GÜNEYDOĞU ANADOLU BÖLGEMİZDE YAŞANAN OLAYLARIN AÇILIMI VE ÇÖZÜM YOLLARI - H. Okan BALCIOĞLU - TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi - http://www.turansam.org









GÜNEYDOĞU ANADOLU BÖLGEMİZDE YAŞANAN OLAYLARIN AÇILIMI VE ÇÖZÜM YOLLARI - H. Okan BALCIOĞLU
Tarih: 01.07.2010 > Kaç kez okundu? 2367

Paylaş




Maslow”un İhtiyaçlar Hiyerarşisi Teorisi Üzerinden Durum Tahlili



Tanınmış ABD”li psikolog Abraham MASLOW, 1943 yılında kaleme aldığı A Theory of Human Motivation adlı eserinde insan denen gelişmiş canlının yaşamını sürdüre bilmesi için gerekli olan ihtiyaçları öncelik sırasıyla kategorize etmiş ve ortaya çıkardığı bu şematik kuramı İhtiyaçlar Hiyerarşisi Kuramı olarak adlandırmıştır.



Maslow bu teorisinde, insanların belirli kategorilerdeki ihtiyaçlarını karşıladıkça, kendi içlerinde bir hiyerarşi oluşturan daha “üst ihtiyaçlar”ı tatmin etme arayışına girdiklerini ve bireyin kişilik gelişiminin, o an için baskın olan ihtiyaç kategorisinin niteliği tarafından belirlendiğini belirtmektedir. Maslow”un kişilik kategorileri kendi aralarında bir dizilim oluştururlar ve her ihtiyaç kategorisine bir kişilik gelişme düzeyi karşılık gelir. Birey, bir kategorideki ihtiyaçları tam olarak gideremeden bir üst düzeydeki ihtiyaç kategorisine, dolayısıyla kişilik gelişme düzeyine geçemez.



Maslow”un gereklilik kategorisi kuramına göre, sırasıyla;



1- Fizyolojik gereksinimler

2- Güvenlik gereksinimi

3- Ait olma gereksinimi

4- Sevgi, sevecenlik gereksinimi

5- Saygınlık gereksinimi

6- Kendini geliştirme gereksinimi.



Yukarıda ki sıralamada da görüldüğü üzere öncelikli amaç hayatta kalmak ikincisi ise onun ayrılmaz parçası olan hayatın devamının garanti altına almasıdır. Diğer şıkların hepsi bu temellerin üzerine oturmaktadır. Bunların bulunmadığı yani fizyolojik (Yemek, su, giyim vbg) ihtiyaçların karşılanamadığı veya karşılamanın zor olduğu yerde hayatını devam ettirebilmenin ortaya çıkardığı sıkıntı (Günümüzde bunu yaşamı sürdürmeye elverişli ekonomik koşulların olmadığı yer olarak ifade edebiliriz.) ile temelde yine ana sebebi yaşam şartlarının zorluğundan kaynaklanan ve buna nispet gelir adaletsizliğinin, sınıflar arasında uçurum oluşturduğu bunun meşruluğunun ise gerek dinsel, gerek geleneksel, gerek yönetim sisteminin öğelerine dayandırıldığı bir olguda huzursuzluk ve tatminsizliğin olacağı malumdur.



Dolayısı ile böyle bir yapının güvelik gereksinimi bireyde olsun veya onun çoğul hali olan toplumda sağlama imkanının olamayacağı bellidir. Yine böylesine güvenliğin azami şekilde öncelik bir toplumda ait olma gereksinimin çok önemli olduğu gerçeği yadsınamaz. Fark şudur ki toplumun fizyolojik ve güvenlik gereksinimi genelde tatmin edilecek şekilde sağlanamadığından millet denilen organizasyonun en küçük yapı taşı olan aile ve akrabalar (Aşiret sistemi) aitlik gereksinimini karşılamıştır. Bu olumsuzluğun uzun zaman sürecinde çözümlenememesi ve Güneydoğu Anadolu bölgemizde bugün yaşanmakta olan olayların en büyük problemi olan genel ile bütünleşme açısından geri kalarak daha önceleri ortaçağdan beri görülen kaotik ve terör olaylarının içinde bulunduğumuz yüzyıl içinde de yaşanmasına neden olmuştur.



Bölge şartları göz önüne alındığında günümüzde o bölgemizde yaşamınızı sürdürmek istiyorsanız güvenlik sorununuz, fizyolojik ihtiyaçları ile aynı kategoridedir. Yani birleşmiştir. Bölge de terör örgütünün tasarrufu hat safhaya varmış olup kendince bir otorite tesis etmiştir. Bunun en güzel örneği terör örgütünün kendince belirlediği anma günleri veya eylemlerde bölge dahilinde ki sadece ekmeğini ve geçimini sağlamaya çalışan esnafa dükkanlarını kapattırmasıdır. Ne yazık ki devletimizin ve onun güvenlik kuvvetlerinin o bölgede devletine bağlı yaşamayı arzu eden insanlarımıza gerekli güvenlik şartlarını sağlayamadığı o bölgeyi bilen herkesçe malumdur.



Tarihi tespit ile malumdur ki terör örgütlerinin caydırıcılık katsayısı devletinkinden kat ve kat fazladır. Çünkü terör örgütleri kural veya insafları ile çerçevesinde faaliyet göstermezler onlar davalarına hizmet edecek her türlü yolu meşru görürler. Devlet hiçbir zaman terör örgütü seviyesine inmez, inemez de. Bu demek değildir ki terör ile mücadele edilemez mutlaka mücadele edilmeli fakat bu terör örgütünün teşkilatlanma yapısının aynısı ile olmalı ve bölgedeki her kurum gözden geçirilerek onlara en büyük desteği veren, olayları provoke eden, lojistik ve istihbarati destek veren kadroları tavsiye edilerek yerleşim yerleri ile bağları kesilmelidir.



Milletimiz tarihi boyunca çok büyük trajediler yaşamıştır. Kabul edilmelidir ki tarihte ki ilk sistemli terör bu milletin üzerinde yaşadığı coğrafyada görülmüştür. Tarihe kısaca bakacak olursak;



Toplumsal bilinçsiz ve katletmek dışında bir amacı olmayan 1821 Yunan isyanını saymaz isek ilk bilinçli ve sistemli terör olayları yine Balkanlarda 1876 yılında Türk ve Müslümanlara karşı bugünkü Bulgaristan ve Sırbistan”da görülmüştür. Bu terör olaylarını başlatmak ve devlet otoritesini sarsarak bölge halkı arasında husumet çıkarmak, onları birbirine düşerek devam edecek bir iç kargaşa ortamını oluşturmak üzere Çarlık Rusya”sı Balkanlara subaylar göndermiştir. Bu subaylar ilk önce bölgelerde çeşitli suçlardan dağa çıkan çeteleri organize ederek öncelikli olarak kendilerinden olan yani aynı dili kullanan, dine inanan ve gelenek – göreneği paylaşan insanları üzerinde yıldırıcı eylemler düzenleyerek onların devlete olan bağlılığını sarsmış, kendini onlar üzerinde otorite olarak kabul ettirmiştir.



Rus subayların komutasında ki komitacılar eylemlerini arttırıp daha fazla kan dökmeye başladıkça bu sorun Avrupa ülkelerinin gündemine gelmeye başlamış en sonunda İngiliz Başbakan Gladstone olayların genelini Doğu Sorunu olarak adlandırarak dünya kamuoyuna taraflı bir şekilde gündem teşkil etmesini sağlamıştır.



Bunu 93 (1878) harbinde işlenen fecaat izlemiştir. O tarih itibariyle Balkanlardan Doğu Trakya haricinde bütün topraklarımızın elimizden çıktığı Balkan savaşlarına (1912-13) kadar olan süreç ile Ermenilerin 19. asrın son on yılı içinde başlayıp 1915 tehcirine kadar gerçekleştirdiği terör eylemlerinden gerekli dersleri, terörün ne olduğu, nasıl yapılandıkları, amaçları için neler yapabilecekleri, halk üzerinde oluşturdukları etkileri hakkında yeterli bilgiye devletimiz kurumları fazlası ile sahip olmuştur. Tarihimiz bu hususta ders alınacak yüzlerce, binlerce örnekle doludur. Önemli olan bunları ayıklayarak uyarlayıp uygulamaktır.



Bu olaylar incelendiğinde hepsinde altı ortak yön buluyoruz. Bunlar;



• Olayların olduğu bölgelerdeki devletin kolluk kuvvetlerinin azlığı ve yeterli donanıma sahip olmaması

• Yabancı ülkelerin devletin iç işlerine karışıp, uluslar arası baskı yaparak, karışıklık olan bölgelerde asayişi sağlamaya çalışan bürokrat ve kolluk görevlilerinin işlerine müdahale edilmesi.

• Yurtdışından teröristlere yapılan her tür yardım ve desteğin önüne geçilememesi. Destek veren ülkelere gerekli baskının yapılamaması.

• Bölge koşullarında yaşanılan olayların iç ve dış kamuoyuna yansıtılmasında yeteri çabanın sarf edilmemiş olması.

• Kolluk kuvvetlerinin bölgede ki asayiş sağlama ve huzurun tesisi hususunda olaylara anında müdahil olamaması ve daha küçük çaplı cevap vermesi.

• Ve en önemlisi tarihi süreç bir grafik olarak incelendiğinde terör olaylarının I. Meşrutiyetin ilanı ile başladığı takip eden süreçte nispeten azalmakla yine 1908 de ilan edilen II. Meşrutiyet ile hızlı bir yükseliş ivmesi kazandığı görülmektedir.



Son şıkkı özellikle irdelemek gerekmektedir. Neden nispeten daha rahat, demokratik görülen ortamlarda terör artış göstermektedir? Buna verilecek cevap devleti yöneten kesimin terör yaşanılan bölgelerdeki ana sorunları görüp bunları gidermek için radikal kararlar almak yerine bölge halkını temsil ettiğini iddia eden bölgede ki terör örgütünün desteğini arkasına almış ve sözde demokratik yollarda yapılmış seçimlerle seçilmiş kişilerin terör örgütünün savunuculuğunu Meclisi Mebusan”da yapmış olmalarıdır. Devletin güvenliği, otoritesini tam olarak sağlayamadığı bir coğrafyada bölge halkı oyunu terör örgütünün baskısı ile mutlaka terör örgütünün desteklediği ve daha doğrusu göbek bağı olduğu partiye vermek zorundaydı. Tersi bir durumda seçim sonrası köyleri ve kasabaları basacak olan komitacılar yine kendilerinden olan halka kan kusturacaklardı. Kimse devletten daha çok kendini hissettiren ve caydırıcı bir gücü karşısına almayı düşünemezdi.



O sebepledir ki o dönem Meclisi Mebusanların da şimdilerde oluşturulmaya çalışılan Türkiyecilik anlayışına benzer bir çok etnisite”yi, milleti bünyesinde bulunduracak demokrat bir devlet anlayışı olarak kabul ettirilmeye çalışılan Osmanlıcılık görüşüne Manastırlı bir Rum olan Yorgo BOŞO efendi yabancı sermayeli Osmanlı Bankasını örnek göstererek “ Ben Osmanlı Bankası kadar Osmanlıyım.” Diyerek o kuramı umursamadığını ifade etmiştir. Boşo efendi gibi mecliste bir seçilmiş olarak bulunan biri, temsil etmesi gerektiği toplumun ekonomik ve güvenlik sorunlarını dile getirip, çözüm bulmaya çalışmak yerine kendisini aday olarak gösterip seçtiren bölücü çetelerin temsilciliğine soyunarak, niyetini açıkça göstermiştir. Bu açıdan yalnızda değildir o dönem I. ve II. Meşrutiyet meclislerinde böylesine fütursuzca konuşan pek çok kimse vardı.



Günümüze dönerek Güneydoğu Anadolu”muz da yaşanılanları tarihin projektörü ile yeniden aydınlatıp, inceleyecek olursak o dönemlerle günümüz arasında bir çok farkların olduğu görülmektedir. Bunların en başında ordumuzun ne o 18. nede 19. yüzyıllarda ki konumu ile mukayese edilemeyecek durumda olmasıdır. Ordumuz kuvvetlidir, eğitimlidir, dünyanın sayılı güçlü ve modern ordularındandır. Askerlerimizin eğitimi kafi, karnı tok, sırtı pek, donanımı tam, moral değerleri yüksektir.



Dış ülkelerin müdahalesine gelince bu husus büyük ve güçlü ülkelerin alışkanlığıdır. Bu hiç bir zaman değişmemiştir. Dolayısı ile onların bir suçu yok. Onlara bu imkanı tanıdığımız için hata bizdedir. Onların tarihi köklerine dayanan Türk düşmanlığı ile hem sahip olduğumuz kimliğimizin hem de temsil ettiğimiz dinin onlara karşın kazanmış olduğu zafer ve başarılarının hesabını almanın yollarını ararlar. Tabi her şey bu kadar basit değildir aynı zaman da her ülke gibi siyasal ve ekonomik kaygılarını korumaktadırlar. Bu da doğaldır. Bir örnek vermek gerekirse 1908 tarihinde Osmanlı devletine ait olan Bosna Hersek”i ilhak eden Avusturya-Macaristan İmparatorluğuna Babali”nin neden işgal ettiğinin hesabını soran telgrafına Viyana”dan gönderilen cevabi telgrafında sadece " Biz haklıyız çünkü güçlüyüz." cümlesini gördüklerinde dönemin devlet yöneticileri dünya konjektürünün gerçeklerini bizzat yaşayarak öğrenmişlerdi.



Peki siyasi algılayışımızda o dönemlerden ne fark var. Bu konuda iyimser olmak çok zor. Ne yazık ki bulunduğumuz süreç, yaşanılanlar I. ve II. Meşrutiyet dönemi meclisi mebusanların da yaşanılan olaylara ve ifade edilen görüşlere benziyor. O dönem bir imparatorluğun dağılmaması için ortaya çıkan ulusçuluk fikrine cevap verecek bir Osmanlıcılık görüşü ortaya atılmış ve o dönem imparatorluk unsurlarına benimsetilmeye çalışılmıştır. Ama sonucu malumdur. 93 Harbi ve Balkan savaşları ile bir çok tabamızı ve toprağımızı kaybettik. I. Dünya savaşı ile de Arap coğrafyasına veda ettik.



Geriye sadece bu coğrafyada yaşamaya niyet eden ulus devlet çatısı altında yaşamaya azmetmiş son kale, son toprak parçası kalmıştır. Türkiye Cumhuriyetini kuran kurucu unsur bunu “Ne mutlu Türküm diyene” olarak özetlemiş artık dağılabilecek bir imparatorluk olmadığımızı bir unsur, bir güç, bir millet olduğumuzu teyit etmiştir.

Peki günümüzde belli çevreler tarafından yeniden dillendirilen neo yaklaşım olan Türkiyecilik bu ülke için çıkış mıdır? Hayır bu sadece Türkiye”yi Osmanlının bir imparatorluk olarak çok kültürlü, dinli, dilli yapısını tek başlık altında toplama kaygısının günümüzde tekrara denenmesinden başka bir şey değildir. Ülkemiz artık dağılabilecek bir imparatorluk değildir. Ne o kadar toprağımız, ne o kadar bol insanımız bulunmaktadır. Onun içinde milletimiz bu terör belasıyla onlarca yıldır uğraşıyor. Bu uğurda ülkemizin doğusundan batısına kuzeyinden güneyine binlerce insanımız şehit oldu, daha fazlası yaralanarak gazi oldu.



Peki ne yapılmalıdır? Öncelikli olarak devletimizi temsil eden unsur açılımlara devam etmelidir. Fakat şu var ki bu açılımları yaparken I. ve II. Meclisi Mebusan üyelerinin – hükümetlerinin yapmış olduğu hataları tekrar etmemeli aynı kararları almamalıdırlar. Yapılması öncelikli olarak gereken yazımın başında atıf yaparak başladığım Abraham MASLOW”un ihtiyaçlar hiyerarşisi kuramının ilk iki maddesi üzerine eğilmek olmalıdır. Yani fizyolojik ihtiyaçlar ve güvenlik ihtiyacı.



* Güneydoğu Anadolu Bölgemize derhal sanayi yatırımları yapılmalı veya kaydırılmalıdır. Bu hususta devlet öncelik yapmalıdır. Böylelikle istihdam sağlanmalı hatta bölge dışından insanların iş için bölgeye göçü teşvik edilmelidir.

* Günümüzde terör destekçisi siyasi partinin eline geçmiş belediyeler lav edilmeli. O illerin belediyecilik hizmetleri her şey normale dönene kadar Belediyeler Birliği tarafından yürütülmelidir.

* Bu bölge illerinin – ilçelerinin Sanayileşme ve belediyecilik hususunda gecikmiş sorunlarının derhal çözülmelisi hususunda öncelik sağlanmalıdır.

* Bölgenin alt yapı eksiklikleri giderilmelidir. Su, kara ve demiryolu, elektrik her yere ulaştırılmalı veya ıslah edilmelidir.

* Bölge halkına ve dışarıdan gelecek yatırımcılara kolaylıklar sağlanmalıdır. Bunlar vergi, kredi, teşvik, gümrük mevzuatı kolaylığı gibi alanlar olmalıdır. Bölgede bir çok serbest bölgeler oluşturulmalıdır.

* Güvenlik kesinkes sağlanmalıdır. Sadece o bölgede değil ülkemizin her yerin tek otorite devlet olmalıdır. Buna göz dikecek oluşumlara yaşam hakkı tanınmamalıdır. Devlet otoritesi ortak tanımaz. Halkın devlete olan güveni şüphesiz ve kesin olarak sağlanmalıdır. Eski bir atasözümüz devlet otoritesinin gerekliliğini anlatmak için” Ya devlet başa ya kuzgun leşe” Demiştir. Bu sadece Türkiye için değil bu gün dünyada var olan en küçük bir ada devleti bile coğrafyasının bir köşesinde devletine kafa tutan bir oluşuma göz yummaz. Bu bir devlete özelliklede tarihi binlerce yıla dayanan bir devlet geleneğine sahip biz hiç yakışmaz.

* Terör sızmalarının olduğu komşu (!) ülke sınırları içinde müstahkem kontrolü kolay alanlara askeri birlikler yerleşmelidir. Ayrıca coğrafyamız içinde bulunan ve sınır teşkil eden vadiler baraj göletlerine dönüştürülerek doğal engeller oluşturulmalıdır.

* Terör örgütünü övme, yardım etme, tasvip etme, gösteri ve eylemlerine katılanlara karşı esnek davranılmamalı haklarında hemen hukuki işlem başlatılmalıdır.

* Bölge dahilinde devletini destekleyen çoğunluğa arzu ettikleri güvenli ortam sağlanmalıdır. Devleti için faaliyet gösteren, yardımcı olan hatta bu uğurda hayatlarını kaybedenlerin yakınlarına ve maddi zarara uğrayanlara devlet baba elini uzatmalı onlara bölge genelinde herkesin gıpta edeceği bir yaşam, geçim ortamı sağlamalıdır.

* Bölgede istihbarat faaliyeti hat safhaya çıkartılmalı militanlara olduğu kadar sempatizanlara da eylemlerden vazgeçmeyip örgütü destekleri taktirde barınma, çalışma, yaşam hakkı tanınmamalıdır.

* Bölge geneline devlet ve millet inancından şüphe edilmeyen başarılı bürokrat, sağlık personeli, alt yapı – maden – ziraat – hayvancılık uzmanları, akademisyenler çalışmak için görevlendirilmelidir. Ayrıca bunlar başarılarına göre ekonomik olarakda teşvik edilmelidir.

* 70”li yıllarda önerilen ama uygulanmayan köy kent projesi derhal gündeme alınmalıdır.

* Ekime müsait Hazine arazileri en az 100 dönümlük olmak üzere topraksız köylülere dağıtılmalıdır. Ayrıca toprak reformu yapılarak ağa mülkünde olan topraklarda adil bir şekilde dağıtılmalıdır.

* Ziraat ve hayvancılık enstitüleri açılmalı, köylülere her tür destek verilmeli, bilgilendirilmeli ve ücretsiz testler, analizler, aşılar yapılmalıdır. Bölge için müsait verimli alternatif tahıl, meyve ve hayvan cinslerinin ürettirilmesi hususunda yardımcı olunmalı, teşvik edilmelidir. Bölge dahilinde tekrar kombineler açılarak hayvancılığa önem verilmelidir.

* Terör örgütü ve faaliyetleri hakkında bölge ve ülkemiz insanları daha iyi bilgilendirilmelidir. Bu hususta sinema filmleri ve diziler çekilmeli veya en azından terör örgütünün amaçları hususunda senaryonun bir kısmında değinilerek sonuçlarının getireceği zarar izleyiciye aktarılmalıdır. Hitabeti güçlü ve başarılı din adamlarımız vaazlarında ulus devlet yapımıza sürekli atıf yapmalıdır.

* Siyasilerimiz çok milletli, etnisiteli söylemlerden derhal vaz geçmelidir. Bunun son 200 yıllık tarihimizde oluşturduğu mahsurları, zararları görmeli M. K. ATATÜRK”ün kurduğu Türk devleti ve Türk milleti kavramına sıkı sıkıya sarılmalıdır. Bu hususta saptırılmış tarih algılıyışından derhal ayrılmalıdırlar. Gerçek dünya konsepti ulus devlet üzerine oturmuştur. Bunu anlamak için bölgemizde uygulamamız gereken hususları tavsiye edenlerin kendi devlet yapılarını incelemek yeterli olacaktır.

* Devletimiz kendisine muhatap olarak özürlü, gelişmemiş, olgunlaşmamış, sağlıksız, kendi kişiliklerini tayin edememiş, insan ilişkileri çarpık, agresif, provokatör, kompleksli, tutarsız, kaypak terör örgütü taraftarı ve sempatizanlarını değil devletine bağlı, güvenen, ordusunu seven, çalışkan, gayretli, samimi, ülkesinin kurallarına bağlı çoğunluğu teşkil eden ama ne yazık ki terörün baskısı altında kaldığından kendini ifade edemeyen büyük kısmı kendine muhatap almalıdır.

* Bu konu siyaset üstü bir konu olarak kabul edilip her türlü siyasal kaygıdan uzak değerlendirilmeli ve derhal devlete ve sisteme bağlılığından şüphe duyulmayan, samimi, milliyetçi ve dalında iddialı yakın çağ tarihçilerimiz (Son 200 yıl), sosyologlarımız, psikologlarımız, ilahiyatçılarımız, iç-dış siyaset bilimcilerimiz, hukukçularımız, stratejistlerimiz, ekonomistlerimiz, emekli subaylarımız bir araya gelerek haftalarca belki aylarca sürecek beyin fırtınası toplantıları düzenlemeli ve bu hususta alınacak tedbirleri tespit ederek uygulanması için hükümete sunmalıdırlar.

* Bölge için bir olağan üstü bir kriz masası kurulmalı. Alınacak spesifik ve acil kararlar burada alınarak uygulanmalıdır. Böylelikle Ankara”ya danışmaktan dolayı ortaya çıkan zaman kaybının önüne geçilerek daha çabuk müdahale gerçekleştirilecektir. Bu yapı doğrudan meclise hesap verecek bir kurul olup, siyasiler doğrudan bu kurula müdahil olmamalıdır.



Aklıma gelen ve yapılması halinde bölge insanımızın huzura ve arzu ettiği ekonomik seviyeye kavuşacağına inandığım yukarıdaki maddelerin bir an önce uygulamaya geçilmesini arzu ederim. Unutulmasın ki geçen zaman aleyhimize işlemektedir. Teröristlerin eylemleri, onların sempatizanlarının söylemleri genç kuşağın zihinlerini zehirlemeye başlamıştır. Eğer devletimiz derhal buna çözüm bulmayıp, bu işi Osmanlı Meşrutiyet hükümetleri gibi vaatlerle geçiştirmeye, sürdürmeye devam ederse söylemeye dilimin varmadığı, hatta düşünmek istemediğim trajedilere yol açmasından korkmaktayım.







Yorumlar








Aktif Ziyaretçi 17
Dün Tekil 825
Bugün Tekil 742
Toplam Tekil 1636273
IP 54.163.94.5






TURAN-SAM PRINTED ISSN: 1308-8041
TURAN-SAM ONLINE ISSN: 1309-4033
Journal is indexed by:

































































3 Rebiü'l-Evvel 1438
Aralık 2016
P
S
Ç
P
C
Ct
P
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31


Ben sadece asil bir ailenin evladı olmakla değil, fakat asil bir milletin evladı olmakla gururluyum.
(ATİLLA)


Ekle Çıkar









Anasayfa - Amaç - Misyon - Vizyon - Faaliyetler - Tüzük - Yönetim - Yasal Uyarı - İletişim

Her Hakkı Saklıdır © 2007 - 2017 TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi
Sayfa 1.406 saniyede oluşturulmuştur.

TURAN-SAM rssTURAN-SAM rss
Google Sitemap

Sayac

"Bu site en iyi mozilla firefox'ta 1280x960 çözünürlükte görüntülenir."

Turan Portal v1.3 | Tasarım TURAN-SAM , Kodlama Serkan Aygün

Turan Nedir?, Bilimsel Dergiler, En popüler Bilimsel Dergi, Endeksli Bilimsel Dergiler, Saygın Bilimsel Dergi, Türk Dünyasının en popüler ve en saygın Bilimsel Hakemli Dergisi, SSCI, SCI, citation index, Turan, Türk Devletleri, Türk Birligi, Türk Dünyası, Türk Cumhuriyetleri, Türki Cumhuriyetler, Özerk Türkler, Öztürkler, Milliyetçi, Türkçü, Turancı, Turan Askerleri, ALLAH'ın askerleri, Turan Birliği, Panturan, Pantürk, Panturkist, Türk, Dünyası, Stratejik, CSR, SAM, Center for Strategical Researches, Araştırma, Merkezi, Türkiye, Ankara, İstanbul, Azer, Azeri, Azerbaycan, Bakü, Kazakistan, Alma-Ata, Astana, Kırgız, Bişkek, Kırgızistan, Özbekistan, Özbek, Taşkent, Türkmen, Türkmenistan, Turkmenistan, Aşxabad, Aşkabat, Ozbekistan, Kazakhstan, Uzbekistan, North, Cyprus, Kıbrıs, MHP, AKP, CHP, TURKEY, Turancılık, KKTC, Vatan, Ülke, Millet, Bayrak, Milliyet, Cumhuriyet, Respublika, Alparslan Türkeş, Atatürk, Elçibey, Bahçeli, Aytmatov, Bahtiyar Vahabzade, Yusuf Akçura, Zeki Velidi Togan, İsmail Gaspıralı, Gaspırinski, Nihal Atsız, Alptekin, Kürşad, Tarih, Kardeş, Xalq, Halk, Milletçi, Milliyetçi, Yürek, Ürek, Türklük, Beynelxalq, Arbitrli, Elmi, Jurnal, Nüfuzlu