ÜLKE İŞGALE, MİLLET ESARETE SÜRÜKLENİYOR!.. - Özkan BOSTANCI - TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi - http://www.turansam.org









ÜLKE İŞGALE, MİLLET ESARETE SÜRÜKLENİYOR!.. - Özkan BOSTANCI
Tarih: 27.04.2010 > Kaç kez okundu? 1957

Paylaş


- TÜRK esaret”e asla tahammül edemiyen, HÜR doğmuş ve HÜR yaşamış olan bir MİLLET”tir!.. TÜRK HÜRRİYET VE İRADESİNİ KİMSEYE VERMEZ!..

- TÜRK istibdat ve esaret zincirlerini parçalayabilmek için İÇ VE DIŞ DÜŞMANLAR karşısında hayatını ortaya attı... Çok kanlı ve tehlikeli mücadelelere girdi, sayısız fedakarlıklara katlandı, muvaffak oldu... Ancak ondan sonra hürriyetine sahip oldu... Bu sebeple HÜRRİYET, TÜRK”ÜN HAYATIDIR!..

Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK



İşte ATATÜRK burada HÜRRİYET kavramını bizim de tarif ettiğimiz gibi ESARET karşıtı olarak kullanmış...



TÜRK MİLLETİ”nin HÜRRİYET”i HAK ettiğini, kimseye vermeyeceğini söylemiş!..



Nasıl haketti?..



Bir BEDEL ödeyerek...



CAN”I PAHASINA mücadele ederek!



Ancak ATATÜRK”ten sonra gelen HAİN ve SİNSİ POLİTİKACILAR;



Adım adım ÜLKE”yi İŞGAL”e...



MİLLET”i de ESARET”e sürüklediler...



Burada çok açık olarak belirtelim ki, bu oyunu "ferdi hürriyet"i bahane ederek HALA sürdürüyorlar!..



Kişilere DEVLET”e karşı "özgürlük" vaadedip, onları yabancıların ESARET”ine sürüklüyorlar!..



Öyleyse bu ayırımı kesin olarak yapmak gerekir!..



Burada tartışılan, KARŞITI ESARET OLAN GERÇEK HÜRRİYET değildir!..



Diğer bütün "hürriyet"ler, "özgürlük"ler aslında SERBESTİYET”tir!..



Fertle kendi DEVLET”i arasında ancak SERBESTİYET söz konusu olabilir.



Ancak hiç bir SERBESTİYET te "beleş" değildir!..



Fertler her edindikleri HAK gibi, SERBESTİYET karşılığında DEVLET”e, MİLLET”e, VATAN”a borçlanırlar.



Feylezof Hobbes”e göre;



"FERT, özgürlüğünün tamamını mutlak güç sahibi DEVLET”e terketmeyi kabullenmedikçe, toplumu barış içinde bir arada tutmak mümkün değildir!.."



Bu düşüncenin özü;



"Robinson Crusoe gibi tek başına bir adada yaşayan insanın sahip olabileceği SONSUZ TABİİ ÖZGÜRLÜĞܔnden, TOPLUM içine girince vazgeçip; gerekli ASGARİ AHLAK KURALLARI”na DEVLET”in yaptırım gücü ile uymasından ibarettir!.."



Şu halde Hobbes”in tarifinde fert Devlet”ine hem HÜRRİYET”ini, hem de SERBESTİYET”ini gönül rızası ile bırakmış olur...



Ve ancak o zaman SOSYAL anlamda ÖZGÜR olma hakkını kazanır!..



Yani boynu kendi DEVLET”ine karşı kıldan ince, ama başkasına karşı ise (devlet veya fert) diktir!..



Buna karşılık "DEVLET”in mal ve canını, ırz ve namusunu ve geleceğini, yani soyunu da koruması" hakkını elde eder...



Haksızlığa uğradığı zaman, "DEVLET”in onun adına hakkını arayacağı" güvencesine sahip olur.



İşte bunun için de DEVLET ŞART”tır!..



DEVLET”in GÜÇLÜ olması şarttır!..



Ama yetmez!



TÜRK DEVLETİ, MUTLAK GÜÇ SAHİBİ olmalıdır!..



Yani sözünün geçmediği hiç bir fert, kurum veya devlet bulunmamalıdır!..



Devletler güçlerini fertlerin kendilerine tabi olmalarından, yani hürriyet ve serbestiyetlerini gönül rızası ile ona bırakmalarından alırlar...



Eğer kişi tabii özgürlüğünü DEVLET”ine terke razı olmaz, devlet”ini güçlü kılmaz ise;



Sözü DEVLET”ten daha çok geçen fert veya kurumlara tabi olmak durumunda kalır...



Mafya gibi illegal yapılanmalar...



Masonluk gibi gizli örgütler...



Parti gibi resmi kuruluşlar...



İktidara hakim parti yöneticileri...



Hatta mahalle kabadayısı bile;



İnsanları, toplumun asgari ahlak kuralları dışında davranışlara zorlıyabilirler...



Bu durumda ferdin özgürlüğü "göstermelik" seviyesine iner.



Belirttiğimiz anlayışla hareket eden ve DEVLET”ine boyun eğen fert aslında HÜR”dür...



Ama hangi topluma girerse girsin, sonsuz SERBEST davranamaz!...



Her toplumdaki ahlaki kurallar farklı olduğu için, her birinde farklı kısıtlamalar ile tabii olan SERBESTİYET”ini kaybeder...



Robinson Crusoe da Cuma ile birlikte yaşamaya başladığından itibaren pek çok kısıtlamaya girmiştir.



En azından kullandığı alanı, evi bir başkası ile paylaşmak, yiyeceğini bölüşmek zorunda kalmıştır.



Şu halde son zamanlarda sık sık duyduğumuz "Birey DEVLET için değil, DEVLET birey için vardır" ifadesi, son derece yanlıştır!..



Bu anlayış, DEVLET”in ömrünü kişinin 60-70 yıllık hayatına endekslemekten öteye gitmez!..



"Aydın görünümlü kişilerin dudaklarından dökülmesine rağmen;



Cahilliğin, inanılmaz düzeyde bir bencilliğin göstergesidir."



Çünkü;



DEVLET, ferdin değil, fertlerin meydana getirdiği TOPLUM”un...



Ve sadece halihazırdaki toplumun değil...



GELECEĞİN TOPLUMU”nun...



Ve de bu toplumun yaşadığı, gelecek toplumların yaşayacağı ÜLKE”nin TEK sorumlusudur.



DEVLET ULU BİR ÇINARDIR!...



"Elbette ki, yapraklarını besliyecek suyu, mineralleri onlara ulaştırmakla yükümlüdür...



Ama hiç bir YAPRAK kalkıp ta bir mevsimlik hayatı için ULU ÇINAR”ı kendi uşağı gibi göremez!..



Bütün yapraklar, dallar kısa ömürleri boyunca ÇINAR”a oksijen sağlamak...



Öldüklerinde dahi toprağına gübre olup onu beslemek durumundadırlar...



Ki, gelecek YAPRAKLAR yeşersin...



Yeni DALLAR üresin...



Ve ÇINAR daha geniş bir alana gölge olsun...



Kökleri daha derinlere yayılsın!...



Hiç bir rüzgar, zelzele onu deviremesin!.."



Bu basit gerçeği, bu değişmez realiteyi göremiyenlerin DEVLET konusunda söyliyebilecekleri hiç bir şey yoktur!..



DEVLET MİLLET”İN ORGANİZASYONU demektir!..



Yani kendisini meydana getiren MİLLET”in FERT FERT bir araya gelip DÜZENLİ bir şekilde tüm gerekli faaliyetleri göstermesiyle oluşur...



"MİLLET”in dokusu çözülmeye başlarsa;



Yani bu dokuyu oluşturan FERTLER kendi başlarına hareket etmeye başlarsa;



ORGANİZASYON kalmaz...



DEVLET zayıflar, çöker, dağılır ve sonunda yıkılır!.."



Bir örnek vermek gerekirse;



DEVLET, bedeni ayakta tutan RUH”tur!..



MİLLET ise hücrelerden ve onların meydana getirdiği çeşitli organlardan oluşan VÜCUT”tur...



Mesela kalp hücrelerinin görevi, bir arada hareket etmek ve kendileri ile bütün vücut hücrelerine kan pompalamaktır.



Bunu yaparken kendi farklı yapılarını düşünmezler...



Eğer bu hücreler kendilerini mevkileri itibariyle diğerlerinden üstün görür;



"Ben böbrek hücrelerinden asilim, ben kan pompalıyorum, o sidik süzüyor. Ben niye ona hizmet ederek kendimi yıpratayım?.." demeye başlar...



Hele günün birinde bu düşünceyi uygulamaya kalkarlarsa; önce böbrek, sonra vücudun diğer kısımları ölür, dağılır.



Sonunda kalp sağlam bile olsa, ruh bedeni terkeder...



Ve tabii kalp de ölür!..



Aynı şey beyin, böbrek, ciğer hücreleri için de geçerlidir.



Bir şairin şu beyti de bu anlamda değerlendirilebilir:



"Münferit vasıta-yı rüyet iken,



Göremez kendini dide bile!.."



Gerçekten de GÖZ tek görme aracı iken, kendini görmez!..



Yani görevini kendisi için ifa etmez;



VÜCUT için, RUH için görür!..



Çünkü kendi varlığı vücudun sağlığı ruhun varlığı ile kaimdir!..



Bir anlık ihmali sonucu vücut bir kazaya uğrasa, beden harap olsa, ruh bedeni terketse, göz sağlam olsa da ölümden kaçamaz...



Ama mikrop kapmış bir gözü...



Çürümüş bir böbreği...



Kangren olmuş bir uzvu vücudun sağlığı için feda etmek mümkündür.



İşte onun içindir ki;



DEVLET ne fertler için, ne de aşiret, tarikat, cemaat, boy, soy, parti, dernek ve meslek grupları için vardır.



Bütün fertlerin, parti, dernek ve meslek kuruluşlarının ilk ve tek gayesi hayatları ve varlıkları pahasına da olsa, DEVLET”e ve MİLLET”e hizmet olmalıdır!..



Bu yüzden biz BENCİLLİK hastalığının maskelisi olan FERDİYETÇİLİK anlayışını;



TOPLUM, MİLLET, DEVLET hatta AİLE kavramlarının zıddı olarak görürüz...



VEBA MİKROBU...



AİDS VİRÜSÜ gibi tehlikeli sayarız.



Büyük tarihçi ve dünyanın ilk sosyoloğu İbn Haldun (1334-1406);



"Devletlerin ortalama ömrünün üç nesil (70-150 yıl) olduğunu" söyler...



Sebebini de şöyle anlatır:



"İlk nesil göçebedir...



Malı, mülkü, kaybedeceği yoktur...



Hareketlidir...



Yaşama ve içinde olduğu sıkıntıdan kurtulma azmiyle diğer kavimlere üstün gelir...



Devleti kurar!...



İkinci nesil babalarının gayreti ile elde edilen refaha konar...



Bolluğa, rahatlığa alışır...



Hareket ve azmini kaybeder, tembelleşir...



Ancak ilk nesilden çekilen sıkıntıları dinledikleri için tamamen rehavete düşmezler...



Üçüncü nesilde dedelerinin çektiği sıkıntıdan hiç bir hatıra kalmaz...



Babalarının sağladığı rahat hayat içinde sadece azimlerini değil, şeref ve haysiyetlerini de kaybetseler de umursamazlar...



Atalet ve tembellik bariz vasıflarıdır...



En ufak bir sıkıntıya dahi tahammül edemezler...



Birbirlerine düşerler...



En basit işlerini dahi başkalarına gördürmeye çalışırlar.



Toplumu değil, sadece kendilerini düşünmeye başlarlar...



Böylece sıkıntıda olan kavimlerin gelip onların elindeki imkanları ele geçirmesine zemin hazırlarlar.



Böylece devlet ihtiyarlamış olur...



Ve dördüncü nesilde yıkılır!.."



İbn Haldun”un bu değerlendirmesi pek çok devlet için geçerli olduğu gibi;



OSMANLI İMPARATORLUĞU için de adeta bir kehanet değeri taşır...



DEVLET, 4. nesil YILDIRIM BAYEZİD”in bütün ataklığına rağmen gurura kapılması, rehavete düşmesi sonucu yıkılmıştı...



11 yıl sonra tekrar Çelebi Mehmed tarafından tekrar kuruldu...



Ondan sonraki 3. nesil Fatih, DEVLET”i yöneten zenginliğe ve rahata alışmış TÜRK kökenli kadro yerine DEVŞİRMELER”i getirerek inanılmaz bir reform yaptı...



Böylece DEVLET”in ömrünü uzattı...



Ondan sonraki 3. nesil "Kanuni" diye bilinen 1. Süleyman”dır ki, 1. Viyana Hezimeti”nden (1527) sonra işler kötüye gitti.



Sultan yönetici kadro ile uğraşacağına, toprakta TIMAR sistemini dejenere eden İLTİZAM”ı getirdi, düzeni bozdu...



İsyanlar başladı.



Torunu 3. Ahmed (1575) yozlaşan DEVŞİRMELER yerine TÜRK kökenlileri getirmeye çalıştı ama başaramadı...



Gayrımemnun YENİÇERİLER(devşirme) İstanbul”da, SEKBANLAR ve SUHTELER(TÜRK) Anadolu”da daha sık isyan eder oldular...



Yeniçeriler Sultan Genç Osman”ı öldürdüler...



4. Murad (1623) ve daha sonra Kuyucu Murad Paşa onbinlerce insanı öldürmek zorunda kaldılar...



DEVLET”in ömrü bir süre daha uzadı...



50 yıl kadar sonra (1683) 2. Viyana Bozgunu geldi.



DEVLET artık ihtiyarlamıştı...



2. Mahmud yine 150 yıl kadar sonra (1839) yönetici kadro ve orduyu yenilemek istedi.



TANZİMAT ile BATI”ya yöneldi...



Ancak ne o, ne de ISLAHAT işe yaramadı...



2. ABDÜLHAMİD eski sistem uygun siyasetiyle DEVLET”in ömrünü 30 yıl uzattı...



MEŞRUTİYET(1908) ile birlikte SERBEST PAZAR ve FERDİYETÇİLİK (özellikle Prens Sabahattin ile) ön plana çıktı...



Ama yanlış tercihler sadece 10 yıl içinde ÇÖKÜŞ”ü getirdi...



TANZİMAT”tan 80 yıl sonra da OSMANLI DEVLETİ yıkıldı...



ATATÜRK nesli yeni DEVLET”i kurdu ve sür”atle geliştirdi...



İlk nesil fedakardı, çalışkandı, imkansız denen işleri başardı...



Ama onların torunları olan bizler;



75 yıl sonra yine yanlış tercihlerle içine düştüğümüz rehavet yüzünden CUMHURİYET”i bile tartışır hale geldik!...



Biz deriz ki;



Tamamen ayrı bir tarihi gelişme gösteren BATI devletlerinden alınan "demokratik örgütler"in, "özerk kurumlar"ın, "partiler"in, "meslek kuruluşları"nın, kökü dışarda "dernekler"in sadece kendi mensuplarının menfaatini üstün gören tutumları, "özgürlük-hürriyet" anlayışları gerçek DEVLET ve MİLLET kavramı ile bağdaşmaz!...



Bunlar DEVLET”i ayakta tutamaz!..



MİLLET”e huzur getirmez!...



Bu uygulama TANZİMAT”ta denendi, DEVLET yıkıldı...



ATATÜRK neslinin uygulaması asla BATI”yı taklit değildi!..



Onun için başarılı oldu!..



Aynı şekilde DEVŞİRME-YERLİ(TÜRK) sürtüşmesi de DEVLET”i sarsmıştı...



Bu yüzden şimdiki etnik köken ve mezhep farklılıkları sürtüşmelerinin, hemşehrilik, akrabalık ve aynı okul mezunu olmaktan kaynaklanan ayrıcalıklı davranışların da, bir nevi BÖLÜCÜLÜK olduğu unutulmamalıdır!..



Bunların birbirleriyle çekişmesi, sadece bünyeyi yıpratmakla kalmaz, ruhu da çürütür...



Geçmişte nasıl bu ülkede tek bir OSMANLI var idiyse;



Şimdi sadece TÜRKİYE CUMHURİYETİ VATANDAŞI vardır.



Herkes bu açıdan TÜRK”tür.



Etnik kökeni önemli değildir!..



Etnik köken asla ÖN PLAN”da değildir!



İnsanımızın HAKLAR”ı ve SERBESTİYET”i işte bu anlayışla;



DEVLET, MİLLET ve VATAN”a HİZMET karşılığındadır...



Yoksa PEŞİNEN bağışlanmış değildir!..



Özkan BOSTANCI









Yorumlar








Aktif Ziyaretçi 13
Dün Tekil 790
Bugün Tekil 252
Toplam Tekil 1639794
IP 54.163.159.27






TURAN-SAM PRINTED ISSN: 1308-8041
TURAN-SAM ONLINE ISSN: 1309-4033
Journal is indexed by:

































































8 Rebiü'l-Evvel 1438
Aralık 2016
P
S
Ç
P
C
Ct
P
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31


Benim Hayatta yegane fahrim, servetim Türklükten başka bir şey değildir.
(Mustafa Kemal ATATÜRK)


Ekle Çıkar









Anasayfa - Amaç - Misyon - Vizyon - Faaliyetler - Tüzük - Yönetim - Yasal Uyarı - İletişim

Her Hakkı Saklıdır © 2007 - 2017 TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi
Sayfa 1.883 saniyede oluşturulmuştur.

TURAN-SAM rssTURAN-SAM rss
Google Sitemap

Sayac

"Bu site en iyi mozilla firefox'ta 1280x960 çözünürlükte görüntülenir."

Turan Portal v1.3 | Tasarım TURAN-SAM , Kodlama Serkan Aygün

Turan Nedir?, Bilimsel Dergiler, En popüler Bilimsel Dergi, Endeksli Bilimsel Dergiler, Saygın Bilimsel Dergi, Türk Dünyasının en popüler ve en saygın Bilimsel Hakemli Dergisi, SSCI, SCI, citation index, Turan, Türk Devletleri, Türk Birligi, Türk Dünyası, Türk Cumhuriyetleri, Türki Cumhuriyetler, Özerk Türkler, Öztürkler, Milliyetçi, Türkçü, Turancı, Turan Askerleri, ALLAH'ın askerleri, Turan Birliği, Panturan, Pantürk, Panturkist, Türk, Dünyası, Stratejik, CSR, SAM, Center for Strategical Researches, Araştırma, Merkezi, Türkiye, Ankara, İstanbul, Azer, Azeri, Azerbaycan, Bakü, Kazakistan, Alma-Ata, Astana, Kırgız, Bişkek, Kırgızistan, Özbekistan, Özbek, Taşkent, Türkmen, Türkmenistan, Turkmenistan, Aşxabad, Aşkabat, Ozbekistan, Kazakhstan, Uzbekistan, North, Cyprus, Kıbrıs, MHP, AKP, CHP, TURKEY, Turancılık, KKTC, Vatan, Ülke, Millet, Bayrak, Milliyet, Cumhuriyet, Respublika, Alparslan Türkeş, Atatürk, Elçibey, Bahçeli, Aytmatov, Bahtiyar Vahabzade, Yusuf Akçura, Zeki Velidi Togan, İsmail Gaspıralı, Gaspırinski, Nihal Atsız, Alptekin, Kürşad, Tarih, Kardeş, Xalq, Halk, Milletçi, Milliyetçi, Yürek, Ürek, Türklük, Beynelxalq, Arbitrli, Elmi, Jurnal, Nüfuzlu