BASIN BÜLTENİ Akıncı: “Bilinen yanlışın düzeltilmesi sonrasında müzakerelerin başlaması mümkündür” - TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi - http://www.turansam.org









BASIN BÜLTENİ Akıncı: “Bilinen yanlışın düzeltilmesi sonrasında müzakerelerin başlaması mümkündür”
Tarih: 13.03.2017 > Kaç kez okundu? 241

Paylaş


Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, bazı adımların atılması ve bilinen yanlışın düzeltilmesi sonrasında müzakerelerin başlamasının mümkün olduğunu belirterek, “Ama kendi kurguladıkları senaryonun gerçekliğini kanıtlamak için adım atmazlar ve işi yokuşa sürerlerse, o zaman da niyetin başka olduğu anlaşılacaktır” dedi. Akıncı, aklın yolunun, Rum Yönetimi Başkanı Nikos Anastasiadis’in bile artık ‘kabul edilmez’ diye tanımladığı Enosisin okullarda kutlanması kararı ile ortaya çıkan durumun düzeltilmesi olduğunu belirterek, bunun yakın zamanda gerçekleşmesini diledi. Akıncı, eğer sorun aşılır ve müzakere süreci yeniden başlarsa, öncelikle her geçen gün erozyona uğrayan güven ilişkisinin yeniden tesis edilmesine yönelik adımlara ihtiyaç olacağını söyledi.

Akıncı, “Masada kendi kendimizi tekrar etmekten artık yorulduk. Bu yöntemin artık sonuç üretmekte yetersiz kaldığına ben de katılıyorum. BM’nin hakemlik sayılmasa bile daha aktif olarak devreye girmesi yararlı olabilir. Kuşkusuz, tarafsız olmayı başarabileceklerse. ‘Rum tarafını gücendirmeyelim’ anlayışı ile hareket edeceklerse, hiç başlamamaları daha iyi olur” ifadelerini kullandı. Federal çözümde azınlık-çoğunluk kavramlarının yeri olmadığını vurgulayan Cumhurbaşkanı Akıncı, “Biz imtiyaz peşinde değiliz. Federasyonların olmazsa olmazı olan siyasi eşitlik istiyoruz” diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, Türk Ajansı-Kıbrıs (TAK)’ın sorularını yanıtladı.

Soru: Sayın Cumhurbaşkanı; “son günlerde gerek sizin, gerekse Sözcünüzün Kıbrıs müzakerelerinin içine girdiği durumla ilgili fazla konuşmadığı, bir bakıma bekler bir konumda olduğunuz, buna karşılık Rum Yönetimi’nden sürekli olarak sizi sorumlu tutan açıklamalar yapıldığı” yorumları yapılıyor. Bu konudaki sizin yorumunuz nedir?

Akıncı: Akıl ve mantık yoluna dönülmesini bekliyoruz. Enosis plebisitinin okullarda anılması ve kutlanmasına ilişkin olarak söyleyeceğimizi söyledik. Toplumumuzda yarattığı olumsuz etkisini sanırım artık anlamayan kalmadı.

Sayın Anastasiadis de önce yarım ağızla beğenmediğini söylediği bu kararın şimdi “kabul edilmez” (unacceptable) olduğunu söylüyor. O halde doğru olan, “kabul edilmez” olan ve kendi partisinin de katkısıyla yaratılan bu durumun düzeltilmesidir. Aklın yolu budur. Bunun yakın zamanda gerçekleşmesini dilerim.

Soru: Sayın Anastasiadis, sizin, görüşmeleri bu konu nedeniyle değil, Türkiye’deki referandum nedeniyle ve Türkiye’nin telkini ile terk ettiğinizi iddia etmeye devam ediyor. Bu iddialara yanıtınız ne olur?

Akıncı: Söylediklerini ben de üzüntü ile görüyorum. “Erdoğan ona yol gösteriyor. Birileri kulağını çekti. O nedenle müzakereleri terk etti” diye konuşabiliyor. Bu, tam “yavuz hırsız ev sahibini bastırır” misali bir tavırdır. Neyse ki Espen Eide olsun böyle bir durumun olduğuna inanmadığını söyleyebildi. Ama acı olan, kendi toplumunu yanlış yönlendirmesi ve Rumların da buna inandırılmasıdır.

Soru: Anastasiadis’in, 16 Nisan sonrasında Türkiye’nin adım atacağına kendini şartlandırdığı söylenebilir mi?

Akıncı: Tam da dediğiniz gibi olduğu anlaşılıyor. Tüm müzakere sürecinde erteleme talepleri hep Rum tarafı ve Yunanistan’dan geldi. Mont Pelerin’de de, Cenevre Konferansı’nda da.

Türkiye’nin bizden böyle bir talebi olmadı. Halbuki bunun, en azından bizim bildiğimiz kadarıyla, gerçekle bir ilişkisi yok. Gerek bizim, gerekse Türkiye’nin ve aslında tüm ilgili tarafların tavrını belirleyecek olan, ortaya çıkması muhtemel anlaşmanın içeriğidir. Temel parametreleridir; yoksa referandum sonrasında bu temel parametrelerden vazgeçileceği yoktur. Bu, yanlış bir beklentidir.

Anastasiadis’in söylemleri bizi ciddi biçimde rencide etmiştir. Enosis kutlama kararı karşısında ilk tepki benden geldi, hem de kararın hemen ertesi günü. Tüm toplumumuz bu kararı kınadı. Rum toplumu içinde de ciddiye alınması gereken kesimler buna karşı çıktılar. Bu tepkiyi ve düzeltme talebimizi hafife alarak, bizi aşağılamak pahasına “Esas neden bu değil, referandumdur; Türkiye istedi Akıncı da masadan ayrıldı” demek, en hafif deyimi ile ayıptır. Bizi tanımamaktır. Kurulabilirse federal Kıbrıs’ta iki eşit ortaktan birisi olacak olan Kıbrıs Türk tarafını “hor görmektir”.

Soru: Sayın Anastasiadis’in son söylemlerinde Kıbrıs Türklerine yönelik olarak “azınlık-çoğunluk” kavramlarına da ilk defa yer verdiğini ve Kıbrıslı Türklere “imtiyazlar verildiğini” söylediğine de tanık olduk. Bu konuda ne diyeceksiniz?

Akıncı: Bunlar federal bir çözümde yeri olmayan söylemler ve kavramlardır. BM iki toplumun ilişkisinin azınlık-çoğunluk temelinde değil, siyasi eşitlik temelinde olacağını yıllar öncesinden belirlemiştir. Daha önce de belirtmiştim, biz imtiyaz peşinde değiliz. Siyasi eşitlik istiyoruz ki bu, federasyonların olmazsa olmazıdır.

Soru: Siz hep gerekli olanın barış kültürü olduğunu ve aradaki güvenin ancak yeni bir barış kültürüyle gelişebileceğini vurguluyorsunuz. Bu konuyu biraz açar mısınız?

Akıncı: Bakınız, biz hangi anlaşmayı yaparsak yapalım, imza atmakla veya referandumda onaylamakla iş bitmeyecek. Bu anlaşmanın sürdürülebilirliği çok önemli.

1960 anlaşması sadece 3 yıl yaşayabildi. Benzeri bir durumla karşılaşmak istemeyiz. Bu nedenle elbette anlaşma içeriğinde yeterli güvencelerin varlığı da önemli olacaktır ama yurttaşların ve özellikle genç kuşakların, yeni bir anlayışa ve kültüre sahip olmaları daha da önemlidir.

İki toplumlu eğitim komitesini bu nedenle oluşturduk. Ne yazık ki Rum Yönetimi sadece bu komite çerçevesinde değil, mobil telefonların iki tarafta da kullanılabilir olmasından, elektrik şebekelerinin kalıcı bağlantısına kadar birçok konuda üzerine düşeni yapmadı. Güven artırıcı önlem olarak sıralanan birçok konuda, hep ayak sürüdü.

Soru: Sizce bunun nedeni nedir?

Akıncı: Rum tarafında acayip bir fobi var. Bu fobi, Kıbrıs Türk tarafının statüsünün yükselmesi korkusudur.

Geçen yıl İstanbul’da Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yemeğine katılışıma gösterilen tepkiden tutun, mobil telefon olayında Kıbrıs Türk tarafındaki operatörlerle yapılacak işbirliğine kadar, hep bu anlamsız korkunun izlerini görmek mümkündür.

Son olarak AB Ad hoc komitesi çerçevesinde Kıbrıs Türk toplumunun AB ile uyum çalışmalarını engellemektedirler. AB Komisyonu da ne yazık ki bu tavra onay vermektedir. Halbuki tam tersini yapmaları gerekir. Kuzey Kıbrıs’ın AB’ye uyumunu hızlandırmak, Güven Artırıcı Önlemler paketini, başta cep telefonları ve elektrik şebekelerinin kalıcı olarak birleştirilmesi olmak üzere uygulamak, sadece çözüm sürecine yardımcı olur. Bunları yapmayarak aslında korktuklarının gerçekleşmesine, kendi elleri ile de yardımcı olmaktadırlar ve bunun farkında bile değildirler.

Soru: Peki Sayın Cumhurbaşkanı, bundan sonrasını nasıl görüyorsunuz?

Akıncı: Bazı adımların atılması ve bilinen yanlışın düzeltilmesi sonrasında, müzakerelerin başlaması mümkündür. Bunun dışında söylenenlerin gerçeklikle bir ilişkisi yoktur. 16 Nisan’ı beklemek gibi bir durumumuz da yoktur. 16 Nisan’ı beklemek gibi bir durumumuz da yoktur. Ama kendi kurguladıkları senaryonun gerçekliğini kanıtlamak için adım atmamaları ve işi yokuşa sürmeleri de olabilir. O zaman da niyetin başka olduğu anlaşılacaktır.

Soru: Ne gibi?

Akıncı: Ben güney Kıbrıs’ta 2018 başkanlık seçim yarışının beklenenden erken başladığını görebiliyorum. Seçilebilmek için kilise ve ret cephesinin oylarına muhtaç olunan bir ortamda, iki kesimli federal çözüm için gerekli olan adımların atılması giderek daha da zorlaşacaktır. Zaten bir süredir de Rum tarafının adım atamamasının nedenlerinden birinin bu olduğuna inanıyorum.

Soru: Sayın Espen Eide’nin “yeni modalite” kavramı üzerine ne diyeceksiniz?

Akıncı: Eğer sorun aşılır ve müzakere süreci yeniden başlarsa, öncelikle her geçen gün erozyona uğrayan güven ilişkisinin yeniden tesisi edilmesine yönelik adımlara ihtiyaç olacağını düşünmekteyim.

2 yıldır tıkadıkları birçok alandaki işbirliğini inşa etmeye niyetleri var mı yok mu? Bunu anlamamız lazım. Bunun dışında masada kendi kendimizi tekrar etmekten artık yorulduk. Örneğin muhatabımıza Kıbrıs Türk tarafının etkin katılımla ilgili haklı konumunu daha kaç defa anlatacağım? Bu yöntemin artık sonuç üretmekte yetersiz kaldığına ben de katılıyorum. Bu bağlamda BM’nin hakemlik sayılmasa bile, daha aktif olarak devreye girmesi yararlı olabilir. Kuşkusuz, tarafsız olmayı başarabileceklerse. “Rum tarafını gücendirmeyelim” anlayışı ile hareket edeceklerse, hiç başlamamaları daha iyi olur.

Soru: Son olarak ne eklemek istersiniz?

Akıncı: İki yıla yakın süredir Kıbrıs Türk halkının verdiği yetki ile iki kesimli, iki toplumlu federal bir çözüm için iyi niyetle uğraş verdim. Özellikle Kıbrıs Türk tarafı olarak attığımız adımlar sayesinde yıllardır yapılamayan gerçek oldu. Müzakere tarihinde ilk kez harita ve 5’li konferans aşamasına ulaşıldı.

Yeri geldiğinde Kıbrıs Türk tarafının inisiyatif almaktan çekinmediğini de herkes gördü. Bunu, Kıbrıs’ın barış içinde bir geleceğe ulaşabilmesi ve en başta her iki toplumun huzuru ve refahı için yaptık. Bunu yaparken benzeri davranışları muhataplarımızdan da beklemek hakkımızdır. Umarım bunu yaparlar.



Siber: “Rum liderin siyasi eşitliği kabul etmemesi samimiyetsizliktir”



Cumhuriyet Meclisi Başkanı Sibel Siber, siyasi eşitlik temelinde çözüm için oturulan bir masada Rum lider Anastasiadis’in siyasi eşitliği kabul etmemesinin samimiyetsizlik olduğunu söyledi.

Çözüm arzusunu belirleyenin masadaki iyi niyet ve samimiyet olduğunu vurgulayan Siber, Rum tarafının toplumunu barışa hazırlamak için emek sarf etmediğini, bunun da yaşayabilir bir çözüm önünde engel olduğunu söyledi. Siber " Çözüm samimiyet, barış emek ister " dedi.

Siber, Girne Amerikan Üniversitesi (GAÜ) ve Kıbrıs Amerikan Üniversitesi’nin birlikte organize ettiği "Kıbrıs Masası" toplantısına konuk olarak katılarak konuşma gerçekleştirdi ve akademisyenler ile öğrencilerin Kıbrıs sorunu konusundaki sorularını yanıtladı.

Siber, toplantıda yaptığı konuşmada tarihsel süreç boyunca "Kıbrıs" denince akla gelen ilk şeyin "Kıbrıs Sorunu" olduğuna dikkat çekerek, adada geçmiş dönemlerde yapılan müzakereler konusunda kısaca bilgiler verdi.

70'li yılların sonundan beri yarım asra yakındır çözüm için Federasyon tezinin tartışıldığını ifade eden Siber, "İki toplumlu, iki bölgeli, siyasi eşitliğe dayalı" bir anlaşmanın masada yıllarca tartışıldığını belirtti.

Siber; liderlerin müzakerelerde sona yaklaşıldığı ifade ettikleri bir süreçte, çözümün en temel parametrelerinden biri olan siyasi eşitlikte uzlaşıya varılamadığının net olarak görüldüğünü ifade ederek, Rum Lider'in " azınlık-çoğunluk" yorumlarından, Enosis nedeniyle masa dağılmadan önce de müzakere sürecinin sağlıklı bir zeminde olmadığının anlaşıldığını söyledi.

Siber şöyle devam etti:"Federasyon anlaşması için masaya oturan bir Liderin, görüşmelerin son aşamasına gelindiği mesajı verilen bir süreçte, Federasyonun temelini oluşturan siyasi eşitliği görmezden gelerek azınlıktan-çoğunluktan bahsetmesi ve kendi halkına 'Bir Kıbrıslı Türk de dönüşümlü olarak bu Federasyonun Başkanı olacak' deme cesaretini gösterememesi akla ister istemez bazı soruları getiriyor. Rum Lider masada federasyon konusunda ne derecede istekli ve samimi acaba? Ya da gerçek anlamda bir federasyon anlaşması için halkından ne derece güçlü destek alıyor? Ya da federasyon maskesi altında aslında murat edilen bir üniter devlet mi? "Rum halkının Federasyon isteyip istemediğinin de sorgulanması gerektiğine işaret eden Siber, Rum Liderliğin Müzakere masasındaki pozisyonunun zamana oynamak olmaması gerektiğini belirtti.

Bir anlaşmanın yaşayabilirliği iki halkın da o anlaşmadan beklentilerinin yakın olmasına ve aynı şekilde benimsemesine bağlı olduğunu belirten Siber, tek taraflı çözüm arzusunun yeterli olmadığını söyledi. Siber, çözüm ve barışın farklı terimler olduğunu kaydetti.

Yapılan araştırmalarda Rum gençlerin ezici bir çoğunluğunun Adanın Kuzey’ine hiç geçmediğinin görüldüğünü ifade eden Siber, Rum eğitim sisteminin birlikte yaşayacağı diğer halka karşı düşmanlığı besleyen bir eğitim verdiğini ve bunun tüm yabancı gözlemciler tarafından da bilindiğini söyledi.

Başkan Siber, barış çalışmalarının neticesinin uzun zamana dayalı ve bazen nesillerin değişmesiyle alınabileceğini ama hal böyle iken bugün bile çözüm müzakereleri sürerken Rum tarafınca barışa emek verilmediğini söyledi.

Siber, Enosis Plebisiti yıldönümünün okullarda kutlanması kararına da değindiği konuşmasında şunları kaydetti:

“Barış emek ister. Özellikle savaş yaşamış toplumlarda barış kültürünü yeşertme ve

toplumlara benimsetme için bir kaç neslin geçmesi gerekir. Bütün bunların üstesinden gelebilmek için eğitim çok önemlidir.

Devlet, sivil toplum ve medyanın da katkısı olması gerekir. Peki, Güneyde ne derecede barış eğitimi yapıldı? Bu durumu temas ettiğimiz Yabancı Misyonlar da sorgulamaktadır.”

Olayı “Sadece bir çözüm yapacağız” mantığı ile düşünmemek gerektiğini ifade eden Siber, çözümün sosyal boyutları ile birlikte çok yönlü düşünülmesi ve çalışma yapılması gerektiğini belirtti. Siber, yaşayabilir bir çözümün ancak bu şekilde sağlanabileceğini söyledi.

Konuşmasında Güven Artırıcı Önlemlere değinen Başkan Siber, bu konuda da hiçbir ilerleme sağlanamadığını, mobil telefonlarda bile bir uzlaşıya varılamadığını belirtti

Siber, güven duygusunun kolay yerleşmediğini ve yitirildikten sonra da tekrar kolay kazanılamadığını ifade ederek, müzakerelerde de son gelişmelerin altında yatanın bu olduğunu söyledi.

Siber, toplantı boyunca akademisyenler ve öğrencilerden gelen sorulara da yanıt verdi.



Özgürgün: “Kıbrıs’ta herhangi bir toprak tavizi yoktur”



Başbakan Hüseyin Özgürgün, "Kıbrıs'ta herhangi bir toprak tavizi yoktur. Sadece Sayın Cumhurbaşkanının, Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın belirttiği o çerçevede kapalı Maraş, Erenköy'e de karadan bağlantı şeklinde bir takas mümkün olabilir. Onun dışında da artık resmi politikası, hem anavatan Türkiye'nin hem bizim budur" dedi.

Özgürgün, Aydın Üniversitesi Florya Halit Aydın Kampüsü’nde Aydın Düşünce Platformu üyeleriyle bir araya geldi.

Etkinliğin açılışında Kıbrıs görüşmeleri hakkında değerlendirmelerde bulunan Özgürgün, Kıbrıs Türk tarafı ve Türkiye'nin, görüşmelerin olumlu sonuçlanması için çok fedakarlık yaptığını, buna karşılık Rum kesiminin Kıbrıs konusunda anlaşma isteğinin olmadığını ortaya koyduğunu söyledi.

Hüseyin Özgürgün, Kıbrıs Rum Yönetimi'nin meclis kararıyla okullarda Enosis'i kutlama kararının kabul edilemez olduğunu dile getirerek, şöyle konuştu:

"Biz oturduk Türk Hükümeti'yle KKTC Hükümeti bir karar aldık, eğer bu karar ortadan kalkmazsa Kıbrıs Türk tarafı ve Türkiye artık görüşmelere katılmayacak. Bu karar aldık kamuoyuna duyurduktan sonra Sayın Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın bir demeci oldu. Bu demeçte de şunu söyledi, 'Biz Kıbrıs'ta toprak konusunda artık herhangi bir şekilde konuşmuyoruz, toprak da vermiyoruz. Bir tek şey olabilir kapalı Maraş'ı verebiliriz ama bunun karşılığında şu anda tampon bölge durumunda bulunan, denizden ulaşımı olan Erenköy'e karadan bağlantı olan o toprağı isteriz. Bunu veririz, bunu alırız. Bunun dışında da hiçbir toprak tavizimiz yoktur’ dedi.

Biz bu açıklamadan son derece memnun olduk. Son derece mutlu olduk. Şahsen ve temsil ettiğim Ulusal Birlik Partisi olarak partimin ve hükümetimin son derece mutlu olduğu, son derece bizi rahatlatan bir açıklama. O açıklamadan sonra da bizim resmi politikamız artık Kıbrıs'ta toprak vermek değildir. Kıbrıs'tan herhangi bir toprak tavizi yoktur. Sadece Sayın Cumhurbaşkanının, Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın belirttiği o çerçevede kapalı Maraş, Erenköy'e de karadan bağlantı şeklinde bir takas mümkün olabilir. Onun dışında da artık resmi politikası, hem anavatan Türkiye'nin hem bizim budur.

Dolayısıyla çok ciddi bir değişim. Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın bu söylemi ilk defa bir devrim niteliğindedir. Çünkü Kıbrıs'ta bugüne kadar 57 yıldır devam eden görüşmelerde Rum tarafı hep toprak tavizi alacağını düşünerek masadaydı."

Başbakan Özgürgün, programın devamında davetlilerin, Kıbrıs'ın statüsü, doğal gaz rezervleri, vakıf arazileri ve FETÖ ile mücadele konularında yöneltilen soruları cevapladı.

Vakıf mallarının en çok konuşulması gereken konulardan biri olduğunu dile getiren Özgürgün, "Maraş'ın çok büyük bir bölümünün vakıf malı olduğu kesin. Kıbrıs'ta yüzde 30'un üzerinde vakıf malı olduğu kesin. Zaten 1571-1878 arasında Osmanlı İmparatorluğu adayı yönetmiş. Adanın tamamı bizim zaten. 1878'den sonra İngilizler Türkleri uzaklaştırmak için 1. Dünya Savaşı'nda 'Osmanlı savaşa katıldığı için ben adayı ilhak ettim.' dediği noktada bu malları Rumlara dağıtma veya vakıf mallarını başkalarına geçirme noktasında İngiliz yönetiminin böyle tasarrufları oldu. O malların birçoğu da vakıf malı olduğu halde, Rumların eline geçti. Özellikle 1914-1950 arasında. O dönemde Türkiye de Kıbrıs'la ilgilenemedi" değerlendirmelerinde bulundu.

Vakıf mallarının korunması konusunda çok fazla çalışma yapıldığını belirten Özgürgün, söz konusu malların kuzeyde ve güneyde olduğunu söyledi.

KKTC'nin adada yüzde 37,8'lik bir toprağının bulunduğunu hatırlatan Özgürgün, şunları kaydetti:

"Bu toprakların da Sayın Cumhurbaşkanımızın açıklamasıyla net ve kesin olarak KKTC'nin toprağı olduğu ortaya konduğuna göre, endişe edecek bir şey kalmadı. Bugün uluslararası hukuk bunları elimizden alamaz. Rum tarafı bir anlaşmada artık toprak istemeden anlaşmak durumundadır. Bana göre tartışma ortadan kalkmıştır. İngiltere, AB'den çıkarken net bir şey ortaya koydu. 'İki taraf anlaşmaya hazırsa biz varız. Yoksa biz bugünkü durumun devamına da itirazımız yok.' dedi. 2004 ve sonrasındaki süreç bizi oralara götürdü. Eğer bir anlaşma olacaksa vakıf mallarının bizde kalması talebimiz vardı. Bugün gelinen noktada resmi politikamızda KKTC'nin şu anki toprakları bizim toprağımızdır. Cumhurbaşkanımızın 'Kapalı Maraş'a karşı Erenköy'ü isteriz.' demesi Maraş'ın bizim toprağımız olduğunu teyit ediyor. Diğer taraftan Rumların elindeki bir toprağı vererek ancak bunun el değiştirmesi söz konusu. Bu söylem odur. Oradaki koçanlı malları sahipleri alamaz değildir bu. Sadece yönetimin devredilmesidir. Yoksa oradaki sahip olunan vakıf veya kilise malının el değiştirmesi değildir."

Özgürgün, konuşmasının devamında değindiği doğal gaz konusunun çok kritik bir madde olduğunu söyledi.

Rumların 2006'dan itibaren doğal gaz meselesini tekrar gündeme getirdiğini hatırlatan Özgürgün, 2012'de New York'ta Türkiye ve KKTC arasında imzalanan ekonomik iş birliği anlaşmasına dikkati çekti.

Hüseyin Özgürgün, bu anlaşmanın Türkiye ve KKTC'nin söz konusu bölgelerde tek taraflı bir arama faaliyetine izin vermeyeceklerinin beyanı olduğunu kaydetti.

Her iki ülkenin burada başka birinin tek taraflı doğal gaz çıkarma ve kullanma yetkisinin olmadığını ortaya koyduğunu aktaran Özgürgün, bunun savaş sebebi olacağının deklare edildiğini söyledi.

Başbakan Hüseyin Özgürgün, Kıbrıs'ta Tayvan modelinin uygulanabilirliği konusundaki söylemlere ilişkin, "Şu anda masa berhava olmuş görünüyor. O zaman ne olacak? KKTC devam edecek. Bunun başka bir yöntemi ve yolu yok. KKTC demokrasisiyle, sosyal ve ekonomik yapısıyla, sivil toplum örgütleriyle gerçekten çok demokratik bir yapı üzerinde oturuyor" ifadesini kullandı.

KKTC'nin yasal bir devlet olduğunu vurgulayan Özgürgün, "Bu devam eder. Anavatan Türkiye bu noktada her zaman desteğiyle yardımlarını ortaya koyuyor. Tanısınlar, tanımasınlar biz yolumuza devam ederiz. Bunun modeli ne olur? Tayvan modeli bir seçenektir. Diğer taraftan KKTC'nin bir Cebelitarık modeli önerisi de vardı" dedi.





Ertuğruloğlu: “Cumhurbaşkanı, Anastasiadis’den özür talep etmeli”



Dışişleri Bakanı Tahsin Ertuğruloğlu, Kıbrıs Türk tarafının müzakere masasına dönmesi için Rum tarafının sadece “Enosis kararını düzeltmesinin” yeterli olmadığını, Cumhurbaşkanı’nın, Rum lider Nikos Anastasiadis’ten, Kıbrıs Türkü’nden özür dilemesini talep etmesi gerektiğini belirtti.

Ertuğruloğlu, Cumhurbaşkanı’nın ülkenin en üst makamı ve müzakereci olduğunu ancak müzakere ederken Kıbrıs Türk halkının genelini kucaklayarak müzakere etmesi gerektiğini kaydetti.

Dışişleri Bakanı Tahsin Ertuğruloğlu, Diyalog TV’de katıldığı bir programda Kıbrıs müzakere sürecini değerlendirdi ve soruları yanıtladı.

Ertuğruloğlu, müzakere sürecinin yaşadığı sıkıntının sadece Enosis kararı olmadığını, asıl ve daha vahim olanın “azınlık çoğunluk açıklaması” olduğunu belirterek, mevcut müzakere sürecinde Kıbrıs Türk halkının ancak azınlık haklarını elde edebileceğini, bu yüzden bundan sonra müzakereler devam edecekse bunun “devletten devlete zemininde” yapılmasının şart olduğunu vurguladı.

“Kıbrıs Türk halkını azınlık gören Rumlarla mevcut müzakere sürecinde neyin müzakeresini yapacağız” diyen Ertuğruloğlu, Kıbrıs’ta bir çözüm ve anlaşma olması için KKTC’nin kabul edilmesi gerektiğini kaydetti.

Ertuğruloğlu, Türkiye Başbakanı Binali Yıldırım'ın müzakerelerle ilgili “lastik patladı” ifadesinin hatırlatılması üzerine “Lastik zaten çoktan patladı, iyi giden bir lastik yoktu ki patlasın” dedi.

Ertuğruloğlu, ancak Cumhurbaşkanı müzakere ekibinin her zaman “müzakerelerin iyi gittiği” yönünde Kıbrıs Türk halkında iyi ve olumlu bir hava yaratıldığını ancak bunun doğru olmadığının görüldüğünü, “balonun, lastiğin patladığının” ortaya çıktığını işaret etti.

“Enosis” kararına karşı Cumhurbaşkanlığı heyetinde ortaya çıkan şaşkınlığı da anlayamadığını ifade eden Ertuğruloğlu, Rum tarafında ELAM'a mal edilmeye çalışılan Enosis kararının aslında tüm partilerin görüşü olduğunu ve bunun herkes tarafından bilindiğini kaydetti.

Bu yüzden “Enosis kararını düzeltsinler ertesi gün masaya dönerim” denmesinin doğru olmadığını ifade eden Ertuğruloğlu, Enosis kararından daha fazla asıl vahim olayın ise Rum Liderin “azınlık çoğunlukla eşitlenemez” açıklaması olduğunu kaydetti.

Bu mevcut müzakere sürecinden ancak azınlık haklarının alınabileceğini ifade eden Ertuğruloğlu, Rum liderin bu sözüne karşılık kendilerinin de “Azınlık hakları için mi masaya oturacağız” diye sorduğunu kaydetti.

Kıbrıs'ta çözümü talep edenin Kıbrıs Türk halkı olduğunu çünkü ortaklıktan atılanın, ambargo altında bırakılanın, ezilenin Kıbrıs Türk halkı olduğunu ifade eden Ertuğruloğlu, Rum tarafı ve Anastasiadis'in samimi olmadığını söyledi.

Kıbrıs'ta çözüm sorununu yaratanın Rum tarafı olduğunu ifade eden Ertuğruloğlu, müzakerelerde sona gelinmemesine rağmen harita bile verildiğini, artık sona gelindiğinin söylendiğini ancak Rumların amacının bu süreci finale götürme değil, müzakere sürecinin önünü açık tutmak, Kıbrıs Türk halkını ambargolar altında ezmek ve Türkiye'yi “işgalci” olarak suçlamayı sürdürmek olduğunu kaydetti.

Dışişleri Bakanı Tahsin Ertuğruloğlu, programda özetle şunları söyledi:

“Kıbrıs Türk halkını azınlık gören Rumlarla neyin müzakeresini yapacağız. Müzakerelerde eşitlik şart. Bundan sonra müzakere yapılacaksa devletten devlete müzakere yapılmalı. Benim kişisel görüşüm bu. KKTC bizim devletimizdir. KKTC, çözümün alternatifi değildir. Kıbrıs'ta bir çözüm ve anlaşma için KKTC'nin kabul edilmesi gerekir. Rumların bizimle siyasi eşitlik temelinde bir çözüm bulma amacı yok. ‘Çözüm olmazsa KKTC yoluna devam eder’ sözü de doğru değil, çözüm olması anlaşma olması için KKTC’nin kabul edilmesi gerekir. Ortaklığa KKTC olarak gireceğim politikasını öne sürmek gerekir.

Anlaşma olmaması halinde hangi seçenek gündeme gelirse gelsin bu seçeneğin başarılı olması için Anavatan’ın desteğine ihtiyaç vardır. Tanınma da dahil atılacak her adımda Türkiye’nin desteği olmazsa başarı sağlamak zordur.

Tanınma için bugüne dek hiç aktif siyaset izlenmedi. Bugüne kadar hep müzakerelere odaklanıldı, tanınma aşamasına hiç geçilmedi. Şimdi esas kilit tökezleyen müzakere sürecinin ardından ne yapılacağıdır. Oturup Rumların insafını mı bekleyeceğiz yoksa aktif politika mı izleyeceğiz, bu benim kişisel görüşüm.

Bundan sonra müzakere olacaksa devletten devlete müzakere olur noktasına gelmeliyiz.”

Ertuğruloğlu, müzakerelerin devamıyla ilgili “iç referandum” konusuna nasıl baktığı sorusu üzerine de şunları kaydetti:

“ ‘Müzakereleri terk edelim’ anlamına gidecek soru başka bir sorudur, ‘müzakerelerin iki devlet arasında gündeme gelmesi halinde müzakere sürecinin başarılı olacağına inanıyor musunuz’ başka sorudur.

Müzakerelerin, Kıbrıs Türk halkının azınlık görülmediği, eşit ortak olarak görüldüğü, eşitlik temelinde sürdürülmesi şarttır. Sen devletsen ben de devletim…

Bu sorun sadece ‘Kıbrıslıların’ sorunu değil ve zaten bu ifade de yanlış. ‘Kıbrıslılar’ ne demek, burada ‘Kıbrıslı’ diye bir millet yok, Türkler ve Rumlar var, azınlıklar var. Kıbrıs Almanya değil, bize benzetilmesi de doğru değil.”

Dışişleri Bakanı Ertuğruloğlu, KKTC’nin tanınma için yola ancak Kıbrıs Türk halkının 50 yılını çalan müzakerelerin tamamen tartışmasız bir şekilde kesilmesi durumunda çıkabileceğine işaret ederek, bunun da ancak Ankara ile yapılacak değerlendirmelerin ardından yapılabileceğini kaydetti.

“Tanınma noktasına uzak mıyız” sorusuna karşılık “Kişisel görüşüm inşallah çok yakınız” diyen Ertuğruloğlu, Rum tarafının gerçek yüzünün bu son Enosis davranışıyla çok daha net ortaya çıktığını belirtti.

Şu anda Kıbrıs Türk tarafında “Müzakere sürecini aman biz bitirmeyelim, suçlanan biz olmayalım” görüşünün hakim olduğunu, ancak Rum tarafında da bu müzakereleri noktalama hedefi olmadığını ifade eden Ertuğruloğlu, şunları kaydetti:

“Biz de eğer suçlanmayalım diye bitmiş bir olayın bittiğini söylemekten geri durursak bu süreç hiç bitmeyecek. Bu bir beceri değil, bu Kıbrıs Türk halkına iyilik yapmak da değil, geleceğini daha mutlu günlere taşımak da değil, bu Kıbrıs Türk halkını Rum’un insafına terk etmekten başka bir şey değildir.

Dolayısıyla bizim artık çok yakın bir tarihte en fazla bir iki ay içinde oturup bu işi bitirmeliyiz ve en iyi şekliyle de; ‘Bundan sonra müzakere istiyorsanız Rum kardeşlerimiz, devletten devlete müzakere yapmalıyız. KKTC’yi tanımadan da müzakere edebilirsiniz. Kıbrıs Türk halkı bir devlet sahibidir, adı da Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’dir’ Bunu söyleyeceksiniz dünyaya.

Tanınma için aktif bir şekilde yola çıkılsa ilk etapta en az 20 ülkenin KKTC’yi rahatlıkla tanıyabileceğini ifade eden Ertuğruloğlu, ama bunun için Türkiye’nin desteğinin şart olduğunu, Londra veya Washington’un değil ama birçok başka ülkenin KKTC’yi tanıyabileceğini kaydetti.

Akdeniz’deki doğalgaz ile ilgili sondaj çalışmaları sorulan Ertuğruloğlu, “Türkiye’nin Rumlara bu imkanı bu fırsatı vereceğini, istedikleri gibi bu sondajı yapıp neticeye gidebileceklerini düşünmüyorum. Türkiye Rumlara bu adımı atmalarını asla izin vermeyecektir. Bu olay krize gider mi gitmez mi, Rum’un atacağı tercihe bağlıdır” dedi.

Rumların müzakerelerle ilgili hep doğalgaz üzerinden kriz yaratacağını düşündüğünü ancak Enosis açısından bu krizin çıkarıldığını ifade eden Ertuğruloğlu, Rum tarafının hiçbir olaydan ders çıkarmadığını, Kıbrıs Türk halkına saygı duymadığını, adanın eşit sahibi görmediğini ve Türkiye’yi “işgalci” dışında hiçbir açıdan göremediğine dikkat çekti.

Rum tarafının tek hedefinin, adanın Helen adası olması olduğunu işaret eden Ertuğruloğlu, “Bunu iyi bilmemiz hayal görmememiz lazım. Bizim de çözümcü görünmek yerine, hayal kurmak yerine gerçekçi olmalıyız” dedi.

Ertuğruloğlu, izleyicilerden gelen soruları da yanıtlarken, tanınma ile ilgili bir soru üzerine, “Türkiye ile tanınma yoluna çıksak 20 ülke ilk etapta bizi tanır” dediğini, çünkü temaslarında bunları rahatlıkla gördüğünü, Anavatan’ın da eğer KKTC’nin tanınmasını gündeme getirmesi durumunda bu tanınma sayısının 3 ülke ile sınırlı kalmayacağını, bunun çok üzerinde bir sayıya ulaşacaklarına inanç belirtti.

“Kosova modelinin” bu modele benzediğini ve bugün Kosova’yı 100’ün üzerinde tanıyan ülke bulunduğunu ifade eden Ertuğruloğlu, “Güçlü Türkiye bizim de gücümüzdür, Anavatan ne kadar güçlüyse biz de o kadar güçlüyüz. Anavatan ile çıkarlarımız birdir, ne kadar güçlenirse biz de o kadar güçleniriz. Farklı çıkarlarımız yok. Aynı davanın insanlarıyız. Anavatan güçlüyse yabancılar Kıbrıs Türk halkını muhatap görürler. Türkiye yıpranırsa Kıbrıslı Türkler dibe çöker. Haddimizi bilerek politika yapalım” diye konuştu.



Berova: “Son karar, Rumların adadaki Türk varlığından ne kadar rahatsız olduğunun göstergesi”



Milli Eğitim ve Kültür Bakanı Özdemir Berova, son dönemlerde alınan ENOSİS Plesibiti kararının Rumların aslında adadaki Türk varlığından ne kadar rahatsız olduklarının göstergesi olduğunu söyledi.

Erzurum’da Yakutiye Medresesi'nde “Kıbrıs Sorunu" konulu konferansa katılan Bakan Berova ile Kıbrıs konusuyla ilgili tezi bulunan, Türkiye Genlik Vakfı (TÜGVA) Yüksek İstişare Kurulu Üyesi, TC Cumhurbaşkanı’nın oğlu Bilal Erdoğan birer konuşma yaptı.

Özdemir Berova, konuşmasında, Anavatan Türkiye’nin son 10 yılda artırdığı girişimler ile Kıbrıs konusunda daha proaktif ve daha ısrarcı bir tutum sergilendiğini söyledi.

Kıbrıs sorununu anlayabilmek için Kıbrıs’ın tarihinin iyi bilinmesi gerektiğini belirten Berova, adada ki Türk varlığının 1571’den beri var olduğuna işaret etti. Berova, ada üzerindeki refahın artırılması için Anadolu’nun birçok yerinden mesleklerinde usta olan Türk nüfusun adaya adım getirildiğini belirtti.

Ada’nın İngilizlerin hakim olduğu dönemde Rum ve Türk toplumlarının ayrışmaya başladığını kaydeden Berova, 2.Dünya Savaşı’ndan sonra yaşanan çözülme süreciyle adadaki Rumların “Megali Idea” yani büyük Yunanistan hayaliyle hareket ettiğini söyledi. Bu hayalin günümüzde halen devam ettiğini ifade eden Berova, son dönemlerde alınan Enosis Plebisiti kararının da Rumların aslında adadaki Türk varlığından ne kadar rahatsız olduklarının göstergesi olduğunu söyledi.

Rum Yönetimi Başkanı Nikos Anastasiadis’in siyasi eşitliğe ilişkin olumsuz açıklamalarını anımsatarak, Rumların iki toplumlu federal çözümü kabul edemediklerini kaydeden Berova, devam eden görüşmelerden bir sonuç alınmasını mümkün görmediğini belirtti.

Türkiye Genlik Vakfı (TÜGVA) Yüksek İstişare Kurulu Üyesi Bilal Erdoğan da konuşmasında, “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ndeki (KKTC) kardeşlerimize en ciddi manada destek olmaya çalışacağız ve bir yandan da onların siyasi itibarını her platformda korumaya çalışacağız” dedi.

Anadolu Ajansı’nın haberine göre, Erdoğan, üniversite yıllarında Amerika'da bir onur belgesini bitirmek için tez yazdığını belirterek, "O tez Kıbrıs meselesi ile ilgilidir" diye konuştu.

Tezinin sonunda "Türkiye'de bir paradigma değişikliği olmadığı sürece Kıbrıs meselesinde de bir değişiklik olmaz" dediğini aktaran Erdoğan, "Türkiye'nin yönetiminde bir paradigma değişikliği oldu. Bu dönemden sonra Yunan'ın Avrupa kapısı allak bullak oldu. O zamandan beri gerçekten Kıbrıs konusunda bize bir şey diyemez, bu konuyu bizim başımıza kakamaz oldular" ifadesini kullandı.

Erdoğan, Kıbrıs sorunu konusunda Türkiye olarak KKTC'ye desteklerinin süreceğine işaret ederek, "KKTC'deki kardeşlerimize en ciddi manada destek olmaya çalışacağız ve bir yandan da onların siyasi itibarını her platformda korumaya çalışacağız" açıklamasında bulundu.

Halk oylamasına da değinen Erdoğan, "Şimdi önümüzde bir referandum süreci var. Bu süreç aslında Türkiye'nin bölgesel meselelerde daha güçlü şekilde kendini ifade edebilmesi ve daha bağımsız adımlar atabilmesi açısından bir ön adımı olacaktır" değerlendirmesinde bulundu.

Erdoğan, Türkiye'de yönetim sisteminin daha anlaşılır sisteme getirilmesi gerektiğini söyleyerek, "Neticede halka da hesap veren bir yürütme bir şekilde cumhurbaşkanlığı önderliğinde her 5 yılda halka hesap veren bir yürütme. İşte bu işi başarabilen 5 sene sonra halktan tekrar mührü alacak. İkinci bir dönem için de başarılı olmayan pes edecek" dedi.

Bilal Erdoğan, yeni Cumhurbaşkanlığı sistemi ile Türkiye'nin dış politikada daha güçlü olacağını sözlerine ekledi.



Eide: “Yeni metodoloji olmadan başarı mümkün olmayacak”



Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Danışmanı Espen Barth Eide, Kıbrıs müzakerelerinde metodoloji değişikliği olmadan başarının mümkün olmayacağını söyledi.

Espen Barth Eide, BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Elizabeth Spehar ile birlikte önceki gün, sınır kapılarının açılması sonrasında her hafta sonu Lefkoşa Büyük Han’da buluşan Kıbrıslı Türk ve Rumların konuğu oldu.

BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Danışmanı Eide, daha sonra TAK muhabirinin sorularını yanıtladı.

Espen Barth Eide, müzakere sürecindeki son krizin nasıl aşılacağına ilişkin soruyu yanıtında, “Masaya geleceklerini düşünüyorum. Masa ortada. Benim yapabileceğim bir şey yok. Gerekli adımı onlar atacak” ifadelerini kullandı

Rum tarafının, Türk tarafını rahatsız eden Meclis kararını geri çekme yönünde adım atıp atmayacağının sorulması üzerine Eide, iki liderin de kendisine müzakerelere devam etmek istediğini söylediğini hatırlatarak, “Tangonun devam edebilmesi için iki taraf gerekiyor. Karşılıklı anlayış şart. Bir taraf adım atarken diğer tarafın da adımı lazım” dedi.

Eide, masaya gelmeleri ya da masada bulunmalarından çok zamanın iyi değerlendirilmesinin önemli olduğunu belirterek, sürecin son aşamasını, daha az önemli konulardan çok, özlü konulara odaklanılacak şekilde yapılandırmaya odaklandıklarını söyledi.

Espen Barth Eide, Kıbrıs’taki tarih eğitiminin önemine işaret ederek, “Tarihi ya açmak, ya da kapamak için mi kullanacaksınız? Yani tarihi ya kendi tarafımızı hep haklı gösterip, karşı tarafı haksız göstererek, ya da bu bizim, şu da onların görüşüdür şeklinde işleyip, karşı tarafı anlamaya çalışarak öğretebiliriz” dedi.

Eide, yaşanan krizin de, aynı tarihin sistematik şekilde farklı anlatılmasının sonuçlarından biri ve Enosis plebisitinin anılmasına ilişkin kararın da bu krizin patlamasına neden olan kıvılcım olduğunu belirtti.

Kriz uzadıkça, kalan oldukça değerli zamanın azaldığını kaydeden Eide, “Evetçi tarafın kaygısı artarken, hayırcıların da her geçen gün güçleniyor. Bilerek ya da bilmeyerek işbirliği yapıyorlar. Ayrılıkla daha güçlü olacaklarına inananlar kampında olduklarından hangi düğmeye basarak bunu sağlayabileceklerini iyi biliyorlar” dedi.

Eide, çözüm konusunda eskiye göre daha az iyimser olsa da hala umutlu olduğuna işaret ederek, BM, AB ve yeni ABD yönetiminin, çözüm yönünde atılacak her adıma destek vermeye hazır olduğunu söyledi. Son ABD gezisine de değinen Eide, gerçekleştirdiği temaslarda, Trump yönetiminin de, Obama gibi çözüme desteğinin tam olduğu izlenimi edindiğini ve bunun memnuniyet verici olduğunu belirtti.

İki toplum arasındaki güven eksikliğine işaret edilmesi üzerine Eide, günlük hayatta birçok Kıbrıslı Türk ve Rum’un bir araya gelerek, bir şeyler yapmaya ve çözüm sonrasına ilişkin işbirliği olasılıklarını görüştüklerine işaret ederek, bu tip işbirliklerinin çoğaltılabileceğini belirtti.

Espen Barth Eide, bir başka soruya yanıtında, GSM operatörleri arasındaki işbirliği gibi hükümetlerin güven yaratmaya dönük atabileceği adımların yanı sıra, bireyler ya da sivil toplum örgütlerinin, yetkililerden izin almak zorunda kalmadan yapabilecekleri şeyler olduğunu söyledi.

Eide, “Artık Kıbrıslıların kendilerinin inisiyatif üstlenip, birleşmiş gibi işbirliğine yönelik adımlar atması lazım. Çözüm süreci iyi gidiyor olsaydı, çözümü bekleyin derdim ancak çözümün yakın zamanda olmayacağı göz önünde bulundurulduğunda, daha farklı stratejiler geliştirmek lazım” dedi.

Dünya genelindeki günümüzde birçok ulus ve ülkenin “birlikte mi daha güçlü oluruz, yoksa ayrı mı?” sorusunun cevabını aradığına işaret ederek, Kıbrıslıların da artık “birlikte ve güçlü” mü, yoksa “ayrı ve güçlü” mü olacaklarının tercihini yapmaları gerektiğini söyledi.

Espen Barth Eide, müzakere süreci konusundaki iyimserliğinin, çözümü desteklediğini söyleyerek seçilen iki liderin, görüşmelere başladıktan sonra 22 ay boyunca ortaya koyduğu kararlılık ve güvenden dolayı bugünlere kadar sürdüğünü söyledi.

Eide, gelinen aşamada endişe duymaya başladığını çünkü iki lider arasındaki güvenin artık eskisi gibi olmadığını kaydetti. Eide, “İki lider arasında başlayan bu güven kaybı, kısa sürede iki topluma da yayılıyor çünkü çözüm için liderler arasında olduğu gibi toplumlar arasında da güven şart” dedi.

Bu aşamada politikacılar dışındaki kişi ve sivil toplum örgütlerinin, yani toplumun çözüm isteğini dillendirmesi ve bunun için mücadele etmesi gerektiğini söyleyen Eide, “Çünkü bunu sizin adınıza biz yapamayız. Bunu sizin, Kıbrıslıların yapması lazım. Sizinle birlikte yürüyebiliriz ama sizin için yürüyemeyiz. Bu nedenle sivil toplumun, basının, ekonomik örgütlerin çözüm için işbirliği gelinen aşamada çok daha önemli” ifadesini kullandı.

Eide, müzakerelere yazdan sonra devam etmenin zor olacağı yönündeki açıklamasının hatırlatılması üzerine, iç ve dış gelişmelerin yanı sıra bölgedeki gelişmelerin daha da kötüleştiğine işaret ederek, “Bu fırsat penceresinin sonsuza dek açık kalmasını beklemiyoruz” dedi.

Espen Barth Eide, Türk tarafının müzakere masasından kaçmak istediğini ve Rum Meclisi’nin kararını da bu amaçla kullandığı yönündeki eleştirilerin hatırlatılması üzerine; “Bire bir olaya tanık olan kişi olarak, öyle olduğunu düşünmüyorum. Yaşananlar göründüğü gibidir. Her iki liderin de kendi kontrolü dışında yaşanan ve istemediği bir gelişme. Anastasiadis, defalarca bu kararın yanlış olduğunu tekrarladı. Akıncı da 'yanlış olduğunu düşünmekten memnuniyet duydum ama değiştirilmesi lazım' dedi” yanıtını verdi.

Espen Barth Eide, garantörlerin sürece erken müdahil olduğu ve krizin de bundan kaynaklandığı yönündeki eleştirilerle ilgili soruyu yanıtında, garantiler ve güvenlik konusunun garantörler olmadan tartışılmasının mümkün olmadığına işaret ederek, Cenevre’de gerçekleşen konferansın, sanılan aksine çok iyi geçtiğini söyledi.

Özellikle konferansın ikinci aşamasında teknik düzeyde gerçekleşen çalışmaların çok yapıcı ve başarılı geçtiğini kaydeden Eide, garantörlerin de katılımıyla tarafların karşılıklı endişe ve beklentilerini ilk defa bu düzeyde dile getirdiği bir görüşme yaptıklarını söyledi.

Eide, o konferanstan sonra, garantiler ve güvenlik konusunda bir konsept üretmekte olduklarını belirterek, onaylanmış ya da müzakere edildikten sonra kabul edilmiş, anlaşılmış bir şey olmadığını ancak taraflardan olumlu tepkiler aldığını belirtti.

Garanti ve güvenlik konusunun konuşulmasına garantörlerin de dahil olması gerektiğini çünkü ortada uluslararası anlaşmaların söz konusu olduğunu kaydeden Eide, “Onların gitmesini istiyorsanız, yani mevcut durumu değiştirmek istiyorsanız, bunu onların da olduğu ortamda konuşmanız lazım” dedi.

Espen Barth Eide, müzakere sürecinde sözünü ettiği yeni metodolojinin bir çeşit al-ver süreci mi olduğunun sorulması üzerine; “Gelinen aşamada tüm taraflar neler alabileceğini ve neler verebileceğini biliyor. Ancak herkes ilk adımı karşı tarafın atmasını beklediğinden bir nevi tıkanmayla karşı karşıyayız” yanıtını verdi.

Liderlerin de sürecin daha ileriye götürülebilmesi için özlü konulara odaklanma yönünde görüş ortaya koyduğunu kaydeden Eide, liderlerin masaya gelmesi halinde neler yapılabileceği konusu üzerinde çalışmalarda bulunduğunu söyledi. Eide, yeni metodoloji olmadan başarı mümkün olmayacağını belirtti.



Kuzey Kıbrıs ITB Berlin 2017 de en iyi ilk 10 stant arasında yer aldı



Dünyanın en büyük turizm fuarı olarak bilinen ITB Berlin 2017 Turizm Fuarı’nda Kuzey Kıbrıs, en iyi ilk 10 stant arasında yer aldı.

Almanya’nın Başkenti Berlin’de 160 bin metrekarelik alana kurulan ITB 2017 fuarına 187 ülke katıldı. 8 Mart’ta başlayan fuar dün sona erdi.

Önceki akşam yapılan değerlendirme sonucunda en iyi ilk 10 stant arasına giren Kuzey Kıbrıs ekibine plaketleri verildi.

Bu yıl 51’ncisi gerçekleştirilen “ITB Berlin”e Kuzey Kıbrıs’tan Turizm Bakanlığı, Kıbrıs Türk Seyahat Acenteleri Birliği (KITSAB), Kıbrıs Türk Otelciler Birliği (KTOB), Kıbrıs Türk Restorancılar Birliği (RESBİR), Kıbrıs Türk Rehberler Birliği (KITREB), Sağlık Turizmi Konseyi, Golf Turizmi, Yakın Doğu Üniversitesi Hastanesi, Yakın Doğu Üniversitesi, Doğu Akdeniz Üniversitesi (DAÜ), Girne Amerikan Üniversitesi (GAÜ) temsilcileri, acenteler, otelciler ile ülkemizde bulunan acentelerin Almanya’daki partnerleri katıldı.













Enformasyon Dairesi







Facebook





Twitter





Website





Instagram













Dışişleri Bakanlığı







Facebook





Twitter





YouTube





Website













KKTC Dışişleri Bakanlığı

Enformasyon Dairesi



Tel: +90 (392) 228 3365 / 228 3241

Fax: +90 (392) 228 4847

E-Mail: pio@mfa.gov.ct.tr

Adres: Selçuklu Caddesi, Lefkoşa KKTC

via Mersin 10 / TURKEY



Twitter: @trnc_pio

Facebook: TRNC Public Information Office / KKTC Enformasyon Dairesi

Youtube: KKTCDisisleri





Yorumlar










Aktif Ziyaretçi 44
Dün Tekil 983
Bugün Tekil 441
Toplam Tekil 1931670
IP 54.80.148.252






TURAN-SAM PRINTED ISSN: 1308-8041
TURAN-SAM ONLINE ISSN: 1309-4033
Journal is indexed by:

































































27 Muharrem 1439
Ekim 2017
P
S
Ç
P
C
Ct
P
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31


Saraylarda süremem dağlarda sürdüğümü, Bin cihana değişmem şu öksüz Türklüğümü.
(Hüseyin Nihal ATSIZ)


Ekle Çıkar









Anasayfa - Amaç - Misyon - Vizyon - Faaliyetler - Tüzük - Yönetim - Yasal Uyarı - İletişim

Her Hakkı Saklıdır © 2007 - 2017 TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi
Sayfa 1.406 saniyede oluşturulmuştur.

TURAN-SAM rssTURAN-SAM rss
Google Sitemap

"Bu site en iyi mozilla firefox'ta 1280x960 çözünürlükte görüntülenir."

Turan Portal v1.3 | Tasarım TURAN-SAM , Kodlama Serkan Aygün

Turan Nedir?, Bilimsel Dergiler, En popüler Bilimsel Dergi, Endeksli Bilimsel Dergiler, Saygın Bilimsel Dergi, Türk Dünyasının en popüler ve en saygın Bilimsel Hakemli Dergisi, SSCI, SCI, citation index, Turan, Türk Devletleri, Türk Birligi, Türk Dünyası, Türk Cumhuriyetleri, Türki Cumhuriyetler, Özerk Türkler, Öztürkler, Milliyetçi, Türkçü, Turancı, Turan Askerleri, ALLAH'ın askerleri, Turan Birliği, Panturan, Pantürk, Panturkist, Türk, Dünyası, Stratejik, CSR, SAM, Center for Strategical Researches, Araştırma, Merkezi, Türkiye, Ankara, İstanbul, Azer, Azeri, Azerbaycan, Bakü, Kazakistan, Alma-Ata, Astana, Kırgız, Bişkek, Kırgızistan, Özbekistan, Özbek, Taşkent, Türkmen, Türkmenistan, Turkmenistan, Aşxabad, Aşkabat, Ozbekistan, Kazakhstan, Uzbekistan, North, Cyprus, Kıbrıs, MHP, AKP, CHP, TURKEY, Turancılık, KKTC, Vatan, Ülke, Millet, Bayrak, Milliyet, Cumhuriyet, Respublika, Alparslan Türkeş, Atatürk, Elçibey, Bahçeli, Aytmatov, Bahtiyar Vahabzade, Yusuf Akçura, Zeki Velidi Togan, İsmail Gaspıralı, Gaspırinski, Nihal Atsız, Alptekin, Kürşad, Tarih, Kardeş, Xalq, Halk, Milletçi, Milliyetçi, Yürek, Ürek, Türklük, Beynelxalq, Arbitrli, Elmi, Jurnal, Nüfuzlu