ABD-AB-RUSYA İLİŞKİLERİ ÜZERİNDEN NATO”DA SON DURUM VE TÜRKİYE - Yrd.Doç.Dr.Sait Yılmaz - TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi - http://www.turansam.org









ABD-AB-RUSYA İLİŞKİLERİ ÜZERİNDEN NATO”DA SON DURUM VE TÜRKİYE - Yrd.Doç.Dr.Sait Yılmaz
Tarih: 19.02.2010 > Kaç kez okundu? 3932

Paylaş




Beykent Üniversitesi

saityilmaz@beykent.edu.tr



Küresel güç piramidinin tepesinde tek süper güç olarak oturan ABD”nin dünya çapındaki hegemonyası sürmektedir. AB, kendi içindeki bütünleşmeye Doğu Avrupa”ya yönelik genişlemeye rağmen, ABD”nin kanatları altından çıkamamış diğer bir hegemonik kutuptur. AB, özellikle Irak işgaliyle birlikte ABD”nin kimi genişleme manevralarına karşı sesini yükseltse bile, ABD”nin tam olarak karşısına çıkacak cesareti henüz kendisinde göremiyor. Üstelik AB, ABD”yle hesaplaşacak ne askeri güce, ne de ekonomik ve siyasi yaygınlığa sahiptir. Rusya ise, bırakın ABD”yi tehdit etmeyi veya hesaplaşmayı, yüzlerce yıllık hegemonya alanlarını ABD”ye ve AB”ye kaptırmamakla meşgul. Kısacası, Rusya da paylaşım mücadelesine yeniden katılmış, ama eski gücünü kaybetmiş bir güç merkezi olarak mevcut etki alanını daha fazla kaptırmamak dışında bir strateji izleyemiyor. Tüm bu güç merkezlerinin NATO kapsamındaki ilişkileri ve bu ilişkilerin Türkiye”ye yansımaları ülkemiz açısından üzerinde önemle durulması ve sonuçlar çıkarılması gereken bir analiz konusudur.

Avrupa Birliği ve Rusya Denklemi

AB-Rusya çerçevesinde, dış güvenlik için ayrılan “ortak alan-tampon bölge”, yönetilmeyi bekleyen acil bir konu olarak ortaya çıkmıştır . Bu bölgedeki iç çatışmaları kontrol etmek, diyalogu geliştirmek ve krizleri yönetmek Avrupa açısından büyük bir sorun teşkil ederken gerçekte bölge, tam bir jeopolitik mücadele alanına dönüşmüştür. La Haye”de 2004 yılındaki AB-Rusya Zirvesi sırasında Ukrayna”da yaşanan gelişmeler bu teorinin bir kanıtı niteliğindedir. Moskova”da, AB”nin genişleme sürecine bağlı olarak bir etki kaybı duygusu güçlenirken, AB ve Rusya, aynı stratejik amaçları paylaşmamaktadır. AB, bölgedeki istikrarı sağlama ve sessizlik ararken Rusya, bölgenin kontrolünü geri istemektedir. AB ve Rusya açısından bu jeopolitik durum, bir seri sınır sorunlarını da beraberinde getirmiştir. AB”nin genişleme sürecinin önemli bir kırılma noktası teşkil ettiği kesindir Yeni komşuluk ve coğrafi yakınlık durumu çerçevesinde, genişlemenin ardından AB”nin jeopolitik ekseninin doğuya doğru kaydığı söylenebilir.

Rusya için asıl güçlük, ülkesel öğelerden ziyade entegrasyonun yönetimi şeklinde vücut bulan bir AB davranışından kaynaklanmaktadır. Komşuluk politikası, bu akıma eşlik etmek için AB tarafından kullanılan global ve bölgesel en önemli enstrümandır. Rus otoritesi, bir dönem kendi hegemonyası içindeki bu ülkeleri AB”nin komşuluk politikası ile birleştirmeyi ve Kuzey Afrika ve Libya”yı da kapsayan bir grup içinde görmeyi şiddetle reddetmektedir. AB”nin genişleme planına hazırlanmak yerine, Moskova bu nedenle daha derin bir jeopolitik etki olarak algıladığı NATO”nun genişlenmesine odaklanmaktadır. Moskova, kendi siyasi kaynaklarını AB”nin genişlemesinden ziyade NATO”nun genişlemesini önlemek için harekete geçirmektedir. Bu durum AB-Rusya ilişkileri açısından gerçek bir paradoksu temsil etmektedir. Çünkü NATO-Rusya mekanizmaları AB-Rusya ilişkileri için bugüne değin hep bir model olarak gösterilmiştir .

AB ile sınırı, Orta Asya ve Uzak Doğu ile kıyaslandığında Rusya”nın en istikrarlı ve sakin sınırıdır. Başka bir değişle, AB ile yakınlık Rusya”nın; Çin, Hindistan, İran ya da Orta Asya”da yaşadığı sorunlarla karşılaştırıldığında en önemli sorun değildir. Bu açıdan, Rusya”nın AB ile olan ilişkilerini jeopolitik bir seyir içine almaktansa bölgesel politikalar çerçevesinde incelemek, daha uygun ve verimli bir yaklaşım olacaktır. Rus uzmanlar açısından, “kazan-kazan” stratejisi içinde düşünerek “sıfır kazançlı bir oyunu” terk etmek ve AB”yi ortak komşu olarak ele almak en uygun çözüm olarak görünmektedir. AB, jeopolitik yerine bölgecilik politikası üzerinde durmaktadır, buna karşın Rusya, jeopolitik üzerine fazlaca yoğunlaşmaktadır. Rusya, bugün tarihsel olarak kendi hakimiyet alanı olarak gördüğü Ukrayna”yı AB”ye kaptırmama mücadelesi vermektedir.

ABD – Rusya İlişkileri: Birbirine Meşruiyet Sağlama Oyunu

Gürcistan Savaşı”ndan beri, Rusya ile ABD ilişkilerinde gözle görülür bir değişim yaşanıyor. ABD ile Rusya hiç de birbirini tehdit edecek durumda değildir. Rusya”nın ABD”yi tehdit etme gibi bir niyetinin olamayacağını net bir şekilde görebiliriz. Rusya böyle bir tehdit için ne yeterli askeri güce, ne de siyasi ve ekonomik altyapıya sahiptir. Irak ve Afganistan nedeni ile Önemli bir güç kaybı yaşayan ABD, Obama ile, yeniden toparlanma sürecine girmişken, hegemonik güç olarak eski günlerine dönmeyi isteyen Rusya şimdilik, kendisine yeni hakimiyet alanları yaratmaktansa mevcut hakimiyet alanlarını sağlamlaştırmak istemektedir. Ukrayna seçimlerine müdahalesi ve Tacikistan”da açtığı askeri üs bu çabanın bir ürünü olarak görülmelidir. ABD”yle herhangi bir hesaplaşmaya da mücadelede kaybedeceğini bilen Rusya, en azından mevcut hakimiyet alanlarını ABD”ye kaptırmamak için ABD”yle hesaplaşmayı ertelemeye çalışmaktadır.

Rusya”nın son dönemde ABD”ye sık sık sunduğu destek ise, sadece ABD”yi karşısına almama çizgisi değil aynı zamanda birbirilerinin politikalarına meşruiyet sağlamak için yapılan gizli mutabakatların ürünü olarak görülmelidir. Örneğin tüm dünya liderlerinin Bush”a Irak”taki operasyonlardan ötürü üstü kapalı eleştiriler yönelttiği bir dönemde ABD”nin terörle mücadelesinin haklı ve meşru olduğu açıklaması Putin”den geldi. Son olarak, İran”ın nükleer programından vazgeçmesi gerektiğini açıklayan ABD”nin açıklamasına da destek Rusya”dan geldi. Ve Rusya İran”ın uranyum zenginleştirme programını durdurması çağrısında bulundu. İşin ilginç yanı, İran”ın nükleer silah geliştirme konusundaki çalışmalarını en çok destekleyen ve gerekli teknoloji ve malzeme satışını bizzat yapan Rusya. Kısacası Rusya kendi gönderdiği nükleer malzemeyi kullanmaması için İran”ı uyardı.

Peki, bunların karşısında Rusya, ABD”den ne almaktadır? Gürcistan Savaşı”ndan sonra Rusya, Çeçenistan”da bir işgalci değil de, terörizme karşı savaşan “mazlum” ülke rolünü oynamaya başladı. Putin defalarca uluslararası terörizmin Rusya”ya yönelik en büyük tehdit olduğunu açıkladı ve Rusya”nın en büyük mücadelesinin teröre karşı olacağının altını çizdi. Savaşın hemen ertesinde Putin: “Teröristleri yok etmek için her türlü şeyi yapmaya yetkiliyiz” dedi. Kısaca, “uluslararası terör” demagojisi altında hegemonik güç uygulamaları, işgal, hukuksuz ve sınırsız güç kullanımı yapılmaya başlandı. ABD ve Rusya, sistemine adapte edemediği ülkelere uluslararası teröre destek verdiği gerekçesiyle askeri operasyon düzenleyebilmektedir. Hatta ABD”den sonra RF”de hayata geçirdiği yeni “Önleyici müdahale” konseptiyle, uluslararası teröre destek olmasa bile, destek olma “ihtimali” bulunan ülkelere de müdahalede bulunma hakkını kendinde görüyor. Rusya”nın Tacikistan”da açtığı askeri üs için de “teröre karşı mücadele” gerekçe gösterildi.

NATO-Rusya İlişkilerinde Bahar Mevsimi

NATO“nun Gürcistan ve Ukrayna”yı da ittifaka dahil ederek Rusya”nın arka bahçesine ilerleme hedefi ile gerilen ve Rusya-Gürcistan savaşı ile kopma noktasına gelen Rusya-NATO ilişkileri yeniden kuruluyor. Son görüşmelerde Rusya”nın NATO“nun Afganistan”da gerçekleştirdiği operasyonlara sağlayacağı destek, Avrupa güvenliği, İran nükleer programı ve diğer sorunlu konular ele alındı. NATO“nun Rusya için tehdit olmadığına değinen Rasmussen, "NATO Rusya için tehdit değil, belki ortak tehditlere karşı mücadelede partnerimiz. Terör de bu tehditlerin başında geliyor. " dedi. Afganistan”daki mevcut durumun terör, uyuşturucu trafiği ve diğer tehditler açısından NATO ülkeleri kadar Rusya”yı da tehdit ettiğini kaydeden Rasmussen, "Birinci hedefimiz Rusya ile ilişkilerimizi güçlendirmek. Bundan sonra daha verimli ilişkiler içinde olmayı hedefliyoruz." ifadelerini kullandı. Ancak ortalık bu kadar toz pembe değil, aşılması gereken pek çok sıkıntı var ve yeni sorunlar her an olabilir.

Örneğin ABD ve Rusya arasında füze kalkanı tartışmaları ve tehdit tanımlamaları yeniden tartışma konusu oldu. Romanya”nın, ABD Başkanı Barack Obama yönetiminin değişiklik planladığı füze kalkanı programı ile ilgili ülkesinin hazır olduğunu açıklaması Moskova”nın tepkisine neden oldu. Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, ABD”nin bu yaklaşımının Türk boğazlarından savaş gemilerinin geçişini sınırlandıran Montrö Sözleşmesi”ne aykırı olduğunu açıkladı ve Washington”dan cevap beklediklerini söyledi . Ardından da Rusya Devlet Başkanı Dimitri Medvedev yeni askeri doktrini parafe etti. Rusya, kendisine ya da müttefiklerine yönelik herhangi bir tehdit algılaması durumunda “nükleer önleyici saldırı” gerçekleştirebileceğini ilan etti. Rusya”nın yeni doktrininde bir numaralı tehdit “NATO”nun genişlemesi”, iki numaralı tehdit de “füze kalkanı”. Nükleer silahlarda indirim anlaşmasını parafe etmeye hazırlanan ve ilişkilerde yeni sayfa açma inisiyatifini geliştiren iki ülke arasında “güven sorunu” yeniden gündeme geldi.

Münih”de bu yıl Rusya adına konuşması beklenen Başbakan Yardımcısı Sergey İvanov”un, “Pan-Avrupa Güvenlik Anlaşması” teklifini anlatması beklenmektedir. NATO Genel Sekreteri Anders Fogh Rasmussen”in "böyle bir anlaşmaya gerek yok" açıklaması, Moskova”nın tepkisine neden olmaktadır. Rasmussen”in Rusya”nın yeni güvenlik önerisinin NATO“dan çok, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı bünyesinde ele alınmasından yana olduğu ifade ediliyor. Rusya”ya göre ise kimsenin başkasının güvenliğini tehlikeye atarak kendi güvenliğini sağlama hakkı yoktur. Rusya”nın NATO Daimi Temsilcisi Dmitri Rogozin, Washington”ı Rusya”nın sınırlarına yığınak yapmakla suçladı ve İran”ın da gerçek bir tehdit olarak görülmekten çok, füze kalkanı için kullanıldığını savundu. ABD ve Rusya güç dengesinde çeşitli hesaplar yapılırken bu kez Moskova, Müşterek Güvenlik Anlaşması Zirvesi”ne ev sahipliği yapmış ve bu zirvede, Beyaz Rusya, Kazakistan, Ermenistan, Kırgızistan, Tacikistan ve Özbekistan ile birlikte NATO benzeri bir askeri ittifak kurma kararı alınmıştır. Anlaşmaya göre, bu ülkelere dışarıdan gelecek bir tehdit, tüm ittifaka üye ülkelere yapılmış sayılacaktır. İttifakın ilk icraatı, acil bir müdahale gücü oluşturma kararı oldu.

NATO”da Son Durum ve Geleceğine İlişkin Çalışmalar

NATO kolektif savunma örgütü işlevini genişleterek, kolektif güvenlik örgütü haline dönüşmüştür. Bugün NATO, savunma konusunda sadece üye ülkelerin topraklarıyla sınırlı kalmamaktadır. ABD”nin, küresel ortaklara duyduğu ihtiyaç nedeniyle önümüzdeki dönemde diplomasiye, hukuka, ikili ilişkilere, uluslararası kuruluşlara, Transatlantik ilişkilerin geliştirilmesine ve NATO”ya daha fazla önem vermesi beklenmektedir. Güvenlik öncelikleri farklılık arz eden Avrupa”nın kendi güvenlik sistemi “Avrupa Savunma ve Güvenlik Politikası (AGSP)”yi oluşturma çabalarını sürdüreceği ancak, yeterli kaynak ve ortak siyasi iradeyi sağlayamadığı için ABD ve NATO”ya olan ihtiyacının devam edeceği anlaşılmaktadır.

Afganistan konusu bir noktada NATO”nun geleceği olarak kabul edilmektedir. Rusya ve ABD bir yandan silahsızlanma mesajları verirken, bu iki ülkenin Orta Asya”da bir güç mücadelesi içinde olduğu da gözden kaçmamaktadır. Rusya, Orta Asya”daki hamleleriyle ABD”nin genişleme ve etkili olma planını bozmaya çalışmaktadır. Son Zirvelerden çıkan sonuçlara ve eylem planlarına baktığımızda yakın gelecek içinde NATO”da, Füze Kalkanı Projesinin gerçekleştirilmesi, Rusya ile olan ilişkilerin geliştirilmesi, küresel terörizmle mücadele, Ukrayna, Gürcistan, Makedonya, Bosna-Hersek, Kosova ile genişleme, Deniz Haydutluğunu Önleme, Akdeniz Diyaloğu gibi İttifak dışı ülkelerle ortaklık ve işbirliğinin geliştirilmesi faaliyetleri gibi hem siyasi hem de askeri konularda yeni kararların alınacağı ve yeni stratejilerin oluşturulacağını söylemek mümkündür.

Geleceğe yönelik yeni bir konu “Çoklu Gelecek Projesi”dir. Çoklu Gelecek Projesinin amacı güvenlik boyutunda geleceği anlamak, tartışmak, NATO üyesi ülkeler arasında iş birliğini geliştirmek, savunma planlamaları yapmak olarak belirtilmiştir. Geleceğe yönelik bir başka strateji ise NATO”nun yayılmacılığı esas alacak yeni planlamalarıdır. Amaç, açıkça ifade edilmese de ABD jeostratejik girişimlerine Avrupa”nın katkısını genişletmek, enerji kaynaklarını ve yollarını kontrol altına almak, yükselen güçler Rusya ve Çin”i çevrelemektir. Bu amaçlara ulaşabilmek için de ABD, NATO ve AB arasındaki işbirliğinin güçlendirileceği ve rekabetin ortadan kaldırılmasına ilişkin adımlar atılacağı anlaşılmaktadır. Proaktif stratejinin benimsenmesi öngörülürken, nükleer önleyici darbe konsepti de bu stratejiye dahil edilmektedir.

NATO-Rusya Denkleminde Türkiye”nin Konumu

Türkiye 1952”den itibaren NATO”nun üyesidir. NATO, Türkiye için modernizasyon ve batı ile yakın ilişkiler konusunda müspet bir ortam oluşturmuştur. Türkiye”de buna karşılık NATO”ya olması gerekenden çok fazla bağlılık ve sadakat göstermiştir. Ancak Soğuk Savaş”ın sona ermesinden sonra dünya siyasetinde ve buna paralel olarak güvenlik politikalarında değişim olmuş, Türkiye çevresindeki bütün ülkelerle gerilim yaşarken, ilişkiler, gelişen siyasi duruma bağlı olarak yeni bir mecraya girmiştir. Türkiye artık güvenliğini tamamen NATO çerçevesinde düşünmenin dışına çıkmıştır. Dünyadaki yeni gelişmeler, Türkiye”nin tarihi, kültürel ve soy bağlantıları bu fırsatı önüne çıkarmıştır. Türkiye”nin NATO”yu dışlamadan ve batı ile ilişkilerini kesmeden, menfaatlerini ve güvenliğini bu yeni sahalara da taşıması gerekmektedir. Türkiye, NATO”yu Transatlantik ilişkilerin temel politik ve askeri yapısı olarak görmektedir. Bu nedenle henüz bu ittifakın yerini doldurabilecek köklü bir yapı bulunmadığından, NATO İttifakı”na önem vermeye devam etmektedir.

Türkiye”nin bundan sonra kendisini merkeze alan, çevre ülkeleri, Rusya Federasyonu, Kafkasya, Orta Asya ile diyalog içinde olan çok taraflı bir dış politika uygulamasının yararlı olacağı kıymetlendirilmektedir. Güvenlik politikalarının da NATO”yu dışlamadan ancak yukarıdaki çerçevede yürütülmesinin gereklidir. Öte yandan Türkiye, NATO ve AGSP kapsamındaki ilişkilerinde önemli sıkıntılar yaşamaktadır. NATO, birinci öncelikli tehdit olarak gördüğü terör konusunda Türkiye”ye çifte standart uygulamıştır. Güney Kıbrıs Rum Yönetimi”nin haksız bir şekilde AB”ye alınması sonucunda AGSP”de diğer NATO üyesi olan AB ülkeleri gibi haklar istemesi, problem yaratmaktadır. NATO ve AB Türkiye”ye GKRY ile ilgili konularda baskılarda bulunmaktadır. Türkiye, Afganistan için asker sayısının arttırılması istenen ülkelerin başında gelmektedir. Ancak, NATO müttefikleri Afganistan”da teröre karşı mücadele ederken, Türkiye”nin PKK”ya karşı yürüttüğü mücadelede yanımızda yer almadıkları gibi PKK”yı çeşitli şekillerde uzun bir süredir himaye ettikleri de bilinmektedir. Türkiye”nin bu gerçeklerin bilincinde olarak strateji oluşturması ve bu paralelde hareket etmesi doğaldır.

ABD”nin NATO”yu kullanarak Montrö Boğazlar Sözleşmesini delmeye çalışmaktadır. ABD, Kafkasya ve Orta Asya”da söz sahibi olmak maksadıyla Karadeniz”de güç bulundurmak istemekte ve çeşitli hadiseleri kullanarak bunu gerçekleştirmeye çalışmaktadır. Nitekim son beş yıl içinde bu konuda üç defa teşebbüste bulundu. Montrö Sözleşmesi”ne uygun olmayan bir izni, başka bir ülkeye vermesi Türkiye”nin, hem egemenlik konusunu tartışmalı hale getirir, hem de bölgede güvenlik açısından kendi aleyhine bir husumet yaratabilir. ABD”nin Karadeniz”de güç bulundurma veya üs teşkil etme gibi teşebbüslerine karşı ihtiyatlı olunması gerekmektedir. Antlaşma hükümlerinin muhafazası ve buna riayet edilmesi, Türkiye”nin egemenliğini korunması ve Karadeniz”deki dengeleri de gözetmek suretiyle Türkiye”nin güvenliğinin sağlanması açısından önem taşımaktadır. Türkiye”nin bu konuda ortak çıkarları olan Rusya ile koordinede bulunması doğru bir yaklaşımdır.

Türkiye-Rusya ilişkilerinin genel çerçevesine bakacak olursak ekonomik kapsamdaki tüm gelişmelere rağmen Rusya Federasyonu”nun, sahip olduğu gücü kullanarak, Türkiye”nin aktör olduğu bölgelerde tekrar eski pozisyonunu elde etmek istemesi önemli bir çatışma listesi ortaya çıkarmaktadır. Rusya için “bitişik bölge” olarak tanımladığı Türkiye ve özellikle de İran büyük önem arz etmektedir. Ancak, Rusya”nın kendine müttefik seçtiği ülke İran”dır ve Türkiye”yi Amerikan yanlısı “Atlantikçi” bir ülke olarak görmekte ve gelecekte düşündüğü “imparatorluk” emellerinin önünde bir engel olarak telâkki etmektedir . Gerçekçi bir değerlendirme yapıldığında, hem İran”ın hem de Rusya”nın ekonomik ilişkiler bir yana bırakılacak olursa, siyasî alanda Türkiye karşıtı politikalar izledikleri açıktır. Öte yandan, Rusya”nın önleyici müdahale kapsamlı yeni askeri doktrini Ermenistan veya Çeçen direnişi gibi sorunlu bölgeler ile ilgili iddiaları takiben Türkiye”yi de içine alan sürpriz saldırıları olasılık dâhiline taşımaktadır ki, Türkiye için Rus askeri tehdidi yeni bir biçim kazanmaktadır.

Sonuç

Büyük güçlere dayanılarak yapılan politikalar, her zaman daha büyük bir gücün çıkarı söz konusu olduğunda kuşatılır. Türkiye için ABD-AB-RF ilişkileri dâhilinde yukarıda anlatılanlardan çıkarılacak sonuç; asıl olan ülke çıkarları ve kendi gücüne dayanmak, alternatifleri çoğaltmak ve hiçbir gücü doğrudan karşına almamaktır. Kısaca ben buna sıvı güvenlik diyorum. Türkiye artık güvenliğini tamamen ABD ve NATO çerçevesinde düşünmenin dışına çıkmıştır. Türkiye, artık Batılı tehdit algılamasının dışında kendi çıkarlarına dayalı bir dış politika ve buna uygun stratejik hedefler ve güç projeksiyonu geliştirmelidir. Başkalarının füzelerine ve radarlarına dayalı sanal bir ittifak anlayışı içinde hedef olmamalı, bir gün bu füzelerin bize de dönebileceğini hesaplamalıyız. RF”nin yeni askeri doktrini kendi güvenliği için Türkiye”yi de hedef haline getirmektedir. Türkiye, dersine iyi çalışmalı, RF ile olduğu kadar ABD”nin bölgede yapacağı emrivakilere karşı da gerekli senaryolar üzerinde çalışarak kriz yönetimi anlayışı içinde hem düşünsel hem de ihtiyaç duyacağı savunma kabiliyetleri ile ilgili olarak gerekli hazırlıkları yapmalıdır. Öte yandan, Türkiye”nin, 21. yüzyılda büyük devletlerin çıkar çatışmalarının yaşandığı bölgesel krizlerin merkezinde yer alan bir devlet olarak, bu krizlerden etkilenmemesi, güvenliğini sağlayabilmesi ve bölgede etkili olabilmesi için NATO ve AGSP açılımlarında politik ve askeri olarak etkili bir şekilde yer alması da önem arz etmektedir. Ancak bu hususun kendi inisiyatifi ile oluşturabileceği bölgesel ve küresel ilişkilere engel teşkil etmemesi de en az bunun kadar önemlidir. Türkiye”nin NATO”ya fazla güvenmeden ancak NATO”nun içinde kalarak ulusal çıkarlarına uygun hareket etmelidir.





Yorumlar








Aktif Ziyaretçi 17
Dün Tekil 790
Bugün Tekil 355
Toplam Tekil 1639897
IP 54.159.189.139






TURAN-SAM PRINTED ISSN: 1308-8041
TURAN-SAM ONLINE ISSN: 1309-4033
Journal is indexed by:

































































8 Rebiü'l-Evvel 1438
Aralık 2016
P
S
Ç
P
C
Ct
P
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31


Benim Hayatta yegane fahrim, servetim Türklükten başka bir şey değildir.
(Mustafa Kemal ATATÜRK)


Ekle Çıkar









Anasayfa - Amaç - Misyon - Vizyon - Faaliyetler - Tüzük - Yönetim - Yasal Uyarı - İletişim

Her Hakkı Saklıdır © 2007 - 2017 TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi
Sayfa 1.883 saniyede oluşturulmuştur.

TURAN-SAM rssTURAN-SAM rss
Google Sitemap

Sayac

"Bu site en iyi mozilla firefox'ta 1280x960 çözünürlükte görüntülenir."

Turan Portal v1.3 | Tasarım TURAN-SAM , Kodlama Serkan Aygün

Turan Nedir?, Bilimsel Dergiler, En popüler Bilimsel Dergi, Endeksli Bilimsel Dergiler, Saygın Bilimsel Dergi, Türk Dünyasının en popüler ve en saygın Bilimsel Hakemli Dergisi, SSCI, SCI, citation index, Turan, Türk Devletleri, Türk Birligi, Türk Dünyası, Türk Cumhuriyetleri, Türki Cumhuriyetler, Özerk Türkler, Öztürkler, Milliyetçi, Türkçü, Turancı, Turan Askerleri, ALLAH'ın askerleri, Turan Birliği, Panturan, Pantürk, Panturkist, Türk, Dünyası, Stratejik, CSR, SAM, Center for Strategical Researches, Araştırma, Merkezi, Türkiye, Ankara, İstanbul, Azer, Azeri, Azerbaycan, Bakü, Kazakistan, Alma-Ata, Astana, Kırgız, Bişkek, Kırgızistan, Özbekistan, Özbek, Taşkent, Türkmen, Türkmenistan, Turkmenistan, Aşxabad, Aşkabat, Ozbekistan, Kazakhstan, Uzbekistan, North, Cyprus, Kıbrıs, MHP, AKP, CHP, TURKEY, Turancılık, KKTC, Vatan, Ülke, Millet, Bayrak, Milliyet, Cumhuriyet, Respublika, Alparslan Türkeş, Atatürk, Elçibey, Bahçeli, Aytmatov, Bahtiyar Vahabzade, Yusuf Akçura, Zeki Velidi Togan, İsmail Gaspıralı, Gaspırinski, Nihal Atsız, Alptekin, Kürşad, Tarih, Kardeş, Xalq, Halk, Milletçi, Milliyetçi, Yürek, Ürek, Türklük, Beynelxalq, Arbitrli, Elmi, Jurnal, Nüfuzlu