TÜRKLERE YAPILAN SOYKIRIMLAR TANINSIN - RONİN - TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi - http://www.turansam.org









TÜRKLERE YAPILAN SOYKIRIMLAR TANINSIN - RONİN
Tarih: 26.08.2010 > Kaç kez okundu? 2129

Paylaş


Soğuk bir kış gecesi düşünün. Doğu Anadolu’nun karlı dağlarında, bütün dünyadan uzak, ufak, şirin bir köy… Ve köyleri kadar dünyadan uzak, uluslar arası siyaset nedir, Türk düşmanı ırkçılık nedir, emperyalizm nedir bilmeyen, en büyük dertleri koyunlarını otlağa götürmek olan insanlar…



Ayşe’de bu ufak köyün, ufak insanlarından biriydi. Ne yapıyordu acaba Ayşe? Belki evinde oturmuş, nişanlısı için mendiline sevdasını işliyordu. Gelinlik çağına gelmişti Ayşe. Köylerinden bir delikanlıya vurulmuştu. Tam evleneceklerdi ki asker toplayıcılar geldi. Büyük savaş varmış, padişah köyün bütün eli, silah tutan erkeklerini orduya çağırıyormuş. Gitti Ayşe’nin sevdası, arkasında tek bir söz bırakarak.



“Seni bıraktığım gibi bulmak istiyorum.”



Belki o çok istediği buseyi gitmeden sevgilinsin dudaklarına kondurması iyi olurdu. Ama bu doğru olmadı. Nasıl olsa yakında sevdiği geri gelir, evlenirlerdi. Kendisini o güne saklıyordu. Belki Ayşe’nin sevdasını işlediği mendilde, sevdası gibi, evine geldiklerinde, Ermenilerin postallarının altında kaldı.



Ne düşündü acaba, onu da köyün diğer genç kızları gibi köy meydanında bir sıraya dizerlerken? Komşularının 15 yaşındaki oğullarının kulaklarının ve burnunun kesildiğini görünce ne hissetti? Korkmuş muydu acaba, aynı şey onunda başına gelecek diye? Yoksa kızını kurtarmaya çalıştı diye, gözünün önünde, şu an kazığa geçirilen annesine mi ulaşmaya çalışıyordu? Belki de evlerinin içersinden acı çığlıkları gelen ufak erkek kardeşini düşünüyordu. Ne oluyordu içerde, bu haykırışlara neden olacak?



Ermeniler bağırdı;



“Burası Büyük Ermenistan!”



“Sizin burada yaşamaya hakkınız yok!”



Ayşe, dedesinin dedesinden kalan evinin ne zaman Ermenistan ilan edildiğini anlamadı. Zaten bunu düşünebilecek durumda da değildi. Ermeniler sonra, pazardan meyve seçer gibi, köy meydanında tek sıraya dizdikleri kızları seçmeye başladılar.



Ayşe güzel bir kızdı.



Onu seçtiler.



Neler hissetti acaba Ayşe, onu evlenince nişanlısıyla kalacakları eve götürdüklerinde? Başına gelecekleri tahmin ediyor muydu? Direndi mi Ermenilere, “Yapmayın!” diye yalvardı mı, Ermeni çetecisi üstündeki elbiseleri yırtarken? Ne yapabilirdi ki onu dövüp yere yatırdıklarında? Dışardan gelen acı dolu çığlıklara, haykırışlara dikkat etti mi? Canı acıdı mı, dağda mağarada gezmekten leş gibi pis kokan Ermeninin terli bedeni üstüne yatıp, tecavüz etmeye başladığında? Nişanlısını mı düşünüyordu yoksa onu koparmaya kıyamadığı bir çiçek gibi bırakan nişanlısına bu olanları nasıl anlatacaktı? Yoksa biraz önce gördüklerini mi düşünüyordu? Yaşlı anneciği gerçekten kazığa geçirilmiş olmazdı değil mi? Kesin yanlış görmüştü. Ufak kardeşinin de sesi artık gelmiyordu. Uykucuydu zaten, kesin uykuya dalmıştı.



Ermeniler eğleniyorlardı. Biraz önce büyük bir iş başarmıştılar ve eğlenmek onlarında hakkıydı. Ayşeciğin yerde yatan, belden aşağısı kana bulanmış, titreyen bedeninde erkekliklerini ispatlıyorlardı. Sırayla, durmadan, biri gidip diğeri gelerek… Ayşe kızın ise bedeni artık acıdan hissizleşmişti. Belki de yerde ayaklar altında kalmış mendiline bakıyordu. Belki de baktıkça nişanlısını düşünüyordu. Gelin olmayı beklerken, kendisini, Ermeni çetesinin altında, eğlenceleri olarak bulacağını hiç düşünmüş müydü? Dışarıda da iniltiler yavaş yvaş sönükleşmeye başlamıştı. Saatler geçiyor, Ermeniler sırayla tecavüze devam ediyorlardı.



Sırayla, durmadan, biri gidip biri gelerek, sabaha kadar…



Sabah ışıklarını gördü mü Ayşecik, bilinmez. Bu acıların üstüne nasıl yaşayacağını hiç düşündü mü? Belki de hayatına son vermeyi düşündü, bilemeyiz. Ermeniler son bir iyilik yaptılar ona. Gaz döktüler yerde, bedeni çarpılmış, titreyen Ayşeciğin üstüne. Ve ateşe verdiler. Acaba ateşin acısını hissetti mi? Yoksa acıdan zaten kapanmış olan zihni, ateşin sıcaklığını fark etmedi mi? Belki de nişanlısını düşündü, artık onunla yüzleşmesi gerekmeyecekti. Ve Ayşecik canlı canlı yandı, hayaller kurduğu evi, umutları, sevdası ve mendiliyle beraber…



Acaba Ayşe kızın nişanlısı, köye gelip bu manzarayı görse ne düşünürdü? Ama Ayşeciğin nişanlısı çok şanslı bir adamdı. Çünkü belki de daha Ermeniler köylerine gelmeden o çoktan karların içersine uzanmış, soğuktan donan bedenini ısıtmak için Ayşeciğin mendilinin bir eşine sarılmıştı. Köylerinden uzakta, mendilini ona veren gülünün köyünün bağlarında güvenle açtığını düşünerek, gönül rahatlığıyla bir kardelen olmuştu. Sarı Kamış dağlarında…



Peki ne günah işlemişti Ayşe kız, bütün bunları hak edecek? Aslında Ayşecik öyle büyük bir suç işlemişti ki bunlardan çok daha fazlasını bile hak ediyordu. İşlediği suç, dünyanın en büyük günahıydı. Ayşe kız Türk olarak doğmuştu. Bu öyle büyük bir günahtı ki, Balkanlar’da 5 milyon Türk, işkencelerle, tecavüzlerle soykırıma uğramıştı ama yetmemişti. Bu öyle büyük bir günahtı ki, asırlarca akıtılan onca kana rağmen temizlenmiyordu.



Ayşecikte Türk olmanın bedel,ini ödemişti.



Nasıl annesinin gözleri önünde gözleri oyulup, kolları bacakları kırılan Ahmet bebek ödediyse…



Nasıl Anadolu’da katledilen 4,5 milyon Ayşeler ve Mehmetler ödediyse…



Nasıl Balkanlar’da, Girit’te, Mora’da, Selanik’de, Sırbistan Karadağ’da, Kırım’da, Erivan’da defalarca ödendiyse…



Nasıl Birinci Dünya Savaşı’nda %60’ı yok olan Türk köylüsü ödediyse…



Nasıl Ayşe’den çok sonra başka Ayşeler, Kıbrıs’ta, Hocalı, Karabağ’da defalarca ödedilerse…



Neydi bu Türklerin ödene ödene bitmeyen büyük günahı? Çünkü Türkler tarihin gördüğü en barbar insanlardı. O kadar barbalardı ki, medeni Roma, Avrupa, egemenlikleri altındaki toplulukları sayısız işkencelerle soykırıma uğratıp yok etmişken, Türkler diğer ulusların benliklerini korumalarına ve yaşamalarına izin vermişlerdi. Hatta bununla da kalmayıp, inanılmaz barbarlık örnekleri göstererek, medeni Batı Haçlı Seferleri ile üstlerine gelmesine, Avrupa’da yakaladıkları Türkleri ateşlerde yakarak ruhlarını temizlemelerine rağmen, bırakın egemenlikleri altında Hıristiyanlara aynısını yapmayı, onları kendilerinden saymışlar, teba-ı sadıka demişler, kiliselerini bile kapatmamışlardı. Hatta hatta, daha ileri gidip, medeni toplumlar başka toplumları köleleri yapıp başka ölüm tarlalarına sürerken, Türkler, inanılmaz bir barbarlık örneği gösterip, diğer toplumların kendi ülkelerinde zenginleşip ayrıcalıklı konuma gelmelerine izin vermişlerdi. Bu yüzden, medeni toplumlar, soykırımlarla boşalttıkları kıtalarda ve topraklarda, köle ticareti ve sömürgecilikle elde ettikleri servetin sefasını sürüp etrafa medeniyet dersi verirken, Türklerin şimdi bu büyük günahlarının bedelini ödemeleri gerekiyordu.



Ve Ayşe kızda bu günahın bedelini ödedi.



Peki, ne için?



Ne için!



Çünkü tarih boyunca hiçbir zaman başka millet, din ve ırktan olanları kötülemek için yalan attığı görülmemiş Katolik kilisesi ve Avrupa daha çocukken insanların beyinlerini iftiralarla doldurduğu için…



Çünkü hiçbir zaman başka bir topluma karşı en ufak kötü hareketi gözükmeyen, tarih boyunca, Haçlı Seferleri, engizisyon, köle ticareti, sömürgecilik gibi şeyler yapmamış, Batılı tarafsız çevreler, gayet haklı olarak kendilerini üstün ırk ilan edip, diğer ırkların imhasını gerekli bir hareket olarak gördükleri için…



Çünkü Ayşe kızın evinin, yine bu tarafsız, barış güvercini, medeni, Batılı çevrelerdeki ufak dünyanın büyük efendileri arasında Ermenistan olarak daha hoşlarına gideceği için…



Ve Ayşecikte bu günahın bedelini ödedi.



Ama bedel daha bitmemişti.



Ayşe kızın mensubu olduğu dünyanın en saf milleti, herkes kendine yapılanı bire bin katıp anlatırken, medeni katilleri gücendirmemek için, olayların üstüne sünger çekti. Ve Ayşecik unutuldu, unutturuldu. Ve bu sadece yeni Ayşelerin, Mehmetlerin olmasına yaradı.



“Barış” denildi, Kıbrıs kana bulandı.



“Dostluk” denildi, Karabağ’da bebekler süngülere takıldı.



“Katledildik” dedik, kurşunlara hedef olduk.



Ve Ayşecik unutturulmaya çalışıldı.



Ne önemi vardı canım. Ufak dünyayı idare eden büyük efendilerin masasında ufak Ayşeciğin ufak köyünün lafımı olurdu. Bir Ayşe kız yüzünden Batılı dostlarımızı gücendirecek değildik, onlar nasıl istiyorlarsa öyle kabul etmek zorundaydık.



Zaten Ayşe kız kafa yormaya bile değmezdi. Biz dalgamıza bakalım. Sen bana son maçta ne oldu onu anlat. Bak şu mankende böyle giyinmiş. Kim takar Ayşe’yi, olan olmuştur zaten.



İnsan olmak hakkını savunmak, adalet istemek demekmiş. Hikaye… İnsan olmak magazin, futbol, akşam arkadaşlarla piyasa yapmak demektir. Bunu herkes bilir.



Hem sana ne Ayşe’den, Ayşe senin nişanlın mı, kızın mı, kız kardeşin mi? Sana ne oluyor ki? Sen kendi işine bak.



Hem zaten Ayşe’den bahsedip başını belaya sokmaya ne gerek var? Bırak bu işleri. En iyisi biz seni bir meraya götürelim de sen iyi bir otla gel.



Ve Ayşecik unutturuldu.



Sadece Ayşeleri, Fatmaları, Mehmetleri tanıyanların anılarında kaldı. Onlar bile ancak fısıltılarla dile getirebildiler. Sesini yükseltmeye çalışanlar kurşunlara hedef oldu. Hatta demokrasi ve fikir özgürlüğü timsali bazı Batılı devletlerde “Ayşe kız katledildi.” Diyenler bu suçlarını hapisleri boylayarak ödediler. Ve Ayşe kıza daha nice Ayşeler katıldı. Kıbrıs’ta, Karabağ’da yeni yeni Ayşeler eklendi. Her defasında da üstü kapatıldı. Tarih sansürlendi. Konuşanlar bastırıldı. Neme lazım, gerçek bazı yerlerin hoşuna gitmiyordu.



Ve bugün bile, Ayşeciğin katillerinin soyundan gelenler, hala Büyük Ermenistan, Büyük Yunanistan hayali ile yanıp tutuşuyorlar. Hala çocukların beyinlerini ufaktan Türk düşmanlığıyla dolduruyorlar. Hala Azerbaycan’da, 92 yılında, ailelerinin ellerinden alınıp tecavüze gönderilen genç kızlardan haber alınamıyor. Ve artık Türkiye’de bile, Ayşe’nin hikayesi susturulmaya, unutturulmaya çalışılıyor. VE hatta bazı çevreler, Batıda, gelecekteki soykırımlarına zemin hazırlamak için, Türkiye ve Azerbaycan’ın bazı bölgelerinde Türklerin yaşamadığı, kendilerinin yaşadığı yalanını yayıyorlar.



VE bütün bunları durduracak tek cümle ısrarla susturulmaya çalışılıyor.



O cümle ki, Ayşe’nin adaletinin sağlanmasının tek yolu…



O cümle ki, ikiyüzlülerin yüzlerine aynayı tutacak olan…



O cümle ki, gelecekte yeni Ayşelerin, Mehmetlerin olmamasının tek teminatı…



O cümle ki, dünya tarihini kendi çıkarlarına uygun yazan ufak dünyanın büyük efendilerinin korkulu rüyası…



O tek cümle…



O;



“TÜRKLERE YAPILAN SOYKIRIMLAR TANINSIN!”





Yorumlar








Aktif Ziyaretçi 13
Dün Tekil 825
Bugün Tekil 688
Toplam Tekil 1636219
IP 54.159.197.114






TURAN-SAM PRINTED ISSN: 1308-8041
TURAN-SAM ONLINE ISSN: 1309-4033
Journal is indexed by:

































































3 Rebiü'l-Evvel 1438
Aralık 2016
P
S
Ç
P
C
Ct
P
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31


Ben sadece asil bir ailenin evladı olmakla değil, fakat asil bir milletin evladı olmakla gururluyum.
(ATİLLA)


Ekle Çıkar









Anasayfa - Amaç - Misyon - Vizyon - Faaliyetler - Tüzük - Yönetim - Yasal Uyarı - İletişim

Her Hakkı Saklıdır © 2007 - 2017 TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi
Sayfa 1.406 saniyede oluşturulmuştur.

TURAN-SAM rssTURAN-SAM rss
Google Sitemap

Sayac

"Bu site en iyi mozilla firefox'ta 1280x960 çözünürlükte görüntülenir."

Turan Portal v1.3 | Tasarım TURAN-SAM , Kodlama Serkan Aygün

Turan Nedir?, Bilimsel Dergiler, En popüler Bilimsel Dergi, Endeksli Bilimsel Dergiler, Saygın Bilimsel Dergi, Türk Dünyasının en popüler ve en saygın Bilimsel Hakemli Dergisi, SSCI, SCI, citation index, Turan, Türk Devletleri, Türk Birligi, Türk Dünyası, Türk Cumhuriyetleri, Türki Cumhuriyetler, Özerk Türkler, Öztürkler, Milliyetçi, Türkçü, Turancı, Turan Askerleri, ALLAH'ın askerleri, Turan Birliği, Panturan, Pantürk, Panturkist, Türk, Dünyası, Stratejik, CSR, SAM, Center for Strategical Researches, Araştırma, Merkezi, Türkiye, Ankara, İstanbul, Azer, Azeri, Azerbaycan, Bakü, Kazakistan, Alma-Ata, Astana, Kırgız, Bişkek, Kırgızistan, Özbekistan, Özbek, Taşkent, Türkmen, Türkmenistan, Turkmenistan, Aşxabad, Aşkabat, Ozbekistan, Kazakhstan, Uzbekistan, North, Cyprus, Kıbrıs, MHP, AKP, CHP, TURKEY, Turancılık, KKTC, Vatan, Ülke, Millet, Bayrak, Milliyet, Cumhuriyet, Respublika, Alparslan Türkeş, Atatürk, Elçibey, Bahçeli, Aytmatov, Bahtiyar Vahabzade, Yusuf Akçura, Zeki Velidi Togan, İsmail Gaspıralı, Gaspırinski, Nihal Atsız, Alptekin, Kürşad, Tarih, Kardeş, Xalq, Halk, Milletçi, Milliyetçi, Yürek, Ürek, Türklük, Beynelxalq, Arbitrli, Elmi, Jurnal, Nüfuzlu