İlhan KARAÇAY’dan Kasım 2018 Bülteni - TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi - http://www.turansam.org









İlhan KARAÇAY’dan Kasım 2018 Bülteni
Tarih: 29.11.2018 > Kaç kez okundu? 143

Paylaş


1-Siyasetin Çirkinlikleri

2-Hıncal Uluç da sürekli irdeliyor… Gazetecilik yok oluyor. Mersin’de organize edilen ‘Narenciye Festivali’nin medyada yer alışı doyurucu değildi.

3- Ünlü tasarımcı Cemil İpekçi: Ben Kültür Elçisiyim

4-Atatürk’ün vefatından önceki en son gezisi, Mersin’in Mezitli ilçesi’ndeki Pompeipolis’e oldu. Ata’mızın ayak basıp izlediği Pompeipolis’te yıllarca motel, restaurant ve plaj olarak çalıştırdığımız tesislerin yerinde şimdi yeller esiyor ve içimiz yanıyor. Ata’mız iyi ki orayı görmemişti. Yoksa O’nunda mezarında içi sızlayacaktı.

5- Rotterdam’daki Çanakkale Müzesi, Bülent Türker’in Türkler’e büyük bir hediyesidir.

6- Necmi Tanyolaç Türk spor medyasının kralıydı. 5 Yıl önce 27 Kasım’da vefat eden büyük insandan hatıralar.



*****



İlhan KARAÇAY’ın analizi:

Siyasetin çirkinlikleri



Sevgili ve değerli okurlarım,

Siyaset, dünyanın her tarafında aynı dokulara sahip olan bir kavramdır. Dokular, maalesef olumsuzluk taşır. Siyaseti olumlu hale getiren politikacı hemen hemen yok gibidir.

Siyaset, başlı başına çirkindir.

Ama siyaseti izleyenler de bazen etki altında kaldıklarından çirkinleşmektedir.

Ben şahsen 55 yıllık gazetecilik yaşamımda, siyasete hiç bulaşmak istemedim. Haber, yorum ve TV programlarımda bunu başardım.

Ne var ki bir defasında, ister istemez siyasete bulaşmış oldum.

1984 yerel seçimlerinde, Mersin belediye başkanlığı için aday olmuştum. Hoş, ben yine de siyasete bulaşmış görünmemek için, ‘Belediye Başkanlığı, siyasetin dışında bir görevdir ve bu görev halkın her kesimine hizmet etmektir’ dediysem de pek inandırıcı olamadım.

Benim, CHP kökenli bir ailenin ferdi olarak CHP’li olduğumu herkes bilir. Ağabeylerim Ocak, Bucak Başkanlıkları, naçizane şahsım ise Mersin İl Gençlik Kolu Başkanlığı yapmışımdır.

Buna rağmen, 1984 yılındaki Belediye Başkanlığı seçiminde, Mersin için Doğru Yol Partisi adayı olmayı kabul etmiştim. Kabul edişimin en büyük nedeni, rahmetli Süleyman Demirel’in etkisidir.

Siyasetin çirkin olduğunu o zamanlar anlamıştım.

Her şey geçmişte kaldı ama, Sizlere yine de iki çirkinlik anlatacağım.

Seçimler öncesinde yapılan propaganda programlarında, işçi haklarından, ırk ve din ayrımcılığından, Hollanda modeli belediyecilik yapacağımdan söz ediyor ve seçmenler üzerinde iyi bir etki bırakıyordum. O zamanki hükümetin başı rahmetli Turgut Özal, kendi adaylarının kazanması halinde Mersin’e para akıtılacağını anlatıyordu. Ben ise o zaman, ‘Mersin’in limonunu Özal’a yedirmem, Hollanda’ya satarım, yine de para kaynağı bulurum’ diyordum.

Mersin’de Arap kökenli seçmenlerin bana oy vereceğinden korkan rahmetli Özal, o zaman tam üç defa Mersin’e gelmişti. Hatta son seçim konuşmasını dahi Mersin’de 15 dakika gecikmeyle yapmıştı.

Özal’dan, ‘ Bu Hollandalıyı alt etmek için ne lazımsa yapın’ talimatını alanlar, öncelikle Doğru Yol Partisi’nin yönetimindeki pek çok kişiyi, tavuk yemeği ile ünlü Dalakderesi’nde toplamışlar ve orada satın almışlardı. Yani, Doğru Yol Partisi yönetimin yarısından çoğu, partiye ihanet etmişti. Aynı gece sokaklara dalan ekipler, kapıları teker teker çalarak, ‘İlhan Karaçay, ANAP lehine feragat etti’ yalanını yaymışlardı. Çok yakın arkadaşım Ergun Dinçkal’ın annesi bana bizzat atlatmıştı. Rahmetli olan anne, ‘Dün akşam evime gelenler, senin ANAP lehinde feragat ettiğini söylediler. Ben de sana çok kızdım ve oyumu sana vermedim’ demişti.

Siyaset işte böylesine çirkindir.



Bir başka çirkinlik de şöyle yaşandı: Mahallemizin saygın ailelerinden biri benim çok yakın arakadaşımdı. Çalışmalar sırasında yanımdan ayrılmadı ve hep destek oldu. Neden sonra, kendisinin Belediye Meclisi’ne girmek istediğini söyledi. Ben de bunu parti yöneticilerine aktardım. Parti yöneticileri bu arkadaşı listenin dördüncü sırasına koymuşlardı. Arkadaşım buna çok kızmış ve ‘Neden birinci sırada değilim’ diyerek istifasını vermiş. Benim girişimim fayda etmediği gibi, bu arkadaşım istifasını medyaya da duyurarak, aleyhimde laflar bile etmişti.

Eeee, siyaset böylesine çirkindir işte.

Haaa, unutuyordum. 1984 seçimlerinden birkaç yıl sonra Amsterdam’a gelen rahmetli Turgut Özal ile, bir toplantıdaki masada yan yana oturmuştuk. Özal, elini bacaklarıma vurarak, ‘Mersin’de durum nasıl Karaçay’ diye sorarken, ‘Mersin’de seni nasıl yedim’ demek istediğini anlamıştım tabii.



2019 SEÇİMLERİ

Çoğunuz duymuşsunuzdur. 31 Mart 2019’da yapılacak olan yerel seçimler için, Mersin’de yine benim adımdan söz edildi. Ama bu kez çok değişik bir şekilde söz edildi.

İsterseniz bu söz edilişi, medyaya yansıdığı şekliyle vereyim:

AK Parti’nin, Mersin’de CHP’nin muhtemel bir Fikri Sağlar adaylığına karşı silahı İlhan Karaçay.

AK Parti Kurmaylarına verilen bir raporda, CHP’nin Fikri Sağlar’ı aday göstermesi halinde kazanma şansının yüksek olduğu, buna karşın AK Parti’nin mevcut oylarını artırabilmesi için en güçlü rakip adayın İlhan Karaçay olduğu belirtiliyor.

Aday adayı olması istenen İlhan Karaçay, ‘Ankara’dan sağlam bir onay gelmezse, aday adayı olmam’ ısrarını sürdürdü.



1984 yerel seçimlerinde, Mersin Belediye Başkanlığı’na adaylığı sırasında yayınlanan 32 sayfalık broşürde, Hollanda tipi belediyeciliği ve Mersin’in sorunlarına nasıl çare bulacağını detaylı bir şekilde anlatan İlhan Karaçay, üstü açık kabriolet bir arabada, ailesi ile birlikte Amerikanvari bir kampanyaya imza atmıştı.



MERSİN, - 31 Mart 2019’da yapılacak olan yerel seçimlerdeki yarış kıyasıya devam ediyor. Siyasi partilerin, özellikle büyük şehirlerde kazanabilmek için, şapkadan tavşan çıkarma gibi atraksiyonları da hızla devam ediyor.

Siyasi partiler, İstanbul, Ankara ve İzmir gibi, Adana ve Mersin’i de ciddiyetle ele almış durumdalar.

Bize gelen bir duyuma göre, AK Parti Mersin’de, CHP’nin muhtemel bir Fikri Sağlar adaylığına karşı, İlhan Karaçay silahını kullanmaya hazırlanmış.

AK Parti’nin Ankara’daki kurmaylarına verilen bir rapora göre, CHP’nin Fikri Sağlar’ı aday göstermesi halinde kazanmasına kesin gözüyle bakılıyor. Fikri Sağlar’ı Mersin’de zorlayacak tek ismin ise İlhan Karaçay olduğu belirtiliyor.

Hollanda’da yaşayan ve son yıllarda yarı Hollanda ve yarı Mersin’de yaşamını sürdüren İlhan Karaçay, aslında CHP kökenli ünlü bir gazeteci. İlhan Karaçay’ın CHP kökenli olmasına rağmen AK Parti adaylığını kabul etme ihtimali de çok yüksek. Zira, aynı İlhan Karaçay, 1984’te yapılan yerel seçimlerde Doğru Yol’un adaylık teklifini kabul etmiş ve seçimlere katılmıştı.



Herkesin bildiği ve AK Parti’ye giden raporda belirtildiği gibi, Mersin CHP’nin kalesidir. CHP, 1984’de kadar her seçimde Mersin’de en büyük parti olmuştur. 1984’te yapılan seçimlerde Halkçı Parti’nin adayı Kaya Mutlu ile SODEP’in adayı Aklan Yürekli CHP kökenlilerin oylarını bölerken, Doğru Yol’un adayı İlhan Karaçay da, özellikle Arap kökenli CHP’li seçmenlerin oylarını parçalayınca, ANAP’ın adayı Okan Merzeci aradan fırlamış ve seçimi kazanmıştı.

Mersin’de yapılan son anketlere göre, CHP ile AK Parti’nin oyları başa baş gidiyor. CHP’nin Fikri Sağlar’ı aday göstermesi halinde, seçimi kıl payı kazanma ihtimali ağırlık kazanıyor. İşte, böyle bir ortamda AK Parti’nin seçim düşünürlerinin aklına İlhan Karaçay adı gelmiş. AK Parti’nin Ankara’daki seçim düşünürleri, şu anda Mersin’de bulunan İlhan Karaçay’a, aday adayı olması için teklifte bulunmuşlar. Ne var ki deneyimli İlhan Karaçay, ‘1984’teki seçimlerde Doğru Yol’un aday adaylığı için 10 isim vardı. Bana Ankara’dan rahmetli Demirel’in garanti vermesi sonucunda aday adayı olmuştum. Şimdi de Ankara’dan kesin bir onay gelmesini isterim. Kendimi gülünç duruma düşüremem’ dediği söyleniyor.

Konuyla ilgili olarak, arayıp sorduğumuz İlhan Karaçay çok ketum davranıyor. Haber portalımızın yazarı da olan İlhan Karaçay’ın ağzından laf almak imkansız oldu ama, duyumlarımızın aksinde de bir şey duymadık.

*****

Benim hakkımdaki haberin bu şekilde yayılmasından sonra, özellikle Mersin ve Hollanda’da büyük bir yankılanma oldu. Tabii ki her kafadan da çeşitli yorumlar ve dedikodular yapıldı.

Bana gelen mesajların çoğu olumlu ve övücüydü tabii.

Ama akıl verenler de çoktu.

‘Şaşırdım’ diyenler de vardı.

Ben de mesaj gönderenlere özelden email mesajları gönderdim ve durumu anlatmaya çalıştım.

Birileri bana, ‘Aday adayı ol’ demişti. Ben de bu deyişlere karşı nasıl hareket etmem gerektiğini araştırmaya başladım.

AK Partiye çok yakın bir arkadaşım bana şunu anlattı: Geçtiğimiz milletvekili seçimleri öncesinde, bir arkadaşımıza ‘aday adayı ol’ denilmiş. O arkadaş da, ‘Garanti olmazsa aday adayı olmam’ demişti. Bunun üzerine AK Parti’nin ağır toplarından Hayati yazıcı bizzat arkadaşımızı aramış ve ‘Tayyip bey senin adaylığını onaylayacak’ demiş. Bu arkadaşımız aday adayı olmuş ama, verilen sözler tutulmamış ve o arkadaş aday yapılmamış.

Siyaet işte böyle çirkinken, benim aday adayı olmamı isteyenlere karşı verilecek bir cevabım olmalıydı.

İşte bu cevap da, Hayati Yazıcı örneğiydi.

Sonunda Mersin’de hangi sürprizlerin yaşanmakta olduğunu da görüyorsunuz.

Kalın sağlıcakla…

*****



İlhan KARAÇAY’ın yorumu:

Hıncal Uluç da sürekli irdeliyor…

Gazetecilik yok oluyor

Mersin’de organize edilen ‘Narenciye Festivali’nin medyada yer alışı doyurucu değildi



Özel olarak davet edilen televizyoncular bile, festival yerine siyasetle meşgul oldu

Basın ve yayın dalında, daha doğrusu medyada tam 60 yıldır çalışan değerli dostum Hıncal Uluç,

Yaşanan olayların medyada hakkıyla yer almaması üzerine hep yazar. ‘Gazetecilik öldü’ der Hıncal Uluç.

Hıncal uluç son olarak, Mersin’deki Narenciye Festivali’nin, medyada yeterli bir şekilde yer almayışına hayıflanmış ve yeniden ‘Gazetecilik öldü’ demiş. Uluç, Mersin Festivali’ni, Mersin’i ziyaret eden SABAH Gazetesi yazarı değerli dostum Yavuz Donat’taın köşesinde okumuş.

Bakın ne yazmıştı Hıncal Uluç:

Bunca haber kanalımız var, hepsi karbon kopya.

Meşrepleri farklı o kadar.

Hepsini izlemiyorum tabii.

"Ne var ne yok" merakımdan önümde biri açık, evde işte, o kadar.

Kırmızı yazı olunca okuyorum, o kadar.

O zaman nasıl biliyorum, ayni olduklarını.

Ara sıra deniyorum. Biri canlı yayın, hepsi ayni canlı yayın.

Biri kırmızı alt yazı.

Hepsi ayni kırmızı alt yazı.

Biri farklı bir şey yapsa, ben de duyarım, millet de.

Var mı duyan?

Dün Yavuz Kardeşimin (Donat) köşesinde okudum. Mersin'de Narenciye Festivali yapılıyormuş.

Narenciye'den yapılmış dev kaplan, kuş, fil, aklınıza ne gelirse arabaların üzerinde.

Çocukluğumuzun bahar ve çiçek bayramı kortejleri gibi. Tam 26 ülkeden konuk ekipler.

Dans, müzik, tiyatro ekipleri de kortejde.

Gün boyu dolaşmışlar Mersin Caddelerini.

Yahu bu kortej için "Seyretmem" diyen tek kişi var mı içinizde?

Bir yığın "Dedim.. Dedi" haberi yapan arasında, bu korteji canlı yayınlayan, bir tek Mersin Narenciye Festivali'ne yoğunlaşan kanal olsa, fark yaratmaz mı?



Hıncal dostumun yazdıkları böyleydi.

Ben şunları eklemek istiyorum.

Festival yöneticileri, bir televizyon kanalının en çok izlenen adamını özel olarak davet ettiler.

Cumartesi ve Pazar güleri yapılan festival haberini genişçe izleyebilemk için, pazartesi sabahı TV ekranlarının karşısında beklemeye başladık. Öyle ya, bu iş için özel olarak Mersin’e gelen meslektaşımızdan görüntü beklentimiz çoktu elbet.

Ama heyhat!

Birkaç laf ve görüntüden çok, Mersin’deki siyasi ortamdan söz edildi.

Yani biz TV izleyicilerinde tam bir hayal kırıklığı.

Kimse kusura bakmasın, naçizane şahsım, dünyanın dört bir yanında çeşitli festivalleri gazete sayfalarına ve TV ekranlarına aktardım.

Bunlardan biri Hollanda’daki çiçek festivali idi. Bir diğeri İspanya’nın Sax kasabasında her yıl yapılan ‘Türk’ temalı festivaldi. Bir de Macaristan’da iki yılda bir yapılan Türk Kurultayı festivaliydi. Belçika ve İtalya’daki Türk festivalleri de cabasıydı.

Sayfamı yöneten arkadaşlarımdan rica edeceğim. TRT’de yayınlanan festivallerin linklerini koyabilirlerse, seyredin lütfen.

Meslektaşlarım, bir festivalin nasıl işlenmesi gerektiğini öğrenmiş olurlar belki.

Arkadaşlarım bu linkleri koyamazlarsa, lütfen siz Google veya Youtube’de ‘Uzaktaki Dostlar’ ve İZLER- TRT BELGESEL programlarına bakınız.

Şimdi isterseniz, Mersin’deki Narenciye Festivali hakkındaki haber ve fotoğraflara bir göz atınız.

Hollanda’nın Çiçek Festivali varsa, Mersin’in de Narenciye Festivali var…

"Narenciye Hayattır" sloganıyla düzenlenen Festival muhteşemdi





MERSİN,- Hollanda’nın ‘Bloemencorso’ denilen ‘Çiçek Festivali’ varsa,

Mersin’in de ‘Citruscorso’ diye adlandırılabilecek ‘Narenciye Festivali’ var.

Bu yıl 6'ncısı düzenlenen Uluslararası Mersin Narenciye Festivali'nin açılışında renkli görüntüler ortaya çıktı. Çeşitli figürlerin süslenmesinde 70 ton narenciye kullanılırken, 30 farklı ülkeden gelen dans gruplarının gösterileri ise beğeni topladı.

Bu yıl 6'ncısı düzenlenen Uluslararası Mersin Narenciye Festivali'nin açılışında renkli görüntüler ortaya çıktı. Çeşitli figürlerin süslenmesinde 70 ton narenciye kullanılırken, 30 farklı ülkeden gelen dans gruplarının gösterileri ise beğeni topladı.

'Mersin Narenciyedir, Narenciye Hayattır' sloganı ile merkez Mezitli ilçesi Adnan Menderes Bulvarı üzerindeki Babil Kavşağı’nda tören düzenlendi. Törene, Vali Ali İhsan Su, Ak Parti Milletvekili Hacı Özkan, CHP milletvekilleri Alpay Antmen ve Cengiz Gökçel, MHP Milletvekili Baki Şimşek, Büyükşehir Belediye Başkanı Burhanettin Kocamaz, Ak Parti Genel Başkan Yardımcısı Vedat Demiröz, ilçe belediye başkanları ile çok sayıda vatandaş katıldı.





'TÜRKİYE'DE İLK VE TEK'

Törenin açılış konuşmasını yapan festivalin İcra Kurulu ve Mersin Ticaret Borsası (MTB) Başkanı Abdullah Özdemir, "Akdeniz'in incisi, narenciyenin başkenti Mersinimizin gülen yüzünü tüm dünyaya göstermek için kentimizin tüm dinamikleri bir araya geldi. Burada tam bir narenciye dünyası yarattık. Meyve süsleme yapma konusunda ülkemizin ilk festivaliyiz. 10 bin saati aşan iş gücünün harcandığı, 70 bin kilogram narenciyenin süsleme aracı olarak kullanıldığı Türkiye'nin tek festivaliyiz" dedi.



'MARKA KENT VİZYONU'

Mersin'in birçok ilke imza attığını vurgulayan Büyükşehir Belediye Başkanı Burhanettin Kocamaz ise, "Güzide kentimiz Mersin, Akdeniz boyunca uzanan kumsalları, narenciye kokulu bahçeleri eşliğinde geçmişten aldığı gücü, azimle, barış ve birlik içerisinde geleceğe taşımaktadır. Son dönemlerde bir marka kent vizyonu ile yönetilmeye başlanan Mersin, her geçen gün kendine kattığı değerler ve yeniliklerle birlikte hem Türkiye, hem de dünya çapında birçok ilke imza atmayı başarmıştır" diye konuştu.



'NARENCİYEYİ ÇOK DAHA İYİ TANITACAĞIZ'

Vali Ali İhsan su ise festivalin önemine vurgu yaparak şunları söyledi:

"Mersinimiz, narenciye üretiminde sadece ülkemizin değil, aynı zamanda dünyanın da sayılı illeri arasında yer almaktadır. Narenciye festivalini de ilimizin bu konumunu daha üst seviyeye çıkaracak bir etkinlik olarak değerli görüyorum. Kentimizin tüm dinamikleri ile beraber bu festivali gerçekleştirmenin coşkusunu yaşıyoruz. Adeta görsel bir şölen havası içerisinde çok güzel bir festivali yaşayacağız. İnanıyorum ki, bu festivalle beraber ülkemiz genelinde ve ilimiz özelinde, narenciyeyi çok daha iyi tanıtacağız. Bizim marka değerlerimizden biri olan narenciyenin tüm dünyada ve ülkemizde de hem tüketilmesine, hem üretilmesine, hem tanıtılmasına, hem de narenciye ile ilgili neler yapılabileceğinin ortaya konulmasına yönelik çok ciddi bir festivalin katkısı olacaktır."





'ÇEŞMEDEN AKAN PORTAKAL SUYU'

Konuşmaların ardından protokol heyeti, sahil bandı boyunca yerleştirilen ve narenciye ile süslenen çeşitli figürlerin arasından geçerek, geçiş töreninin yapılacağı alana yürüdü. Vali Ali İhsan Su, narenciye çeşmesinden akan portakal suyunu diğer protokol üyelerine ikram etti. Daha sonra 30 farklı ülkeden gelen dans grupları, yaşadıkları bölgenin kültürel değerlerini halk oyunları ile yansıttı. Uluslararası, ulusal ve yerel medya mensupları en iyi görüntü ve fotoğrafı alabilmek için birbirleriyle yarışırken, vatandaşlar da bu anları ölümsüzleştirmek için telefonları ile kayıt aldı. Narenciye ile süslenen tren, ahtapot, araba, helikopter, zürafa ve fil gibi birden fazla figürün önünde fotoğraf çektirip çalan müzikler eşliğinde dans eden Mersinliler, festival coşkusunu doyasıya yaşadı.



Narenciye üretiminin en fazla yapıldığı illerden biri olan Mersin’de, yurtiçi ve yurtdışından geniş bir katılımın olduğu festival, il merkezinde ve Mezitli ilçesi sahilinde yapıldı. Portakal, limon, mandalina ve greyfurtlarla süslenen festival alanında defileler düzenlendi, standlarda ikramlar dağıtıldı. Bulgaristan’dan Gürcistan’a, festivale konuk olan ekiplerin gösterileri ortalığı daha da renklendirdi.





Avrupa'da yapılan festivalleri izlemek istiyorsanız, aşağıdaki linkleri tıklayınız

İZLER TRT BELGESEL 2. Bölüm: Fransa Atilla’nın otağı ve Macaristan

İZLER TRT BELGESEL 6. Bölüm: Keukenhof-Bloemencorso

UZAKTAKİ DOSTLAR 1. Bölüm: İspanya Türk festivalı

UZAKTAKİ DOSTLAR Bölüm 3: İtalya’da Türk festivalı

*****

Ünlü tasarımcı Cemil İpekçi: Ben Kültür Elçisiyim

Ergun KULA’nın haberi:

ROTTERDAM,- Ünü Türkiye sınırlarını aşan ve bu güne kadar ulusal ve uluslararası 278 ödülün sahibi tasarımcı Cemil İpekçi, Avrupa’daki çalışmalarıyla ilgili olarak Rotterdam kentinde bir basın ve bilgilendirme toplantısı düzenledi.



Toplantıya, sanatçının hukuk danışmanı Tarık Saki, Baş asistanı Oya Demirbağ ve Aynur Gümüşalev de katıldılar. Cemil İpekçi, Rotterdam’daki Masha Restaurant’ta yapılan toplantıda yaptığı açıklamalarında, kendisini bir kültür elçisi olarak gördüğünü ve bu bağlamda da yaklaşık 2 yıldır Hollanda’da bazı çalışmalarda bulunduğunu anlattı.

Sanatçı konuşmasına şöyle başladı:

‘’Başta Batı Avrupa olmak üzere, dünyanın değişik ülkelerinde Anadolu ve Osmanlı Motiflerini tanıtmaya çalışıyorum. Hollandalılar Türkiye’nin asıl yüzünü bilmiyorlar. Türkiye onların gördügü gibi degil. Türkiye modada ve yaşam alanında Hollandanın yüz yıl ilerisinde. Hollanda ile Türkiye arasında yüzyıllar evvel lale ile başlayan dostluk artarak sürüyor. Bu dostuğun gelişmesinde ve ilerlemesinde biz sanatçılara da görevler düşüyor. Ben bundan iki yıl önce arkadaşlarımla birlikte Hollanda’da bir atılım yapmak için bu ülkeye geldim . Önümüzdeki aylarda Rotterdam kentinde Batı Avrupa büromuzun açılışını yapacağız.’’ diyen İpekçi, konuşmasına şöyle devam etti:

‘’Geçtiğimiz günlerde Rotterdam Anakent Belediye Başkanıyla bir görüşme yaptık. Önümüzdeki aylarda Rotterdam Belediyesi ile birlikte bazı projeleri hayata geçireceğiz. Bu bağlamda da çalışmalarımızı sürdürmekteyiz.

Çalışmalarımıza Hollanda makamları büyük ilgi gösteriyor. Çalışmalarımıza gösterilen ilgi bizleri oldukça mutlu ediyor. Moda Tasarımcısı olarak ulusal ve uluslararası düzeyde birçok başarılı çalışmaya imza atmayı başardım. Bu güne kadar 278 ödül aldım. Bu bağlamda da Ülkemiz Türkiye’yi en iyi biçimde tanıttım tanıtmaya devam ediyorum. Dünyanın değişik coğrafyalarında Osmanlı ve Anadolu motiflerini ve kıyafetlerini tanıtmaya devam ediyoruz.

Dünyada tek bir dil vardır. O da sanattır. Biz de bu alanda adete bir kültür elçisi gibi çalışıyoruz.



Kendisinin ‘kostüm tarihçisi’ diye tanımlanmasını isteyen ünlü tasarımcı Cemil İpekçi, Hollanda’da olmaktan mutluluk duyduğunu, bu ülkede ve Batı Avrupa’da güzel çalışmalara imza atmaya devam edeceklerini belirtti.

Cemil İpekçi, basın mensuplarının yoğun ilgi gösterdiği toplantıda, 1966 yıllarında Amsterdam’a geldiğini, o zamanlar Rotterdam’ın bir köy gibi olduğunu, şimdilerde ise son derece modern bir şehir haline dönüştüğünü, bu sebeple de Rotterdam şehrini tercih ettiğini söyledi.

Son 10/15 yıldır Hollanda’dan öğrencilerin staj için İstanbul’a gelip kendisinden ders almakta olduklarını, ancak bu öğrencilerin çizmek dışında hiçbir şey bilmediklerini, Hollandalı bir tasarımcının dünya tarihinde yer almadığını vurguladı. “Bir ülkenin tasarımcısının kendi gömleğini bilmediği sürece başarılı olamaz” diyen İpekçi, Fransız ve İtalyan dünya markalarından örnekler verdi ve kendisinin de iğne oyası, basma ve pazen eserleri ile ‘Cemil İpekçi’ olduğunu söyledi.

Cemil İpekçi sözlerini şöyle tamamladı: ‘’Türkiye modada, yaşam biçiminde Hollanda’dan yüz yıl ileride. Bu alanda Hollanda , Türkiye ile mukayese bile edilemez.Türkiye ile Hollanda arasında ki dostluğun 1562’de sevgiyi simgeleyen lale ile başlaması çok anlamlı. Özellikle kostüm tarihini incelediğinizde, pamuklu ceketler, dokumalar hatta saraylarına serilen halılar ve benzeri bir çok moda içerikli ürünler, Hollanda’ya Osmanlı’dan gelmiştir. Bunun sonucu da böylelikle yüzyıllardır süren bir dostluk alışverişleri olmuştur.’’

Sanatçı, konu ile ilgili açıklamalarının devamında , İki ülke arasında var olan moda ile ilgili bu ilişkiler ve işbirliklerini daha da ileriye götürmeyi hedeflediğini ve bu amaca yönelik projeler gerçekleştirmeye çalışacaklarını söyledi.

Ayrıca, Rotterdam’da Bülent Türker’in kendi evinde kurduğu Çanakkale müzesinden çok etkilendiğini, tasarımlarında Çanakkale’de savaşan askerlerin elbiselerinden esinleneceğini, adı ‘Gelibolu’ olabilecek koleksiyonlar yapabileceklerini belirten Cemil İpekçi, 2019 yılında, Hollanda’nın değişik kentlerinde dersler vermeyi, özellikle hanımlara yönelik seminerler, workshoplar ve defileler düzenlemeyi planladığını açıkladı.

Son günlerde özellikle sosyal medyada çıkan paylaşım ve yorumlarla ilgili olarak, kendi özel hayatının kimseyi ilgilendirmediğini, sadece yaptığı işlerle gündeme gelmek istediğini belirten Cemil İpekçi, ‘’Beni belden aşağı vurmak isteyenler şunu bilsinler ki, Cemil İpekçi iyi bir savaşçıdır. Beni alt etmek o kadar kolay değildir. Ben sanatımla gündemde olmak istiyorum, Özel hayatımla değil’’ diyerek sözlerini noktaladı.

Daha sonra karşılıklı sohbet şeklinde süren bilgilendirme ve basın toplantısı samimi bir ortamda sona erdi .

*****

ATATÜRK’ÜN YURTTA YAPTIĞI EN SON ZİYARET, MERSİN’İN MEZİTLİ İLÇESİNDEKİ POMPEİPOLİS OLDU



ATA’MIZIN AYAK BASIP İZLEDİĞİ POMPEİPOLİS’TE, YILLARCA MOTEL, RESTAURANT VE PLAJ OLARAK ÇALIŞTIRDIĞIMIZ TESİSLERİN YERİNDE ŞİMDİ YELLER ESİYOR. (YIKILDI)



Atatürk’ün, Mersin’in Mezitli ilçesindeki Viranşehir mevkiinde bulunan Pompeipolis’e ziyareti, O’nun vefatından önceki son ziyareti oldu.



Çoğumuzun, uğruna canımızı verebileceğimiz Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurucusu yüce Atatürk’ü 80 yıl önce bugün kaybetmiştik.

Ata’mızın yurt içindeki en son ziyareti, 22 Mayıs 1938’de Mersin’in Mezitli ilçesindeki Pompeipolis olarak son bulmuştu.

Ata’mızın Pompeipolis’te çekilmiş olan en son iki fotoğrafını görüyorsunuz.

Viranşehir mevkiinde bulunan Pompeipolis, pek çok turistin ziyaret ettiği antik bir kenttir.

Pompeipolis-Karaçay Tesisleri olarak işlettiğimiz motel, restaurant ve plaj, sadece Mersinliler’in değil, Adana, Gaziantep, Kahramanmaraş ve Hataylılar’ın da eğlence ve dinlence yeriydi.





Sadece Mersinliler’e değil, civar kentlerdekilere de plaj, restaurant ve motel olarak hizmet veren Pompeipolis tesislerinden iki görüntü.





Fotoğraflarda bu güzide yerden görüntüler var.

Üstteki fotoğraf ise, ‘I LOVE MEZİTLİ’ yazılı olanı.

Zira bu güzelim tesislerin yerinde şimdi yeller esiyor. (Yıkıldı)

İyi ki Atatürk bu tesisleri görmemişti. Yoksa şimdi mezarında, bizim gibi kalbi sızlayacaktı.

Nur içinde yat ATA’M.

*****



BÜLENT TÜRKER’İN, ROTERDAM’DAKİ İLGİNÇ MÜZESİ





Holanda'ya işci olarak gitti. Otostop yaparak oraya vardı ve günün birinde Avrupalı trilyoner iş adamlarına meydan okudu. Bülent Türker, bir Türk milliyetçisi ve tarih sevdalısı. 2015'te, Çanakkale’nin 100 yılında, Rotterdam'da Atatürk ve Çanakkale Müzesini kurmuş.

Bülent Türker, bu müzeyi oluştururken, koleksiyon ürünlerini dünyanın her yerinden satın almış ve toplamış. Türk Bayrakları, Sancak, Kuran-ı Kerim, Altından Atatürk’ün gençliğe hitabesi, kılıç, süngü, Osmanlıca nutuk, tabancalar, mermiler, Atatürk ve Çanakkale Savaşı içerikli gazeteler, dergiler, Çanakkale Savaşı'nda kullanılan ilaç kutuları, sigaralıklar, giyim eşyaları, Atatürk’ün öldüğü günkü tüm gazete ve dergiler de yer alıyor koleksiyonda. 82 yaşındaki annesi Zehra Türker ve torunu Buğra, Bülent Türker’in en büyük destekçisi…309 m2 iki katlı ve bahçeli evini müze haline getiren Bülent Türker’in en değerli koleksiyon parçası ise Arjantin Cumhurbaşkanı'nın Atatürk'e hediye ettiği tabanca.

İngiltere'nin başkenti Londra’daki ünlü müzayede salonu Christie’s’de düzenlenen Antik Silahlar Müzayedesi'nde, dönemin Arjantin Cumhurbaşkanı Marcelo Torcuato de Alvear tarafından Atatürk için özel olarak yaptırılan tabanca satışa çıkarıldı. Atatürk'ün tabancası, müzayedeye giren 81 kişiye sunuldu. Müzayedeye Hollanda'da yaşayan Kırklarelili Bülent Türker de katıldı. 15 bin Sterlinden başlayan açık artırmada, üzerinde altın harflerle, “General Mustafa Kemal” yazan Browning marka Atatürk’ün Tabancasını Kırklarelili Bülent Türker, evini satarak, 20 bin Sterlin’e satın aldı. Vergi ve diğer masraflarla birlikte tabancanın toplam fiyatı 26 bin sterlin, yani 50 bin Euro oldu…

Kendisine “Çılgın Türk” lakabı verilen Bülent Türker, engellilere yaptığı binlerce motorlu motorsuz araba yardımı nedeniyle 2001 yılında Hollanda Kraliçesi tarafından kraliyet madalyası ile ödüllendirilmiş. 2005 yılında ise halk oylaması ile Hollanda da 40 yılın en iyi kalpli insanı seçilmiş. Türkiye’de yaptığı yardımlar ve özellikle Mehmetçiklere verdiği büyük desteğinden dolayı, 1999, 2002 ve 2005 yıllarında 3 kez Mehmetçik Vakfı'ndan madalya verilmiş. Yardımseverlikleri eğitimde de devam eden Bülent Türker’in yaptırdığı 3 okul var. 1999 depreminde İzmit Derince’de TC MEB Bülent Türker Ana Okulu, 2008'de Özürlüler okulu ve bir Anadolu Lisesi ile milli eğitime 3 okul hibe etmiş. Bülent Türker, Türkiye’de ise 7000 den fazla motorlu motorsuz engelli arabası, 6 ambulans, 33 diyaliz makinesi, kuvözler, 2 binden fazla kulaklık, birçok hastane makinesi, kalp ameliyatı ve değişik hastalıklarda kullanılan makineler bağışlamış…

(Misyon)

*****

Necmi Tanyolaç Türk spor medyasının kralıydı

5 Yıl önce 27 Kasım’da vefat eden büyük insandan hatıralar

Yıl 1967. Hollanda'ya geldiğim ve Tercüman Gazetesi'ne muhabirlik yapmaya başladığım yıldı.

Yıl 1968. Amerika yolculuğu için hazırlıklara başlamıştım. Şimdiki eşim olan kız arkadaşım Jeanne bu ayrılık planından hoşnut değildi. Ne var ki bu konuda karar vermiştim bir kere. Yolculuk için yapılan alışveriş bitmiş ve yorgun argın eve gelişimizin ardından beş dakika bile geçmeden kapının zilini çalan postacının uzattığı telgraf, benim Amerika’ya gidişimi ilelebet unutmama ve Hollanda’ya demir atmama neden oldu.

Telgraf , Tercüman Gazetesi Spor Müdürü Necmi Tanyolaç’tan gelmiştir. Tanyolaç acil çektiği telgrafta; “İlhan (STOP) Fenerbahçe Ajax ile eşleşti (STOP) Ajax’ı takibet (STOP) yazı ve fotoğrafları acele gönder (STOP)” diyordu.

İşte o zaman akan sular durdu. O dönemde Hollanda futbolu henüz tırmanışa geçmemişti. Rinus Michels’in çalıştırdığı Ajax’ta, sonradan çok meşhur olan kimler yoktu ki? Mesela Johan Cruyff henüz 17 yaşında idi. Keizer, Swart, Krol, Hulshoff, Suurbier, Neeskens ve Haan gibi dev isimlerin esamisi okunmuyordu ama bunların hepsi sonradan birer futbol yıldızı oldular.

10 Kasım 1968 günü Amsterdam’ın Schiphol havalimanına inen Fenerbahçe’yi Jeanne ile karşıladım. Oysa Jeanne’yi terk edip Amerika’ya gitmeyi planlarken Ajax-Fenerbahçe maçı beni O'nunla ile nikah masasına kadar götürdü. Beşiktaşlı olmama rağmen, Jeanne ile evlenmeme ve Hollanda’da kalmama vesile olan Fenerbahçe’ye her zaman şükran duymuşumdur.

Havalimanındaki karşilama sadece sazlı ve sözlü değil, dansözlü de olmuştu. Bunu organize eden İstanbul Restaurant'ın sahibi Ünal Temel'e, '10 Kasım'da dansöz oynatırsın ha, yakacağım seni' diye takılmıştım.

Kafilede Necmi Tanyolaç ağabey de vardı.Otele vardığımız zaman o günkü Tercüman Gazetesi'ni çıkardı. Birinci sayfada Atatürk'ün kocaman bir fotoğrafı vardı.

Tercüman gazetesi o zamanlar, Atatürk fotoğrafı kullanmakta cimrilik yapardı. Necmi ağabey Atatürk fotoğrafını göstererek, 'Patron Kemal Ilıcak'a çıktım. Atatürk fotoğrafı kullanmaktan korkmayın. Spor sayfalarımızı okuyan ve okumak isteyen binlece Atatürkçü var' dediğini belirtti ve o günden sonra Tercüman'da bir tabunun yıkıldığını söyledi.

Necmi ağabey, gerçekten yaratıcı bir kişiliğe sahipti. 17 Eylül 1967 tarihinde oynanan Kayseri-Sivasspor maçında çıkan kavga sonunda tam 43 insanımız hayatını kaybetmişti. Bu haber dünya basınında geniş yer almıştı. ben de Hollanda medyasından haberleri göndermiştim. Necmi ağabey, 'Futbolundan kan damlayan ülke' başlığı ile benim haberimi manşet yapmıştı.

Hiç unutmam. 5 Mart 1969 akşamı Paris'te oynanan Ajax-Benfica final maçını Ajax 3-0 kazanmıştı. Necmi ağabey o maçı, 'Ajax Benfica'yı Eyfel Kulesi'ne astı' başlığıyla ve bir de çizgi resimle yayınladı. Eğik bir Eyfel'den sarkıtılan ipin ucunda Benfica onbiri asılıydı.



16 Nisan1969 tarihinde, bir gün sonrasının tarihiyle basılan ve Avrupa’da yayın hayatına başlayan Hürriyet gazetesi ile anlaşarak gazetecilikte tam profesyonelliğe adım attım. Ama o zaman Tercüman Avrupa'da daha çok satıyordu. Hürriyet’in Avrupa’da bir numara olmasını sağlayan Garbis Kesişoğlu ekibinin içinde naçizane ben de vardım.

Necmi ağabey bu kez, 1971 yılında Hollanda'ya geldi. Wembly'de oynanan Ajax-Panathiakos final maçından sonra Avrupa Şampiyonu olan AJax!ın Amsterdam'da yapacağı kutlamalar için...

O zaman Zeist kasabasında, sonradan evlendiğim Jeanne ile bir apartmanda ikamet ediyorduk. Necmi ağabeyi o evde ağırlarken bir maç seyredişi vardı ki. eşim Jeanne o sahneyi hiç unutamadı. Necmi ağabey gözlerini ekrana dikmişti ve etrafa hiç bakmıyordu. Bizimle konuşurken ve yemek yerken gözü ekrandan ayrılmıyordu.

Bir gün sonra Amsterdam'da Güner Kuban'ın bir restaurant açılışı vardı. Üç katlı restauranta 'Poort van Amsterdam' adı verilmişti. Güner Kuban ile tanışan Necmi ağabey, 'Ben bu bayanı bir yerden tanıyorum ama nereden?' diye konuştu. 3 saat sonra Necmi ağabey, 'Tamam hatırladım, bu kadın İstanbul'dan meşhur lezbiyen Güner yahu' dedi.

Güner Kuban, daha sonra açtığı 'Homolulu' adlı gece kulübü ve yazdığı 'Sevişmenin Rengi' adlı kitaplarıyla lezbiyenliğini alenen açıklamiş oldu.

Necmi ağabey ile daha sonra Avrupa'daki futbol karşilaşmaları sırasında birlikteliğimiz oldu. Bu birlikteliklerin en güzeli ve anlamlısı da 1978'de Arjantin'de yapılan Dünya Şampiyonası'nda oldu. Bu karşılaşmalar sırasında bir gün, Hürriyet Spor Müdürü olan rahmetli Doğan Koloğlu'na beni göstererek, 'Bak size tabanca gibi bir oğlan verdim' dediği zaman çok gururlanmıştım.

Necmi ağabey öldüğü zaman biz de Çamlıca'daydık. Hollanda'dan 9 gazeteci arkadaşla, TUSKON'un dünya işadamları ile yaptığı toplantıya gitmiştik. 26 Kasım günü Çamlıca tepesinde dolaştık ve salep içtik. O sırada Necmi ağabeyi düşünmüştüm. Zira O'nun Çamlıca'da bir bakımevinde kaldığını okumuştum. Necmi ağabeyi nasıl ziyaret ederiz diye düşünürken, 'Hadi arkadaşlar gidiyoruz' sesini duyduk. Bir davete icabet etmemiz gerekiyordu. Ne garip tesadüf ki, aynı gecenin sabahında Necmi ağabey vefat etti. Ertesi sabah Hollanda'ya uçtuğumuz için, ölüm haberini de Hollanda'da okuduk.

Nur içinde yat Necmi ağabey.





Yorumlar









Aktif Ziyaretçi 15
Dün Tekil 1398
Bugün Tekil 326
Toplam Tekil 2672191
IP 34.204.189.171






TURAN-SAM PRINTED ISSN: 1308-8041
TURAN-SAM ONLINE ISSN: 1309-4033
Journal is indexed by:































































20 Safer 1441
Ekim 2019
P
S
Ç
P
C
Ct
P
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31


Türk hakanları ve Türkmen Padişahları devlet işlerinde hatunun fikirlerini üstün tutar.
(NİZAM ÜL-MÜLK)


Ekle Çıkar









Anasayfa - Amaç - Hedefimiz - Mefkuremiz - Faaliyetler - Yönetim - Yasal Uyarı - İletişim

Her Hakkı Saklıdır © 2007 - 2019 TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi
Sayfa 8.106 saniyede oluşturulmuştur.

TURAN-SAM rssTURAN-SAM rss
Google Sitemap

"Bu site en iyi mozilla firefox'ta 1280x960 çözünürlükte görüntülenir."

Turan Portal v1.3 | Tasarım TURAN-SAM , Kodlama Serkan Aygün

Turan Nedir?, Bilimsel Dergiler, En popüler Bilimsel Dergi, Endeksli Bilimsel Dergiler, Saygın Bilimsel Dergi, Türk Dünyasının en popüler ve en saygın Bilimsel Hakemli Dergisi, SSCI, SCI, citation index, Turan, Türk Devletleri, Türk Birligi, Türk Dünyası, Türk Cumhuriyetleri, Türki Cumhuriyetler, Özerk Türkler, Öztürkler, Milliyetçi, Türkçü, Turancı, Turan Askerleri, ALLAH'ın askerleri, Turan Birliği, Panturan, Pantürk, Panturkist, Türk, Dünyası, Stratejik, CSR, SAM, Center for Strategical Researches, Araştırma, Merkezi, Türkiye, Ankara, İstanbul, Azer, Azeri, Azerbaycan, Bakü, Kazakistan, Alma-Ata, Astana, Kırgız, Bişkek, Kırgızistan, Özbekistan, Özbek, Taşkent, Türkmen, Türkmenistan, Turkmenistan, Aşxabad, Aşkabat, Ozbekistan, Kazakhstan, Uzbekistan, North, Cyprus, Kıbrıs, MHP, AKP, CHP, TURKEY, Turancılık, KKTC, Vatan, Ülke, Millet, Bayrak, Milliyet, Cumhuriyet, Respublika, Alparslan Türkeş, Atatürk, Elçibey, Bahçeli, Aytmatov, Bahtiyar Vahabzade, Yusuf Akçura, Zeki Velidi Togan, İsmail Gaspıralı, Gaspırinski, Nihal Atsız, Alptekin, Kürşad, Tarih, Kardeş, Xalq, Halk, Milletçi, Milliyetçi, Yürek, Ürek, Türklük, Beynelxalq, Arbitrli, Elmi, Jurnal, Nüfuzlu