İlhan KARAÇAY'dan Nisan-Mayıs 2019 BÜLTENİ - TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi - http://www.turansam.org









İlhan KARAÇAY'dan Nisan-Mayıs 2019 BÜLTENİ
Tarih: 21.05.2019 > Kaç kez okundu? 93

Paylaş


1-Düşünemiyorum, yazamıyorum, zira yazma şevkim kırıldı.

2-Bir Türkiye sevdalısının ardından…Fahri Başkonsolosumuz Joost Peters’in yeri doldurulur mu?

3-Ailemizin direği olan Hüseyin Karaçay’ı kaybetmenin büyük üzüntüsünü yaşadık.

4-Mersin’de Hollanda’dan esintiler… Binlerce öğrencinin, 3 milyon adet toplu iğne ve pul ile yaptığı, dünyanın en büyük Van Gogh tablosu sergilendi.

5-Hollanda’da ‘Kral Günü’ etkinliklerinde Türkiye damgası..

6-Can Bartu, süper bir beyefendiydi…

7-Dünya Türk İş Adamları Amsterdam’da buluştu. Artan Türkiye-Hollanda Ticaret Hacmi Konuşuldu

8-STK’lar sorunların çözümüne yönelik iş birliği yapacaklar.

9-Şimdi de ‘Yılın Altın Adamı’ ödülü… Hollanda’da yerleşik Turgut Torunoğulları önderliğindeki aile, Türkiye’deki yatırımları nedeniyle ödül yağmuruna tutuluyor.

10- İftar sofraları Hollanda’ya renk kattı

11- Ajax mucizesi (II)

*****

İlhan KARAÇAY yazdı



Türkiye’de yaşanan çirkin siyaset nedeniyle düşünemiyorum, yazamıyorum, zira yazma şevkim kırıldı



Sevgili dostlarım ve okurlarım,

Farkındaysanız, nisan ayı bültenimi yayınlayamadım

Mart ayı bültenimi yayınladıktan sonra 23 Mart’ta Mersin’e geldim. Şimdi tam iki aydır Mersin’deyim. ‘Hollanda’yı özlemedin mi?’ diye soran dostlara şunu söyleyebilirim:

Özlemezmiyim hiç? Hele hele, burada haber bültenlerini izlerken Hollanda’yı çok özlüyorum. Daha doğrusu Hollanda’ya gıpta ile bakıyorum. Baksanıza, sevgili Kralımız Alexander, Lahey’de Müslüman toplumun iftar yemeğine katılmış. Güzel de laflar etmiş. Ne de olsa, oradaki Müslümanları da kendi vatandaşı olarak içine sindirmiş ve onlarla birlikte yemek yemiş. Hem de dini önemi olan bir yemeğe…

31 Mart seçimlerinden sonra Nisan ayı bültenimi hazırlayacaktım.

Ne var ki, 31 Mart seçimleri sonuçlarında, İstanbul muallakta kaldı.

İstanbul seçimini az bir farkla kazanan İmamoğlu’nun mazbatası çok geç verildi ama, yapılan itirazlar üzerine, mazbata verimi de şerhli olmuştu.

31 Mart seçimleri öncesinde, Türkiye’deki seçim atmosferi çok çirkindi. Politikacıların birbirlerine karşı hitap şekilleri, en ilkel Afrika ve Asya ülkelerinde bile yaşanmayacak cinstendi. Politikacıların bu çirkin hali, ne yazık ki bizlere de sirayet etmişti. Biz de sosyal medyada birbirimize karşı çok kırıcı olmuştuk. Bırakın kırıcı olmayı, birbirimize karşı hakaretlerimiz edep sınırlarını aşmaya başlamıştı.

Ben şahsen bazen araya girip, ‘Yapmayın kardeşler’ diyordum ama, nafile…

Samimiyet ile şunu belirteyim ki, içinde yaşadığımız bu çirkin siyasi dönemden önce de, pek çok hoşnutsuzluklar yaşamışızdır. Ben şahsen çok genç yaşımda iken, politikacıların tasvip edilmeyecek hareketlerine şahit olmuştum. O dönemleri anlatmaya kalkışırsam, taraf olmama rağmen, gazetecilik tarafsızlığımı kaybedeceğimden korkarım. Bu nedenle, geçtiğimiz 3 mayıs tarihinde yayınlanan bir Rauf Tamer yazısı ile 8 mayıs ta yayınlanan bir Hıncal Uluç yazısını sizlere sunuyorum.



Bakın Rauf Tamer 3 Mayıs’ta neler yazmış:

‘Bizim kutuplaşmadığımız dönem var mı? Yok.

İnönü-Menderes.

Demirel-Ecevit.

Hatta, aynı blokta olmalarına rağmen:

- Demirel-Özal.

- Çiller-Yılmaz.

Neler neler.

Yandaşların, yoldaşların en âlâsı, o zaman da vardı.

Tuzlukların, fırıldakların en şahanesi, o zaman da vardı.

Hep vardı.

Bilenler bilmeyenlere anlatsın.

Vatan Cephesi’nden tutun milliyetçi cephe’ye kadar... Ne kutuplaşmalar yaşadı Türkiye.

* İsmet Paşa’nın kafasına taş atıldı.

* Demirel, Başbakanlık koridorunda yumruk yedi.

* Özal’a suikast yapıldı. Kongre salonunda kurşun sıkıldı.

* Mesut Yılmaz saldırıya uğradı, burnu kırıldı.

* Tansu Çiller’e akıl almaz iftiralar atıldı.

Yani, kutuplaşmadığımız hiçbir dönem yok.

Lakin şimdiki kadar ağzı bozuk bir dönem de yok.’

Rauf Tameri tanıyanlarınız çoğunluktadır sanırım. Sağ görüşlülerin gazetesi olan Tercüman’ın en kıdemlilerindendir. İşte o Rauf Tamer bugün, ‘Yani, kutuplaşmadığımız hiçbir dönem yok.

Lakin şimdiki kadar ağzı bozuk bir dönem de yok.’ diye yazıyorsa, siz anlayın artık durumumuzu…

‘Durumumuz nedir’ diyeceksiniz şimdi…

Durumumuz, o kadar itici ki, 55 yıllık bir gazeteci-yazar olan şahsımın, yazma şevkini kıracak kadar kötüdür.

31 Mart seçimlerinden sonra, durumun şeffaflaşmasını bekledim. Ama, özellikle İstanbul seçimlerinin muallakta kalışı o kadar uzadı ki, kesin sonuç açıklanmadan önce hiçbir şey yazmamaya karar verdim.

İstanbul seçimlerinin kesin sonucu nihayet 6 mayıs pazartesi günü açıklandı.

Yapılan açıklama, Galatasaray-Beşiktaş maçındaki hakem taraflılığından farksız değildi.

Yukarıdaki sözü açayım isterseniz: İstanbul seçiminin kesin sonucu açıklanmadan bir gün önceki pazar günü Galatasaray-Beşiktaş derbi maçı oynanmıştı. Maç başlar başlamaz, hakemin Galatasaray’ı kayıracağı hemen anlaşılmıştı. Aynı hakem öyle kararlar verdi ki, Beşiktaş’ın maçı berabere bitirmesi bile ihtimal dışında kalmıştı. Hoş, Beşiktaş maçı kazanmak için pek hevesli görünmüyordu ama, hakemin taraflı kararları da Beşiktaşlı futbolcuların şevkini kırmıştı. Maçtan sonra, her gün gittiğim lokaldeki bir arkadaşım şunları söylüyordu: ‘Allah belasını versin böyle hakemin. Ben Galatasaraylıyım ama, böylesi bir hakem sayesinde kazandığımız bu maçtan hiç zevk almadım.’

İşte, nasıl ki Galatasaray-Beşiktaş hakeminin kararları herkesi çileden çıkarmışsa, İstanbul seçimlerini inceleyen Yüksek Seçim Kurulu’ndaki hakemler de, verdikleri seçim yenileme kararı ile insanları çileden çıkarmıştır. Bırakın insanlarımızı çileden çıkarmayı, dünyadaki politikacıları da çok kızdıran bu karar, zaten var olan Recep Tayyip Erdoğan aleyhtarlığını daha da güçlendirmiştir.

Şimdi, 23 Haziran’da tekrarlanacak olan seçimi kim kazanacak tartışması başladı. Yarın yine çirkinlikleri seyretmeye başlayacağız. Kimine göre AK Parti söylem değiştirecek ve seçmene daha sempatik görünecek ve seçimi kazanacak, kimine göre CHP bu kez daha çok oy toplayarak bir zafer kazanacak. Kimine göre de, AK Parti ne yapıp yapacak ve bu seçimi kaybetmeyecek.

Bu saatten sonra ne olursa olsun, seçimi AK parti’nin kazanması ve İmamoğlu’nun kaybetmesi, Türkiye’nin demokratik duruşunda yaralar açacaktır. Ne Türk halkının büyük çoğunluğu ve ne de dünya halkları, böyle bir sonucu kabul etmeyecektir. Bu da Türkiye’ye daha doğrusu recep Tayyip Erdoğan’a puan kaybettirecektir.

Dış basın, Erdoğan aleyhtarı yazıları yayınlamaya başladı bile…

Naçizane şahsım, polemik yaratacak tartışmalara girmeyeceğim ama, gönlümdeki düşünceyi açığa vurduğumu da fark etmişsinizdir. Bu da benim demokratik bir seçenek hakkımdır elbette.

Gerek AK Parti içindeki dost ve tanıdıklarım ve gerekse CHP içindeki dost ve tanıdıklarım, benim tarafsız yorumlarıma alışıktırlar. Benim tarafsızlığımdan yararlanmaya gelene kadar, her iki partiyi yönetenlerin, çok daha önemli yerlerden tavsiyelerine değer vermelerini diliyorum.

Aksi takdirde, 23 Haziran’a kadar devam edecek olan çirkin tartışmalar, o tarihten sonra da sürecek gibidir.

Madalyonun bir de ters tarafı var tabii…

İsterseniz ters tarafta neler var ona bakalım.

Değerli dostum Hıncal Uluç 8 mayıs Çarşamba günkü yazısında, Yüksek Seçim Kurulu’nun kararına isyan edenlere bir mesaj veriyor. Bu mesaj, CHP’yi yönetenlerin acizliğine vurgu yapıyor.

Yüksek Seçim Kurulu’na, ‘Sandık başkanları kanuna aykırı seçildiler’ başlıklı olağanüstü itirazı kimin düşündüğünü merak eden Hıncal dostum, işin püf noktasının pek anlaşılmadığını vurgulamış ve itirazı yapan AK Parti sözcülerinin bile işi doğru dürüst anlatamadıklarını, bunun için de hemen herkesin, Yüksek Seçim Kurulu kararının siyasi olacağı düşüncesine kapıldıklarını belirtmiş.

Uluç şöyle devam etmiş:

‘Öğleden sonra evde tüm gazetelerimi bitirdikten sonra, Haber Türk yazarlarını okumak için Ipadimi açtım.

Nagehan Alçı, kararın "Hukuki" olacağını söylüyor, yaptığı araştırmaları özetliyordu.

2018 yılı mart ayında, Seçimlerin Genel Hükümleri Yasası'nda bir değişiklik yapılmış ve Sandık Kurulu Başkanlarının kamu görevlisi olmaları şartı getirilmişti.

İstanbul seçimlerinde bu şarta uyulmamıştı. Olağanüstü itiraz buydu.

Hemen gene iPad'imden o değişikliği yayınlayan ve yürürlüğe sokan Resmi Gazete'yi buldum.

İlgili madde aynen şöyleydi..

"MADDE 3- 298 sayılı Kanunun 22'nci maddesi başlığıyla birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Sandık kurulu başkanının belirlenmesi

MADDE 22- İlçede görev yapan tüm kamu görevlilerinin listesi, mülki idare amiri tarafından yerleşim yeri adresleri esas alınmak suretiyle ilgili ilçe seçim kurulu başkanlıklarına gönderilir. İlçe seçim kurulu başkanı, bu kamu görevlileri arasından ihtiyaç duyulan sandık kurulu başkanı sayısının iki katı kamu görevlisini ad çekme suretiyle tespit eder ve bu kişiler arasından mani hali bulunmayanları sandık kurulu başkanı olarak belirler."

Oysa İstanbul'un çeşitli ilçelerinde, eski usul seçilmiş sandık kurulları göreve devam etmişti. Pek çok başkan kamu görevlisi değildi.

Yani yasa net şekilde ihlal edilmişti.

YSK kararı hukukiydi ve doğruydu.

Muhalefet sözcüleri "Peki ama, 2018 Haziran Cumhurbaşkanlığı ve Genel Seçimleri de ayni kurullarla yapıldı" dediler.

Dediler, diyorlar ve diyecekler ama, o zaman kimse itiraz etmemişti. Kimsenin aklına bu maddeye dayanıp itiraz etmek gelmemişti. Trafoya giren kediye itiraz edenlerin bile.

İtiraz süresi sona erene dek yapılan itirazlar incelenmiş ve seçim sonuçları kesinleşmiş ve YSK tarafından ilan edilmiş ve o sayfa artık açılmamak üzere kapanmıştı.

İşte merakım buydu.

O zaman, medya dahil, hiç ama hiç kimsenin aklına gelmeyen "Sandık Kurulu Başkanları değişen kanuna aykırı. Ona itiraz edelim" fikri kimden çıkmıştı?

Bakalım siyasi muhabirler, bu sorunun yanıtını bulup verebilecekler mi?’

Hıncal Uluç’un ne demek istediği apaçık meydanda değil mi?

Çoğumuzun, ‘Bu antidemokratik bir karar’ diye itiraz ettiğimiz bu konuyu CHP’nin akıl hocaları neden düşünememişler? Daha önceki seçimlerde aynı hatalar yapılmışsa, CHP buna neden itiraz etmedi?

Yazımın başında Galatasaray- Beşiktaş maçında söz etmiştim. Maçlar tabii ki centilmence oynanmalı. Seçimlerde de centilmenlik aranmalı. Ama kazın ayağı öyle değil. Maçtaki futbolcuların çoğu, rakibe sarı kart veya kırmızı kart aldırmak için iğrenç maskaralıklar yapıyorlar. Bu centilmence bir davranış değil ama, maçın resmi olmayan kuralları arasında bu çirkinlik de varmış demek.

Seçim sonuçlarında da centilmenliğin dışına çıkılabiliyor. Hileler yapılıyor, oylar çalınıyor. Ama elde kesin delil olmayınca bir şey yapılamıyor.

Böyle olunca da itirazların haksızlığından söz ediliyor.

Bir şey daha var. Aslında birkaç şey.

Bu ‘şeyler’, CHP’ye puan kaybettiriyor ve toplumda infial yaratıyor. Böyle giderse CHP’ye oy vermeye başlayan seçmenlerde tereddüt doğacak.

Şöyle ki, CHP lideri Kılıçdaroğlu, seçimin yenilenmesi için oy veren Yüksek Seçim Kurulu üyeleri için ‘Çete’ deyimini kullanmış. Bu söylem bir siyasi parti başkanının ağzından çıkmamalıydı. Rakip politikacılar bunu tabii ki kullanacaklar ve halkta tepkiler doğurtacaklar.

Bir sanatçı, İmamoğlu için ‘İkinci Atatürk’ demiş. Yapmayın kardeşler, ‘İkinci Atatürk’ deyimi için İnönüler ve Ecevitler geldi geçti. İmamoğlu’na ‘İkinci Atatürk’ denebilmesi için, daha çok zamana ihtiyaç var.

Ne diyelim, hayırlısı olsun. Bakalım 23 Haziran’a kadar ve sonrasında daha neler yaşanacak?

Hıncal Uluç, Türkiye’deki seçim kararlarının dış basına nasıl yansıdığını da yazmış. İsterseniz ben size sadece Hollanda medyasında yayınlananları sunayım:



Yüksek Seçim Kurulu'nun (YSK) İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimini iptal etmesi Hollanda medyasında da geniş yer buldu.



Hollanda'nın önde gelen gazetelerinden Volkskrant, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın YSK kararı ile istediğini elde ettiği görüşüne yer verdi.

Haberde, Avrupa Parlamentosu (AP) Türkiye Raportörü Kati Piri'nin, "YSK'nın hükümetin baskısı altında karar aldığı ve 60 yıl sonra Türkiye'de seçimlerin meşruiyetinin sona erdiğine" ilişkin değerlendirmesi de yer aldı.

Ülkenin en çok satan gazetesi De Telegraaf ile AD gazetesi ise YSK'nın iptal kararını "Erdoğan'ın partisi istediğini aldı" başlığıyla okuyucularına duyurdu.

NRC gazetesi ise "AKP'nin baskısı ile İstanbul yeniden seçime gidecek" başlığıyla verdiği haberde, muhalefetin "boykot ya da umut" ikileminde olduğunu yazdı.

Haberde, YSK'nın seçimlerden 36 gün sonra aldığı kararın, Türkiye demokrasisi ve ekonomisi için geniş kapsamlı sonuçlar doğurabileceğine vurgu yapıldı.

Gazeteye göre, Türkiye'de bazı muhalifler, 23 Haziran'da yenilenecek seçimi AKP'yi daha büyük bir farkla yenmek için fırsat olarak görüyor. Bazı seçmenler ise yeni seçime katılmanın "demokratik olmayan bir kararı meşrulaştırmak" olacağını söyleyerek boykotu savunuyor.

NRC'nin haberinde 23 Haziran seçiminin, "AKP için politik açıdan büyük bir kumar olduğu" değerlendirmesi de yer aldı.

Hollanda Televizyonu NOS'un haberinde ise AKP'nin son hamlesinin sonuç verdiği ve seçimin YSK tarafından iptal edildiği belirtildi, Türkiye'de muhalefetin kurulun kararından sonra "açık bir diktatörlükten söz ettiği" görüşüne yer verildi.

RTL Televizyonu'nun haberinde de, muhalefetin "diktatörlük" eleştirilerine vurgu yapıldı.

Hollanda medyasındaki haberlerde, YSK'nın kararı nedeniyle Türk Lirası'nın hızlı düşüş yaşadığına da dikkat çekildi.

*****

Bir Türkiye sevdalısının ardından…

Fahri Başkonsolosumuz Joost Peters’in yeri doldurulur mu?

Peters’in patronu olan Achmea Grubu, aynı görevin kendi bünyelerinden biri tarafından sürdürülmesinden yana



İlhan KARAÇAY yazdı:



Türkiye’nin Hollanda’daki Leiden şehri Fahri Başkonsolosu olan Joost Peters’i mart ayı içinde yitirmiştik.

Tam bir Türkiye sevdalısı olan Joost Peters ile tanışıklığımız, Fahri Başkonsolosluk görevini üstlenmesinden öncesine dayanıyor.

Joost Paters, Sigorta şirketlerini ve bankaları nezdinde barındıran dünyaca ünlü ve güçlü Achmea Holding’in en önemli yetkililerinden biriydi.



AGİS

Joost Peters’in etkili ve yetkili olduğu şirketlerden biri AGİS adlı hastalık sigortasıydı. AGİS’in Türk müşterisi 5 bin kadardı. AGİS’te göreve başlayan Savaş Avcı, Türk müşteri sayısını artırabilmek için bir kadro oluşturmuştu. Bu kadronun içinde şahsım da, Halkla İlişkiler konusunda görev almıştım.



Türkiye’ye tatile giden Türkler ve Hollandalılar, orada hastalandıkları zaman, başvurdukları doktorlar ve hastaneler tarafından suistimale uğruyorlardı. Hasta olanlara yüksek faturalar kesiliyor ve bu faturaların bedelleri de Hollanda’da ödenmiyordu.

Savaş Avcı bu gidişe bir son verme yoluyla, AGİS’e daha çok müşteri toplama başarısını gösterdi.

Türkiye’de 200’ü aşkın hastane ile yapılan sözleşmeler sonrasında, Türkiye’de hastalanan Türkler ve Hollandalılar, İstanbul’daki AGİS Merkezi’ne bir telefonla istedikleri hastanelere gidiyorlar ve hesap ödemiyorlardı.

Bu yöntemin halka iyi bir şekilde duyurulmasından sonra, AGİS’in Türk mişteri sayısı 5 binden 150 bine çıkmıştı. Tabii ki, Türkiye’ye her yıl tatile giden milyonlarca Hollandalı’dan 300 bini de AGİS müşterisi olmuştu.



Achmea Holding’e bağlı olan AGİS’te yapılmak istenenlerin çoğu Joost Peters tarafından onaylanıyor ve destekleniyordu.

Joost Peters, AGİS’in Türkler tarafından daha çok ilgi görmesi için çeşitli etkinlikler düzenliyordu.

Bu etkinliklerden biri de bir yat gezintisiydi.

Avrupa Futbol Şampiyonası’nda Almanya ile oynayacağımız çeyrek final maç gününde düzenlenen bu yat gezisine, Hollanda’daki Türk dünyasının etkin isimleri davet edilmişti.

Akşam oynanacak olan maç öncesinde, özel olarak yaptırmış olduğu Türk milli takımı formalarını bize dağıtan Peters, sırtımıza geçirdiğimiz formalar ile fotoğraf çektirdikten sonra, akşam da maçı formalarımızla izlememizi sağladı.

Böylesine Türk hayranı olan Joost Peters’e, Türkiye’nin fahri başkonsolosu olma tavsiyesini yaptım. Bu uyarımı kabul eden Joost Peters’in başvurusu olumlu bulundu.





Joost Peters’in Fahri Başkonsolosluk başvurusu, Ankara tarafından kabul edilirken, görevin Utrecht bölgesinde yapılması şart koşulmuştu. Peters’in çalışma alanı ise Leiden ve çevresiydi. Ankara, Utrecht’te diretirse, Fahri Başkonsolosluk işi suya düşecekti. Bu nedenle Lahey Büyükelçiliğimize bir mektup gönderdim ve isteğin Leiden olarak kabul edilmesini tavsiye ettim. O mektuptan sonra Peters’in Leiden isteği de kabul edildi.



Fahri Başkonsoloslukların önemi:

Uluslararası ilişkilerin ve diplomasinin önemli bir unsuru olan fahri konsolosluğun, dış ekonomik ilişkiler açısından da önem kazanması iş dünyasının dikkatini çekiyor. Yurtdışında Türkiye'yi temsil eden fahri konsolos sayısı 170'e ulaşıyor. Türkiye'nin en çok ABD, Brezilya, Fransa ve Almanya'da fahri konsolosu bulunuyor.



Elçilikler kalkıyor

Birçok ülke büyükelçilik ya da konsolosluk açamadığı ülkelerde fahri konsoloslar aracılığıyla ilişkilerini geliştirirken, aralarında Kanada'nın da bulunduğu ülkeler de, var olan elçiliklerini ve konsolosluklarını kaldırıp, bu görevi fahri konsoloslara devretmeye başladı. Bunda da, ekonomik nedenler ve konsolosların her 4 yılda bir değişmesi yüzünden adaptasyon sorunu yaşamaları etkili oldu. Fahri konsolos, genellikle o ülkenin vatandaşı olduğu ya da orada ikamet ettiği için tercih ediliyor. Avrupa Birliği'nde de ülkelerdeki tüm büyükelçilikleri kapatıp, yerine yalnızca bir ‘Avrupa Birliği Büyükelçisi' ya da fahri konsoloslara devretmek için çalışmalar yapılıyor.

JOOST PETERS’İN ATANIŞ HABERİ

Ölümünün ardından çok kişiyi hüzne boğan Joost Peters’in, Fahri Başkonsolosluk haberini 2008 yılında şöyle yayınlamıştık:

Hollanda’nın dev kuruluşlarından Achmea Holding’in, Yönetim Kurulu’na Badanışmanlık yapan Joost Johan Peters, Tükiye’nin Fahri Başkonsolosu oldu. Hizmet alanı Leiden, Utrecht, Amersfoort, Alkmaar, Hoorn ve Den Helder olan Joost Peters, kendisine verilen bu görevden çok memnun.

Dünyaca ünlü Eureko’nun şemsiyesi altında faaliyet gösteren Achmea; Rabobank, İnterpolis, Agis, Zileveren Kruis, Groeneland, PWZ, OZF, FBTO gibi kuruluşları yönetiyor. 2009 yılında yapılan değerlendirmelerde, Rabobank ve Devlet Karayolları işletmelerinin ardından en iyi üçüncü işveren seçilen Achmea’nın bu başarısında, Başdanışman Joost Peters’in rolü çok büyük.

İşte, bu başarılı Holdingler zincirinin Başdanışmanı olan Joost Peters, Türkiye’nin Hollanda’daki ikinci Fahri Başonsolosu oldu.

Achmea, Leiden şehrindeki Kort Rapenburg 1-3 adresinde tarihi bir binayı kiralayarak, Türkiye Fahri Bakonsolosluğu’na tahsis eden Joost Peters’in bu konudaki en büyük destekçisi olacak.



Fahri Başkonsolosluk tabelası önünde konuştuğumuz Joost Peters şöyle konuştu: “Bu tabela benim için en büyük gurur kaynağıdır. Hollanda ile Türkiye arasında bir köprü görevi yapmaya çalışacağım.

İki ülke insanlarının sorunlarının çözme amacının yanı sıra, ekonomik alanlarda işbirliğini de üstleneceğim.Hollanda ile Türkiye’nin karşılıklı yatırımları iyi koordine edilirse,Türkiye ile Hollanda arasındaki ekonomik işbirliğinin artarak sürmesi de kesinleşir. Türkiye Hollanda için çok önemlidir. Çünkü pozitif ve dinamik bir ekonomik yapısı var.Türkiye’nin önünde uzun bir yol var. Türkiye’nin gelişeceğini ve daha da modernleşeceğini düşünüyorum. Ümit ederim ki, bu bağlamda Fahri Konsolosluğun açılmasından sonra Hollanda ile Türkiye arasındaki ilişkiler daha iyi gelişir. Hollanda’dan Türkiye’ye giden turist sayısının her yıl artış göstermesinin nedenini araşırdığınız zaman, Hollandalı turistlerin Türkiye’de gördükleri hizmetten memnun kaldıkları anlaşılr.”

Çalışmaları arasında, Hollanda’daki Türk gençlerine staj yeri sağlamak olduğunu belirten Peters, Hollanda’dan Türkiye’ye de stajyerler göndermeyi amaçladığını söyledi. Özellikle Türkiye’deki modern hastanelere stajyer doktor göndermeyi çok arzuladığını belirten Peters, kendi bünyelerinde olan sağlık sigortalarının da, Türkiye’de Agis gibi hizmet vermeleri için çalışma yapıldığını sözlerine ekledi..

Türkiye’de, Savaş Avcı’nın yönetimindeki Agis Hizmet Merkezi’nin, 10 yıl içinde 200 bini aşkın Türk ve Hollandalı hastayı tedavi ettirdiği vurgulanırken, aynı hizmetin Zilveren Kruis gibi diğer Achmea sağlık sigortalıları için verilmesinin mutlaka sağlanması gerektiğini söyleyen Peters, “Bu sorunu kısa bir zamanda çözeceğiz” dedi

Öte yandan, Agis Sağlık Sigortası’nın Türkiye’deki Hizmet Merkezi Genel Müdürü ve hissedarı olan Savaş Avcı, Joost Peters’in TC Fahri Başkonsolosluğu’na getirilmesi ile ilgili olarak şunları söyledi: “Agis olarak, Türkiye ile Hollanda arasında başlattiğımız ve her yıl daha da güçlenmesi için çalıştığımız sağlık köprüsüne, Holdingimizin Başdanışmanı Joost Peters’in Fahri Başkonsolos olması bizi çok heyecanlandırmş ve gururlandırmıştır. Joost Peters'in getireceği ivmeyle iki ülke arasında kurulacak yeni iş ve sosyal ilişkilerinin geliimi için bizim de varoluş amacımız olmasından kaynaklanan heyecanımızı ve enerjimizi hiç kaybetmeden desteğimizi vereceğimizi belirtmek isteriz.”

*****

Ailemizin direği olan Hüseyin Karaçay’ı kaybetmenin büyük üzüntüsünü yaşadık

İlhan KARAÇAY, acı haberi yazdı:

Habercilik kaderimde, kendimize ait acı bir haberi yazmak da varmış.

Mersin’de, Baba Burhanlar’ın, Dodo Kazımlar’ın ve Mecnun Kemallar’ın yaşadığı efsane isimler arasında yetişmiş olan ağabeyim Hüseyin Karaçay, dolu dolu ve mutlu bir yaşamdan sonra hakkın rahmetine kavuştu.



Karaçay ailesi mezar başında & 3 gün süren yemekli dua törenlerinden

O’ndan söz etmeye başlarsam, kitaplara sığmayan bir destan olur.

Esprileri ve yerinde tespitleri ile usta bir gözlemciydi.

Çukurovalılar O’nu, Popmpeipolis-Karaçay turistik tesisleri ile daha çok tanımıştı.

Güzel giyimi, yakışıklılığı ve medeni tavırlarıyla Mersinli kızların gözdesiydi.

Ama sonunda gönlünü çalan Adanalı bir kız oldu.

Nurdan Akkoyun ile evlilik düğünleri Çukurovayı sallamıştı.

Bu evlilikten biricik oğulları Tarkan oldu.



Ailemizin fertleri Mersinliler için çok yakın simalardı.

Gazeteci dostum Yavuz Nufel’in benim ile yapmış olduğu bir röportajdan, alttaki paragrafı almak, ailemin tanımı için yeterliydi sanırım:

-Mersinliler’i çok etkilemiş olan aileni kısaca tanıyalım o zaman.

-‘En büyük ağabeyim Hüseyin, aristokrat giyim ve tarzı ile, ortanca ağabeyim Zekeriya, ‘Küçük Mecnun’ lakabıyla, bir büyük ağabeyim Ayhan, deli dolu tavrıyla, Mersin’in saygı duyduğu kişilerdi.

Hüseyin ağabeyim mahallenin en saygın kişisiydi. Fakirlere yardımı ile ön plandaydı. Zekeriya ağabeyim, Kore savaşına katılmış bir kahramandı. Atatürk ve İnönü sevgisi ile tanınırdı. Haksızlıklara karşı mücadele eden bir Robin Hood idi. Karakolda adam dövüldüğü için karakol basardı. Ama bu asiliğine rağmen, saygılı duruşu ile en çok sevilen aile bireyimizdi. Onu 1988 yılında kaybettik.

Ayhan ağebeyim, benim bir büyüğüm idi. Deli doluydu. Adı Mersinli delikanlılar-kabadayılar arasında yer almıştı. Onu da çok genç yaşında hatalı bir ameliyat sonrasında kaybetmiştik.

Ben ise malumunuz…’’



Bu dörtlüden hayta kalan sadece ben oldum & Karaçay eşi Nurdan ve oğlu Tarkan ile

Hüseyin ağabeyimin Hollanda anıları da var tabii…

Otantik köy Volendam, minyatür park Madurodam, çiçek cenneti Keukenhof bu anılar arasındaydı.

Böylesi yaşam dolu bir insanı kaybetmenin acısını anlatabilmek kolay değil.





Volendam’da ringa balığı yerken & Minyatür park Madurodam’da

*****



Mersin’de Hollanda’dan esintiler…

5 bin öğrencinin, 3 milyon adet toplu iğne ve pul ile yaptığı, dünyanın en büyük Van Gogh tablosu sergilendi

Hollanda’nın Ankara Büyükelçiliği ile Mersinli yöneticilerin katıldığı tören muhteşemdi



İlhan KARAÇAY Yazdı:

Mersin’de 2 aydır hasretini çektiğimiz, Hollanda’dan esintileri yaşadık.

Yıllar önce Hollanda’daki PTT Telecom hizmeti sırasında başarılarına şahit olduğumuz Eray Ergeç, bir süredir, Hollanda’nın Ankara Büyükelçiliğinde Kültür İşleri’ni yürütüyor.

Ergeç’in bu göreve başlamasından sonra, Türkiye’nin dört bir yanında Hollanda esintileri başladı. Kimi yerde Hollanda müziği, kimi yerde Hollanda çiçeği ve kimi yerde de Hollanda sanatı dillendirildi.

Eray Ergeç’in, Hollanda büyükelçiliğinde göreve başlamasından sonra, Türkiye’nin dört bir yanındaki faaliyetlerini satırlar ile değil, sayfalar ve hatta ciltler ile anlatmak mümkün olabilir.

Ergeç’in, Hollanda için yaptığı başarılı ve yararlı etkinlikleri takip ederken, bir süre önce kendisini Mersin’deki bir faaliyet ile uğraşırken gördüm.

Birinde ben yok iken, ikincisinde ben var iken Mersin’e gelen Ergeç’i kaçırmıştım ama, Mersin’e üçüncü gelişinde yakalayabildim.

Ergeç, Mersin’de en büyük Van Gogh tabolusunu yapmaya başlayan öğrenciler için soyunmuştu bu defa.

İşte, Ergeç’in önayak olduğu Mersin’deki çalışmanın ve etkinliğin hikâyesi:

Akdeniz İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’nün koordinesinde, Hollanda Büyükelçiliği ve Akdeniz Belediyesi’nin de desteğiyle hayata geçirilen, "Kültürel Mirasa Rekor Yolculuğu Projesi" kapsamında, Akdeniz ilçesindeki 15 okuldan 5 bin öğrenci, iğne ve pul kullanarak Vincent Van Gogh'un "Yıldızlı Gece" tablosunu yaptılar.

Yaklaşık 8 ay süren ve 3 milyon pul ile iğne kullanılarak oluşturulan 63 metrekarelik tablo, Akdeniz ilçesinde Ümit Yaşar Oğuzcan Parkı'na monte edildi.



Hollanda Büyükelçilik Maslahatgüzarı Erik Weststrate, çok iyi Türkçesiyle yaptığı konuşmada, Mersin’de olmaktan çok büyük bir mutluluk duyduklarını söyledi. 8 ay önce Proje Koordinatörü Aksay’ın Büyükelçiliğe bir eposta göndererek destek istediğini anlatan Weststrate, Mersin’deki kurumların da desteğiyle projeyi oluşturduklarını kaydetti. Projede en önemli rolü öğrencilerin oynadığına işaret eden Weststrate, “Parmakları ağrımıştır, gözleri ağrımıştı ama bu büyük eseri onlar yaptılar. Bu tabloyu Van Gogh yaptı, adı da ‘Yıldızlı Gece’. Birazdan burada yıldızları tüm parlaklıklarıyla göreceğiz. Burada, hem bu kentin büyük bir şairi hem Hollanda’nın büyük bir ressamı bir araya geliyor. Ümit Yaşar Oğuzcan, ‘Size avuç avuç yıldızlar getireceğim’ diye yazmış. Bizim çocuklarımız da buraya avuç avuç yıldızlar getirdiler. Kendilerine çok teşekkür ediyorum” dedi.

Van Gogh’un bu tabloyu Fransa’da yaptığını, tabloda yer alan selvi ağacının o ülkede bulunmadığını belirten Weststrate, “Bu ağacın güzel bir özelliği de var; bu selvi türü tesadüfen Akdeniz selvisi. Biz bugün burada Akdeniz’de buluşuyoruz ve resimde Akdeniz selvisi ağacı var. Burada şu an sergilenen tablonun tam önünde de bir ağaç var. Bu tesadüf olamaz diye düşünüyorum” ifadelerini kullandı.

Van Gogh’un çok zor bir hayat sürdüğüne dikkat çeken Weststrate, çocuklara seslenerek şunları söyledi: “Ama zor anlar yaşayan bu adam bu güzel tabloyu yapmış. Siz de belki bazen zor anlar yaşadınız ama bu güzel tabloyu hep birlikte yaptınız. Bunu hiçbir zaman unutmayın. Hayatınız zor olsa bile siz her zaman hayatı güzelleştirebilirsiniz, çok güzel şeyler yapabilirsiniz. Onun için sizlerle gurur duyuyorum ve çok teşekkür ediyorum.”



Akdeniz Belediye Başkanı Mustafa Gültak da projede yer alan 5 bin öğrenci ve öğretmenlerine teşekkür etti.

El emeği göz nuru eserin Guinness Rekorlar Kitabı'na girmeye hak kazanacağına inandığını ifade eden Gültak, "Eğitimin sadece 4 duvar arasında geçen bir süreç olmadığını, hayranlık uyandıran bu sanatsal esere imza atarak ortaya çıkaran, çocuklarımızın ufkunun ve hayal dünyasının sınırı olmadığını kanıtlayan değerli öğretmen arkadaşlarımızı tebrik ediyorum." diye konuştu.

Projenin koordinatörü ve Kazanlı Belediyesi Ortaokulu Müdürü ve Görsel Sanatlar Öğretmeni Nihal Aksay, kendileri için çok önemli olan bir projeyi tamamlanın mutluluğunu yaşadıklarını,

“İğne ile kuyu kazmak” deyimini ‘İğne ile resim yapma’ya çevirdiklerini belirten Aksay şöyle devam etti: “5 bin öğrencinin katılımıyla gerçekleştirdiğimiz bu projede 3 milyon pul, 3 milyon topluiğne kullandık. Bu projede iki amacımız vardı. Öncelikle şimdiye kadar yapılmamış bir teknik ve katılımcı sayısı ile bir rekora imza atmak, aynı zamanda öğrencilerimize ortak bir amaç için birlikte hareket etmeyi, yardımlaşmayı, paylaşmayı öğretirken, evrensel kültürü ve sanatı, yaşantıları ile ailelerine ve çevrelerine öğretmeleriydi. Bu doğrultuda da amacımıza ulaştığımızı düşünüyoruz”.



Atatürk’ün, ‘Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir’ sözlerinden hareketle sanatsız kalmamak, sanatla büyümek ve gelişmek düşüncesi ile çalıştıklarını ve çalışmaya devam edeceklerini vurgulayan Aksay, projede yer alan öğrencilere ve öğretmenlere teşekkür ederek, “Pul pul işlediğiniz 63 metrekarelik alanın her noktasında gözünüzün nuru, elinizin emeği var. Acıyan parmaklarınızdan, yorulan gözlerinizden öpüyoruz” dedi ve şöyle devam etti:



‘’ Geçtiğimiz eylül ayında 15 okul ile birlikte, 'Kültürel Mirasa Rekor Yolculuğu' adı altında bir proje ile yola çıkmış bulunmaktayız. Amacımız, farklı bölge, ülke ve etnik kimliklerden gelen çocukları bir araya getirerek, sanatın bütünleştirici etkisinden faydalanmalarını sağlamaktı. Bu projede çocuklarla birlikte, bugüne kadar yapılmamış bir teknik olan, pul sanatı tekniği ile, ünlü ressam Van Gogh'un 'Yıldızlı Gece' eserini resmettik. Bu teknikte her pula bir toplu iğne geçirilerek resim yapılıyor. Resmin ortaya çıkarılışında da 5 bin öğrencimiz görev almıştır. Yaptığımız ölçümlerde 3 milyon toplu iğne ve pul kullandığımızı düşünüyoruz. Boyut olarak da 63 metrekarelik bir alanı iğne ile kuyu kazar gibi resmini yapmış bulunmaktayız’’ .

Aksay, projenin uluslararası anlamda da değer bulduğunu ifade ederek, ‘’Biz bu yola çıktığımızda, resmin Hollanda'da olduğunu zannediyorduk ama resim ABD'deki bir sergi salonunda ve patent hakkı da İtalya'daymış. 3 farklı ülke ile kontak kurmak durumunda kaldık. Aslında yarattığımız eser, 4 farklı ülkede değer bulmuştur. Bu anlamda kültürel mirasa rekor yolculuğu yaptığımızı düşünüyorum. Bu projeyi tamamlamamızda bizlere destek olan tüm kurum ve kuruluşlara çok teşekkür ediyorum. Bu mutluluğumuz, Hollanda Büyükelçiliği'nin çalışmanın Guinness Rekorlar Kitabı'na girmesi için müracaat etmesi ile daha da pekişti’’ diye devam etti.

Konuşmaların ardından Hollanda Büyükelçiliği’nin rekor denemesinde kullanacağı belge, öğrenciler tarafından imzalandı. Daha sonra Büyükelçi Yardımcısı Weststrate, Kaymakam Pamuk, Başkan Gültak ve protokol üyeleri, kurdele keserek, reprodüksiyon tablonun açılışını yaptılar. Öğrenciler ve törene katılanlar, tablo önünde bol bol fotoğraf çektirdiler.

*****

Hollanda’da ‘Kral Günü’ etkinliklerinde Türkiye damgası..





Hollanda’da her yıl 30 Nisan’da kutlanan Kraliçe Günü, Alexander’in tahta geçişinden sonra 27 Nisan günleri Kral Günü olarak kutlanmaya başlandı. Her yıl, Hollanda’nın tüm kentlerinde sokak satışlarıyla ve müzikli, içkili festivallerle kutlanan bu güne, Arnhem kentinde Türkiye damgası vuruldu.



Arnhem Türkiyem Camii’nde Kermes düzenlenerek Kralın doğum günü kutlandı. Türkiyem Camii’nde yapılan bu kutlamaya T.C. Deventer Başkonsolosumuz Tuna Yüce Modrak, Din Hizmetleri Ataşemiz Mustafa Yeşilorman, Hasan Şenok, Arnhem Belediye Başkanı Achmed Marcouch ve çevre illerden çok sayıda Türk ve Hollandalı katıldı.



Türkiyem Camii Yönetim Kurulu Başkanı Galip Aydemir konuyla ilgili olarak şunları söyledi: “Arnhem Türkiyem Camii ikinçi kez ana teması Kraliyet Günü olan bir Kermes düzenledi. Türk mutfağından hazırlanmış çeşitli yemeklerle düzenlenen kermese, turuncu bir renk katarak caminin önündeki meydanı süsledik. Bu fikri bizim gençlerimiz üretti. Gençlerimiz sayesinde Hollanda Kraliyet Günü, camimizi tanıtmak için güzel bir fırsat oldu. Kraliyet Günü esnasında Presikhaaf mahallemizde motorlu çocuk treni kermes boyunca devamlı olarak çocukları dolaştırdı.’’



Deventer Başkonsolosumuz Tuna Yüce Modrak’ın katılımı ile renk kazanan Kral Günü’de döner kebap paylaşımı yapıldı.

Program sırasında, Geleneksel Hollanda ve Türk oyunları, çocukların ikinci el eşya satmaları, ev yapımı Türk yemekleri, Çağ kebabı, Adana kebabı, tavuk ızgara, gözlemeler, lahmacun, çay, kahve eşliğinde, ve nice başka aparatif yiyecekler satıldı.

Haber: Mustafa Koyuncu

*****

CAN BARTU, SÜPER BİR BEYEFENDİYDİ…



Sadece Fenerbahçeliler’in değil, tüm futbolseverlerin hayran olduğu rahmetli Can Bartu, süper beyefendi bir insandı.

O’nunla anılarımız çoktu. Ama en ilginç anımız 1982 Dünya Futbol Şampiyonası’nın finalinde yaşandı.

11 Temmuz 1982 günü Batı Almanya ile İtalya final maçını oynanacaktı.

Maç, daha önce kendisi ile tanışmış olduğum efsane isim Santiago Bernabéu’nun adını taşıyan stadyumdaydı.



Rahmetli Can, Milliyet gazetesi için ben de Hürriyet için maçtaydık. Can’ın tribündeki yeri, balkonun birinci sırasındaydı. Benim yerim de hemen arkasındaki sırada.

Can, yerine oturmak istiyordu ama, orada bir metre boyunda küçük bir Çinli gazeteci oturuyordu.

Can, Nazikçe yerini istedi. Ama Çinli o kadar nazik değildi, hatta çok kabaydı: ‘Seni bir yumrukta öldürürüm’ diye tehdit eden Çinli, sanki bir karate şampiyonuydu. Rahmetli Can ne diyeceğini bilemedi ve bekledi. Ben çok sinirlenmiştim ve arka sıradan Çinli’ye kalkmasını söyledim. Adam bana da aynı tehdidi yapmaz mı? Arka sıradan eğildim ve bir metrelik Çinli’yi havaya kaldırdım ve ‘Seni tribünden aşağı atayım mı…?’ diye bağırdım. Çinli neye uğradığını şaşırdı ve hemen uzaklaştı. Can da yerine oturarak, 3-1 İtalya lehine kapanan maçı izledi.

Allah rahmet eylesin ve başımız sağolsun.

*****

Dünya Türk İş Adamları Amsterdam’da buluştu

Artan Türkiye-Hollanda Ticaret Hacmi Konuşuldu





Dünya Türk İş Konseyi ( DTİK ) ve Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) üyeleri, Atilay Uslu’nun sahibi olduğu Amsterdam Corendon otelde bir araya geldi.

DEİK ve DTİK’i tanıtan kısa bir sinevizyonun ardından, proğramım ilk bölümüne geçildi.

Avrupa’nın çeşitli ülkelerinden gelen yaklaşık 200 kişinin katıldığı toplantıda,

DEİK İcra Kurulu Başkanı Rona Yırcalı, DEİK Avrupa Bölge Başkanı Suat Gökhan Karakuş,

DTİK Yürütme Kurulu Üyesi Halim Mete, DEİK/DTİK Genel Başkanı Nail Olpak, T.C Lahey Büyükelçisi Şaban Dişli birer konuşma yaptılar.



DEİK Başkanı Nail Olpak, iki ülkenin ticaret hacminin yükseldiğine dikkat çekerek, "Fazla iş birliği yapacağımıza inanıyorum" dedi.

Nail Olpak, gündeme yönelik yaptığı açıklamalarla birlikte, Hollanda-Türkiye ilişkilerine de değindi. İki ülkenin ilişkilerinin çok eski olduğunu anımsatan Olpak, "Türkiye ile Hollanda, 400 yıl öncesine dayanan ilişkilerini, ticaret ve karşılıklı yatırım alanlarında sürdüren iki ülke. Aramızdaki ticaret hacminin, bir artış trendinde olması da bunun önemli göstergelerinden. Önümüzdeki dönemde, Hollanda ve Türkiye iş dünyası olarak daha fazla iş birliği yapacağımıza inanıyorum" ifadelerini kullandı.

Olpak, ‘DEİK ve DTİK’in yaptığı, ticari diplomasidir. Dünyada 145 adet iş konseyi ile işbirliğimiz var. Lobi gücümüzü artırmak için, sanatçı, sporcu. akademisyenleri de bünyemize almaya karar verdik. DEİK ve DTİK’e kurulduğu günden beri emeği geçen herkese teşekkür ediyorum.’diye devam etti.



Büyükelçi Şaban Dişli: ‘Hollanda ilke ilişkilerimizi pozitif ajanda üzerinden devam ettiriyoruz. Önümüzdeki üst düzey ziyaretler devam edecek . Yine Hollanda ile önümüzdeki günlerde kaldığımız yerden dostluğumuz ve ticari ilişkilerimiz artarak devam edecektir.’

"Türkler artık gurbetçi değil"

İstanbul milletvekili ve Türkiye Göç Vakfı Başkanı Mustafa Yeneroğlu, Türk diasporası ile ilgili bir konuşma yaptı. Hollanda ve Avrupa'da Türk toplumunun artık 'gurbetçi' isminden kurtulması gerektiğini söyleyen Yeneroğlu, gurbetçi denilen Türkler’in çoğunun artık kesin olarak yurtdışına yerleştiğine dikkat çekti. Bunun yanı sıra, verilerle diasporanın dünyanın her yerinde ne kadar etkili bir şekilde yapıldığını ve devletler tarafından desteklendiğini ifade eden Yeneroğlu, diasporanın Türkiye için çok önemli olduğuna vurgu yaptı.

Suat Gökhan Karakuş: Sadece iş adamlarımızı değil sporcular, sanatçı, akademisyen gibi insanlarımızı da kucaklayacağız.



Rona Yırcalı: DEİK ve DTİK’in Avrupa’da bu günlere gelmesinde, işadamı ve bir önceki DEİK/ DTİK Avrupa Bölge Başkanı Turgut Torunoğulları’nın çok emeği vardır.



Halim Mete: İlk olarak HOTİAD’ın Maasticht’de düzenlediği zirvelere katılmıştım. Hollanda iş adamları, AB Türkiye Raportörü, Hollanda bakanları katılırdı. Şimdiki yönetim sanıyorum artık yapmıyor.



Konuşmaların ardından T.C. Rotterdam Başkonsolosluğu Ticaret Ataşesi Doç . Dr. Ö. Tarık Gençosmanoğlu, Türkiye- Hollanda ticari ilişkileri hakkında, istatistiklerle ve rakamlarla bir sunum yaptı. Gençosmanoğlu, "Hollanda ile ikili ticaret hacmimiz 2018 yılında 8 milyar doları aşmıştır. Hollanda doğrudan yabancı yatırımlar sıralamasında birinci konumdadır. 2002 yılından bu yana Hollanda merkezli şirketlerin ülkemizdeki doğrudan yatırımları 24 milyar doları aşmıştır" ifadesini kullandı.



Amsterdam’daki toplantının düzenlenmesinde emeği geçen, Hollanda’daki işadamlarımızdan Comfly sahibi ve DTIK Avrupa Başkan Yardımcısı Osman Çelik, TOVER Başkanı ve DTIK Avrupa Komitesi Üyesi Durmuş Doğan da, Hollanda’daki Türk iş dünyasının geleceği hakkında bilgi verdiler.

*****

STK’lar sorunların çözümüne yönelik iş birliği yapacaklar



Hollanda’daki konumu itibarıyla bazı çevreler tarafından eleştirilen Türkler İçin Danışma Kurulu (IOT), çeşitli Sivil Toplum Kuruluşları’nın katıldığı bir toplantı düzenledi.

Toplantıya katılan Sivil Toplum Kuruluşları’nın temsilcileri ile IOT yöneticileri, artan sorunların çözümü için, işbirliği yapma konusunda görüş birliğine vardılar.

IOT Başkanı Zeki Baran, toplantıyı açış konuşmasında, Hollanda’da yaşadığımız göçmen ve islam karşıtı anlayışın toplumsal grupları birbirinden ayrıştırdığını, ayrımcılığın günlük yaşamın her alanında neredeyse normal hale geldiğini belirtti. Hollanda Parlamentosunun 2016 yılında aldığı bir kararla, hükümetten, Türk sivil toplum kuruluşlarıyla gorüşülmemesini istediğini hatırlatan Baran, ayrımcılık, özellikle gençler arasında işsizlik, eğitim düzeyinin yükseltilmesi, ana dilde eğitim hakkı ve yaşlıların maruz kaldığı gelir ve bakım sorunlarının çözümüne yönelik ivedilikle çalışmalar yapılması gerektiğini ifade etti. Bu amaçla en kısa zamanda entegrasyondan sorumlu Bakan ve siyasi partilerin İkinci Meclis Entegrasyon Politikaları Sözcüleriyle görüşülmesi gerektiğini vurguladı.

Toplantıda söz alan katılımcılar, önce sorunların bir analizinin yapılması gerektiğini ve buradan hareketle öncelikler belirlenerek, siyasilerle görüşmelerin bu temelde yapılmasını kararlaştırdılar.

IOT’nin daha önce STK’lar ve uzmanlarla birlikte hazırladığı “Gelecek Gündemi” başlığı altında derlenen sorunların, katılımcı kuruluşların görüşleriyle geliştirilmesi ve buradan belirlenecek öncelikli konuların, ilgili Bakan ve milletvekilleriyle yapılacak görüşmelerde temel alınması benimsendi. Toplantıya katılan STK temsilcileri yapılacak çalışmaları yürütmek üzere 6 kişilik bir komisyon kurulmasını kararlaştırdılar.

Toplantıya, IOT’nin yanısıra, Hotiad, Edelstaal Şirketler Grubu, Türk İslam Kültür Dernekleri Federasyonu, Hollanda Türk Federasyon, Hollanda Kayserililer Vakfı, , Avrupa Sivaslılar Birliği gibi kuruluşların başkan ve temsilcileri katıldı. Hollanda’daki sorunlarımızın çözümüne yönelik birlikte çalışma konusunda, kuvvetli bir irade olduğunu gördüklerini belirten katılımcılar, tartışmaların düzeyli ve verimli geçmesinden duydukları memnuniyeti dile getirdiler.

Bunun bir başlangıç olarak görülmesi gerektiğini belirten IOT Başkanı Zeki Baran, hedeflerinin zamanla diğer toplumsal kesimlerin de katılımıyla daha geniş bir güç birliği oluşturulması olduğunu belirterek, katkılarndan dolayı STK temsilcilerine teşekkür etti.

İOT’Yİ TANIYALIM

İnspraak Orgaan Turken (İOT) Türkler İçin Danışma Kurulu, Hollanda hükümetinin desteği ile kurulmuş bir oluşumdur. Hollanda’daki, çeşitli görüşlere mensup Türk kuruluşlarının temsilcilerinden oluşan bir yönetim kurulu ile yönetiliyordu. Böyle bir oluşumu başlangıçta çok övmüş ve ‘Dünyada eşi yok’ diye payelendirmiştik. Ne var ki, çeşitli siyasi ve dini görüşlere mensup yöneticiler her zaman anlaşamıyorlardı. Arada bir kopukluk oluyordu.

Hollanda hükümeti, desteklediği bu kuruluştan yararlanma sinsiliğini de gösteriyordu. Örneğin, 75 bin euro destekli bir araştırma sonucunda, ‘Türkiye’den evlenmeyin’ tavsiyesi çıkmıştı. O zaman biz bu araştırma sonucunu, ‘Ismarlama sonuç’ olarak değerlendirmiş ve kınamıştık.

Hollanda hükümeti daha sonra İOT’yi desteklemekten vazgeçti. Maddi imkansızlık nedeniyle zor duruma düşen İOT, şimdilerde Türk kuruluşlarının desteği ile akta durmaya çalışıyor.

*****

Şimdi de ‘Yılın Altın Adamı’ ödülü…



Hollanda’da yerleşik Turgut Torunoğulları önderliğindeki aile, Türkiye’deki yatırımları nedeniyle ödül yağmuruna tutuluyor





Hollanda’da Edelstaal Holding bünyesindeki şirketler ile kazandıkları paraları, Türkiye’de özellikle turizm sektörüne yatırım yaparak aktaran Turgut Torunoğulları önderliğindeki aile, daha önce almış oldukları ödüllere bir yenisini eklediler. Stratejik Araştırmalar Merkezi ve Türksoy’la İpekyolu Dergisi tarafından bu yıl 15’incisi düzenlenen ödül töreninde, başarılı olmuş 14 kişiye verilen ‘Yılın Altın Adamı’ ödülü, Turgut Torunoğulları’na da verildi.

Turgut Torunoğulları’na ödülü, Futbol Federesyonu eski başkanlarından Lütfi Arıboğan ile birlikte, İstanbul AKP Millevekili Şamil Ayırım ve Türkiye-Azerbaycan Perlementorlar arası dosluk grubu başkanı takdim ettiler.

Gagauz Cuhurbaşkanı Bayan İrina Vlah, Turgut Torunoğulları'na hitap ederken, ‘’Avrupa'daki birikimlerinizle Türkiye ekonomisine katkıda bulunuyorsunuz yatırımcı arkadaşlarınızla bizim ülkemizede yatırım yapabilirisiniz." teklifinde bulundu.

Seçici Kurul Başkanı Hulisi Kılıc, Prof.Dr. Cemal Okuyan ve Seyfullah Türksoy da konuşmalar yaptılar.

Torunoğulları ailesi için şunlar söylendi:t

“Enerji ve Turizm sektöründe Yaptığınız girişimlerde göstermiş olduğunuz üstün başarılar sebebiyle İpekyolu Yılın Altın Adamı Ödülleri Seçici Kurulumuz zatıalinize “Avrupa’da Yılın İşadamı Ödülünü” takdim etmeyi kararlaştırmıştır. İpekyolu Stratejik Araştırmalar Merkezi ve Türksoy’la İpekyolu Dergisi tarafından bu yıl 15’incisi düzenlenen ödül törenimize katılmanızdan dolayı gurur ve onur duyuyoruz.”

*****

İftar sofraları Hollanda’ya renk kattı

Kral Alexander’in Lahey’de iftara katılması, ırkçıları kızdırdı

THY’nin iftar sofrasına katılım yüksek oldu



Hollanda Kralı Willem Alexander Lahey’de iftar sofrasına katıldı

Ramazan ayının başlaması ile birlikte organize edilmeye başlanan iftar sofraları Hollanda’yı renklendirdi.

Türk Sivil Toplum Kuruluşları’nın verdikleri iftar yemeklerine, ülkenin saygın kişileri katılırken, Hollanda Kralı Willem Alexander de, Lahey’de Müslüman toplumun verdiği bir iftar yemeğine katıldı. Kral’ın bu jesti İslam aleminde memnuniyet yaratırken, ırkçıları kızdırdı.

Maneviyatın ve güzelliklerin zirveye ulaştığı, sofraların paylaşma ve dayanışmayla bereketlendiği Ramazan ayı, Amsterdam’da bu yıl da hep birlikte yaşanıyor. Amsterdam Camiler Platformu başta olmak üzere, Amsterdam Bağımsız İşadamları, IHH Uluslararası İnsani Yardım Teşikilatı ve Türk Hava Yolları Amsterdam Müdürlüğü tarafından her yıl gelenek haline gelen ‘’İftar’’ programlarına katılan davetliler, Ramazan’ın birlikte güzel olduğunu söylediler.



Türk Hava Yolları (THY) Amsterdam Müdürlüğü tarafından düzenlenen geleneksel iftar programına başta Lahey Büyükelçisi Şaban Dişli, Amsterdam Başkonsolosu Engin Arıkan, Rotterdam Başkonsolosu Aytaç Yılmaz, Deventer Başkonsolosu Tuna Yücel Modrak’ın yanısıra çok sayıda Hollanda’daki Türk seyahat acenta temsilcileri, İşadamaları, STK temsilcileri ve basın mensupları yoğun ilgi gösterdi.



Amsterdam’da bulunan Corendon Hotel’de gerçekleşen iftar programına ev sahipliği yapan ve davetlileri kapıda güler yüzle karşılayan THY Amsterdam Ofis müdürü Cengiz İnceosman, İftar sonrasında yaptığı değerlendirmesinde, Türk Hava Yolları ile uçacak yolcuların biletlerini ne kadar erken alırlarsa o kadar ucuza alacaklarını söyledi. İnceosman:’’ Ramazan ayı birlik ve beraberliğin en müstesna yaşandığı aylardın biridir. THY olarak büyümeye devam ediyoruz. Yaz sezonunda 3 büyük uçakla hizmet vereceğiz. Her yıl gelenek haline getirdiğimiz İftar programıyla vatandaşlarımızla bir bir arada oluyoruz, fikir alışverişinde bulunuyoruz.İftar programına katılan herkese teşekkür ediyorum” dedi.

HDV Hacı Bayram Camii din görevlisi Yunus Tamer’in okuduğu ezan ile birlikte oruçlarını açan davetliler, birbirleriyle görüşme ve sohbet imkanı buldular.

İftar sonrasında ise Cengiz İnceosman, davetlilerle tek tek el sıkışarak onlarla sohbet etti. İftarını yapan davetliler ise THY Amsterdam Müdürü Cengiz İnceosman’e teşekkür etti.

Kaynak: amsterdampostası



*****



AJAX MUCİZESİ

1970’li yıllarda, ‘Futbol bir savaştır’ deyimi ile ‘Total Futbol’u ve Ajax mucizesini yaratan Rinus Michels’i rahmetle anarak, ikinci Ajax mucizesine değinmek istiyorum.

Bu yorumun altında, Ajax’ı daha iyi tanıtan yazıma ve Show TV için yapmış olduğum röportajın linkine bakınız.

Ajax-Tottenham maçı

8 mayıs Çarşamba akşamı Amsterdam’da Johan Cruyff Stadı’nda oynanan Ajax-Tottenham maçı, ‘Futbolun cilvesi’ denen olguyu perçinledi. Zira Ajax, rakip sahada 0-1 kazanmış olduğu maçtan sonra turu atlamış gibiydi. Hele hele, 8 mayıs akşamki rövanş maçında 2-0 öne geçince, tura kesin gözüyle bakılıyordu. Ama bu konuda herkes yanıldı. Tottenham 2-0’lık skordan sonra iki gol attı ve durum 2-2 oldu. Bu sonuca göre de Ajax tur atlayacaktı. Ne varki Ajax, 6 dakikalık uzatmaın son 30 saniyesinde yediği golle Şampiyonlar Ligi finaline veda etti.

Bir gece önce oynanan Liverpool- FC Barselona maçında da bir mucize yaşanmıştı. İlk maçı 3-0 kazanan Barcelona, rövanşta 4-0 kaybedince, Liverpool finale kaldı. Bu maçtan sonra herkes, Ajax’ın final oynayacağından emindi. Ancak profesyonel fotbolde hiç bir şey garanti değildi.

Ajax, 1 Haziran’da Madrid’de yapılacak final maçına ne yazık ki gidemeyecek.

Ajax, Tottenham Hutspur’a karşı ikinci yarıda, Madrid’de, Torino’da ve Londra’da ilk yarıda sergilediği kombine futbolu sergileyemedi. İlk yarıyı 2-0 önde bitirdiği maçta, ikinci yarıda tıpkı, Londra’da 1-0 önde kapadığı maçın ikinci yarısındaki gibi şımarık bir futbol oynadı.

Ajax’ın geçmişi

Ajax’ın geçmişini anlatırken Kovacs’tan da söz etmek gerekir. Rinus Michels’in 1971 yılında kazandırdığı Avrupa Şampiyonluğundan sonra, Michels’in yerine gelen Stevan Kovacs, devam ettirdiği Total Futbol sayesinde 1972 ve 73 yıllarında da Avrupa şampiyonluğunu Ajax’a kazandırdı. Kovacs daha sonra transfer olduğu Fransa milli takında da Total Futbol’u uygulayan Kovacs, Fransa futbolunun bugünkü gücüne kavuşmasında büyük rol oynamıştı.



Şimdi de Erik ten Hag adında bir Hollandalı Ajax’ın başına getirildi. Erik ten Hag’ın eski günlerine kavuşturduğu Ajax’ın, Şampiyonlar Ligi’nde bu şekilde çökeceğini kimse tahmin etmemişti. Johan Cruyff Stadı’ndaki seyirci desteği bile Ajax’ı kurtaramamıştı. Ajax, böylece beşinci kez Avrupa Kupası’nı alma şansını da kaybetmişti.

Futbol, şimdilerde spor olmaktan çıkmış, profesyonel bir para kazanma makinesi haline gelmiştir. Bosman kararından sonra, büyük sermaye sahipleri ünlü futbol kulüplerini ele geçirmeye başladılar. Özellikle İngiltere, İspanya, Almanya ve İtalya gibi büyük futbol ülkelerindeki kulüplere ilgi duyan büyük sermaye, beklenen başarıyı elde etti. İşte bu nedenle de bugün 4 İngiliz takımı Avrupa kupalarının finalinde yer aldılar.



Şimdi yeni nesil okurlarımız diyecekler ki: ´Sen ne anlarsın futboldan?´

Evet bu çok yerinde bir soru.

Eski nesil bilir ama, yeni nesil bilmez.

Benim futbol dünyasındaki yaşamım 1967´de başladı.



Benim gibi yurtdışında gazetecilik yapanlar, gazetecilikte muhabirliğin ve yorumculuğun her dalına konmuşlardır.Yurt içindekiler gazeteciliği, ya spor, ya ekonomi, ya politika veya magazinci olarak yaparlar.

Kaldı ki biz yurtdışındaki gazeteciler, haberciliğin her türlüsüne dalış yapmışızdır.

Yani, yurtdışındaki muhabirlerin bilgi ve deneyim dağarcığı, yurt içindekilerden daha zengindir.



Önce, özellikle yeni nesil okurlarım için futboldaki otoritemi kısaca anlatayım. Gençlik çağımda, Mersin´de sadece Ulus Gazetesi´ne politika yazarken, 1967 yılında geldiğim Hollanda´da Tercüman gazetesine muhabir oldum. O sıralarda Johan Cruyff 16 yaşındaydı. 1968 yılında Avrupa Şampiyonası´nda Ajax ile Fenerbahçe eşleşince, spor müdürümüz Necmi Tanyolaç ağabeyimizden bir telegraf gelmişti: “Fenerbahçe Ajax ile eşleşti. Stop. Ajax´ı takip et. Stop. Bize bol bol fotoğraf gönder. Stop. Özellikle Cruyff, Swart ve Keizer´in fotoğraflarını gönder..Stop.”



İşte, futbol muhabirliği ve daha sonra futbol yazarlığı yaşamım böyle başladı.

Fenerbahçe tam 10 Kasım günü Schiphol´a inmişti. Futbol heyecanı 10 Kasım´ı unutturmuş ve havaalanında saz çalınmış, dansöz oynatılmıştı. Aynı gece Amsterdam´daki İstanbul Restaurant´ta Ajax ve Fenerbahçe ekibi eğlenmişti.

Ben, talimat üzerine özellikle Johan Cruyff, Piet Keizer ve Jack Swart ile ilgileniyor ve röportajlar yapıyordum. Pek de sarışın olmayan Johan Cruyff´a ´Sarı fare´ lakabını takmıştım. Sarı olduğu için değil, bir fındık faresi gibi rakiplertini yiyip bitirdiği için.





1970’li yıllarda, çok yakından takip ettiğim Ajax’ı o zamanki başkanı Jaap van Praag, beni onur üyesi olarak kaydetmiş ve bir de loca vermişti. Çoğu zaman, Cruyff’ın 14 numaralı formasını giyer ve antremanlara katılırdım. İşte böyle antremanların birinde Piet Keizer ile görüntülerim.



Spor muhabirliğim, daha sonra transfer olduğum Hürriyet gazetesinde devam etti.

´Árap Samim´ lakaplı, şimdi rahmetli olan Samim Var ağabeyimiz, dünya futbolunun duayen yazarlarındandı. Samim ağabey ile pek çok spor etkinliğinde beraber çalıştım. Samim ağabey gerçekten dünyada bir simgeydi. Hiç unutmam. Bir Real Madrid-Ajax maçı için birlikte Madrid´e uçmuştuk. Bizi havaalanında kim karşıladı biliyor musunuz?

Söyleyeyeim: İspanya Futbol Fererasyonu Başkanı.

Başkan bizi aynı gece bir balık lokantasına götürdü. Masamıza denizden ne çıktıysa getirdiler. Tabağıma konan sülükleri yemek istemeyince, Samim ağabeyimin ´Ye ulan, yemezsen çok ayıp olur” deyişini ve benim de o sülükleri yiyişimi hiç unutamam.



Samim Var gibi bir ustanın yanında pek çok şampiyonaları izledim ve deneyim kazandım. Daha sonra 1974 Almanya, 1978 Arjantin, 1982 İspanya, 1990 İtalya ve 1994 ABD´deki Dünya Futbol Şampiyonaları, 1976 Yugoslavya, 1980 İtalya, 1984 Fransa, 1992 İsveç ve 2000 Hollanda-Belçika Avrupa Şampiyonalarını izledim ve yazdım. Ayrıca 1980´de Uruguay´da Yapılan Mini Dünya Şampiyonasını da Hürriyet adına izleyen tek Türk gazetecisiydim. Öyleki, Hürriyet´teki imzalarım 9 sütun büyüklüğünde yayınlanırdı.

Böylece 6 Dünya, 5 de Avrupa Şampiyonası izlemiş bir gazeteci oldum.

Spor yazarlığım Fotospor ve Fanatik gazetelerinde sürdü.



İşte benim futbol geçmişim böyle.

Bugün gazetelerde ve televizyonlarda okuduğunuz ve izlediğiniz spor yazarları ve spikerlerinin yüzde 80´ni benim yakın dostlarımdır.

Eskiden gazetecilikten kazandıkları paralarla karınlarını doyuramayan arkadaşlarımız, televizyon kanallarının çoğalması ile birlikte çok para kazanır duruma geldiler. Bunlardan bazıları biraz şımardılar. Yorum yaparken ahlak ve insaf sınırlarını aştılar. Bir antrenör veya futbolcuyu tenkit ederken, kişiliklerine saldırdılar ve onların ekmek kapılarını kapatmaya çalıştılar.

Futbolcu veya antrenör için eleştiri yapmak başka şey, “Kovun bu adamı, ne işi var bu kulüpte” demek başka bir şeydir. Ama ne yazık ki, bazı yorumcu arkadaşlarımız egolarını tatmin etmek için başkalarının ekmek parasıyla oynayacak düzeyde yorumculuk yapıyorlar.



Bir şey daha var. Yıldız futbolcular iyi oynamadan da takıma yarar sağlarlar.

Chevcenko, İbrahimovic, Ronaldo, Ronaldinho ve Inzaghi gibi futbolcular her maçta iyi mi oynuyorlar ? Ama bu futbolcular, futbolu çok iyi bilen teknik adamlar tarafından 90 dakika sahada tutuluyorlar.





Ne Maradona, ne Pele, ne Messi ne Ronaldo

DÜNYA’YA GELMİŞ EN BÜYÜK FUTBOLCU TARTIŞMASIZ JOHAN CRUYFF’TIR



Johan Cruyff ile ilk görüşmem 1978 yılında, son görüşmem de 1984’te oldu



Johan Cruyff; O’nunla ilk röportajımı yaptığım yıl 1968 idi.Hollanda’dan Amerika’ya gitmek üzereydim. Tam o sırada Tercüman gazetesinin Spor Müdürü merhum ağabeyimiz Necmi Tanyolaç’tan bir telgraf almıştım: İlhan, Fenerbahçe Ajax ile eşleşti STOP. En seri şekilde röportaj ve fotoğraflarını bekliyorum STOP. Özellikle Johan Cruyff ile mutlaka görüş ve fotoğrafla STOP.

İşte o anda Amerika yolculuğumu erteleme kararı almıştım. Johan o zaman 19 yaşındaydı. Kendisini o tarihten iki yıl önce Amsterdam’da Beşiktaş’a karşı izlemiştim. O zaman Hollanda’da tesadüfen bulunuyordum. Hollanda’ya gelip yerleşişim 1967’de oldu.

Johan Cruyff’ı yazmak ve tarif etmek çok zordu. O genç yaşında iken, ileride bir futbol efsanesi olacağına kesin gözüyle bakılıyordu.

13 Kasım 1968’de oynanan maçı Ajax 2-0 kazanmıştı. Ama bu maçın bir de rövanşı vardı. İşte onun için ertelediğim Amerika seyahatimi askıya aldım. Rövanş maçında da Ajax 0-2 galip gelmişti.

O zaman Johan Cruyff’a ‘Sarı Fare’ adını ben koymuştum. Sarı olduğu için değil, rakiplerini bir fındık faresi gibi yediği için.

Düzdabandı Johan Cruyff. Bu nedenle askere alınmadı. Ama aynı ayaklarla fotbol sahalarında bale yapıyordu adeta. Bunu, düzdaban ayaklarını gösteren bir fotoğraf ile haber yapmıştım.

Johan Cruyff’ın Ajax’ta oynadığı süre boyunca, O’nu her iki haftada bir Ajax Stadı’nda izliyordum. Zira o zaman kulübün Başkanı dostum Jaap van Praag beni ‘Onur Üyesi’ yapmış ve şeref tribününde yerimi ayırmıştı.

Ne var ki, Johan 1973 yılında Barcelona’ya transfer olduktan sonra maçlara gitmez oldum.

Zira benim seyretmek istediğim sadece Cruyff’tı.

Neden mi?

Çünkü O, dünyaya gelmiş geçmiş en iyi futbolcuydu. Futbolu ayaklarından önce aklıyla oynuyordu. Topa vuruşları, bilardo topuna dokunuş gibiydi. Yani topu istediği tarafa yönlendirebiliyordu.

14 Numara adlı dokümanter filmini izleyenler O’nun bu konudaki maharetlerini çok iyi bilirler.

Cruyff, bir başka dokümanter filminde bilardo masasındaki vuruşu, futbol sahasında top ile aynen yaptı ve topa bilardo topu gibi istikamet verdirmişti.

Cruyff, hangi takımda oynadıysa şampiyon yaptı. Şampiyon yapamadığı tek takım, Hollanda milli takımıydı.

Barcelona’dan Hollanda’ya dönüş yaptığı zaman Ajax ile anlaşamamıştı. Menajerliğini yapan mücevheratçı kayınpederi Cor Coster O’nu Feyenoord’a satmıştı.

Feyenoord çok kötü durumdaydı. Ama Cruyff aynı yıl Feyenoord’u da şampiyon yaptı.

Futbolu iyi takip edenler, Cruyff’ın yeteneğini de çok iyi biliyorlardı. Şahsen ben de futbol uzmanı olan arkadaşlarım ile hep tartışırdım. Kimi ‘Enbüyük Pele’ derdi, kimi de ‘En büyük Maradona’. Ama ben hep itiraz ettim. Cruyff başlı başına bir takımdı. Yılan gibi kaçan çalımları ve topa vuruşları ile göz zevkine hitap eden Cruyff, bir maestro gibi takımı da yönetiyordu.

Futbolda aktif olduğu yıllarda bile sigara içiyordu. Bir gün doktoru ona, ‘Sigarayı bırakmazsan öleceksin’ dedi. O ne yaptı biliyor musunuz? Sigarayı değil, futbolu bıraktı.

Şimdi, hiç kimse, ‘Hangi futbolcu daha iyiydi‘ tartışmasına girmesin. Lütfen, bilgisayarda tüm arama motorlarına bakın. Johan Cruyff’ın maçlarını izleyin. İnanın ki, öyle zevk alacaksınız ki, ne Messsi, ne Maradona ve ne de Pele, size futbolu O’nun kadar sevdiremez.

Toprağın bol olsun ve de Allah rahmet eylesin Johan !



Ajax bir futbol okulu

Ajax, Türk takımları ile pek çok kez karşılaşmıştı. Beşiktaş, Fenerbahçe, Bursaspor ile karşılaşmış olan Ajax’ın, 1993’te Beşiktaş ile oynadığı maçtan önceki TV röportajımı izleyebilmek için bu linke tıklayınız lütfen.

****





Yorumlar









Aktif Ziyaretçi 26
Dün Tekil 1111
Bugün Tekil 817
Toplam Tekil 2597467
IP 3.227.233.6






TURAN-SAM PRINTED ISSN: 1308-8041
TURAN-SAM ONLINE ISSN: 1309-4033
Journal is indexed by:































































18 Zi'l-Hicce 1440
Ağustos 2019
P
S
Ç
P
C
Ct
P
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31


Türk hakanları ve Türkmen Padişahları devlet işlerinde hatunun fikirlerini üstün tutar.
(NİZAM ÜL-MÜLK)


Ekle Çıkar









Anasayfa - Amaç - Hedefimiz - Mefkuremiz - Faaliyetler - Yönetim - Yasal Uyarı - İletişim

Her Hakkı Saklıdır © 2007 - 2019 TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi
Sayfa 8.106 saniyede oluşturulmuştur.

TURAN-SAM rssTURAN-SAM rss
Google Sitemap

"Bu site en iyi mozilla firefox'ta 1280x960 çözünürlükte görüntülenir."

Turan Portal v1.3 | Tasarım TURAN-SAM , Kodlama Serkan Aygün

Turan Nedir?, Bilimsel Dergiler, En popüler Bilimsel Dergi, Endeksli Bilimsel Dergiler, Saygın Bilimsel Dergi, Türk Dünyasının en popüler ve en saygın Bilimsel Hakemli Dergisi, SSCI, SCI, citation index, Turan, Türk Devletleri, Türk Birligi, Türk Dünyası, Türk Cumhuriyetleri, Türki Cumhuriyetler, Özerk Türkler, Öztürkler, Milliyetçi, Türkçü, Turancı, Turan Askerleri, ALLAH'ın askerleri, Turan Birliği, Panturan, Pantürk, Panturkist, Türk, Dünyası, Stratejik, CSR, SAM, Center for Strategical Researches, Araştırma, Merkezi, Türkiye, Ankara, İstanbul, Azer, Azeri, Azerbaycan, Bakü, Kazakistan, Alma-Ata, Astana, Kırgız, Bişkek, Kırgızistan, Özbekistan, Özbek, Taşkent, Türkmen, Türkmenistan, Turkmenistan, Aşxabad, Aşkabat, Ozbekistan, Kazakhstan, Uzbekistan, North, Cyprus, Kıbrıs, MHP, AKP, CHP, TURKEY, Turancılık, KKTC, Vatan, Ülke, Millet, Bayrak, Milliyet, Cumhuriyet, Respublika, Alparslan Türkeş, Atatürk, Elçibey, Bahçeli, Aytmatov, Bahtiyar Vahabzade, Yusuf Akçura, Zeki Velidi Togan, İsmail Gaspıralı, Gaspırinski, Nihal Atsız, Alptekin, Kürşad, Tarih, Kardeş, Xalq, Halk, Milletçi, Milliyetçi, Yürek, Ürek, Türklük, Beynelxalq, Arbitrli, Elmi, Jurnal, Nüfuzlu