BASIN BÜLTENİ Akıncı: “Rum tarafı 1964’ten beri ele geçirdiği ve tek toplumlu hale getirdiği tanınmış devlet erkini paylaşmakta sorun yaşıyor” - TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi - http://www.turansam.org









BASIN BÜLTENİ Akıncı: “Rum tarafı 1964’ten beri ele geçirdiği ve tek toplumlu hale getirdiği tanınmış devlet erkini paylaşmakta sorun yaşıyor”
Tarih: 22.07.2017 > Kaç kez okundu? 82

Paylaş


Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, Rum tarafının 1964’ten beri ele geçirdiği ve tek toplumlu hale getirdiği tanınmış devlet erkini paylaşmakta sorun yaşadığını, olası bir çözümün bu en temel ilkesini içine sindirmekte zorlandığını söyledi.

Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, 20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramı kutlamaları dolayısıyla Lefkoşa’da Dr. Fazıl Küçük Bulvarı’nda yer alan resmigeçit töreninde yaptığı konuşmada 20 Temmuz 1974’ün üzerinden tam 43 yıl geçtiğine işaret ederek15 Temmuz 1974’te Yunanistan’da iş başında bulunan askeri cuntanın Kıbrıs’ı ilhak etmek için planladığı darbeyi hayata geçirdiğini, Makarios’un canını kurtarmak için adayı terk etmek zorunda bırakıldığını, faşist Samson’un Rum idaresinin başına oturtulduğunu hatırlattı.

“Güzel adamız bir oldu-bitti ile Yunanistan’a bağlanmanın eşiğine getirilmiş, Türkiye dışında tüm uluslararası toplum bu durumu sadece seyretmekle yetinmişti” diyen Akıncı, şöyle devam etti:

“Hiç kuşku yok ki, eğer Türkiye ve Kıbrıs Türkleri de hareketsiz kalsalardı, tüm dünya bu yeni duruma da uyum gösterecek; 1963’te olduğu gibi 1974’ü de bir ‘iç mesele’ olarak nitelendirip darbe sonucunu kabullenecekti. Gidişat o yöndeydi.

Bu olumsuz gidişi, 1960 antlaşmalarındaki hakkını kullanarak 20 Temmuz 1974 günü müdahale etmek zorunda kalan Türkiye’nin kararlılığı durdurabilmişti. Kıbrıs’ın Yunanistan’a bağlanmasının önüne geçmek adına yaşanan çatışmalarda yaşamlarını feda eden şehitlerimize bir kez daha Tanrı’dan rahmet diliyor, gazilerimize saygılarımı sunuyorum.”

Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, 20 Temmuz 1974’le birlikte Kıbrıs’ta iki kesimli, iki Kurucu Devletli yeni bir yapılanmanın zemininin de oluştuğunu belirterek 1977 ve 1979’de Denktaş-Makarios ve Denktaş-Kiprianu doruk anlaşmalarıyla olası bir çözümün ana hatlarının çizilebildiğini anlattı.

“O günlerden itibaren bu güne gelinceye kadar sürdürülen tüm uğraşların, Kıbrıs’ta siyasi eşitliğe dayalı iki kesimli iki toplumlu federal bir yapı için gösterilen tüm çabalar ne yazık ki sonuçsuz kalmıştır” diyen Cumhurbaşkanı Akıncı, göreve geldikten sonraki müzakere sürecini de değerlendirdi.

Akıncı, iki yıldır çok yoğun bir çalışma yürüttüklerini ve müzakere tarihinde ilk defa iki tarafın harita sunumunu ve 5’li konferansın toplanmasını sağladıklarını ifade etti.

Rum tarafı ve Yunanistan’ın bu günlerde Güvenlik ve Garantiler konularını konuşabilmiş olmayı kendilerinin büyük bir başarısı olarak takdim etmeye çalıştığına işaret eden Akıncı, “Bunun Rum tarafının başarısı ile uzaktan yakından bir ilgisi yoktur. Kıbrıs’ta çözüm isteyen taraf olarak bu durumun yaratıcıları başta Kıbrıs Türk tarafı ve Türkiye olmuştur” dedi.

Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, olası bir anlaşmanın Güvenlik ve Garanti boyutlarının 11 Şubat 2014 tarihli mutabakatta ele alınacak 6 konu başlığından biri olarak sıralandığını ancak hiçbir zaman yeterince ele alınamayan bu konuyu da diğer başlıklar gibi ele alarak, artık kalıcı bir çözüme bağlama kararlılığını gösteren tarafın Türk tarafı olduğunu söyledi.

Bunu yaparken gerekli esnekliği de gösterdiklerini, “noktası virgülü değişmezdir” demediklerini, “günümüz koşullarına uyarlamaya hazırız” dediklerini, bunun için “0 asker 0 garanti” söyleminden Rum tarafının uzaklaşmasını ve makul bir çizgiye gelmesini beklediklerini anlatan Akıncı, “Ne yazık ki, Rum tarafı ‘0 asker 0 garanti’ noktasından ayrılamamış, makul ve gerçekçi bir yaklaşım sergileyememiştir” ifadelerini kullandı.

Akıncı, geçen yıl Kasım ayında Mont Pelerin’de, Ocak’ta Cenevre’de ve son olarak 28 Haziran-7 Temmuz tarihleri arasında Crans-Montana’da Kıbrıs Konferansları toplanabilmişse, bunda Kıbrıs Türk tarafının aktif girişimlerinin ve Türkiye’nin de desteğinin büyük rolü olduğunu vurguladı.

Cumhurbaşkanı Akıncı, tüm bu toplantılarda gerek Kıbrıs Türk tarafının, gerekse Türkiye’nin sonuç odaklı yapıcı yaklaşımlarının tüm katılımcılar tarafından tespit edildiğini, başta BM olmak üzere, konferansın tüm üçüncü taraflarının bizzat buna tanıklık ettiklerini kaydederek “Çok arzu ettiğimiz halde olumlu bir sonuca varılamamışsa bunda bizim sorumluluğumuz yoktur” dedi.

Kıbrıs’ta bulunacak çözümde aradıkları niteliklerde eşitlik, güvenlik ve özgürlük kavramlarının altını çizdiğini, bunu sadece Kıbrıs Türk toplumu için değil, her iki toplum için de istediğini vurguladığını belirten Cumhurbaşkanı Akıncı, konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Güvenlik derken, bir tarafın güvenliğinin diğer taraf için tehdit algısı oluşturmaması gerektiğin bilinci ile hareket ettiğimizi de belirtmekteydim.

Sizi temin ederim ki, çözüm ararken yaklaşımlarımız hep bu çerçevede kalmıştır. Kendi güvenliğimizi güvence altına almaya elbette özen gösterdik ama bunu diğer taraf için tehdit unsuru olmayacak ölçülerde değerlendirdik.

‘0 asker 0 garanti’ söylemini elbette benimseyemezdik. Varılacak anlaşma hükümleri uygulandıkça, işbirliği ve güven duygusu arttıkça, askeri boyutu azalan bir anlayış sergiledik. Bundan daha doğal bir şey olamazdı. 1963 deneyimimiz ortada dururken, ne olacağını yaşayıp görmeden, daha ilk günden tek güvencemizin elimizden alınmasını kabul edemezdik. Bunun iyi niyetle, samimiyetle bağdaşan yanı da yoktur. Güvenlik boyutunun ötesinde Rum tarafının en önemli hazımsızlığının siyasi eşitlik bağlamında olduğu da bir kez daha anlaşılmıştır. Dönüşümlü başkanlık ve kararlara etkin katılım konularında sergilenen ayak sürüme bunun en belirgin göstergesi olmuştur. Rum tarafı 1964’ten beri ele geçirdiği ve tek toplumlu hale getirdiği tanınmış devlet erkini paylaşmakta sorun yaşamaktadır. Olası bir çözümün bu en temel ilkesini içine sindirmekte zorlanmaktadır.

Kıbrıs Türk tarafı olarak, aradan geçen uzun yıllar sonrasında, bizim için zor olan toprak düzenlemesi gibi alanlarda bile Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin beklediği açılımları makul ölçülerde yapabileceğimizi kanıtlamamıza ve Türkiye’nin de Güvenlik ve Garanti boyutlarında elbette güvenliğimizi tehlikeye düşürmeden esneklikler yapabileceğini göstermiş olmasına rağmen Rum tarafı çözüm kararlılığını ne yazık ki gösterememiştir.

Yaşadığımız müzakere sürecinde Annan Planı da arada sırada gündeme getirilmiştir. Ama 2004 yılında Rum tarafınca reddedilen bu planda, işlerine gelen bir husus varsa bunu talep etmişler, Kıbrıs Türk tarafı için olumlu konularda ise bunun reddetmişlerdir. Kısacası Annan Planı’nda kendilerince yararlanılacak hususları cımbızla ayıklayarak kabulünü talep ederken, Plan’ın dengeli bir bütün olduğunu ve Kıbrıs Türk tarafının da hassasiyetlerini içerdiğini hatırlamak istememişlerdir.”

Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, iki yıllık müzakere sürecinde önemli ilerlemeler de sağlandığını, geriye kalan 8-10 ayrılık noktasında gerçekçi ve makul ölçülerde davranabilen bir muhatapları olsaydı stratejik bir anlaşmaya varmanın mümkün olabileceğini, sonrasında da daha az sorunlu diğer konuların da karara bağlanabileceğini ancak ne var ki, bu anlayışın sergilenmediğini söyledi.

Akıncı, anlayış görmedikleri konulardan birinin Kıbrıs Türk Kurucu Devleti’nde kalacak topraklardaki mülkiyet rejimine ilişkin yaşandığını belirterek “BM Genel Sekreteri iade edilecek topraklardaki mülkiyet rejiminde, eski mal sahiplerine öncelik verilmesini, Kuzey’de kalacak topraklarda ise içinde yaşayanların haklarının öncelikle gözetilmesini önermiş ve bu tarafımızdan kabul edilmiştir. Hal böyleyken, Rum tarafı Kuzey’de kalacak topraklarda Kıbrıs Türk halkını huzursuz edecek belirsizlik içeren önerilerde ve ekonomimizi sarsacak düzenlemelerde ısrarcı olmuştur. Mülkiyet rejiminde belirsizliğin, referandumda ‘hayır’ oyunun önemli gerekçelerinden biri olacağı gerçeğini Rum tarafı bir türlü anlamak istememiştir” diye konuştu.

Akıncı, Türk ve Yunan vatandaşlarına 1960’tan günümüze gelen ve kendilerinden önceki dönemlerde de var olan eşdeğer muamele konusunun anlamsız bir biçimde abartıldığını, AB yöneticilerinin kışkırtıldığını, Kıbrıs Türk halkının da dezenformasyon yoluyla bu konuda provoke edilmek istendiğini kaydetti.

Türkiye ve Kıbrıs Türk tarafının 80 milyon Türk’e adada ikamet hakkı talep ettiği yalanının bilinçli bir şekilde yayılmak istendiğini, bunun gerçekle ilgisi olmadığını vurgulayan Cumhurbaşkanı Akıncı, 1974’ten bu yana Yunanistan’dan Kıbrıs’a yerleşenlerin sayısının 30 bin civarında olduğunu, bu bilgi ışığında çözüm sonrasında Yunanistan ve Türkiye’den ikamet için geleceklere uygulanacak eşdeğer bir muamelenin hiç de abartılacak bir olay olmadığının kendiliğinden anlaşıldığını dile getirdi.

Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, bunun dışında mal, hizmet ve sermayenin Kıbrıs’ta serbest dolaşımı konusunda esasen Türkiye ile AB arasında var olan Gümrük Birliği Anlaşması’nın bazı küçük eklemelerle yeterli olacağı saptaması yapıldığını, Avrupa Birliği yetkililerinin bunun ciddi bir sorun oluşturmayacağını Konferans’ta dile getirmesine rağmen Rum tarafının bu konuyu da istismar etmeyi sürdürdüğünü söyledi.

Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, Crans-Montana Konferansı sonrasında Rum tarafında yükselen seslerde kendilerine Türkiye ile göbek bağını kesmeleri tavsiyesi yapıldığını ve bir karar vermeleri gerektiğinin ifade edildiğini belirterek şu değerlendirmede bulundu:

“Biz başından beri Kıbrıs’ın iki eşit kanadından birisi olmak için uğraş verdik. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin olası bir çözümle iki eşit Kurucu Devlet’ten birisine dönüşmesine hazır olduğumuzu belirttik. Dolayısıyla, çözümle birlikte Kıbrıs’ı birleştiren iki eşit ortaktan biri olma yönündeki vizyonumuz çok açıktır. Kıbrıs’ın bir bütün olarak da Türkiye ile dost bir coğrafya olmasını da önemsedik. Bunun yalnız bizim için değil, Kıbrıs Rum halkı için de önemli bir kazanım olacağını değerlendirdik.

Bunca yıldır ne yazık ki Rum tarafı eşit bir ortaklığı değil, adanın tek hakimi olmayı ve buna engel olarak gördüğü Türkiye’den kurtulmayı kendine ana hedef olarak görmüş ve planlamalarını bu yönde kurgulamıştır. Kıbrıs Türk tarafının statüsünün yükselmesi korkusunu da abarttıkça abartmıştır. O kadar ki, bu korku cep telefonlarının iki tarafta çalışmasına olanak tanımadığı gibi, elektrik şebekelerinin kalıcı olarak bağlanmasına da engel olmuştur.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin statüsü yükselir korkusu ile tüm dış bağlantılarımızı keserek ambargolar altında yaşamamız için elinizden geleni yapacaksınız, tek açık kanal Türkiye kalacak sonra da ‘göbek bağınızı kesin’ diye konuşabileceksiniz. Böyle bir anlayış olabilir mi?”

Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, 20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramı açış konuşmasında, gelinen aşamada Rum tarafının yönetiminin, siyasal eşitlik temelinde paylaşmakta ciddi sorunları olduğunun bir kez daha anlaşıldığını söyledi.

“Rum tarafının isteksizliği nedeniyle Kıbrıs Türk halkının ambargolar altında bir yaşam sürmesi adil bir durum değildir. Rum tarafı istemiyorsa, gönüllerinin olmasını bekleyecek halimiz de elbette yoktur” diyen Akıncı, şöyle devam etti:

“Her zaman vurguladığım gibi, kendi evimizin içini düzenleme çabasını hiç ertelemeden ama bu adada barış içinde bir geleceği inşa etme sorumluluğundan da vazgeçmeden yolumuza devam edeceğiz. Bu topraklarda bu coğrafyada iki toplum olarak barış ve işbirliği içinde yaşamak istiyoruz. Bunun koşullarını da ancak birlikte oluşturabiliriz.”

Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, geçen zamanın ayrılıkları artırdığını, ayrılığın giderek daha da pekişeceğini belirterek “Bunu görmek gerekmektedir. Önümüzdeki dönemde Kıbrıs Türk tarafı olarak gerek kendi içimizde gerekse Türkiye ile başlattığımız değerlendirmelerimizi sürdüreceğiz. Serinkanlı ve gerçekçi olacağız. Kıbrıs Türk halkının, sizlerin mutlu ve huzurlu bir geleceğe ulaşmasından baka bir hedefimiz yoktur” dedi

Cumhurbaşkanı Akıncı, konuşmasının sonunda, eşitlik, özgürlük, güvenlik kavramlarının, her koşulda ve her çerçevede vazgeçilmez temel ilkeleri olmaya devam edeceğini vurgulayarak halkın bayramını kutladı.



Erdoğan: "Artık hiç kimse, Türkiye’nin, Kıbrıs Türk halkının ilanihaye çözümsüzlüğün mağduru olarak kalmasını, beklememelidir"



Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "Artık hiç kimse, Türkiye’nin, Kıbrıs Türk halkının ilanihaye çözümsüzlüğün mağduru olarak kalmasına, hiçbir hukuki temeli bulunmayan kısıtlamalara maruz bırakılmasına seyirci olmasını beklememelidir" ifadesini kullandı.

Erdoğan, "20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramı" vesilesiyle Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı'ya mesaj gönderdi.

Erdoğan mesajına, "Kıbrıs Türk'ünün mevcudiyetine kasteden teşebbüsü akim bırakan Barış Harekatı'nın 43. yıl dönümünde, Zat-ı Devletlerinin ve tüm Kıbrıs Türk halkının Barış ve Özgürlük Bayramını, şahsım ve milletim adına en kalbi dileklerimle tebrik ediyorum" ifadesiyle başladı.

Kıbrıs Türk'ünün adada barışa ve çözüme olan bağlılığını her vesileyle kanıtladığını, maruz bırakıldığı haksız ve gayrimeşru kısıtlamalara rağmen demokratik değerleri, dayanışma bilinci ve kararlılığıyla her nevi badirenin üstesinden gelebilecek güce, azim ve iradeye sahip olduğunu ortaya koyduğunu belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, mesajına şöyle devam etti:

"Bunun son örneğine, Kıbrıs'ta adil, kalıcı ve kapsamlı bir çözüme yönelik olarak BM Genel Sekreteri'nin iyi niyet misyonu çerçevesinde, Ada'daki iki taraf arasında, her iki tarafın siyasi eşitliğine dayalı yeni bir ortaklık devleti tesis etmeye matuf müzakere sürecinde bir kez daha şahit olunmuştur. Bu dönemde sergilediğiniz iyi niyetli ve samimi tutumunuza Rum tarafı, uzlaşmaz duruşuyla mukabele etmiştir.

İsviçre, Crans-Montana'da yeniden toplanan Kıbrıs Konferansı, maalesef bu nedenle sonuçsuz kalmış, müzakere sürecinde bir çözüme ulaşılamamıştır. Artık hiç kimse, Türkiye'nin, Kıbrıs Türk halkının ilanihaye çözümsüzlüğün mağduru olarak kalmasına, hiçbir hukuki temeli bulunmayan kısıtlamalara maruz bırakılmasına seyirci olmasını beklememelidir."

Erdoğan, Türkiye'nin, bugüne kadar olduğu gibi, bundan sonra da her zaman Kıbrıs Türk'ünün yanında olmaya devam edeceğini belirterek, "Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ni desteklemeyi sürdürecek, gerek Kıbrıs Adası'nda gerek Doğu Akdeniz'de barış, özgürlük ve istikrar ortamının teminatı olacaktır." değerlendirmesinde bulundu.

Kıbrıs Türk'ünün geleceğine aydınlık katan 20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramı törenlerine kendisini temsilen Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Fahri Kasırga'nın katıldığına dikkati çeken Erdoğan, şunları kaydetti:

"Şahsım ve Büyük Türk milleti adına Kıbrıs Türk halkının Barış ve Özgürlük Bayramı'nı gönülden kutluyor, kurtuluş mücadelesinde canlarını feda eden aziz şehitlerimizi rahmet ve minnetle, gazilerimizi şükran ve saygıyla anıyor, Kıbrıslı Türk kardeşlerimizin refah, esenlik ve mutluluğunun devamı için en iyi dileklerimi yineliyorum."

Öte yandan, Cumhurbaşkanı Akıncı, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramı nedeniyle gönderdiği mesaja cevabi mesajında, Kıbrıs Türk halkının özgürlük ve insanca yaşama mücadelesinde tarihi bir dönüm noktası olan 20 Temmuz 1974 Barış Harekatı’nın 43. yılını idrak ettiklerini belirterek “Böylesi bir günde, Zat-ı Devletlerinin liderliğinde Türkiye Cumhuriyeti’nin her zaman olduğu gibi bu dönemde de artarak sürdürdüğü katkı ve desteğe Kıbrıs Türk halkı adına teşekkürlerimi ifade etmek isterim” ifadelerini kullandı.

Geçen yılki mesajında, yıllardır kangren olmuş Kıbrıs sorununa çözüm bulunması için, Türkiye’yle yakın istişare içinde yürüttükleri gayretlerin başarıya ulaşmasını temenni ettiğini, bu yönde Rum tarafının da makul ve gerçekçi olması gerektiğinin altını çizdiğini belirten Akıncı, şöyle devam etti:

“Ne yazık ki İsviçre’nin Crans-Montana kasabasında yer alan son görüşmelerde, gerek KKTC ve gerekse Türkiye olarak gösterdiğimiz tüm iyi niyetli ve çözüm odaklı çabalar karşılık görmemiş ve konferans başarısızlıkla sona ermiştir.

Bu durum, başta Birleşmiş Milletler Teşkilatı ve diğer katılımcıların hazır bulunduğu bir ortamda meydana gelmiş, çözüm için hangi tarafın çaba harcadığı, hangi tarafın ise katı tutumunu sürdürdüğü net olarak görülmüştür.”

Cumhurbaşkanı Akıncı, TC Cumhurbaşkanı Erdoğan’a gönderdiği mesajında, KKTC ve Kıbrıs Türk halkının, Türkiye’nin yakın ilgi ve desteğini gördüğü bu süreç sonrasında daha fazla ambargolar altında yaşamaya mahkûm edilemeyeceğini vurguladı.

“Önümüzdeki günlerde serinkanlı değerlendirme yapmamız ve Kıbrıslı Türklere yıllardır yapılan bu haksızlıkları bertaraf etmek için koordineli bir çalışma içinde olmamız gerektiği düşüncesindeyim” ifadelerine yer veren Akıncı, Erdoğan’a ve Türkiye Cumhuriyeti’ne en iyi dileklerini iletti; Kıbrıs Türk halkının özgürce yaşayabilmesi için hayatlarını feda eden aziz şehitleri rahmetle, gazileri saygıyla andı.



Kahraman: "Kıbrıs Rum kesiminin, Türkleri azınlık statüsüne indirgeyecek taleplerinde ısrar etmeleri, müzakerelerin çözümsüz kalmasına yol açmıştır"



TBMM Başkanı İsmail Kahraman, Kıbrıs Rum kesiminin, Türkiye'nin Ada'daki garantörlük hakkının sona erdirilmesi ve Ada'daki Türk askeri varlığının geri çekilmesini istemesinin yanında Türkleri azınlık statüsüne indirgeyecek taleplerinde ısrar etmelerinin, müzakerelerin çözümsüz kalmasına yol açtığını belirtti.

Kahraman, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin, 20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramı dolayısıyla bir kutlama mesajı yayımladı.

Rumların Enosis planlarını ortadan kaldırmak ve Kıbrıs adasını barış ve güvenliğe kavuşturmak gayesiyle düzenlenen Barış Harekatı'nın 43'üncü yılı olduğunu anımsatan İsmail Kahraman, "Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde her yıl Barış ve Özgürlük Bayramı olarak kutlanan harekatla, Kıbrıs adasında Türk halkına dönük soykırım girişimi önlenerek, Ada'da güvenlik ortamı sağlanmıştır." dedi.

20 Temmuz'un Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile birlikte Türkiye'nin de gurur günü olduğuna işaret eden Kahraman, mesajında şu ifadelere yer verdi:

"Kıbrıs'ta adil ve kalıcı bir çözümü Türkiye her zaman desteklemiş ve barışın kalıcı hale gelmesi için büyük gayret sarf etmiştir. İsviçre'de yapılan son müzakereler de Kıbrıs Rum kesiminin uzlaşmaz tutumu yüzünden, bugüne kadar atılan bütün iyi niyetli adımlar gibi sonuçsuz kalmıştır. Kıbrıs Rum kesiminin, Türkiye'nin Ada'daki garantörlük hakkının sona erdirilmesi ve Ada'daki Türk askeri varlığının geri çekilmesini istemesinin yanında Türkleri azınlık statüsüne indirgeyecek taleplerinde ısrar etmeleri, müzakerelerin çözümsüz kalmasına yol açmıştır. Türkiye, Ada'da barışın kalıcı hale gelmesi ve iki halkın huzur içinde varlıklarını devam ettirmeleri konusunda bütün gayretiyle çalışmaya devam edecektir. Bu konuda gösterilen çabaları bugüne kadar olduğu gibi bugünden sonra da desteklemeyi sürdürecektir.

Bu vesileyle, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin 20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramı'nı bir kez daha tebrik ediyorum. Kuzey Kıbrıslı kardeşlerime barış ve güvenlik içinde bir gelecek temenni ediyorum. Milletimizin Kıbrıs'taki haklarını korumak için yapılan harekatın şehit ve gazileri ile birlikte tüm şehit ve gazilerimizi rahmet, minnet ve şükranla yad ediyorum."



Yıldırım: “Rumların çözüme hazır olmadığı net olarak anlaşıldı”



Türkiye Başbakanı Binali Yıldırım, uzun çabalar sonucunda iki kez toplanan ve BM iyi niyet misyonu çerçevesinde çalışmalarını sürdüren Kıbrıs konferanslarından bir sonuç alınamayacağının, Rumların da böyle bir çözüme hazır olmadığının net olarak anlaşıldığını söyledi.

Yıldırım, 20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramı nedeniyle Lefkoşa’da Dr. Fazıl Küçük Bulvarı’nda düzenlenen törende yaptığı konuşmasında, Kıbrıs müzakere sürecine değindi ve KKTC’de bundan sonra yapılacaklarla ilgili açıklamalarda bulundu.

Yıldırım, “Son gelişmeler bir kez daha göstermiştir ki Kıbrıs Türkü kaderine sahip çıkmaya muktedirdir, kendi geleceğinin kararını vermeye muktedir. Yeni bir yolda ve gayretle, geleceğin başarılarına dört elle sarılmalı, eksiklerimiz neyse süratle gidermeliyiz. Bu yolla Türkiye’nin tam desteği geçmişte olduğu gibi bundan sonra da aynı şekilde var olacaktır” diye konuştu.

Türkiye Başbakanı Binalı Yıldırım, Barış Harekâtı’nın Kıbrıs adasının tarihinde bir dönüm noktası olduğunu, Türkiye’nin garantör olarak o gün dünyaya Enosis’e geçit verilmeyeceğini, Kıbrıs Türkü’nün yalnız olmadığını gösterdiğini belirtti.

Barış Harekâtı’nın Türkiye’nin uluslararası anlaşmalardan doğan hak ve yükümlülükleri çerçevesinde gerçekleştirildiğini ifade eden Yıldırım, harekât ile Türkiye’nin adada yaşanan acılara son verdiğini ve bir daha tekrarlanmamasını teminat altına aldığını söyledi.

Yıldırım, “Bu vesileyle Kıbrıs Türkü’nün var olma mücadelesinin önderleri merhum Doktor Fazıl Küçük ve Kurucu Cumhurbaşkanı merhum Rauf Denktaş başta olmak üzere mücadele emeği geçen herkesi, en önemlisi bu yolda şehit olan herkesi rahmetle, şükranla anıyor gazi ve mücahitlerimize hayırlı ömürler diliyorum” dedi.

Konuşmasının devamında, bugüne nasıl gelindiği, Kıbrıs meselesinin nasıl ortaya çıktığı ve çözüm çabalarının neden başarısız olduğuna değinen Yıldırım, şunları söyledi:

“Türkiye 1974’te birden bire aklına düşerek buraya gelme kararı almadı. Rumlar adada birlikte yaşama ve adayı birlikte yönetme mutabakatını anlaşmanın mürekkebi kurumadan terk etmişlerdir. Tek yanlı Anayasa değiştirme dayatmalarına girişmişiler, bu reddedilince Akritas Planı’yla Kıbrıs Türklerini ortaklık devletinden silah zoruyla dışlamışlardır. Devleti ele geçirdikleri 1963 yılından bugüne Kıbrıs meselesi bizlerin ve uluslararası toplumun yoğun bir şekilde gündeminde olmuştur. O günlerde kurulan BM Barış Gücü 53 yıldır halen adadadır. Türkiye ve Kıbrıs Türk tarafı başından bu tarafa iyi niyet ve kararlılıkla çözüme sahip çıkmış, müzakere sürecine sahip çıkmış, adil, kalıcı, kapsamlı bir uzlaşma için inisiyatif almaya devam etmiştir.”

İsviçre’de geçtiğimiz günlerde geride kalan sürecin, BM tarafından vurgulanan çerçevede bir çözüm arayışının sonuç vermediğini bir kez daha ortaya koyduğunu dile getiren Yıldırım, “Hatırlanacağı üzere Türk tarafı çözüm iradesini 2004 yılında hayata geçirerek Annan Planı’nı referandumda somut olarak ortaya koymuştur. Bu sınavdan Kıbrıs Türkü alının akıyla çıkmış çözüme ‘evet’ demiştir. Rum tarafı da bilindiği gibi birlikte yaşamaya ve devleti paylaşmaya hazır olmadığını ortaya koymuş ‘hayır’ oyu kullanmıştır” dedi.

Aynı tutumun bugün de sürdüğünü söyleyen Yıldırım, 2008’de başlayan ve 9 yıldır zorlu müzakerelerle binlerce saat emekle süren İsviçre’deki Kıbrıs Konferansı’na kadar ilerleyen müzakere sürecinde de yapıcı önerilerin özellikle Türk tarafından geldiğini vurguladı.

“Rum tarafı daha önce olduğu gibi müzakere ediyor görünen, oyalayan, ipe un seren yaklaşımını burada da sürdürdü” diyen Yıldırım, sonuçta Rumların, işi baltalayıp, masayı deviren tutumları nedeniyle bu sürecin de akamete uğradığını kaydetti.

Yıldırım, “Bu süre zarfında Cumhurbaşkanı Akıncı ve müzakere ekibinin uzlaşma çabalarının, gerek hükümet, Başbakan, gerek muhalefete mensup tüm siyasi partilerle desteklenmesiyle anlayış ve eylem birliği içinde hareket edilmesi Kıbrıs Türk tarafının çözüm yönünde sergilediği samimi ve kararlı tutumu takdire şayan olmuştur” diye konuştu.

Adil, kalıcı ve kapsamlı bir çözümün elde edilmesi için anavatan ve garantör Türkiye’nin de üzerine düşen her türlü sorumluluğu yerine getirdiğini ancak beklediği karşılığı göremediğini dile getiren Başbakan Yıldırım, uzun çabalar sonucunda gelinen noktada iki kez toplanan ve BM İyi Niyet Misyonu çerçevesinde çalışmalarını sürdüren Kıbrıs Konferanslarından bir sonuç alınamayacağının, Rumların da böyle bir çözüme hazır olmadığının net olarak anlaşıldığını kaydetti.

Yıldırım, “Ayrıca müzakerelerin bir sene sonra kaldığı yerden devam etmesinin de bir anlamı olmadığını ve buradan da bir sonuç çıkmayacağı aşikar olarak ortadadır” dedi.

Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki enerji kaynaklarının işbirliği için bir fırsat olduğunu düşündüğünü dile getiren Yıldırım, “Ancak Rus-Rum tarafının tek yanlı adımları zamansız, tehlikeli ve çözümsüzlüğü teşvik eden özelliktedir” dedi.

Türkiye’nin ve Kıbrıs Türk halkının Doğu Akdeniz’deki uluslararası hukuktan doğan hak ve menfaatlerini korumaya devam edeceğini belirten Yıldırım, “Bu noktada tüm tarafların daha sorumlu davranmasını öneririm” diye konuştu.

Türkiye Başbakanı Binali Yıldırım, Rum tarafının yıllardır devam eden uzlaşmaz, anlaşmaz siyasetinin bedelini Kıbrıs Türkü’ne ödetilmesinin ciddi bir çelişki ve büyük haksızlık olduğunu dile getirerek, Kıbrıs Türk halkına uygulanan haksız, dayanaksız kısıtlamalara son verecek adımların artık vakit geçirilmeden atılması gerektiğini vurguladı.

Yıldırım, “Ancak ister bu yönde adım atılsın isterse atılmasın, Kıbrıs Türk halkının yaşam seviyesini daha da ileriye götürecek kudret ve iradeye sahip olduğumuzu bir kez daha buradan ilan ediyorum. KKTC’nin kalkınması ekonomik alanda güçlü temele sahip olması ve sürdürülebilir ekonomik yapıya erişmesi öncelikli hedefler arasındadır” dedi.

Anavatandan gelen bereket kaynağı su gibi önemli bir imkana da sahip olunduğunu vurgulayan Yıldırım, bunu en etkin şekilde kullanarak turizm ve tarım alanında çok büyük ilerleme sağlanabileceğini belirtti.

Yıldırım 20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramı törenindeki konuşmasına şöyle devam etti:

“Kıbrıs sadece ilkbaharda değil her mevsim yeşil ada olacak potansiyeli yakalamıştır. Bugünkü kurak ovalar, KKTC ve Türkiye’nin serasına, üretim üssüne dönüşmeye adaydır. Suyumuzu en son tarımsal üretim teknikleri ve alın terimizle birleştirerek, her türlü engeli aşacağımızdan emin olabilirsiniz.”

Yıldırım, “Son gelişmeler bir kez daha göstermiştir ki Kıbrıs Türkü kaderine sahip çıkmaya muktedirdir, kendi geleceğinin kararını vermeye muktedir. Yeni bir yolda ve gayretle, geleceğin başarılarına dört elle sarılmalı, eksiklerimiz neyse süratle gidermeliyiz. Bu yolla Türkiye’nin tam desteği geçmişte olduğu gibi bundan sonra da aynı şekilde var olacaktır” dedi.

KKTC’yi bölgenin önemli turizm, eğitim ve tarım merkezlerinden biri haline getirmenin ortak hedef olduğunu söyleyen Yıldırım, müşterek hedeflere ulaşılması için birlikte hareket edileceğine inanç belirtti.

“Kıbrıs Türkü’nün hukuku ve refahı milli meselemizdir” diyen Yıldırım, anlayış ve gönül birliğini koruyarak, atılması gereken adımların kararlılıkla atılacağını, çıkabilecek sıkıntıların da birlikte aşılacağını vurguladı.

Yıldırım, Barış Harekâtı’nda Kıbrıs Türkü’nün varlığı ve özgürlüğü için cesaretle savaşan, bu uğurda gözlerini kırpmadan, can vererek şehadet mertebesine ulaşan mücahitleri, Mehmetçikleri rahmetle, şükranla anıp, gazilerimize hayırlı uzun ömürler diledi.



Yıldırım: “Kıbrıs Türk halkının haklı davasının dünyanın her tarafında daha iyi anlaşılabilmesi için yoğun bir çalışma içerisine gireceğiz”



20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramı kutlamaları için KKTC’ye gelen Türkiye Başbakanı Binali Yıldırım ve beraberindeki oluşan heyet, Başbakan Hüseyin Özgürgün’ü ziyaret etti.

Binali Yıldırım, Başbakanlık’taki görüşmede yaptığı konuşmada, 20 Temmuz Barış Harekatı’nın 43’üncü yıldönümü kutlamalarını paylaşmak ve Anavatan-Yavruvatan dayanışmasını bir kez daha ortaya koymak için KKTC’ye geldiklerini kaydetti.

Türkiye ile KKTC heyetlerinin İsviçre’de Kıbrıs sorununun çözümü için düzenlenen konferansta uyumlu ve güzel bir çalışma ortaya koyduğunu belirten Yıldırım, Kıbrıs Rum tarafının çözüm konusundaki samimiyetsizliğinin konferansta büyük bir kararlılık ve sabırla bir kez daha açığa çıkarıldığını söyledi.

“Kuzey Kıbrıs’ın geleceğine yönelik Türkiye ile birlikte yapacağı çok şey var” diyen Yıldırım, Kıbrıs Türk halkının refahını artırmak için, suyu berekete dönüştürecek, turizmi geliştirecek çalışmalara devam edeceklerini söyledi.

Başbakan Yıldırım, “Kıbrıs Türk halkının haklı davasının dünyanın her tarafında daha iyi anlaşılabilmesi için yoğun bir çalıma içerisine gireceğiz” dedi.

Başbakan Hüseyin Özgürgün de konuşmasında, TC Başbakanı Binali Yıldırım’ı KKTC’de ağırlamaktan duyduğu memnuniyeti dile getirdi ve Yıldırım’ın Kıbrıs Barış Harekatı’nın yıldönümünde KKTC’de bulunmasının önemini vurguladı.

1963 ile 1974 yılları arasında yaşanan olaylara ve Rumlar’ın da öldürüldüğü 15 Temmuz 1974’teki Yunan Darbesi’ne atıfta bulunan Özgürgün, 20 Temmuz 1974 Barış Harekatı’nın Kıbrıslı Türklere güven ve huzur getirmesinin yanında Kıbrıs Rum kesimine da barış getirdiğinin altını çizdi.

Birleşmiş Milletler’in federal bir çatı altında çözümü öngören parametrelerine işaret eden Özgürgün, Yıldırım’ın KKTC’yi ziyaretinin, çok kısa süre önce söz konusu parametrelerle çözüme ulaşılamayacağının net olarak anlaşıldığı bir döneme rast geldiğini kaydetti.

Kıbrıs Rum tarafının defaten çözüm planlarını ret ettiğini anlatan Özgürgün, “Bu parametrelerle masaya dönülmesinin zaman kaybından başka bir sonuç doğurmayacağını da biliyoruz” şeklinde konuştu.

Türkiye’nin etkin ve fiili garantisi, Kıbrıs Türk halkının eşitlik ve özgürlüğünün bir çözüm planında Kıbrıs Türk tarafının olmazsa olmazlarından olduğunu ifade eden Başbakan Özgürgün, “Sıfır garanti, sıfır asker söylemleriyle Rum tarafı açıkçası bir yere varılamayacağını anlamalıdır” dedi.



Ertuğruloğlu: “Gönlümde yatan KKTC’nin tanınması yoluna çıkılması”



Dışişleri Bakanı Tahsin Ertuğruloğlu, gönlünde yatanın KKTC’nin tanınması yoluna çıkılması olduğunu belirtti.

Dışişleri Bakanı Ertuğruloğlu, 20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramı dolayısıyla yayımladığı mesajda, 20 Temmuz 1974’ün Kıbrıs Türk halkının yeniden doğduğu, güvenlik içerisinde yaşama şansı elde ettiği tarih olduğunu, dolayısıyla değerinin iyi bilmesi gerektiğini söyledi. Ertuğruloğlu, “20 Temmuz’un değerini bilelim. 20 Temmuz’da Kıbrıs Türkü yeniden doğdu. 20 Temmuz sayesinde Kıbrıs Türkü kendi adasında güvenlik içerisinde yaşama şansı elde etti, devletini kurdu” dedi.

Devletin kurumsallaşmasının; halkının mutlu ve refah olacağı bir yönetim sunmasının şart olduğunu, bu yönde üzerlerine düşen görevleri yapmaya ve devleti yüceltip geliştirmek için çalışmaya devam edeceklerini vurgulayan Ertuğruloğlu, bunun için tüm siyasi partilere görev düştüğünü, halk ve ülke çıkarlarının ön plana çıkarılması gerektiğini ifade etti.

Ertuğruloğlu, “Kıbrıs konusunu partiler arası rekabetten çıkarmalıyız. Milli dava etrafında birleşmeliyiz. Ama iç konularda, sağlıkta, eğitimde her alanda ülke ve halk yararına sonuna kadar mücadele ve rekabet etmeliyiz” dedi.

Kıbrıs’taki durumdan kimsenin memnun olmadığını, mevcut statükonun sürdürülebilir olmadığını kaydeden Dışişleri Bakanı Ertuğruloğlu, adada bir anlaşmayı en çok isteyen tarafın Kıbrıs Türk halkı olduğunu, bunu en son olarak başarısızlıkla sonuçlanan ve 50 yıllık müzakere sürecinin bittiği İsviçre’de de görüldüğünü ifade etti. Ertuğruloğlu, Kıbrıs Türk halkının adada eşit ortak olduğunu ve bir anlaşmada ancak eşit ortak olarak yer alacağını vurguladı.

Dışişleri Bakanı Ertuğruloğlu, Kıbrıs Türk halkının 50 yılını çalmaktan başka bir işe yaramayan müzakere sürecinin bitmesinin ardından yeni süreçte gönlünde yatanın; Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin tanınması yoluna çıkılması olduğunu belirtti.

Ertuğruloğlu mesajında, Kıbrıs Türk halkına her dönemde çeşitli sözler veren, ancak hiçbir zaman verdiği sözleri tutmayan Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler’e, Kıbrıs Türk halkına verdikleri sözleri tutma ve uygulanan haksız, insanlık dışı ambargoları kaldırma çağrısında bulundu.



Kalın: “Uluslararası topluma çağrımız, yeni gerçekler ışığında izolasyonların ve yaptırımların tamamen kaldırılmasıdır”



Türkiye Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, KKTC'ye yaptırımların hâlâ devam ettiğine işaret ederek, "Uluslararası topluma buradan çağrımız, artık bu yeni gerçekler ışığında bu izolasyonların ve yaptırımların tamamen kaldırılmasıdır. Kıbrıs Türk tarafına dönük bu izolasyonların kaldırılmasının zamanı çoktan gelmiştir" dedi.

Kalın, bugünün (dünün), Kıbrıs Barış Harekatı'nın 43. yıl dönümü olduğunu hatırlatarak, İsviçre'de devam eden Kıbrıs görüşmelerinden arzu edilen neticenin maalesef hasıl olmadığını söyledi.

Kalın, burada Türkiye'nin çok yapıcı bir tutumda bulunduğunun altını çizerek, "Maalesef bizim bu yapıcı tutumumuza ve yaratıcı fikirler üretme çabamıza rağmen, Rum tarafının yapıcı olmayan yaklaşımları nedeniyle arzu edilen netice elde edilemedi. Fakat bu Kıbrıs konusunun kapandığı anlamına gelmiyor, biz Kıbrıs halkının yanında olmaya devam edeceğiz" ifadelerini kullandı.



Müftüoğlu: “Barış Harekatı, Türkiye’nin uluslararası antlaşmalardan doğan hak ve yükümlülükleri çerçevesinde gerçekleştirilmiştir.



TC Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Büyükelçi Hüseyin Müftüoğlu, Yunanistan Dışişleri Bakanı Nikos Kocias'ın 20 Temmuz Kıbrıs Barış Harekatı'yla ilgili mesajında geçen ifadelerin kabul edilemez olduğunu belirterek, "Barış Harekatı, Türkiye’nin uluslararası antlaşmalardan doğan hak ve yükümlülükleri çerçevesinde gerçekleştirilmiştir." ifadelerini kullandı.

Müftüoğlu, şunları kaydetti:

"Yunanistan Dışişleri Bakanı’nın 20 Temmuz Kıbrıs Barış Harekatı’nın 43. yıl dönümüne ilişkin olarak bugün (dün) yayınladığı mesajındaki ifadeleri kabul edilemez. Sayın Başbakanımızın bugün (dün) Lefkoşa’da Özgürlük ve Barış Bayramı kutlamalarında bir kere daha vurguladığı üzere, Barış Harekatı, Türkiye’nin uluslararası antlaşmalardan doğan hak ve yükümlülükleri çerçevesinde gerçekleştirilmiştir. Harekat ile Türkiye adada yaşanan acılara son vermiş ve bir daha tekrarlanmamasını teminat altına almıştır. Türkiye, garantör olarak, Barış Harekatıyla o gün dünyaya Enosis’e geçit vermeyeceğini, Kıbrıs Türkünün yalnız olmadığını göstermiştir."

Müftüoğlu, Türkiye'nin, Yunanistan Dışişleri Bakanının mesajında dile getirdiği Kıbrıslı Rumlarla ortak yürütecekleri mücadelenin Kıbrıs Türkünün varlık ve özgürlüğünü hedef almasına izin vermeme kararlılığını koruduğunu vurguladı.

Bakanlık Sözcüsü, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) parlamentosunun "Enosis" konusunda aldığı kararın, Yunanistan’ın çözüm müzakerelerinde GKRY ile birlikte güvenlik ve garantiler konusunda izlediği tutumun ve Yunanistan Dışişleri Bakanı'nın bu son açıklamasının Kıbrıs konusunda muhataplarının gerçek niyetlerini ortaya koymak bakımından dikkat çekici olduğunun altını çizdi.



Alaminyo şehitleri bugün anılıyor



Alaminyo Şehitleri bugün Değirmenlik’teki Alaminyo Şehitler Anıtı önünde düzenlenecek törenle anılacak.

Şehit Aileleri ve Malul Gaziler Derneği Başkanı Ertan Ersan, Alaminyo şehitleri için yayımladığı mesajda 12 Ağustos 1967’de, 5 ve 20 Temmuz 1974 yılında da verilen 15 kahraman şehidi saygı ile andıklarını belirterek, mesajında “İçimizdeki vatan sevgisinin ve Türklük ateşinin hiçbir zaman sönmeyeceğini bir kez daha yineleriz. Ruhları şad olsun” ifadelerini kullandı.



Kiprianu’dan Anastasiadis’e “Mont Pelerin’den ayrılma nedenlerini açıkla yoksa ben açıklarım”



AKEL Genel Sekreteri Andros Kiprianu’nun, Rum Yönetimi Başkanı Nikos Anastasiadis’e, “Mont Pelerin’den ayrılma nedenlerini kamuoyuna açıklaması” yönünde çağrıda bulunarak, aksi takdirde bunu kendisinin yapacağı “şantajında bulunduğu” belirtildi.

Rum Alithia gazetesine göre, AKEL Genel Sekreteri Kiprianu önceki gün, Rum Radyo ve Televizyonu RIK’e yaptığı açıklamada, Rum Yönetimi Başkanı Anastasiadis’ten, “Mont Pelerin’den ayrılması ile ilgili” Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’ya söylediği nedenleri açıklamasını talep etti.

Kiprianu, Anastasiadis’in bu nedenleri açıklamaması halinde, bunu kendisinin açıklayacağını da belirtti.



ELAM ırkçı eylemlerine devam ediyor



Kıbrıs Rum kesiminde faaliyet gösteren aşırı sağ eğilimli ve ırkçı Rum Ulusal Halk Cephesi (ELAM)’ın dün akşam gerçekleştirdiği eylemler nedeniyle Ledra Palace ile Lokmacı sınır kapıları geçici olarak Rum polisi tarafından kapatıldı.

Birleşmiş Milletler Barış Gücü de her iki bölgede geniş güvenlik önlemleri aldı. Yunan bayraklarıyla sınır kapısına gelen ELAM üyelerinin hep bir ağızdan Yunan Marşı söyleyerek “ Türkler dışarı” şeklinde sloganlar attığı görüldü.















Enformasyon Dairesi







Facebook





Twitter





Instagram





Flickr





LinkedIn





Website













Dışişleri Bakanlığı







Facebook





Twitter





YouTube





Website













KKTC Dışişleri Bakanlığı

Enformasyon Dairesi



Tel: +90 (392) 228 3365 / 228 3241

Faks: +90 (392) 228 4847

E-Posta: pio@mfa.gov.ct.tr

Adres: Selçuklu Caddesi, Lefkoşa KKTC

via Mersin 10 / TURKEY



Twitter: @trnc_pio

Facebook: @trncpio

Youtube: KKTCDisisleri





Yorumlar










Aktif Ziyaretçi 38
Dün Tekil 822
Bugün Tekil 390
Toplam Tekil 1981789
IP 54.82.81.154






TURAN-SAM PRINTED ISSN: 1308-8041
TURAN-SAM ONLINE ISSN: 1309-4033
Journal is indexed by:































































25 Rebiü'l-Evvel 1439
Aralık 2017
P
S
Ç
P
C
Ct
P
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31


Dünya'da kim ordusundan, milletinden, biliminden, kültüründen, kimliğinden, vazgeçmiş ki, sende vazgeçiyorsun ?
(Prof. Dr. Oktay SİNANOĞLU)


Ekle Çıkar









Anasayfa - Amaç - Misyon - Vizyon - Faaliyetler - Tüzük - Yönetim - Yasal Uyarı - İletişim

Her Hakkı Saklıdır © 2007 - 2017 TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi
Sayfa 1.382 saniyede oluşturulmuştur.

TURAN-SAM rssTURAN-SAM rss
Google Sitemap

"Bu site en iyi mozilla firefox'ta 1280x960 çözünürlükte görüntülenir."

Turan Portal v1.3 | Tasarım TURAN-SAM , Kodlama Serkan Aygün

Turan Nedir?, Bilimsel Dergiler, En popüler Bilimsel Dergi, Endeksli Bilimsel Dergiler, Saygın Bilimsel Dergi, Türk Dünyasının en popüler ve en saygın Bilimsel Hakemli Dergisi, SSCI, SCI, citation index, Turan, Türk Devletleri, Türk Birligi, Türk Dünyası, Türk Cumhuriyetleri, Türki Cumhuriyetler, Özerk Türkler, Öztürkler, Milliyetçi, Türkçü, Turancı, Turan Askerleri, ALLAH'ın askerleri, Turan Birliği, Panturan, Pantürk, Panturkist, Türk, Dünyası, Stratejik, CSR, SAM, Center for Strategical Researches, Araştırma, Merkezi, Türkiye, Ankara, İstanbul, Azer, Azeri, Azerbaycan, Bakü, Kazakistan, Alma-Ata, Astana, Kırgız, Bişkek, Kırgızistan, Özbekistan, Özbek, Taşkent, Türkmen, Türkmenistan, Turkmenistan, Aşxabad, Aşkabat, Ozbekistan, Kazakhstan, Uzbekistan, North, Cyprus, Kıbrıs, MHP, AKP, CHP, TURKEY, Turancılık, KKTC, Vatan, Ülke, Millet, Bayrak, Milliyet, Cumhuriyet, Respublika, Alparslan Türkeş, Atatürk, Elçibey, Bahçeli, Aytmatov, Bahtiyar Vahabzade, Yusuf Akçura, Zeki Velidi Togan, İsmail Gaspıralı, Gaspırinski, Nihal Atsız, Alptekin, Kürşad, Tarih, Kardeş, Xalq, Halk, Milletçi, Milliyetçi, Yürek, Ürek, Türklük, Beynelxalq, Arbitrli, Elmi, Jurnal, Nüfuzlu