TÜRKLERDE DEĞİŞEN MİLLİYETÇİLİK ANLAYIŞI ÜZERİNE: GEÇMİŞTEN 1900’LERE… - SAMET ZENGİNOĞLU - TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi - http://www.turansam.org









TÜRKLERDE DEĞİŞEN MİLLİYETÇİLİK ANLAYIŞI ÜZERİNE: GEÇMİŞTEN 1900’LERE… - SAMET ZENGİNOĞLU
Tarih: 09.02.2010 > Kaç kez okundu? 2461

Paylaş






“büyük günler geliyor… Kıtlık olunca ay paralanacak… Kara Kağan’ı öldürmeyeceksin… Onu tasa öldürecek… Bir ulu şehirde toplanmış kırk er görüyorum… Aralarında sen de varsın… Yağmur yağıyor… Irmağın kıyısında dövüşüyorsunuz… Budun kuruluyor… Bin üç yüz yıllık ölümden sonra dirileceksiniz. Acunun batımına dek adınız gönüllerde kalacak.”



“Evet! Bin yıldan beri yaşıyorsunuz. Hatta belki de iki bin yıldan beri… Mete’nin, askerlerini sadakat sınavından geçirmek için sevgililerine, nişanlılarına, eşlerine ok atmalarını emrettiği ve büyük sevgileri dolayısıyla ok atamayanları idam ettirdiği zamandan beri…”

Yaklaşık dört bin yıllık Türk tarihinin en belirgin ve parlak dönemlerinden biri olan Hunlar devrinde Mete Han’ın sadakat sınavı ibret verici bir bağlılık göstergesi olmuştur.

İkinci parlak devir, Göktürkler dönemi olmuştur. Bu dönemdeki milliyetçilik anlayışı bugün bile ders alınması gereken bir zihniyet taşır. Orhun Abideleri’nde denir ki: “Tanrı buyurduğu için, kendim devletli olduğum için, kağan oturdum. Kağan oturup aç, fakir milliyeti hep toplattım. Fakir milleti zengin kıldım. Az milleti çok kıldım.” “Babamızın, amcamızın kazanmış olduğu milletin adı sanı yok olmasın diye, Türk milleti gece uyumadım, gündüz oturmadım.” Bilindiği üzere, tarihi durum ya da olayları bugün ile kıyas etmek metodolojik bir hata olur. Lakin aynı şeyi burada söylemek mümkün değildir. Çünkü burada alınması lazım gelen dersler vardır ve bu dersler bugünkü milliyetçilik anlayışı ile on dört asır önceki milliyetçilik anlayışı arasındaki farkı göstermesi bakımından da ayrı bir önemi haizdir.

Türklerin İslamiyet ile tanışmaları ve benimsemeleri, sahip olunan milliyetçilik anlayışını değiştirmekten ziyade daha sağlam temellere oturtmuştur. Hiçbir zaman Türklük fikri ve İslamiyet bir sentez oluşturmamış, aksine tam bir birlik oluşturmuştur. Çünkü Hegel’in sentez anlayışından yola çıkarsak ortada bir ‘tez’in bir de ‘antitez’in olması gerekmektedir. Oysa Türklük ve İslamiyet kendi içerisinde bir zıtlık barındırmamaktadır.

İslamiyet tarihi içerisinde kaotik bir dönemi temsile eden Emevi döneminin ardından Abbasi dönemi gelse de, her iki dönemin ardından İslam bayrağını layıkıyla taşıyan Selçuklular devri ile Türkler olmuştur. 1071 yılında Alparslan Anadolu’ya yürüyeceği gün bütün askerlerini toplayıp beyaz elbiseleriyle bir konuşma yapmıştır ve demiştir ki: “şayet bugün mağlup olursak, bu beyaz elbise kefenim olsun.” Ve aynı gün İslam coğrafyasının pek çok köşesinde zafer niyeti ile dolu vaazlar verilmiştir. Bu şanlı başlangıcın daha sonra aynı şekilde devam ettiğini söylemek pek mümkün değildir. Çünkü Selçuklu döneminde İranlıların devlet kademelenmesindeki büyük etkisi az ya da çok sahip olunan milli duyguları arka plana itmiştir. Milliyetçilik için en önemli unsur olan dil’de Farsçanın etkisinin artması bile bu etkiyi anlatmaya kâfidir.

Beylikler dönemi ile beraber Osmanlı’nın altı asır sürecek olan tarih sahnesine çıktığı görülmektedir. Devşirme sistemine kadar Osmanlı’da da milliyetçilik fikrinin İslamiyet ile iç içe hareket ettiğini ve asli bir etken olduğunu söylemek mümkündür. Fakat “Osmanlı yaklaşık 550 yıl sonra bu kavramı (Türklük) gündemden çıkaracak, yerine ‘Hanedan – ı Osmani’ unsurunu koyacak ve “ümmet” ideolojisi altında bu yaklaşımına yasallık kazandırmaya çalışacaktır. Böylece, “Türklük” devreden çıkarılmış olacak, toplum asabiyesini yitirecektir. Devşirme güçlerinin eline geçen yönetim Türk halkını “etrak – ı bi idrak” olarak algılayacaktır.” Elbette ki, İslamiyet İmparatorluk içerisinde tutkal vazifesi görmüştür. Ancak, Türklüğün bu denli arka plana itilmesi ileride istenmeyen sonuçları da beraberinde getirecektir. Yine de, “etrak – ı bi idrak” addedilen halk, Kurtuluş mücadelesini veren halk olacaktır. Yani, her ne kadar Osmanlı, ilerleme hamlelerini Batı’da gerçekleştirse de, en fazla saygıyı Ortadoğu’ya gösterse de, kurtuluş yine de Anadolu’dan gerçekleşmiştir.

XVIII. yüzyılda yaşanan gelişmelerin ardından Türkçülük kavramı yine karşımıza çıkmaktadır, bu kez, kurtuluş reçetelerinden biri olarak. Batı’nın tabiri ile ‘hasta adam’ konumunda olan Osmanlı devletinde bu durumdan kurtulmak için genelde dört reçete ortaya atılmıştır: Türkçülük, Osmanlıcılık, Batıcılık, İslamcılık. Bu bağlamda birçok çalışma kaleme alınmış ve bir o kadar da görüş ve düşünce dile getirilmiştir. Biz burada konumuz ile bağlantılı olarak XX. yüzyılın başlangıcında düşüncelerini dile getiren iki önemli fikir adamından bahsedeceğiz. Yusuf Akçura ‘Üç Tarz – ı Siyaset’ adlı çalışmasında Osmanlıcılık, Türkçülük ve İslamcılık fikirlerinin ne denli başarılı olabileceğini ele almıştır. Her ne kadar eserinde hangi fikrin başarılı olabileceğini kesin olarak ifade etmese de, daha sonraki çalışmalarından da görüleceği üzere, Türkçülük fikrinin daha ağır bastığı görülmektedir. Atatürk’ü de derinden etkilediği bilinen Ziya Gökalp ise, “Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak” adlı eserinde kurtuluş reçetesi için her üç akıma da yer vermiştir. Fakat üstünde durduğu nokta “Türkçülüğün Esasları” olmuştur. Milliyet ve milliyetçilik anlayışında Gökalp ile farlılıkların gözlemlenmeye başladığı söylenebilir. Ziya Gökalp’a göre “milliyette şecere aranmaz. Yalnız terbiyenin ve mefkûrenin milli olması aranır.” Bu temel görüşün ardından etik bakış açısı ve emik bakış açısı tartışmaları ortaya çıkmıştır. Emik bakış, bir grubun kendini ‘ne’, ‘kim’ olarak gördüğüdür. Etik bakış ise, bir grubun dışarıdan başka bir grubu tanımlaması ve genellemesidir. Artık aranan şart Türk olmaktan öte kişinin kendisini Türk hissetmesi olmuştur.

Bir ulus devlet olarak kurulan Türkiye Cumhuriyeti ile milliyetçilik ve Türkçülük fikirlerinin yeniden hayat bulduğunu söylemek mümkündür. Atatürk’ün, Nutuk’ta: “Efendiler; bu vesile ile muhterem milletime şunu tavsiye ederim ki, sinesinde yetiştirerek başının üstüne çıkaracağı adamların kanındaki, vicdanındaki cevher – i asliyi çok iyi tahlil etmekten bir an feragat etmesin” beyanı ve Türk gençliğine hitap ederken, “muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur” ibaresi, yeniden hayat buluşun en net örnekleridir.

Cumhuriyetin kurulmasının ardından, dünyada hızla tırmanan ırkçılık ve faşizm fikirleri, Türkiye’deki milliyetçilik anlayışı ile bir tutulmak istenmiştir. Bu alanda çalışan birçok fikir adamına göre Almanya’da Hitler’in, İtalya’da Mussolini’nin yaptıkları ile Türklerin milliyetçilik anlayışını bir tutmak, temelde doğruluğu mümkün olamaz bir düşüncedir. “Türk milliyetçisinin kof bir nazariyeden ibaret ırkçılıkla hiçbir münasebeti olamayacağı” birçok düşünür tarafından aynı şekilde savunulmuştur.

Cumhuriyet tarihinde milliyetçilik kavramı ele alındığında belki de en çok tartışılan isim H. Nihal Atsız olmuştur. Hala da pek çok çevrede tartışılmaktadır. O’na göre Türkçülük dört kaynaktan gelmektedir: (1) Kökü çok eski olan ve Türk uruğunun altında yüzyıllardan beri yaşayan milliyetçilik, (2) Tanzimat’tan sonra, Avrupa’daki milliyetçiliklere benzeyen halkçı bir hareketin bizde de tatbik olunmasını isteyen milliyetçilik hareketi, (3) Devletimizin içindeki yabancı unsurların ihaneti dolayısıyla doğan tepki, (4) Türklerin iki yüz yıldan beri çektikleri büyük sıkıntılar. Atsız’ın bu dört kaynağı esas alarak yazılarını kaleme aldığı görülmektedir. Aslında bu kaynaklar değişen milliyetçilik anlayışını da göstermesi bakımından önemlidir.

Milliyetçilik fikrini siyasi zemine taşıyan ve savunan en etkili isim, Alparslan Türkeş olmuştur. Türkeş’in bir dönem Atsız ile fikir alış verişi içerisinde olduğu, fakat daha sonra bu irtibatın kesildiği bilinmektedir. Bu noktada milliyetçilik hakkında Alparslan Türkeş’in de görüşüne yer verilmelidir. Birçok konuşma, yazı ve eserinde bu konuya yer vermiş olsa da, biz şu tanımını vermekle yetineceğiz: “Milliyetçilik, Türk milletine karşı beslenen derin sevginin ifadesidir. Kalbinde başka bir ırkın gururunu taşımayan ve kendisini samimi olarak Türk hisseden ve Türklüğe adayan herkes Türk’tür.”





Yorumlar








Aktif Ziyaretçi 12
Dün Tekil 790
Bugün Tekil 165
Toplam Tekil 1639707
IP 54.161.128.52






TURAN-SAM PRINTED ISSN: 1308-8041
TURAN-SAM ONLINE ISSN: 1309-4033
Journal is indexed by:

































































8 Rebiü'l-Evvel 1438
Aralık 2016
P
S
Ç
P
C
Ct
P
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31


Benim Hayatta yegane fahrim, servetim Türklükten başka bir şey değildir.
(Mustafa Kemal ATATÜRK)


Ekle Çıkar









Anasayfa - Amaç - Misyon - Vizyon - Faaliyetler - Tüzük - Yönetim - Yasal Uyarı - İletişim

Her Hakkı Saklıdır © 2007 - 2017 TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi
Sayfa 1.597 saniyede oluşturulmuştur.

TURAN-SAM rssTURAN-SAM rss
Google Sitemap

Sayac

"Bu site en iyi mozilla firefox'ta 1280x960 çözünürlükte görüntülenir."

Turan Portal v1.3 | Tasarım TURAN-SAM , Kodlama Serkan Aygün

Turan Nedir?, Bilimsel Dergiler, En popüler Bilimsel Dergi, Endeksli Bilimsel Dergiler, Saygın Bilimsel Dergi, Türk Dünyasının en popüler ve en saygın Bilimsel Hakemli Dergisi, SSCI, SCI, citation index, Turan, Türk Devletleri, Türk Birligi, Türk Dünyası, Türk Cumhuriyetleri, Türki Cumhuriyetler, Özerk Türkler, Öztürkler, Milliyetçi, Türkçü, Turancı, Turan Askerleri, ALLAH'ın askerleri, Turan Birliği, Panturan, Pantürk, Panturkist, Türk, Dünyası, Stratejik, CSR, SAM, Center for Strategical Researches, Araştırma, Merkezi, Türkiye, Ankara, İstanbul, Azer, Azeri, Azerbaycan, Bakü, Kazakistan, Alma-Ata, Astana, Kırgız, Bişkek, Kırgızistan, Özbekistan, Özbek, Taşkent, Türkmen, Türkmenistan, Turkmenistan, Aşxabad, Aşkabat, Ozbekistan, Kazakhstan, Uzbekistan, North, Cyprus, Kıbrıs, MHP, AKP, CHP, TURKEY, Turancılık, KKTC, Vatan, Ülke, Millet, Bayrak, Milliyet, Cumhuriyet, Respublika, Alparslan Türkeş, Atatürk, Elçibey, Bahçeli, Aytmatov, Bahtiyar Vahabzade, Yusuf Akçura, Zeki Velidi Togan, İsmail Gaspıralı, Gaspırinski, Nihal Atsız, Alptekin, Kürşad, Tarih, Kardeş, Xalq, Halk, Milletçi, Milliyetçi, Yürek, Ürek, Türklük, Beynelxalq, Arbitrli, Elmi, Jurnal, Nüfuzlu