BASIN BÜLTENİ Ertuğruloğlu: “mevcut BM parametreleriyle sürdürülen müzakere süreci bitmiştir, yeni süreç ancak eşitlik temelinde başlayabilir” - TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi - http://www.turansam.org









BASIN BÜLTENİ Ertuğruloğlu: “mevcut BM parametreleriyle sürdürülen müzakere süreci bitmiştir, yeni süreç ancak eşitlik temelinde başlayabilir”
Tarih: 26.07.2017 > Kaç kez okundu? 78

Paylaş


Dışişleri Bakanı Tahsin Ertuğruloğlu, İsviçre Crans-Montana’da çöken ve biten 50 yıllık Kıbrıs müzakerelerinin başarısızlıkla sonuçlanmasının tek sorumlusunun Rum tarafı ve Yunanistan olduğuna işaret ederek, “Artık çalınacak ve kaybedilecek zamanımız yoktur. Mevcut BM parametreleriyle sürdürülen bu süreç bitmiştir, ilk önce buraya noktayı koyalım” dedi.

Ertuğruloğlu, “Müzakere süreci Rum-Yunan tarafı yüzünden bitti. O yüzden Rum tarafı şimdi müzakerelere devam etmek istiyor. Bu oyuna gelinmemeli. Eğer müzakerelere kaldığı yerden devam edilirse Kıbrıs Türküne en büyük zarar olur. Çünkü süreç 50 yıl daha sürer, hiçbir sonuç alınmaz, Kıbrıs Türk halkı da izolasyonlar altında yaşamaya boyun eğer” diye konuştu.

İlgili tüm tarafların Kıbrıs’ta eşitlik temelinde bir süreçten başarı sağlanabileceğini kabullenmesi gerektiğini vurgulayan Ertuğruloğlu, “Eşitlik olacaksa, bu eşitliğin gerçek anlamda masada ortaya çıkması lazım. Yani bundan sonra devletten devlete müzakere olmalı” ifadelerini kullandı.

Dışişleri Bakanı Ertuğruloğlu, Kıbrıs adasına ait doğalgaz konusunda da Rum tarafının, Kıbrıs Türk tarafı ve Türkiye’nin uyarılarına önem vermesini isteyerek, Rum tarafının “çözüm olunca para veririm” açıklamasının Kıbrıs Türk halkına hakaret olduğunu vurguladı ve “Bizim iddiamız doğalgazdan para almak kavgası değildir, söz sahibi olduğumuzdur” dedi.

Dışişleri Bakanı Tahsin Ertuğruloğlu, BRT’nin Kıbrıs sorununa yönelik sorularını yanıtladı.

Dışişleri Bakanı Ertuğruloğlu, İsviçre'de iki bölümde gerçekleştirilen ve başarısızlıkla sonuçlanan müzakerelerin ilk önce “başarısızlıkla sonuçlandı” kısmının açılımının yapılması gerektiğini ifade ederek, “İsviçre’deki Kıbrıs konferansı başarısızlıkla sonuçlandı” demenin başka, “sadece konferans değil, 50 yıllık müzakere süreci başarısızlıkla sonuçlandığını” söylemenin başka olduğuna işaret etti.

Ertuğruloğlu, bu ayrımın vurgulanması gerektiğini, çünkü bazı çevrelerin ve özellikle Rum tarafının “konferans başarısız oldu ama biz kalınan yerden aynı parametrelerle görüşmeye hazırız” gibi açıklamalar yaptığına işaret ederek, bunun son derece ciddi bir hata ve yanıltma olduğunu vurguladı.

Crans-Montana’da sadece Kıbrıs konferansının başarısızlıkla sonuçlanmadığını, 50 yıllık müzakere sürecinin noktalandığını, BM parametreleri diye ifade edilen, iki toplumlu, iki bölgeli siyasi eşitliğe dayalı federasyon için sürdürülen müzakere sürecinin çöktüğünü belirten Ertuğruloğlu, Crans-Montana ’da çökenin bu olduğunu, ancak bunu söylemekle bu parametreleri kötülemek demek istemediğini, bunu söylemekle bu parametrelerle sürdürülen müzakere süreçlerinin herhangi bir başarı şansı olmadığını söylemek demek olduğunu kaydetti.

Arada çok ciddi bir fark olduğuna işaret eden Ertuğruloğlu, aradaki bu farkı gözetmeden sırf “çözümcü” görünme uğruna yeter ki müzakere süreci devam etsin adına 50 yıllık müzakere sürecini canlı tutmaya çalışmanın çok tehlikeli ve yanlış olduğunu söyledi.

Bunu söylerken de müzakere süreçlerine karşı olmadıklarını, Kıbrıs konusunda veya herhangi bir konuda diplomasinin bitmeyeceğini belirten Ertuğruloğlu, şunları kaydetti:

“Diplomasi bir şekilde tekrar canlanacaktır. Ama önemli olan yeni müzakere sürecinin hangi parametrelerde hangi zeminde, kiminle kimin arasında hangi hedefe doğru gerçekleştirileceğidir. Bu sağlıklı bir şekilde saptanmadığı takdirde doğru bulunamaz. Bunun çalışmasının yapılması gerekir.

Bu parametrelerde eleştirilen Rum tarafının çözüm isteksizliğidir. O yüzden bir anlaşmaya varılamadı. Bu yüzden ‘bu parametrelerle devam edelim, bir 50 yıl sonra Rum tarafı bir çözüme ikna olacaktır’. Bu türden sürdürülecek bir siyaset Kıbrıs Türküne ciddi zararlar verecek.

Bu parametrelerde eşitliğimiz de yoktur, BM zemininde biz eşitlik mi kazandık. O zaman niye Rum tarafı BM’de Kıbrıs Cumhuriyeti diye oturuyor. Bizim eşitliğimiz nerede… BM zemininde eşitlik korunsaydı şu anda Rum tarafı tek başına BM’de oturmazdı. Kendi kendimizi aldatmadan eşitliğimizin esas olarak BM tarafından kabul edilmediğini görmeliyiz.”

Dışişleri Bakanı Ertuğruloğlu, ülkede ilk önce Kıbrıs konusunda bir görüş birliği sağlanmasının önemine işaret ederek, Kıbrıs konusunda Kıbrıs Türk halkının ve Türkiye’nin çıkarları ile güvenliğinin önemine vurgu yaptı.

Partisel çıkarlar adına Kıbrıs konusunda inkar edilmesi mümkün olmayan gerçeklerin göz ardı edilmemesi gerektiğini ifade eden Ertuğruloğlu, bu hatanın yıllar boyu yapıldığını ve Türk tarafının Kıbrıs konusunda Rum tarafındaki birlik ve bütünlüğü sergileyemediğini kaydetti ve Kıbrıs konusunun partiler üstü olması gerektiğine işaret etti.

Ertuğruloğlu, “Eğer yeni bir müzakere süreci gündeme gelecekse; Rumların Crans-Montana’daki gibi hiçbir şey yapmayım, uzlaşmaz bir yöntemle ‘Sıfır asker sıfır garanti. Ben bunu elde etmeden başka hiçbir şey konuşmam’ yaklaşımları nedeniyle sonuçlanan bu süreçten sonra ‘Biz BM parametreleriyle müzakereye hazırız’ söylemlerini ciddiye alacak halimiz yok, bu bizimle alay eden bir yaklaşımdır” dedi.

Türk tarafının ve özellikle Türkiye’nin Crans-Montana’da çok başarılı bir süreç yürüttüğünü, bunu KKTC tarafıyla birlikte yaptığını, bu süreci bir çözüme taşıma gayretlerin de BM, AB ve İngiltere nezdinde olumlu karşılandığını ifade eden Ertuğruloğlu, süreci Rum tarafının; BM parametrelerine rağmen “sıfır asker sıfır garanti, bu konularda ilerleme sağlamadan başka başlığa geçmem” ısrarının çökerttiğini vurguladı.

Bu parametrelerle çözüm arayışının artık mümkün olmadığını, 50 yıllık BM sürecinin bittiğini ifade eden Ertuğruloğlu, yıllarca bunu söylediğini kaydetti ve başarı elde edilebilecek parametreleri şöyle sıraladı:

“Eşitlik olacaksa, bu eşitliğin gerçek anlamda masada ortaya çıkması lazım. Yani bundan sonra devletten devlete müzakere olmalı.

Rum devlet biz toplum olarak eşitsizlik temelinde müzakere ettiğimiz sürece masadan ortaklar olarak kalkmamız mümkün değildir, bu süreç bitmiştir.

Hala daha bu konuda ısrarlı olmak Kıbrıs Türk halkına zarardan başka bir şey değildir.”

Soru üzerine BM Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel Temsilcisi Eide’nin “sonuç ortak başarısızlıktır” açıklamasını eleştiren Ertuğruloğlu, bu açıklamanın Türk tarafına haksızlık olduğunu, çünkü sürecin tamamen Rum yüzünden çöktüğünü kaydetti.

Bu ortadayken bu yönde yapılan açıklamanın BM’nin tarafsızlığını sorgulattığına işaret eden Ertuğruloğlu, ilk günden Kıbrıs Türk halkına her türlü haksızlığı yapan AB ve BM’nin Kıbrıs’ta tarafsız olmadığını, bunun da özellikle KKTC’de görülmesini temenni etti.

Ertuğruloğlu, Kıbrıs Türk halkına her şartta sahip çıkan Anavatan Türkiye’nin de bazı kesimler tarafından kötü görülmesinin yanlış ve haksızlık olduğunu ifade etti.

Dışişleri Bakanı Ertuğruloğlu, Cumhurbaşkanı’nın kendilerine göre masada aşırı tavizler verdiğini, buna rağmen karşıdan beklediğini bulamadığını ve sürecin çöktüğünü ifade ederek, “Umarım herkes sürecin çökmesiyle Rumun gerçek niyetini gördü” dedi.

Ertuğruloğlu, o yüzden “iyi komşuluk ilişkilerine geçelim” dediğini ifade ederek, şöyle devam etti:

“Bu da Rum tarafının bizi eşit bir halk olarak görmesi ve adayı Helen adası görmekten vazgeçmesiyle olabilir. Bizi eşit ortağı görmeli, haklarımıza varlığımıza saygı göstermeli. Yani düşünce yapısını olgunlaştırmalı, bunu yapması gerekir.

Ama bunu yapacağına inanmadığımdan kimse de bizi ‘müzakere müzakere’ diye zorlamasın, sadece başarı şansı varsa müzakere edelim. Bu da müzakere zemini ve süreci belirlenirken belli olur.

Kırmızıçizgileri sağlıklı saptamanız gerekir, kırmızıçizgileriniz olmadan müzakere edemezsiniz, kırmızıçizgileriniz ortak aklın ürünü olmalı. Halk ve ülke çıkarlarını gözetmeli, ortak akıl ön planda olmalı.

Artık çalınacak ve kaybedilecek zamanımız yoktur. Bu parametrelerin başarısız olmasının nedeni; Rumun ve bizim eşit bir temele oturtulmamamızdır. Bu parametrelerle bu süreç bitmiştir, ilk önce buraya noktayı koyalım.”

Dışişleri Bakanı Ertuğruloğlu, yeni sürecin nasıl olacağıyla ilgili tüm tarafların geniş bir değerlendirme yapılması ve siyasi partilerin geçmişte yaptığı hataları yeniden yapmaması gerektiğini ifade ederek, önemli olanın halkın ve ülkenin çıkarları olduğunu vurguladı.

Kıbrıs konusunun partiler arası rekabetten çıkarılması, herkesin ülkesine, toprağına sahip çıkması gerektiğini belirten Ertuğruloğlu, mevcut parametrelerle çözüm şansının olmadığını kaydetti.

Kıbrıs’ta çözüm şansının ancak ve ancak Kıbrıs Türk ve Rum taraflarının eşit zeminde masaya oturtulmasıyla olabileceğini ifade eden Ertuğruloğlu, mevcut BM parametreleriyle çözüm olmayacağının son olarak Crans-Montana’da da görüldüğünü işaret etti.

Dışişleri Bakanı Ertuğruloğlu, zaten müzakere sürecinin İsviçre’deki toplantılarının bir son olduğunun tüm taraflarca açıklandığını ifade ederek, şöyle devam etti:

“Bize göre müzakerelerde aşırı tavizler verildi, ama karşılığında somut hiçbir şey alınamadı. Biz de bunları eleştirdik. Ancak ‘Son’ denen Crans-Montana’da Türk tarafının çözüm istenci göründü. Orada tek çözüm isteyen Türk tarafıydı. BM Genel Sekreterinin iki kez oraya gelmesi Türkiye’nin Türk tarafının başarısıdır. Müzakere süreci Rum Yunan tarafı yüzünden bitti.

O yüzden Rum tarafı şimdi müzakere istiyor. Bu oyuna gelinmemeli. Eğer müzakerelere kaldığı yerden devam edilirse Kıbrıs Türküne en büyük zarar olur. Çünkü süreç 50 yıl daha sürer, hiçbir sonuç alınmaz, Kıbrıs Türk halkı da izolasyonlar altında yaşamaya boyun eğer.”

Ertuğruloğlu, Kıbrıs konusunun zor bir konu olduğunu, Kapalı Maraş konusunun da bu zor konu içinde ayrı zor bir konu olduğuna işaret ederek, Kapalı Maraş ile ilgili söylemlerin kolay ancak icraata geçmesinin o kadar kolay olmadığını kaydetti.

Maraş toprağının yüzde 70-80’inin Vakıf malı olduğunu, öyle kolay yerleşime açılmasının kolay olmadığını, bu konuda çok boyutlu araştırmalar değerlendirmeler gerektiğini ifade eden Ertuğruloğlu, BM’nin Kapalı Maraş ile ilgili Türkiye’yi sorumlu tuttuğunu, bu yüzden bu konuda Türkiye ile tartışılmadan görüşülmeden karar alınmasının doğru olmadığını işaret etti.

Ertuğruloğlu, Kıbrıs müzakere süreci ile ilgili yeni sürecin eşitsizlik temelinde sürdürülmesinin mümkün olmadığını ifade ederek, tüm tarafların Kıbrıs’ta eşitlik temelinde bir süreçten başarı sağlanabileceğini kabullenmesi gerektiğini kaydetti.

Bunun için de Kıbrıs Türk tarafının Anavatan ile adım adım birlikte hareket etmesinin önemine işaret eden Ertuğruloğlu, “Mevcut statüko sürdürülemez, 50 yıllık süreç de bitti, bunlar kabul edilmeli ve bunlar ışığında kendimize bir rota belirlemeye çalışacağız. Ülke ve halk çıkarları göz edilerek, Türkiye karşıtlığı yapmadan adım adım Anavatanla birlikte hareket etmekten başka şansımız yok” dedi.

Dışişleri Bakanı Ertuğruloğlu, soru üzerine doğalgaz konusuna da şunları kaydetti:

“Bu süreç bizi değil, Rum’u nereye götürecek önemli. Bu süreç Rum’u hüsrana götürecektir. Bunu yapamayacağını çok net bir şekilde görecektir.

Türkiye’ye rağmen burada kazı yapıp doğalgaz bulsan da Türkiyesiz bunu pazarlayamazsın. Eğer bulunabilirse ve pazarlanabilecek durumdaysa tabi...

Rum tarafı işi tırmandırmaya hevesliyse bu iş tırmanacak, çünkü Türkiye buna prim verecek değil.

Öngörüm ‘Savaş çıkacak’ anlamında değil, niye savaş çıksın ki, ama Rum bu yaptığının yanına kalmayacağını, boşuna uğraşacağını, duvara toslayacağını görecektir. Türkiye buna izin vermeyeceğini defalardır söylüyor. Rum Yönetimi bunu kaale almıyorsa bunun böyle olmayacağını yaşayıp göreceklerdir. Ben bunları tehdit olsun diye söylemiyorum.

Türkiye de tehdit etmiyor, uyarıyor, ‘yapmayın, hakkınız yoktur’ diyor. Rum ise ‘Hayır ben yaparım’ diyor. Sen mahcup olacaksın. Biz doğruyu yapıyoruz.

‘Ben Kıbrıs Cumhuriyetiyim istediğimi yaparım, günü gelince de çözüm olunca sana paranı veririm’ demek Kıbrıs Türk halkına hakarettir.

Bu hakareti ‘çözümcü’ kesimlerimiz göremiyorsa, tepki göstermiyorsa bu zafiyettir. Çünkü bu söylem Kıbrıs Türk halkına hakarettir.

Bizim iddiamız doğalgazdan para almak kavgası değildir. Burada öyle bir doğal zenginlik varsa bununla ilgili kararların alınmasında söz sahibi olmak istiyoruz. Bu gaz araştırması kiminle yapılacak kiminle anlaşılacak. Benim söz sahibi olmam lazım.

Kıbrıs müzakerelerindeki ‘Yönetim ve Güç Paylaşımı’ başlığı da bunun içindir. Ama şimdi Rum bize ‘Sen karışma, ben Kıbrıs Cumhuriyeti’yim hükümetim, eğer bir gün anlaşma olursa bu doğalgazdan elde edilen miktarın bir kısmını sana veririm’ demesine tepki gösterilmemesi zaafiyettir. Türkiye’nin uyarılarının, bizim itirazlarımızın eleştirilmesi değil, hatalı icraatlar yapan Rum eleştirilmeli. Ama bunun yapılması ‘çözüm karşıtlığı’ görülüyor. Bu suçluluk psikolojisi sağlıklı değildir. Bize her şartta destek çıkanın eleştirilmesi, bize her şartta eziyet edenin de eleştirilmemesi, bu psikolojiyle halkın geleceği şekillendirilemez.”

Dışişleri Bakanı Ertuğruloğlu, zaten Rum tarafının da bu zaafiyeti iyi gördüğünü ve Crans-Montana’yı bir son değil, Türk askerinin, garantilerin, güvenliğin ve haritanın masaya getirildiği bir “başarı” olarak gördüğünü işaret ederek, bunun Rum lider tarafından da açıkça dile getirildiğine dikkat çekti.

Ertuğruloğlu, “Kıbrıs konusunu KKTC iç siyasetinden, rekabet unsurundan çıkarmalıyız. Bunu yapmakta zorlanacak partiler vardır. Parti görüşü ayrımı yapmadan milli davada birleşmeliyiz. Halkımızın geleceği için herkes anlaşma ister, ama bu anlaşma azınlık değil, eşit olacaksak olur” diye konuştu.

Dışişleri Bakanı Ertuğruloğlu, soru üzerine gönlünde yatanın tanınma yoluna çıkmak olduğunu da belirterek, bunun seçeneklerden biri olduğunu söyledi.

Kendisine göre yeni süreçte yapılması gereken 4-5 seçenekten birinin “tanınma yoluna çıkmak” olduğunu, ancak başka seçenekleri de saydığını, fakat bunlardan birinin cımbızla çekilerek, adının “ilhakçıya” çıkarıldığın anlatan Ertuğruloğlu, “Bunlar küçük zekaların siyasi oyunlarıdır. Benim gönlümde yatan gerçek; KKTC’nin tanınmasıdır. Ama seçenekleri sayarken ‘ilhak’ deyince birileri elektrik çarpmışa dönüyor. Hedef beni yıpratmaktır. Bilinçli olarak sözlerim çarpıtılıyor, bana zarar verilmeye çalışılıyor. Ama bu tip entrikalara karnımız tok, ayıp yazık” ifadelerini kullandı.

Dışişleri Bakanı Ertuğruloğlu, Rum tarafının amacının Kıbrıs Türk halkını Türkiye’den koparmak olduğunu ifade ederek, zaten Kıbrıs Türk halkının müzakereler dolayısıyla ne 20 Temmuz’un ne de 15 Kasım’ın değerini iyi bilebildiğini kaydetti.

Ertuğruloğlu, Rum tarafının tek hedefinin Türkiye’nin adadan tamamen çıkması ve Kıbrıs Türk halkıyla bağının koparılması olduğunu ifade ederek, bu zihniyetle neyin müzakere edileceğini sordu ve Kıbrıs Türk halkının güvenliğine kavuştuğu 20 Temmuz’un ve devletini kurduğu 15 Kasım’ın değerini iyi bilmesini istedi.

KKTC’nin tam olarak kurumsallaşamadığı konusunda da özeleştiri yapan Ertuğruloğlu, bunu sağlamak ve halkın refahını artırmak, devletinden memnun olmasını sağlamak için de tüm siyasi partilerin halk çıkarlarını ön plana çıkarması gerektiğine vurgu yaptı.



Çavuşoğlu: “Kıbrıs gibi konular önümüzde engel olmamalı”



Avrupa Birliği Yüksek Temsilcisi Federica Mogherini, Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ve AB Bakanı Ömer Çelik dün düzenlenen Türkiye-AB Yüksek Düzeyli Siyasi Diyalog Toplantısı sonrası önemli açıklamalarda bulundu. Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, konuşmasında Kıbrıs konusuna da değinerek Kıbrıs gibi konular önümüzde engel olmamalı. Kıbrıs konusunda ne kadar yapıcı olduğumuzu, ne kadar çözüm için Crans-Montana'ya gittiğimizi bizzat Mogherini, Timmermans, Avrupa Birliği yetkilileri görmüştür. Yine Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri ve temsilcileri burada görmüştür. Çözümü kimin isteyip kimin istemediğini de net bir şekilde herkes görmüştür. Dolayısıyla Kıbrıs sorunu da artık Türkiye ve AB ilişkilerinin önünde adeta bir duvar, bir engel gibi durmamalıdır." ifadelerini kullandı. (Kıbrıs Postası)



Hüdaoğlu: “Rumların gailesi çözüm değil”



Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Gürdal Hüdaoğlu, Crans-Montana’daki Kıbrıs konferansının başarısızlıkla sonuçlanmasının nedeninin Rum tarafının BM Genel Sekreteri Antonio Guterres’in çizdiği çerçevenin dışında kalma ısrarı olduğunu belirtti.

Bayrak Radyo Televizyon Kurumu’nda (BRTK) katıldığı bir programda konuşan Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Gürdal Hüdaoğlu, Crans-Montana’nın doğru okunması için öncesine bakmak gerektiğini, Kıbrıs Türk tarafının iki yıldır sorunun çözümü yönünde yapıcı ve iyi niyetle çalıştığını, her fırsatta inisiyatif alarak süreci çözüm yönünde zorlayıcı olduğunu söyledi.

Kıbrıs Türk tarafının son iki yıldır Kıbrıs sorunun çözme konusunda geliştirdikleri açık tutumu Crans-Montana’da da sergilediğini belirten Hüdaoğlu, “Ama Rum liderliği ne yazık ki buna yardımcı tutum sergilemedi. Crans Montana’ya, başka gailelerle, Kıbrıs sorunun, müzakerelerin ilelebet devamı ve sorunu çözmeyen tarafın kendisi olmadığı yönündeki propagandayı güçlü tutacak malzemeler elde etmek için gittiler. Şimdi de bunun iletişim operasyonlarını hayata geçirmeye çalışıyorlar fakat gerçek er geç ortaya çıkar, şimdi bunu yaşıyoruz” dedi.

Hüdaoğlu, Kıbrıs Konferansı’nın Kıbrıs Türk tarafının gayretleriyle ortaya çıktığını kaydetti.

Gürdal Hüdaoğlu, “BM Genel Sekreteri Guterres, Crans-Montana’da bir çerçeve ortaya koydu ve taraflara uzlaşının yolunu işaret etti. Çerçevenin her başlığına ve tarafların tutumlarına bakıldığında tablo açık şekilde ortaya çıkıyor” dedi.

Hüdaoğlu, BM Genel Sekreteri’nin toprak konusunda oluşturduğu çerçevede Kıbrıs Türk tarafının haritasını baz alınması ancak Kıbrıslı Rumların bazı kaygılarını da giderecek bazı düzenlemeler yapılması gerektiğinin belirtildiğini kaydetti.

Hüdaoğlu, Kıbrıs Türk tarafının çerçeveye uygun adım attığını ancak Rum tarafının kendi haritasında direterek bu konuda da Guterres’in belirlediği çerçevenin dışına çıktığını belirtti.

Gürdal Hüdaoğlu, Yönetim ve Güç Paylaşımı konusunda BM Genel Sekreteri’nin oluşturduğu çerçevede, dönüşümlü başkanlıkta 2’ye 1 oranına sadık kalınması, etkin katılım konusunun ise bağlanarak temize havale edilmesi gerektiğinin belirtildiğini söyledi.

Bu konuda da Rum tarafının açık biçimde çerçeve dışında kaldığını belirten Hüdaoğlu, mülkiyet konusunda Türk tarafının çerçeve içinde hareket etmesine rağmen Rum tarafının Lefkoşa’da yıllardır dile getirdikleri görüşü esnetmediğini kaydetti.

Hüdaoğlu Rumların bütün sorunun garantiler konusunda çıktığı konusunda algı yaratmak istediğini ancak çerçevedeki 5 unsurdan 4’ünde Kıbrıslı Rumların çerçeve dışında kaldığını söyledi.

Bundan sonrası için Kıbrıslı Türklerin toplumca karar vereceği bir süreç yaşanacağını ifade eden Hüdaoğlu, Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’nın başlattığı istişarelerin daha da geniş bir tabana yayılarak devam edeceğini dile getirdi.



Burcu: “Rum tarafının uzlaşılmış ilkelere aykırı davranışı konferansın çöküşünü hazırladı”



Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Barış Burcu, Rum tarafındaki, uzlaşılmış ilkelere aykırı davranış biçimlerinin, Kıbrıs Konferansı’nın çöküşünü hazırladığını belirtti.

Burcu, dün sabah Kanal T'de katıldığı bir programda, Kıbrıs müzakere süreciyle ilgili açıklama yaparak, soruları yanıtladı.

Birinci Mont Pelerin zirvesi öncesi müzakere masasının kilitlendiğini ve kendi kendini tüketen bir şekle büründüğünü anımsatan Burcu, “Bunu kıran da Cumhurbaşkanımızın cesaretle yaptığı girişimdi. Mont Pelerin’deki birinci toplantıyı, Sayın Cumhurbaşkanımızın girişmleri ve ısrarları üretti” dedi.

Mont Pelerin toplantıları sonrasında Kıbrıs’a ilerleme sağlama amacıyla dönüldüğünü anımsatan Burcu, Rum liderliğinin zamana oynayan tutumu nedeniyle bunun başarılamadığını söyledi.

Bunun yanı sıra Crans Montana aşamasına kadar işi ileriye taşıyan, olumlu yönde teşvik edenin yine Cumhurbaşkanı Akıncı olduğuna dikkat çeken Burcu, “Beklenen süreç ilerlerken, sürece karşı olanların propagandaya başlayacakları belliydi. Bizi ‘vatan haini’ olarak suçladılar, biz tüm zorlukları göğüsleyerek süreci devam ettirdik, ancak bu kararlılığı Anastasiadis’te göremedik. Çözüm korkusu Anastasiadis’in en büyük korkusu haline dönüştü” dedi.

Barış Burcu açıklamalarına şöyle devam etti:

“Anastasiadis, şöyle düşündü, ‘Bu çerçeve içerisinde biz çözümü ben siyasi partilere, bürokrasiye ve topluma nasıl kabul ettirebilirim, ikincisi; bunu nasıl uygularım’ bu korkuları zamanla Anastasiadis’te görmeye başladık. En büyük arzusu en büyük korkusu haline geldi. Bu nedenle kaydedilen ilerlemeler durma noktasına geldi, hatta gerilemeye başladı. Örnek verecek olursak Türkiye’de Haziran’da seçimleri vardı, ‘durun bakalım Türkiye’de nasıl bir yapı ortaya çıkacak’ diyerek bir boşluk yarattı ve bu nedenle herhangi bir ilerleme yapılmadığı yönünde bir propaganda yapılmaya başlandı.

Gerçekleştirilecek zirve için Anastasiadis şöyle bir ön şart koydu: ‘Toprak konusunda beni tatmin edeceksiniz, Konferans sadece güvenlik ve garantileri görüşmek için oluşturulacak, bunda da beni tatmin ederseniz geriye kalan konularla ilgili müzakereye ancak o zaman başlarım’ böyle bir şey 11 Şubat belgesinin ilkelerini yok eden bir anlayış, bunu kabul edemedik, şiddetle karşı koyduk.”

Crans Montana’daki Kıbrıs Konferansı’nın mimarının Kıbrıslı Türkler olduğuna işaret eden Barış Burcu, “Bizim konferansı yapmak istememizin nedeni raydan çıkmak üzere olan Rum tarafının raydan çıkmasını engellemekti. Bunun için her türlü çabayı iyi niyetle gösterdik. Her türlü uyarıyı yaptık ancak yeni ilerlemeler kaydedemedik” dedi.

Bucu, şöyle devam etti:

“Ne BM, ne de biz, Kıbrıs’ı rayda tutamadık. Tekrar raya oturtma imkânı olacaksa idi bu ancak Kıbrıs Konferansı’nda olacaktı. Süreci rayda tutmak ancak Crans Montana’daki Kıbrıs Zirvesi içerisinde bir yapıyla olurdu. Kıbrıs Konferansı toplanmalıydı ve Cumhurbaşkanımız Akıncı toplanılması için kararlı bir yaklaşım sergiledi. Çünkü bunun doğru olduğuna inandı. Sonuç üretilmesinin başka bir yolu yoktu, sonuç üretilmezse de durumun tespitinin uluslararası gözlemciler tarafından gözlemlenmesinin başka bir yolu yoktu, biz bunu yaptık.”

Rum tarafındaki, uzlaşılmış ilkelere aykırı davranış biçimlerinin, konferansın çöküşünü hazırladığını belirten Barış Burcu, Kıbrıs Konferansı öncesinde federal anayasanın yazılımına başlanması için varılan uzlaşıya karşın, Kıbrıs Rum tarafının görevlendirme yapmamakta ısrarlı tutumunu sürdürdüğünü de anımsattı.

Zaman kazanmak için de bu noktaların ortak bir şekilde yazılımı için her iki tarafın aynı noktada uzlaşıya vardığını söyleyen Burcu, “Ancak Rum liderliği, güven yaratıcı önlemlerde, Ad-Hoc komitenin Kıbrıs Türk tarafını çözüm sonrasına hazırlamasında ve hidrokarbon çalışmalarının planlamasında olduğu gibi bu konuda da pratikte adım atmadı” diye konuştu.

Barış Burcu, uluslararası bir anlaşmanın değişebilmesi için, söz konusu anlaşmaya imza atmış bütün tarafların rızasının alınması gerektiğini vurgulayarak, Türkiye’yi güvenlik ve garantiler konusunda uluslararası bir anlaşmadan doğan hakkıyla ilgili açılımda bulunmasının iyi niyeti gösterdiğini vurguladı.

Burcu şöyle devam etti:

“Buna rağmen Türkiye bu konuda, bize güvenlik olanın bir başkasına tehdit oluşturmayacağı, yeni bir sayfada güvenliğimizi de koruyabilecek, Türkiye’nin de hak ve çıkarlarını koruyabilecek ama karşı tarafa da tehdit olmayacak bir açılım yaptı.

Türkiye’nin bu açılımına rağmen bir sonuç elde edilemedi. Türkiye’nin güvenlik ve garantilerle ilgili yapmış olduğu açılım çok önemli bir açılımdır. Onun altını çizmek isterim… Annan Planı BM planıydı, bunun boşluklarını doldurup taraflara sunan BM idi. Bu uluslararası gerçekliği bildiği için kendi döneminde BM Annan Planı’nda güvenlik ve garantiler ile ilgili konuyu tartışmaya açamadı. Rum liderliği sıfır asker, sıfır garanti söylemine saplandı.”

BM parametreleri konusunda Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’nın çok açık ve net bir duruşu olduğunu ifade eden Barış Burcu, “Cumhurbaşkanımız daha önceleri defa defa, sorunun BM parametreleri değil, sorun, BM parametreleri içerisinde bir çözüme hazır olmayan ve hazır edilmeyen Kıbrıs Rum toplumu ve liderliğidir demişti” diye konuştu.

Kıbrıslı Rumların gerek toplum gerekse de siyaset olarak BM parametreleri içerisinde nasıl bir çözüm bulacaklarıyla ilgili olarak kendileriyle yüzleşmesi gerektiğini belirten Burcu konuşmasına şöyle devam etti:

“Biz BM parametrelerinin değişmesini niye isteyelim ki? Biz her zaman özgürlüğümüzün, eşitliğimizin ve güvenliğimizin önemli olduğunu ve bir çözümün bunları her zaman içermesi gerektiğini söyledik. Bu 3 unsuru sağlayacak olan şey BM parametreleridir. İki bölgelilik, iki toplumluluk, siyasal eşitlik, egemenliğin eşit olarak iki toplumdan ve kurucu devletten kaynaklandığı, iki kurucu devlet sistemi, kurucu devletlerin birbirine üstünlük sağlayamayacağı noktası, federal yapının, kurucu devletler üstünde hiyerarşik bir üstünlük sağlayamayacağı ilkesi orada var. Bütün bunlarla ilgili ne Kıbrıs Türk siyasetinde ne de Kıbrıs Türk toplumunda, istisnalar kaideyi bozmaz, bir algı bozukluğu yoktur. Algı bozukluğu Rum tarafında var. Bunların ne anlama geldiği ve içlerinin nasıl doldurulacağı konusunda maalesef Kıbrıs Rum siyaseti bugüne kadar yeterli eforu göstermedi.”

‘Bizde hata var mıydı’ gibi sorular var, bütün süreci anlattık ve çok basit bir sorguyla bizim burada kusurlu taraf olmadığımızı üretebilir herkes. Biz BM’ye üye bir ülke değiliz, Rum tarafı tanınmış bir devlet, AB’de oy hakkına sahip değiliz, Rumların ve Yunanistan’ın oy hakkı var, bu 2 buçuk yıllık süreçte AB tüm süreçlerin içerisinde vardı, eğer biz kusurlu taraf olsaydık bizim üzerimizden deyim yerindeyse ‘silindir gibi’ geçerlerdi. Her iki tarafın da açılım yaptığına dair denge koruyucu bir takım söylemlerde bulunuyorsa BM ve bizim üzerimize hışımla gelmiyorsa, bu yapı içerisinde birçok avantajları olmasına rağmen Rumların, bilin ki biz doğru yoldaydık, basit gösterge budur.

BM, Türk tarafının açılımlarının daha mantıklı olduğu ve bunu uyarlamaya hazır olduğu yönünde mesajlar veriyordu, bu da Rumları ciddi şekilde rahatsız ediyordu. Tüm bunların göstergesi bizim kusurlu taraf olmadığımızı anlatıyor. Tüm bu göstergeler göz önünde bulundurulduğu zaman tüm dünya, Cumhurbaşkanımızın uzlaşıcı ve hakkımızı koruyucu şekilde müzakereleri sürdüğünü anlar.”

Birinci Mont Pelerin zirvesi öncesi müzakere masasının kilitlendiğini ve kendi kendini tüketen bir şekle büründüğünü anımsatan Burcu, “Bunu kıran da Cumhurbaşkanımızın cesaretle yaptığı girişimdi. Mont Pelerin’deki birinci toplantıyı, Sayın Cumhurbaşkanımızın girişmleri ve ısrarları üretti” dedi.



Berova, Ekonomik İşbirliği Teşkilatı Eğitim Enstitüsü 2. Mütevelli Heyeti Toplantısı’na toplantıya katılıyor



Milli Eğitim ve Kültür Bakanı Özdemir Berova, Ekonomik İşbirliği Teşkilatı (EİT) Eğitim Enstitüsü 2. Mütevelli Heyeti Toplantısı’na katılmak üzere, dün İstanbul’a gitti.

Berova, kamp ve gezi programına katılan öğrenci ve öğretmenlerle bir araya gelmek üzere İstanbul’dan Çanakkale’ye geçecek.

Milli Eğitim ve Kültür Bakanı Özdemir Berova, Çanakkale’deki temaslarının ardından 29 Temmuz Cumartesi günü yurda dönecek.





Akıncı bilgilendirme toplantılarına devam ediyor

Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, Crans Montana’daki Kıbrıs konferansının ardından bilgilendirme ve değerlendirme toplantılarını sürdürüyor.

Cumhurbaşkanı Akıncı, bugün de Sivil Toplum Örgütleri ve Sendikaların temsilcileriyle bir araya gelecek.



KKTC Planör Model Uçak Milli Takımı Avrupa Şampiyonu



Slovakya Martin’de düzenlenen F3J Planör Model Uçak Avrupa Şampiyonası’nda KKTC’ye uygulanan ambargolar nedeni ile Türkiye Milli Takımı adına yarışan KKTC Planör Model Uçak Milli Takımı şampiyon oldu.

Geçen yıl dünya şampiyonu olan rakiplerini geride bırakarak Avrupa şampiyonu olan ekip uluslararası alanda ülke adına çok önemli bir başarı elde etti.



Doğukan Ulaç, Samsung Boğaziçi Kıtalararası Yüzme Yarışında 2’nci oldu



Yakın Doğu Üniversitesi’nin uzun mesafe yüzücüsü Doğukan Ulaç, 23 Temmuz 2017 tarihinde İstanbul’da düzenlenen “ Dünyanın En İyi Açık Su Yüzme Organizasyonu olarak da kabul edilen Boğaziçi Kıtalararası Yüzme yarışında genel klasmanda ikinci, kendi yaş grubunda da birinci olarak önemli bir başarıya imza attı.

Doğukan Ulaç, 49 ülkeden kadın ve erkek 2 bin 200 yüzücünün kulaç attığı yarışı, 52 dakika 21 saniyelik derecesiyle 2’nci tamamladı. Başarılı yüzücü, 18-24 Yaş kategorisinde ise Türkiye 1.’si oldu.













Enformasyon Dairesi







Facebook





Twitter





Instagram





Flickr





LinkedIn





Website













Dışişleri Bakanlığı







Facebook





Twitter





YouTube





Website













KKTC Dışişleri Bakanlığı

Enformasyon Dairesi



Tel: +90 (392) 228 3365 / 228 3241

Faks: +90 (392) 228 4847

E-Posta: pio@mfa.gov.ct.tr

Adres: Selçuklu Caddesi, Lefkoşa KKTC

via Mersin 10 / TURKEY



Twitter: @trnc_pio

Facebook: @trncpio

Youtube: KKTCDisisleri





Yorumlar










Aktif Ziyaretçi 40
Dün Tekil 983
Bugün Tekil 441
Toplam Tekil 1931670
IP 54.80.148.252






TURAN-SAM PRINTED ISSN: 1308-8041
TURAN-SAM ONLINE ISSN: 1309-4033
Journal is indexed by:

































































27 Muharrem 1439
Ekim 2017
P
S
Ç
P
C
Ct
P
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31


Saraylarda süremem dağlarda sürdüğümü, Bin cihana değişmem şu öksüz Türklüğümü.
(Hüseyin Nihal ATSIZ)


Ekle Çıkar









Anasayfa - Amaç - Misyon - Vizyon - Faaliyetler - Tüzük - Yönetim - Yasal Uyarı - İletişim

Her Hakkı Saklıdır © 2007 - 2017 TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi
Sayfa 1.287 saniyede oluşturulmuştur.

TURAN-SAM rssTURAN-SAM rss
Google Sitemap

"Bu site en iyi mozilla firefox'ta 1280x960 çözünürlükte görüntülenir."

Turan Portal v1.3 | Tasarım TURAN-SAM , Kodlama Serkan Aygün

Turan Nedir?, Bilimsel Dergiler, En popüler Bilimsel Dergi, Endeksli Bilimsel Dergiler, Saygın Bilimsel Dergi, Türk Dünyasının en popüler ve en saygın Bilimsel Hakemli Dergisi, SSCI, SCI, citation index, Turan, Türk Devletleri, Türk Birligi, Türk Dünyası, Türk Cumhuriyetleri, Türki Cumhuriyetler, Özerk Türkler, Öztürkler, Milliyetçi, Türkçü, Turancı, Turan Askerleri, ALLAH'ın askerleri, Turan Birliği, Panturan, Pantürk, Panturkist, Türk, Dünyası, Stratejik, CSR, SAM, Center for Strategical Researches, Araştırma, Merkezi, Türkiye, Ankara, İstanbul, Azer, Azeri, Azerbaycan, Bakü, Kazakistan, Alma-Ata, Astana, Kırgız, Bişkek, Kırgızistan, Özbekistan, Özbek, Taşkent, Türkmen, Türkmenistan, Turkmenistan, Aşxabad, Aşkabat, Ozbekistan, Kazakhstan, Uzbekistan, North, Cyprus, Kıbrıs, MHP, AKP, CHP, TURKEY, Turancılık, KKTC, Vatan, Ülke, Millet, Bayrak, Milliyet, Cumhuriyet, Respublika, Alparslan Türkeş, Atatürk, Elçibey, Bahçeli, Aytmatov, Bahtiyar Vahabzade, Yusuf Akçura, Zeki Velidi Togan, İsmail Gaspıralı, Gaspırinski, Nihal Atsız, Alptekin, Kürşad, Tarih, Kardeş, Xalq, Halk, Milletçi, Milliyetçi, Yürek, Ürek, Türklük, Beynelxalq, Arbitrli, Elmi, Jurnal, Nüfuzlu