BASIN BÜLTENİ Akıncı: “İki şeye karşı sorumluluğum var; vicdanıma ve halkıma” - TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi - http://www.turansam.org









BASIN BÜLTENİ Akıncı: “İki şeye karşı sorumluluğum var; vicdanıma ve halkıma”
Tarih: 30.01.2017 > Kaç kez okundu? 329

Paylaş


Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, Kıbrıs müzakere sürecinde gelinen aşamayı değerlendirerek, yapılan eleştirilere de yanıt verdi. Attıkları her adımda iki şeye karşı sorumluluğu bulunduğuna işaret eden Akıncı, "Attığımız her adımda iki şeye karşı sorumluluğumu bir an için olsun aklımdan çıkarmıyorum: Vicdanıma ve halkıma karşı sorumluyum" dedi.

Cumhurbaşkanı Akıncı dün yaptığı yazılı açıklamada, Kıbrıs’ta kararlı duruşlara ihtiyaç duyulan son safhaya ulaştıklarını vurgulayarak, “Tüm ilgili tarafların olumlu katkılarıyla eşitlik, özgürlük ve güvenlik içinde yaşanacak bir ada yaratmak mümkündür” dedi.

Bu çerçevede henüz sonuçlanmamış ayrılık noktalarının da, gerçekçilik ve makuliyet ölçüleri içinde kalınarak uzlaştırılması gerektiğini kaydeden Akıncı, “Bu noktaya ulaşabilirsek, son söz elbette referandumda her iki topluma ait olacaktır. Ancak henüz o noktada değiliz. Her iki toplumun ve özellikle örgütlü kesimlerinin de desteğiyle bu sonuca ulaşabiliriz. Haksız geçici çıkarlar yerine, her iki toplumun uzun vadeli gerçek yararlarını gözetecek bir anlayış içinde hareket etmek gelecek kuşaklara karşı borcumuzdur” ifadelerine yer verdi.



Siber: “Türkiye’nin garantörlüğü ve iki toplumun siyasi eşitliği kalıcı çözümün iki temel koşuludur”



Cumhuriyet Meclisi Başkanı Sibel Siber, Rum Kathimerini gazetesine verdiği söyleşisinde, “Türkiye’nin garantörlüğü ve iki toplumun siyasi eşitliğinin kalıcı çözümün iki temel koşulu olduğunu” belirtti.

Siber söyleşisinde, Cenevre Konferansı öncesinde Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’ya gönderdiği mektubun içeriğine değinerek, söz konusu mektupta, Meclis’te yer alan partilerin müzakere sürecine ilişkin sorularının ve kendi görüşlerinin yer aldığını vurguladı.

Siber, çözümün kalıcılığının kendisini endişelendiren en önemli unsurlardan biri olduğunu ifade ettiği açıklamasında ayrıca, Kıbrıslı Türklere yönelik Güney Kıbrıs’ta gerçekleşen bazı şiddet olaylarının faillerinin bulunmadığını ve adalet önüne çıkarılmadığını, bu durumun güven sorunu yarattığını ifade etti.

Kıbrıslı Türklerin, Türkiye’nin garantörlüğü dışında bir unsura güvenmediklerini, AB’ye karşı çok da büyük bir güvene sahip olmadıklarını vurgulayan Siber, 2003 yılı referandum döneminde AB’nin Kıbrıslı Türklere sözler verdiğini, ancak hiçbirini tutmadığının altını çizdi.

Siber ayrıca, yakın geçmişte Türkiye’ye gerçekleştirdiği ziyaret ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’la yaptığı görüşmeye de değinerek, Erdoğan’ın Kıbrıs sorununun hemen çözülmesini istediğini, ancak çözümün kalıcılığına vurgu yaptığını sözlerine ekledi.



Yıldırım: “Çözüm her iki toplumun beklentilerini karşılamalı, adil olmalı, iki kesimliliğe dayanmalı ve kalıcı olmalıdır”



Türkiye Başbakanı Binali Yıldırım, "Bizim de arzumuz, Kıbrıs’ta bir çözüme ulaşılmasıdır. Tabii çözüm her iki toplumun beklentilerini karşılamalı, adil olmalı, iki kesimliliğe dayanmalı ve kalıcı olmalıdır.” dedi.

AA’nın haberine göre, Başbakan Yıldırım ile İngiltere Başbakanı Theresa May, önceki akşam Çankaya Köşkü'nde gerçekleştirdikleri baş başa ve heyetler arası görüşme sonrasında ortak basın toplantısı düzenledi ve gazetecilerin gündeme ilişkin sorularını yanıtladı.

Kıbrıs konusunda da görüş alışverişinde bulunduklarını aktaran Yıldırım, bugünlerde Kıbrıs’ta bir çözüm arayışının bütün hızıyla devam ettiğini vurguladı.

Başbakan Yıldırım, "Bizim de arzumuz, Kıbrıs’ta bir çözüme ulaşılmasıdır. Tabii çözüm her iki toplumun beklentilerini karşılamalı, adil olmalı, iki kesimliliğe dayanmalı ve kalıcı olmalıdır. Bu konuda garantör devletlerden Birleşik Krallık ve Türkiye olarak en fazla memnun olacak bizleriz." ifadesini kullandı.

Yıldırım, Kıbrıs'ta yaşayan insanların güvenliğinin garanti altına alınması, geçmişte yaşanan olayların tekrarlanmaması gerektiğini vurgulayarak, "Bunun da yolu, var olan güvenlik ve garantilerin devam etmesinden geçiyor” şeklinde konuştu.

Bir soru üzerine May, İngiltere'nin de Türkiye ve Yunanistan gibi adada garantör ülkelerden biri olduğunu hatırlatarak, "Müzakerelerin şu ana kadar ilerlediğini görmekten memnuniyet duyuyoruz. Bir çözüm olduğunu görmek istiyoruz. Kıbrıs'ın istikrar ve güvenliğini uzun vadede sağlayan bir çözüm olmasını arzuluyoruz. Kıbrıs’ın tüm halkı için iyi olacak bir çözümün bulunmasını istiyoruz. Hem Cumhurbaşkanı Erdoğan hem de Başbakan Yıldırım'la bugün bunu dile getirdik" dedi.



Denktaş: “KKTC’ye kendimiz için sahip çıkıyoruz, ne Rum’a eyalet ne Türkiye’ye vilayet olma hedefimiz yok”



Başbakan Yardımcısı ve Maliye Bakanı Serdar Denktaş, Kıbrıs Türk halkının KKTC Devleti’ne kendisi için sahip çıktığını söyleyerek, “Ne Rum’a eyalet ne Türkiye’ye vilayet olma hedefimiz yok” dedi.

Ankara Forumu Derneği tarafından düzenlenen "Kıbrıs Davası ve Müzakerelerde Son Gelişmeler" başlıklı panelde konuşan Başbakan Yardımcısı Denktaş, ‘KKTC, Türkiye’nin 82. vilayeti olsun’ söylemleriyle çok sıkça karşılaştığını, aynı söylemin 1974’te gündeme gelmiş olması halinde Kıbrıslı Türklerin belki de % 99,8’nin “evet yanıtı verebileceğini, ancak bugün için bunun söz konusu olamayacağının altını çizdi. Denktaş şöyle dedi: “Ben yıllardan beri bağımsız devletim olan KKTC’ye sarılarak Rum tarafı ile bir anlaşmayı savunan politikacıyım. Rum’ a hiçbir şekilde yama olma gibi niyetim olmadı olmayacak. Aynı şekilde, devletimi ortadan kaldırıp Türkiye’nin vilayeti haline gelmekte doğru bir yaklaşım olamaz. Devletime benim ihtiyacım olduğu, Kıbrıs Türk kimliğinin devam etmesini istediğim için sahip çıkıyorum. O nedenle bağımsız devletim varlığını sürdürmeli. Ne Rum’a eyalet, ne Türkiye’ye vilayet olma hedefimiz söz konusu olamaz. Türkiye ile olması gereken devletlerarası ilişkilerin bugünkünden çok daha iyi bir noktaya gelmesidir. Anadolu ve Kıbrıs Türk Halkı zaten kardeş. Aynı dili konuşuyor, aynı dine mensubuz. KKTC ikinci bir Kurtuluş Savaşı vererek kurulmuş, dünya’da bağımsız olan ikinci Türk devleti. Böyle bir tartışmayı, böylesi bir kavgayı halklarımıza yaşatmayalım. Birlik ve beraberliğimizi sonuna kadar yürütelim. Ne Kıbrıs Türkiyesiz, ne de Türkiye Kıbrıssız olmamalı. Siz burada, biz orada. Burası da vatan, orası da vatan. Burası sizin eviniz, orası bizim evimiz. İki ayrı devlet ama iki kardeş ülke. Ayni milli hasletleri taşıyan iki ayrı Devlet. Biz buyuz.”

Kıbrıs Türk Halkı’nın son yarım asrı geçen bir süredir belirsizlik içinde yaşamakta olduğuna dikkati de çeken Başbakan Yardımcısı, Kıbrıs Türkünü belirsizliğe mahkûm etmeye dünyanın hakkı olmadığını savunarak, müzakerelerde yine başarısız olunacaksa ki bu konuda pek umutlu olmadığını belirterek, görüşme masasının varlığını ortadan kaldırarak Kıbrıs Türkünün önünün açılması gerektiğini söyledi.

Müzakerelerin sona erdirilmesi halinde artık, KKTC ve Türkiye arasında ‘savunma işbirliği ve dış politika ile ilgili iki anlaşma’ imzalamalarının çok daha yararlı olacağına dikkati çeken Denktaş, ayrıca Türkiye’nin ekonomik pazarının Kıbrıs Türkü için yeterli olduğuna işaret ederek, böylelikle çarkın dönmeye başlayacağını, ‘Devletten Devlete Mali Yardım’ çalışması yerine, ‘Pazardan Pazara Mali Akışın söz konusu olabileceğini belirtti.

“Nüfusumuz 300 bin. 85 milyondan da 40 mil ötedeyiz. 300 bin kişilik nüfusa Türkiye ekonomik pazarı yeter de artar bile” diye konuşan Serdar Denktaş, su, elektrik ve gaz üçlüsünde ise Rum tarafının, Kıbrıs Türküne mahkûm olacağını çünkü Rum’un su ve elektriğe kendilerinden çok daha fazla ihtiyacı olduğunu bildiklerini söyledi. Hidrokarbon konusunda ise Kıbrıs adasının düşük maliyetli ihracat için Türkiye'ye muhtaç kalacağını belirten Denktaş,"Bir müddet sonra Rum peşimizde koşacak” dedi.

Rum tarafının yıllardan beri ‘Türkiye tehdit oluşturuyor’ propagandası yaptığını buradaki konuşmasında da yineleyen Başbakan Yardımcısı Denktaş, “Oysaki Türkiye Rumlar için tehdit değil, çok büyük bir fırsat” diye konuştu.

Serdar Denktaş, Cenevre’de hiçbir konuda anlaşılmadan Kıbrıs Türk müzakere heyetinin masaya harita sunması ve böylelikle Garanti ve İttifak Anlaşmasının müzakere edilen bir konuma getirilmesinin tehlikelerine de dikkati çekti.

Olası bir referandumun 3. Ülkeler tarafından gündeme gelmesi için baskı oluşturulabileceğine işaret eden Denktaş, bu günkü koşullarda Türk tarafının çok büyük bir oranda ‘hayır’ diyeceğine inanç belirterek; “Garantiler konusu Kıbrıs Türk Halkı için en hassas ve taviz verilmeyecek konuların başında gelmektedir. Askerin adadaki varlığı bizim için en büyük güç iken bu konuda verilecek tavizlere halkımızın yanıtı ‘hayır’ olacaktır” dedi.

Denktaş böylesi bir durumda Türkiye’nin de dikkatli olması gerektiğini söyleyerek, Anadolu Halkı’nı uyardı ve şöyle dedi:

“Türk ordusunun adadan çıkması demek, bir kere daha geri gelmemesi demektir. Kıbrıs’ın Girit olması anlamına gelir. Allah korusun, Allah göstermesin ama Kıbrıs’ta Türk unsuru ortadan kalkarsa Türkiye’nin de Akdeniz deki etkinliği ortadan kalkar. Bu son derece açık.” Ankara Forumu Derneği tarafından düzenlenen "Kıbrıs Davası ve Müzakerelerde Son Gelişmeler" başlıklı panelde katılımcılar, Başbakan Yardımcısı ve Maliye Bakanı Serdar Denktaş’a Kıbrıs’taki son gelişmeleri aktardığı için teşekkür etti. Panelde KKTC Kurucu Cumhurbaşkanı merhum Rauf Raif Denktaş da unutulmadı. Sinevizyon gösterimiyle kurucu Cumhurbaşkanı’nın iki ülke ilişkileri ve müzakere sürecine dair yapmış olduğu tarihi açıklamalardan bölümler sunulurken, konuklar duygulu anlar yaşadı.



Dışişleri Bakanlığı: “Kıbrıs’taki iki eşit taraftan birine devlet veya hükümet, diğerine ise toplum muamelesi yapılmaya devam edildiği sürece Ada’da kabul edilebilir adil ve kalıcı bir anlaşmaya varılması mümkün olmayacaktır”



Dışişleri Bakanlığı, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin, Kıbrıs’taki bir tarafa devlet veya hükümet, diğerine ise toplum muamelesi yapmaya devam edildiği sürece, adada kabul edilebilir bir anlaşmaya varılmasının mümkün olmadığını belirtti.

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin, Ada’daki Birleşmiş Milletler Barış Gücü’nün görev süresini 31 Temmuz 2017 tarihine kadar uzatan kararıyla ilgili olarak Dışişleri Bakanlığı’ndan açıklama yapıldı.

Bakanlık açıklamasında, kararda, “Kıbrıs Cumhuriyeti ve Hükümeti”ne atıf yapılmasının Ada’daki gerçekleri yansıtmadığı ve Kıbrıs Türk tarafı açısından kabul edilebilir olmadığı kaydedildi; Rum Yönetimi’nin Ada’nın kuzeyinde hiçbir otoritesi bulunmadığı, Kuzey Kıbrıs’taki tek yetkili otoritenin Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti makamlarının olduğu ve Kıbrıslı Rumların Kıbrıslı Türkleri hiçbir şekilde temsil etmediği belirtildi.

Sergilenmekte olan “yanlı ve yanlış tutumun” sona erdirilmesi için Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne çağrı yapılan Dışişleri Bakanlığı açıklamasında, “Kıbrıs’taki iki eşit taraftan birine devlet veya hükümet, diğerine ise toplum muamelesi yapılmaya devam edildiği sürece Ada’da kabul edilebilir adil ve kalıcı bir anlaşmaya varılması mümkün olmayacaktır” denildi.

Kararda, Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rum Liderlerin müzakere sürecine bağlılıklarını ifade eden 14 Eylül 2016 tarihli ortak açıklamaya yer verildiği, Ocak 2017’de Birleşmiş Milletler nezdinde 5 tarafın katılımıyla Cenevre’de yer alan Kıbrıs Konferansında katılımcıların çözüme yönelik hedeflerinin takdirle karşılandığı kaydedilen açıklamada, şunlar aktarıldı:

“2016 yılı sonuna kadar bir çözüme ulaşılması yönünde Liderler tarafından beyan edilen ortak niyet göz ardı edilmekte, Rum tarafının talebi doğrultusunda Konferansın Ocak 2017’ye ertelendiği ve Konferans’ın Rum-Yunan taraflarının tutumu nedeniyle bir günde dağılmak durumunda kaldığı kayda geçirilmemektedir.”

Kararda uluslararası toplumun müzakerelere önem verdiği, müzakerelerin yoğunlaştırılması yönünde genel bir çağrı yapıldığı kaydedilen Dışişleri Bakanlığı açıklamasında, “Kıbrıs Türk tarafı bu yönde üzerine düşeni yapmıştır. Gerek Mont Pèlerin gerekse Cenevre’de yapılan zirvelerden de görüleceği üzere, Kıbrıs Türk tarafı süreci nihayete erdirme adına müzakerelerin Ocak 2017’ye taşmasına müsamaha göstermiştir. Hal böyle iken, bu konuda telkinde bulunulması gereken taraf özellikle Kıbrıs Rum tarafıdır” denildi.

Bakanlık açılmasında, bir önceki kararda olduğu gibi, kararda henüz hayata geçmemiş askeri güven artırıcı önlemlerin hayata geçirilmesi çağrısı bulunurken, sivil halkların günlük hayatını kolaylaştıracak güven artırıcı önlemlerin Rum tarafının gerekli adımları atmaması nedeniyle hayata geçirilmediği hususuna yer verilmediğinin altı çizildi.

Mayınların temizlenmesi konusunda da çağrı yapıldığı kaydedilen açıklamada, Kıbrıs Türk tarafının Rum tarafıyla işbirliği yapılarak tüm mayınların temizlenmesi yönündeki önerisinin baki olduğu ancak önerinin karşı taraftan yanıtsız bırakıldığının hatırlanması gerektiği ifade edildi.

Kararda, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin Kıbrıs’taki Birleşmiş Milletler Barış Gücü ile ilgili son raporunun memnuniyetle karşılandığı belirtilen Dışişleri Bakanlığı açıklamasında, “Kıbrıs Türk halkı üzerindeki izolasyondan yalnızca Kıbrıslı Türklerin bir endişesi olarak bahsedilmesine ilişkin hususlar BM nezdinde yeniden kayda geçirilmiştir. Kıbrıs Türk halkının günlük hayatını ciddi şekilde etkileyen kısıtlamalardan sadece bir endişe olarak bahsedilmeye devam edilmesi Kıbrıs Türk halkı tarafından kaygı ile karşılanmaktadır” denildi.

Açıklamada, Kıbrıs Türk tarafının izlemekte olduğu yapıcı tutumun BM Güvenlik Konseyi kararlarına yansıtılması ve uzun yıllardır haksızca dünya arenasından koparılan Kıbrıs Türk halkının hak ettiği konuma getirilmesi yönünde tavır sergilenmesi gerektiği kaydedildi.

Açıklamada, “Müzakere sürecinin halihazırda 2017 yılına sarkmış olduğu gerçeği ışığında, BM Güvenlik Konseyi’nin, çözüm sürecinin ilanihaye devam edemeyeceğine vurgu yapmasının, hem sürece ivme kazandırma hem de tüm ilgili taraflarca belirsizlik teşkil eden çözümsüzlüğün ortadan kalkması gerekliliğini hatırlatma açısından, büyük önemi haiz olduğu yönündeki görüşümüzü korumaktayız” denildi.



Cumhuriyet Meclisi heyeti Brüksel’de temaslarda bulundu



Cumhuriyet Meclisi heyeti Brüksel’de temaslarda bulundu. CTP Milletvekili Armağan Candan, TDP Milletvekili Zeki Çeler ve Bağımsız Milletvekili Hasan Taçoy’dan oluşan Meclis heyeti, Avrupa Parlamentosu (AP), Avrupa Komisyonu ve Avrupa Birliği üyesi ülkelerin yetkilileri ile görüştü.

Heyet temaslarında, Kıbrıs sorununa çözüm müzakerelerinin geldiği son aşama, uluslararası Cenevre konferansı ve çözümün finansmanı ile AB’ye düşen görevler, Kıbrıs Türk tarafının AB’ye uyum sürecinin hızlandırılması, Kıbrıslı Türklerin AB kurumlarıyla olan ilişkileri başta olmak üzere Kıbrıs Türk tarafının birçok konuya ilişkin hassasiyetlerini muhataplarına aktardı.

Heyet, Avrupa Parlamentosu’nda Hristiyan Demokrat Grup, Sosyalist-Demokrat Grup, Muhafazakar ve Reformcu Grup, Liberal Grup, Özgürlük ve Doğrudan Demokrasi Grubu ve Yeşiller temsilci ve milletvekilleri ile görüştü. Heyet ayrıca Avrupa Parlamentosu’nda düzenlenen “Kıbrıs ve Enerji” başlıklı yuvarlak masa toplantısına katıldı.



ABD’nin, 1974 Kıbrıs Barış Harekatı öncesinde Türkiye’yi "Kıbrıs’ın dışında tutmaya" çalıştığı ortaya çıktı



Türkiye'nin 20 Temmuz 1974'te başlattığı Kıbrıs Barış Harekatı öncesinde dönemin ABD yönetiminin Türkiye'yi "Kıbrıs'ın dışında tutmaya" çalıştığı ortaya çıktı.

Belgelerde ayrıca dönemin ABD Dışişleri Bakanı Kissinger'in "Kıbrıs'a Amerikan askeri gönderme" ihtimaline karşı ordudan bilgi aldığı görüldü.

ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatı’nın (CIA) erişime açtığı gizli belgelere göre, EOKA terör örgütü lideri Nikos Sampson'un adayı Yunanistan'a bağlamak amacıyla Makarios'a karşı 15 Temmuz 1974'te darbe yapması ve sonrasındaki gelişmeler ABD yönetiminin o günlerdeki öncelikleri arasında başı çekti.

Yaklaşık 12 milyon sayfalık belgeler arasında dikkat çekenlerden biri 16 Temmuz 1974 tarihli "Çok Gizli" damgalı belge oldu.

Buna göre, Richard Nixon yönetiminde dönemin ABD Dışişleri Bakanı olan Henry Kissinger başkanlığında CIA, Pentagon ve birçok kurumun yöneticilerinin katılımıyla "Washington Özel Eylem Grubu" toplantısı düzenlendi. Sampson darbesinin ertesi günü yapılan toplantının konusu sadece Kıbrıs oldu.

Tutanaklara göre, Kissinger toplantıya katılanlardan değerlendirmelerini aldı ve Kıbrıs konusunda izlenecek politikaları belirlemeye çalıştı.

Kissinger'ın TBMM'nin 18 Temmuz'da özel oturumla yapacağı toplantının ne anlama geldiğini sorması üzerine dönemin CIA Direktörü William Colby, "Türkiye'nin güçlerini Kıbrıs'a gönderme niyetinde olduğu" şeklinde yorumladı.

Bunun üzerine Kissinger, "buna inanamıyorum. Makarios'u tekrar iktidarda görmek istemelerine inanamıyorum" dedi.

Söz alan ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Joseph Sisco ise Türkiye'nin askeri müdahalesinin iki amaç taşıyacağını, bunların adadaki Türk toplumu korumak ve adayı Yunanistan'a bağlama amacı taşıyan "enosis" politikasını engellemek olduğunu söyledi.

Kissinger ise yine araya girerek, "Makarios'u destekleyecekleri akla hayale sığmıyor" diye konuştu.

Toplantının sonlarına doğru Kissinger, ABD'nin Kıbrıs'taki durumla ilgili iki amacı bulunduğunu söyledi.

Kissinger, şöyle devam etti:

"Amaçlarımızdan biri durumun uluslararası boyut kazanmasını önlemek, ikincisi eğer bir iç savaş çıkarsa komünistlerin durumu suistimal etmek üzere cesaret kazanmasına karşı kendimizi hazırlamak. Yapmamız gereken ilk şey Yunanistan'ı ayrıştırmak ve bunu hemen bugün yapmak. Ayrıca Türkleri de bu işin dışında tutmamız gerekiyor."

Darbeci Sampson'u meşru yönetim olarak tanımayacaklarını aktaran Kissinger, Sampson'u bir "kukla" olarak nitelendirdi.

Kissinger, toplantının son bölümlerinde de "öncelikle sahadaki durum nedir, bunu öğrenelim. Daha sonra kimi destekleyeceğimize karar veririz." ifadesini kullandı.

Toplantıya katılanlardan Atina ve Ankara'ya odaklanmalarını isteyen Kissinger, Türkiye'nin ne istediğini bilmek gerektiğini vurguladı.

Kissinger, toplantı tutanaklarının son cümlesinde ise "Türkleri ve Sovyetleri bunun dışında tutmalıyız. Kıbrıs'taki iç durumun nasıl geliştiğini görmeliyiz." dedi.

Takip eden günlerde de CIA Ulusal İstihbarat Bülteni ve diğer belgelerde Kıbrıs konusuna en başta yer verildiği dikkati çekti.

Bu belgelerde Türkiye'nin güneye doğru askeri birliklerini kaydırdığı, olası bir müdahale için askeri önlemler aldığı bilgisi aktarıldı.

CIA'in 19 Temmuz 1974 tarihli "Çok Gizli" damgalı bir başka belgesinde ise CIA Direktörü William Colby'nin Kissinger gibi Türkiye'nin Kıbrıs'a müdahalesini engelleme ya da geciktirme fikrinde olduğu göze çarptı.

Yine Kıbrıs konusunda Dışişleri Bakan Yardımcısı Robert Ingersoll başkanlığında yapılan "Washington Özel Eylem Grubu" toplantısında söz alan Colby, "Asıl sorun Türklerin pazartesiye (22 Temmuz 1974) kadar adayı işgal etmesini geciktirmek." ifadesini kullandı.

CIA belgelerinde, Kıbrıslı Başpiskopos Makarios'un adadan kaçmasına yol açan 15 Temmuz darbesinden sonra ABD yönetiminin adaya asker gönderme düşüncesini ele aldığı da ortaya çıktı.

18 Temmuz 1974'te yapılan üst düzey toplantının tutanaklarına göre, ABD Dışişleri Bakanı Kissinger, ABD askerini adaya gönderme ihtimalini gündeme getirdi.

Kissinger, ABD Genelkurmay Başkanı General George Brown'a, "mesela eğer ihtiyaç duysak, 82. hava indirme bölüğünü Kıbrıs'a göndermek ne kadar sürer?" diye sordu.

Brown ise Kissinger'a şu yanıtı verdi:

"Kuzey Carolina'daki Fayetteville'de iki saatte hazır olacak şekilde sürekli alarmda tutulan bir bölük var. Bu askerleri oraya göndermek için C-130 uçakları gerekli. İki saatte hazır olabilirler ama onları Kıbrıs'a götürmek 12 saati bulur. Bir ya da iki taburun oraya (Kıbrıs'a) götürülmesi ise 18 saat sürebilir."

Bunun ardından Kissinger, General Brown'dan Kıbrıs'a asker gönderme süreleri hakkında rapor istedi. Brown da "Tabii ayrıca Avrupa ve Almanya'da daha hızlı gönderebileceğimiz birlikler bulunuyor." dedi.

15 Temmuz 1974 tarihinde Yunanistan'daki cuntanın desteğiyle EOKA lideri Nikos Sampson, adayı Yunanistan'a bağlamak amacıyla Makarios'a karşı bir darbe gerçekleştirerek iktidarı kısa süreyle ele geçirmişti.

Bu hareket karşısında Türkiye, 1960 Garanti Antlaşması çerçevesinde önce İngiltere'ye ortak müdahale teklifinde bulunmuştu.

Türkiye, İngiltere'nin olumsuz cevap vermesi üzerine adadaki Türklerin güvenliğini de dikkate alarak dönemin Başbakanı Bülent Ecevit'in "Ayşe tatile çıksın" mesajıyla 20 Temmuz 1974 günü Barış Harekatı’nı başlatmıştı. Böylece Kıbrıs'ın Yunanistan'a ilhakı önlenmiş, Kıbrıs Türk halkının varlığı da güvence altına alınmıştı. Kıbrıs Türk Barış Harekatı'nın ardından Yunanistan'daki cunta idaresi de iktidarı kaybetmişti.



EMITT’te KKTC standına en iyi stant ödülü



Turizm ve Çevre Bakanlığı’nın standı, Doğu Akdeniz Uluslararası Turizm ve Seyahat Fuarı’nda (EMITT) en iyi stant ödülünü layık görüldü.

KKTC standı, 84 ülkeden kurulan stant arasından seçildi.

Turizm ve Çevre Bakanı Fikri Ataoğlu, konuyla ilgili açıklamasında, amaçlarının ülke tarihi, kültürü ve turistik özelliklerini dünyanın her yerinde en iyi şekilde tanıtarak, KKTC’nin daha fazla ülkeden daha fazla turist tarafından tercih edilmesi olduğunu söyledi.

Alınan ödülün uluslararası platformda sürdürülen tanıtım faaliyetlerine büyük bir motivasyon getirdiğini vurgulayan Ataoğlu, elde edilen bu başarıda başta bakanlık çalışanları olmak üzere tüm sektör temsilcilerine teşekkür etti.













Enformasyon Dairesi







Facebook





Twitter





Website





Instagram













Dışişleri Bakanlığı







Facebook





Twitter





YouTube





Website













KKTC Dışişleri Bakanlığı

Enformasyon Dairesi



Tel: +90 (392) 228 3365 / 228 3241

Fax: +90 (392) 228 4847

E-Mail: pio@mfa.gov.ct.tr

Adres: Selçuklu Caddesi, Lefkoşa KKTC

via Mersin 10 / TURKEY



Twitter: @trnc_pio

Facebook: TRNC Public Information Office / KKTC Enformasyon Dairesi

Youtube: KKTCDisisleri





Yorumlar










Aktif Ziyaretçi 14
Dün Tekil 822
Bugün Tekil 163
Toplam Tekil 1981562
IP 54.226.227.175






TURAN-SAM PRINTED ISSN: 1308-8041
TURAN-SAM ONLINE ISSN: 1309-4033
Journal is indexed by:































































25 Rebiü'l-Evvel 1439
Aralık 2017
P
S
Ç
P
C
Ct
P
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31


Dünya'da kim ordusundan, milletinden, biliminden, kültüründen, kimliğinden, vazgeçmiş ki, sende vazgeçiyorsun ?
(Prof. Dr. Oktay SİNANOĞLU)


Ekle Çıkar









Anasayfa - Amaç - Misyon - Vizyon - Faaliyetler - Tüzük - Yönetim - Yasal Uyarı - İletişim

Her Hakkı Saklıdır © 2007 - 2017 TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi
Sayfa 1.597 saniyede oluşturulmuştur.

TURAN-SAM rssTURAN-SAM rss
Google Sitemap

"Bu site en iyi mozilla firefox'ta 1280x960 çözünürlükte görüntülenir."

Turan Portal v1.3 | Tasarım TURAN-SAM , Kodlama Serkan Aygün

Turan Nedir?, Bilimsel Dergiler, En popüler Bilimsel Dergi, Endeksli Bilimsel Dergiler, Saygın Bilimsel Dergi, Türk Dünyasının en popüler ve en saygın Bilimsel Hakemli Dergisi, SSCI, SCI, citation index, Turan, Türk Devletleri, Türk Birligi, Türk Dünyası, Türk Cumhuriyetleri, Türki Cumhuriyetler, Özerk Türkler, Öztürkler, Milliyetçi, Türkçü, Turancı, Turan Askerleri, ALLAH'ın askerleri, Turan Birliği, Panturan, Pantürk, Panturkist, Türk, Dünyası, Stratejik, CSR, SAM, Center for Strategical Researches, Araştırma, Merkezi, Türkiye, Ankara, İstanbul, Azer, Azeri, Azerbaycan, Bakü, Kazakistan, Alma-Ata, Astana, Kırgız, Bişkek, Kırgızistan, Özbekistan, Özbek, Taşkent, Türkmen, Türkmenistan, Turkmenistan, Aşxabad, Aşkabat, Ozbekistan, Kazakhstan, Uzbekistan, North, Cyprus, Kıbrıs, MHP, AKP, CHP, TURKEY, Turancılık, KKTC, Vatan, Ülke, Millet, Bayrak, Milliyet, Cumhuriyet, Respublika, Alparslan Türkeş, Atatürk, Elçibey, Bahçeli, Aytmatov, Bahtiyar Vahabzade, Yusuf Akçura, Zeki Velidi Togan, İsmail Gaspıralı, Gaspırinski, Nihal Atsız, Alptekin, Kürşad, Tarih, Kardeş, Xalq, Halk, Milletçi, Milliyetçi, Yürek, Ürek, Türklük, Beynelxalq, Arbitrli, Elmi, Jurnal, Nüfuzlu