BASIN BÜLTENİ Ertuğruloğlu: “Kıbrıs’ta yeni süreç, devletten devlete zemininde başlayabilir” - TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi - http://www.turansam.org









BASIN BÜLTENİ Ertuğruloğlu: “Kıbrıs’ta yeni süreç, devletten devlete zemininde başlayabilir”
Tarih: 02.08.2017 > Kaç kez okundu? 72

Paylaş


Dışişleri Bakanı Tahsin Ertuğruloğlu, 50 yıldır sürdürülen Kıbrıs müzakere sürecinin İsviçre’de bittiğinin resmen BM Genel Sekreteri tarafından da açıklandığına işaret ederek, bundan sonraki süreçte Kıbrıs’ta eşitlik ve devletten devlete zemininde yeni bir sayfa açılması gerektiğini söyledi.

Ertuğruloğlu, TRT World’de yayınlanan “The Newsmakers” isimli programa katılarak soruları yanıtladı. Programda, Kıbrıs sorunu, BM Genel Sekreterinin müzakerelerin bittiğine ilişkin açıklaması ve 1974 Barış Harekatı ile ilgili görsellere de yer verildi.

Ertuğruloğlu, Kıbrıs sorunu ve 1974 Barış Harekatına kadar geçen süreçte Kıbrıs Türk halkının maruz kaldığı saldırıları anlatarak, Kıbrıs Türk halkının tek talebinin; ortak sahibi olduğu Kıbrıs adasında, eşit, bağımsız, özgür, refah, huzur ve güvenlik içinde yaşamını sürdürmek olduğunu kaydetti.

Kıbrıs’ta BM Genel Sekreterinin İyi Niyet Misyonu çerçevesinde 50 yıldır sürdürülen toplumlararası görüşmelerin başarısızlıkla sonuçlanmasının sebebinin; sürecin eşitlik temelinde sürdürülmemesi olduğunu ifade eden Ertuğruloğlu, yeni dönemde başarının ancak ve ancak Kıbrıs Türk ve Rum toplumlarının masaya gerçek eşitlik zemininde oturmasıyla sağlanabileceğine dikkat çekti.

Kıbrıs’ta iki devlet bulunduğu gerçeğinin başta BM ve AB olmak üzere tüm dünyanın bildiğini, ancak Kıbrıs Türk halkına en büyük haksızlığı yapan örgütlerin de BM ile AB’nin olduğunu belirten Ertuğruloğlu, BM ve AB’nin Kıbrıs Rum tarafını tek başına üye olarak kabul etmesini ve Kıbrıs Türk halkını dışlamasını eleştirdi.

Ertuğruloğlu, Kıbrıs’ta 1960 yılında kurulan ortaklık cumhuriyetinin Rumlar tarafından 1963 yılında yıkıldığını ve Kıbrıs Türk halkının ortaklıktan atıldığını, ancak BM’nin ortaklık cumhuriyeti olan “Kıbrıs Cumhuriyeti”ni Rumların işgal ettiğini bildiği halde üye olarak kabul ettiğini anlattı.

Kıbrıs Türk halkının 1974’te Türkiye’nin yasal ve haklı müdahalesi sonrası özgürlüğüne kavuştuğunu, 1983’te devletini kurduğunu ve o günden bugüne devlet çatısı altında, güven içerisinde yaşadığını anlatan Ertuğruloğlu, ancak uluslararası alanda Kıbrıs Türk halkına uygulanan haksız ve insanlık dışı ambargonun, Kıbrıs Türk halkının çözüm için her türlü adımı atmasına rağmen sürdüğünü kaydetti.

Kıbrıs Türk halkının 50 yılının sürdürülen müzakerelerle çalındığını ifade eden Ertuğruloğlu, kimsenin artık Kıbrıs Türk halkının zamanını çalmasına hakkı olmadığını vurguladı.

İsviçre’de son bulan Kıbrıs müzakerelerinin Rum ve Yunanistan’ın “Sıfır asker sıfır garanti” ısrarının bitirdiğini ifade eden Ertuğruloğlu, özetle şunları söyledi:

“BM İyi Niyet Misyonu çerçevesinde 50 yıl süren müzakere süreçlerinde her türlü şey görüşüldü, masada tartışıldı ancak Rum ve Yunanistan taraflarının tutumu dolayısıyla başarı elde edilemedi.

Ancak 50 yılı kaybolan tek taraf Kıbrıs Türk tarafı oldu. Bu yüzden bu süreç artık bitmiştir. Aynı süreçle masaya oturmayacağız ve onlar devlet biz toplum olarak bu müzakerelere devam etmeyeceğiz.

AB ve BM üyesi olan, ortaklık cumhuriyetinin tüm imkanlarını tek başına kullanan Rumlar neden bizimle bu imkânları paylaşsın.

Kıbrıs Türk halkı da artık bu görüşmelerden usandı ve bir beklentisi kalmadı. Çünkü Kıbrıs Türk halkına verilen hiçbir söz tutulmadı ve güveni kaybedildi. Kıbrıs Türk halkını sadece Türkiye’nin yanında olduğunu biliyor.

Rumlar bugüne kadar ortaya çıkan her şeye ‘hayır’ dedi. Kıbrıs adasına ait doğal kaynakları da tek başına sahiplenmek istiyor, Kıbrıs Türk halkına ve haklarına saygı duymuyor.

Kıbrıs’ta eşit iki halk var ve İsviçre’de de başta BM, AB ve İngiltere olmak üzere tüm taraflar Kıbrıs’ta çözümü ve anlaşmayı kimin istediğini gördü.

Biz Kıbrıs’ta görüşmeler bitti demiyoruz ama yeni bir süreç olacaksa devletten devlete olmalı.

Rumların seçimine kadar bu süreci dondurup seçimden sonra kalınan yerden müzakerelere devam edilmesini asla onaylamıyoruz.

Biz ‘müzakere masası da yeniden kurulamaz’ demiyoruz ama masa yeniden kurulacaksa müzakereler artık devletten devlete olmalı, Kıbrıs Türk ve Kıbrıs Rum devletleri arasında…

İsviçre’de ortaya çıkan gerçeklerin ve müzakerelerin sonlanmasının ardından da artık Kıbrıs Türk halkına uygulanan ambargo kaldırılmalı.”



Ertuğruloğlu: “Kıbrıs’ta artık yeni bir sayfa açılmalıdır”



Dışişleri Bakanı Tahsin Ertuğruloğlu, “Kıbrıs’ta artık söylenmesi ve kabul edilmesi gereken, 50 yıldır devam müzakere sürecinin çöktüğü ve bittiğidir. Kıbrıs’ta artık yeni bir sayfa açılmalıdır” dedi.

Ertuğruloğlu, İsviçre’deki son toplantının bir “son” olduğunun defalarca Cumhurbaşkanı dahil herkes tarafından söylediğini, ancak bu açıklamalara rağmen çöken süreci bir şekilde yeniden canlı tutmaya açık kapı bırakan söylemleri onaylamalarının söz konusu olmadığını söyledi.

Katıldığı bir televizyon programında konuşan Dışişleri Bakanı Tahsin Ertuğruloğlu,11 Şubat 2014 tarihli iki liderin ortak açıklamasının da artık anlamı kalmadığını ve yok hükmünde olduğunu, çünkü o sürecin de bittiğini belirtti.

Kıbrıs müzakere süreciyle ilgili yıllardır hep aynı söylemler ve duruş ortaya konduğunu kaydeden Ertuğruloğlu, Kıbrıs konusunda günübirlik politikalar değil, geleceği inşa etmek adına istikrarlı bir duruş olması gerektiğini ifade etti.

Ertuğruloğlu, Kıbrıs konusunda istikrarlı bir duruşun Kıbrıs Türk halkının geleceği açısından daha faydalı olacağına işaret etti.

“Bundan sonra ne olacağı veya KKTC’nin tanınması için neler yapılacağı” gibi sorulara yanıt vermek için erken olduğunu, çünkü Kıbrıs Türk halkının bunu ilk önce Anavatan Türkiye ile birlikte saptaması gerektiğini ifade eden Ertuğruloğlu, Kıbrıs Türk halkının tek başına çıkacağı yolda başarı şansının sıfır olduğunu, o yüzden hangi yeni sayfa açılacaksa Anavatan’ın desteğinin şart olduğunu vurguladı.

Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun katılımıyla Cumhurbaşkanlığı’nda gerçekleştirilen toplantının bu istişarelerin ilkini oluşturduğunu ifade eden Ertuğruloğlu, o toplantıda herkesin görüşlerini masada paylaştığını ifade etti.

Görüşlerin tam olarak örtüşmediğini, ancak Crans-Montana’da söylenenlerin burada tersinin söylenmesinin veya orada yaşananların yaşanmamış gibi görülmesinin de kendisine göre yanlış olduğunu söyleyen Ertuğruloğlu, “Ancak söylenmesi gereken ilk şey; 50 yıldır devam müzakere sürecinin çöktüğüdür. Bunu herkesin görmüş olması, kabul etmiş olması ve söylüyor olması gerekir” dedi.

BM’nin, başarı şansı olmayan müzakere zemini ile Kıbrıs Türk halkının 50 yılını çaldığını ifade eden Ertuğruloğlu, bu süreçte başarı şansının olmadığını çok defalar söylediğini bunun üzerine muhalefet tarafından eleştirildiğini kaydetti.

Kıbrıs’ta iki eşit toplum olduğu kabul edilmeyen bir müzakere sürecinden başarı yakalanamayacağına işaret eden Ertuğruloğlu, BM’nin Kıbrıs konusunda tarafsız olmadığını, bu örgütün Rum tarafının tek başına BM üyeliğini sürdürmesini kabul ederek Kıbrıs Türk halkına en büyük kötülüğü yaptığını ve Kıbrıs Türk halkına ihanet ettiğini söyledi.

Ertuğruloğlu, AB’nin de Kıbrıs Türk halkını görmezden geldiğini, Rumları tek başına üye yaptığını, Kıbrıs Türk halkına verdiği sözleri tutmadığını, ancak esas hatayı yapanın, ihanet edenin BM olduğunu kaydetti.

KKTC’nin tanınması için KKTC’de veya Türkiye ile birlikte bir karar alınmadığını belirten ve Kosova modeline işaret eden Ertuğruloğlu, Kosova’nın yüze yakın ülke tarafından tanındığını, ancak BM’ye üye olmadığını, dolayısıyla BM’ye üye olmadan da tanınma olabileceğini vurguladı.

Rum Liderin müzakerelere kalındığı yerden devam edilebileceği söylemlerini eleştiren ve Cumhurbaşkanı’nın Crans-Montana’nın “bir son” olduğunu söylediği anımsatan Ertuğruloğlu, şöyle konuştu:

“Bu zirvenin bir son olduğu defalarca Cumhurbaşkanı tarafından da söylendi. Ancak Sayın Akıncı’nın bu söylemlerine rağmen etrafındaki arkadaşlarının bu süreci bir şekilde canlı tutmaya açık kapı bırakan söylemlerini bizim onaylamamız söz konusu değildir.

Hatta eğer ben Sayın Akıncı’nın yerinde olsam bu geldiğimiz noktada gider Meclis’e bir oturumda bilgi veririm ve sonuçta da derim ki ‘Müzakerecilik görevimi Meclise iade ediyorum. Çünkü BM Genel Sekreterinin iyi niyet misyonu çerçevesinde yürütülen toplumlar arası görüşmeler bitmiştir.’

Bunu dünyaya ispat etme, kendimizin inandırıcılığını göstermek adına benim Cumhurbaşkanımdan beklentim Dışişleri Bakanı olarak, Sayın Cumhurbaşkanı’nın Meclis’te bir oturumla son bir sunuş yapması, Cenevre ve Crans-Montana’yı özetlemesi, bilgi vermesi ve o toplantının sonunda da, BM Genel Sekreteri’nin iyi niyet misyonu çerçevesinde sürdürülen müzakerecilik görevini Meclise iade etmesidir.”

Dışişleri Bakanı Tahsin Ertuğruloğlu, BM’nin iyi niyet misyonu çerçevesinde sürdürdüğü süreç bittiğine göre, Cumhurbaşkanı’nın da müzakerelerdeki otomatik olarak üstlendiği müzakerecilik görevinin ortadan kalktığını ve Cumhurbaşkanı’nın görüşecek bir şeyinin kalmadığı görüşünü ifade etti.

BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Eide’nin de BM gibi tarafsız olmadığını, BM’nin Rum’a taraf olduğunu ifade eden Ertuğruloğlu, Türkiye’nin tek taraflı müdahale hakkından vazgeçtiği veya vazgeçmeyi kabul ettiği ile ilgili söylemlerin asla doğru olmadığını, Crans-Montana ’da asla böyle bir noktaya gelinmediğini belirtti.

Bakan Ertuğruloğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Türk tarafı Crans-Montana ‘da son derece başarılı, uzmanca bir müzakere süreci yürüttü. Süreci ‘ya başarıyla sonuçlanır ya da başarılı olamadığı BM Genel Sekreteri tarafından açıklanır’ stratejisiyle yürüttü ve sonuna kadar kararlı ve akılcı bir şekilde götürdü. Sonuçta da iki seçenekten biri yaşandı.

Türkiye müzakere taktiği gereği tek yanlı müdahale hakkının kaldırılması konusunda ne evet ne hayır cevabı vermedi. Türkiye en fazla ‘önce bir görelim, bu ortaklık iyi çalışırsa ve 3 dönem bir Türk Cumhurbaşkanı seçilir ve ilişkiler hiç sorunsuz gerçekten anlaşma gereği iyi gidiyorsa (takriben 15 yıl) ondan sonra bir yeniden gözden geçirilir’ demesi başka bir şeydir, ‘Türkiye müdahale hakkından vazgeçti’ başka bir şeydir. Yani bunları bu şekilde ifade etmek art niyettir. Halkımızı doğru bilgilendirelim. Kıbrıs konusu artık siyasi partiler arası rekabetten çıkarılmalı. Rum tarafında Ulusal Konsey var ve kim seçilirse seçilsin bu konseye uyar. Ama biz bunu beceremedik. Karşı taraf da dış güçler de bu aramızdaki dağınıklığı iyi kullanıyor.

Kıbrıs konusunda tek güveneceğimiz yer Anavatanımızdır. Bunu herkes görmeli, Anavatan Kıbrıs Türkü’nü hiçbir zaman satmaz, yalnız bırakmaz. İç politika uğruna kendimizi dışa karşı zora düşürmemeliyiz. O yüzden Kıbrıs müzakere sürecinin çökmesi ile ilgili Rum’un suçlu olduğu ortadayken, Türkiye’nin suçlanması doğru değildir.

KKTC’nin B Planı veya Kapalı Maraş ile ilgili haberler de doğru değildir. Biz hiçbirinde tek başımıza adım atamayız, bu dava Anavatan’la birlikte yürütülen bir davadır ve atılacak her adım Anavatan’la istişare içerisinde atılacaktır.”

“KKTC’nin tanınma yoluna çıkması veya B planı için ilk adımın ne olması gerektiği” yönündeki soru üzerine Ertuğruloğlu, şöyle cevap verdi:

“Bana göre ilk olarak Cumhurbaşkanı’nın görüşmeci görevini Meclis’e iade etmesi gerekir. Sonra da Türkiye ile istişareler yapılması gerekir. Bence en başından söylediğim gibi KKTC tümden serbest ticaret bölgesi olmalı. Bizim ülkemizi uluslararası ülkelere ve yatırımcılara cazip hale getirmemiz gerekir. Serbest ticaret bölgesi ile sıfır fon, sıfır vergi ülkeyi çok ucuzlaştıracak ve ülkeye insan çekecektir. Ülkedeki pahalılaştırmaya son vermemiz gerekiyor. Ülkede özel bir ekonomik politika hayata geçirilmeli, ülke ucuzlatılmalı ve yatırımcılara olanaklar sağlamalıdır. Bu Özal döneminden beridir gündemde ama hiçbir zaman yaratılamadı. Bu da Anavatan ile oturulup konuşulmalı. Devletin ilk yıllarda bir miktar kaybı olur ama bu noktaya gelmeliyiz.”

Dışişleri Bakanı Tahsin Ertuğruloğlu, “Taşınmaz Mal Komisyonu’nun canlandırılması” ile ilgili bir soru üzerine, komisyonun çalıştırılması gerektiğini, ancak ödemelerin sadece Türkiye tarafından yapılmasının istenmesinin doğru olmadığını kaydetti.

Ertuğruloğlu, ülkede çözüm yönünde beklentinin yüksek olduğunu çünkü halkın mutlu olacağı bir ortam yaratılamadığını, iç politikada yaşanan olumsuzlukların halkı mutsuz ettiğini ifade ederek, vatandaşı mutlu eden bir yaşam standardının yaratılmasının şart olduğunu söyledi.

Barış Gücü askerinin adadaki varlığı ile ilgili bir soru üzerine, Barış Gücü askerinin Kıbrıs Türk halkının güvenliğini hiçbir zaman sağlanmadığını belirten Ertuğruloğlu, Kıbrıs Türk halkının gerçek güvenliğinin Türk askerinin varlığı olduğunu kaydetti.

Ertuğruloğlu, Barış Gücü askerinin büyük bir ödemesinin Rum ve Yunanistan tarafından ödendiğini, ayrıca bu askerin Karpaz’daki Rumlara yardım paketlerini halen taşıdığını, ancak bu Rumların orada tutsak olmadığını ifade ederek, bu konuların artık ciddi ciddi ele alınması gerektiğini işaret etti.

Dışişleri Bakanı Tahsin Ertuğruloğlu, izleyicilerden gelen “tanınma” ile ilgili sorulara verdiği cevapta, KKTC’nin Anavatan desteği olmadan tanınma yoluna çıkamayacağını, çıksa da başarılı olamayacağını, her adımın Türkiye ile birlikte atması gerektiğini vurguladı.

Türkiye’nin bölgesel bir güç ve bölgede bir aktör olduğunu vurgulayan Ertuğruloğlu, doğal gaz konusunda da Kıbrıs Türk halkının haklarını ancak Türkiye’nin koruyabileceğini kaydetti.

Rum liderin “Kıbrıslı Türkler Türkiye ile göbek bağını kesmeli” ve “Türkiye ve bazı Kıbrıslı Türkler görüşlerini değiştirirse çözüm kolay olur” sözlerini gündeme taşıyan Ertuğruloğlu, bu “bazı Kıbrıslı Türkler” sözünün irdelenmesi gerektiğini, çünkü bu sözü duyduğunda bazı Kıbrıslı Türklerin Rum lider gibi, bazılarının da farklı düşündüğünün anlaşıldığını söyledi, bu söylemi eleştirdi ve ülkedeki herkesin Kıbrıs davasında Anavatan ile birlikte hareket etmesi gerektiğini vurguladı.

Kıbrıs Türk halkını yıllardır ezen, ambargolar altında tutanın Rum tarafının iyi, yıllardır her türlü desteği veren Türkiye’nin kötü gösterilmesinin ve bunun “çözümcüyüm” adı altında yapılmasını eleştiren Ertuğruloğlu, Türkü azınlığı gören Rum’un boyunduruğu altına asla girmeyeceklerini söyledi.



Dışişleri Bakanlığı: “Mevcut parametreler temelinde bir çözümün mümkün olmadığı Güvenlik Konseyi kararlarına artık yansıtılmalı”



Dışişleri Bakanlığı, Birleşmiş Milletler’in uluslararası topluma Kıbrıslı Türklere yönelik tüm izolasyonların kaldırılması yönünde derhal çağrıda bulunmasını beklediğini; mevcut parametreler temelinde bir çözümün mümkün olmadığının Güvenlik Konseyi kararlarına artık yansıtılması gerektiğini belirtti.

Bakanlık, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin (BMGK), adadaki Birleşmiş Milletler Barış Gücü’nün görev süresini 31 Ocak 2018 tarihine kadar uzatan 2369 (2017) sayılı kararının geçtiğimiz Perşembe gün oy birliği ile onaylamasını değerlendirdi.

Yapılan açıklamada, kararda “Kıbrıs Cumhuriyeti ve hükümetine” atıf yapılmasının, adadaki gerçekleri yansıtmadığı ve Kıbrıs Türk tarafı açısından kabul edilebilir olmadığı belirtildi.

Kıbrıs Rum Yönetimi’nin Kuzey Kıbrıs’ta hiçbir otoritesi bulunmadığı, tek yetkili otoritenin Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti makamlarının olduğu vurgulanan açıklamada, “Kıbrıslı Rumların Kıbrıslı Türkleri hiçbir şekilde temsil etmediği aşikârdır” denildi.

“Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi tarafından sergilenmekte olan bu yanlı ve yanlış tutumun sona erdirilmesi için bir kez daha çağrıda bulunmakta yarar görmekteyiz” ifadelerine yer verilen açıklama şöyle devam etti:

“Adadaki iki eşit taraftan birine ‘devlet’, diğerine ‘toplum’ muamelesi yapan Birleşmiş Milletler ‘in tarafsız olmasının mümkün olmadığı açıktır. Müzakere masasının iki tarafın eşitliği üzerine kurulmuş olduğu söylense dahi, başta BM olmak üzere, uluslararası toplumun masa dışında taraflara yaptığı eşitsiz muamelenin müzakere masasına mutlak şekilde olumsuz yansıdığını, hal böyleyken adada kabul edilebilir, adil ve kalıcı bir anlaşmaya varılmasının mümkün olamayacağını bir kez daha vurgulamakta fayda vardır. Kararda iki tarafın yanı sıra garantör devletlerin de katılımıyla Haziran 2017’de İsviçre’nin Crans-Montana kentinde toplanan Kıbrıs Konferansı’nın sonuç vermediği kayda geçilse de, BM parametrelerine dayalı bir federasyona olan bağlılıklarını devam ettirmeleri yönünde cesaretlendirilmeye devam edilmektedir.”

Kıbrıs Türk tarafı ve Türkiye’nin yoğun ve samimi çabalarına rağmen Kıbrıs Konferansı’nın başarısızlıkla sonuçlandığı belirtilen açıklamada, konferansın sonuçsuz kalmasının Kıbrıs Rum tarafının Kıbrıs Türk tarafı ile güç paylaşımı öngören herhangi bir ortaklığa girmeye hazır olmadığını bir kez daha gözler önüne serdiği kaydedildi.

Birlemiş Milletler ‘in, bu son çabanın da Rum tarafının uzlaşmaz tutumu nedeniyle başarısızlığa uğradığını teslim etmekten kaçındığı ifade edilen açıklamada, şu ifadelere yer verildi:

“50 yıldır devam etmekte olan müzakere süreci neticesinde toplanan Kıbrıs Konferansı iki tarafın sorunun çözümüne ilişkin pozisyonlarının ve vizyonlarının taban tabana zıt olduğunu nihai bir şekilde ortaya koymuştur. Adanın iki sahibinden biri olan Kıbrıs Türk halkı bütün samimiyetiyle eşit ortaklık zemininde bir uzlaşı ararken, Kıbrıs’ın bir Elen adası olduğu noktasından hareket eden Kıbrıs Rum tarafı hakimiyetçi bir yaklaşım izlemeye devam ederek, Kıbrıs Türk halkının BM parametresi de olan eşit statülerinin kabulüne yönelik taleplerine karşı çıkmıştır. Öyle ki Rum muhataplarımız siyasi eşitliğin gereği olan dönüşümlü başkanlık konusunu dahi pazarlık konusu haline getirmeye tenezzül etmiştir. Hal böyleyken münhasıran Kıbrıs Konferansı’nın başarısızlıkla sonuçlanmış olmasından bahsetmek yeterli değildir. Gelinen aşamada mevcut müzakere sürecinin tamamıyla çökmüş olduğunun BM tarafından halen itiraf edilmemesi Kıbrıs’ta süregelen 50 yıllık müzakerelerin neden bir anlaşma ile sonuçlanamadığına da ışık tutmaktadır. Keza, yarım asırdan bu yana süregelen müzakereler adada mevcut parametreler temelinde bir çözüme ulaşılmasının mümkün olmadığını gözler önüne sermekle birlikte BM bu gerçeği açıklamaktan imtina etmeyi tercih etmekte ve kabul edilmez olarak nitelendirdiği statükonun devam etmesini sağlamaktadır.”

Güvenlik Konseyi kararında bir önceki kararda olduğu gibi henüz hayata geçmemiş olan askeri Güven Artırıcı Önlemlerin hayata geçirilmesi çağrısı yapıldığına değinilen açıklamada, kararda, sivil halkların günlük hayatını kolaylaştıracak olan Güven Artırıcı Önlemlerin Rum tarafının gerekli adımları atmamakta direnmesi nedeniyle uzun süredir hayata geçirilmediği hususunun yer almadığı vurgulandı.

Açıklamada, “Öte yandan, Ara Bölge’de halen bulunan mayınların temizlenmesine yönelik yapılan çağrı bağlamında, Kıbrıs Türk tarafının Rum tarafıyla işbirliği yapılarak tüm mayınların temizlenmesi yönündeki önerisinin baki olduğu ancak karşı taraftan yanıtsız bırakıldığı hatırlanmalıdır. Kararda her yıl mutat olduğu üzere BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs’taki Birleşmiş Milletler Barış Gücü ile ilgili son (S/2017/586) Raporu’nun memnuniyetle karşılandığı ifade edilmektedir” ifadeleri kullanıldı.

Dışişleri Bakanlığı açıklamasında şöyle denildi: “Kıbrıs Türk halkı üzerindeki izolasyondan yalnızca Kıbrıslı Türklerin bir “endişesi” olarak bahsedilmesine ilişkin hususlar BM nezdinde yeniden kayda geçirilmiştir. Kıbrıs Türk halkının günlük hayatını ciddi şekilde etkileyen kısıtlamalardan sadece bir ‘endişe’ olarak bahsedilmeye devam edilmesi Rum tarafını eleştirmekten kaçınan BM’nin yanlı tutumunun bir göstergesidir. Çözümsüzlüğün yegâne sorumlusu Kıbrıs Rum tarafıyken Kıbrıs Türk halkının insanlık dışı izolasyonlar altında yaşamaya mecbur bırakılması hakkaniyetten uzaktır.

Gelinen aşamada uzun yıllardır haksızca dünya arenasından koparılan Kıbrıs Türk halkının hak ettiği konuma getirilmesi yönünde tavır sergilemesini murat ettiğimizi ve özellikle gelinen aşamada Birleşmiş Milletler ’in uluslararası topluma Kıbrıslı Türklere yönelik tüm izolasyonların kaldırılması yönünde derhal çağrıda bulunmasını beklediğimizi hatırlatırız.

Birleşmiş Milletler ’den beklentimizin 2004 yılında yapmış olduğu vahim hatayı tekrarlamayarak, Rum tarafının Kıbrıslı Türklerle siyasi ve egemen eşitlik temelinde bir ortaklığa hazır olmadığının ve mevcut parametreler temelinde bir çözümün mümkün olmadığının Güvenlik Konseyi kararlarına artık yansıtılması olduğunu vurgulamak isteriz.”

Dışişleri Bakanlığı açıklamasında, daha fazla zaman kaybedilmeden tarafların alternatif çözüm yöntemlerini konuşmaya başlamalarının faydalı olacağı değerlendirilirken, bunun hem adanın hem de bölgenin güvenliği ve istikrarı bakımından elzem olduğuna vurgu yapıldı.



TC Dışişleri Bakanlığı: "BMBG'nin görev süresinin uzatılmasına ilişkin kararda bundan sonraki döneme ilişkin peşin hükümler kaydedilmesi, bir anlam taşımamaktadır"



Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı’ndan, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin (BMGK), Kıbrıs'taki Barış Gücü'nün görev süresini uzatma kararına ilişkin, "Birleşmiş Milletler Barış Gücü'nün (BMBG) görev süresinin uzatılmasına ilişkin kararda bundan sonraki döneme ilişkin peşin hükümler kaydedilmesi, bir anlam taşımamaktadır" değerlendirmesinde bulunuldu.

Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan yazılı açıklamada, Kıbrıs'ta konuşlu BMBG misyonunun görev süresinin 6 ayda bir yenilenmekte olduğu hatırlatılarak, BMGK'da 27 Temmuz'da bu amaçla kabul edilen son kararda, Kıbrıs meselesinin çözüm sürecinin gelecekte ne şekilde sürdürüleceğine ilişkin peşin hüküm içeren bazı yazımlar bulunduğunun tespit edildiği bildirildi.

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres'in de açıkça dile getirdiği üzere Kıbrıs Konferansı'nın herhangi bir sonuca ulaşılamadan 7 Temmuz'da sona erdiği anımsatılan açıklamada, "BM Genel Sekreteri, BMBG'ye ilişkin olarak 10 Temmuz 2017 tarihinde yayımladığı dönemsel raporda, Kıbrıs Konferansı'nın anlaşmaya varılmadan kapanmasının yarattığı hayal kırıklığına işaretle, tarafları ve özellikle adadaki iki lideri bu sonuç ve ileriye dönük muhtemel hareket tarzı üzerinde ciddi bir şekilde düşünmeye davet etmiştir." ifadelerine yer verildi.

Kararda sonraki döneme ilişkin hükümler verilmesine tepki gösterilen açıklamada, şunlar kaydedildi:

"Hal böyleyken BMBG’nin görev süresinin uzatılmasına ilişkin kararda bundan sonraki döneme ilişkin peşin hükümler kaydedilmesi, bir anlam taşımamaktadır. Türkiye, BM Genel Sekreteri’'in tavsiyesini de dikkate alarak, Kıbrıs meselesinin çözümü konusunda bundan sonra atılacak adımlara dair değerlendirmesini, sürecin bugüne kadarki seyrine ilişkin gözlemleri ve meseleye kalıcı bir çözüm bulunması yolundaki iradesi ışığında sürdürmektedir."



Dışişleri Bakanlığı’ndan Eide’ye kınama



Dışişleri Bakanlığı, BM Genel Sekreteri Kıbrıs Özel Danışmanı Espen Barth Eide’nin, Garanti Antlaşması ve Türkiye'nin müdahale hakkının hemen kaldırılması gerektiği yönündeki açıklamasını esefle kınadığını açıkladı.

Yapılan yazılı açıklamada, Eide’nin açıklamasıyla hem iyi niyet misyonunun gerektirdiği tarafsızlığı ihlal ettiği, hem de adadaki tarihi gerçekleri tamamen yok sayarak, özlü konulara müdahalede bulunmamasını gerektiren görev yetkisini aştığı belirtildi.

Eide, söz konusu açıklamada, "Başından beri benim inancım ‘çağdaş egemen bir devlette’ Garanti Antlaşması ve müdahale hakkına yer olmadığı ve bunların hemen kaldırılması gerektiği” ifadesini kullanmıştı.

Açıklama, şöyle devam etti:

“Misyonuyla yakından uzaktan bağdaşmayan bu söylemler, Kıbrıslı Rumların 1960 Ortaklık Cumhuriyeti’ni gasp etmeleriyle 1963’ten beri Kıbrıslı Türkleri maruz bıraktıkları acıları, devamında Kıbrıs Türk halkını yok etmek için uyguladıkları süregelen çağdışı izolasyonu ve son olarak Rum liderliğinin de sahip çıktığı 1950 Enosis plebisitinin Rum okullarında anılması kararını tamamen göz ardı etmiştir.

Eide’nin ayrıca, Garanti sisteminin ortadan kalkmasını “çağdaşlıkla” bağdaştırmasına anlam vermek mümkün değildir. Bu çerçevede, gerçek çağdışı olanın Kıbrıs Rum tarafının Ada’da sürdürmekte olduğu tek yanlı hükümranlık ve egemenlik iddiaları ve bununla birlikte uluslararası alanda yürüttüğü tek yanlı faaliyetleri olduğu aşikardır.

Ada’daki silahlı şiddete son veren ve Kıbrıs Rum tarafının asli hedefi olan Ada’yı Yunanistan’a bağlayarak bir Elen adasına dönüştürme çabalarını engelleyen tek unsurun Anavatan Türkiye’nin Garanti Antlaşması uyarınca kendisine verilen hak ve sorumluluklarını yerine getirmesi olduğunu tamamen göz ardı eden Eide’nin söylemleri, Kıbrıs Türk halkının olası bir çözüm halinde tarihin tekerrüründen halen endişe etmelerinin gereksiz olduğunu ima etmek suretiyle yaşanan travmaları küçümsemiştir”

Eide’nin, Rum-Yunan tarafının Crans-Montana ‘da 28 Haziran – 7 Temmuz tarihlerinde gerçekleştirilen Kıbrıs Konferansı dahil, müzakereler boyunca sergiledikleri uzlaşmaz tutuma ve buna rağmen müzakere süreci boyunca bu ve diğer konularda büyük adımlar atan Kıbrıs Türk tarafı ve anavatan Türkiye’nin iyi niyetini göz ardı ederek, Kıbrıs Türk halkı için büyük hassasiyet içeren bir konuda yaptığı açıklamaların kabul edilemez olduğu vurgulandı.

Açıklamada, “Eide’yi, görevinin gerektirdiği tarafsızlığı korumaya ve ihtilaflı söylemlerden imtina etmeye davet eder, bu konudaki hassasiyetlerimize saygı duyulması yönündeki çağrılarımızı bu vesileyle yineleriz” denildi.



Burcu: “Rum lider, Akıncı’nın kararlılığının onda birini gösterseydi, farklı bir noktada olurduk”



Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Barış Burcu, Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’nın kritik dönemlerde aldığı inisiyatifler ve gösterdiği kararlılığa işaret ederek, “Onda biri Rum lider tarafından gösterilseydi, son 2 yıllık müzakere sürecinde farklı bir noktada olunurdu” dedi.

Burcu geçtiğimiz Cuma günü yaptığı açıklamada, Rum Yönetimi Sözcüsü Nikos Hristodulidis’in Rum basınında yer alan son açıklamalarını değerlendirdi.

Kıbrıs Rum Yönetimi’nin yıllardır sürdürdüğü en büyük yanlışın, Kıbrıs Türk halkını ve onun seçilmiş liderini küçümsemek, eşit görmemek, hatta yok saymak olduğunu vurgulayan Burcu, bu nedenle, her zaman sadece Türkiye’yi muhatap olarak almak istediklerini ve Kıbrıs Türklerinin iç dinamiklerinin görmezden gelindiğini belirtti.

Burcu, “Bu geçmişte de böyleydi, şimdiki Cumhurbaşkanımız Sayın Akıncı’ya karşı da aynı tavrı sergilemektedirler. Sayın Rum Sözcü Hristodulidis’in açıklamasının anlamı budur” dedi.

Barış Burcu, şöyle devam etti:

“Şu kadarını ifade etmek isterim ki, son iki yıllık müzakere sürecinde Cumhurbaşkanımız Sayın Akıncı’nın kritik dönemlerde aldığı inisiyatiflerin ve gösterdiği kararlılığın onda birini Sayın Rum lider de yapabilseydi, şu anda farklı bir noktada olurduk. Ama ne yazık ki Mont Pelerin’de, Cenevre’de ve son olarak Crans-Montana’da da Rum tarafı uzlaşma yönünde bir kararlılık sergileyememiştir. Tek amaçları çözümsüzlüğün sorumluluğunu Kıbrıs Türk tarafı ve Türkiye’nin üzerine yükleyebilmek için taktikler geliştirmek olmuştur. Bunu başaramayınca da herkesle kavga eder duruma düşmüşlerdir.”

Burcu, Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’nın da vurguladığı gibi, Rum tarafında ciddi bir zihniyet dönüşümüne ihtiyaç olduğunu yineledi ve bu yönde adımların atıldığını görmekten en çok Kıbrıslı Türklerin memnun olacağını belirtti.



Erçin: “Maruz kaldığımız mağduriyetlerin yaşanmaması konusunda samimi adım attıkça olumlu sonuçlar doğacak"



Cumhurbaşkanlığı Diplomasi ve AB Özel Danışmanı Erhan Erçin, Maronitlerin geri dönüşü ile başlayan gelişmelerin devam edeceğini belirterek “Biz bu coğrafyada yaşayan insanlar olarak, bizim maruz kaldığımız mağduriyetlerin yaşanmaması konusunda samimi adım attıkça, olumlu sonuçlar doğacaktır” dedi.

Diyalog TV’ye konuk olan Erçin, Maronitlerin geri dönüşü konusunda “Hangi açıdan bakılırsa bakılsın fark etmez, bu olumlu bir gelişmedir” değerlendirmesinde bulunarak, “Üretilen bu siyasi karar çok önemlidir” dedi.

Bundan sonraki adımların da olumlu sonuçlar doğuracağını ifade eden Erçin, “Bundan sonraki yol haritamız, Kıbrıs Türk halkının talep ve beklentileri doğrultusunda, hem içte hem de dışta olumsuzluklarla karşı karşıya kalmayacağımız, gerçekçi ve makul adımlarla oluşacak. Aceleci hareket etmiyoruz, soğukkanlı ve gerçekçi değerlendirme süreci sağlıklı bir şekilde ilerliyor” diye konuştu.

Çözümsüzlüğün Kıbrıs’taki Maronitler’e de olumsuz yansıdığını anımsatan Erçin, Kıbrıslı Türkler açısından da bu adımın önemli olduğunu ifade ederek, “Biz Kıbrıslı Türkler olarak çeşitli kısıtlama ve engellemelere maruz kalan bir toplumun insanları olarak, Maronitlerin de aynı durumda olmaması için çaba gösteriyoruz” ifadelerini kullandı.

Erçin, bu konunun Lübnan hükümeti açısından da önem taşıdığına dikkat çekerek, Lübnan devletinin de bu konuyu yakından takip ettiğinin belirtti.

“Kıbrıs sorununun çözümsüzlüğü sürüyor diye, tüm toplumun şikayet ettiği içteki olumsuzlukları oldukları gibi kabullenmek yerine, bazı şeylerin iyi yönde değişebileceğini ve bunun da çözüme katkı koyacağını hem halkımıza, hem de dünyaya işaret etmek açısından Maronitlerle ilgili atılan adım çok önemliydi” diyen Erçin, “Değerlendirmeler devam ederken, genelde sanılanın aksine uluslararası camianın her konuda bizi takip ettiğini göz önünde bulundurarak, kendi içimizde ortak aklı bulmamız, sağlıklı adımlar atmamız gerekiyor” şeklinde konuştu.

Erçin, Rum tarafının tek başına yıllardır elinde tuttuğu güç ve yetkiyi, Kıbrıs’ın eşit halkı Kıbrıslı Türkler ile paylaşacak federal bir ortaklığa hâlâ hazır olmadığının artık görünür hale geldiğine vurgu yaptı.

Erçin, “Müstakbel ortaklarımız siyasi eşitliğe dayalı BM parametreleri içinde federal bir çözüme hazır hale gelecek zihniyet dönüşümünü yaşayıp tamamlayana, federal çözüm için şartlar oluşana kadar, biz hem kendi iç meselelerimiz hem de uluslararası örgütlerle dış kamuoyu ile ilişkilerimiz açısından çalışmaya devam edeceğiz. Cumhurbaşkanımız bu çalışmaları, toplumun tüm kesimleriyle başlattığı değerlendirmeler ışığında yürütmektedir” dedi.

Kıbrıs Türk tarafı ve Türkiye’nin Crans-Montana ’ya çözüm kararlılığı ile gittiğine vurgu yapan Erhan Erçin, “Biliyorsunuz son 2 yıldır devam eden müzakerelerin olumlu sonuçlanması için samimiyet ve kararlılıkla çalıştık. Kıbrıs Türk tarafı ve Türkiye, çok yoğun hazırlıkların ardından Cenevre’de başlayıp Crans-Montana ‘da devam eden Kıbrıs Konferansı’nda da BM Genel Sekreteri Antonio Guterres’in çerçevesi içinde net ve çözüm odaklı önemli adımlar attı” dedi.

Erçin sözlerini şöyle sürdürdü:

“Konferansın Kıbrıs Türk halkının hedefi olan iki kurucu devlete dayalı siyasi eşitlik temelinde yeni bir federal ortaklıkla sonuçlanması maalesef mümkün olamadı. BM Genel Sekreteri Guterres’in de söylediği gibi tarafların soğukkanlı bir şekilde değerlendirme sürecine girmesi gerekiyordu. Biz çok ciddi bir değerlendirme sürecinden geçiyoruz, şartlar yeniden oluşana kadar bazı adımlar atılıyor.”

Hem iç hem de dış dinamiklerin konjonktürel olarak bir araya gelmesiyle bazı açılımların istenilen yönde ve etkili bir şekilde gelişebileceğine dikkat çeken Erçin, içerde bu tür adımlar attıkça uluslararası camia ile uyum kazanmaya devam edileceğini belirterek “Mevcut uluslararası sistemde bazı unsurların değişmesi için siyasi kararlar gerekiyor” dedi.

“Biz burada Türkiye ile de yakın istişare içerisinde çalışarak, atacağımız olumlu ve yapıcı adımları belirlemek yönünde çalışmaya ve harekete devam edeceğiz” diyen Erhan Erçin şöyle devam etti:

“Evet 2004’te Kıbrıs Türk halkı olarak Annan Planı’na evet diyerek çok önemli bir adım attık. Ona rağmen çözüm planına hayır diyen taraf tek başına AB’ye girdi. Evet diyen Kıbrıs Türk halkı ise AB dışında kaldı. Bu adaletsizliği kabul etmek mümkün değil. ‘Bugünkü uluslararası düzen de maalesef bu’ diyerek bunu kabullenemeyiz, durumun yanlışlığını anlatmaya devam edeceğiz.”

Rum tarafındaki siyasetin, Kıbrıs Türk halkıyla bir şekilde buluşabileceği dinamikleri oluşturması için Kıbrıs Türk tarafının atacağı adımların da önemli olduğuna vurgu yapan Erçin, “Bu adımlarla birlikte uluslararası camianın, BM’nin ve AB’nin de yönlendirmesiyle, Kıbrıs Rum halkı ya da liderliği, doğru bir noktaya yönelebilir” dedi.

Erçin, Guterres çerçevesinin dışına çıkanın Kıbrıs Türk tarafı olması halinde uluslararası camianın eleştiri oklarına maruz kalınacağının altını çizerek, bugün bunun olmamasının tek başına birçok şeyi izah ettiğini belirtti.



TMT Mücahitler Derneği: “Egemen devletimizde geleceğe umutla bakıyoruz”



Kıbrıs TMT Mücahitler Derneği, Türk Mukavemet Teşkilatı’nın kuruluşunun 59’uncu, Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı’nın kuruluşunun 41’inci ve Kıbrıs’ın fethinin 446’ncı yıl dönümü nedeniyle mesaj yayımladı.

Kıbrıs TMT Mücahitler Derneği Başkan Yardımcısı Celal Bayar, yayımladığı mesajda, “Varoluş ve özgürlük mücadelemizin bu mutlu gününde her üç önemli olayın gurur ve heyecanını yaşıyor ve egemen devletimizde geleceğe umutla bakıyoruz” dedi.

Bayar, Türk ordusunun 446 yıl önce 1 Ağustos 1571’de 60 bin şehit vererek Ada’yı Türk vatanı yaptığını vurguladı.

Bayar, Sömürge İdaresi’nin yanlı tutumu ile güçlenen Ada Rumlarının Yunanistan’ın da desteği ile Enosis hayallerini gerçekleştirmek üzere terör ve silahlı eylemlere başladıklarını, Türk ulusunun kopmaz ve ayrılmaz bir parçası olan Kıbrıs Türk halkının buna seyirci kalmayarak, savunma azim ve mücadelesini 1 Ağustos 1958’de birleştirerek, fiilen ana vatanın ve Türk Silahlı Kuvvetleri’nin kanatları altında, inanç ve gücüne güç kattığını belirtti.

TMT’nin kuruluşunun dönüm noktası olduğunu kaydeden Bayar, bunun sonucunda 1960’ta kurulan ortaklık cumhuriyetinde başarılı sonuçlar elde edildiğini, bunu kabullenemeyen ve Enosis’ten başka bir şey düşünmeyen Rumların 21 Aralık 1963’te Akritas katliam planını uygulamaya koyduklarını ifade etti.

TMT’nin topyekun bir savunma stratejisi uygulayarak, en zor şartlarda direnişini sürdürdüğünü ve 20 Temmuz 1974 Mutlu Barış Harekatı’na zemin hazırladığını belirten Bayar, sonuçta Kuzey Kıbrıs’ta bir devlet yaratıldığını kaydetti.

“Bu sonuç onu efsaneleştirmiştir” diyen Bayar, zaman zaman TMT’ye çamur atmaya çalışanların bugün sahip olunan barış, demokrasi ve özgürlük ortamının TMT ve Mehmetçik sayesinde sağlandığını unutmamaları gerektiğini belirtti.

Celal Bayar, devletin yaşatılması, ileriye taşınması ve korunması için 1 Ağustos 1976’da Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı’nın kurulduğunu, Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı’nın TMT’den devraldığı bu direnişi 41 yıldır şan ve şerefle devam ettirmekte olduğunu kaydetti.

Kıbrıs TMT Mücahitler Derneği Başkan Yardımcısı Celal Bayar, 50 yıldır devam eden barış görüşmelerinde Rum ve Yunan tarafının sergilediği tutum ve davranışlar dikkate alındığında; tek dayanağın egemen devletin yaşatılması ve Türkiye’nin etkin ve fiili desteğinin devamı olduğunu vurguladı.

Bayar, “Bugün kutlamakta olduğumuz ve Adamızı ve halkımızı esenliğe taşıyan bu üç mutlu ve önemli günün yıldönümlerinde aziz şehitlerimizi rahmetle, kahraman gazilerimizi minnet ve şükranla anarız. Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığımıza, Büyük Türk ulusuna ve Kahraman Türk Silahlı Kuvvetleri’ne sonsuz güvenimizi yineleriz” dedi.



Rumlar doğalgazdan Kıbrıslı Türklere pay verilmesine karşı



Güney Kıbrıs’ta, Rum Simerini gazetesi hesabına “IMR/Lefkoşa Üniversitesi” tarafından 25-26 Temmuz’da 18 yaş ve üzeri 500 kadın ve erkek arasında yapılan doğal gaz ile ilgili anketten; Rumların yüzde 82’sinin, edinilecek gelirden Kıbrıslı Türklere pay verilmemesi gerektiğine inandığı ortaya çıktı.

Katılımcılara yöneltilen “Kıbrıs sorunu çözülmediğine göre doğal gaz gelirlerinden Kıbrıslı Türklere pay verilmesi gerektiğine inanıyor musunuz” sorusuna, yüzde 82 Hayır, yüzde 18 Evet cevabı verildi.

“Nihayetinde Kıbrıslı Türklere doğal gaz gelirlerinden payları verilecekse, bu ne zaman verilmeli” sorusuna karşı ise, katılımcıların yüzde 84’ü “Kıbrıs sorununun çözümünden sonra”, yüzde 10’u “çözüme yakın olunduğunda” verilmesi, sadece yüzde 6’sı “gelir elde edildiği anda verilmesi gerektiği” görüşünü ortaya koydu.

Hidrokarbonların kullanılmasının Rum tarafının Kıbrıs sorunundaki müzakerecilik konumunu güçlendirip güçlendirmeyeceği sorusuna, yüzde 65 “güçlendirecek”, yüzde 35 “güçlendirmeyecek” cevabını verdi.



Kıbrıs Sağlık Turizmi Konseyi ile TÜRKSOY arasında işbirliği protokolü imzalandı



Kıbrıs Sağlık Turizmi Konseyi ile Uluslararası Türk Kültür Teşkilatı (TÜRKSOY) arasında sağlıkta işbirliğini geliştirmeye yönelik protokol imzalandı.

Protokole, TÜRKSOY Genel Sekreteri Prof. Düsen Kaseinov ile Konsey Başkanı Ahmet Savaşan imza attı.

Düsen Kaseinov, imza töreninde yaptığı konuşmada, atılan bu adım sayesinde KKTC ile TÜRKSOY üyesi devletler arasında kültür ve eğitimin ardından sağlık turizmi alanında da işbirliğinin gelişeceğini, Protokolün, Türk halklarına sağlıkta önemli bir alternatif sunacağını ifade etti.

Konsey Başkanı Ahmet Savaşan da, Kuzey Kıbrıs’ın kalp, kanser, göz, ortopedi, tüp bebek gibi alanlar başta olmak üzere üçüncü yaş turizmi konularında sunduğu hizmetleriyle bölgeden her geçen gün daha fazla kişi tarafından tercih edildiğini söyledi.

Kaseinov’un başta yükseköğretim olmak üzere kültür, sanat gibi alanlarda KKTC’ye büyük katkısı bulunduğunu söyleyen Savaşan, “Amacımız Türk halkları ile işbirliğini geliştirmektir” dedi.



May'e Kıbrıs mektubu



Kıbrıs Türklerine Adalet Platformu, İngiltere Başbakanı Theresa May'e sonuçsuz kalan Kıbrıs müzakerelerinin ardından İngiltere'den beklentilerini içeren bir mektup sundu.

Kıbrıs Türklerine Adalet Platformu Sözcüsü Ersu Ekrem ve İngiltere Temsilcisi Chet Ramadan, Cenevre'de yapılan ancak sonuçsuz kalan Kıbrıs müzakerelerinin ardından adada garantör ülke konumundaki İngiltere'den beklentilerin sıralandığı mektubu İngiltere Başbakanlık Ofisi "10 Numara"ya iletti.

Mektupla ilgili AA muhabirine açıklamalarda bulunan Ekrem, "Kıbrıs Türk toplumunun izolasyonlar altında ezilmesine artık tahammül edilemeyeceğini ve Kıbrıslı Türklere suçlu muamelesi yapılmasının karşısında olduğumuzu belirtiyoruz." dedi.

Ekrem mektupta bundan sonra yapılacak müzakerelerin 2 devlet esası üzerinde gerçekleştirilmesi taleplerini de ifade ettiklerini vurguladı.

Başbakan May'e hitaben kaleme alınan ve kopyaları Dışişleri Bakanı Boris Johnson ile Ulaştırma Bakanı Chris Grayling'e de iletilen mektupta, Kıbrıs Türklerinin 1968'den beri Birleşmiş Milletler parametreleri çerçevesinde sürdürülen "açık uçlu ve verimsiz" müzakereleri artık desteklemeyecekleri ifade edildi.

Son müzakere sürecinin Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti liderliğinin sorunun çözümüne dönük içten çabalarına karşın Rum kesiminin aşırı talepleri yüzünden çöktüğü anlatılan mektupta, "Bu platform Türkiye'nin 1960 anlaşmasıyla elde edilen ve Kıbrıs Türklerinin güvenliği için hayati önemi olan garantörlüğü ve yasal tek taraflı müdahale haklarını sulandıran hiçbir çözümü desteklemiyor ve desteklemeyecektir." görüşü paylaşıldı.

İngiltere'nin de 1960 anlaşmasına göre adadaki 3 garantör ülkeden biri olduğu hatırlatılan mektupta, "Kıbrıs Türkleri İngiliz hükümetinden Kıbrıs'taki halklara eşit ve adil muameleyi güvenceye almasını bekliyor." değerlendirmesinde bulunuldu.

Kıbrıs'ta "bir B planının ciddi bir seçenek olarak masaya konulması gerektiği" belirtilen mektupta, aksi takdirde Rumların mevcut durumundan yararlanmayı sürdürecekleri aktarıldı.

Kıbrıs Türklerine uygulanan yaptırımların insan hakları ihlali teşkil ettiği bildirilen mektupta, "İngiliz hükümetinden eşit statümüze saygı göstermesini ve sürmekte olan izolasyonu koşulsuz biçimde sona erdirmesini talep ediyoruz." ifadesi yer aldı.



















Enformasyon Dairesi







Facebook





Twitter





Instagram





Flickr





LinkedIn





Website













Dışişleri Bakanlığı







Facebook





Twitter





YouTube





Website













KKTC Dışişleri Bakanlığı

Enformasyon Dairesi



Tel: +90 (392) 228 3365 / 228 3241

Faks: +90 (392) 228 4847

E-Posta: pio@mfa.gov.ct.tr

Adres: Selçuklu Caddesi, Lefkoşa KKTC

via Mersin 10 / TURKEY



Twitter: @trnc_pio

Facebook: @trncpio

Youtube: KKTCDisisleri





Yorumlar










Aktif Ziyaretçi 15
Dün Tekil 753
Bugün Tekil 49
Toplam Tekil 1983045
IP 107.20.120.65






TURAN-SAM PRINTED ISSN: 1308-8041
TURAN-SAM ONLINE ISSN: 1309-4033
Journal is indexed by:































































27 Rebiü'l-Evvel 1439
Aralık 2017
P
S
Ç
P
C
Ct
P
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31


Körler çarşısında ayna satma, sağırlar çarşısında gazel atma.
(MEVLANA)


Ekle Çıkar









Anasayfa - Amaç - Misyon - Vizyon - Faaliyetler - Tüzük - Yönetim - Yasal Uyarı - İletişim

Her Hakkı Saklıdır © 2007 - 2017 TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi
Sayfa 1.192 saniyede oluşturulmuştur.

TURAN-SAM rssTURAN-SAM rss
Google Sitemap

"Bu site en iyi mozilla firefox'ta 1280x960 çözünürlükte görüntülenir."

Turan Portal v1.3 | Tasarım TURAN-SAM , Kodlama Serkan Aygün

Turan Nedir?, Bilimsel Dergiler, En popüler Bilimsel Dergi, Endeksli Bilimsel Dergiler, Saygın Bilimsel Dergi, Türk Dünyasının en popüler ve en saygın Bilimsel Hakemli Dergisi, SSCI, SCI, citation index, Turan, Türk Devletleri, Türk Birligi, Türk Dünyası, Türk Cumhuriyetleri, Türki Cumhuriyetler, Özerk Türkler, Öztürkler, Milliyetçi, Türkçü, Turancı, Turan Askerleri, ALLAH'ın askerleri, Turan Birliği, Panturan, Pantürk, Panturkist, Türk, Dünyası, Stratejik, CSR, SAM, Center for Strategical Researches, Araştırma, Merkezi, Türkiye, Ankara, İstanbul, Azer, Azeri, Azerbaycan, Bakü, Kazakistan, Alma-Ata, Astana, Kırgız, Bişkek, Kırgızistan, Özbekistan, Özbek, Taşkent, Türkmen, Türkmenistan, Turkmenistan, Aşxabad, Aşkabat, Ozbekistan, Kazakhstan, Uzbekistan, North, Cyprus, Kıbrıs, MHP, AKP, CHP, TURKEY, Turancılık, KKTC, Vatan, Ülke, Millet, Bayrak, Milliyet, Cumhuriyet, Respublika, Alparslan Türkeş, Atatürk, Elçibey, Bahçeli, Aytmatov, Bahtiyar Vahabzade, Yusuf Akçura, Zeki Velidi Togan, İsmail Gaspıralı, Gaspırinski, Nihal Atsız, Alptekin, Kürşad, Tarih, Kardeş, Xalq, Halk, Milletçi, Milliyetçi, Yürek, Ürek, Türklük, Beynelxalq, Arbitrli, Elmi, Jurnal, Nüfuzlu