İki Dünya Düzeni Yaklaşımının Tarihi Perspektivde Sosyo - Kültürel ve Ekonomik Mukayesesi İle Günümüz Türklerinin Durumu - H. Okan Balcıoğlu - TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi - http://www.turansam.org









İki Dünya Düzeni Yaklaşımının Tarihi Perspektivde Sosyo - Kültürel ve Ekonomik Mukayesesi İle Günümüz Türklerinin Durumu - H. Okan Balcıoğlu
Tarih: 20.12.2008 > Kaç kez okundu? 2082

Paylaş


Geçmişi bir büyük imparatorluğa dayanan ve yönetimi altında bulunan toplumlar, milletler üzerinde yüzlerce yıl hakimiyet sürmüş, bayrak dalgalandırmış bir ülkeyi düşünün. Yine o ülkenin bugün yaşayan bir vatandaşı o eskiden kendilerine ait olup ta sonradan kurulmuş devletlerden birine gitsin de bulunduğu ülke halkı tarafından ilgi ve saygı görmesin. Yine düşünün ki o ülkenin vatandaşı yüzlerce yıl ezdiği, sömürdüğü, bütün yer altı ve üstü kaynaklarını ülkesine taşımış veya kendi menfaatine kullanmış olsunda hala o ülkeye gittiğinde sınır kapısından veya hava alanından itibaren kullanmış olduğu o ülkenin resmi dili veya resmi iki dilinden biri olmasın.

Yukarıda anlattıklarım bizim gibi Türkiye Cumhuriyeti kimliği ve pasaportu taşıyan Türkler için çok yabancı ve inanılamayacak şeylerdir. Fakat bu ilgi ve yaşanılanlar bir İngiliz, İspanyol, Fransız, İtalyan, Belçikalı, Hollandalı ve Amerika Birleşik Devletleri vatandaşı için hiçte inanılmayacak şeyler değildir.

Sözgelimi, İngiltere’nin Hindistan’da 200- 250 yıllık bir sahiplik mazisi vardır. Bu sürede İngiltere Hindistan’a ne vermiştir? İlk önce yoğun bir misyonerlik çalışması başlatarak dinlerini yaydılar. Bu yolla amaçları dindaşlarının sayısını çoğaltmak ve onları kendileriyle eşit haklara sahip kılmak değildi. Niyetleri sadece kendi menfaatlari doğrultusunda çalışacak ve bulundukları toplumdan kopmuş, arada kalmış bir Hıristiyan bir nüfus oluşturmaktı. İkincisi kendi dillerini kullanması için dayatmasıdır. Genç erkeklerini askere alarak dünyanın her yerindeki sömürgelerinde menfaatlerini korumak için onları kullanmış, ölümlerine sebep olmuştur. Onları kendi yürüdüğü kaldırımda yürütmemiş, ana caddelerde, meydanlara çıkmalarına, kendi bindiği vagonlara ve gemilere binmelerine izin vermemiştir.

Bu sadece İngiltere’nin Asya’daki sömürgelerinde değil, Afrika ve Avustralya’da da aynen yaşanmıştır. Ayrıca bu tür şeyleri de sadece o yapmamış bunun yanı sıra Fransızlar Afrika’da ( Cezayir, Tunus ve orta Afrika ), Hindiçin, Pasifik ve Hint Okyanusundaki sömürgelerinde, İspanyollar Fas ve Latin Amerika kıtasında, Portekizliler Angola ve Hint Okyanusundaki sömürgelerinde, Ruslar bütün Türkistan’da, İtalyanlar Libya ve Etiyopya’da, Belçikalılar Kongo ve civarında ve Amerika Birleşik Devletleri Filipinler, Haiti ve Hawaii gibi sömürgelerinde yapmışlardır.

Peki Türklerin himayeleri altında ki toplumları kitlesel olarak angarya işlerinde çalıştırdığını hiç duydunuz mu, dilini yani Türkçe kullanmaya zorladığını, dillerini horladığını, dinlerini değiştirmek için misyonerlik çalışması yaptığını, ibadethanelerini yakıp, yıktığını. Yine bize günümüzde akıl vermeye çalışan bu eski sömürgeciler gibi kendi lüks, zengin semtlere, mahallelerine girmenin yasak olduğu, onların belli cadde ve meydanlara çıkarttırılmadığını, bir Türk ile konuşurken önlerinde diz çökmelerinin gerektiğini. Peki siz Türklerin o ülkenin yer altı ve üstü zenginliklerinin sömürgeci ülkelerin dediği gibi anavatana taşındığını duydunuz mu? Tabi ki hayır.

Türkler için bugün nasıl Kars’tan Edirne’ye kadar vatan olarak algılanıyorsa dünde Hırvatistan’ın ortasından Hazar denizi kıyılarına – Kırım’dan Yemen’e kadar bütün bir coğrafya öyle algılanıyordu. Yani demin ifade ettiğim gibi bizde sömürgeci ülkelerin zihniyetindeki gibi bir anavatan kavramı yoktu. Sözgelimi bugünkü Macaristan bizim bir toprak parçamız olduğu dönemlere ait bir salnamede ( Yıllık bölgeden alınan vergi tutarlarının kaydedildiği defter ) o bölgeden bir yıl içinde 4 milyon akçe vergi toplandığı, devletin ise oraya bir yıl içinde 7 milyon akçe bayındırlık hizmeti götürdüğü görülmektedir. Bu yapılanlar hastahaneler, köprüler, yollar, su kanalları ve çeşmeler, hamamlar, aşhaneler, bimarhaneler, hanlar, külliyeler, medreseler ve ibadethanelerdir. İbadethaneler diyorum çünkü devlet ibadethane yapmaya maddi imkanları olmayan gayrimüslim vatandaşları için bile kendi imkanları ile inşa ettirdiği vakidir.

Yine İngilizler ile mukayese eder isek Hindistan’da ki 250 senelik yönetim süreleri içinde sadece askeri binalar ( Kışla, karakol vbg.), hükümet binaları ( Valilik binaları, cezaevleri vbg. ) , kiliseler, misyoner okulları ve yurtları, askeri açıdan önem arz eden köprü ve yollar ile Hindistan’ın yer altı ve üstü zenginlikleri limanlara daha rahat ve düzenli taşımak için demiryolları inşa etmişlerdir.

İki devlet kültür, iki medeniyet algısında bu kadar fark varken peki neden bir Türk vatandaşı o coğrafyada soğukluk ve ön yargıyla karşılanır veya neden o ülkede azınlık olarak yaşayan soydaşlarımız horlanır, asimile edilmeye çalışılır?

Şu bir gerçektir ki sömürgeci devletler yönettikleri toplumların onur ve üstünlük komplekslerini kırmışlar hatta yok etmişlerdir. O milletler eski yöneticilerini sahipleri gibi görür, onların ülkelerinde bulunduğu dönemi huzur ve bolluk içinde yaşanmış bir saadet devri olarak özlemle yad ederler. Çünkü sömürgeci ülkelerin onların üzerinde kurduğu psikolojik baskı yönetilen toplumda yönetici millete karşı bir eziklik, korku, hayranlık, ulaşılamamazlık hissini onlarda yerleştirmiştir. Bu psikolojiyi en güzel anlatan eserlerden biri Franz FENON’un Yeryüzünün Lanetlileri isimli kitabıdır. Yarı ilahlaştırılmış, ululaştırılmış yöneticilere veya soyundan gelen birine vurmak için kalkan el medeniyete, onlara telkin edilmiş bütün manevi değerlere, yüksek kültüre ve insan olmanın erdemine kalkmış demektir.

Biz Türklerin uzun tarihi boyunca hiçbir milleti asimile etmeye çalışmayan, diline, dinine karışmayan, gayrimenkul ve menkul alım ile hür ticaret ve rekabet serbestiyetine sahip olduğu bilinen bir gerçektir. Ayrıca daha önce saydığım sömürge ülkelerinin yönetim kademelerinde yükselmiş bir bürokrat, siyasetçi ve asker olmamışken, Türkler de kendini ispat edebilen herkes tahmin bile edemiyecekleri konumlara kadar yükselmiştir. Örnek vermek gerekirse sadece 1908 ‘de ordunun en yüksek rütbedeki ve önemli konumundaki 7 kişi başka etnik kökendendi. ( 2 Arap, 2 Arnavut, 2 Çerkes, 1 Gürcü ) Gayrimüslim azınlıklarından ise yine Rum kökenli Musurus, Kosta, Marko paşalar, Bulgar kökenli Aleko paşa son devir devlet adamlarından sadece birkaçıdır.

Bugün batılı ve gelişmiş olarak adlandırdığımız, ülkelerin bu konumlara gelmelerini sağlayan seviyesiz bir sömürgeciliğin sağladığı orantısız - aşırı artı değerlerin getirisinin sonucudur. Ne yazık ki bu ülkeler hala eski, sömürgeleri ile bağı kesmiş olmayıp gerek siyasi, gerek ise ekonomik olarak o veya bu yöntemle onlardan istifade etmeye devam etmektedirler. Bu sömürgeci ülkeler ayrılırken ülke içi dengeleri ilerde kendi lehlerine olacak şekilde o kadar bozmuşlar, dejenere etmişlerdir ki, gerçekten özgürlük sonrası bile bu yeni devletler eski sözde huzurlu günlerini özlemektedirler. Türkler olarak eğer bizde onların yönetimleri altlarındaki toplumları transforme etmekte uyguladıkları programları birebir tatbik etmiş olsa idik inanıyorum ki eski coğrafyamızın tamamı bugün ana dil veya en azından ikinci dil olarak Türkçe konuşuyor ve yine tamamı İslam dinine inanıyordu.

Şunu son olarak bir kez daha burada ifade etmek isterim ki; Dünyada ki örneklerine bakıldığında bir ülkenin eski yönetici sınıfından olup ta yine o ülkede azınlık olarak yaşamaya devam eden o toplumun mensupları bulundukları ülkenin en varlıklı, en eğitimli, bürokraside - siyasette en iyi konumlarda olan ve o ülkenin güzel semtlerinde ki konaklarında, köşklerinde yaşamaktadırlar. Bunun tek istisnası biz Türklerdir. Eski coğrafyamızdan dün ayrılıp ta bugün bağımsız olarak dünya sahnesinde rol alan ülkelerin hangisinde Türkler yaşıyorsa geneli sayılabilecek bir çoğunluğu bürokrasi ve politikadan uzak, geçinme kaygısı içinde, eğitim seviyesi düşük bir kitleyi arz eder. Tabi ki bunda bizim insanımızın okumaya, eğitim almaya değer vermemesi ve toplumsal kopuklukları, birbirlerine sahip çıkmayışları başlıca etmendir. İkinci etmen bulundukları ülkelerin soydaşlarımızın üzerinde oyunlar oynaması, onları bölüp parçalamaya, önlerine engeller çıkartarak haklarını aramaktan onları alı koymaya ve cahil bıraktırarak asimile etmeye çalışmasından kaynaklanmaktadır. Bugün kendi lisanlarını konuşabiliyor ve atalarının dinine inanıyorlarsa bundaki en büyük sebep bugün kendi ülkelerinde azınlık olarak yaşamakta olan Türklerin dedelerinin kurduğu devletin hoşgörüsünden kaynaklandığının bilincinde olmalarının gereğidir. En azından bu yolla kendi değerlerini korumalarına vesile olduğunun minnet borcunu yine o neslin torunlarına çoğunluk asıllı vatandaşlarına sağlamaya çalıştığı yaşam koşullarının aynısını sağlayarak ödemiş olacaklardır.

Yazıma son verirken bu son yazılanlardan bahsetmiş olduğum ülkelerin yazdıklarımızdan nasihat alarak bundan sonra soydaşlarımıza farklı davranacağını ummak sadece saflık olur. Bundan önce olduğu gibi bundan sonrada iş ne Türkiye’de ne Amerika Birleşik Devletlerinde, nede Birleşmiş Milletlerdedir. Bu işin yani orada variyetlerini devam ettirmedeki esas mücadele yine kendilerine düşececektir. Bu sebeple eski coğrafyalarımızda yaşayan soydaşlarımızın kendilerini her türlü oyundan, hileden koruyup asimile olmamaları için yapmaları gereken öncelikli şeyler bulunmaktadır. Bunlar;

* Birlik olmaları, küskünlükleri aradan kaldırmalıdırlar. Unutmalılar ki orada zaten azınlıktadırlar küskünlükler bölünmeleri daha da hızlandıracaktır. Eskiler bu hususta sürüden ayrılanı kurt kapar demişlerdir. Dini ve bayramlara, festivallere ve acı günlerde herkes bir araya gelmeli bu yolla birbirine sargın bir millet olunduğunun nişanesi karşı tarafa verilmelidir.

* Eğitime önem verilmeli, özellikle de kız çocuklarının okutulmasına erkek çocukları kadar özen gösterilmelidir.

* Türkçe yi her yerde, her zaman, en temiz şekilde kullanmaya çaba sarfetmeli, çocuklar da bu hususda uyarmalıdırlar.

* Ticari alt yapıya ve zihniyete sahip olanlar insanlarımız finans ve emek güçlerini birleştirerek daha büyük şirketler açmalıdır.

* Tarikatlardan uzak durmalı sadece samimi Müslüman olmaya çaba sarfetmelidir. Milletimizin düşmanları birliğimizi bölmek için ironi olacak ama çoğunlukla dinimizi bize karşı silah olarak kullanmaktadırlar.

* Dernek, vakıf, enstitü ve siyasi partilerde yönetime - yönetmeye aday gösterilenlerin Atatürk’ün dediği gibi kani asliden olmalarına dikkat edilmelidir.

* Hemşericilikten, akrabacılıktan, bölgecilikten, mezhepçilikten ve gruplaşmalardan uzak durulmalı yapanlar kınanmalıdır. Kimse kayırılmamalı, herkese eşit davranılmalıdır.

* Türkiye ile olan gönül bağı daima taze tutulmalı, milli konularda bilgiler sürekli tazelenmelidir.

* Sosyal olaylara özellikle de ülkemizi ve milletimizi ilgilendiren sorunlara karşı duyarlı olmalıyız. Tepkilerimizi her demokratik ülke vatandaşlarının yaptığı gibi bizde kitlesel olarak gösterebilmeli bunu Türk ve dünya kamuoyuna anlatabilmeliyiz.

Bahsetmiş olduğum hususlar sadece yurt dışındaki soydaşlarımızın dikkat etmesi ve uygulaması gereken değil, aynı zamanda son yıllarda ülkemiz üzerinde menfaatleri olan başka ülkelerin ilgili kurumlarınca Türkiye’yi bölüp parçalamayı amaçlayan oyunlarına gelmememiz ve onlara huzurumuzu kaçırma imkanını onlara verdirtmememiz açısından bütün Türk vatandaşlarının da büyük bir duyarlılıkla uygulamaya dikkat etmesi gereken hususlardır. Son olarak yazımı bize 7. yüzyıldan seslenen büyük Türk başbuğlarından Bilge Kağanın sözü ile bitiriyorum. ey Türk milleti işit! üstteki mavi gök çökmedikçe, alttaki yağız yer delinmedikçe,senin ilini ve töreni kim bozabilir... Tabi ki eğer biz istemez isek.





Yorumlar








Aktif Ziyaretçi 10
Dün Tekil 763
Bugün Tekil 257
Toplam Tekil 1636551
IP 54.163.147.69






TURAN-SAM PRINTED ISSN: 1308-8041
TURAN-SAM ONLINE ISSN: 1309-4033
Journal is indexed by:

































































4 Rebiü'l-Evvel 1438
Aralık 2016
P
S
Ç
P
C
Ct
P
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31


Ne kadar bilirsen bil; söylediklerin karşındakinin anladığı kadardır.
(MEVLANA)


Ekle Çıkar









Anasayfa - Amaç - Misyon - Vizyon - Faaliyetler - Tüzük - Yönetim - Yasal Uyarı - İletişim

Her Hakkı Saklıdır © 2007 - 2017 TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi
Sayfa 1.478 saniyede oluşturulmuştur.

TURAN-SAM rssTURAN-SAM rss
Google Sitemap

Sayac

"Bu site en iyi mozilla firefox'ta 1280x960 çözünürlükte görüntülenir."

Turan Portal v1.3 | Tasarım TURAN-SAM , Kodlama Serkan Aygün

Turan Nedir?, Bilimsel Dergiler, En popüler Bilimsel Dergi, Endeksli Bilimsel Dergiler, Saygın Bilimsel Dergi, Türk Dünyasının en popüler ve en saygın Bilimsel Hakemli Dergisi, SSCI, SCI, citation index, Turan, Türk Devletleri, Türk Birligi, Türk Dünyası, Türk Cumhuriyetleri, Türki Cumhuriyetler, Özerk Türkler, Öztürkler, Milliyetçi, Türkçü, Turancı, Turan Askerleri, ALLAH'ın askerleri, Turan Birliği, Panturan, Pantürk, Panturkist, Türk, Dünyası, Stratejik, CSR, SAM, Center for Strategical Researches, Araştırma, Merkezi, Türkiye, Ankara, İstanbul, Azer, Azeri, Azerbaycan, Bakü, Kazakistan, Alma-Ata, Astana, Kırgız, Bişkek, Kırgızistan, Özbekistan, Özbek, Taşkent, Türkmen, Türkmenistan, Turkmenistan, Aşxabad, Aşkabat, Ozbekistan, Kazakhstan, Uzbekistan, North, Cyprus, Kıbrıs, MHP, AKP, CHP, TURKEY, Turancılık, KKTC, Vatan, Ülke, Millet, Bayrak, Milliyet, Cumhuriyet, Respublika, Alparslan Türkeş, Atatürk, Elçibey, Bahçeli, Aytmatov, Bahtiyar Vahabzade, Yusuf Akçura, Zeki Velidi Togan, İsmail Gaspıralı, Gaspırinski, Nihal Atsız, Alptekin, Kürşad, Tarih, Kardeş, Xalq, Halk, Milletçi, Milliyetçi, Yürek, Ürek, Türklük, Beynelxalq, Arbitrli, Elmi, Jurnal, Nüfuzlu