Hangi Milliyetçilik? Tanımı Netlik Kazanmamış Ülkü - H. Okan Balcıoğlu - TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi - http://www.turansam.org









Hangi Milliyetçilik? Tanımı Netlik Kazanmamış Ülkü - H. Okan Balcıoğlu
Tarih: 19.12.2008 > Kaç kez okundu? 3208

Paylaş


Yaşadığımız ülkede her konuda olduğu gibi milliyetçilik kavramında da bir karmaşa yaşanmaktadır. Bunun en büyük sebebi Türkiye Cumhuriyetini kuran Atatürk’ün anayasaya sokmuş olduğu ve ülkü olarak tanımını yaptığı milliyet – milliyetçilik kavramlarının uygulanış biçiminin daha sonra iktidara gelmiş olan hükümetler eli ile deforme edilmesi, tavizler verilmiş olmasıdır. Ne yazık ki Atatürk’ün vefatından itibaren günümüze kadar yapılmış olan bu hataların ve ihmallerin sonuçlarını çok canlı bir şekilde yaşamaktayız.

Peki hakkında konuştuğumuz milliyetçiliğin anlamı nedir? Milliyetçilik mensubu bulunan milletin menfaatlerini korumak ve yükseltmek için çalışmayı amaçlayan düşüncedir. Bir zamanlar bütün eğitimli kesimi, talebeleri milliyetçi olan bu aziz millet nasıl oldu da milliyetçiliği akim olarak savunmada soğudu veya öyle bir intiba doğdu. Oysa bir donem milliyetçiliğin ne kadar canlı yaşandığına 1930’larda İstanbul’da meydana gelen iki milliyetçi öğrenci hareketi bize göstermektedir. Bunlardan biri Vagon Le diğeri Razgrad Hadisesidir. O zaman bize ne oldu da milli davalarımızı savunma hususunda bu kadar çekingen, kendimizi milletçe ifade edemez bir hale geldik. Bence bunun en önemli sebebi milliyetçiliğin iç siyasi menfaatler doğrultusunda kullanılması, siyasete alet edilmesinin sonucudur. Siyasete bulasan her akim, düşünce ve inanç istismara – yozlaşmaya açılmıştır demektir.

Sanırım yukarıdaki sebebe yakın siyasi tarihimizde geçirdiğimiz siyasi buhranlar ve darbeler dönemini de eklemeliyiz. Bu gibi süreçlerde her zaman içimizde barındırdığımız anti Türk unsurlar ( Kendini Türk hissetmeyenler ile siyasi felsefe – inanç kaygısıyla soyuna yabancı olan ve reddedenler.) iktidarlara, yönetimlere gelme imkanları bulmuşlar ve Türklüğü ve milliyetçiliğini lanetlemişlerdir. Günümüzde ülkemizde yasayan kendilerinin değişik etnik mensubiyetlere ait olduklarını savunanlar, iddia edenler ile yine kendisini Müslüman (?) olarak adlandıranların ezildiklerine dair yaptıkları bütün yaygaralarına rağmen Türk olmak, Türk halklarının haklarını savunmak ve milli yapılanmayı tercih ettiğinizi ifade etmek onların tahmin bile edilemiyeceği kadar kınanmayı, dışlanmayı getirmiştir. Tabi ki bu sıkıntılı dönemlerin yansımalarının bir sonucu olarak vatandaşlarımızın milli davalarını bile demokratik bir şekilde savunmaktan ali koyduğu bir gerçektir. Bu yüzden ne Doğu Türkistan da Çinliler tarafından Uygur Türklerine uygulanan katliamlara, ne Irandaki Türklere yönelik baskı ve tutuklamalara, ne Kirim Türklerinin Rus ırkçılar tarafından taciz edilmelerine, ne Kerkük – Kuzey Irak Türklerinin uğradığı ve uğrayacağı muhtemel fecaatler için, ne Gürcistan’da asimileye tabii tutulmuş Acara Türklerine, ne bloke edilerek kendi topraklarında getto hayatı yaşatılan Borcalı Türklerinin haklarına, ne AB üyesi Yunanistan’da yok sayılan soydaşlarımıza nede Lozan Antlaşmasının aleyhine hareketlerde bulunup kendini ekümenik patrik ilan edip dünyaya da kabul ettirmeye çalışan Fener patrikhanesine karşı milletçe ne net bir tavır koyup tepki verebildik nede verebiliyoruz.

Tabi ki bu birlikteliğin, duygu bütünlüğünün oluşmamasındaki başlıca engellerden biri belki de en önemlisi kendini milliyetçi olarak adlandıranların arasındaki düşünce, algı farklarıdır. Bu algıdaki ayrılıklar sadece ülkemizin daha iyi bir konuma gelmesi hususunda bu ülkeyi çok sevdiğini her sözünün başında ifade eden milliyetçi kesim için bir ironi oluşturmaktadır.

Ne Milliyetçisiyiz veya Nereye Kadar Milliyetçiyiz?

Günümüz Türkiyesinde dört çeşit milliyetçilik anlayışı hüküm sürmektedir. İlk önce kendini milliyetçi olarak tanımlayanlar aydınlarımızın da uzun süredir kafa yorduğu bu farklılıkları tespit etmeli ve biri üzerinde uzlaşmalıdır. Aksi halde halihazır durumun devam etmesi yaşadığımız fetret devrinin uzamasına ve belki de ilerde fikirsel - fiziksel çatışmaların çıkmasına yol açabilir. Tabi ki böyle bir durumda kaybedecek olan Türk milliyetçileri ama daha kötüsü canlarını bile uğruna vermekten göz kırpmayacaklarını söyledikleri Türkiye’nin kaos ortamında yitip gitmesine sebep olacaktır. Yani her halikarda Türkiye’nin kaybıdır.

Birbirine göre farklılık arz eden bu görüşleri sırası ile inceleyelim.

1- Türklerin tarih sahnesine çıktığı andan günümüze kadar olan sürecin hepsini kabul eden görüş.

Bu görüş sahipleri antik cağa kadar inerek ilk yazılı kaynaklarda Türklerin ataları olarak kabul edilen toplumlarıda kapsayan çok geniş bir milliyet halkası çizerler. Bu halka içinde Sakalar, Hititler, Sümerler, Etrüskler ve bunlar gibi eski medeniyet ve toplumların Türk olduğu hususunu iddia eder ve kanıtlar sürerler. Entellektüel bir milliyetçilik görüşü olup günümüzde yeryüzünde yasayan Turan kökenli millet (Finler, Macarlar ) ve topluluklara ulaşmaya çalışırlar onlar ile temas halindedirler.

2- Türklerin tarih sahnesinde ilk Müslüman devlet olarak görüldükleri Karahanlı’lar devletinden itibaren kabul eden görüş

Bu görüşü savunanlar için Türklerin Müslüman oldukları dönem esastır. Yeryüzündeki bütün Müslüman Türklere mezhep farkı olmaksızın ( Şii – Sunni ) ulaşmalı ve hakları korunmalıdır.

3- Türk – İslam Sentezi veya Yeni Osmanlıcılık

Bu düşünce sahipleri Sunni mezhebi esas alan bir milliyetçiliği savunmakta olup esas ülkü, amaç Osmanlı devletinden ayrılan, kopan İslam ülkeleri ile yeniden temasa geçerek belki federasyon belki de konfederasyon çatısı altında tarihteki Osmanlı devletini canlandırarak hayata geçirmektir. Fakat bu düşünce kendi içinde bir çelişkiye de barındırmaktadır ki oda şudur ;

Osmanlı Fatih ile beraber geleneksel Türk devleti yapısını ( Oğuz töresini ) terk ederek arzuladığı Doğu Roma imparatorluğunun rolüne soyunan yeni bir devlet sistemine geçti. Devlet yapısı hızla kozmopolitleşmeye başladı. Yavuz’un Arap coğrafyasına hakim olmasıyla Rumeli ve Anadolu’daki büyük kentlere getirilerek dağıtılan Arap din adamları ile de o zamana kadar hakim olan Maturidiye ekolü yerine Eşariye ekolüne bırakmaya başlamış nakli ilimlerin yayılması ile Araplaşma ve/veya Arap kültürünün İstanbul, Selanik, Bursa, Edirne gibi kentlerde şehir hayatini etkilediği bir gerçektir. Türkiye Cumhuriyeti bile milli kültür politikasının tespitini yaparken bu sebepten dolayı çok büyük sıkıntılar çekmiştir. Arapların dini sebepler ile kayırıldığı gayrimüslim azınlıkların ise güçlü Avrupa devletleri tarafından korunduğu Osmanlının yegane sermayesi Türkler kalmıştır. Bir yazarımız Osmanlının iki değer üzerinde durduğunu belirtmiştir. Rumeli’nin altını – Anadolu’nun insanı. Yoksa Yemen’de, Hicaz’da, Libya çöllerinde, Balkanların içlerinde, Kafkasya’nın doruklarında hangi milleti kullanacaktı ki.?

Fransız tarihçi Rouxe – Osmanlı hakimiyetinden en son kurtulan millet Türklerdir. – demiştir.

Günümüzden 30 – 40 yıl kadar önce fikir hayatımıza giren bu düşüncenin belli mihrakların mutfaklarında hazırlanıp milletimizin gündemine servis yapıldığına dair ciddi savlarda bulunulmakta ve kanıtlar sunulmaktadır.

Ama yukarıda da dediğim gibi Türkiye Cumhuriyetinin ilk yıllarında bile Araplaşma etkisinin önüne geçmek ve milli kültürü tekrara diriltmek için bu kadar caba verilmişken yeniden Araplar ile yakın temasın milli kimlik yapımızı deforme etmeyeceği ne malum. Hatırlanırsa yeni kurulmakta olan Türkiye Cumhuriyetinin ilk meclisindeki oturumlarının birinde söz alan bir millet vekili yeni kurulan bu devletin resmi dilinin Arapça olması önerisini getirmişti. Kanımca bu ütopyanın ( ütopya diyorum çünkü mevcut halde dili ayni, dini ayni, mezhebi aynı, kültürü aynı, müziği ayni iken mevcut Arap devletlerinin hali malum) gerçekleşmesi Osmanlının son yüzyıllarında olduğu gibi Türklüğün silikleşmesine yer yer Araplaşmasına sebep olacaktır. Günümüz Türkiye’sinde siyasi partileri bile etkilemiş olan ayni zamanda siyasete de alet olmuş muhafazakar sayılabilecek bir görüştür.

4- Anadolu Türk Milliyetçiliği

Bu görüş sahipleri kendi içlerinde iki kısma ayrılırlar. Bunlardan birincisi Anadolu’da resmi kaynaklara göre ilk geldiğimiz tarih olan 1071 ve sonrasını esas alır. Tarihtende anlaşılacağı gibi İslami yönü baskın olup Anadolu’da bulunduğu iddia edilen veya kendilerinin Türk olmadığını iddia eden bazı toplulukları da bu bağlamda kapsayan gevşek bir milliyetçi görüştür.

Ikincisi Anadolu’da binlere yıldan beri gelip gelip geçmiş, kurulup, çökmüş bütün medeniyetleri kucaklayıp kabullenen milliyetçi görüş. Bu düşünce sahipleri için Anadolu coğrafyası dışındaki Türklere ulaşmak gereksiz bir kaygıdır. Bizim vatanimiz artık Türkistan değil Anadolu’dur.Bunlar Türk milliyetçiliğini zamanla yerli kültür ve halkların etkisinde kalarak oluşturulmuş şahsına münhasır , Anadolu coğrafyası dışındaki Türklükten farklı bir milli yapı görürler.

Bunların dışında milliyetçilik karşıtı görüşleride sıralamakta fayda var.

1- Ümmetçilik

Dini esas alan din merkezli bir dünya anlayışıdır. Bu görüş sahipleri ümmetçilik tanımını zorlayarak milliyetçiliği bir fesat merkezi olarak algılar ve algılatırlar. Gerek Kuranı Kerimde gerek ise Hadislerde millet kavramına atıf yapılıp insanin kendi ailesi ve çevresi için faydalı işler yapması hususunda emir ve tavsiyeler varken bunu milliyetçilik düşmanlığına dönüştürülmesi ancak bir art niyet olsa gerektir. Evet Allah ırkçılığı yasak etmiştir. Hiç bir kimse veya millet diğerinden ustun değildir ama Allah’ın kullarına ve beraber yaşadıkları topluluklara birbirinden farklı erdem – faziletler verdiği gerçeğini kimse yadsıyamaz. Herkes kendi ailesi, çevresi için çalışmalıdır. Kendisine faydası olmayanın komşusuna faydası olmayacağı ilmen kanıtlamaya gerek duymayacak kadar gerçek bir olgudur..

Bu görüş sahiplerinin bir kısmı Türk İslam sentezi - yeni Osmanlıcılık düşüncesi içinde faaliyet göstermektedir. Yazımın bir yerinde dediğim gibi bu aynı zamanda ümmetçiliğe atıf yapmaktadır. Onlar için bir Filistinli bir Uygur Türküne göre daha sevimli, bir Keşmirli Müslüman Karabağ’da Ermeni zulmüne uğramış Azerbaycan Türkünden daha cana yakındır.

2- Komünizm

Bu siyasi düşünce günümüzde ömrünü tamamlamış bulunmaktadır. Bunun takipçileri liberal ( küreselcilik) görüş ile ümmetçilik arasında bölünmüşlerdir.

3- Liberalizm ( Küreselcilik )

Küreselciler için vatan, millet, namus, din gibi kavramların modası geçmiştir. Bunlar için önemli olan sermayedir.

Yazımın sonunda şunu ifade etmeliyim ki artık milliyetçilik kavramı ve çeşitleri bir süredir aydınlar arasında tartışılmaktadır. Buna son verecek net bir tanımda uzlaşmak hususunda tartışmalı ve sonlandırmalıyız. Dünyada bizim kadar milliyetçilik kavramı üzerine sınıflandırma yapan başka bir milletin olduğunu sanmıyorum ama dediğim gibi milliyetçilik kavramımızı, tanımımızı artık netleştirmeliyiz. Yukarıda yazdıklarımın çerçevesinde sizlere soruyorum hangi milliyetçilerdensiniz?

Uzun yazımı okuma sabrını gösteren ve gösteremeyen herkesi saygı ile selamlarım.





Yorumlar








Aktif Ziyaretçi 15
Dün Tekil 763
Bugün Tekil 411
Toplam Tekil 1636705
IP 54.205.8.87






TURAN-SAM PRINTED ISSN: 1308-8041
TURAN-SAM ONLINE ISSN: 1309-4033
Journal is indexed by:

































































4 Rebiü'l-Evvel 1438
Aralık 2016
P
S
Ç
P
C
Ct
P
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31


Ne kadar bilirsen bil; söylediklerin karşındakinin anladığı kadardır.
(MEVLANA)


Ekle Çıkar









Anasayfa - Amaç - Misyon - Vizyon - Faaliyetler - Tüzük - Yönetim - Yasal Uyarı - İletişim

Her Hakkı Saklıdır © 2007 - 2017 TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi
Sayfa 1.597 saniyede oluşturulmuştur.

TURAN-SAM rssTURAN-SAM rss
Google Sitemap

Sayac

"Bu site en iyi mozilla firefox'ta 1280x960 çözünürlükte görüntülenir."

Turan Portal v1.3 | Tasarım TURAN-SAM , Kodlama Serkan Aygün

Turan Nedir?, Bilimsel Dergiler, En popüler Bilimsel Dergi, Endeksli Bilimsel Dergiler, Saygın Bilimsel Dergi, Türk Dünyasının en popüler ve en saygın Bilimsel Hakemli Dergisi, SSCI, SCI, citation index, Turan, Türk Devletleri, Türk Birligi, Türk Dünyası, Türk Cumhuriyetleri, Türki Cumhuriyetler, Özerk Türkler, Öztürkler, Milliyetçi, Türkçü, Turancı, Turan Askerleri, ALLAH'ın askerleri, Turan Birliği, Panturan, Pantürk, Panturkist, Türk, Dünyası, Stratejik, CSR, SAM, Center for Strategical Researches, Araştırma, Merkezi, Türkiye, Ankara, İstanbul, Azer, Azeri, Azerbaycan, Bakü, Kazakistan, Alma-Ata, Astana, Kırgız, Bişkek, Kırgızistan, Özbekistan, Özbek, Taşkent, Türkmen, Türkmenistan, Turkmenistan, Aşxabad, Aşkabat, Ozbekistan, Kazakhstan, Uzbekistan, North, Cyprus, Kıbrıs, MHP, AKP, CHP, TURKEY, Turancılık, KKTC, Vatan, Ülke, Millet, Bayrak, Milliyet, Cumhuriyet, Respublika, Alparslan Türkeş, Atatürk, Elçibey, Bahçeli, Aytmatov, Bahtiyar Vahabzade, Yusuf Akçura, Zeki Velidi Togan, İsmail Gaspıralı, Gaspırinski, Nihal Atsız, Alptekin, Kürşad, Tarih, Kardeş, Xalq, Halk, Milletçi, Milliyetçi, Yürek, Ürek, Türklük, Beynelxalq, Arbitrli, Elmi, Jurnal, Nüfuzlu