedir. Ruslar”ın Türklere uyguladığı kültürel ve fiziksel soykırımı biraz olsun bilen herkesin bu hezeyan karşısında olumsuz tepkiler vereceği muhakkaktır. Ancak bunları gerektiği kadar bildiğini düşündüğümüz Mümtaz”er”in böyle bir skandala imza atması tümüyle onun niyetine yorulmalıdır. Türk milli kimliği esaslı ulus devletimizin bütünlüğünü savunmak bu şahıs tarafından çok ustaca ve şiddetle hakarete uğramış, Türk milletinin ve devletinin bölünmez bütünlüğü ilkesi ağız dolusu küfre maruz kalmıştır. Türköne”nin kaleminden çıkan bu satırlar yalnızca Türk tarihinin iyisiyle kötüsüyle bir değerine değil bugünkü hayati değerlerinden olan bütünlük fikrine, ilkesine de kast etmektedir. İşte bu noktadan sonra kökü mazide olmanın önemi daha da iyi anlaşılacaktır kanısındayız.

Burada, Türk milletinin, onun kimliği olan Türk milli kimliğinin ve doğrudan Türk devletinin bütünlüğünü esas alan bir anlayışın mümessili olarak şunu belirtmek gerekir; Mümtazer Türköne”nin Türk devletinin bütünlüğü için verilen çabayı Rusların Türkler”e soykırım yapmak için verdiği çaba ile bir tutan tavrını ve sırf bunu ifade etmek için Türk tarihinden (iyisiyle kötüsüyle) bir sayfayı hayâsızca karalamış olmasını şiddetle kınamak ve burada açık ettiğimiz kirli oyuna ve benzerlerine karşı uyanık olmak her Türk vatandaşının görevidir.

Dipnotlar

1 Salim KOCA, Diyar-ı Rum”un Türkiye Haline Gelmesinde Türk Kültürünün Rolü, Selçuk Üniversitesi, Türkiyat Araştırmaları Dergisi, Sayı:23 Konya, 2008

2 Yunus Emre UYAR, Bafra Köy Adlarına Bir Bakış, Turan Sam Dergisi, sayı:7, Konya, 2010

3 H. Nihal ATSIZ, Türk Tarihinde Meseleler, Türk Tarihine Bakışımız Nasıl Olmalıdır, İrfan yay. İstanbul,1997

Yunus Emre UYAR 26 Ağustos 2010









Yorumlar








Aktif Ziyaretçi 17
Dün Tekil 828
Bugün Tekil 628
Toplam Tekil 1638517
IP 54.205.8.87






TURAN-SAM PRINTED ISSN: 1308-8041
TURAN-SAM ONLINE ISSN: 1309-4033
Journal is indexed by:

































































6 Rebiü'l-Evvel 1438
Aralık 2016
P
S
Ç
P
C
Ct
P
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31


Türk Devletinin yenilmez, zinde hayat gücü ve Türk Milletinin teminatı ve istikbali gençliktir.
(Alpaslan TÜRKEŞ)


Ekle Çıkar









Anasayfa - Amaç - Misyon - Vizyon - Faaliyetler - Tüzük - Yönetim - Yasal Uyarı - İletişim

Her Hakkı Saklıdır © 2007 - 2017 TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi
Sayfa 1.597 saniyede oluşturulmuştur.

TURAN-SAM rssTURAN-SAM rss
Google Sitemap

Sayac

"Bu site en iyi mozilla firefox'ta 1280x960 çözünürlükte görüntülenir."

Turan Portal v1.3 | Tasarım TURAN-SAM , Kodlama Serkan Aygün

Turan Nedir?, Bilimsel Dergiler, En popüler Bilimsel Dergi, Endeksli Bilimsel Dergiler, Saygın Bilimsel Dergi, Türk Dünyasının en popüler ve en saygın Bilimsel Hakemli Dergisi, SSCI, SCI, citation index, Turan, Türk Devletleri, Türk Birligi, Türk Dünyası, Türk Cumhuriyetleri, Türki Cumhuriyetler, Özerk Türkler, Öztürkler, Milliyetçi, Türkçü, Turancı, Turan Askerleri, ALLAH'ın askerleri, Turan Birliği, Panturan, Pantürk, Panturkist, Türk, Dünyası, Stratejik, CSR, SAM, Center for Strategical Researches, Araştırma, Merkezi, Türkiye, Ankara, İstanbul, Azer, Azeri, Azerbaycan, Bakü, Kazakistan, Alma-Ata, Astana, Kırgız, Bişkek, Kırgızistan, Özbekistan, Özbek, Taşkent, Türkmen, Türkmenistan, Turkmenistan, Aşxabad, Aşkabat, Ozbekistan, Kazakhstan, Uzbekistan, North, Cyprus, Kıbrıs, MHP, AKP, CHP, TURKEY, Turancılık, KKTC, Vatan, Ülke, Millet, Bayrak, Milliyet, Cumhuriyet, Respublika, Alparslan Türkeş, Atatürk, Elçibey, Bahçeli, Aytmatov, Bahtiyar Vahabzade, Yusuf Akçura, Zeki Velidi Togan, İsmail Gaspıralı, Gaspırinski, Nihal Atsız, Alptekin, Kürşad, Tarih, Kardeş, Xalq, Halk, Milletçi, Milliyetçi, Yürek, Ürek, Türklük, Beynelxalq, Arbitrli, Elmi, Jurnal, Nüfuzlu