DEVLETÇİLİK TÜRK”ÜN MİLLİ SİSTEMİDİR - Özkan BOSTANCI - TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi - http://www.turansam.org









DEVLETÇİLİK TÜRK”ÜN MİLLİ SİSTEMİDİR - Özkan BOSTANCI
Tarih: 09.06.2010 > Kaç kez okundu? 2014

Paylaş


Yazımıza ATATÜRK”ün konu hakkında düşüncelerini dile getiren bir kaç ifadesi ile başlayalım;



Zayıf, kararsız hükümetler İtilaf”ın baskılarına baş eğerek iç kuvvetlerin gelişmesini kısıtladıkları gibi, kamuoyunu da devamlı suretle korku ve endişe içinde tutarak kararların alınmasına kesin şekilde engel olurlar... Bundan Başka İTİLAF DEVLETLERİ İSTANBUL”UN ÖNEMLİ ŞAHSİYETLERİ İLE DOĞRUDAN İLİŞKİ KURARAK MİLLETE DEVAMLI AÇIK OLMAYAN, DOĞRU OLMAYAN ÜMİTLER TELKİN ETMEKTEDİRLER!.. (1920)



- KAPİTÜLASYONLAR bir DEVLET”i behemehal münkariz eder!.. (7.2.1923)



KAPİTÜLASYONLAR”ın TÜRK MİLLETİ İÇİN ne derece NEFRET EDİLİR bir ŞEY olduğunu size tarife muktedir değilim... BUNLARI DİĞER ŞEKİL VE ADLAR ALTINDA GİZLEYEREK BİZE KABUL ETTİRMEYİ başaracaklarını düşünen ve TAHAYYÜL EDENLER bu konuda pek çok ALDANIYORLAR!.. Zira TÜRKLER, KAPİTÜLASYONLARIN devamının KENDİLERİNİ pek az bir vakitte ÖLÜME SEVKEDECEĞİNİ pek iyi ANLAMIŞLARDIR. (25.12.1921)



- İKTİSADİ KALKINMA SAVAŞ gibidir!.. Bunun için bütün TÜRK MİLLETİ”ni cephede bulunan ORDU, DÜŞÜNCE, DUYGU ve HAREKET yolundan ilgilendirmeliydim... Yalnız düşman karşısında bulunanlar değil; köyde, evinde, tarlasında bulunan HERKES silahla vuruşan SAVAŞÇI gibi kendini VAZİFELİ sayarak bütün varlığını mücadeleye adamalıydı!.. (Nutuk)



- Saldırgan EMPERYALİZM”i köylü, işçi, esnaf, memur, zabit, asker omuz omuza verip nasıl MİSAK-I MİLLİ ile yenip kovduysak; aynı EMPERYALİZM”i EKONOMİK ALANDA bir SAY MİSAK-I MİLLİSİ İÇİNDE omuz omuza verip YENELİM VE KOVALIM!.. (1.3.1922)

Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK



ATATÜRK, kazma kürekle savaşarak nasıl SİLAHLI DÜŞMANI denize döktük ise;



Dişimizle tırnağımızla çalışarak PARALI DÜŞMANI da TEKME TOKAT kovmamızı istiyor!..



ATATÜRK, SOSYALİZM”in de, KAPİTALİZM”in de, LİBERALİZM”in de yabancısı değildi.



Üçünü de incelemiş, TÜRK insanının bünyesine uygun olmadığı sonucuna varmıştı.



Bu, bu kadar açık!..



Hiç tartışma götürmez!..



BAĞIMSIZLIK, TAM İSTİKLAL yalnız ve sadece böyle mümkündür.



YABANCIYA ENDEKSLİ EKONOMİ İLE EGEMENLİK OLMAZ!



EGEMENLİK ve İSTİKLAL OLMAZSA, ŞEREF, NAMUS, HAYSİYET, İNSANLIK OLMAZ!..



KÖLE ve HAYVAN SEVİYESİNDE BİR HAYAT TARZI OLUR.



Eğer ona da YAŞAMAK denirse!..



Bunu biz demiyoruz, bizzat BATILILAR kendi yazdıkları kitaplarda diyorlar...



ABD”deki bir ev köpeğinin AFRİKA”daki insandan daha iyi beslendiğini itiraf ediyorlar!



" Dünya ekonomisinin gelişmesi bugüne kadar EŞİTSİZLİK içinde ve EŞİTSİZLİK yoluyla olagelmiştir. Gerçek hayatı yansıtmak gerekirse, tarafların eşitliği varsayımını değil, eşitsizliği gerçeğini kabul etmek zorunludur." diyor F. Perroux.



İşte bu yüzden ATATÜRK”ün İKTİSAT anlayışı ve Dolayısıyla DEVLETÇİLİK ilkesi son derece GERÇEKÇİ”dir:



TÜRK DEVLETİ TEK BAŞINA AYAKTA DURACAK, TÜRK MİLLETİ KİMSEYE MUHTAÇ OLMADAN YAŞAYACAK İKTİSADİ SEVİYEYE MUTLAKA YÜKSELTİLMELİDİR!..



Çevremiz düşmanlar ile çevrili olduğundan, İKTİSADİ TEDBİRLER daima birer SİLAH gibi kullanıldığından, bu hedef HAYATİ EHEMMİYET taşımaktadır...



Olarak görür ve tekme tokat kovulmasını ister!..



Bu da ancak bir EMEK ve TEKNOLOJİ SEFERBERLİĞİ ile mümkündür.



Yani, ATATÜRK;



Demirel gibi "çalışmadan müreffeh Türkiye"...



Özal gibi "çalışmadan çağ atlamak"..



Erdoğan gibi "satarak kazanmak" (özelleştirme)



İddiasında bulunmaz.



"Köşe dönme"yi cazip göstermez!..



Kimseye "2 anahtar" vaadetmez!..



"Batı tarzı demokrasi"ye güvenmez!..



FERT olarak, AİLE olarak, ŞİRKET olarak, DEVLET KURUMU olarak çok çalışmayı, çok üretmeyi şart görür.



Çok çalışıp, çok kazanıp azla yetinmeyi, tutumlu olmayı tavsiye eder.



Çünkü EKONOMİ”nin temel kurallarından biri ÜRETİM gelirleri ile TÜKETİM giderleri arasındaki FARKI yüksek tutup, YATIRIM”a tahsis etmektir!



DEVLETÇİLİK bir anlamda da bunu sağlamaktır!..



ATATÜRK, yabancıların GÜÇLÜ devletlerine, mali imkanı yüksek uluslararası TEKELCİ şirketlerine fert olarak, özel sektör olarak direnmenin imkansızlığı karşısında DEVLET”in ELİ”nin mutlaka EKONOMİ”nin, ZIRAAT”ın, SANAYİ”nin ve TİCARET”in ÜZERİNDE olması gerektiğini belirtir.



Burada ATATÜRK”ün DEVLET anlayışını da görüyoruz.



DEVLET, SİYASET”TE, FİKİR”DE ve EKONOMİ”DE NAZIM ROLÜ OYNAR.



Yani DÜZENİ O KURAR!..



DIŞ SİYASET, MİLLİ SAVUNMA, DAHİLİ ASAYİŞ ve HUZUR, ADALET, SAĞLIK, İSKAN, ULAŞIM ve HABERLEŞME, ÇALIŞMA ve TİCARET KURALLARININ TANZİMİ DEVLET”İN SORUMLULUĞUNDADIR...



BUNLARDAN DIŞ SİYASET, MİLLİ SAVUNMA, MİLLİ EĞİTİM, ADALET ve SAĞLIK asla fertlerin takdirine ve insafına TERKEDİLMEZ!..



ATATÜRK bu tespiti boşuna yapmamıştır...



DEVLET, MİLLET”İN ORGANİZASYONU demektir...



Ancak bu anlayış şimdilerin modası "ÖRGÜTLÜ TOPLUM" YUTTURMACASI”“ndan çok farklıdır...



Bir defa her toplum MİLLET değildir!..



MİLLET”in tümüne bile "toplum" dense, yine aynı anlamı vermez!..



Çünkü BATI”dan alınan bu "örgüt" anlayışı, SINIFLAR”ın olduğu bir toplumda, her MENFAAT GRUBU”nun kendi içinde örgütlenip diğer MENFAAT GRUPLARI ile mücadele etmesine yöneliktir...



BATI”da devlet, ancak bu mücadele tehlikeli bir boyut alınca dengeyi sağlamak için müdahale eder...



Bu MENFAAT ÖRGÜTLERİ”nin bizim anladığımız DEVLET ile hiçbir bağlantısı yoktur!..



Bir örnek vermek gerekirse; son zamanlarda büyük şehirlerimizdeki "öğrenci servisleri" konusunda özel firmalar ile Servis Odası”nın kendi içlerinde örgütlenip, sonra parsayı toplamak için şoförlerin birbirlerine saldırmasını gösterebiliriz...



İşte bu tam BATI tarzı "örgütlü toplum" örneğidir!..



Halbuki olayla ilgili bir de öğrenciler, veliler, okullar ve trafik yetkilileri vardır.



İşte gerçek bir DEVLETÇİ ORGANİZASYON”da HİÇ BİR TARAF diğeri ile vuruşturulmadan, hiç birinin hakkı yenmeden, hiç biri zora koşulmadan "öğrenci servisi" meselesi halledilir.



ATATÜRK”ün DEVLETÇİLİK anlayışı, ferdin iktisadi faaliyetini engellemez...



Ancak yabancı patentli çiklet, gofret, gazoz üretenlere, boyalı basına da teşvik vermez...



Tüketiciyi kıt imkanlarını çar-çur etmemesi konusunda eğitir...



Kısacası her ikisini de memleket yararına yönlendirir...



Her sektörde dengeleri sağlar.



Küçük çiftçiler, küçük sanayiciler, esnaf, amele, işçi, serbest meslek sahipleri, sanayiciler, büyük arazi ve iş sahipleri, tüccar, sanatkarlar ÖZEL SEKTÖR ve MİLLİ EKONOMİ”nin yarısından fazlasını teşkil eder...



Memurlar, yöneticiler, askerler ve gene işçiler ise DEVLET SEKTÖRܔnü meydana getirir...



Bu meslek grupları birbirlerinin rakibi değil, tamamlayıcısıdır!..



ATATÜRK”ün HALKÇILIK anlayışı da aslında bu grupları kaynaştırmak, ve çoğunluğu teşkil eden orta ve düşük gelirli kesimin ihtiyaçlarını karşılamak amacına yöneliktir!..



Yine ATATÜRK, KAR amacıyla hareket eden FERDİ TEŞEBBÜS”ün, ÖZEL SEKTÖR”ün MİLLİ MENFAATLER”e uygun üretim yapmayacağını, KAR GETİRMEYEN işlere HİÇ el atmayacağını çok gerçekçi olarak ifade etmiş!..



Ayrıca KAR GETİREN sahalarda da, FERT menfaatinin MİLLİ MENFAAT”ten ağır basacağı hakikatini de göz ardı etmemiş...



DEVLETÇİLİK bütün bu mahzurları ortadan kaldıracak bir SİSTEM olarak karşımıza çıkmakta.



Aslında ATATÜRK 1923”de istemese de İZMİR İKTİSAT KONGRESİ ile ve 1924 ANAYASASI ile bir LİBERAL ekonomi denemesine girmiş, hatta bu dönemde"devlet eliyle zenginler" üretip SERMAYEDAR (kapitalist) yaratmaya çalışılmıştı...



Başvekil İsmet Paşa”nın bu konudaki telkinlerine ATATÜRK uymuştu...



Çünkü DEVLET”in hazinesi tamtakırdı.



Yetişkin elemanı yeterli değildi.



Ama bu politikanın istenen sonucu vermemesi, 1929 Kapitalist Bunalımı ile Dünya Ekonomik Sistemi”nin çökmesi ile DEVLETÇİLİK prensibini ortaya atmıştır. (1930)





Demek ki DEVLETÇİLİK, KAPİTALİZM, SOSYALİZM VE LİBERALİZM”İN AKSAKLIKLARINI BERTARAF EDEN, TÜRK MİLLETİ”NİN GELENEK, GÖRENEK VE İHTİYAÇLARINA CEVAP VEREN TAMAMEN MİLLİ BİR SİSTEMDİR!..



FERDİ İHMAL ETMEZ AMA TOPLUMU ÖN PLANDA TUTAR.



Ancak bu yolla bütün zengin ülkeleri sarsan, fakir ülkeleri mahveden 1929-1930 bunalımı büyük bir zarar görmeden atlatılmıştır.



Bu başarı, DEVLETÇİLİK uygulamasının gelecek için umut kaynağı olmasına yol açmış, pek çok bilim adamının dikkatini çekmiştir.



" KEMALİZM, KUZEY AMERİKA ve BATI AVRUPA rejimlerinde bulunmayan nitelikleri ile, MARKSİZM”in gerçekten alternatifidir. MARKSİZM uygulamasına girmek istemeyen ülkeler, BATI DEMOKRASİSİ karşısında saptadıkları yetersizliklere çözüm getiren KEMALİST modeli tercih edebilirler." diyor Prof. M. Duverger...



Bir BATILI bile kalkınmak isteyen ülkelere BATI TİPİ DEMOKRASİ ve şimdiki adı ile PAZAR EKONOMİSİ”nin uygun olmadığı itiraf ediyor!..



Çünkü bilhassa Afrika kıtasında, sömürgecilerin çekilirken menfaatlerini korumak amacıyla KABİLE ve KÖY MÜLKİYET SİSTEMİ ile YÖNETİM TARZI”nı dejenere etmeleri; bu ülkelerin insanını sefalete, açlığa mahkum etmiştir.



GÜNEY AMERİKA, GÜNEY ASYA bundan farklı değildir.



BATI TARZI EKONOMİK SİSTEM, HIRİSTİYAN BATI ÜLKELERİNDEN BAŞKA YERDE SONUÇ VERMEZ!..



20 yılda bir savaştıklarına göre, oralarda bile başarısı kuşkuludur ya, neyse!..



Bu yüzden dünyanın en meşhur iktisatçılarının KAPİTALİST sistemin aksaklıkları üzerine söylediklerini orijinal metinden okumak yeterlidir, sözde PAZAR EKONOMİSİ”nin ipliğini "pazar"a çıkar.



Burada sadece PAZAR EKONOMİSİ”nin (KAPİTALİZM) canavarı ENFLASYON üzerine bir kaç söz söylemek istiyoruz...



Yine pek çok iktisatçının farketmediği bir husus vardır.



O da KAPİTALİST EKONOMİ sisteminin KREDİ ve BORSA üzerine kurulu oluşu;



ENFLASYON”un ve EKONOMİK BUNALIMLAR”ın bundan kaynaklandığıdır.



Bilindiği gibi FİYAT, ARZ ve TALEB”e göre oluşur. EKONOMİ”de "kanun" diyebileceğimiz ender tesbitlerden biri de budur...



Piyasadaki TALEP de kişilerin firmaların elindeki nakitle orantılıdır.



Ancak siz devreye KREDİ”yi sokarsanız, tüketiciler ellerinde olan nakitin gücünden fazlasını TALEP etmeye başlarlar.



Böylece piyasada fiyatlar yükselir, EKONOMİK İŞLEMLER”in sayısı artar ve ülke ekonomisi olduğundan büyük görünür.



Balon gibi şişer.



Zaten ENFLASYON balon gibi şişmek demektir!



Öte yandan üretilen malların BORSA”da denetimsiz işleme girmesi, ARACI takımının işine yarar.



Mesela sizin pamuğunuzu, iplikçi ve tekstilcilerden önce pamukla hiç alakası olmayan, paralı kişiler kapatır, sonra da esas ihtiyacı olanlara yüksek fiyatla satar.



Böylece fiyatlar bir kere daha artar.



Ekonomik işlem sayısı elden ele dönen mallar yüzünden gene çoğalır, ekonomi biraz daha şişer.



Buna bir de şirketler arası fiyat anlaşmaları, rakipleri iflas ettirme, üretim fazlasını denize dökme, tarlada bırakma gibi hileler eklenince; ARZ ve TALEP MEKANİZMASI dejenere olur.



Ham madde üreticisi de, tüketici de ezilir.



Piyasada "serbestlik" değil, GÜÇ ve VURGUN DÜZENİ hakim olur.



Halbuki 800 yıl önceki AHİLİK teşkilatı dahi "ihtiyacından fazla mal almayı, stok yapmayı, piyasaya kalitesiz mal sürmeyi" yasaklayarak, çok daha etkili bir PİYASA DÜZENİ kurmuştu.



Aslında BATI tarzı bu sistem BÜTÜNÜYLE pamuk ipliğine, veya bir tek iğneye bağlıdır.



En ufak bir güvensizlik anında, herkes bu abartılı ekonominin gerçek değerlerine sarılma telaşına düşer.



Yani BALON”a bir tek İĞNE darbesi ile tüm ekonomi çöker!..



BATI”da 1929 ve 1980”lerdeki buhranlar işte böyle çıkmıştır.



Menderes, Demirel ve Özal”ın o parlak dönemleri de, gerçek bir kalkınma olmayan, hep borca, DIŞ ve İÇ KREDİ”ye dayalı baloncuklar idi.



Her 10 yılda bir balon patlayınca altından hep İFLAS tehlikesi çıkmış, BORÇ YİYENİN KESESİNDEN YEDİĞİ anlaşılmıştır.



Bizde ise ENFLASYON sadece "fiyat artışı" olarak anlaşılır.



BATI”da hızlı fiyat artışları olmadığı için ekonomileri istikrarlı sanılır.



Ama borsaların Reagan”a suikast gibi "ekonomiyle ilgisiz" olaylarda bile nasıl sarsıldığı hatırlardadır.



Yine çok az İKTİSATÇI”nın üzerinde durduğu, politikacıların yanından bile geçmediği bir gerçek vardır.



1960”larda dış borcumuz 15 milyar dolara, 1970”lerde 25 milyara, 80”lerde 50 milyara ulaşmıştır.



"Kalkındı, kalkınıyor, kalkınacak" denilen TÜRKİYE”de borç arttıkça paramız değer kaybetmiştir.



1958”de 1 $= 3 TL. iken 9 TL”ya çıkmıştı.



İki yıl sonra İHTİLAL geldi.



1969”da 16.5 TL”ya çıktı, 1971”de örtülü İHTİLAL geldi.



1979”da "ekonomi dehası" Özal Efendi doları 35TL”ya çıkardı, İHTİLAL geldi.



Özal denen bu adam askerler sayesinde sağladığı istikrarı, 1985”den sonra bir mirasyedi gibi harcadı.



1980 sonunda dolar 100 lira iken, Özal”ın partisi iktidarı bıraktığında 10.000 lira idi. (1991)



O yıl ihtilal olmadı, Özal koltuğunu zaten bırakıp bırakıp kaçmış (1989), Cumhurbaşkanı olmuştu!..



Demirel ekonomiyi büsbütün batırınca Özal”ın vefatı onun kurtuluşu oldu.



O da şapkayı alıp Cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturdu...



Partisinde yerine gelen Çiller, doları 1994”de 40.000 lira yaptı.



1996”da 100.000 oldu...



Dış borç 75 milyar dolar, iç borç ta katrilyona ulaştı.



Borç bütçeyi kat kat aştı!...



1999”da dolar 400.000 TL.,



Ecevit hükümeti ile 2001”de hem de iki kriz atlatarak 1.200.000 TL. oldu...



Yurt dışından "ithal" edilen Kemâl Derviş de özel banka borçlarını Devlet”e yıkmaktan, üretimi büsbütün kısacak tütün,ş eker, bankaları özelleştirme, Merkez Bankası”nı özerkleştirme kanunları çıkartmaktan başka bir şey yapmamıştır.



Bunların hepsi Batılı kapitalistlere, büyük yabancı şirketlere yarar.



Halkımıza değil!..



Kısa bir zamanda politikacılar yola gelmezse, yine süngü ile kovulmaları kaçınılmaz olacaktır.



Çünkü ülkede bu şartlar altında sağlanan "kalkınmışlık", gerçek değildir.



Borçla satın alınmış geçici bir rahatlamadır.



Bu dönemde yapılmış (1950-1995) bütün tesisleri maliyetine satsanız borçlarınızı bile ödemez, dımdızlak kalırsınız!..



Bu adamların pek övündükleri "kalkınma"; düğününe smokinle, limozinle giden hamalın; ertesi sabah kendini zengin zannederken faturaları ödemek durumunda kalmasına benzer!..



Yoksa hiç kalkınmış, düze çıkmış bir ülke; birdenbire "konkardato", hatta"iflas" ihtimali ile karşı karşıya kalır mı?..



Peki, çare nedir?..



Çare aslında büyük bir İKTİSATÇI olan ATATÜRK”ün söylediği kadar basittir.



EKONOMİK BÜNYE İLE ORANTILI DENK BÜTÇE!..



Sadece DEVLET için değil, bütün kurumlar, firmalar hatta aileler için!..



Herkes AYAĞINI YORGANINA GÖRE uzatırsa!..



Yatırımını, harcamasını servetine ve gelirine denk yaparsa!..



İhtiyaçları ön plana alırsa!..



EKONOMİ gerçek boyutlarında kalır...



ENFLASYON ve BUNALIM tehlikesi ortadan kalkar.



Bu da DEVLET”in ülkedeki İKTİSADİ FAALİYET”i tam bir gözetim ve denetim altında tutması ile mümkündür.



Sözün özü, DEVLETÇİLİK, her türlü AKSAKLIKTA MÜDAHALE”yi GEREKLİ görür.



PLANCI”dır.



GERÇEKÇİ”dir.



Boş vaadlerde bulunmaz. KAYNAKLAR”ı GÖZÖNÜNDE tutar...



DENK BÜTÇE”yi amaçlar.



ENFLASYON”un ALDATICI ortamından uzak durur.



İSTEKLER”E DEĞİL, İHTİYAÇLAR”A ÖNCELİK verir.



SEÇMECİ ve ELEMECİ”dir.



KAMU SEKTÖRÜ ve ÖZEL SEKTÖR BİR ARADA”dır.



ADİL DAĞITIM peşindedir.



MİLLİ MALİYE, İKTİSADİ BAĞIMSIZLIK”tan vazgeçmez.



İNSALCIL”dır.



SÖMÜRÜYE KARŞI”dır.



ULUSLARARASI SAMİMİ İŞBİRLİĞİ”nden yanadır.



Asla "kapalı ekonomi" değildir.



DİNAMİK”tir. ESNEK”tir!..



Daha ne olsun?..



Burada hem "Atatürkçü" geçinip hem de DEVLETÇİLİK ilkesini görmezlikten gelenlere bir teklifimiz var:



Siz hep "çoğulcu demokrasi" diye feryat etmiyor musunuz?..



Yani, halkın çoğunluğu ne isterse, o olur, değil mi?..



Yapın bakalım bir referandum, görelim;



TÜRK İNSANI DEVLET”e mi, ÖZEL SEKTÖR”e mi daha çok güveniyor?..



DEVLET”te mi, ÖZEL SEKTÖR”de mi çalışmak istiyor?..



DEVLET MALI çayı, sigarayı, birayı, peyniri, eti mi tercih ediyor; yoksa özel çayı, özel sigarayımı mı?..



Cevap, hakikati ortaya koyacaktır.



Eğer akrabalarınızı doldurmasanız, suiistimal yapmasanız bütün DEVLET fabrikaları ÖZEL SEKTÖR”den 100 kat daha kaliteli ve ucuz mal üretir...



Halk da DEVLET”ten başkasına yönelmez.



Dünyada özel sektörün DEVLET MALI”nı taklit ettiği tek ülke TÜRKİYE”dir.



Onca özel firma çıktı, hepsi ÇAYKUR”un paketlerini taklit eder!..



TÜRKİYE”de DEVLET”in fonksiyonu burada da bitmez.



Bütün büyük inşaat firmaları, tekstil fabrikaları, bankaların yönetici kadrosu DEVLET”ten transfer elemanlardır!..



Aynı şey özel radyo ve televizyon kanalları için de geçerlidir.



TRT bunlara eleman yetiştirir.



Özel havayolları pilotları hep asker emeklisidir.



Yani DEVLET vazgeçilmez bir EĞİTİM kurumudur.



Onu devreden çıkarmak, ÖZEL SEKTÖR”ü de hadım etmek anlamına gelir!



Cahil politikacılar, beceriksiz iktisatçılar ve satılmış uzmanlar hep KİT”ler üzerinde durur.



Çünkü satılması, yağmalanması, yabancıya peşkeş çekilmesi mümkün olan kurumlar onlardır.



Ancak VERİMSİZ çalışan KURUMLAR sadece KİT”ler değildir!



Aslında İNÖNÜ döneminden beri Bakanlıklar, Genel Müdürlükler hantallaşmış...



Özal döneminden itibaren de Belediyeler yozlaşmıştır.



Bunların her biri bir KİT kadar DEVLET”e yük bindirir.



Ama kar-zarar hesabı yapılmadığından, bu gerçek gözden kaçar.



Halbuki sadece KİT”lerin değil, bütün DEVLET kuruluşlarının, KAMU hizmeti veren kurumların, hatta KAMU yararına çalışan derneklerin verimli faaliyet göstermesi şarttır.



Şu anda bütün bakanlıklardan, genel müdürlüklerden mevcut elemanların üçte ikisi işten çıkarılsa, çok daha iyi hizmet verebilirler.



Hiç değilse kimin ne yaptığı belli olur.



Yine bu kuruluşlar her yeni bakanla, her yeni genel müdürle birlikte otomobil, perde, mobilya, hatta bina değiştirmekten vazgeçse, temel atma, açılı, karşılama, plaket, çiçek gibi saçmalıkları, israfı önlese;



TÜRKİYE”nin bütçesine bir bütçe daha katılır!..



Ya TBMM ile Dışişleri Bakanlığı?..



Değerli diplomat ve milletvekili Kamuran İnan”ın sık sık dile getirmiş olduğu gibi, dünyanın en pahalı Meclis”i ve Dışişleri bizde!..



550 beceriksizin aldığı astronomik MAAŞ bir yana; aynı miktarda HARCIRAH”ı utanmadan cebe indirirler!..



Başka hangi DEVLET memuru 5 yıl için "tayin" edildiği görev için HARCIRAH alır ki?..



Bitmedi!..



Bu kişiler lüks lojmanlarda ucuz oturur, Meclis lokantasında ucuz yemek yerler.



Özel hastanelerde, lüks otellerde sözüm ona "tedavi" olur!..



Seçmenlerini "akraba" gibi gösterip lojmana yerleştirir, milyarlarca liraya tedavi ettirir...



Bunlar da yetmez.



Dil bilmeyenler YURT DIŞI görevler üstlenir.



Hayatında hiç çalışmamış olanlar dahi bir dönem milletvekilliği yapmakla KIYAK EMEKLİLİK elde eder!..



Monşer diplomatlara gelince, 5-10 bin dolar maaş almalarına rağmen TÜRK insanının YURT DIŞINDA”ki işlerini yapmaya üşenirler.



Görev yaptıkları ülkelerin TÜRKİYE hakkında ne düşündüğünü, neler yaptığını tespite çalışmazlar...



Çeşitli DEVLET kuruluşlarının DIŞİŞLERİ”nden ziftlenen sözde "müşavir"leri de yine 5000 doları cebe indirip boş otururlar!..



Keza belediyeler, her seçim kazanan başkanın akrabalarının doluştuğu birer çiftliktir.



Onlara akraba değil, AKBABA demek daha doğrudur ya, neyse!..



Çemişkezek belediye başkanı dahi altına Mercedes araba çeker!.



Cahil yeğenini İmar İşleri Müdürü yapar ki, Belediye arsalarını kapatsın!..



Kısacası, bütün bu kurumları düzeltmeden KİT”lerin hepsini satsanız, yine 3 yıl sonra iflasın eşiğine gelmekten kurtulamazsınız.



DEVLET bir BÜTÜN”dür.



Makyajla düzelmez!



Bir diğer tehlikeli gidiş de Özal ile başlayan "vakıf ve "fon" hastalığıdır.



Her türlü yetki HÜKÜMET”te olmasına rağmen, gerekli düzenlemeyi yapmazlar...



Sonra "DEVLET işlemiyor" diye vakıf kurar, her türlü DEVLET hizmetinden vakfa "bağış" keserler!..



Neymiş?..



Vakıf o kurumun eksiklerini tamamlayacakmış!..



Yahu, elini kıçından dolandırıp kulağını göstereceğine, doğrudan her hizmet için bir ücret belirlesen olmaz mı?..



Eskiden dilekçeye bile 16 kuruşluk pul yapışmaz mıydı?..



Damga pulları, makbuzlar ne güne duruyor?..



Yook!..



Böyle vakıfla yapacak ki, hem DEVLET işlemiyor görünsün, hem de aynı dairede görevli kodamanlar vakıf gelirlerinden ziftlensin!



Fonlar da öyle!..



Koca başbakan (Ozal) Hazine ve Maliye”den para kaçırmaya kalktı!..



Varsa bir aksaklık, güç sende...



Düzeltsene!..



Yook!..



Gelirleri ne idiğü belirsiz kalemlere aktarırlar ki, rahatça diledikleri gibi sarfedebilsinler.



Bizce her DEVLET hizmeti, boyutuna göre bir bedel karşılığı görülmelidir.



Köprüden geçmek, imtihana girmek, hatta dileğini DEVLET”e iletmek gibi!..



Ancak bu bedeli sadece ve sadece DEVLET alır, aracı kullanmaz.



Kuralını da HÜKÜMET belirler.



DEVLET alırken haraç alan eşkıya gibi davranmaz.



İnsafı elden bırakmaz, ölçüyü kaçırmaz.



Belediyeler de böyle davranır.



Hiçbirinde vakıf için, polis gecesi için veya Trabzonspor için bağış toplanamaz.



DEVLET hizmeti, şahısların veya grupların eğlencesi veya keyfine karşılık yürütülmez.



Top tepmek, rakı içmek isteyenler parayı kendi ceplerinden ödesinler.



Vatandaşın işini zora koşarak değil!..



Her DEVLET kurumunda binlerce, onbinlerce eleman maaş alırken, 1. Milliyetçi Cephe döneminden itibaren(1975) işleri "ihale"ye verme alışkanlığı başlamıştır.



DSİ baraj imalini ihaleye çıkarır, Karayolları da yolları!..



Böylece her yatırım en az %30 pahalıya mal olur.



Her birinde yüzlerce mimar boş otururken, bina projelerini bile dışarı çizdirirler.



En komiği de bütün bu daireler, hastaneler, üniversiteler binlerce odacı kadrosuna rağmen temizlik işlerini bile özel firmaya ihale ederler!.



Öte yandan gerek KİT”ler, bankalar, gerekse TRT gibi pek çok DEVLET kuruluşu GENEL MÜDÜR”ü varken bir de YÖNETİM KURULU ile idare edilirler!..



Daha doğrusu bu kurullara çöreklenmiş olanlar pek işten anlamaz, sadece adam kayırmakla uğraşır, ama milyarları da cebe indirir.



Bir de "müşavirler", "merkez valisi" ordusu vardır...



Bunlar hemen her hükümetle birlikte görevden alınan üst düzey bürokratların yerleştirildiği, sayısı binleri bulan kadrolardır.



Çoğunun odası, hatta sandalyesi bile yoktur...



Bu tecrübeli, eğitimli yüksek maaşlı insanlardan çok çeşitli yerde yararlanmak mümkün iken, hayır!..



Emekli de edilmezler.



Boş bırakılırlar...



Çoğu işyerine sadece maaş almaya gelir.



Sadece bu üç uygulamayı kaldırmak ve MECLİS ile DIŞİŞLERİ”ni ıslah etmek bile, bizce BÜTÇE AÇIĞI meselesini halleder!



Kızılay, Çocuk Esirgeme Kurumu gibi "KAMU yararına dernekler" de DEVLET desteği gördüğü için, DEVLET denetimine dahildir.



Yoksula hizmetle görevli bir kurumun başkanı, Kemal Demir gibi lüks arabalarda, yurtdışı gezilerde fink atamaz.



DEVLET”ten yardım gören her kurumun mensupları "DEVLET memuru" statüsüne tabi olmalı, hesap sorulmalı, çalıp çırptıkları burunlarından fitil fitil getirilmelidir.



Şu anda DEVLET, kendisine bağlı kurumları denetlemediği gibi, malının mülkünün de hesabını bilmez!..



Siz hiç bir ev düşünebiliyor musunuz ki, bir eşyanın sahibinin kim olduğu bilinmesin de, kapanın elinde kalsın?..



İşte maalesef İSTİKLAL SAVAŞI”ndan sonra ilk yapılması gereken şey, başta TOPRAK, VAKIF MALLARI olmak üzere bütün DEVLET mal ve mülkünün tespitini yapmak iken; bu hala gerçekleşmemiştir.



TÜRKİYE”yi terkeden Ermeni, Rum ve Levantenler”in terkettiği gayrımenkullerin üzerine açıkgözler, kabadayılar konmuştur!



DEVLET sadece KENDİ malına değil; hırsızın uğursuzun elinde kalmasın diye, bütün SAHİPSİZ mallara da el koymalıdır.



OSMANLI”da varisi olmadan ölen kişinin emlaki, MAHLÜL adıyla DEVLET”e geçerdi...



Ayrıca TÜRKİYE”deki bütün toprak, bina, araç, hayvan, değerli eşya, gibi malların sahipleri belli olmalıdır.



Bunlar her bir ferdin dolduracağı MAL BEYANNAMELERİ”nde yer almalıdır.



Çünkü vergiyi gelirden almak zordur, ama hakiki bir DEVLET”te servet saklanamaz!



Düşük gelir gösterip de, serveti artanlar kaçırdıkları vergiyi böylece fazlasıyla ödemek durumunda kalırlar...



Aslında bu tespit şimdi kişi ÖLÜNCE yapılmaktadır.



Adına da TEREKE denir.



Açıkgözler TEREKE tespit edilmeden kaçırabildikleri kadar malı kaçırdıkları için, asıl varisler bile mirastan HAKÇA yararlanamazlar...



Bir insanın malının SAĞKEN değil de, ÖLDÜĞÜNDE tespit edilmesi kadar saçma bir sistem olamaz.



Haa, kişi servetini tam beyan etmezse ne olur?..



Ne olacak, her sahipsiz mal gibi DEVLET EL KOYAR!..



DEVLET herhangi bir SUÇ durumunda ZANLI”nın SERVET”ini de incelemeye alır.



"Bunları nereden buldun?" diye sorar.



Kaynağı belli olmayan SERVET”i derhal müsadere eder!



Eğer bu yapılabilse, RÜŞVET”i tespit için "paranın numarasını almak, suçüstü yapmak" gibi gereksiz tedbirlere ihtiyaç kalmaz.



SÖYLEMEZ çetesi, PARSADAN, KASTELLİ gibi namussuzların çaldıkları yanlarına kar kalmaz.



Ama bizim politikacı ve bürokratlar SERVET BEYANI”ndan kaçınırlar.



VERGİ kanunlarını da öyle düzenlerler ki, ZENGİN yakayı sıyırır!..



FAKİR iliğine kadar soyulur!..



Bu yüzden ÖZAL”ın meydanı boş bulduğunda ilk yaptığı şey SERVET BEYANI”nı kaldırmak olmuştur.(1985)



İşte böyle kısaca örneklediğimiz tarzda, hem DEVLET hizmetini dejenere edeceksin, çalıştırmayacaksın; Hem de sonra "Bak DEVLET işlemiyor, hepsini özelleştirelim" diyeceksin!..(ERDOĞAN, UNAKITAN)



Yağma yok!..



TÜRK HALKI tümden DEVLETÇİ”dir.



DEVLET”ine sonsuz güvenir.



DEVLETÇİ olmayan sadece bizi yöneten partici, satılmış, hain, menfaat düşkünü azınlıktır. ÖZAL”ın "DEVLET”e BABA demeyin, sonra alır sopayı sizi döver"tehdidi bile, insanımızı DEVLET”ten soğutamamıştır.



ÇÜNKÜ DEVLETÇİLİK, OĞUZ TÖRESİ”DİR!..



Binlerce yıldır kanımıza, ruhumuza işlemiştir.



ATATÜRK”ün tercihi rastgele değildir, tamamen bilinçlidir...



ATATÜRK”ün İKTİSAT anlayışı MİLLET”in bütün SERVETİ”nin DEVLET bütün TEŞKİLATI”nın MİLLİ HAKİMİYET yönünde müştereken seferber edilmesidir.



Yani ÜLKE”yi BAĞIMSIZ, DEVLET”i GÜÇLÜ, HALK”ı MÜREFFEH yapacak tedbirleri almak TEK AMAǔtır.



Özkan BOSTANCI





Yorumlar








Aktif Ziyaretçi 16
Dün Tekil 790
Bugün Tekil 292
Toplam Tekil 1639834
IP 54.158.173.184






TURAN-SAM PRINTED ISSN: 1308-8041
TURAN-SAM ONLINE ISSN: 1309-4033
Journal is indexed by:

































































8 Rebiü'l-Evvel 1438
Aralık 2016
P
S
Ç
P
C
Ct
P
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31


Benim Hayatta yegane fahrim, servetim Türklükten başka bir şey değildir.
(Mustafa Kemal ATATÜRK)


Ekle Çıkar









Anasayfa - Amaç - Misyon - Vizyon - Faaliyetler - Tüzük - Yönetim - Yasal Uyarı - İletişim

Her Hakkı Saklıdır © 2007 - 2017 TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi
Sayfa 3.409 saniyede oluşturulmuştur.

TURAN-SAM rssTURAN-SAM rss
Google Sitemap

Sayac

"Bu site en iyi mozilla firefox'ta 1280x960 çözünürlükte görüntülenir."

Turan Portal v1.3 | Tasarım TURAN-SAM , Kodlama Serkan Aygün

Turan Nedir?, Bilimsel Dergiler, En popüler Bilimsel Dergi, Endeksli Bilimsel Dergiler, Saygın Bilimsel Dergi, Türk Dünyasının en popüler ve en saygın Bilimsel Hakemli Dergisi, SSCI, SCI, citation index, Turan, Türk Devletleri, Türk Birligi, Türk Dünyası, Türk Cumhuriyetleri, Türki Cumhuriyetler, Özerk Türkler, Öztürkler, Milliyetçi, Türkçü, Turancı, Turan Askerleri, ALLAH'ın askerleri, Turan Birliği, Panturan, Pantürk, Panturkist, Türk, Dünyası, Stratejik, CSR, SAM, Center for Strategical Researches, Araştırma, Merkezi, Türkiye, Ankara, İstanbul, Azer, Azeri, Azerbaycan, Bakü, Kazakistan, Alma-Ata, Astana, Kırgız, Bişkek, Kırgızistan, Özbekistan, Özbek, Taşkent, Türkmen, Türkmenistan, Turkmenistan, Aşxabad, Aşkabat, Ozbekistan, Kazakhstan, Uzbekistan, North, Cyprus, Kıbrıs, MHP, AKP, CHP, TURKEY, Turancılık, KKTC, Vatan, Ülke, Millet, Bayrak, Milliyet, Cumhuriyet, Respublika, Alparslan Türkeş, Atatürk, Elçibey, Bahçeli, Aytmatov, Bahtiyar Vahabzade, Yusuf Akçura, Zeki Velidi Togan, İsmail Gaspıralı, Gaspırinski, Nihal Atsız, Alptekin, Kürşad, Tarih, Kardeş, Xalq, Halk, Milletçi, Milliyetçi, Yürek, Ürek, Türklük, Beynelxalq, Arbitrli, Elmi, Jurnal, Nüfuzlu