HÜKÜMET “YOK” HÜKMÜNDE!.. - Mustafa Nevruz SINACI - TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi - http://www.turansam.org









HÜKÜMET “YOK” HÜKMÜNDE!.. - Mustafa Nevruz SINACI
Tarih: 19.06.2010 > Kaç kez okundu? 1146

Paylaş


Dış (düşman) kaynaklı, İsrail+AB-D destekli Ermeni orijinli organize anarşi, eşkıya ve suç örgütü; Hakkâri”nin Şemdinli ilçesi, Irak sınırındaki askeri birliğe 19 Haziran 2010 gecesi saat: 02”de saldırdı. 8 asker şehit oldu, 14 yaralı var. Gün içinde sayı 10”a çıktı. 12 adet çeteci askerlerce öldürüldü. Menfur saldırıyı müteakip bölgeye takviye timler sevk edildi. Çatışma alanına silahlı helikopter ve topçu ateş desteği sağlandı. Kuzey Irak”ta tespit edilen hedefler de savaş uçakları tarafından bombalandı.



Hatırlanacağı üzere: 1 Ekim 1999 tarihinde İran, Irak ve Türkiye sınırında bulunan ve şeytan üçgeni olarak adlandırılan bu bölgeden giriş yapan çete yöneticilerinden Ali Sapan”ın da aralarında bulunduğu 8 eşkıya, açılım politikaları gereği (güya) teslim olmuştu. Her türlü hukuk, mantık, umur-u devlet ve ahlâk akaidine aykırı olarak oynanan bu oyun ve pervasızca sergilenen senaryo; hükümetin içine düştüğü gaflet, dalalet ve zaaf”ı açıkça göstermişti.

Nitekim o günden bu güne şehit sayısı artarak çoğaldı. Son iki ayda sayı 50”yi buldu.

“Açılım, düz ovada siyaset, demokrasi, kardeşlik ve barış” adına akıl almaz cürümler, menfur emellere adanmış ihanetler, kirli oyunlar, yerli kripto, kancık diyaspora, kalleş dönme ve devşirme dümenleri ayyuka çıktı. Başta Amerika, şeriki İsrail, AB ve GKR çete yönetimi ile fink atıp, Ermeni yalanları uğruna; Ülkelerine anıtlar dikerek necasete bulaşan kimi sözde İslâmcı ülkeler dâhil, 20 küsur devletin yardım ve yataklıkla “taşeron” olarak kullandığı bu güruh iyice azıttı!.. Açılım kapsamında af, atıfet, aşırı tolerans ve taviz kapısının aralanması eşkıyayı yüreklendirdi, meclis içinden açıkça ışmar edilmesi melunlara cesaret verdi, şımarttı. Buna paralel zaafa uğrayan erkler, felce uğratılan stabilizatörler ve bozulan kuvvetler dengesi ile terör ve tedhişle lâubali ilişkilere girilmesi, zıvanadan çıkmanın nedeni oldu!...

ŞİMDİ NE YAPMALI?..

Tıpkı Fuzûli”nin dediği gibi; "Sussam gönül razı değil, söylesem tesiri yok"

Ülkenin son 47 yılına kir ve kan damgası vurmuş eli kanlı eşkıyanın, İmralı mahpusu bebek katili; Nasıl oluyor da ülkede gündem belirliyor? Buna hangi hain, bedhah ve küstahlar cevaz verilmekte!.. Türkiye”de kaç hükümlü avukatları ile görüşebiliyor? "31 Mayıs”tan sonra artık ben yokum, olacakların sorumlusu değilim" Biçiminde açık tehdit ve eşkıyasına verdiği mesaj kimlerce açıklandı/yayıldı? Hangi yandaş/yoldaş, Candaş medyalarca yayınlandı? Dağa taşa ulaştırılarak terör azdırıldı!

Haydi, hükümet varsa eğer, derlesin-toplasın suçluları, çıkarsın yargı önüne.

Mademki yürütme açılım zaafı ile malul; Yasama içinde parlâmenterlik mesleği icra edenler arasında hiç mi!.. “onurlu, sorumlu, vicdanı hür, irfanı hür” kula kulluk etmeyen adam gibi adam; İyi insan ve iyi vatandaş yok!.. Peki, Cumhuriyet (!) Savcısı, Polisi, Askeri, Jandarması ve Hâkimi ile Yargı”mız ne iş yapar? Dördüncü kuvvet tahtına oturan; Hukukun üstünlüğünden sorumlu namuslu/dürüst, onurlu/sorumlu, millet ve memleket medyası nerede? Bu memlekette, binlerce sorun, haksızlık-yolsuzluk, hırsızlık, hukuksuzluk ve her türlü ihanet hüküm sürerken; dünya kupası maçları, tele-vole, iğrenç fuhuş ve ahlâksızlık furyası, menfur ihanet senaryoları ve eşkıya reklâmları ile müştegil; Türk”e ait her değeri yerle yeksan etmeye çalışan dizi, düşmanca haber, beyin yıkama ve yayınlarla milleti uyutan, avutan bir medya!..

Ve nihayet; Beşinci Güç olarak tanımlanan Sivil Toplum!..

Adına STK denilen, sözde açık toplum örgütlerinin ekserisi ihanet şebekesi işleten dâhili ve harici bedhahlara angaje; Ve, açlıktan, işsizlikten, yokluk ve yoksulluktan malul, geçim derdine düşmüş, gözü, bir lokma ekmekten başka bir şey görmeyen, sorunlar yumağı içinde boğulmuş, paralize bir millet... Kendi evinde zulüm, devlet kapısında eziyet, azap ve işkenceye maruz, zavallı, talihsiz yurdum insanı… Amma buna mukabil:

Namuslu-dürüst yurttaşların vergileriyle bitleri kanlanan kravatlı hırsızlar, yolsuz ve teröristler, karış/karış ülkemin her noktasını gezip, ağızlarını her açtıklarında devletimi tehdit edip, milletime ait her değere saldırırken;,

Her türlü azınlık ırkçılığı yapmak meşru iken, Türk”üm diyenlerin boynuna türlü yaftalar asılırken;, Şehit cenazelerine sahip çıkmak, "istismar", örgüt yandaşlarının "şehit namırın" çığlıkları ve örgüt paçavralarıyla leşlerini defnetmesi "sağduyu" olarak adlanırken;

Sözüm ona "aydın" geçinen "akademik unvanlı vatan hainleri" ekran gezip, bayrak inmesin diye canlarını sebil eden güvenlik güçlerine ağız dolusu hakaret ederken; İsminin önüne “insan hakları” gibi evrensel değerler koyarak göz boyayan yüzlerce dernek, vakıf vb sivil toplum kuruluşu aleni olarak teröre hizmet edip, terörist haklarını savunurken;,

Ülkeyi yönetenler, şehit cenazelerinde yaşananları “yaygara” olarak nitelerken; Ülkeyi yönetenler, birlik ve beraberliğimizi güçlendirecek atılımlar yapmak yerine, TC”nin 36 etnik grup olduğu yalanıyla, etle/tırnak gibi kaynaşmış milletimizi ayrıştırmaya yönelik; kerameti kendinden menkul “açılımlar” peşinde koşarken;,

Üstelik, tüm bunlar alenen cereyan ettiği, olup-bittiği halde; bu icraatı inceleme, araştırma, sorgulama ve icabında yargıya götürme, savcıya verme gereği duymayan, güya “demokrasinin vazgeçilmez unsurları” siyasi partiler!..

Bir yanda bireysel risk ve sorumluluk alan, vatanını canından çok seven, bu uğurda ölümü göze alarak kışlalarına saklanmayıp gece gündüz, kar kış demeden teröristi her nerede olursa olsun arayıp bulan ve onu yok eden korkusuz bir asker tipi;

Diğer tarafta ise, risk üstlenmekten korkan, kışlasına sinmiş, bana dokunmayan yılan bin yaşasın mantalitesini benimsemiş, garantiye giden, lafla birçok aksaklığın üstünü örtmeye çalışan ve dolayısıyla şehit vermeye mahkûm başka bir asker portresi...

DAHASI VAR!..

Terörün bir numaralı besleyicisi İsrail”e savunmamızı teslim edersek, olacağı budur!‏

Nasıl oluyor da BBG evi gibi gözetlendiği söylenen ve bu gözetleme sonucu terör yuvalarının yerle bir edildiği söylenirken, bu denli haince saldırılara uğruyoruz? Nerde savunma planı? İstihbaratımıza ne oldu? Hava harekâtları ne işe yarıyor? Alınan termal kamera, gece görüş cihazları, insansız uçaklar ne işe yarıyor? Eşkıya nasıl bu kadar rahatça elini kolunu sallaya, sallaya gelebiliyor? Bu memleketin İçişleri ve Dışişleri bakanları ne iş yapar? 1 milyona yakın askerin üç buçuk eşkıyaya neden ve niçin gücü yetmez?

Terör örgütünün finans kaynakları ve lojistik desteği kesilmedikçe, siyasi uzantıları, iç ve dış bağlantıları tutuklanıp yargıya intikal etmedikçe, bataklığın kurutulması ve eşkıyanın yok edilmesi zordur. Çünkü; ABD ve AB stratejik öneme sahip ülkemize karşı, ““terör-tedhiş silahını”“ kullanmaktan kaçınmamaktadır. Bu gerçek apaçık ortada iken; ABD istihbaratına güvenmek büyük bir çelişkidir, saflıktır, aptallıktır.

Lütfen hatırlayınız!..

8 yıl öncesinde terör sıfır seviyesindeydi.

Nice evlatlar şehit düştü. Nice evlatlar yetim kaldı. Genelkurmay Başkanın mikrofona geçip ““acımız büyük, üzüntülüyüz”“ mesajlarını vermesi de bu acıyı hafifletmiyor. Babalar gibi paralar başka yerlere harcanacağına; TSK”ya savunma donanımı alınmak, terörün bir numaralı besleyicisi İsrail ile tüm savunma ilişkilerimiz derhal kesilmek zorundadır..

DUYUMLARA GÖRE!..

Sağlıklı istihbarat yok; F16”lar sorunlu; tanklar doğru düzgün çalışmıyor, silâhlar tutukluk yapıyor!.. Peki, neden bunlar düzeltilmiyor? Öyle Gazze”ye yardım yapalım, Arap”a yanaşalım, açılalım/saçılalım der; umur-u devlet, âlim ve ehil olmadan her şeye dalarsak işin içinden böyle çıkamayız işte. Umur-u devlet olması gereken kimlerdir? Elbette hükümet..

Çünkü adalet, saadet ve sulhu salâh, hükmün hikmeti ile kabil ve mümkündür.

Peki, niçin “hükümet” var da; “Adalet, hakkaniyet, eşitlik, huzur ve hukuk” yok?..

Yoksa var mı? Hayır, elbette ülkede “adalet, huzur, emniyet ve hukuk” Yok!...

Öyle ise; bahusus hükümet de “YOK” hükmündedir!..

Allah bu millete izan ve feraset versin.



Objektif ve Reel Anlamda; Kuvvetler ve Dengeler

Mustafa Nevruz SINACI

Demokrasi rejiminin teminatı ve meşruiyetin temel şartı kuvvetler ayrılığıdır.

Genel politik bilimler ve geleneksel Türk idare sisteminde öne çıkan “medeni siyaset” kuramında kuvvetler: 1. Yasama (meclis/şura), 2. Yürütme (icra/hükümet), 3. Yargı (adalet cihazı, hâkim ve savcılar), 4. Medya (yazılı/görsel/işitsel ve dijital), 5. Sivil Toplum (örgütlü kuruluşlar ve bireysel sorumluluk bağlamında yurttaşlar)

Tek başına “izafi bir kavram” olmaktan öte bir anlam ifade etmeyen devlet kavramı, bu uzuvlar vasıtasıyla vücut bulur, kurumlaşır ve şekillenir. Başta İsrail, ABD, çoğu AB ve bazı Arap ülkeleri gibi “çete devletleri” hariç olmak üzere; Vatandaşlar tarafından “insan için” kurulan, akil/ehil/erdemli, onurlu ve sorumlu insanlar tarafından yönetilen devletlerin olmazsa olmaz şartı, kesin kes kuvvetler ayrılığıdır.

Kuvvetler ayrılığı: Eğer ki, her bir erk/kuvvet kendi işini kendisi yapabilecek güce ve özgürlüğe sahip ise vardır. Aksi takdirde, böyle bir ilkenin varlığından bahsetmek siyasi etik dışı, düpedüz yalancılık, sahtekârlık ve mürailiktir. Olayı Türkiye özeline indirgediğimizde görüleceği üzere: Bu durumda, TBMM üzerinde sıkı bir parti kontrolüne gerek kalmayacağı gibi, “demokrasinin vazgeçilmez unsuru” siyasi partileri âdi birer şirket, sömürü aracı olarak kullanan “lider bozuntusu” keneler zuhur etmeyecektir. HSYK”da adalet bakanı ve müsteşarı bulunmadığı halde hükümetler, yargı darbesi yemeyeceklerinden emin olabileceklerdir…

Dolayısıyla, halkın “sosyal sözleşmeler” (anayasa, yasa, yönetmelik vs) gereği vücuda getirdiği örgütün “hukuk devleti” olarak varlık, meşruiyet, güç ve ağırlığını sürdürebilmesinin olmazsa olmaz koşulu;, Objektif, eşit-adil hak, nevi-i şahsına münhasır özel hukuk ve orijinal esaslara göre kaim sağlam bir mevzuatın varlığı, yasalar karşısında yekdiğerine nazaran eşit ağırlık ve devamlılığın teminatıdır.

Bu durumda: (kuvvetler ayrılığı ilkesinin hâkim ve hükümferma olması halinde)

1. Yasama (Meclis/Şura); Namuslu, dürüst, onurlu ve sorumlu; vicdanı hür, irfanı hür yurttaşlardan terekküp ve teşekkül edebilir.

2. Yürütme; Hükmünü hikmetle yürütür, kul hakkını korur, hukukun üstünlüğünü hâkim kılar, ülkeye zenginlik, refah, barış ve mutluluk getirir, adalet ahlâkının banisi olabilir.

3. Yargı; Kolluk kuvvetlerinden hapishanelere kadar bilcümle sathı vatanda, her türlü hâl ve ahvalde hak/hukuk, adalet ve dürüstlükle kaim huzur, emniyet ve güven iklimi hâkim kılınır. Adalet özgür/tarafsız ve bağımsız biçimde tahakkuk eder, mülk”ün temeli olur.

Cumhurbaşkanı dâhil vekil, başbakan/bakan, genelkurmay başkanı, genel müdür, general ve memurlar “kanun önünde” eşit hale gelir. Vekillerinin “kürsü masuniyeti” ile hâkim ve savcıların “resmi vazife masuniyeti” hariç; Mevcut ve mer-i insanlık, etik ve hukuk dışı, “dokunulmazlık” denilen insanlık düşmanlığı kisvesinden eser kalmaz.

4. Medya: Bilumum tür, hitap/kapsama alanı, imkân ve kaynaklarıyla özgür, tarafsız ve bağımsız, şahsiyetli ve haysiyetli; Bütün Türk Milleti, bilim ve insanlık adına; halkın yanında yer almak dışında, kimseye “yandaş, yoldaş ve Candaş” olmayan;, Namuslu, dürüst, ilkeli, onurlu ve sorumlu unsurlar “beşinci kuvvet/MEDYA” bunun dışında kalan ve kula kul olan domuzlar ise sadece lânetli uşaklar ve halk düşmanlarıdırlar!...

5. Sivil toplum/özgür birey ve her biri bir devlet olan vatandaş:

Gerçekte en önemli kuvvet/erk halk;. Halk”a rağmen hüküm iddia, ifa ve icra etmeye kalkışmak gayrimeşru olmaktır. Burada meşruiyetin ilk şartı kesinlikle ve asla seçimle gelmek değil; Kuvvetler ayrılığı ilkesi bağlamında “hukuki tanım, konum ve duruma” uygun olmaktır.

İşte Bu: Hiçbir çıkar, kazanç paylaşma ve gönüllülük dışında zorunlu aidat almaksızın faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşları ve bizatihi onurlu/sorumlu bireyin görevidir. Görev: başta yasama/yürütme/yargı/medya olmak üzere; Devleti denetleme, kamu vicdanı ve adalet kurumu yoluyla sorgulama, yargılama ve icabında hasep sormaktır.

Siyasi partiler, sendikalar, meslek odaları ve kooperatifler kesinlikle STK değildir.

Kuvvetler Ayrılığı İlkesi ve Yargı Meşruiyeti

Yukarda açıklanan ve tanımlanan ilkeler her medeni devlette var olmak zorundadır.

Aksi taktirde, demokrasi, adalet-hukuk ve kuvvetler ayrılığı bahis konusu olamaz!..

Devlet içinde kuvvetler, birbirlerini denetlemek, kontrol ve takip etmek, dengelemek; aynı zamanda anayasa ve yasa karşısında eşit hak, yetki ve sorumluluğa sahip olmak zorunda ve durumundadır. Yasama, Yürütme ve Yargı terazide eşit ağırlığa sahip olmaz; Medya da yandaş, yoldaş ve Candaş unsurlardan oluşmak gibi, lânetli bir hale irca olursa; Ne cari sistem meşrudur ve nede, sistemin güncel banileri!..

Daha açık bir anlatımla:

Demokrasilerde yargı bağımsızlığı, nevi şahsına münhasır özgürlük/özerklik ve tarafsızlığından bahsedebilmek için yargının diğer iki demokratik erkten yani yasama ve yürütmeye eşdeğer meşruiyete sahip bulunması gerekmektedir.

Yoksa bu günün "Anayasa Mahkemesi ana muhalefet mahkemesi olmuştur" biçimi art niyetli ve eleştirel söylemler ile anayasaya açıkça meydan okuma tarzındaki polemiklerinden daha güçlü ardıl yargı sorunları bir anda rejimin kökten sorgulanmasına neden olabilir.

Bu ve benzeri beyanlar, tahrik ve hezeyanlar alenen suç teşkil etmesine, ceza yasası ve anayasaya göre soruşturmayı mucip olmasına rağmen dava konusu yapılmaz, yapılamaz ise yargı büyük bir baskı ve töhmet altında demektir.

Meşruiyet kaynakları demokrasilerde "halk desteği", millet iradesinin “namuslu, dürüst ve demokratik” seçimlerle devlet idaresine gelme önkoşulu olmakla birlikte, insan hak ve özgürlükleri gibi evrensel temel hukuk kavramları bazen çoğunluğun desteği Olmaksızın da meşruiyetin vazgeçilmezi olmaktadır.

Nitekim Anayasaların ortaya çıkışı ile devletin karşısında bireyin, yerli azınlıkların, dezavantajlı grupların korunmasına yönelik liberal demokrasi akımları ile mümkün olabildiği gerçektir. Yargının meşruiyetinin güçlü olarak desteklenmesi ve bağımsızlaştırılması ilk defa ABD”de jürili mahkemelerin kurulması ve Anayasa Mahkemesinin ortaya çıkışı ile başlamış, bu sistematik kıta Avrupa”sında da giderek yaygınlaşmıştır.

Meşruiyet kaynaklarını kuramsal, pozitif hukuk kapsamı dışında örf, adet, din, gelenek ve görenek kuralları ile tabana yaymak yürütme ve yasamanın görece "halka yakınlık" kozunu elinden alabileceği düşünülür. Ancak demokratik seçenekleri, çoğulculuğu, kişi hak, hukuk ve özgürlüklerini tamamen veya kısmen yok etmeye yönelik kavram ve kurumlaşmaların yasama ve yürütmenin karşısına çıkabilecek daha güçlü meşruiyet kaynakları bulabilmek oldukça zordur. Hatta bazen Irak”ta olduğu gibi istenmeyen gelişmelere veya Cezayir”de yaşandığı gibi tamamen totaliter bir dışa kapanmaya ya da Filistin”de olduğu gibi ortada bırakılmaya neden olabilmektedir. Eskiden Türkiye”de "Adalet Mülkün Temelidir" veciz sözü geçerli idi. Her nedense bugünlerde aynı veciz söz "Adalet Devletin Temelidir" şeklinde değişivermiştir.

Herkese normal gelebilir ama işin aslını/felsefesini bilenlere göre bu faşist bir tuzaktır.

Hem de demokrasinin devletle bireyin sözleşmesine dayandığını savunan liberallere atılmış bir goldür. Çünkü devlet bireyin mülkünün emniyetini sağlamak görevini üslenmiştir. Halbuki adaletin devlet elinde bir silah olması devletin bu ikili anlaşmayı bireylerin mülküne ve bütün kişilik haklarına tecavüzünü mazur gösteren bir yaklaşımdır. Yani; adaletin mülkün temeli olduğu doğru, ama devletin temelinde tecavüz ve zorbalık varsa adalet yoktur.

Anayasal meşruiyetin tahkimi için batılı ülkeler (Almanya, Fransa, İtalya, Macaristan vb) Anayasa Mahkeme üyelerini meclisin nitelikli çoğunluğu (2/3 gibi) ile seçmekte, Çünkü Cumhurbaşkanı, başbakan gibi yüksek makamlarda bulunanları yargılayabilmek için böylesi bir güçlü desteğe ihtiyaç duyulmaktadır. Nitelikli çoğunluk mahkemenin elini güçlendirirken yürütmenin oldubittilere başvurmasını önlemekte ve caydırmaktadır.

Tabii ki, yorum yapacak birçok kanaat önderimiz olmasına rağmen bu hassas konulara pek de girilmemesi çok düşündürücüdür. Demek gerek iktidar, gerek muhalefet, tıpkı yandaş, yoldaş, Candaş medya gibi “yandaş yargı” hesaplarını da bir türlü bırakamamaktadırlar.

KÜRESEL EĞİTİM PROJESİ VE BULGARİSTAN

Mustafa Nevruz SINACI

Milletlerin istikbali gençlik; Gençliğin istikbale (geleceğe) istikrarla, emin adımlarla yürüyebilmesinin yegâne şartı ise “eğitim ve öğretim”dir.

Açık ve özgün bir anlatımla;

Dünya milletler ailesi içinde istikrarla gelişme/yükselme; Atatürk”ün hedef gösterdiği: “muasır medeniyet seviyesine ulaşma ve aşma” imkânı eğitimle kabil ve mümkündür.

Eğitim-öğretim, ilmin ilerleme, intikal ve tekâmül, medeniyet aracıdır.

Milletlerin yaşam biçimi ve davranış alışkanlıkları da eğitim-öğretimle şekillenir!..

1923 Türkiye”si bu bakımdan mükemmeldi.

Ancak, 10 Kasım 1938 günü saat 09”u 5 geçe huruç eden 2. Cumhuriyet, milli ve ilmi müfredatı yozlaştırdı. 27 Aralık 1949”da Türkiye ve ABD hükümetleri arasında vaki anlaşma ile teşkil edilen “Eğitim Komisyonu” (Fulbrigt) vasıtasıyla Türk eğitim sistemi; Gerici CHP tarafından Amerika”ya ihale edildi. ABD Büyükelçisi komisyon başkanı oldu. Dört Türk ve 4 Amerikalıdan oluşan komisyon “Türk eğitim kurumlarında yabancı dilde eğitim verilmesini” kararlaştırdı. Bu durumu takviye ve motive etmek üzere 1963”den itibaren ülkemize getirilen binlerce “Amerikan Gönüllüsü” tam bir ihanet furyası, düşmanlık/nifak tohumu misyonu ve alenen misyonerlik görevlerini ifa ve icra ettiler. Sonuçta Fulbrigt”in aldığı karar ve yaptığı uygulama Türk milli eğitim ve öğretimine büyük bir darbe vurdu.

27 Mayıs 1960 darp, irtikap ve isyanı, 71 muhtırası ve 1980 darbesi, nihayet YÖK”ün kurulması ile Türkiye”de özellikle yüksek öğrenim alanı tam bir eziyet/ıstırap/azap, paralı ve pahalı bir zulüm ve işkence halini aldı!..Öyle de sürüp gitmekte…

İkinci Cumhuriyet”in sarkıtı olan 4. ve 5. Cumhuriyetin (27 Mayıs 1960 -11 Eylül 1980, 12 Eylül 1980”den günümüze) kendi öz gençliğine reva gördüğü bu haksızlık, geleceğe ihanettir. Açıkça, insanlık, insan hak ve hürriyetleri, toplumsal sözleşmeler, hukuk ve ahlâk karinelerine aykırı olup; Bu durum, Anadolu da çokça anlatılan; “zebanilerce korunmayan azap çukurunun” hazin hikâyesini hatırlatır. Hani tüm ıklar aralarında anlaşarak cehennemden kaçmaya yeltenirler. Firar edemesinler diye de çukurların başında zebaniler konulur ve sürekli nöbet tutturulur. Oysa Türk”lerden biri buna kalkıştığında, diğerleri derhal ayaklarından tutup çekerler. Yani cehennem faaliyete geçeli, Türk azap çukurundan kaçan biri görülmemiştir.

Bu anlamda olay: Yönetimin halka bilinçli işkencesi ve zulmüdür!...

Ama komşu Bulgaristan meseleyi “insan hakları, adalet ve hukuk yönünde” çözmüş.

Kamu vicdanı ve evrensel bilim adına “aydınlatma ve bilgilendirme” görevimin gereği konuyu araştırdım. Elde ettiğim bilgileri “sizlerle” paylaşmak istiyorum:

BULGARİSTAN DA ÜNİVERSİTE OKUMAK

Bulgaristan 1 Ocak 2007 tarihinde AB üyesi oldu. Uluslar arası anlaşmalar gereğince, 24 Temmuz 2007 tarihinde yayımlanan YÖK tasarısı ile Bulgaristan Üniversitelerine, Avrupa Üniversiteler birliği üyesi olduklarından denklik vermesi onaylandı.

Üstelik, Bulgaristan”da ÖSS, YGS, LYS ve benzeri bir sınav yok!.. Üniversiteler, Lise eğitimi sırasında alınan notlara göre yerleştirme yapmakta. Bu vesileyle; Türk Öğrencilerin de istedikleri bölümü okumalarının önünde bir engel kalmamış olmaktadır.

Bulgaristan”da 26 devlet üniversitesi var. Eğitim kalitesi dünyanın birçok ülkesinden çok daha iyi. Bunların çoğu her yıl yayımlanan “dünyanın en iyi 500 üniversitesi” listesinde yer almakta; Mezunlar dünyanın önde gelen şirketlerinde öncelikle iş bulabilmektedirler.

Hızla globalleşen Dünyada, iyi bir kariyer edinebilmek için, bir hatta birkaç yabancı dili iyi bilmek ve severek yapılabilecek bir meslek sahibi olmak gerekir. Ancak ve ne yazık ki, ÖSS sınavı sebebiyle Ülkemiz gençlerinin çok azı buna sahip olabilmekte; Buna mukabil Bulgaristan”dan mezun olanlar İngilizceyi ileri düzeyde öğrendiklerinden iş hayatında aranan, öncelikle tercih edilen “yöneticiler” olarak görülmektedirler.

Hiçbir sınav olmadan, yalnızca Lise veya Ön Lisans diploması ile üstelik çok uygun fiyatlarla, AB üyesi bir ülkede, başta Tıp, Eczacılık, Diş hekimliği ve Mühendislikler olmak üzere, istenilen her bölümde okumak kesinlikle mümkün. Ayrıca, ülkemiz Meslek Yüksek Okullarından mezun öğrenciler “hiçbir sınava girmeden” Bulgaristan”da istedikleri bölüme yatay geçiş yapabilmek gibi “büyük bir imkân ve avantaja” sahip bulunmaktadırlar..

Üstelik bu konuda, aday öğrencilere rehberlik ve Eğitim Danışmanlığı yapan çok ciddi, güvenli kurumlar ve resmi aracılar var. Dahası ülke üniversitelerinin çoğu, ERASMUS, SOCRATES ve Leonardo “eğitim programlarına” üye olduklarından eğitimin 1 yılını da başka bir Avrupa ülkesinde görmek mümkün olmaktadır.”

Çok özgün, başarılı ve güncel bir örnek:

BALKAN ÜNİVERSİTESİ

Balkan (University) Üniversitesi 2004 yılında yüksek öğrenimde Avrupa” ya açılan bir pencere olarak; Türk iş adamı Yalçın Koçak tarafından Bulgaristan”ın Şumnu ilinde kurulmuş kar amacı gütmeyen bir eğitim – öğretim kurumudur.

2004 yılında Balkan Üniversitesi olarak dikilen çınar ağacının dalları olan öğrenciler, bugün ilk mezunlar olarak iş hayatına atılmışlardır.

AB`ne 2008 yılında tam üye olan Bulgaristan`da, eğitim veren BÜ öğrencileri, meslek hayatlarına almış oldukları diplomalarla başlamışlardır. Öğrencilerin Balkan Üniversitesinden almış oldukları diplomalar; Avrupa Birliği eğitim alanı Bologna sürecine göre, Bulgaristan” da eğitim veren tüm Devlet Üniversitelerinin diplomaları da dâhil olmak üzere otomatikman, TC Yüksek Öğretim Kurulu (YÖK) tarafından denk sayılmaktadır.

Şu hale nazaran AB yolunda enerji harcayan Türkiye”nin B planı, Bulgaristan”dır..

Dolayısıyla, Yüksek Öğrenim için de, örnek (hedef) ülke Bulgaristan olmaktadır.

Bulgaristan; Balkan Üniversitesi”nde yüksek öğrenim yapan evlatlarımız, nüfus, dil ve kültür yönünden ihtiyarlayan Avrupa”nın; genç-dinamik, yeterli ve yetenekli, tercihan aranan kadroları arasında yer almaktadır. Bulgaristan Varna`da eğitim verdiğimiz mühendislerimiz şimdi; Avrupa”nın büyük firma ve saygın sektörlerince aranan teknik kadroları olmuşlardır.

KÜRESEL EĞİTİM PROJESİ

Böylece, Bulgaristan devlet üniversiteleri ile yabancı dilde, yabancı öğrenci okutmak üzere kurulmuş Üniversiteler arasında; “İkili eğitim işbirliği” anlaşmalarıyla “Küresel Eğitim Projesi” (KEP) adı verilen model”in birinci ayağı başarı ile tamamlanmış bulunmaktadır.

Sonuçta: ÖSYM tarafından yerleştirilemeyen ve/veya yeterli puana sahip olamayan genç öğrenciler; Balkan University olarak, Bulgaristan” da başlatılan “Avrupa dili ve Avrupa Kültürü”nde” mezun vererek, ihtiyarlayan Avrupa”nın, tercihle aranan genç kadroları olarak iş başı yapmaları mümkündür. Üstelik bu imkân bizleri kuzey komşumuz Rusya Coğrafyasına, Rusça diline ve kültürüne hâkim öğrenciler yetiştirerek, mavi akımdan dolayı ters makas olan ticaret hacmimizi lehimize dönüştürecek, profesyonel iş elemanları olmalarını teşvik etmiş ve etmeye de devam edecektir. KEP” in Kırım ayağı Projesi ve maksadı budur.

Kırım KEP” in Rus dilinde eğitim veren bir üssüdür.

Evet, genç Alemdarlar, Dünya sizi bekliyor...

Daima söylendiği gibi; “Her şey insan için”se, işte mesele budur” darısı bize!...

İlgilenen, temas kurmak isteyen ve ayrıntılı bilgi almak isteyenler için:

BALKAN ÜNİVERSİTESİ TÜRKİYE BÜROSU:

Adres: Halaskârgazi Cad. No: 34, Harbiye İş Merkezi Kat: 8

34367, Harbiye - İstanbul / TÜRKİYE,

Tel : +90 (212) 296 81 16-17 Faks: +90 (212) 296 86 58

WEB: www.balkanuniversty.eu, e.MAİL: info@balkanuniversty.eu

AYRICA: Arda Bulgaristan Eğitim Danışmanlığı

Web: www.ardabulgaristanegitim.com, e.posta: info@ardabulgaristanegitim.com,

Tel: (0212) 571 55 52 - GSM: (0532) 597 08 94

GANDݔYE KULAK VERMEK

Mustafa Nevruz SINACI

"Şiddet göstermemek, benim inancımın birinci maddesi; aynı zamanda o, itikadımın da son maddesidir." diyen Hintli pasifist siyaset bilimci düşünce adamı Mahatma Ghandhi; (*) İngiliz sömürgeciliğine karşı Hint milli hareketinin, 1919 -1948 dönemi en önemli lideridir.

İnanç ve ideolojik temellerini, şiddet karşıtlığı, sivil itaatsizlik, pasifizm, uzlaşmacılık, çilecilik, Asya milliyetçiliği, Hinduizm”in dinsel mistik öğeleri, dinlere saygı, insani boyut, bilgelik ve barış düşmanı teknoloji (ilâh, silâh ve ilâç ticareti) karşıtlığı oluşturur.

İNANÇ VE İDEOLOJİSİ”NİN TEMEL İLKELERİ:

Önce önemsemezler, sonra gülerler, sonra kıskanırlar, en sonunda ise yenilirler.. .

Adaletsiz rejimi, adaletle yıkınız. Alkışlar önüne kansız elle çıkınız.

Basit yaşa ki, başkaları da var olabilsin.

Bir insanı, ancak gerçekten uyuyorsa uyandırmak mümkündür. Ama eğer uyumuyor da uyku taklidi yapıyorsa, dünyanın bütün gayretlerini sarf etseniz, nafiledir.

Bizi yok edecekler şunlardır: İlkesiz siyaset; vicdanı sollayan eğlence; çalışmadan zenginlik; bilgili ama karaktersiz insanlar; ahlâktan yoksun bir iş dünyası; insan sevgisini alt plana itmiş bilim; özveriden yoksun bir din anlayışı…

Bu dünyada öylesi aç yaşayan insanlar var ki, Tanrı onlara ancak bir somun ekmek suretinde görünebilir.

Dinler aynı noktada birleşen farklı yollardır.

Aynı amaca ulaşacak olduktan sonra ayrı yollar seçmemizin ne önemi olabilir?

Dünyada görmek istediğiniz değişikliğin kendisi siz olun..

Düşünceye gem vurmak, zihne gem vurmak gibidir. Bu ise rüzgârı zapt etmekten de zordur. Düzenli, temiz ve şerefli olabilmek için paraya ihtiyacımız yoktur.

Göze göz, dişe diş düşüncesi bütün dünyayı kör edecek.

Güç fiziki kapasiteden değil, boyun eğmeyen iradeden gelir. Haksızlığa sapıp bütün insanlar seni takip edeceğine, adaletle hareket edip tek başına kal daha iyi.

Her sabah kalktığım zaman kendi kendime şöyle söz veririm: Dünya üzerinde vicdanımdan başka kimseden korkmayacağım. Kimsenin haksızlığına boyun eğmeyeceğim. Adaletsizliği adaletle yıkacağım ve mukavemet etmekte ısrar ederse onu, bütün mevcudiyetimle karşılayacağım.

Keyif zaferde değil; asıl mücadele, girişim ve çekilen ıstıraptadır.

Özgürlük hiçbir zaman "her istediğini yapma izni" anlamı taşımamıştır.

Sevgi dünyadaki en incelikli güçtür. Sevgi her zaman ıstırap çeker, hiçbir zaman ne gücenir ne de intikam almaya çalışır. Sevgi insanlığın, şiddet hayvanlığın kanunudur. Sevginin olduğu yerde hayat vardır.

Sıkılmış yumruklarla el sıkışamazsınız.

Siz kendi elinizle teslim etmedikçe, kimse kendinize olan saygınızı elinizden alamaz.

Söylediklerinize dikkat edin; düşüncelere dönüşür; düşüncelerinize dikkat edin; duygularınıza dönüşür; duygularınıza dikkat edin, davranışlarınıza dönüşür; davranışlarınıza dikkat edin; alışkanlıklarınıza dönüşür; alışkanlıklarınıza dikkat edin, değerlerinize dönüşür; değerlerinize dikkat edin, karakterinize; karakterinize dikkat edin, kaderinize dönüşür.

Şiddet karşıtlığının ürettiği güç kesinlikle insan yeteneğinin icat ettiği tüm silahlardan gücünden üstündür.

Tanrı dualarımızı bize göre değil, kendi yöntemine göre yanıtlar.

Toplum hayatı için bireysel özgürlük ve bağımsızlık şarttır.

Toprağı kazıp onu işlemeyi unutmak, kendimizi unutmak demektir.

Zayıf insanlar affedemezler. Affetmek güçlülere has bir özelliktir.

***

(*) 1869 yılında doğdu. 30 Ocak 1948”de radikal milliyetçi bir Hintli tarafından öldürüldü.



DİKKAT!.. İletişim için :: e.POSTA :: gercek.demokrat@hotmail.com

___________________________________________________

e.POSTA : gercek.demokrat@hotmail.com

WEB : http://mustafanevruzsinaci.blogspot.com,

POSTA : PK, 118 [ 06 442 ] Yenişehir/ANKARA

NOT : Kaynak göstermek şartıyla yazılar yayına izinlidir.





* Aman!.. Devlet sanayide bulunmaz, üretmez, ticaret yapmaz diyen; özelleştirme delisi “yalancı, talancı, hırsız-yolsuz, soysuz, koza, kripto, üçkâğıtçı, peşkeşçi bedhahlara” inanma, aldanma, kanma!.. Zira “AB de devlet işletmelerinin ekonomideki ortalama payı % 42; İsveç, Norveç ve Danimarka”da % 61”dir.” (2009 istatistik ve ansiklopedik veriler)



* "Muhterem milletime şunu tavsiye ederim ki; sinesinde yetiştirerek başının üstüne kadar çıkaracağı adamların; kanındaki, vicdanındaki öz cevheri, çok iyi incelemek, bilmek ve ona göre davranmak dikkatinden, bir an dahi vazgeçmesin!" (Mustafa Kemal Atatürk)



* BİL”Kİ!.. Türk İnsanı “altın değerinde” nadirden bir cevherdir. Işığa tut bak; içinde Ata-Türk, namuskârlık, doğruluk, dürüstlük, diğerkâmlık, sencillik, adalet ahlâkı, bilgelik, dindarlık ve olgunluk, onur-erdem, ilke yoksa!, kesinlikle ve mutlaka sahtedir. (2002, Mustafa Nevruz SINACI)



* Cumhuriyet fazilettir, erdemdir; Fazilet”i ahlâki”ye müstenit bir idare şeklidir. Cumhuriyet; Fikren, ilmen ve bedenen kuvvetli; Seciyeli, seviyeli, yüksek ahlak ve kavi (sağlam) karakterli muhafızlar ister. (14.10.1925, Gazi Mustafa Kemal AtaTürk)



* Yeryüzü ve kâinatta; En hakiki mürşit İlim; en değerli varlık İnsan ve en büyük eser Kültür”dür. Kültür: İnsanlık, iyilik ve adalet adına “doğrusal yönde” gelişen emeller, inşâ edilen eserler, yükselen değerler, bilim, teknoloji, bireysel ve toplumsal yaşam biçimi; yani medeniyettir. (2001, İKO Söylevi, Mustafa Nevruz SINACI)



* Türk demek: Türk”çe düşünmek, Türk”çe konuşmak ve Türk”çe yaşamaktır. Ne mutlu Türk”üm diyene… (Gazi Mareşal Mustafa Kemal Atatürk)



* İyi, namuslu, dürüst; onurlu, sorumlu ve “gerçek demokrat” olan kazansın…









Yorumlar











Aktif Ziyaretçi 6
Dün Tekil 656
Bugün Tekil 297
Toplam Tekil 1121990
IP 54.196.122.247






TURAN-SAM PRINTED ISSN: 1308-8041
TURAN-SAM ONLINE ISSN: 1309-4033
Journal is indexed by:























































6 Zi'l-Hicce 1435
Eylül 2014
P
S
Ç
P
C
Ct
P
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
TURAN-SAM

Sayfanızı Da Tanıtın


Deme bana Kayı, Oğuz, İlhanlı,
Türküm; Bu ad her ünvandan üstündür.
Yoktur Azeri, Kırgız, Özbek, Kazanlı,
Türk Milleti bir bölünmez bütündür.
(Ziya GÖKALP)


Ekle Çıkar









Anasayfa - Amaç - Misyon - Vizyon - Faaliyetler - Tüzük - Yönetim - Yasal Uyarı - İletişim

Her Hakkı Saklıdır © 2007-2014 TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi
Sayfa 5.197 saniyede oluşturulmuştur.

TURAN-SAM rssTURAN-SAM rss
Google Sitemap

"Bu site en iyi mozilla firefox'ta 1280x960 çözünürlükte görüntülenir."

Turan Portal v1.3 | Tasarım TURAN-SAM , Kodlama Serkan Aygün

Turan Nedir?, Bilimsel Dergiler, En popüler Bilimsel Dergi, Endeksli Bilimsel Dergiler, Saygın Bilimsel Dergi, Türk Dünyasının en popüler ve en saygın Bilimsel Hakemli Dergisi, SSCI, SCI, citation index, Turan, Türk Devletleri, Türk Birligi, Türk Dünyası, Türk Cumhuriyetleri, Türki Cumhuriyetler, Özerk Türkler, Öztürkler, Milliyetçi, Türkçü, Turancı, Turan Askerleri, ALLAH'ın askerleri, Turan Birliği, Panturan, Pantürk, Panturkist, Türk, Dünyası, Stratejik, CSR, SAM, Center for Strategical Researches, Araştırma, Merkezi, Türkiye, Ankara, İstanbul, Azer, Azeri, Azerbaycan, Bakü, Kazakistan, Alma-Ata, Astana, Kırgız, Bişkek, Kırgızistan, Özbekistan, Özbek, Taşkent, Türkmen, Türkmenistan, Turkmenistan, Aşxabad, Aşkabat, Ozbekistan, Kazakhstan, Uzbekistan, North, Cyprus, Kıbrıs, MHP, AKP, CHP, TURKEY, Turancılık, KKTC, Vatan, Ülke, Millet, Bayrak, Milliyet, Cumhuriyet, Respublika, Alparslan Türkeş, Atatürk, Elçibey, Bahçeli, Aytmatov, Bahtiyar Vahabzade, Yusuf Akçura, Zeki Velidi Togan, İsmail Gaspıralı, Gaspırinski, Nihal Atsız, Alptekin, Kürşad, Tarih, Kardeş, Xalq, Halk, Milletçi, Milliyetçi, Yürek, Ürek, Türklük, Beynelxalq, Arbitrli, Elmi, Jurnal, Nüfuzlu