SİYASETÇİLERE TAVSİYELER – 12 (Aktif Konuşma Teknikleri) - İsmail Hakkı KAR - TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi - http://www.turansam.org









SİYASETÇİLERE TAVSİYELER – 12 (Aktif Konuşma Teknikleri) - İsmail Hakkı KAR
Tarih: 21.02.2010 > Kaç kez okundu? 2348

Paylaş


“Söz ola kese savaşı

Söz ola kestire başı

Söz ola ağulu aşı

Yağ ile bal ede bir söz…”

Yunus Emre





Merhaba sevgili arkadaşlar!



Sizlerden gelen “eleştiri” mailleri beni çok mutlu ediyor. Çünkü bu, hür düşüncenizi ortaya koymanız açısından son derece önemli bir kazanımdır. Bazı okurların ortalama şöyle eleştirileri geliyor: “ Hocam bırak artık siyasetçileri.. Biraz da bize gel. Bizim problemlerimizi ele al. Onların iflah olacağı yok!! ” Fakat bu serzenişlerin son bulacağını umuyorum. Çünkü bu seride, birkaç makaleyi dinleme üzerine yazdım. Ve dedim ki, okumak da dinlemek gibidir. Tecrübeyle sabit: Birçok arkadaş, okumadan böyle bir yargıya varıyor. Sadece başlığa bakarak böyle kanaat oluşturması üzüntü verici bir durum olduğunu düşünüyorum.



Bana günlük yaklaşık 300 ve üzeri spam mail gelir. Elbette hepsini sonuna kadar okuyamam. Fakat tamamına göz gezdirir, incelerim. Lazım olanı almak için çaba gösteririm. Böylelikle aklınıza gelebilecek her şeyden haberim olur. Size de bunu tavsiye ederim. Artık.. takdirinize..



Birkaç gün önceki seminerimde yazılarımızı takip eden bir katılımcı: “- Hocam bir şey çok dikkatimi çekiyor. Konuşmamıza rağmen neden uzlaşma noktasında bu kadar zayıfız? ” dedi. Beyefendiye radyo ve telsiz mukayesesini örnek olarak verdim. Radyolardakiler, sadece konuşur. Anlaşılıp anlaşılmadıklarını bilemezler. Ama telsiz kullananlar için durum farklıdır. Konuşur ve dinlerler. Hatta telsiz görüşmelerinde rutin bir ifade vardır: “Anlaşıldı” veya “anlaşılmadı”. Neden böyle olduğunu düşündünüz mü? Bilirsiniz de, ben yine de açıklayayım: Eğer söylenenler anlaşılmamışsa, karşısındakinden ek açıklama almak için bunu yaparlar.



Kimi insanlarda (radyo misali) sadece verici bandı çalışıyor. Alıcı bandı gereksiz görüldüğünden midir nedir, hep arızada. Dolayısıyla onlar radyo gibidirler. Sadece konuşurlar. Sorsanız, görevlerini yapmışlardır. Bu sadece siyasetçilerde görülen hastalık mıdır? Elbette hayır. Evdeki anne baba da, marketteki kasiyerde, hastanedeki doktorda, kurumlarda “danışma” ya bakan görevlilerde (kim bilir.. oradaki bu yazının anlamı: bana danışma! Sorma geç kardeşim!.. zaten ne diye buraya beni koyarlar ki), sekreterlerde, idarecilerimizin büyük bir kesiminde. Aslında toplumun birçok kesiminde görülen bir hastalıktır bu. Hekimler bilir, kişi kendi hastalığını kabul etmezse, ona hangi tedavi metodu şifa verebilir ki?!



O halde “Ağzı olan konuşuyor! ” sloganı pek bir işe yaramıyor diyebiliriz. Bunu “Ağzı olan ses çıkarıyor!” şeklinde değiştirmek lazım diye düşünüyorum. Düzgün, anlaşılır ve sıkıcı olmadan konuşmak hepimize lazım olan bir meziyettir. Ama bu durum, özellikle insanlarla çok sık konuşmak zorunda olanlar için olmazsa olmaz bir zorunluluktur. Şöyle çevrenize dikkatlice bir bakın, ne kadar çok örnekle karşılaştığınıza siz bile şaşıracaksınız. Konuşmakla bir şeyler söylemek aynı değildir. Eskilerin “Laf olsun torba dolsun” sözü, bunun için söylense gerek. Hâlbuki konuşmalarımızda mutlaka anlamlı bir mesaj taşımalıyız. Bu espri yaptığımızda da değişmez bir kural olmalıdır. Çünkü insan denen varlık, fikriyle değerlidir. Hiçbir meziyeti bunun önüne geçemez, geçmemelidir.



Öyleyse etkili, aktif konuşmayı öğrenmeliyiz. İki lafı bir araya getiremeyenlerin, zaman zaman ne kadar büyük sıkıntıya düştüklerine hepiniz şahit olmuşsunuzdur. Böylesine güçlü ve anlaşılır bir konuşma yapmamız için konuşmamızın belli bir planı, çerçevesi, kuralları olmalı. Bir saat konuşup yorulacak yerde, çok daha az performansla ve fazlaca yorulmadan daha iyi sonuçlar almak hanginizin hoşuna gitmez? Elbette eğitimlerimizdeki kadar size faydalı olmayı beklemiyorum. Çünkü ne kadar dikkat etsem de, anlamadığınız noktalarda başka bir açıdan açıklama şansım yok. Bazen bu konuyu 6, hatta 8 saat işlediğimiz oluyor. Eğitim molalarında bire bir sorulanları cevapladığımız süreler de cabacı. Eh.. becerebildiğim kadar ve sizin gayretinizle daha iyi neticeler almaya çaba göstereceğim. Anlaşılmayanlar için her zaman olduğu gibi maillerinizi bekliyorum. Bunun yanında sağ olsun menajerim Ahmet Bey ve ekibi Facebook (kesifyolculugu2@hotmail.com) sayfamı açmışlar. Orada yazdığım tüm makalelerimi görme şansınız var. Anlamadığınız konular için vakit buldukça açık tuttuğum msn (kesifyolculari@hotmail.com) adresimden görüşebiliriz.



Dinlerken ve konuşurken dikkat etmemiz gereken temel prensipler arasında bazılarının aynı olması sakın sizi şaşırtmasın. Yapmamız gereken şey, bu iki farklı durumda rol değişikliğimizin bilincinde olmamızdır. Yani birinde o kuralları dinlerken kullanacağız, diğerinde ise konuşurken işimize yarayacaklar.



Hatırlarsanız, iletişimin ana paydalarını konuştuğumuz yazımızda 2. büyük payda olarak “üslup” tan bahsetmiştik. Bildiğiniz gibi üslup, söyleyiş tarzıdır. Konuşurken; telaffuzumuza, vurgulamamıza, tonlamamıza, tempomuza, dinamizmimize, duraklara dikkat etmeliyiz. En az onlar kadar önemli olan başka bir şey ise konuşmamızla beden dilimizi uyumlu hale getirmemizdir. Bunun ayrıntılarına girmeyeceğim. Başka bir makalede buna tafsilatlı açıklama fırsatı bulacağız.



Şimdi gelelim konuşurken nelere özen göstereceklerimize;



— Etkili kişilik ve görünüşümüz olmalıdır. Kılık-kıyafetimizin temiz, bakımlı, günün icap ve örflerine uygun ve aşırıya kaçmayan tarzda olmalıdır. Bununla birlikte, özgüven şarttır. Beden dili olarak yapmamız gerekenleri daha önceki yazılarda sizlerle paylaştık. Aşağıda diğer faktörlerine değineceğiz. Hepimizin içinde topluk önünde konuşma fobisi vardır ve normaldir. Eğitimlerimde sıklıkla kullandığım bir slogan geliştirdim; “Korku, korkaktır. Üzerine gittikçe kaçar. Aksi olursa, siz korkar ve kaçarsınız.”



İlk verdiğim eğitimi hatırlıyorum da.. dizlerimin bağı çözülmüştü. Artık her şeyin bittiği, yer yarılıp içine giresim geldiği o dayanılmaz heyecan.. korku.. ama 15 – 20 dakika direndikten sonra rahatladım. Sonra ne mi oldu? Elbette her şey yoluna girdi. Şimdilerde fırsat doğsa, dünya televizyonlarının canlı bağlandığı dev bir organizasyonda sunum yapmak benim için çok zor değil. Bu arada hemen söyleyeyim, bu bir üstün yetenek gerektirmiyor. Sadece öğrendiklerimizi sabır ve kararlılıkla uygulamamız yeterli. İnanın bana!



Şu meşhur Marcus Cicero”yu bilirsin. Roma senatosunda herkesin korkulu rüyası Çiçero, aslında bir kekemeydi. Değil senato, kendi derdini bile izahtan uzak, sıkılgan biriydi. Yaptığı birtakım uğraşlardan sonra meşhur oldu. Sorarım size kaçınız kekeme?



— Gülümsememize özen göstermeliyiz. Hadis-i şerifte bahsedildiği gibi, aynı zamanda sadakadır. Biri için hiçbir şey yapamıyorsak bile, samimi, içten bir tebessüm ile bakmamız çok önemli duygusal destektir. Dale Carnegie “ İnsanları etkilemek için en önemli araç, “gülümsemek” tir.” diyor. Gerçekten de gülümsemek, insanlığın elindeki en güçlü iletişim tılsımıdır. Rivayet odur ki, somurtmak için 114, gülümsemek içinse sadece 11 yüz kasımızı harekete geçirmeye gereksinim duyarız. Sizce hangisi zor?



— Duruşumuza dikkat etmeliyiz. Vücudumuzun “güvenli duruş” pozisyonunda olması, bizi cesaretli ve kendinden emin gösterir. Biliyorsunuz, daha önce söylemiştik; insanlar arası ilişkilerin % 60”ı, beden dilidir. Eğitimlerimde sıklıkla karşılaştığım hata, “ukala” ve “güvenli” tutumlarının birbirine karıştırıyor olmasıdır. Birçok eğitim sürecinde buna şahit olmuşumdur. Oysa iki tutum, birbirinden çok farklıdır. Tıpkı “gurur” ile “onur”un arasındaki fark gibi. Atalarımız ne güzel söylemiş: “ Olgun insan odur ki; ne kimseyi incite, ne kimseden incine” Diğer ayrıntılar için beden dili yazımızı inceleyebilir.



— Dinleyen kişiye olan mesafemizi ayarlamalıyız. Söz gelimi; bire bir konuşuyorsak, mesafenin 40 – 80 cm arasında olmasına dikkat etmeliyiz. Çünkü daha fazla mesafe, etkileme gücümüzü azaltır. Küçük gruplarda aramızdaki diyaloglarımızda 250 cm mesafeyi aşmamaya dikkat etmeliyiz. Özellikle kritik konularda etki gücümüzün azalmaması için bu çok önemlidir. Bununla birlikte Açık hava mitinglerinde, konferans ve panel gibi aktivitelerde bunu sağlamak imkânsızdır. Böyle bir ortamda konuşma yapmamız gerekirse, sesimizin tonu birebir veya küçük topluluklara oranla daha abartılı olmalıdır. Bunlar için aşağıdaki bazı kurallar bize yardımcı olacaktır. Grup eğitimlerimize katılan iş adamı, siyasetçi ve sosyal yaşamı aktif olan katılımcılar, bunun farkını çok çarpıcı bir şekilde bizimle paylaşıyorlar. Seyyid Razi”nin Değerli Eseri “Nehc”ül-Belağa” Hazreti Ali (S.a.v.)”in toplum önünde yaptığı tüm konuşmaları içeren bu değerli eseri hepinize tavsiye ediyorum. Müthiş bir eser. Bunu tüm dünya kabul ediyor. Kitabın belli bölümleri internet ortamında tatmin edici yazılar olmakla beraber, kitabını almanız ve başucunuzda saklamanız daha doğru olacaktır. Bilgi alma açısından yazılı vesikaların yerini hiçbir şey tutamaz, tutamayacaktır. Çünkü onunla aranızda duygusal bir bağ kurarsınız. Sahip olma duygusu önemli bir histir.



— Göz teması kurmalıyız. Bizi dinleyenlerin göz bebeklerinin içine bakmalıyız. Bu konuşmacıyla ilgilendiğimizin en belirgin işaretidir. Dinleyenleri motive etmekte son derece etkilidir. İnsanlar kulakları ile dinler ama dinlediğinizi sizin bakışlarınızdan anlar. Ancak bunda aşırıya kaçmamaya (özellikle karşı cinse) dikkat etmeliyiz. Topluluğa karşı konuşmada birçok kişiye bakışımızı yönlendirmeliyiz. Bu iletişimimiz için nefes almak kadar önemlidir. Kim kendisiyle konuşanın dağa bayıra, tavana bakmasından hoşlanır?



— Sempatik ve dostça davranmalıyız. Ancak; davranışlarımızda yapmacık ve aşırıya kaçmamalıyız. Mark Twain “Kişi, insanları kalbiyle anlar, gözleri ya da zekâsı ile değil.” Diyerek, duyguların önemine işaret ediyor. Her zaman sizlerle paylaştığım sloganım var; “Değer veren, değer görür. Gayrisi (başkası) görüntüdür.” Gerçektende hakiki sevgi ve saygı, menfaatler bittiğinde bile devam eden sevgidir. Çoğu kere menfaatler çakıştığında dahi fedakârlık yapabilme gücünü içinde barındıran duygudur. Ötesi, çıkar ilişkisine veya korkudan kaynaklanan yapay davranıştır. Bilgi ve beceri için eğitime ihtiyacı vardır. Ama gönlün böyle bir şeye ihtiyacı yoktur..asla! Hissiyatlarımız, doğuştan gelen kazanımlarımızdır. Yaşantımız, tecrübelerimiz sadece onları güçlendirir.



Burada makaleyi sonlandıralım. Nasılsa konuşacak çok şey var. Sizden gelen maillerden çokça konu başlığı belirlendi bile. Eleştirilerinize göre konu seçtiğimi biliyorsunuz.. öyle değil mi? Sağlıklı ve huzurlu bir şekilde yaşamanızı diliyorum, kabul ediniz. Umut ve sevgiyle…





İsmail Hakkı Kar

İnsan İlişkileri Ustası







“Bu yazı, mahalli idareler seçimleri arifesinde yazılmıştır.”





(devam edecek)



İletişim:

www.edimer.net

bilgi@edimer.net

kesifyolculugu@gmail.com







Not: 2. Grup eğitimlerimiz için kayıtlarımız devam ediyor. Talepleriniz için bilgi@edimer.net adresine mail gönderip iletişim bilgilerinizi bırakınız. Eğitimlerini tamamlayan arkadaşların sertifikalarını düzenlenen törenle kendilerine takdim edeceğiz. Tatmin garantili olan bu eğitimlerin 6 ay boyunca ücretsiz takibi ve gerekli durumlarda ek eğitimleri verilecektir.















Yorumlar








Aktif Ziyaretçi 18
Dün Tekil 763
Bugün Tekil 146
Toplam Tekil 1636440
IP 54.158.98.119






TURAN-SAM PRINTED ISSN: 1308-8041
TURAN-SAM ONLINE ISSN: 1309-4033
Journal is indexed by:

































































4 Rebiü'l-Evvel 1438
Aralık 2016
P
S
Ç
P
C
Ct
P
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31


Ne kadar bilirsen bil; söylediklerin karşındakinin anladığı kadardır.
(MEVLANA)


Ekle Çıkar









Anasayfa - Amaç - Misyon - Vizyon - Faaliyetler - Tüzük - Yönetim - Yasal Uyarı - İletişim

Her Hakkı Saklıdır © 2007 - 2017 TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi
Sayfa 1.692 saniyede oluşturulmuştur.

TURAN-SAM rssTURAN-SAM rss
Google Sitemap

Sayac

"Bu site en iyi mozilla firefox'ta 1280x960 çözünürlükte görüntülenir."

Turan Portal v1.3 | Tasarım TURAN-SAM , Kodlama Serkan Aygün

Turan Nedir?, Bilimsel Dergiler, En popüler Bilimsel Dergi, Endeksli Bilimsel Dergiler, Saygın Bilimsel Dergi, Türk Dünyasının en popüler ve en saygın Bilimsel Hakemli Dergisi, SSCI, SCI, citation index, Turan, Türk Devletleri, Türk Birligi, Türk Dünyası, Türk Cumhuriyetleri, Türki Cumhuriyetler, Özerk Türkler, Öztürkler, Milliyetçi, Türkçü, Turancı, Turan Askerleri, ALLAH'ın askerleri, Turan Birliği, Panturan, Pantürk, Panturkist, Türk, Dünyası, Stratejik, CSR, SAM, Center for Strategical Researches, Araştırma, Merkezi, Türkiye, Ankara, İstanbul, Azer, Azeri, Azerbaycan, Bakü, Kazakistan, Alma-Ata, Astana, Kırgız, Bişkek, Kırgızistan, Özbekistan, Özbek, Taşkent, Türkmen, Türkmenistan, Turkmenistan, Aşxabad, Aşkabat, Ozbekistan, Kazakhstan, Uzbekistan, North, Cyprus, Kıbrıs, MHP, AKP, CHP, TURKEY, Turancılık, KKTC, Vatan, Ülke, Millet, Bayrak, Milliyet, Cumhuriyet, Respublika, Alparslan Türkeş, Atatürk, Elçibey, Bahçeli, Aytmatov, Bahtiyar Vahabzade, Yusuf Akçura, Zeki Velidi Togan, İsmail Gaspıralı, Gaspırinski, Nihal Atsız, Alptekin, Kürşad, Tarih, Kardeş, Xalq, Halk, Milletçi, Milliyetçi, Yürek, Ürek, Türklük, Beynelxalq, Arbitrli, Elmi, Jurnal, Nüfuzlu