Ermenilerden Özür Dilemiyorum!... - Doç. Dr. Ahmet Halaçoğlu - TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi - http://www.turansam.org









Ermenilerden Özür Dilemiyorum!... - Doç. Dr. Ahmet Halaçoğlu
Tarih: 18.12.2008 > Kaç kez okundu? 2133

Paylaş


Bilindiği üzere, Ermenilerin “Medz Yeğen”, yani “Büyük Felaket” diye tanımladıkları 1915 Ermeni tehcirinde yaşananlar imza kampanyasıyla yeniden gündeme taşınmıştır. Prof. Ahmet İnsel, Prof. Baskın Oran, Dr. Cengiz Aktar ve Gazeteci-Yazar Ali Bayramoğlu’nun öncülüğünde başlatılan imza kampanyasının adı “Özür diliyorum”. Kampanya metninde, “1915’te Osmanlı Ermenileri’nin maruz kaldığı Büyük Felaket’e duyarsız kalınmasını, bunun inkar edilmesini vicdanım kabul etmiyor. Bu adaletsizliği reddediyor, kendi payıma Ermeni kardeşlerimin duygu ve acılarını paylaşıyor, onlardan özür diliyorum” denmektedir. Kampanyaya bu ana kadar, “aydın” olarak gösterilen 221 kişi destek vermiştir.

Ancak ben ne günümüzde, ne de tarihimizle yüzleştiğimde Ermenilerden özür dilemiyorum. Ayrıca da, tarihe mal olmuş Enver, Talat ve Cemâl Paşa gibi, geçmişteki devlet adamlarımızın hiç birinin adına da özür dilemiyorum. Çünkü özür, yapılan bir hata sonucunda dilenir. Hatta yapılan bir hata varsa, özür dilemek büyük bir erdemdir. Ancak Türkler değil Ermenilerden, tebaası olarak yaşamış olan diğer hiçbir topluluktan özür dilemeyi gerektirecek harekette ve hatada bulunmamıştır.

Tarihî geçmişimize baktığımızda, Türklerin en güçlü devirlerinde bile Ermenileri hiçbir zaman ezmeye ve yok etmeye çalışmadığı görülür. Ben burada, Osmanlıların Ermeniler için “Millet-i Sadıka” dediğini, hatta asırlarca Türklerle iç içe yaşadığını anlatmayacağım. Hem artık bu gibi söylemlerden vazgeçmemiz gerektiği düşüncesindeyim. Zira yıllarca bu tarihî gerçeği her fırsatta vurgulamış olsak da, hiçbir semeresi görülmemiş, bilakis Türkün alnına soykırım kara lekesini vurmaya çalışanların düşüncelerinde hiçbir tesiri olmamıştır. Burada benim vurgulamak istediğim, Ermenilerin ve Avrupa Devletlerinin “soykırım” olarak kabul ettikleri 1915 Tehcir Meselesini incelerken, olayın boyutunu ve dolayısıyla savunma ve başlangıç noktasını artık 1915 olarak kabul etmemek gerektiğidir. Zira Ermeni Meselesi deyince, bunun bir bütün olarak incelenmesini savunmaktayım. Çünkü 1915’den önce de Ermeni meselesi vardı, 1915’ten sonra da Ermeni Meselesi vardır. Her ne kadar Lozan Antlaşmasıyla Ermeni Meselesi halledilmiş sayılsa da, günümüzde Lozan’ın bir çok maddesinin delinmeye çalışıldığı gibi(Ege adalarının silahlandırılması, yeni yeni azınlık gurupların çıkarılmaya çalışılması, Boğazlar meselesi, Sevr’i uygulama sahası arama gibi) Ermeni Meselesi de tekrar gündeme getirilmektedir.

Ermeni meselesinin tarihî boyutuna kısaca bir göz atacak olursak, Ermeni meselesi ilk defa 1878 yılında Ayestefanos ve Berlin Antlaşmalarında Avrupa Devletlerinin gündemine girmiş ve Ermeniler bundan cesaretle, Anadolu’nun doğusunda müstakil devlet kurmak hülyasına kapılmışlardır. Nitekim bu düşünceyle, Sadece 1895 yılının son üç ayında Anadolu’nun 24 ayrı il ve ilçesinde isyanlar çıkarmışlar, baskın ve suikast düzenlemişlerdir. Nitekim bu durum Birinci Dünya Savaşı yıllarına kadar devam etmiştir.

Birinci Dünya Savaşı devam ederken, 1915 yılında, Osmanlı ordusu Doğu cephesinde Ruslarla savaşırken cephe gerisindeki Ermeni çeteleri Türk ordusunu arkadan vurmaya ve savunmasız kalan Türk köylerini basarak halkını katletmeye başlamışlardır. Savaş sırasında Osmanlı hükümeti tabii olarak, seferberlik ilan etmiş, ancak Ermeni çeteleri faaliyetlerini daha da arttırmış ve Ermeni gönüllü grupları kurmuşlardır. Kafkas cephesinde savaşların başlamasıyla birlikte Rusların teşvik ve çağrılarıyla bu gönüllü grupların bir kısmı Türklere karşı savaşırken, bir kısmı da isyanlar çıkarmakta ve müslümanlara karşı saldırılarda bulunmaktaydılar. Savaşa Osmanlı Devleti safında katılmak isteyen bazı Ermeni askerler de devletten aldıkları silahlarla Rus saflarına geçmekteydiler. Ayrıca çete hareketiyle ordumuzun yan ve gerilerinden saldırılar düzenleyerek, iki ateş arasında kalmasına sebep olmakta ve Rus ilerleyişine destek vermekteydiler. Osmanlı hükümeti bu durum karşısında da insancıl davranışı devam ettirmiş, durum düzelir ümidiyle bir süre bekledikten başka, Ermeni ileri gelenlerine de uyarılarda bulunmuştur. Ancak bütün bu uyarıların sonuçsuz kalması sebebiyle, bir takım tedbirler alma yoluna gidilmiştir.

Dahiliye Nazırı Talat Bey, Ermenilerin çıkarttıkları olay ve katliamlara seferberlik ilânından itibaren dokuz ay dayandıktan sonra, Ermenileri silahlandıran komite yuvalarını dağıtmak için 24 Nisan 1915 tarihinde vilayetlere ve mutasarrıflıklara gizli bir tamim yollamıştır. Buna göre, Ermeni komite merkezlerinin kapatılması ve elebaşılarının tutuklanmaları istenmiştir. Bu tamimden sonra çeşitli merkezlerde bulunan Ermeni liderlerden 2345 kişi tutuklandı. Bunun arkasından gayri müslimler ve Ermenilerin ellerinde bulunan bütün silahlar toplatıldı. Tutuklanan Ermeni liderleri ozaman en için en güvenilir yerler olan Ankara ve Çankırı cezaevlerinde toplandılar. Bu karardan sonra Ermeni teşkilatlanmaları ve kanlı faaliyetler daha da artmıştır. Bunun üzerine bir taraftan ordunun ve diğer taraftan sivil halkın emniyet altına alınması için Başkumandan vekili Enver Paşa, Dahiliye Nezaretine müracaat ederek, hıyaneti görülen Ermeni köy ve kasaba halkının ayrı ayrı veya toplu olarak başka bölgelere yerleştirilmesi istemiştir. Yer değiştirme yapılırken de Ermeni nüfusu gönderildiği yerlerdeki aşiret ve İslam nüfusunun yüzde on oranını geçmemeleri, Ermenilerin kuracakları köylerin her birinin 50 evden fazla olmaması ve göçmenlerin yakın yerlerde de olsa ev değiştirmemeleri hususlarının dikkate alınması istenmiştir. Böylece Ermenilerin gittikleri yerde yeniden fitne ve fesat yuvaları oluşturmaları önlenmek istenmiştir.

Bunun üzerine çıkarılan geçici kanunla, Ermenilerin tehcir edilmesi, yani zorunlu göçe tabi tutulması kararlaştırılmıştır. Ancak Osmanlı Devleti Ermenilerin bu zorunlu göç kararının düzenli ve güvenli bir şekilde yerine getirilmesi için gerekli tedbirler almıştır. Ayrıca, Osmanlı askerini arkadan vurmaları nedeniyle Ermenilerin harerekât bölgesinden uzaklaştırılmaları şeklinde özetleyceğimiz tehcir esnasında, bunlara yevmiye verilmesinden başka, iktisadî meselelerinin zarar görmeden halledilmesi, gayr-i menkullerinin tespit edildikten sonra tazmin edilmesi, gittikleri yerlerde arazi ve iş sağlanması için komisyonlar kurdurmuştur.

1915 tehcir meselesinden sonra ise Ermeni terör örgütü ASALA tarafından ilki 27 Ocak 1973, sonuncusu da 4 Temmuz 1994 olmak üzere toplam 35 diplomatımız ve yakını, başta Paris ve Atina olmak üzere, dünyanın çeşitli şehirlerinde güpegündüz şehit edilmişlerdi.

Yukarıda özetini veridiğimiz Ermeni meselesini göz önüne aldığımızda ben, Ermenilerin çıkardıkları isyanlar için özür dilemiyorum. Bu isyanlarda katlettikleri Türklerin hatırına özür dilemiyorum. Diri diri fırına attıkları, kasap çengeline ve kazığa geçirdikleri canlar uğruna özür dilemiyorum. Toplu mezarlardaki bebelerimizin kafalarındaki balta ve kılıç darbeleri için özür dilemiyorum. Karnı deşilen hamile kadınlarımızın, gözü oyulan babalarımızın kanları için özür dilemiyorum. Mensubu oldukları devlete ihanet ettikleri için özür dilemiyorum. ASALA tarafından katledilen 35 masum büyükelçimizin aziz hatıraları için özür dilemiyorum. Günümüzde medenî dünyanın gözü önünde Azerbaycan’da, Hocalı’da katledilen binlerce soydaşımın kurumamış kanları için özür dilemiyorum.

Özür kampanyası başlatan ve kendisini “bir grup aydın” olarak tanıtan kişilere gelince, bunların öncelikle “aydın kime denir” bunun tanımını yapmalarını istiyorum. Aydın insanın sınırını kimler belirliyor? Kim, kimlerin aydın olduğuna karar veriyor? Buradaki aydın kelimesi, açıkça karşıt, zıt düşüncede olan anlamına geliyor ve maalesef basınımızca da böyle kişiler aydınlar sınıfına konuyor. Oysa aydın kelimesi sözlükte, kültürlü, okumuş, görgülü, ileri düşünceli kimse anlamına gelmektedir. Bu durumda, tanıma uyan bir aydın olarak, şayet o imza kampanyasını başlatanlar aydınsa ben aydın değilim…

Şimdi bu imza kampanyasına karşılık başlatılacak kampanyaya, milyonlarca kişinin katılması, Ermeniler tarafından katledilmiş binlerce insanımızın sızlayan kemiklerini biraz olsun rahatlatacaktır. Buna karşı verilecek her imza, imza kampanyasını başlatan her bir aydının(!) kafasına, demokratik yolla inecek bir balyoz darbesi olacaktır. Bunun için de başta üniversitelerimize, üniversitelerdeki bütün öğretim üyelerine, öğrencilere, öğretmenlerimize, tabiri caizse, mürekkeb yalamış herkese, medyamıza, hasılı kendini bu vatanın mensubu gören sivil toplum örgüt üyelerine ve bütün insanlarımıza büyük görevler düşmektedir. Bu sayede aydın insan imajını ve sıfatını da sadece belirli bir fikri savunanlara bırakmamış oluruz. Geçmişte nasıl ki millî birlik ve beraberleğimiz sayesinde yok olan bir vatanı kurtardıysak, bugün de aynı duygu ve düşüncelerle bu vatanı ebedîleştirebiliriz. Aksini düşünemiyorum…





Yorumlar








Aktif Ziyaretçi 15
Dün Tekil 790
Bugün Tekil 205
Toplam Tekil 1639747
IP 54.146.176.35






TURAN-SAM PRINTED ISSN: 1308-8041
TURAN-SAM ONLINE ISSN: 1309-4033
Journal is indexed by:

































































8 Rebiü'l-Evvel 1438
Aralık 2016
P
S
Ç
P
C
Ct
P
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31


Benim Hayatta yegane fahrim, servetim Türklükten başka bir şey değildir.
(Mustafa Kemal ATATÜRK)


Ekle Çıkar









Anasayfa - Amaç - Misyon - Vizyon - Faaliyetler - Tüzük - Yönetim - Yasal Uyarı - İletişim

Her Hakkı Saklıdır © 2007 - 2017 TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi
Sayfa 3.004 saniyede oluşturulmuştur.

TURAN-SAM rssTURAN-SAM rss
Google Sitemap

Sayac

"Bu site en iyi mozilla firefox'ta 1280x960 çözünürlükte görüntülenir."

Turan Portal v1.3 | Tasarım TURAN-SAM , Kodlama Serkan Aygün

Turan Nedir?, Bilimsel Dergiler, En popüler Bilimsel Dergi, Endeksli Bilimsel Dergiler, Saygın Bilimsel Dergi, Türk Dünyasının en popüler ve en saygın Bilimsel Hakemli Dergisi, SSCI, SCI, citation index, Turan, Türk Devletleri, Türk Birligi, Türk Dünyası, Türk Cumhuriyetleri, Türki Cumhuriyetler, Özerk Türkler, Öztürkler, Milliyetçi, Türkçü, Turancı, Turan Askerleri, ALLAH'ın askerleri, Turan Birliği, Panturan, Pantürk, Panturkist, Türk, Dünyası, Stratejik, CSR, SAM, Center for Strategical Researches, Araştırma, Merkezi, Türkiye, Ankara, İstanbul, Azer, Azeri, Azerbaycan, Bakü, Kazakistan, Alma-Ata, Astana, Kırgız, Bişkek, Kırgızistan, Özbekistan, Özbek, Taşkent, Türkmen, Türkmenistan, Turkmenistan, Aşxabad, Aşkabat, Ozbekistan, Kazakhstan, Uzbekistan, North, Cyprus, Kıbrıs, MHP, AKP, CHP, TURKEY, Turancılık, KKTC, Vatan, Ülke, Millet, Bayrak, Milliyet, Cumhuriyet, Respublika, Alparslan Türkeş, Atatürk, Elçibey, Bahçeli, Aytmatov, Bahtiyar Vahabzade, Yusuf Akçura, Zeki Velidi Togan, İsmail Gaspıralı, Gaspırinski, Nihal Atsız, Alptekin, Kürşad, Tarih, Kardeş, Xalq, Halk, Milletçi, Milliyetçi, Yürek, Ürek, Türklük, Beynelxalq, Arbitrli, Elmi, Jurnal, Nüfuzlu